<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" >

<channel>
	<title>Aile Hukuku &#8211; SARIOĞLU &amp; SEFER HUKUK B&Uuml;ROSU</title>
	<atom:link href="https://www.sarioglusefer.com/kategori/aile-hukuku/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sarioglusefer.com</link>
	<description>Hızlı ve Etkili Yasal &#199;&#246;z&#252;m </description>
	<lastBuildDate>Fri, 03 Jul 2026 20:55:02 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.sarioglusefer.com/wp-content/uploads/2022/02/cropped-logo1-32x32.png</url>
	<title>Aile Hukuku &#8211; SARIOĞLU &amp; SEFER HUKUK B&Uuml;ROSU</title>
	<link>https://www.sarioglusefer.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Çocukla Kişisel İlişki Kurulması</title>
		<link>https://www.sarioglusefer.com/cocukla-kisisel-iliski-kurulmasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Av. Mehmet Sarıoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Jul 2026 20:55:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Aile Hukuku]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sarioglusefer.com/?p=4169</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ana Sayfa » İstanbul Boşanma Avukatı » Çocukla Kişisel İlişki Kurulması Av. Mehmet SARIOĞLU &#124; Sarıoğlu &#38; Sefer Hukuk Bürosu &#124; Güncelleme: Temmuz 2026 Çocukla kişisel ilişki, velayet kendisine bırakılmayan ana veya babanın çocukla düzenli biçimde görüşmesini, birlikte vakit geçirmesini ve duygusal bağını sürdürmesini sağlayan haktır. TMK m.323 uyarınca &#8220;ana ve babadan her biri, velâyeti ... <a title="Çocukla Kişisel İlişki Kurulması" class="read-more" href="https://www.sarioglusefer.com/cocukla-kisisel-iliski-kurulmasi/" aria-label="Read more about Çocukla Kişisel İlişki Kurulması">Devamını oku</a></p>
<p><a rel="nofollow" href="https://www.sarioglusefer.com/cocukla-kisisel-iliski-kurulmasi/">Çocukla Kişisel İlişki Kurulması</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://www.sarioglusefer.com">SARIOĞLU &amp; SEFER HUKUK B&Uuml;ROSU</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="ss-breadcrumb"><a href="/">Ana Sayfa</a> » <a href="/istanbul-bosanma-avukati/">İstanbul Boşanma Avukatı</a> » Çocukla Kişisel İlişki Kurulması</div>
<div class="ss-byline">Av. Mehmet SARIOĞLU | Sarıoğlu &amp; Sefer Hukuk Bürosu | Güncelleme: Temmuz 2026</div>
<p><strong>Çocukla kişisel ilişki</strong>, velayet kendisine bırakılmayan ana veya babanın çocukla düzenli biçimde görüşmesini, birlikte vakit geçirmesini ve duygusal bağını sürdürmesini sağlayan haktır. TMK m.323 uyarınca &#8220;ana ve babadan her biri, velâyeti altında bulunmayan veya kendisine bırakılmayan çocuk ile uygun kişisel ilişki kurulmasını isteme hakkına sahiptir.&#8221; Bu, yalnızca ebeveynin değil, çocuğun da hakkıdır ve ancak çocuğun üstün yararı gerektirdiğinde kısıtlanabilir veya kaldırılabilir. Görüşme takvimi; çocuğun yaşı, okul durumu, tarafların mesafesi ve analık-babalık duygusunun tatmini birlikte gözetilerek, infaz edilebilir netlikte belirlenir.</p>
<p>Bu rehberde kişisel ilişkinin hangi hallerde ve nasıl kurulduğunu; yatılı ilişki, görüşme takviminin ölçüleri, sınırlandırma ve kaldırma sebepleri (TMK m.324), büyükanne-büyükbabanın hakları (m.325) ve engellemenin yaptırımlarını güncel Yargıtay içtihatlarıyla açıklıyoruz.</p>
<div class="ss-icindekiler">
<p><strong>İçindekiler</strong></p>
<ul>
<li><a href="#nedir">Kişisel İlişki Nedir? Kimin Hakkıdır?</a></li>
<li><a href="#hangi-haller">Kişisel İlişki Hangi Hallerde Kurulur?</a></li>
<li><a href="#soybagi">Evlilik Dışı Çocukta Soybağı Şartı</a></li>
<li><a href="#nasil-belirlenir">Görüşme Takvimi Nasıl Belirlenir?</a></li>
<li><a href="#yatili">Kişisel İlişki Yatılı Olur mu?</a></li>
<li><a href="#telefon">Telefon ve Görüntülü Görüşme Düzenlenir mi?</a></li>
<li><a href="#cocugun-gorusu">Çocuk Görüşmek İstemezse Ne Olur?</a></li>
<li><a href="#sinirlama">Kişisel İlişki Hangi Hallerde Sınırlandırılır veya Kaldırılır? (TMK m.324)</a></li>
<li><a href="#olcululuk">Refakatli Görüşme ve Ölçülülük İlkesi</a></li>
<li><a href="#buyukanne">Büyükanne ve Büyükbabanın Torunla Kişisel İlişki Hakkı (TMK m.325)</a></li>
<li><a href="#velayeti-kaldirilan">Velayeti Kaldırılan Ebeveynin Görüşme Hakkı</a></li>
<li><a href="#yeniden-duzenleme">Kişisel İlişkinin Genişletilmesi ve Daraltılması</a></li>
<li><a href="#engelleme">Kişisel İlişki Engellenirse Ne Olur?</a></li>
<li><a href="#usul">Görevli ve Yetkili Mahkeme</a></li>
<li><a href="#emsal">Emsal Yargıtay Kararları</a></li>
<li><a href="#sss">Sık Sorulan Sorular</a></li>
</ul>
</div>
<h2 id="nedir">Kişisel İlişki Nedir? Kimin Hakkıdır?</h2>
<p>Kişisel ilişki (uygulamadaki adıyla şahsi münasebet), aile birliğinin sarsıldığı veya sona erdiği durumlarda çocuğun ebeveynleriyle bağının kopmamasını güvence altına alan hukuki kurumdur. Karşılıklı bir hak ve yükümlülük dengesi kurar: ebeveyn bakımından çocuğun gelişimini izleme ve onunla duygusal bağ kurma yetkisi; çocuk bakımından ebeveyninden mahrum kalmama ve kimlik gelişimini her iki ebeveyn figürüyle tamamlama hakkıdır. Yargıtay bu çift yönlülüğü açıkça vurgular: &#8220;Anne ve babası ayrı olan çocuğun ebeveynleriyle düzenli kişisel ilişki kurması ve bu ilişkiyi sürdürmesi çocuk için bir hak olduğu gibi, anne ve baba için de haktır&#8221; (Yargıtay 2. HD, E. 2024/7839, K. 2024/8882, T. 20.11.2024). Hakkın asıl, kısıtlamanın istisna olduğu da yerleşik ilkedir: &#8220;Kişisel ilişki sadece çocuğun yüksek yararı gerektirdiği takdirde kısıtlanabilir veya kaldırılabilir&#8221; (Yargıtay 2. HD, E. 2023/3848, K. 2024/397, T. 23.01.2024).</p>
<h2 id="hangi-haller">Kişisel İlişki Hangi Hallerde Kurulur?</h2>
<p>Kişisel ilişki yalnızca boşanma sonrasına özgü değildir; velayet ile fiili bakımın ayrıştığı her durumda gündeme gelir: <strong>boşanma ve ayrılıkta</strong> mahkeme, TMK m.182 uyarınca velayeti düzenlerken kişisel ilişkiyi de hükme bağlar; <strong>dava devam ederken</strong> TMK m.169 uyarınca hakim, nihai kararı beklemeden tedbiren kişisel ilişki kurar; <strong>evlilik dışı doğumda</strong> velayet anaya ait olduğundan (m.337) soybağı kurulmuş baba kişisel ilişki talep edebilir; <strong>velayetin kaldırılması (m.348)</strong> veya <strong>çocuğun bir aile yanına/kuruma yerleştirilmesi (m.347)</strong> hallerinde dahi ebeveynin görüşme hakkı kural olarak devam eder. Ayrıca velayetin değiştirilmesi kararıyla birlikte, velayeti kaybeden ebeveyn lehine yeni bir kişisel ilişki düzeni kurulur.</p>
<h2 id="soybagi">Evlilik Dışı Çocukta Soybağı Şartı</h2>
<p>Kişisel ilişkinin ön şartı, çocuk ile ebeveyn arasında hukuken kurulmuş bir soybağıdır. TMK m.282 uyarınca ana ile soybağı doğumla kurulur; baba ile soybağı ise ana ile evlilik, tanıma veya babalık hükmüyle kurulur. Soybağı kurulmadıkça biyolojik babanın m.323 anlamında kişisel ilişki hakkı yoktur: nüfus kaydında baba hanesi boş olan veya başka bir erkekle soybağı bulunan çocuğun biyolojik babası, önce tanıma ya da babalık davası (gerekiyorsa soybağının reddi) sürecini tamamlamalıdır. Soybağı kurulduktan sonra ise evlilik dışı doğan çocukla ilişki, evlilik içi doğan çocuktan hukuken farksızdır; takvim yine çocuğun yaşına ve gelişimine göre belirlenir.</p>
<h2 id="nasil-belirlenir">Görüşme Takvimi Nasıl Belirlenir?</h2>
<p>Hakim, takvimi belirlerken üç unsuru birlikte tartar: &#8220;Kişisel ilişki düzenlenirken çocuğun yüksek yararı, yaşı ile anne ve babalık duygusunun tatmini ve infaz edilebilir nitelikte olması hususları birlikte değerlendirilerek çocuğun kişisel gelişimine en uygun düzenleme tercih edilmelidir&#8221; (Yargıtay 2. HD, E. 2025/1195, K. 2025/7898, T. 29.09.2025). Pratikte belirleyici kriterler şunlardır:</p>
<p><strong>Çocuğun yaşı ve gelişim evresi:</strong> Bebeklik döneminde anne bakımına muhtaçlık, ilişkinin kısa süreli ve yatısız kurulmasını haklı kılabilir; çocuk büyüdükçe takvimin genişletilmesi zorunludur. <strong>Okul ve sosyal hayat:</strong> Görüşmeler çocuğun eğitimini aksatmamalıdır; her hafta sonu kurulan ilişki hem eğitim çağındaki çocuğun menfaatine aykırı hem de velayet sahibini eve bağlayarak &#8220;velayet görevinin ifasına engel&#8221; bulunmuştur (Yargıtay 2. HD, E. 2022/7354, K. 2022/7130, T. 19.09.2022) — dengeli formül ayda iki hafta sonudur (1. ve 3. hafta sonları gibi). Çocuğun hafta sonu kursları ve yoğun programı da takvimin esnetilmesinde meşru kriterdir (Yargıtay 2. HD, E. 2024/908, K. 2024/3075, T. 02.05.2024). <strong>Mesafe:</strong> Taraflar farklı şehirlerdeyse, her hafta yolculuk çocuğu yıpratacağından daha seyrek ama daha uzun süreli (sömestr, yaz dönemi) görüşmeler tercih edilir. <strong>İnfaz edilebilirlik:</strong> Karar &#8220;açık ve infazda duraksama yaratmayacak nitelikte&#8221; olmalıdır (Yargıtay 2. HD, E. 2024/2714, K. 2024/5657, T. 11.09.2024); belirsiz ifadeler bozma sebebidir. Uzman incelemesi de zorunludur: her iki ebeveyn ve çocukla görüşülerek hazırlanan sosyal inceleme raporu alınmadan kurulan kişisel ilişki hükümleri eksik inceleme nedeniyle bozulur (Yargıtay 2. HD, E. 2023/3848, K. 2024/397).</p>
<h2 id="yatili">Kişisel İlişki Yatılı Olur mu?</h2>
<p>Kural olarak evet. Çocuğun yaşı ve sağlık durumu elverdiği sürece kişisel ilişkinin yatılı kurulması esastır; yatılı ilişki, ebeveynin çocuğun günlük rutinlerine (uyku, yemek, ders) eşlik etmesini ve bağın derinleşmesini sağlar. Yargıtay, yatısız kurulan ilişkileri &#8220;uygun süreli ve yatılı olacak şekilde kişisel ilişki kurulmamış olması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir&#8221; gerekçesiyle bozmaktadır (Yargıtay 2. HD, E. 2025/3333, K. 2025/9817, T. 18.11.2025). Çocuk büyüdükçe eski yatısız kararların güncellenmesi de zorunludur: boşanma tarihinde 2 yaşında olan çocuğun 9 yaşına gelmesi üzerine, gündüzlü ilişkinin &#8220;baba ve çocuğun anayasal hakkı olan birbirlerini tanıma, iyi ilişki kurma ve manevî bağlarının olumlu bir şekilde devamını sağlayacak&#8221; yatılı ilişkiye dönüştürülmesi gerektiği hükme bağlanmıştır (Yargıtay 2. HD, E. 2024/272, K. 2024/2221, T. 28.03.2024).</p>
<p>Yatılı ilişki mutlak kural değildir: çocuğun güvenliğini tehlikeye atan somut riskler varsa ilişki yatısız sınırlandırılabilir. Yargıtay, babanın epilepsi hastası olup ilaçlarını kendi isteğiyle bırakma niyetini beyan ettiği olayda, sosyal inceleme raporundaki risk tespitine dayanarak ilişkinin yatısız kurulmasını hukuka uygun bulmuştur (Yargıtay 2. HD, E. 2025/2698, K. 2025/9823, T. 18.11.2025).</p>
<h2 id="telefon">Telefon ve Görüntülü Görüşme Düzenlenir mi?</h2>
<p>Fiziksel görüşmenin olmadığı dönemlerde bağın kopmaması için telefon ve görüntülü görüşme gibi iletişim biçimleri takvime dahil edilebilir; özellikle taraflar arasında mesafe varsa bu araçlar ilişkinin modern parçasıdır. Ancak Yargıtay gereksiz ayrıntıdan kaçınılmasını ister: taraflardan birinin diğerinin çocukla telefon görüşmesine engel çıkardığına dair delil yoksa, mahkemenin ayrıca telefon saati belirlemesine &#8220;ihtiyaç yoktur&#8221; (Yargıtay 2. HD, E. 2024/2714, K. 2024/5657). Yani iletişim düzenlemesi, fiili bir engelleme riski varsa anlamlıdır; yoksa infazı zorlaştıran fazlalıktır.</p>
<h2 id="cocugun-gorusu">Çocuk Görüşmek İstemezse Ne Olur?</h2>
<p>İdrak çağındaki (uygulamada genellikle 8 yaş ve üzeri) çocuğun görüşü, BM Çocuk Hakları Sözleşmesi m.12 uyarınca mutlaka alınır ve önemli bir veridir; ancak mutlak emir değildir. Çocuğun &#8220;görüşmek istemiyorum&#8221; beyanı tek başına ilişkinin kaldırılmasına yetmez: Yargıtay, çocuğun hem uzman görüşmesinde hem duruşmada babasıyla görüşmek istemediğini bildirmesine rağmen, &#8220;bu durumun kişisel ilişkinin kaldırılması için geçerli bir sebep olmadığı&#8221; tespitiyle ilişkinin yatısız olarak devamını isabetli bulmuştur (Yargıtay 2. HD, E. 2024/4415, K. 2024/5656, T. 11.09.2024). Mahkeme, isteksizliğin altındaki nedeni (ebeveyn baskısı, yabancılaştırma, geçici küskünlük) uzmanlar aracılığıyla çözümler ve gerekirse beyanın aksine, duygusal bağın yeniden kurulmasına hizmet edecek bir ilişkiye hükmeder (Yargıtay 2. HD, E. 2024/272).</p>
<p>Buna karşılık çocuğun beyanı somut vakıalarla destekleniyorsa sonuç değişir: çocuğun baba evindeki yaşam koşullarından duyduğu rahatsızlığı ısrarla ve tutarlı biçimde dile getirdiği olayda yatılı ilişkinin kaldırılıp görüşmelerin gündüzle sınırlandırılması (Yargıtay 2. HD, E. 2024/5352, K. 2024/5797, T. 12.09.2024) ve çocuğun babadan uzaklaşmasına yol açan vakıaların tespitinde &#8220;sınırlı şekilde ve yatısız&#8221; ilişki kurulması (Yargıtay 2. HD, E. 2024/4242, K. 2024/7322, T. 14.10.2024) onaylanmıştır. Ayrım, beyanın kaynağındadır: telkin mi, yaşanmışlık mı.</p>
<h2 id="sinirlama">Kişisel İlişki Hangi Hallerde Sınırlandırılır veya Kaldırılır? (TMK m.324)</h2>
<p>TMK m.324/1, her iki ebeveyne negatif yükümlülük yükler: &#8220;Ana ve babadan her biri, diğerinin çocuk ile kişisel ilişkisini zedelemekten, çocuğun eğitilmesi ve yetiştirilmesini engellemekten kaçınmakla yükümlüdür.&#8221; İkinci fıkra ise hakkın reddedilmesine veya kaldırılmasına yol açabilecek dört sebep grubu sayar:</p>
<p><strong>1. Çocuğun huzurunun tehlikeye girmesi:</strong> Fiziksel güvenlikle sınırlı değildir; psikolojik dengeyi de kapsar. Görüşme sırasında şiddet, çocuğun uygunsuz ortamlarda bulundurulması, madde kullanımı ve ebeveynin çocuk için risk oluşturan ciddi sağlık sorunları (yukarıdaki epilepsi emsali gibi) bu gruptadır. <strong>2. Hakkın yükümlülüklere aykırı kullanımı:</strong> Görüşme saatlerinin sürekli ihlali, çocuğun kaçırılması veya süresinde teslim edilmemesi, çocuğun diğer ebeveyne karşı sistematik biçimde kışkırtılması (yabancılaştırma). <strong>3. Çocukla ciddi olarak ilgilenmeme:</strong> Görüşme hakkı tanınmasına rağmen çocuğu üçüncü kişilere bırakma, görüşmelere gelmeyerek çocuğun güvenini kırma. <strong>4. Diğer önemli sebepler:</strong> Kanunda sayılmayan ancak çocuğun üstün yararını zedeleyen somut durumlar — ebeveynler arası aşırı çatışmanın çocuğa yansıması gibi. Bu sebeplerden birinin varlığında hak tamamen kaldırılabileceği gibi belirli süre durdurulabilir veya içeriği değiştirilebilir.</p>
<h2 id="olcululuk">Refakatli Görüşme ve Ölçülülük İlkesi</h2>
<p>Kişisel ilişkiye müdahalede ölçülülük ilkesi geçerlidir: mahkeme, riski bertaraf edecek en hafif tedbirden başlamalı, ilişkinin tamamen kaldırılmasına son çare olarak başvurmalıdır. Ara formüller kademelidir: takvimin daraltılması → yatılı ilişkinin yatısıza çevrilmesi (Yargıtay 2. HD, E. 2023/1962, K. 2023/1727, T. 11.04.2023: uzman raporuyla çocuğun huzurunun ciddi tehlikeye girdiği saptandığında ilişkinin kısıtlanarak yatısız sürdürülmesi) → <strong>refakatli (uzman eşliğinde) görüşme</strong>. Yargıtay, babanın davranışları nedeniyle riskli görülen olayda dahi bağın koparılmasını hukuka aykırı bulmuş ve çözüm olarak &#8220;pedagog eşliğinde kişisel ilişki tesisine&#8221; hükmedilmesini kabul etmiştir: &#8220;çocukla baba arasındaki bağın koparılmasını gerektirecek şekilde kişisel ilişkinin tamamen kaldırılması çocuğun üstün yararına uygun&#8221; değildir (Yargıtay 2. HD, E. 2024/3495, K. 2024/5195, T. 02.07.2024). Bu yaklaşımın mantığı açıktır: çocuğun bir ebeveynden tamamen yoksun büyümesinin zararı, kontrollü görüşmenin taşıdığı riskten genellikle daha büyüktür.</p>
<h2 id="buyukanne">Büyükanne ve Büyükbabanın Torunla Kişisel İlişki Hakkı (TMK m.325)</h2>
<p>TMK m.325/1 uyarınca &#8220;olağanüstü hâller mevcutsa, çocuğun menfaatine uygun düştüğü ölçüde çocuk ile kişisel ilişki kurulmasını isteme hakkı diğer kişilere, özellikle hısımlarına da tanınabilir.&#8221; İki şart birlikte aranır: olağanüstü halin varlığı ve ilişkinin çocuğun menfaatine uygunluğu. &#8220;Olağanüstü hal&#8221; içtihatta dar yorumlanır: ebeveynlerden birinin ölümü, gaipliği, velayetinin kaldırılmış olması veya çocuğun uzun süre büyükanne/büyükbaba yanında büyümüş olması bu kapsamdadır; buna karşılık salt torun sevgisi ve akrabalık bağı yeterli değildir. Ebeveynin çocukla kurulan kişisel ilişkisi zaten devam ediyorsa, büyükanne ve büyükbabanın torunu o görüşme günlerinde görme imkanı bulunduğu da değerlendirmede gözetilir.</p>
<p>m.325/2 uyarınca ana babaya öngörülen sınırlamalar üçüncü kişilere kıyasen uygulanır: büyükanne veya büyükbaba da çocuğun huzurunu tehlikeye atar ya da velayet sahibine karşı çocuğu kışkırtırsa hakkı reddedilir veya kaldırılır. Üçüncü kişilere tanınan süre, ebeveynlere tanınandan belirgin biçimde dardır; uygulamada ayda bir gün veya dini bayramlarda kısa süreli görüşmeler şeklinde takvimler kurulur — amaç geniş aile bağını korurken velayet otoritesini ve çocuğun dinlenme zamanını zedelememektir.</p>
<h2 id="velayeti-kaldirilan">Velayeti Kaldırılan Ebeveynin Görüşme Hakkı</h2>
<p>Velayetin kaldırılması (m.348) veya çocuğun kuruma yerleştirilmesi (m.347), kişisel ilişki hakkını kendiliğinden sona erdirmez; ebeveyn, bakım ve temsil yetkisini kaybetse de ana-baba sıfatını korur. Ancak bu hallerde ilişkinin kapsamı, kaldırma gerekçesine göre sıkı denetlenir: velayet çocuğa karşı işlenen bir suç veya ağır ihmal nedeniyle kaldırılmışsa m.324/2 uyarınca kişisel ilişki de tamamen reddedilebilir. Kuruma yerleştirilen çocuklarda görüşmeler kurum gözetiminde ve kurumca belirlenen saatlerde yapılır; her görüşme sonrası çocuğun tepkileri uzmanlarca gözlemlenip mahkemeye raporlanır ve görüşmeler rehabilitasyonu olumsuz etkiliyorsa ilişki askıya alınabilir. Velayetin kaldırılmasının şartlarını ve sonuçlarını ayrı makalede ayrıntılı incelemiştik.</p>
<h2 id="yeniden-duzenleme">Kişisel İlişkinin Genişletilmesi ve Daraltılması</h2>
<p>Kişisel ilişki kararları da kesin hüküm teşkil etmez; koşullar değiştikçe yeniden düzenlenebilir. En tipik senaryo <strong>genişletme</strong>dir: çocuğun büyümesi, eski tarihli dar veya yatısız takvimleri yetersiz kılar ve velayeti olmayan ebeveyn, ilişkinin yatılı hale getirilmesi veya sürelerin artırılması için dava açabilir (yukarıdaki 2 yaş → 9 yaş emsali bu davanın tipik örneğidir). Tersine, m.324&#8217;teki sebeplerin ortaya çıkması halinde velayet sahibi <strong>daraltma veya kaldırma</strong> talep edebilir. Her iki davada da güncel sosyal inceleme raporu alınması ve idrak çağındaki çocuğun dinlenmesi zorunludur; rapor, çocuğun ebeveyn yanındaki barınma ve yaşam koşullarını da değerlendirir içerikte olmalıdır (Yargıtay 2. HD, E. 2021/6575, K. 2021/6798, T. 04.10.2021).</p>
<h2 id="engelleme">Kişisel İlişki Engellenirse Ne Olur?</h2>
<p>Velayet sahibinin, belirlenen gün ve saatlerde çocuğu teslim etmemesi veya görüşmeleri sistematik biçimde zorlaştırması üç ayrı yaptırım mekanizmasını harekete geçirir:</p>
<p><strong>1. Velayetin değiştirilmesi:</strong> TMK m.324/3 uyarınca kişisel ilişki düzenlemesinin gereklerini yerine getirmeyen ebeveynden, çocuğun menfaatine aykırı olmamak kaydıyla velayet alınabilir; bu ihtar m.182/2 gereği zaten kararda yazılıdır. Tek bir engelleme genellikle yeterli görülmez; sistematik sabotaj aranır. Bu yaptırımın işleyişini velayetin değiştirilmesi makalesinde ayrıntılı anlatmıştık. <strong>2. Yeni teslim sistemi ve disiplin hapsi:</strong> 7343 sayılı Kanunla çocuk teslimi icra dairelerinden alınıp Adli Destek ve Mağdur Hizmetleri Müdürlüklerine devredilmiştir; süreç harçsız ve uzman (psikolog, pedagog, sosyal çalışmacı) eşliğinde yürütülür. Teslim emrinin gereğini haklı mazeret olmaksızın yerine getirmeyen ebeveyn hakkında, Çocuk Koruma Kanunu&#8217;nun ek hükümleri uyarınca şikayet üzerine <strong>üç aya kadar disiplin hapsine</strong> karar verilebilir; bu bir zorlama hapsidir ve yükümlülük yerine getirilince sona erer. Yeni teslim sisteminin işleyişini ayrı bir makalede ayrıntılı ele alacağız. <strong>3. Manevi tazminat:</strong> Kişisel ilişki, ebeveynin kişilik haklarının parçasıdır; çocuğuyla görüşmesi haksız yere engellenen ebeveyn, evlat hasretine maruz bırakılmanın yarattığı elem nedeniyle genel hükümlere göre manevi tazminat talep edebilir.</p>
<p>Pratik öneri: engelleme yaşayan ebeveyn her vakıayı belgelemelidir — teslim merkezine yapılan başvurular, tutanaklar, mesajlaşma kayıtları ve tanık beyanları, hem yaptırım taleplerinin hem olası velayet davasının delil altyapısını oluşturur.</p>
<h2 id="usul">Görevli ve Yetkili Mahkeme</h2>
<p>Kişisel ilişki davalarında görevli mahkeme aile mahkemesidir; bulunmayan yerlerde aile mahkemesi sıfatıyla asliye hukuk mahkemesi bakar. Yetki konusunda TMK m.326 özel bir kural getirir: &#8220;Kişisel ilişki kurulmasıyla ilgili bütün düzenlemelerde çocuğun oturduğu yer mahkemesi de yetkilidir.&#8221; Bu kural; uzman incelemelerinin çocuğun yaşam alanında yapılabilmesi ve çocuğun dava sürecinde en az örselenmesi amacını taşır. Boşanma davası devam ederken tedbiren kurulan ilişkide boşanma mahkemesi yetkilidir; bağımsız kişisel ilişki davalarında ise çocuğun oturduğu yerde dava açmak en sağlıklı yoldur. Dava maktu harca tabidir.</p>
<h2 id="emsal">Emsal Yargıtay Kararları</h2>
<details class="ss-emsal" open="open">
<summary><strong>Yargıtay 2. HD, E. 2024/272, K. 2024/2221, T. 28.03.2024</strong> — Boşanma tarihinde 2 yaşında olan çocuğun 9 yaşına gelmesi karşısında gündüzlü ilişkinin yetersiz kaldığı; birbirini tanıma ve manevi bağların devamını sağlayacak yatılı ilişki kurulması gerektiği, çocuğun yatılı kalmak istememesinin buna engel olmadığı.</summary>
<div class="ss-tam">
<p>[Yargıtay, 2. Hukuk Dairesi, E. 2024/272, K. 2024/2221, T. 28.03.2024</p>
<p>İNCELENEN KARARIN<br />
MAHKEMESİ: Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI: 2023/2227 E., 2023/2091 K.<br />
DAVA TARİHİ: 13.06.2022<br />
KARAR: Esastan ret<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ: Bursa 10. Aile Mahkemesi<br />
SAYISI: 2022/413 E., 2023/413 K.<br />
Taraflar arasındaki baba ile çocuk arasında boşanma kararı ile tesis edilen kişisel ilişkinin yeniden düzenlenmesi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulü ile baba ile çocuk arasındaki kişisel ilişkinin yeniden düzenlenmesine karar verilmiştir.<br />
Kararın davalı anne vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.<br />
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı anne vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:<br />
I. DAVA<br />
Davacı baba vekili dava dilekçesinde özetle; tarafların boşandıklarını, boşanma kararında ortak çocuğun velâyetinin anneye verilerek baba ile çocuk arasında her ayın 1. ve 3. hafta sonu Pazar günü 10:00&#8217;dan akşam saat 18:00&#8217;e kadar, dini bayramların 2.günü saat 10:00&#8217;dan 18:00&#8217;e kadar, resmi tatil günleri saat 10:00&#8217;dan 18:00&#8217;e kadar kişisel ilişki kurulduğunu, kurulan kişisel ilişkiye çocuğun küçük olması ve annesinden beslendiği için itiraz etmediklerini ancak çocuğun büyüdüğünü ve yetersiz geldiğini, davalı annenin zorluk çıkardığını, birçok kez icra kanalı ile görüşmek zorunda kaldığını iddia ederek; davacı baba ile ortak çocuk arasında yatılı olacak şekilde yeniden düzenlenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br />
II. CEVAP<br />
Davalı anneye dava dilekçesi ve ekleri tebliğ edilmesine rağmen davalı anne dava dilekçesine cevap vermemiştir. Duruşmalarda alınan beyanında; davacı ile çocuk arasında kurulacak kişisel ilişkinin yatılı olarak düzenlenmesi hususunun ileriki yıllara bırakılması gerektiğini, şu anda kurulacak yatılı ilişkinin çocuğu psikolojik bunalıma sürükleyeceğini beyan ederek davanın reddini talep etmiştir.<br />
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; tarafların Bursa 5. Aile Mahkemesinin 21.10.2015 tarih 2014/456 E. 2015/949 sayılı kararı ile boşandıkları, ortak çocuk Nazlı&#8217;nın velâyetinin anneye verildiği, davacı baba ile küçük arasında kişisel ilişki tesis edildiği, boşanma karar tarihinde 2 yaşında olan çocuğun şu an 9 yaşında olduğu, boşanma kararı ile her ayın 1. ve 3. hafta sonu Pazar günü ve bayramlarda ve resmi tatillerde gündüzlü şekilde kurulan kişisel ilişki süresinin babalık duygularının tatmini açısından yetersiz olduğu, her ne kadar küçük uzman görüşmesinde ve mahkeme huzurunda babasının yanında yatılı kalmak istemediğini beyan etmiş ise de; küçük ile davacı arasında duygusal bağın oluşturulması, baba-çocuk ilişki ve iletişiminin devam ettirilmesinin çocuğun gelişimini olumlu etkileyeceği, çocuğun üstün menfaatleri gözetilerek, baba ve çocuğun anayasal hakkı olan birbirlerini tanıma, iyi ilişki kurma ve manevî bağlarının olumlu bir şekilde devamını sağlayacak, ana-babalık duygusunu da tatmine yeterli ve bu esasları içerecek şekilde uygun ve yeni bir düzenleme yapılması gerektiği gerekçesiyle; davanın kabulü ile, Bursa 5. Aile Mahkemesinin 2014/456 Esas, 2015/949 Karar sayılı kararı ile hükmedilen kişisel ilişkinin değiştirilerek, davacı baba ile ortak çocuk Nazlı arasında her ayın 1.ve 3. hafta sonu Cumartesi günü sabah saat 10:00&#8217;dan Pazar günü akşam saat 17:00&#8217;ye kadar, dini bayramların 2.günü sabah saat 10:00&#8217;dan 3.günü akşam saat 18:00&#8217;e kadar, Babalar Günü sabah saat 10:00&#8217;dan aynı gün akşam saat 17:00&#8217;ye kadar, tekli yıllarda çocuğun doğum günü olan 02 Ocak&#8217;ta sabah saat 10:00&#8217;dan aynı gün akşam 17:00&#8217;ye kadar, sömestr tatilinin 1. günü sabah saat 10:00&#8217;dan 7. günü akşam saat 18:00&#8217;e ve yaz tatillerinde 1 Temmuz sabah saat 10:00&#8217;dan 20 Temmuz akşam saat 18:00&#8217;e kadar olacak şekilde kişisel ilişki kurulmasına karar verilmiştir.<br />
IV. İSTİNAF<br />
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı anne vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br />
B. İstinaf Sebepleri<br />
Davalı anne vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkemece aldırılan sosyal inceleme raporunun heyet tarafından değil sosyal hizmet uzmanı tarafından düzenlendiğini, çocuğun beyanının aksine karar verildiğini, çocuğun baba yanında kalmama sebeplerinin incelenmediğini, davacı babanın nafaka yükümlülüğünü de yerine getirmediğini belirterek tamamı yönünden İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak talepleri doğrultusunda davanın reddine karar verilmesi istemi ile istinaf başvurusunda bulunmuştur.<br />
C. Gerekçe ve Sonuç<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, kararın usul ve kanuna uygun olduğu gerekçesi ile istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) inci alt bendi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.<br />
V. TEMYİZ<br />
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı anne vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.<br />
B. Temyiz Sebepleri<br />
Davalı anne vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesindeki kanun yolu itirazlarını tekrar ederek kararın usul ve kanuna aykırı bulunduğunu beyanla tamamı yönünden kararın bozulmasını talep etmiştir.<br />
C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Uyuşmazlık, baba ile çocuk arasında boşanma kararı ile belirlenen kişisel ilişkinin yeniden düzenlenmesinin çocuğun üstün yararına uygun olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.<br />
2. İlgili Hukuk<br />
6100 sayılı Kanun&#8217;un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 323 üncü maddesi, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi&#8217;nin 3 üncü maddesi, 9 uncu maddesinin üçüncü fıkrası, 12 nci maddesi. Çocuk Haklarının Kullanılmasına dair Avrupa Sözleşmesi&#8217;nin 3 üncü, 4 üncü ve 6 ncı maddeleri.Çocuklarla Kişisel İlişki Kurulmasına Dair Avrupa Sözleşmesi&#8217;nin 4 üncü maddesi.<br />
3. Değerlendirme<br />
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun&#8217;un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.<br />
2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı anne vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.<br />
VI. KARAR<br />
Açıklanan sebeplerle;<br />
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun&#8217;un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,<br />
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,<br />
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,<br />
28.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.]</p>
</div>
</details>
<details class="ss-emsal" open="open">
<summary><strong>Yargıtay 2. HD, E. 2022/7354, K. 2022/7130, T. 19.09.2022</strong> — Her hafta sonu kurulan kişisel ilişkinin eğitim çağındaki çocuğun menfaatine uygun olmadığı gibi anneyi eve bağlayarak velayet görevinin ifasına da engel olduğu; sıklığın dengelenmesi gerektiği.</summary>
<div class="ss-tam">
<p>[Yargıtay, 2. Hukuk Dairesi, E. 2022/7354, K. 2022/7130, T. 19.09.2022</p>
<p>2. Hukuk Dairesi 2022/7354 E. , 2022/7130 K.<br />
&#8220;İçtihat Metni&#8221;<br />
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi<br />
DAVA TÜRÜ : Tedbir Nafakası &#8211; Boşanma<br />
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı-karşı davalı kadın tarafından katılma yoluyla kusur belirlemesi ve kişisel ilişki yönünden; davalı-karşı davacı erkek tarafından ise kusur belirlemesi ve kadın lehine hükmedilen tazminatlar yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:<br />
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davalı-karşı davacı erkeğin tüm, davacı-karşı davalı kadının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.<br />
2-Kişisel ilişki düzenlemesinde çocuğun menfaatleri yanında analık ve babalık duygularının tatmini de esastır. Bu tatmin duygusu ile çocuğun yüksek yararı birlikte değerlendirilerek, çocuğun kişisel gelişimine en uygun düzenleme tercih edilmelidir. Somut olayda velayeti anneye verilen ortak çocuk 2014 doğumlu &#8230; ile baba arasında her hafta sonu düzenlenen kişisel ilişki ortak çocuğun eğitim çağında olduğu bu nedenle çocuğun menfaatine uygun olmadığı gibi anneyi eve bağlayacak ve velayet görevinin ifasına da engel olacak niteliktedir. Daha uygun süreli kişisel ilişki tesisi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir. Ancak bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden bölge adliye mahkemesi hükmünün bu yönden düzelterek onanmasına karar vermek gerekmiştir (HMK m.370/2).<br />
SONUÇ: Yukarıda 2. bentte gösterilen sebeple temyiz olunan hükmün, ortak çocuk &#8230; ile baba arasında her hafta sonu kurulan kişisel ilişkinin düzenlendiği 3.fıkrasının 2. bendinin 6. paragrafındaki “&#8230;her hafta sonu&#8230;” sözcüklerinin hükümden çıkarılmasına, yerine &#8220;her ayın 1. ve 3.&#8221; sözcüklerinin yazılmasına,, hükmün bu yönden düzeltilmiş şekliyle, temyize konu diğer bölümlerin ise yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz eden Hakkı&#8217;ya yükletilmesine, peşin alınan harcın mahsubuna ve yatırılmayan 397.80 TL. temyiz başvuru harcının da davalı-karşı davacıdan alınmasına, istek halinde temyiz peşin harcının yatıran Meryem&#8217;e geri verilmesine, dosyanın ilk derece mahkemesine, karardan bir örneğinin ilgili bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine gönderilmesine kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.19.09.2022 (Pzt.)]</p>
</div>
</details>
<details class="ss-emsal" open="open">
<summary><strong>Yargıtay 2. HD, E. 2024/3495, K. 2024/5195, T. 02.07.2024</strong> — Riskli görülen olayda dahi çocukla baba arasındaki bağın koparılmasını gerektirecek şekilde kişisel ilişkinin tamamen kaldırılmasının çocuğun üstün yararına uygun olmadığı; pedagog eşliğinde kişisel ilişki tesis edilmesi gerektiği.</summary>
<div class="ss-tam">
<p>[Yargıtay, 2. Hukuk Dairesi, E. 2024/3495, K. 2024/5195, T. 02.07.2024</p>
<p>MAHKEMESİ: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI: 2023/1711 E., 2023/1631 K.<br />
KARAR: İstinaf başvurusunun kısmen kabulü ile yeniden esas hakkında hüküm kurma<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ: Beykoz 1. Aile Mahkemesi<br />
SAYISI: 2021/526 E., 2023/491 K.<br />
Taraflar arasındaki çocukla kurulan kişisel ilişkinin kaldırılması ya da sınırlandırılması davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulü ile kişisel ilişkinin kaldırılmasına karar verilmiştir.<br />
Kararın davalı asıl tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına, davanın kısmen kabul kısmen reddine, kişisel ilişkinin kaldırılması talebinin reddine, kişisel ilişkinin sınırlandırılması talebinin kabulüne karar verilmiştir.<br />
Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle;kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:<br />
I. DAVA<br />
Davacı vekili dava dilekçesinde; tarafların boşandığını ve ortak çocuğun velâyetinin anneye verildiğini, baba ile çocuk arasında kişisel ilişki kurulduğunu, davalı babanın alkol bağımlısı olduğunu, ortak çocuğun yanında daima hakaret ettiğini, küfürlü konuştuğunu, davalının öfke kontrolünün olmadığını, davalının davranışlarının ortak çocukta ciddi travma yarattığını, ortak çocuğun saçlarını kestiğini, telefonunu kırdığını, çocuğun nafakasını ödemediğini belirterek boşanma kararı ile kurulan kişisel ilişkinin kaldırılmasına ya da değiştirilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br />
II. CEVAP<br />
Davalı asıl cevap dilekçesi sunmamış olup beyan dilekçesi ile davanın reddini talep etmiştir.<br />
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı babanın tanıklarının beyanlarının davalı babayı korumaya yönelik olduğu, çocuğun üstün yararı gereğince çocuğun beyanının üstün tutularak, davalı tanık beyanlarına itibar edilmediği, dosya kapsamı değerlendirildiğinde davalı babanın ortak çocuğa hakaret edip, fiziksel şiddet uygulamak suretiyle, ortak çocuğa zarar verdiği, çocuğun da Mahkeme huzurunda davalı babası ile görüşmek istemediğine ilişkin beyanda bulunduğu gözetilerek baba ile ortak çocuk arasında tesis edilen kişisel ilişkinin çocuğun üstün yararı gereğince kaldırılmasına karar verilmiştir.<br />
IV. İSTİNAF<br />
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı asıl istinaf başvurusunda bulunmuştur.<br />
B. İstinaf Sebepleri<br />
Davalı asıl istinaf dilekçesinde özetle; davacı annenin engellemesi nedeniyle ortak çocuğu göremediğini, aleyhine suçlamalarda bulunulup uzaklaştırma kararı alındığını, çocuğunu görmek istediğini, bu hakkın elinden alınmasının hukuka aykırı olduğunu belirterek davanın kabulü yönünden istinaf başvurusunda bulunmuştur.<br />
C. Gerekçe ve Sonuç<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile idrak çağında olan ortak çocuğun babasıyla görüşmek istemediğine yönelik beyanda bulunduğu, küçük ile babası arasında daha önce yaşanan saç kesme ve davalı babanın akabindeki davranışları ve sosyal inceleme raporu ile Adli Tıp Raporu birlikte dikkate alındığında çocukla baba arasındaki bağın koparılmasını gerektirecek şekilde kişisel ilişkinin tamamen kaldırılması çocuğun üstün yararına uygun olmadığı anlaşıldığından davalı babanın istinaf talebinin kısmen kabulü ile kararın kaldırılmasına, yerine yeni hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabul kısmen reddine, baba ile çocuk arasındaki kişisel ilişkinin tamamen kaldırılması talebinin talebinin reddine, baba ile çocuk arasındaki kişisel ilişkinin sınırlandırılması talebinin kabulüne, baba ile çocuk arasındaki boşanma ilamında tesis edilen kişisel ilişkinin değiştirilerek her ayın 1. ve 3. haftası Cumartesi günü saat 13.00 ile 16.00 arasında pedagog eşliğinde kişisel ilişki tesisine karar verilmiştir.<br />
V. TEMYİZ<br />
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.<br />
B. Temyiz Sebepleri<br />
1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde; çocuğun üstün yararı ve tercihi dikkate alındığında kurulankişisel ilişkinin haksız olduğunu, babanın alkol ve şiddet bağımlısı olduğunu, çocuğa zarar verebileceğini, çocuğun lise giriş sınavına hazırlandığını, bu dönemde babası ile görüşmenin stres yaratacağını, kişisel ilişkinin kaldırılması gerektiğini belirterek kurulan kişisel ilişki yönünden kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.<br />
2.Davalı asıl temyiz dilekçesinde; aleyhine hükmedilen vekâlet ücretinin haksız olduğunu, kurulan kişisel ilişkinin yeterli olmadığını, uygulanmasının zor olduğunu, yatılı kişisel ilişki kurulması gerektiğini, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini belirterek davanın kabulü ve vekâlet ücreti yönünden kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.<br />
C. Gerekçe<br />
1-Uyuşmazlık ve hukuki nitelendirme<br />
Uyuşmazlık, baba ile çocuk arasında kurulan kişisel ilişkinin çocuğun yüksek yararına uygun olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.<br />
2. İlgili Hukuk<br />
4721 sayılı Türk Medeni Kanun&#8217;un 323 inci maddesi. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanun’un (6100 sayılı Kanun) 323 üncü maddesi, 353 üncü madde, 369 uncu maddesinin birinci fıkrası, 370 inci maddesi ile 371 inci maddesi. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi 3 üncü maddesi. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi 12 nci maddesi. Çocuk Haklarının Kullanılmasına Dair Avrupa Sözleşmesi 3 üncü ve 6 ncı maddeleri.<br />
3. Değerlendirme<br />
1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun&#8217;un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.<br />
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup taraf vekillerince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.<br />
VI. KARAR<br />
Açıklanan sebeplerle;<br />
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun&#8217;un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,<br />
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edenlere yükletilmesine,<br />
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,<br />
02.07.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.]</p>
</div>
</details>
<details class="ss-emsal" open="open">
<summary><strong>Yargıtay 2. HD, E. 2024/4415, K. 2024/5656, T. 11.09.2024</strong> — Çocuğun sosyal inceleme raporunda ve duruşmada babasıyla görüşmek istemediğini bildirmesinin, kişisel ilişkinin kaldırılması için tek başına geçerli sebep olmadığı; ilişkinin yatısız olarak sürdürülmesi gerektiği.</summary>
<div class="ss-tam">
<p>[Yargıtay, 2. Hukuk Dairesi, E. 2024/4415, K. 2024/5656, T. 11.09.2024</p>
<p>MAHKEMESİ: Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI: 2022/1785 E., 2024/359 K.<br />
KARAR: Başvurunun kısmen kabulü ile esas hakkında yeniden hüküm kurma<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ: Elazığ 2. Aile Mahkemesi<br />
SAYISI: 2021/539 E., 2022/390 K.<br />
Taraflar arasındaki çocukla kişisel ilişkinin kaldırılması davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.<br />
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün ilgili bölümlerini kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle karar verilmiştir.<br />
Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:<br />
I. DAVA<br />
Davacı vekili dava dilekçesinde; tarafların boşandıklarını, ortak kız çocuğun velâyetinin annesine verilerek baba ile kişisel ilişki kurulmasına karar verildiğini ancak babanın kişisel ilişki günlerinde ortak çocuğu seni annenden alacağım, bir daha annene göstermeyeceğim şeklinde tehditlerde bulunduğunu, kişisel ilişkiyi zedelediğini, şiddete ve korkuya yönelik söz ve davranışlarda bulunduğunu, bu nedenle ilgili mahkeme ilamı ile takdir olunan kişisel ilişki tesisi kararının kaldırılmasını talep ve dava etmiştir.<br />
II. CEVAP<br />
Davalı vekilin cevap dilekçesinde; davacının dava dilekçesinde ileri sürmüş olduğu iddiaların gerçek dışı ve mesnetsiz, soyut beyanlardan ibaret olduğunu, kabulünün mümkün olmadığını, müvekkiline kusur atfetmeye yönelik iddiaların olduğunu, anlatılan olayların hayatın olağan akışına aykırı soyut beyanlardan ileri geçmeyen iddialar olduğunu, müvekkili ile kızının arasının gayet iyi olduğunu, ekte sunulan ekran görüntülerinden ve mesajlaşma içeriklerinden anlaşılacağı üzere müvekkilinin kızının bütün ihtiyaçlarını karşılamaya çalıştığını, kişisel ilişki günlerinde müvekkilinin kızını tehdit etmesi gibi bir durumun söz konusu olmadığını, bu nedenlerle açılan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br />
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıdaki başlıkta tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; tarafların boşandıkları ve ortak çocuğun velâyetinin annesine bırakılarak babası ile arasında kişisel ilişki tesisine karar verildiği, ilamın 11.01.2018 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere kesinleştiği, ortak çocuğun 2008 doğumlu olup, idrak çağında bulunduğu, ortak çocuğun ve dinlenen tanıkların beyanlarından davalının kendine ait ayrı bir evinin bulunmadığı, ailesi ile birlikte yaşadığı, bu sebeple çocuğun babası ile kişisel ilişki kurduğu hafta sonlarında babaannesinin evinde babası ile birlikte kaldığı, ancak çocuğun bu durumdan rahatsız olduğu, babaannesinin olumsuz söylemlerinden etkilendiği, ortak çocuğun idrak çağında bulunduğu, annesinin ya da annesinin ailesinin çocuğa baskı yada yönlendirme yaptığına dair olumsuz bir durumun davalı tarafça ispatlanamadığı, aynı zamanda davacı tarafından da babanın çocuğa şiddet yada istismar gibi olumsuz bir davranışının da ispatlanamadığı, ancak çocuğun babası ile yatılı ilişki kurulsa dahi buna uymayacak yaşta olduğu, çocuk ile babanın kişisel ilişkisinin devam etmesinin çocuğun gelişimine olumlu yönde katkısının olacağı anlaşılmakla &#8221;çoğun içinde azı da vardır&#8221; ilkesi gereğince davacının baba ile çocuk arasındaki kişisel ilişkinin kaldırılması talebinin reddine; ancak davacı tarafından açılan davanın kısmen kabulü ile; küçük ile baba arasında her ayın 1. ve 3. Cumartesi günleri sabah 10.00’dan, aynı günü saat 17.00&#8217;ye kadar, dini bayramların 2. günü sabah 10.00&#8217;dan akşamı saat 17.00&#8217;ye kadar, küçük ile baba arasında yatısız olacak şekilde kişisel ilişki münasebet tesisine karar verilmiştir.<br />
IV. İSTİNAF<br />
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.<br />
B. İstinaf Sebepleri<br />
1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde; davalı baba ile çocuk arasındaki kişisel ilişkinin tamamen kaldırılması gerektiğini belirterek kararın kaldırılması istemi ile istinaf başvurusunda bulunmuştur.<br />
2.Davalı baba vekili istinaf dilekçesinde; yatısız şekilde kurulan kişisel ilişki kararı ve kararın gerekçesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek istinaf başvurusunda bulunmuştur.<br />
C. Gerekçe ve Sonuç<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıdaki başlıkta tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; ortak çocuk Ecrin Liya hakkında düzenlene sosyal inceleme raporunda ve duruşmada çocuk babası ile görüşmek istemediğini bildirmiş ise de, bu durumun kişisel ilişkinin kaldırılması için geçerli bir sebep olmadığı, raporda çocuğun baba figürüne ihtiyaç duyduğu, kişisel ilişki kurması hususunda bir risk faktörüne rastlanılmadığı, ortak çocuğun davalı babası ile kişisel ilişkinin devamının sağlıklı zihinsel, sosyal ve duygusal gelişimi için önemli olduğu kanaatine varıldığı, çocuğun ve dinlenen tanıkların beyanlarından davalının kendine ait ayrı bir evinin bulunmadığı, ailesi ile birlikte yaşadığı, bu sebeple çocuğun babası ile kişisel ilişki kurduğu hafta sonlarında babaannesinin evinde babası ile birlikte kaldığı, ancak çocuğun bu durumdan rahatsız olduğu, ortakçocuğun idrak çağında bulunduğu dikkate alındığında İlk Derece Mahkemesince kişisel ilişkinin kaldırılması talebinin reddine ve kişisel ilişkinin yatısız olacak şekilde yeniden düzenlenmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir.<br />
V. TEMYİZ<br />
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince temyiz isteminde bulunulmuştur.<br />
B. Temyiz Sebepleri<br />
1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde; davalı babanın süreklilik arz edecek şekilde sergilediği olumsuz tutum ve davranışlarından ötürü küçük ile olan kişisel ilişkisini zedelemiş bulunduğundan kişisel ilişkinin tamamen kaldırılması gerekirken aksi yöndeki kararın bozulmasını talep etmiştir.<br />
2.Davalı vekili temyiz dilekçesinde; gerekçenin dosya kapsamı ile uyumlu olmadığı, hiç bir haklı sebep yokken çocuğun baba ile kurulan kişisel ilişkinin daraltılamayacağı, çocuğu ile yatılı kişisel ilişkini müvekkil için bir hak olduğu, kişisel ilişkinin daraltılmasını gerektiren bir durumun mevcut olmadığı ileri sürülerek kararın bozulmasını talep etmiştir.<br />
C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Uyuşmazlık, davanın kabulünün gerekip gerekmediği, boşanma ilamı ile düzenlenen kişisel ilişkinin yeniden düzenlenmesinin çocuğun üstün yararına uygun olup olmadığı, kurulan kişisel ilişkinin yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.<br />
2. İlgili Hukuk<br />
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu&#8217;nun 182 nci, 323 üncü, 324 üncü maddeleri. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesinin 3 üncü, 9 uncu ve 12 nci maddeleri. Çocuk Haklarının Kullanılmasına Dair Avrupa Sözleşmesinin 3 üncü, 4 üncü ve 6 ncı maddeleri.<br />
3. Değerlendirme<br />
1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun&#8217;un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.<br />
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup taraf vekillerinin temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.<br />
VI. KARAR<br />
Açıklanan sebeplerle;<br />
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun&#8217;un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,<br />
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edenlere yükletilmesine,<br />
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,<br />
11.09.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.]</p>
</div>
</details>
<details class="ss-emsal" open="open">
<summary><strong>Yargıtay 2. HD, E. 2025/2698, K. 2025/9823, T. 18.11.2025</strong> — Babanın epilepsi hastası olması ve ilaçlarını isteğe bağlı bırakacağını beyan etmesinin sosyal inceleme raporunda risk olarak tespiti karşısında, çocuğun güvenliği için kişisel ilişkinin yatısız kurulmasının hukuka uygun olduğu.</summary>
<div class="ss-tam">
<p>[Yargıtay, 2. Hukuk Dairesi, E. 2025/2698, K. 2025/9823, T. 18.11.2025</p>
<p>MAHKEMESİ: Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI: 2023/1812 E., 2024/2819 K.<br />
DAVA TÜRÜ: Boşanma<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ: Antalya 10. Aile Mahkemesi<br />
SAYISI: 2021/849 E., 2023/219 K.<br />
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı kadın vekili tarafından kişisel ilişki düzenlemesi, tazminat miktarları yönünden temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:<br />
1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı kadın vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.<br />
2.Kişisel ilişki düzenlenirken çocuğun yüksek yararı, yaşı ve anne ve babalık duygusunun tatmini ve infaz edilebilir nitelikte olması hususları birlikte değerlendirilerek çocuğun kişisel gelişimine en uygun düzenleme tercih edilmelidir.<br />
Çocuk ile ana ve babası, düzenli kişisel ilişki elde etme ve bu ilişkiyi sürdürme hakkına sahiptir. Ana ve babası ayrı olan çocuğun ebeveynleriyle düzenli kişisel ilişki kurması ve bu ilişkiyi sürdürmesi çocuk için bir hak olduğu gibi, ana ve baba için de haktır. Kişisel ilişki sadece çocuğun yüksek yararı gerektirdiği takdirde kısıtlanabilir veya kaldırılabilir. Somut uyuşmazlıkta, 23.02.2022 tarihli sosyal inceleme raporunda babanın epilepsi hastası olduğu, ilaçları yakın zamanda isteğe bağlı olarak bırakacağını ifade ederek bu durumun risk teşkil ettiği, epilepsi nöbetleri esnasında çocuğun etkilenebileceği, çocuğun bakım gözetim konusunda yeterli bilgi sahibi olmadığı, velayetin babaya verilmesinde sakınca bulunduğu, çocukla kurulacak kişisel ilişkinin yatısız olmasının uygun olduğu kanaati bildirilmiş olup çocuğun üstün yararı göz önüne alınarak çocuk ile baba arasında yatısız kişisel ilişki düzenlenmesi gerekirken, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından belirtilen şekilde hüküm kurulması doğru bulunmamıştır.<br />
Ne var ki bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 370 inci maddesinin ikinci fıkrası hükmü uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının düzeltilerek onanması gerekir.<br />
KARAR<br />
Açıklanan sebeple;<br />
1.Davacı kadın vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddine,<br />
2.Davacı kadın vekilinin kişisel ilişkinin süresine yönelik temyiz itirazının kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının hüküm fıkrasının (1) numaralı bendinin ikinci paragrafının hükümden tamamen çıkarılmasına yerine &#8220;Velayeti anneye verilen müşterek çocuk ile baba arasında her ayın 1. ve 3. hafta sonu Cumartesi günü saat 10:00&#8217;dan akşam 17:00&#8217;e kadar müşterek çocuğun davacı anneden teslim alınarak görüşme sonunda tekrar davacı anneye teslim edilecek şekilde kişisel ilişki tesisine &#8221; cümlesinin yazılması suretiyle temyize konu kararın DÜZELTİLEREK ONANMASINA, temyize konu Bölge Adliye Mahkemesi kararının diğer yönlerden yukarıda (1) nolu paragrafta belirtildiği sebeple ONANMASINA,<br />
Temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine,<br />
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, karardan bir örneğinin ilgili Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,<br />
18.11.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.]</p>
</div>
</details>
<h2 id="sss">Sık Sorulan Sorular</h2>
<h3>Boşanmada çocuğu görme hakkı nasıl belirlenir?</h3>
<p>Mahkeme, boşanma kararında velayetle birlikte kişisel ilişkiyi de düzenler; çocuğun yaşı, okul durumu, tarafların mesafesi ve analık-babalık duygusunun tatmini gözetilerek, gün ve saatleri net biçimde belirlenmiş, infaz edilebilir bir görüşme takvimi kurulur.</p>
<h3>Kişisel ilişki genellikle hangi günlerde kurulur?</h3>
<p>Uygulamada tipik takvim; ayın 1. ve 3. hafta sonları yatılı görüşme, dini bayramların ikinci günleri, sömestr tatilinin bir bölümü ve yaz döneminde kesintisiz bir süre (örneğin 1-30 Temmuz) şeklindedir, ancak takvim her dosyada çocuğun koşullarına göre ayrı belirlenir.</p>
<h3>Çocuk kaç yaşında babada yatılı kalabilir?</h3>
<p>Kanunda yaş sınırı yoktur; anne bakımına muhtaç bebeklik dönemi geçtikten sonra kural yatılı ilişkidir ve Yargıtay, çocuk büyüdükçe yatısız kararların yatılıya dönüştürülmesini zorunlu görmektedir, somut risk varsa ilişki yatısız sınırlandırılabilir.</p>
<h3>Çocuk babasını görmek istemiyorsa görüşme kaldırılır mı?</h3>
<p>Hayır, tek başına kaldırılmaz; mahkeme isteksizliğin telkinden mi yoksa yaşanmış somut olaylardan mı kaynaklandığını uzmanlar aracılığıyla araştırır, telkin halinde ilişki sürdürülür, somut ve tutarlı rahatsızlık halinde ise takvim daraltılabilir veya yatısızlaştırılabilir.</p>
<h3>Anne çocuğu göstermiyorsa ne yapabilirim?</h3>
<p>Adli Destek ve Mağdur Hizmetleri Müdürlüğüne başvurarak teslim emri çıkartabilir, emre uyulmazsa disiplin hapsi şikayetinde bulunabilir, engelleme sistematikse TMK m.324/3 uyarınca velayetin değiştirilmesi davası açabilir ve uğradığınız manevi zarar için tazminat talep edebilirsiniz.</p>
<h3>Babaanne, anneanne veya dede torununu görme hakkına sahip mi?</h3>
<p>TMK m.325 uyarınca ancak olağanüstü hal varsa (ebeveynin ölümü, gaipliği, velayetin kaldırılması veya çocuğun uzun süre yanlarında büyümüş olması gibi) ve çocuğun menfaatine uygunsa tanınır; salt torun sevgisi yeterli değildir ve tanınan süre ebeveynlere göre çok daha kısıtlıdır.</p>
<h3>Kişisel ilişki süreleri sonradan artırılabilir mi?</h3>
<p>Evet; kişisel ilişki kararları kesin hüküm teşkil etmediğinden çocuğun büyümesi ve koşulların değişmesi halinde ilişkinin genişletilmesi (yatılıya çevrilmesi, sürelerin artırılması) için her zaman yeni dava açılabilir.</p>
<h3>Kişisel ilişki davası hangi mahkemede açılır?</h3>
<p>Aile mahkemesinde açılır; TMK m.326&#8217;daki özel yetki kuralı gereği çocuğun oturduğu yer mahkemesi de yetkilidir ve uygulamada uzman incelemesinin sağlıklı yapılabilmesi için dava çocuğun yaşadığı yerde açılır.</p>
<h2>Kişisel İlişki Uyuşmazlıklarında Hukuki Destek</h2>
<p>Kişisel ilişki davaları; takvimin infaz edilebilir kurgulanması, uzman incelemesine hazırlık ve engelleme halinde doğru yaptırım mekanizmasının seçilmesiyle kazanılan, hatalı yönetildiğinde ise çocukla bağın yıllarca zayıflamasına yol açan davalardır. Sarıoğlu &amp; Sefer Hukuk Bürosu olarak kişisel ilişkinin kurulması, genişletilmesi ve engellenmesi uyuşmazlıklarında ve <a href="/istanbul-bosanma-avukati/">boşanmanın çocuklara ilişkin bütün sonuçlarında</a> müvekkillerimize İstanbul genelinde hukuki destek sağlıyoruz.</p>
<p><strong>Adres:</strong> Osmaniye Mah., İsmail Erez Bulvarı No: 9/2, 34146 Bakırköy/İstanbul</p>
<p><em>Bu makale, Sarıoğlu &amp; Sefer Hukuk Bürosu adına Av. Mehmet SARIOĞLU tarafından hazırlanmıştır. Genel bilgilendirme amaçlıdır; somut olayınız için hukuki danışmanlık alınız.</em></p>
<p><a rel="nofollow" href="https://www.sarioglusefer.com/cocukla-kisisel-iliski-kurulmasi/">Çocukla Kişisel İlişki Kurulması</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://www.sarioglusefer.com">SARIOĞLU &amp; SEFER HUKUK B&Uuml;ROSU</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ortak Velayet</title>
		<link>https://www.sarioglusefer.com/ortak-velayet/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Av. Mehmet Sarıoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Jul 2026 19:43:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Aile Hukuku]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sarioglusefer.com/?p=4165</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ana Sayfa » İstanbul Boşanma Avukatı » Ortak Velayet Av. Mehmet SARIOĞLU &#124; Sarıoğlu &#38; Sefer Hukuk Bürosu &#124; Güncelleme: Temmuz 2026 Ortak velayet (birlikte velayet), boşanma sonrasında çocuğun eğitimi, sağlığı, ikameti ve malvarlığı gibi önemli konulardaki karar alma hak ve sorumluluklarının anne ve baba tarafından eşit biçimde, birlikte kullanılmaya devam etmesidir. Türk Medeni Kanunu&#8217;nda ... <a title="Ortak Velayet" class="read-more" href="https://www.sarioglusefer.com/ortak-velayet/" aria-label="Read more about Ortak Velayet">Devamını oku</a></p>
<p><a rel="nofollow" href="https://www.sarioglusefer.com/ortak-velayet/">Ortak Velayet</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://www.sarioglusefer.com">SARIOĞLU &amp; SEFER HUKUK B&Uuml;ROSU</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="ss-breadcrumb"><a href="/">Ana Sayfa</a> » <a href="/istanbul-bosanma-avukati/">İstanbul Boşanma Avukatı</a> » Ortak Velayet</div>
<div class="ss-byline">Av. Mehmet SARIOĞLU | Sarıoğlu &amp; Sefer Hukuk Bürosu | Güncelleme: Temmuz 2026</div>
<p><strong>Ortak velayet</strong> (birlikte velayet), boşanma sonrasında çocuğun eğitimi, sağlığı, ikameti ve malvarlığı gibi önemli konulardaki karar alma hak ve sorumluluklarının anne ve baba tarafından eşit biçimde, birlikte kullanılmaya devam etmesidir. Türk Medeni Kanunu&#8217;nda açıkça düzenlenmemiştir; hukuki dayanağını AİHS Ek 7 No&#8217;lu Protokol m.5 ve Anayasa m.90&#8217;dan alır ve Yargıtay 2. Hukuk Dairesi&#8217;nin 20.02.2017 tarihli kararıyla (E. 2016/15771) Türk hukukunda uygulanabilir hale gelmiştir. Ortak velayete hükmedilebilmesi için ebeveynlerin bu yönde ortak iradesi, aralarında sürdürülebilir bir işbirliği zemini ve düzenlemenin çocuğun üstün yararına uygun olduğunu ortaya koyan uzman raporu aranır.</p>
<p>Bu rehberde ortak velayetin ne olduğunu ve ne olmadığını; hukuki dayanağını, içtihat dönüşümünü, şartlarını, nafaka ve ikamet düzenini, protokol unsurlarını ve hangi hallerde reddedildiğini güncel Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi kararlarıyla açıklıyoruz.</p>
<div class="ss-icindekiler">
<p><strong>İçindekiler</strong></p>
<ul>
<li><a href="#nedir">Ortak Velayet Nedir? Dönüşümlü İkametten Farkı</a></li>
<li><a href="#dayanak">Ortak Velayetin Hukuki Dayanağı Nedir?</a></li>
<li><a href="#ictihat">Yargıtay İçtihadının Dönüşümü: 2016 Öncesi ve Sonrası</a></li>
<li><a href="#asil-mi">Ortak Velayet Kural mı, İstisna mı?</a></li>
<li><a href="#sartlar">Ortak Velayetin Şartları Nelerdir?</a></li>
<li><a href="#cekismeli">Çekişmeli Boşanmada Ortak Velayet Verilir mi?</a></li>
<li><a href="#usul">Uzman Raporu ve Çocuğun Dinlenmesi</a></li>
<li><a href="#ikamet">Ortak Velayette Çocuk Kiminle Yaşar?</a></li>
<li><a href="#nafaka">Ortak Velayette Nafaka Ödenir mi?</a></li>
<li><a href="#uyusmazlik">Ebeveynler Anlaşamazsa Ne Olur?</a></li>
<li><a href="#protokol">Anlaşmalı Boşanma Protokolünde Ortak Velayet</a></li>
<li><a href="#ret-halleri">Ortak Velayet Hangi Hallerde Reddedilir?</a></li>
<li><a href="#kaldirilma">Ortak Velayet Tek Velayete Dönüştürülebilir mi?</a></li>
<li><a href="#evlilik-disi">Evlilik Dışı Çocukta Ortak Velayet</a></li>
<li><a href="#tenfiz">Yabancı Ortak Velayet Kararlarının Tanınması</a></li>
<li><a href="#emsal">Emsal Kararlar</a></li>
<li><a href="#sss">Sık Sorulan Sorular</a></li>
</ul>
</div>
<h2 id="nedir">Ortak Velayet Nedir? Dönüşümlü İkametten Farkı</h2>
<p>Ortak velayet, velayet hakkının <strong>hukuki (karar alma) boyutunun</strong> paylaşılmasıdır: taraflar, çocuğun okulu, sağlık müdahaleleri, dini eğitimi, ikametgahının belirlenmesi ve mallarının yönetimi gibi önemli her kararda eşit söz hakkına sahiptir. Uygulamada ve literatürde &#8220;birlikte velayet&#8221; ve &#8220;müşterek velayet&#8221; terimleri de aynı kurumu ifade eder.</p>
<p>Sık yapılan kavram hatası, ortak velayetin çocuğun iki ev arasında bölüştürülmesi sanılmasıdır. Ortak velayet bir <strong>karar ortaklığıdır</strong>; dönüşümlü/nöbetleşe ikamet ise çocuğun fiziki varlığının belirli periyotlarla ebeveynler arasında yer değiştirdiği bir <strong>barınma düzenlemesidir</strong>. Ortak velayete hükmedilmesi, çocuğun zamanını ikiye bölmesini gerektirmez: ortak velayette dahi çocuğun bir ana ikametgahı bulunabilir ve diğer ebeveynle genişletilmiş kişisel ilişki kurulabilir. Klasik (tekli) velayetten fark ise nettir: tekli velayette velayeti almayan tarafın yalnızca kişisel ilişki hakkı ve nafaka borcu vardır, çocuğun hangi okula gideceğine karışamaz; ortak velayette ise bu kararlarda eşit yetkilidir.</p>
<h2 id="dayanak">Ortak Velayetin Hukuki Dayanağı Nedir?</h2>
<p>TMK m.336/2, boşanma halinde hakimin velayeti &#8220;eşlerden birine verebileceğini&#8221; söyler; kanunda ortak velayeti düzenleyen açık bir hüküm yoktur. Kurumun dayanağı iki katmanlıdır:</p>
<p><strong>1. AİHS Ek 7 No&#8217;lu Protokol m.5:</strong> &#8220;Eşler, evlilik bakımından, evlilik süresince ve evliliğin bitmesi halinde, kendi aralarındaki ve çocuklarıyla olan ilişkilerinde, özel hukuk niteliği taşıyan hak ve sorumluluklar açısından eşittir.&#8221; Protokol, 6684 sayılı Kanunla onaylanarak 25.03.2016 tarihli Resmi Gazete&#8217;de yayımlanmış ve iç hukukun parçası haline gelmiştir. <strong>2. Anayasa m.90/son:</strong> Temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalar ile kanunların çatışması halinde andlaşma hükümleri esas alınır. Bu normlar hiyerarşisi, TMK m.336&#8217;nın lafzi yorumunun aşılmasını sağlar: güncel içtihat, &#8220;verebilir&#8221; ifadesini bir yasak değil, hakime tanınmış ve ortak velayeti de kapsayan bir takdir yetkisi olarak okur. Anayasa Mahkemesi de 06.10.2021 tarihli kararında, TMK m.336&#8217;daki kurala rağmen Protokol ve Yargıtay içtihatları doğrultusunda ortak velayetin mümkün olduğunu teyit etmiştir (AYM, B. 2018/27658, T. 06.10.2021).</p>
<h2 id="ictihat">Yargıtay İçtihadının Dönüşümü: 2016 Öncesi ve Sonrası</h2>
<p>Ortak velayetin bugünkü konumu, köklü bir içtihat dönüşümünün ürünüdür ve kronolojisi şöyledir:</p>
<p><strong>2016 öncesi — mutlak ret dönemi:</strong> Yargıtay, velayetin bölünmezliği anlayışıyla, boşanma sonrası ortak velayeti Türk kamu düzenine aykırı sayıyor; yabancı mahkemelerin ortak velayet içeren kararlarının tanıma ve tenfizini bu gerekçeyle reddediyordu (örneğin Yargıtay 20. HD, E. 2016/10693, K. 2016/9660, T. 28.10.2016). <strong>25.03.2016 — dönüşümün zemini:</strong> Ek 7 No&#8217;lu Protokol&#8217;ün Resmi Gazete&#8217;de yayımlanmasıyla eşler arası eşitlik kuralı iç hukuka girdi. <strong>20.02.2017 — milat:</strong> Yargıtay 2. HD, yabancı uyruklu eşlerin ortak velayet talebine ilişkin kararında engeli kaldırdı: &#8220;&#8216;ortak velayet&#8217; düzenlenmesinin, Türk kamu düzenine &#8216;açıkça&#8217; aykırı olduğunu ya da Türk toplumunun temel yapısı ve temel çıkarlarını ihlal ettiğini söylemek mümkün değildir&#8221; (E. 2016/15771, K. 2017/1737, T. 20.02.2017). <strong>Sonrası:</strong> İçtihat çizgisi önce Türk vatandaşlarının yabancı ilamlarındaki ortak velayet düzenlemelerinin tanınmasına, ardından Türk mahkemelerince doğrudan ortak velayete hükmedilmesine genişledi; Anayasa Mahkemesi kararları da bu çizgiyi anayasal düzeyde pekiştirdi.</p>
<h2 id="asil-mi">Ortak Velayet Kural mı, İstisna mı?</h2>
<p>Bu, uygulamada en çok karıştırılan noktadır. Kağıt üzerinde Protokol m.5 eşler arası eşitliği kural olarak öngörür; ancak bu, her boşanmada ortak velayete otomatik geçileceği anlamına gelmez. Anayasa Mahkemesi&#8217;ne göre ortak velayet bir &#8220;hak&#8221; olmaktan çok, çocuğun her iki ebeveyniyle sağlıklı ilişki kurma hakkının aracıdır ve &#8220;velayetin ortak kullanımını haklı göstermek için öne sürülen gerekçelerin ilgili ve yeterli olması&#8221; gerekir (AYM, B. 2021/32488, T. 16.09.2025). Pratik formül şudur: taraflar arasında ortak irade ve işbirliği zemini varsa ve çocuğun gelişimini tehdit eden yüksek çatışma yoksa ortak velayet hedeflenen modeldir; iletişimsizliğin çocuğun temel ihtiyaçlarının karşılanmasını engelleyeceği durumlarda ise tekli velayet zorunluluk olarak devreye girer. Belirleyici olan ebeveyn eşitliği değil, çocuğun üstün yararıdır.</p>
<h2 id="sartlar">Ortak Velayetin Şartları Nelerdir?</h2>
<p>İçtihatta yerleşen üç kümülatif şart vardır:</p>
<p><strong>1. Ortak irade:</strong> Her iki ebeveynin de ortak velayet yönünde talebi bulunmalıdır; soyut &#8220;ortak velayet istiyoruz&#8221; beyanı yetmez, mahkeme iradenin serbestçe ve bilgilendirilmiş biçimde oluştuğunu denetler. <strong>2. İşbirliği kapasitesi:</strong> Taraflar arasında sürdürülebilir bir iletişim ve uzlaşı zemini bulunmalıdır (Yargıtay 2. HD, E. 2023/9546, K. 2024/1122, T. 22.02.2024). Boşanma sürecinde birbiriyle asgari bilgi paylaşımı dahi yapamayan, kronik çatışma içindeki ebeveynler için model uygun değildir. <strong>3. Çocuğun üstün yararı:</strong> Düzenlemenin çocuğun bedensel ve ruhsal gelişimine uygun olduğu, uzman heyeti raporuyla somutlaştırılmalıdır. Bu üç şartın denetimi resen yapılır; velayet kamu düzenine ilişkin olduğundan mahkeme taraf beyanlarıyla bağlı değildir.</p>
<h2 id="cekismeli">Çekişmeli Boşanmada Ortak Velayet Verilir mi?</h2>
<p>Yasal engel yoktur; ancak uygulamada istisnaidir. Çekişmeli davanın doğasındaki yüksek çatışma riski, mahkemenin daha titiz denetim yapmasını gerektirir. Ölçüt şudur: tarafların boşanmadaki çekişmesi, ebeveynlik sorumluluklarını birlikte yürütmelerine engel oluyor mu? Eşler birbirine karşı kusurlu olabilir; bu kusur çocuğa yönelik ihmal veya istismar içermiyorsa ve taraflar çocukla ilgili konularda rasyonel işbirliği yapabiliyorsa ortak velayet çekişmeli davada da tesis edilebilir. Buna karşılık taraflardan biri tek başına velayet talep ediyorsa, bu çekişmenin kendisi ortak karar alma mekanizmasının işlemeyeceğinin güçlü bir göstergesidir ve uygulamada bu hallerde ortak velayete hükmedilmemektedir. Uzman raporlarının modeli desteklemesi her durumda şarttır.</p>
<h2 id="usul">Uzman Raporu ve Çocuğun Dinlenmesi</h2>
<p>Ortak velayet kararı, iki usuli güvenceden geçmeden kurulamaz. <strong>Sosyal inceleme raporu:</strong> 4787 sayılı Kanun m.5 uyarınca psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacıdan oluşan heyet; tarafların barınma, gelir, sosyal ve psikolojik durumlarını yerinde inceleyerek ortak velayetin çocuğun gelişimine uygunluğunu raporlamalıdır (Yargıtay 2. HD, E. 2021/8413, K. 2021/9546, T. 14.12.2021). Rapor yalnızca mevcut durumu tespit etmekle kalmamalı; tarafların ebeveynlik becerilerini, birbirini engelleme riskini ve coğrafi/mesleki koşulların modele elverişliliğini ileriye dönük analiz etmelidir. <strong>Çocuğun görüşü:</strong> BM Çocuk Hakları Sözleşmesi m.12 uyarınca idrak çağındaki (uygulamada genellikle 8 yaş ve üzeri) çocuğun görüşü bizzat veya uzmanlar aracılığıyla alınmalı ve gereken önem verilmelidir (Yargıtay 2. HD, E. 2016/8661, K. 2016/9147, T. 04.05.2016). Çocuğun &#8220;ikisinin de kararlarımda söz sahibi olmasını istiyorum&#8221; yönündeki beyanı modeli destekleyen güçlü bir veridir; bir ebeveyne yabancılaştırıldığı veya yüksek kaygı taşıdığı hallerde ise ortak velayet çocuğun yararına aykırı kabul edilir.</p>
<h2 id="ikamet">Ortak Velayette Çocuk Kiminle Yaşar?</h2>
<p>Türk uygulamasında ortak velayete hükmedilse dahi, okul kaydı, idari işlemler ve sosyal haklar bakımından çocuğa bir <strong>ana ikametgah</strong> belirlenmesi teamüldür; diğer ebeveynle genişletilmiş bir kişisel ilişki takvimi kurulur. Ana ikamet belirlenirken çocuğun alıştığı çevreden koparılmaması, eğitim sürekliliği ve kardeşlerin bir arada tutulması ilkeleri esas alınır. Dönüşümlü ikamet (çocuğun haftalık/aylık periyotlarla iki evde yaşaması) Türk uygulamasında zorunlu unsur değildir; hakim, çocuğun rutinlerini ve üstün yararını gözeterek esnek bir model belirleyebilir. Kişisel ilişki de ortak velayette nitelik değiştirir: tekli velayetteki &#8220;ziyaret hakkı&#8221; yerine &#8220;bakım ve zaman paylaşımı&#8221; olarak kurgulanır.</p>
<h2 id="nafaka">Ortak Velayette Nafaka Ödenir mi?</h2>
<p>Ortak velayet, iştirak nafakası yükümlülüğünü kendiliğinden ortadan kaldırmaz. TMK m.327 ve m.330 uyarınca her iki ebeveyn de çocuğun bakım ve eğitim giderlerine güçleri oranında katılmak zorundadır; nafaka miktarı çocuğun ihtiyaçları ile ana babanın hayat koşulları ve ödeme güçlerine göre belirlenir. Pratik denklem şöyledir: çocuk her iki ebeveynin yanında dengeli sürelerle kalıyor ve gelirler birbirine yakınsa, nakdi nafaka yerine giderlerin doğrudan paylaşılması modeli benimsenebilir; buna karşılık fiili bakımı ağırlıklı olarak bir taraf üstleniyorsa veya taraflar arasında belirgin gelir farkı varsa, yüksek gelirli ya da fiilen bakmayan taraf aleyhine iştirak nafakasına hükmedilir. Hakkaniyet ilkesi (TMK m.4) her iki yönde de sınır çizer: nafaka yükümlüsünün kendi geçim kapasitesi de gözetilir.</p>
<h2 id="uyusmazlik">Ebeveynler Anlaşamazsa Ne Olur?</h2>
<p>Ortak velayetin en kritik risk alanı, okul seçimi, cerrahi müdahale, din eğitimi veya çocuğun yurt dışına çıkışı gibi önemli kararlarda tarafların mutabakata varamamasıdır. Ortak velayet bir veto hakkı değil, uzlaşma yükümlülüğüdür; tıkanma halinde TMK m.346 uyarınca hakimin müdahalesi istenebilir ve mahkeme, somut uyuşmazlığı (örneğin hangi okul) çocuğun akademik geçmişi, ulaşım koşulları ve uzman görüşleri ışığında üstün yarar ölçütüyle çözer. Ancak mahkemeye taşınan her uyuşmazlık aynı zamanda bir sinyal işlevi görür: hakim yalnızca o anki sorunu çözmekle kalmaz, ortak velayet modelinin çocuk için hala en iyi seçenek olup olmadığını da resen değerlendirir. Kronikleşen anlaşmazlık, modelin tek velayete dönüştürülmesine giden yolu açar.</p>
<h2 id="protokol">Anlaşmalı Boşanma Protokolünde Ortak Velayet</h2>
<p>Uygulamada ortak velayet en sık anlaşmalı boşanma yoluyla tesis edilir; ancak tarafların protokoldeki iradesi hakimi bağlamaz — hakim, düzenlemeyi çocuğun menfaati süzgecinden geçirir ve uzman raporu almadan onaylayamaz. Sağlıklı bir ortak velayet protokolünde şu asgari unsurlar bulunmalıdır: <strong>karar alma usulü</strong> (eğitim, sağlık, yurt dışı seyahati gibi konularda kararların nasıl alınacağı ve görüş ayrılığında hangi mekanizmaya başvurulacağı), <strong>mali sorumluluk paylaşımı</strong> (aylık nafakanın ötesinde okul ücretleri, kurslar, sağlık sigortası ve beklenmedik harcamaların oranları — protokolle üstlenilen bu yükümlülükler sözleşmeye bağlılık ilkesi gereği tarafları bağlar ve sonradan tek taraflı kaldırılması dürüstlük kuralıyla bağdaşmaz), <strong>ikamet ve zaman çizelgesi</strong> (ana ikametgah ile hafta içi, hafta sonu, bayram ve tatil paylaşımının net takvimi) ve <strong>bilgi paylaşımı düzeni</strong> (çocuğun okul ve sağlık bilgilerinin taraflar arasında düzenli aktarım yöntemi). Belirsiz bırakılan her başlık, gelecekteki bir uyuşmazlığın tohumudur.</p>
<h2 id="ret-halleri">Ortak Velayet Hangi Hallerde Reddedilir?</h2>
<p>İçtihatta ret gerekçesi olarak yerleşen somut haller şunlardır: <strong>Yüksek çatışma ve iletişimsizlik:</strong> Çatışmaların boşanmadan sonra da artarak sürdüğü, tarafların ortak velayetin amacına uygun davranmadığı hallerde model çocuğun yararına hizmet etmez (AYM, B. 2021/32488). <strong>Coğrafi uzaklık:</strong> Tarafların farklı şehirlerde yaşaması ve çocuğun ikameti konusunda uzlaşamamaları (Yargıtay 2. HD, E. 2024/5611, K. 2025/3196, T. 27.03.2025) ile farklı ülkelerde yaşama nedeniyle sağlık ve eğitim gibi konularda eş zamanlı muvafakat verilmesinin fiilen zorlaşması (Yargıtay 2. HD, E. 2024/617, K. 2024/2202, T. 28.03.2024) ortak velayete engel kabul edilmiştir. <strong>Şiddet geçmişi:</strong> Ebeveynlerden birinin çocuğa veya diğer ebeveyne şiddeti, modelin temeli olan işbirliği ve güven zeminini ortadan kaldırır. <strong>Yabancılaştırma eğilimi:</strong> Taraflardan birinin çocuğun diğer ebeveynle bağını koparma eğilimi, ortak karar mekanizmasını baştan işlemez kılar. <strong>Tek taraflı tekli velayet talebi:</strong> Bir tarafın tek başına velayet istemesi, çekişmeyi ve işbirliği yokluğunu gösterdiğinden uygulamada ortak velayete hükmedilmemektedir.</p>
<h2 id="kaldirilma">Ortak Velayet Tek Velayete Dönüştürülebilir mi?</h2>
<p>Evet. Velayet kararları kesin hüküm teşkil etmediğinden, ortak velayet düzenlemesi de koşullar değiştiğinde TMK m.183 çerçevesinde yeniden düzenlenebilir. Basit ve geçici anlaşmazlıklar modeli kendiliğinden sona erdirmez; ancak işbirliğinin kalıcı biçimde bozulması, taraflardan birinin nafaka, gider veya kişisel ilişki yükümlülüklerini sürekli ihlal etmesi ya da çatışmanın çocuğun günlük yaşamına yansıması halinde, velayetin tek tarafa verilmesi için dava açılabilir. Bu dava, velayetin değiştirilmesi davasının usulüne tabidir: resen araştırma ilkesi geçerlidir, güncel uzman raporu alınır ve dava tarihinden sonra gelişen olaylar dahi hükümde gözetilir. Sürecin işleyişini velayetin değiştirilmesi makalesinde ayrıntılı anlatmıştık.</p>
<h2 id="evlilik-disi">Evlilik Dışı Çocukta Ortak Velayet</h2>
<p>TMK m.337 uyarınca ana ve baba evli değilse velayet anaya aittir. Ancak içtihadın yerleşmeye başlayan çizgisi, soybağının tanıma veya mahkeme kararıyla kurulmuş olması, ana ve babanın bu yönde rızası ve çocuğun üstün yararının gerektirmesi koşuluyla evlilik dışı doğan çocuklarda da ortak velayetin tesis edilebileceği yönündedir. Mahkeme bu değerlendirmede babanın çocukla kişisel ilişkisinin sürekliliğini, fiili bakım paylaşımını ve taraflar arasındaki iletişim düzeyini uzman raporuyla inceler; m.337&#8217;deki yasal karine, üstün yarar süzgecinden geçirilerek esnetilir.</p>
<h2 id="tenfiz">Yabancı Ortak Velayet Kararlarının Tanınması</h2>
<p>Yurt dışında boşanan çiftlerin ilamlarındaki ortak velayet düzenlemeleri, 2017 içtihadından bu yana kamu düzeni engeline takılmadan Türkiye&#8217;de tanınıp tenfiz edilebilmektedir. MÖHUK m.54&#8217;teki şartlar kümülatif aranır: karşılıklılık, kararın Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmemesi (velayet münhasır yetkide değildir), kamu düzenine açık aykırılık bulunmaması ve savunma haklarına riayet. Önemli bir nüans: tenfiz kararı, velayetin esasına ilişkin gelecekteki taleplere engel değildir — koşullar değişmişse, tenfiz edilen ortak velayet düzenlemesine rağmen Türk mahkemesinde velayetin yeniden düzenlenmesi davası açılabilir (Yargıtay 2. HD, E. 2024/2786, K. 2024/4519, T. 11.06.2024). Yabancı boşanma kararlarının tanınması sürecinin bütününü ayrı bir makalede ele alacağız.</p>
<h2 id="emsal">Emsal Kararlar</h2>
<details class="ss-emsal" open="open">
<summary><strong>Yargıtay 2. HD, E. 2016/15771, K. 2017/1737, T. 20.02.2017</strong> — Dönüm noktası: ortak velayet düzenlemesinin Türk kamu düzenine açıkça aykırı olmadığı ve Türk toplumunun temel yapısını ihlal etmediği; Ek 7 No&#8217;lu Protokol&#8217;ün iç hukukun parçası haline geldiği.</summary>
<div class="ss-tam">
<p>[Yargıtay, 2. Hukuk Dairesi, E. 2016/15771, K. 2017/1737, T. 20.02.2017</p>
<p>MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi<br />
DAVA TÜRÜ : Velayet<br />
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı baba tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:<br />
Taraflar İngiliz vatandaşıdır. Davacı baba, evlilik dışı doğan 24/10/2003 doğumlu ortak çocuk&#8230;’un velayetinin anne ve babaya verilmek suretiyle, velayetin ortak düzenlenmesini istemiştir.<br />
Mahkemece özetle; tarafların milli hukukuna göre evlilik dışı doğan çocuklar açısından ortak velayet düzenlemesi mümkün ise de ortak velayet düzenlenmesinin Türk kamu düzenine aykırı olduğu gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.<br />
Soybağının hükümleri, soybağını kuran hukuka tâbidir. Ancak ana, baba ve çocuğun müşterek millî hukuku bulunuyorsa, soybağının hükümlerine o hukuk, bulunmadığı takdirde müşterek mutad mesken hukuku uygulanır(MÖHUK m. 17/1).<br />
Yetkili yabancı hukukun belirli bir olaya uygulanan hükmünün Türk kamu düzenine açıkça aykırı olması hâlinde, bu hüküm uygulanmaz; gerekli görülen hâllerde, Türk hukuku uygulanır.(MÖHUK m.5/1).<br />
Somut olayda çözülmesi gereken uyuşmazlık, &#8220;ortak velayet&#8221; düzenlenmesinin Türk kamu düzenine açıkça aykırı olup olmadığının belirlenmesine yöneliktir.<br />
Bu bağlamda öncelikle iç hukukumuzdaki yasal düzenlemelere bakmak gerekir. İç hukukumuzda konumuzla ilgili yasal düzenlemeler aşağıdaki gibidir.<br />
Mahkeme boşanma veya ayrılığa karar verirken, olanak bulundukça ana ve babayı dinledikten ve çocuk vesayet altında ise vasinin ve vesayet makamının düşüncesini aldıktan sonra, ana ve babanın haklarını ve çocuk ile olan kişisel ilişkilerini düzenler.<br />
Velayetin kullanılması kendisine verilmeyen eşin çocuk ile kişisel ilişkisinin düzenlenmesinde, çocuğun özellikle sağlık, eğitim ve ahlâk bakımından yararları esas tutulur. Bu eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır(TMK m. 182/1-2).<br />
Ergin olmayan çocuk, ana ve babasının velayeti altındadır. Yasal sebep olmadıkça velayet ana ve babadan alınamaz.<br />
Hâkim vasi atanmasına gerek görmedikçe, kısıtlanan ergin çocuklar da ana ve babanın velayeti altında kalırlar(TMK m. 335).<br />
Evlilik devam ettiği sürece ana ve baba velâyeti birlikte kullanırlar.<br />
Ortak hayata son verilmiş veya ayrılık hâli gerçekleşmişse hâkim, velâyeti eşlerden birine verebilir.<br />
Velâyet, ana ve babadan birinin ölümü hâlinde sağ kalana, boşanmada ise çocuk kendisine bırakılan tarafa aittir&#8221;(TMK m.336).<br />
Ana ve baba evli değilse velâyet anaya aittir.<br />
Ana küçük, kısıtlı veya ölmüş ya da velâyet kendisinden alınmışsa hâkim, çocuğun menfaatine göre, vasi atar veya velâyeti babaya verir(TMK m.337).<br />
Türkiye Cumhuriyeti adına 14 Mart 1985 tarihinde imzalanan &#8220;11 Nolu Protokol ile Değişik İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmeye Ek 7 Nolu Protokol&#8221;, 6684 sayılı Kanun ile onaylanması uygun bulunarak, 25.03.2016 tarihli Resmi Gazete&#8217;de yayımlanıp yürürlüğe girmiş ve iç hukukumuz halini almıştır. Ek 7 Nolu Protokol&#8217;ün 5. maddesine göre, &#8220;Eşler, evlilik bakımından, evlilik süresince ve evliliğin bitmesi halinde, kendi aralarındaki ve çocuklarıyla olan ilişkilerinde, özel hukuk niteliği taşıyan hak ve sorumluluklar açısından eşittir. Bu madde, devletlerin çocuklar yararına gereken tedbirleri almalarına engel değildir&#8221;.<br />
Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin Milletlerarası Andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda Milletlerarası Andlaşma hükümleri esas alınır. (Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.90/son).<br />
İç hukukla ilgili yasal düzenlemeye baktıktan sonra &#8220;kamu düzeni&#8221; (ordre puplic) kavramı üzerinde durmak uyuşmazlığın çözümü için yararlı olacaktır.<br />
Kamu düzeninin bütün özelliklerini ifade edecek tam bir tarifini yapmak kolay değildir. Genel bir tanımla; &#8220;Kamu düzeni kuralları, bir memlekettte kamu hizmetlerinin iyi yapılmasını, devletin emniyet ve asayişini ve fertler arasındaki münasebetlerde huzur ve ahlak kaidelerine uygunluğu temine yarayan müessese ve kaidelerin tümüdür&#8221;. Bu genel çerçeve içerisinde kamu düzeni kuralları bir toplumun temel yapısı ve temel çıkarlarını koruyan kurallar olarak açıklanabilir. (Prof. Dr.Aysel Çelikel-Prof.Dr. B. Bahadır Erdem, Milletlerarası Özel Hukuk 1l.bası-sayfa:149 ).<br />
Genel olarak; hukuk sisteminin toplumsal kalkınmayı hedefleyen ve kişisel hak ve özgürlükleri koruyan temel prensipleri, anayasanın temel ilkeleri ve toplumda cari olan örf-âdet ve ahlk telakkileri, kamu düzenini temsil eden değerler olarak ifade edilebilir ve bu değerlerle açık bir şekilde uyuşmayan yabancı hukukun veya yabancı hukuk hükmünün kamu düzenine aykırı sayılarak uygulanmayacağı söylenebilir. Yabancı hukukun veya yabancı hukuk hükmünün somut olayda tatbiki ile ortaya çıkaracağı sonuç, yukarıda belirtilen temel ilke ve değerler karşısında da tahammül edilmez bir durum yaratmakta ise, yabancı hukukun kamu düzenini açıkça ihlal ettiğinden bahisle yabancı hukuk uygulanmaz. Burada, yabancı hukukun tatbikini engelleyen kamu düzeninin &#8220;menfî etkisi&#8221;nden bahsedilir. Kamu düzeni kavramı geniş, muğlâk, izafî ve değişkendir(Prof.Dr.Cemal Şanlı-Doç.Dr.Emre Esen- Yrd.Doç.İnci Ataman-Figanmeşe, Milletlerarası Özel Hukuk-4.Bası-sayfa: 72-73-78).<br />
Türk hukukunda kamu düzeni (ordre puplic, amme intizamı) yabancı hukukun tatbikini önleyen istisnaî bir göreve sahiptir. Kanunlar ihtilâfı kaidelerimizce yetkilendirilen yabancı hukuk ülkenin kamu düzenine &#8220;açıkça&#8221; aykırılık teşkil etmemesi şartıyla tatbik olunma imkânına sahiptir(MÖHUK m.5). Şu halde, kamu düzeni bizim için kanunlar ihtilâfı hukukuna ait tek taraflı bir &#8220;bağlanma kaidesi&#8221; değildir. Aksine kanunlar ihtilâfı kaidemizin gösterdiği yabancı hukuk nizamının tatbiki prensibinin bir istisnasıdır(Prof.Ergin Nomer-Prof.Cemal Şanlı, Devletler Hususî Hukuk, 18.bası-sayfa:l59)<br />
&#8220;&#8230;Esasa uygulanan hukukun Türk Hukukunda farklı olması ya da Türk Hukukunun emredici kurallarına aykırı olması gibi nedenlerle yabancı kararın tenfizi reddedilemez. Burada esas alınması gereken kıstas, yabancı ilamın Türk Hukukunda bir veya birden çok kanun hükümlerine aykırı bulunmasından çok, Türk Hukukunun temel değerlerine, Türk genel adap ve ahlak anlayışına Türk kanunlarının dayandığı temel adalet anlayışına ve hukuk siyasetine, Anayasa&#8217;da yer alan temel hak ve özgürlüklere milletlerarası alanda geçerli ortak ve kabul görmüş hukuk prensiplerine, ikili anlaşmalara, gelişmiş toplumların ortak<br />
benimsedikleri ahlak ve adalet anlayışına, medeniyet seviyesine siyasi ve ekonomik rejimine bakmak olmalıdır&#8221; (10.02.2012 tarih ve 2010/1 E, 2012/1 K.saylı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı).<br />
Yukarıda değinilen iç hukukumuz ve kamu düzeni kavramı ile ilgili açıklamalara göre somut olay değerlendirildiğinde &#8220;ortak velayet&#8221; düzenlenmesinin, Türk kamu düzenine &#8220;açıkça&#8221; aykırı olduğunu ya da Türk toplumunun temel yapısı ve temel çıkarlarını ihlal ettiğini söylemek mümkün değildir.<br />
O halde mahkemece, MÖHUK m. 17/1 gereğince, İngiliz vatandaşı olan tarafların müşterek milli hukuklarındaki velayete ilişkin düzenlemeler dikkate alınarak, işin esasına girilip tüm deliller birlikte değerlendirilerek &#8220;ortak velayet&#8221; istemine ilişkin davayla ilgili bir karar vermek gerekirken, istemin Türk kamu düzenine aykırı olduğu belirtilmek suretiyle, yazılı şekilde hüküm kurulması, bozmayı gerektirmiştir.<br />
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 20.02.2017 (Pzt.)]</p>
</div>
</details>
<details class="ss-emsal" open="open">
<summary><strong>AYM, B. 2018/27658, T. 06.10.2021</strong> — TMK m.336&#8217;da velayetin eşlerden birine verileceği kuralı bulunsa da, Ek 7 No&#8217;lu Protokol ve Yargıtay içtihatları doğrultusunda ortak velayetin mümkün olduğu.</summary>
<div class="ss-tam">
<p>[Anayasa Mahkemesi, Bireysel Başvuru, B. 2018/27658, T. 6/10/2021</p>
<p>TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASA MAHKEMESİ<br />
BİRİNCİ BÖLÜM KARAR<br />
HİLAL ERDAŞ BAŞVURUSU (Başvuru Numarası: 2018/27658) Karar Tarihi: 6/10/2021 R.G. Tarih ve Sayı: 30/11/2021-31675 BİRİNCİ BÖLÜM KARAR Başkan : Hasan Tahsin GÖKCAN Üyeler : Muammer TOPAL Recai AKYEL Selahaddin MENTEŞ İrfan FİDAN Raportör : Ali KOZAN Başvurucu : Hilal ERDAŞ Vekili : Av. Yusuf Eren YILDIZ I. BAŞVURUNUN KONUSU<br />
1. Başvuru, müşterek çocuğun velayetinin ebeveyn tarafından ortak kullanımına karar verilmesi nedeniyle aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.<br />
II. BAŞVURU SÜRECİ 2. Başvuru 29/8/2018 tarihinde yapılmıştır.<br />
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.<br />
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.<br />
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.<br />
III. OLAY VE OLGULAR 6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: 7. Başvurucu ile E.E.nin 2002 yılındaki evliliklerinden 24/8/2009 doğum tarihli müşterek çocukları bulunmaktadır. Antalya 4. Aile Mahkemesinin 16/5/2014 tarihli kararıyla tarafların anlaşmalı olarak boşanmalarına, müşterek çocuğun velayetinin babasına bırakılmasına hükmedilmiştir.<br />
8. Başvurucu 28/3/2017 tarihinde velayetin değiştirilmesi ve iştirak nafakası talebiyle Antalya 6. Aile Mahkemesinde (Mahkeme) dava açmıştır. Başvurucu vekili dava dilekçesinde; müşterek çocuğun boşanma davasının sonuçlanmasından itibaren kesintisiz olarak başvurucuyla yaşadığını ve başvurucunun koşullarına alıştığını vurgulamıştır. Hukuken velayet hakkının eski eşinde olmasına rağmen çocukla başvurucunun ilgilendiğini, tüm masraflarının ve ihtiyaçlarının başvurucu tarafından karşılandığını belirtmiştir. Bu duruma rağmen çocuğun velayet hakkına dayanılarak her an babası tarafından alınacağı ve annesinden koparılacağı endişesiyle yaşadığını, velayetin babada olmasının fiilen bir yararının olmadığını ve çocuğun alıştığı ortamdan koparılması hâlinde psikolojik olarak yıpranacağını ifade etmiştir. E.E. cevap dilekçesinde; başvurucunun iddialarının doğru olmadığını, kızının velayete ilişkin bütün sorumluluklarını fazlasıyla yerine getirdiğini vurgulamıştır. Ayrıca başvurucunun İsviçre&#8217;de yaşayan biriyle evlilik planı yaptığını, velayetin değiştirilmeye çalışılmasının da müşterek çocuğun anılan ülkeye götürülme çabası olduğunu, böyle bir durumun gerçekleşmesi hâlinde kızıyla bağının kopacağını belirtmiştir.<br />
9. Yargılama sürecinde 20/9/2017 tarihli sosyal inceleme raporu hazırlanmıştır. Raporun ebeveynler ve çocukla görüşme yapılarak düzenlendiği, annenin ve babanın velayetin ortak kullanımına ilişkin görüşlerinin alınmadığı görülmüştür. Anılan raporda; çocuğun daha çok başvurucu ile birlikte yaşadığının gözlemlendiği, çocuğun annesi kadar babasına da psikolojik ve sosyal yönden bağımlılık hissettiği, her ikisinden ayrı kalma kaygısı taşıdığının gözlemlendiği belirtilmiştir. Başvurucunun annelik ve velayet görevini yerine getirebilecek nitelikte olduğu, işe gittiğinde çocukla alt katta ikamet eden anneanne ve dedenin ilgilendiği, babanın da çocuğa bakmakta istekli olduğu ancak sosyal destek sistemine yeterince sahip olmadığı, işte olduğu zamanlarda çocukla ilgilenebilecek bir aile üyesinin mevcut olmadığı tespit edilmiştir. Çocuğun okul döneminde hafta içi annesinde, hafta sonu kesintisiz olarak babasında kaldığı, var olan uygulamadan memnun olduğu ancak dava açılması ile birlikte var olan dengenin sarsıldığı, çocuğun isteğinin gözönüne alınarak uygulamanın devam ettirilmesinin anne ve babanın isteğinde ve anlayışında olduğu belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde tarafların ortak velayete sahip olmasının çocuğun yararına olacağı değerlendirmesine yer verilmiştir. Ancak ortak velayet hukuken mümkün değilse çocuğun velayet görevine sahip ebeveyn ile birlikte ikamet etmesi gerektiği, çocuğun başvurucunun yanında daha çok kaldığı vurgulanarak velayet görevinin başvurucuya verilmesinin uygun olacağı ifade edilmiştir.<br />
10. Mahkeme 2/10/2017 tarihinde davanın kabulüyle velayetin başvurucuya verilmesine, babayla çocuk arasında kişisel ilişki tesis edilmesine ve çocuk lehine 300 TL iştirak nafakasına karar vermiştir. Kararın gerekçesinde; velayetin babaya verilmesine rağmen müşterek çocuğun okul döneminde hafta içi başvurucuda, hafta sonu babasında kaldığı belirtilmiştir. Sosyal inceleme raporunda da bu uygulamadan çocuğun memnun olduğu ancak dava açılması ile var olan dengenin sarsıldığının, ortak velayetin mümkün olmaması hâlinde velayetin başvurucuya verilmesinin çocuğun yararına olduğunun tespit edildiği ifade edilmiştir. Çocuğun başvurucuda daha çok kaldığı ve çocuğun fiilî uygulamadan memnun olduğu yani hafta içi annesinin yanında, hafta sonu babasının yanında kalması hususunun çocuğun psikolojisine olumsuzluk katmayacağı gibi anne ve babanın da bu uygulamaya karşı bir itirazlarının bulunmadığı gözetildiğinde ortak velayete gerek bulunmadığı vurgulanmıştır. Netice itibarıyla yapılması gerekenin fiiliyatta olan ve çocuğun yararına bulunan uygulamaya hukuki çerçeve hazırlamak olduğu, bu zamana kadar anne ve baba arasındaki uygulamaya hukuki çerçeve kazandırmak gerektiği ifade edilmiştir.<br />
11. E.E. anılan karara karşı istinaf yoluna başvurmuştur. İstinaf dilekçesinde; velayetin kullanıldığı süre boyunca velayetin değiştirilmesini gerektirecek hiçbir durumun gerçekleşmediğini, velayet görevini savsaklamadığı gibi hiçbir şekilde kötüye de kullanmadığını, çocuğun kesintisiz olarak başvurucunun yanında kaldığının da doğru olmadığını belirtmiştir. Ayrıca ortak velayetin hukuken mümkün olmadığı yönündeki gerekçenin de doğru olmadığını, ortak velayetin hukuken mümkün olduğunu, mahkeme kararının çocukla ilgili fiilî uygulamaya uygun olmadığını vurgulamıştır.<br />
12. Başvurucu vekili istinaf başvurusuna cevabında; uzman raporu ve tanık beyanları dikkate alındığında müşterek çocuğun hafta içi başvurucu yanında kaldığının sabit olduğunu vurgulamıştır. Haftanın beş günü başvurucu yanında yaşamakta olan müşterek çocuğun bütün bakım ve gözetiminin davalı baba tarafından yapıldığı iddiasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu, Mahkeme tarafından fiilî durum gözetilerek karar verildiği belirtilmiştir. Babanın sosyal destek sistemlerine yeterince sahip olmadığı, davalı taraf işteyken çocuğa evde bakacak bir aile bireyinin bulunmadığı hususlarının uzman raporuyla da tespit edildiğini belirtmiştir. Ayrıca ortak velayetin yargılama aşamasında taraflarca talep edilmediğini, ortak velayetin taraflar arasında çekişmeye yol açacağı durumlarda çocuğun velayetinin taraflardan birine bırakılması gerektiğini, fiilî durum ve rapordaki tespitler çerçevesinde mahkeme kararının doğru olduğu değerlendirmesine yer vermiştir.<br />
13. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi (BAM Dairesi) 13/7/2018 tarihinde istinaf başvurusunun kabulüne, velayetin taraflarca ortak kullanılmasına, müşterek çocuğun babasının yanında yaşamasına, ayrıca çocukla başvurucu arasında kişisel ilişki tesisine kesin olarak karar vermiştir. Her hafta pazartesi günü saat 09.00&#8217;dan perşembe günü saat 09.00&#8217;a kadar, -sonu tek sayı ile biten yıllarda Kurban Bayramı arife günü saat 18.00&#8217;den bayramın 3. günü saat 10.00&#8217;a kadar, sonu çift sayı ile biten yıllarda Ramazan Bayramı arife günü saat 18.00&#8217;den bayramın 2. günü saat 10.00&#8217;a kadar, eğitim dönemi yarıyıl tatillerinin ilk haftası cumartesi günü saat 09.00&#8217;dan takip eden cuma günü saat 01.00&#8217;e kadar, her yıl temmuz ayının 1. günü saat 09.00&#8217;dan 31 Temmuz akşamı saat 18.00&#8217;e kadar yatılı olacak şekilde kişisel ilişki kurulmasına hükmedilmiştir.<br />
14. Anılan kararın gerekçesinde; ilgili hukuk ve içtihatlara atıf yapılarak ortak velayet düzenlemesinin hukukumuzda uygulanabilir olduğu ancak çocuğun güvenliğine ve üstün yararına aykırı olması hâlinde ortak velayete karar verilemeyeceği vurgulanmıştır. Müşterek çocuğun velayetinin taraflar arasında fiilen ortak kullanıldığı, çocuğun bu uygulamadan memnun olduğu, sosyal inceleme raporunda da velayetin anne ve babaya ortak verilmesinin çocuğun menfaatine olduğunun tespit edildiği belirtilmiştir. Bu durumda mahkemece, tarafların fiilî yaşam şekli, çocuğun istekleri ve menfaatleri gözetilerek velayetinin ortak olarak taraflara bırakılması gerekirken hukuken mümkün olmadığı şeklindeki hatalı gerekçe ile velayetin değiştirilmesine karar verilmesinin doğru olmadığı ifade edilmiştir.<br />
15. Söz konusu karar, başvurucuya 31/7/2018 tarihinde tebliğ edilmiştir.<br />
16. Başvurucu 29/8/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.<br />
IV. İLGİLİ HUKUK A. Ulusal Hukuk 1. İlgili Mevzuat 17. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun &#8220;Hâkimin takdir yetkisi&#8221; kenar başlıklı 182. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları şöyledir: &#8220;Mahkeme boşanma veya ayrılığa karar verirken, olanak bulundukça ana ve babayı dinledikten ve çocuk vesayet altında ise vasinin ve vesayet makamının düşüncesini aldıktan sonra, ana ve babanın haklarını ve çocuk ile olan kişisel ilişkilerini düzenler.<br />
Velâyetin kullanılması kendisine verilmeyen eşin çocuk ile kişisel ilişkisinin düzenlenmesinde, çocuğun özellikle sağlık, eğitim ve ahlâk bakımından yararları esas tutulur. Bu eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır.&#8221; 18. 4721 sayılı Kanun’un &#8220;Durumun değişmesi&#8221; kenar başlıklı 183. maddesi şöyledir: &#8220;Ana veya babanın başkasıyla evlenmesi, başka bir yere gitmesi veya ölmesi gibi yeni olguların zorunlu kılması hâlinde hâkim, re&#8217;sen veya ana ve babadan birinin istemi üzerine gerekli önlemleri alır.&#8221; 19. 4721 sayılı Kanun’un &#8220;Kural&#8221; kenar başlıklı 323. maddesi şöyledir: &#8220;Ana ve babadan her biri, velâyeti altında bulunmayan veya kendisine bırakılmayan çocuk ile uygun kişisel ilişki kurulmasını isteme hakkına sahiptir.&#8221; 20. 4721 sayılı Kanun’un &#8220;Ana baba evli ise&#8221; kenar başlıklı 336. maddesi şöyledir: &#8220;Evlilik devam ettiği sürece ana ve baba velayeti birlikte kullanırlar.<br />
Ortak hayata son verilmiş veya ayrılık hali gerçekleşmişse hakim, velayeti eşlerden birine verebilir.<br />
Velayet, ana ve babadan birinin ölümü halinde sağ kalana, boşanmada ise çocuk kendisine bırakılan tarafa aittir.&#8221; 21. 4721 sayılı Kanun’un &#8220;Ana baba evli değilse&#8221; kenar başlıklı 337. maddesi şöyledir: &#8220;Ana ve baba evli değilse velayet anaya aittir.<br />
Ana küçük, kısıtlı veya ölmüş ya da velayet kendisinden alınmışsa hakim, çocuğun menfaatine göre, vasi atar veya velayeti babaya verir.&#8221; 2. İlgili Yargı Kararı 22. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 4/12/2017 tarihli ve E.2016/18474, K.2017/13800 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir: &#8220;Davacı, İsveç Södertörns Başlangıç Mahkemesinin T 12309-14 esas sayılı 09.06.2015 tarihinde kesinleşen boşanmaya ilişkin kararın tanınmasını talep etmiştir&#8230;Tanınması istenen yabancı mahkeme ilamında, tarafların boşanmalarına karar verilmekle birlikte tarafların çocuklar üzerinde ortak velayet hakkının devam edeceği düzenlenmiştir. Taraflar Türk vatandaşıdır. Yabancı mahkeme kararının tanınmasına diğer koşulların yanında Türk kamu düzeni ihlal edilmeyecekse karar verilebilir. Somut olayda çözülmesi gereken uyuşmazlık, ortak velayet düzenlenmesinin Türk kamu düzenine açıkça aykırı olup olmadığının belirlenmesine yöneliktir&#8230;<br />
Türkiye Cumhuriyeti adına 14 Mart 1985 tarihinde imzalanan 11 Nolu Protokol ile Değişik İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmeye Ek 7 Nolu Protokol, 6684 sayılı Kanun ile onaylanması uygun bulunarak, 25/3/2016 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanıp yürürlüğe girmiş ve iç hukukumuz halini almıştır. Ek 7 Nolu Protokol&#8217;ün 5. maddesine göre, &#8216;Eşler, evlilik bakımından, evlilik süresince ve evliliğin bitmesi halinde, kendi aralarındaki ve çocuklarıyla olan ilişkilerinde, özel hukuk niteliği taşıyan hak ve sorumluluklar açısından eşittir. Bu madde, devletlerin çocuklar yararına gereken tedbirleri almalarına engel değildir&#8217;.<br />
Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin Milletlerarası Andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda Milletlerarası Andlaşma hükümleri esas alınır. (Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.90/son).<br />
İç hukukla ilgili yasal düzenleme yanında kamu düzeni (ordre puplic) kavramı üzerinde durmak uyuşmazlığın çözümü için yararlı olacaktır. Kamu düzeninin bütün özelliklerini ifade edecek tam bir tarifini yapmak kolay değildir. Genel bir tanımla; &#8216;Kamu düzeni kuralları, bir memlekette kamu hizmetlerinin iyi yapılmasını, devletin emniyet ve asayişini ve fertler arasındaki münasebetlerde huzur ve ahlak kaidelerine uygunluğu temine yarayan müessese ve kaidelerin tümüdür&#8230;Türk hukukunda kamu düzeni (ordre puplic, amme intizamı) yabancı hukukun tatbikini önleyen istisnaî bir göreve sahiptir. Kanunlar ihtilâfı kaidelerimizce yetkilendirilen yabancı hukuk ülkenin kamu düzenine &#8216;açıkça&#8217; aykırılık teşkil etmemesi şartıyla tatbik olunma imkânına sahiptir&#8230;<br />
Yukarıda değinilen iç hukukumuz ve kamu düzeni kavramı ile ilgili açıklamalara göre somut olay değerlendirildiğinde ortak velayet düzenlenmesinin, Türk kamu düzenine açıkça aykırı olduğunu ya da Türk toplumunun temel yapısı ve temel çıkarlarını ihlal ettiğini söylemek mümkün değildir.<br />
O halde yabancı mahkeme ilamının tanınmasına ilişkin diğer koşulların da oluştuğu ve tarafların ortak velayet konusunda çekişmelerinin bulunmadığı anlaşılmakla, mahkemece yabancı mahkeme kararının velayete ilişkin kısmının da tanınmasına karar verilecek yerde, isteğin Türk Kamu düzenine aykırı olduğu belirtilmek suretiyle, yazılı şekilde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.&#8221; B. Uluslararası Hukuk 23. Türkiye Cumhuriyeti adına 14 Mart 1985 tarihinde imzalanan 25/3/2016 tarihli 6684 sayılı Kanun ile onaylanan 11 No.lu Protokol ile Değişik İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşme&#8217;ye Ek 7 No.lu Protokol&#8217;ün &#8220;Eşler arasında eşitlik&#8221; kenar başlıklı 5. maddesi şöyledir: &#8220;Eşler, evlilik bakımından, evlilik süresince ve evliliğin bitmesi halinde, kendi aralarındaki ve çocuklarıyla olan ilişkilerinde, özel hukuk niteliği taşıyan hak ve sorumluluklar açısından eşittir. Bu madde, devletlerin çocuklar yararına gereken tedbirleri almalarına engel değildir.&#8221; 24. Türkiye tarafından 14/9/1990 tarihinde imzalanan ve 27/1/1995 tarihli Resmî Gazete&#8217;de yayımlanan 20/11/1989 tarihli Birleşmiş Milletler (BM) Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 3. maddesinin ilgili kısmı şöyledir: &#8220;1. Kamusal ya da özel sosyal yardım kuruluşları, mahkemeler, idari makamlar veya yasama organları tarafından yapılan ve çocukları ilgilendiren bütün faaliyetlerde, çocuğun yararı temel düşüncedir.<br />
2. Taraf Devletler, çocuğun ana-babasının, vasilerinin ya da kendisinden hukuken sorumlu olan diğer kişilerin hak ve ödevlerini de göz önünde tutarak, esenliği için gerekli bakım ve korumayı sağlamayı üstlenirler ve bu amaçla tüm uygun yasal ve idari önlemleri alırlar.&#8221; 25. BM Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 6. maddesi şöyledir: &#8220;1. Taraf Devletler, her çocuğun temel yaşama hakkına sahip olduğunu kabul ederler.<br />
2. Taraf Devletler, çocuğun hayatta kalması ve gelişmesi için mümkün olan azami çabayı gösterirler.&#8221; 26. BM Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 18. maddesi şöyledir: &#8220;1. Taraf Devletler, çocuğun yetiştirilmesinde ve gelişmesinin sağlanmasında ana-babanın birlikte sorumluluk taşıdıkları ilkesinin tanınması için her türlü çabayı gösterirler. Çocuğun yetiştirilmesi ve geliştirilmesi sorumluluğu ilk önce ana babaya ya da durum gerektiriyorsa yasal vasilere düşer. Bu kişiler her şeyden önce çocuğun yüksek yararını göz önünde tutarak hareket ederler.<br />
2. Bu Sözleşmede belirtilen hakların güvence altına alınması ve geliştirilmesi için Taraf Devletler, çocuğun yetiştirilmesi konusundaki sorumluluklarını kullanmada ana-baba ve yasal vasilerin durumlarına uygun yardım yapar ve çocukların bakımı ile görevli kuruluşların, faaliyetlerin ve hizmetlerin gelişmesini sağlarlar.&#8221; 27. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre ebeveyn ve çocukların birlikte yaşama hakkı aile hayatının esaslı bir unsuru olup anne ve baba arasındaki ilişkinin sona ermesi durumunda hukuksal düzenlemelerden kaynaklanan ve bu ilişkiyi kısıtlayan ya da engelleyen tedbirler, aile hayatına saygı hakkına bir müdahale oluşturur (Hoppe/Almanya, B. No: 28422/95, 5/12/2002, § 44; Johansen/Norveç, B. No: 17383/90, 7/8/1996, § 52; Elsholz/Almanya [BD], B. No: 25735/94 13/7/2000, § 43).<br />
28. AİHM&#8217;e göre aile hayatına saygı hakkı kapsamındaki negatif ve pozitif yükümlülükler arasındaki sınırları kesin biçimde tanımlamak mümkün değildir. İlgili makamlar her iki yükümlülük çerçevesinde belirli bir takdir alanına sahiptir ve her iki yükümlülük kapsamında da benzer ilkelerin gözönünde bulundurulması, özellikle her iki durumda da kamusal makamlarca olayın bağlamı ve müdahalenin türüne göre birey menfaatleri ile toplum menfaatleri ve çocuk ile ebeveyn menfaatleri arasında adil bir denge kurulmasına özen gösterilmesi gerekmektedir. AİHM&#8217;e göre bu dengenin tesisinde niteliği gereği çocuğun menfaatlerine özel bir önem verilmelidir (Hokkanen/Finlandiya, B. No: 19823/92, 23/9/1994, § 55; Hoppe/Almanya, § 49).<br />
29. AİHM aile yaşamına saygının kamu makamlarına, ebeveynler ve çocuklarını bir araya getirmek şeklinde pozitif bir görev yüklediğini ve bu durumun ayrılığa devletin değil ebeveynin yol açtığı durumlarda dahi geçerli olduğunu, bu alandaki pozitif yükümlülüğün bireyler arasındaki ilişkiler alanında dahi aile yaşamına saygıyı güvence altına almak için tasarlanmış ve hem bireylerin haklarını koruyan düzenleyici yargısal bir çerçeve oluşturulmasını hem de fiilen hayata geçirilecek uygun tedbirlerin alınmasını gerektirdiğini ifade etmektedir (Hokkanen/Filnadiya, § 58; Glaser/Birleşik Krallık, B. No. 32346/96, 19/9/2000, § 63; Bajrami/Arnavutluk, B. No. 35853/04, 12/12/2006, § 52).<br />
30. AİHM, ebeveynin çocuk ile birlikte yaşamaya devam etmesinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 8. maddesinin birinci paragrafı kapsamında aile hayatının temel bir unsurunu oluşturduğunu vurgulamaktadır. Sözleşme’nin 8. maddesi, ebeveynin çocuğu ile yeniden birleşmesini sağlayacak önlemlerin alınmasını talep etme hakkının yanı sıra ulusal makamların bu önlemleri alma yükümlülüğünü de kapsamaktadır. Bu husustaki belirleyici husus, ulusal makamların uygulamadaki mevzuat ya da mahkeme kararlarıyla ebeveyne tanınan velayet, ziyaret ya da birlikte yaşama hakkının icrasını kolaylaştırmada kendilerinden beklenen bütün makul önlemleri alıp almadığıdır (Hokkanen/Finlandiya, § 55).<br />
V. İNCELEME VE GEREKÇE 31. Anayasa Mahkemesinin 6/10/2021 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü: A. Başvurucunun İddiaları 32. Başvurucu; mevzuatta velayetin ortak kullanımına ilişkin açık bir düzenlemenin olmadığını, Yargıtayın içtihadı kapsamında uygulandığını ancak ortak velayete tarafların birlikte talep etmesi ve çocuğun üstün yararına aykırı olmaması hâlinde hükmedilebileceğini belirtmiştir. Kendisinin ve davalı babanın yargılamanın hiçbir aşamasında velayeti ortak kullanmaya dair bir talebinin olmamasına rağmen BAM Dairesinin tarafların görüşünü almadan dosya üzerinden ortak velayete karar verdiğini, bu kararın uygulanabilir olmadığını vurgulamıştır. Müşterek çocuğun her türlü ihtiyacıyla kendisinin ilgilendiğini, boşanmadan itibaren kesintisiz olarak kendisiyle kaldığını, babasının velayete ilişkin yükümlülüklerini yerine getirmediğinin yargılama aşamasında kanıtlandığını, ilk derece mahkemesinin ortak velayetin uygulanmasına gerek olmadığını belirterek fiilî duruma uygun karar verdiğini ifade etmiştir. Çocuğunun kendisinin yanında yaşamasına rağmen zorla babasının yanında kalmasına karar verildiğini, kişisel ilişki tesisine ilişkin hükümlerin de çocuğun eğitimini sekteye uğratacağını ve uygulanmasının mümkün olmadığını zira çocuğun hafta içi kendisinin yanında kalarak okula gittiğini vurgulamıştır. Öte yandan ilk derece mahkemesinin iştirak nafakasına hükmetmesine rağmen BAM Dairesinin bu konuda bir karar vermediğini belirten başvurucu, adil yargılanma ve aile hayatına saygı hakları ile eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.<br />
B. Değerlendirme 33. Anayasa’nın &#8220;Özel hayatın gizliliği ve korunması&#8221; kenar başlıklı 20. maddesinin birinci fıkrası şöyledir: “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.”<br />
34. Anayasa’nın &#8220;Ailenin korunması ve çocuk hakları&#8221; kenar başlıklı 41. maddesi şöyledir: “Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır.<br />
Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilatı kurar.<br />
Her çocuk, korunma ve bakımdan yararlanma, yüksek yararına açıkça aykırı olmadıkça, ana ve babasıyla kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürme hakkına sahiptir.<br />
Devlet, her türlü istismara ve şiddete karşı çocukları koruyucu tedbirleri alır.”<br />
35. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).<br />
36. Velayet hakkına ve kişisel ilişki kurulmasına ilişkin uyuşmazlıklar, adil yargılanma hakkının ihlali iddialarına sıklıkla konu olmakla birlikte sürecin ivedi olarak yürütülmesi de dâhil olmak üzere ilgili prosedürlere ilişkin işlem ve eylemlerin aile hayatına saygı hakkı bağlamında meydana getirdiği sonuçlar dikkate alındığında söz konusu iddiaların aile hayatına saygı hakkı bağlamında ele alınması uygun görülmektedir (Marcus Frank Cerny [GK], B. No: 2013/5126, 2/7/2015, § 82; M.M.E. ve T.E., B. No: 2013/2910, 5/11/2015, § 137).<br />
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden 37. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.<br />
2. Esas Yönünden a. Genel İlkeler 38. Aile hayatına saygı hakkı kapsamında devlet için söz konusu olan yükümlülük, sadece belirtilen hakka keyfî surette müdahaleden kaçınmakla sınırlı olmayıp öncelikli olan bu negatif yükümlülüğe ek olarak aile hayatına etkili bir biçimde saygının sağlanması bağlamında pozitif yükümlülükleri de içermektedir. Söz konusu pozitif yükümlülükler, bireyler arası ilişkiler alanında olsa da aile yaşamına saygıyı sağlamaya yönelik tedbirlerin alınmasını zorunlu kılar (Murat Atılgan, B. No: 2013/9047, 7/5/2015, § 26).<br />
39. Devletin pozitif tedbirler alma yükümlülüğü konusunda Anayasa’nın 20. ve 41. maddeleri, ebeveynin çocuğuyla bütünleşmesinin sağlanması amacıyla tedbirler alınmasını isteme hakkını ve kamusal makamların bu tür tedbirleri alma yükümlülüğünü içermektedir. 41. maddede, her çocuğun yüksek yararına aykırı olmadıkça anne ve babasıyla kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürme hakkına sahip olduğu açıkça belirtilmektedir (Serpil Toros, B. No: 2013/6382, 9/3/2016).<br />
40. Devletin söz konusu pozitif yükümlülüğü, etkili mekanizmalar kurma, bu kapsamda gerekli usule ilişkin güvenceleri sunan yargısal prosedürleri sağlama ve bu suretle yargısal ve idari makamların bireylerin, idare ve özel kişilerle olan uyuşmazlıklarında etkili ve adil bir karar vermelerini temin etme sorumluluğunu da içermektedir (Marcus Frank Cerny, §§ 36, 40; Semra Özel Üner, B. No: 2014/12009, 26/10/2016, § 36).<br />
41. Ebeveyn ile çocukların birlikte yaşama istekleri, aile hayatının vazgeçilmez bir unsuru olup ebeveyn arasında ortak yaşamın kurulamaması veya hukuken ya da fiilen sona ermiş olması aile hayatını ortadan kaldırmaz. Ebeveyn ve çocuk arasındaki aile hayatının, anne ve babanın birlikte yaşamamaları veya ortak yaşama son vermelerinin ardından da devam edeceği açık olup anne, baba ve çocuğun aile hayatlarına saygı hakkı, belirtilen durumlarda ailenin yeniden birleştirilmesine yönelik tedbirleri de içermektedir. Söz konusu yükümlülük, ebeveyn veya diğer aile bireyleri arasındaki velayet ve kişisel ilişki tesisine ilişkin uyuşmazlıklar için de geçerlidir. Derece mahkemelerinin, kendisine velayet hakkı tanınmayan anne veya baba ile çocuk arasında kişisel ilişki tesis ettiği durumlarda, kurulması öngörülen ilişkinin uygulanabilir ve etkili olmasını temin edecek şekilde hareket etmesi zaruridir (Murat Atılgan, §§ 25, 46).<br />
42. Anayasa&#8217;nın 41. maddesinde ifade edilen çocuğun yüksek yararı mahkemeler, idari makamlar ve yasama organı tarafından yapılan ve çocukları ilgilendiren bütün faaliyetlerde gözetilmesi gereken bir ilkedir. Bu bağlamda çocuklar üzerinde etki doğuracak bir işlem yapılacağı zaman bu işlemin çocuğun yararına uygun olup olmadığı yönünde bir değerlendirme yapılması aile hayatına saygı hakkının öngördüğü pozitif yükümlülüklerin yerine getirilmesi açısından oldukça önemlidir (Şükran İrge, B. No: 2016/8660, 7/11/2019, § 33).<br />
43. Öte yandan mevzuatın yorumlanmasıyla ilgili sorunları çözmek öncelikle derece mahkemelerinin yetkisi ve sorumluluk alanındadır. Çocuğun üstün yararı başvuru konusu dava açısından en önemli unsur olup olayın tüm tarafları ile doğrudan temas hâlinde bulunan derece mahkemelerinin olayın koşullarını değerlendirmek açısından daha avantajlı konumda bulunduğu da tartışmasızdır. Anayasa Mahkemesinin rolü ise bu kuralların yorumunun Anayasa’ya uygun olup olmadığını belirlemekle sınırlıdır. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi, derece mahkemeleri tarafından izlenen usulü denetlemekte ve özellikle mahkemelerin kişisel ilişki kurulmasına ve velayete ilişkin mevzuat hükümlerini yorumlayıp uygularken Anayasa’nın 20. ve 41. maddelerindeki güvenceleri gözetip gözetmediğini incelemektedir (M.M.E. ve T.E., § 135).<br />
b. İlkelerin Olaya Uygulanması 44. Somut olayda taraflar anlaşarak boşanmışlar ve müşterek çocuğun velayeti babaya bırakılmıştır. Başvurucunun sonradan velayetin değiştirilmesi talebiyle açtığı dava sonucunda velayetin anne ve baba tarafından ortak kullanılmasına, çocuğun babasının yanında yaşamasına ayrıca çocukla başvurucu arasında da kişisel ilişki tesisine karar verildiği anlaşılmaktadır.<br />
45. Öncelikle vurgulamak adına devletin aile hayatına etkili bir biçimde saygının sağlanması bağlamında pozitif yükümlülüklerinin bulunduğu hatırlatılmalıdır. Söz konusu pozitif yükümlülükler, bireyler arası ilişkiler alanında olsa da aile yaşamına saygıyı sağlamaya ve aile ilişkilerinin sürdürülebilmesine yönelik tedbirlerin alınmasını zorunlu kılar. Bu kapsamda devletin aile hayatına saygı hakkını gözeten yasal altyapı ve etkili bir yargı mekanizması kurması, derece mahkemelerinin de aile hayatı kapsamındaki ilişkilerin sürdürülebilir ve etkili olmasını temin edecek şekilde hareket etmesi zaruridir.<br />
46. Bu bağlamda mevzuat incelendiğinde, 4721 sayılı Kanun&#8217;da velayetin evlilik devam ettiği sürece ana ve baba tarafından birlikte kullanılacağının, ayrılık veya boşanma hâlinde ise hâkimin velayeti eşlerden birine verebileceğinin kural olarak düzenlendiği, boşanma ve ayrılık durumunda velayetin ana ve baba tarafından ortak kullanılabileceğine dair bir düzenlemenin olmadığı görülmüştür. Bununla birlikte 6684 sayılı Kanun ile onaylanan Sözleşme&#8217;ye ek 7 No.lu Protokol&#8217;ün 5. maddesi ve anılan düzenlemeye dayanan Yargıtay içtihadı dikkate alındığında, boşanma ve ayrılık durumunda velayetin ebeveynler tarafından ortak kullanılmasının mümkün olduğu anlaşılmaktadır (bkz. §§ 17-23).<br />
47. Bu kapsamda uygulamanın yasal dayanağını oluşturan 6684 sayılı Kanun&#8217;da sadece evlilik süresince ve evliliğin bitmesi hâlinde çocuklarıyla olan ilişkilerinde, özel hukuk niteliği taşıyan hak ve sorumluluklar açısından eşlerin eşit olduklarının belirlendiği; Yargıtayın da buradan hareketle ortak velayet düzenlenmesinin Türk kamu düzenine -açıkça- aykırı olmadığını, Türk toplumunun temel yapısı ve temel çıkarlarını ihlal etmediğini tespit ettiği anlaşılmaktadır. Yargıtayın anılan tespiti yaptıktan sonra, somut olayda tarafların ortak velayet konusunda çekişmelerinin bulunmadığı hususunu da dikkate aldığı görülmüştür. Bu açıklamalardan hareketle, velayetin ebeveyn tarafından ortak kullanılmasına ve bu uygulamanın sonlandırılmasına ilişkin usul ve esasların mevzuatta ayrıca ve açıkça düzenlenmediği söylenebilir.<br />
48. Öte yandan velayet ve kişisel ilişki tesisine ilişkin davalarda asıl amacın tarafların iddiaları ile mevcut deliller değerlendirilmek suretiyle çocuğun üstün yararına olanın belirlenmesi olduğu hatırlatılmalıdır. Zira çocuğun üstün yararı çocukları ilgilendiren bütün faaliyetlerde ve kararlarda gözetilmesi gereken bir ilkedir. Bu ilke gözetilerek ebeveynin çıkarları ile çocuğun menfaatleri arasında adil bir denge kurulması gerekmektedir. Bu bağlamda 6684 sayılı Kanun ve ilgili içtihat kapsamında çocuğun üstün yararına aykırılık teşkil etmemesi hâlinde velayetin ebeveyn tarafından ortak kullanılmasının -somut olayın koşullarına göre- aile hayatına saygı hakkına ilişkin anayasal güvencelere uygun olacağı söylenebilir. Bununla birlikte taraflar ile doğrudan temas hâlinde bulunan derece mahkemelerinin anılan ilke kapsamında olayın koşullarını değerlendirmek açısından daha avantajlı konumda bulunduğu açıktır.<br />
49. Ancak çocuğun üstün yararının ne olduğuna ilişkin tespit yapan derece mahkemelerinin takdir yetkilerini makul bir şekilde kullanıp kullanmadıkları hususunu değerlendirecek olan Anayasa Mahkemesi, bu bağlamda velayetin ortak kullanımını haklı göstermek için öne sürülen gerekçelerin ilgili ve yeterli olup olmadığını ve anayasal güvencelerin gözetilip gözetilmediğini incelemek durumundadır. Bu kapsamda ortak velayetin çocuğun yararına olduğunun derece mahkemeleri tarafından bilimsel görüş ve raporlar gibi yeterli ve objektif verilere dayandırılması, ebeveynlerin ve dinlenilebilecek yaşta ise çocuğun beyanına başvurulması önem arzetmektedir. Bununla birlikte velayetin ortak kullanımı konusunda taraflar arasında ihtilaf bulunup bulunmadığının gözetilmesinin -Yargıtayın ilgili içtihadı da dikkate alındığında- somut olayın koşullarına göre hem çocuğun üstün yararına olanın tespitinde hem de uygulamanın sürdürülebilirliğinin sağlanmasında gerekli olduğu söylenebilir.<br />
50. Bu açıklamalar çerçevesinde yargılama bir bütün hâlinde değerlendirildiğinde; başvurucunun ortak velayet uygulamasını kabul etmediği ve açıkça bu uygulamaya itiraz ettiği, davalı babanın da velayetin ortak kullanımına ilişkin açık bir talebinin mevcut olmadığı görülmüştür. Her iki tarafın önceliğinin velayetin kendisine verilmesi olduğu gözetildiğinde ebeveynlerin velayetin kullanımı konusunda ihtilaflarının olduğu ve velayetin ortak kullanımının taraflar arasında çekişmeye sebep olabileceği söylenebilir. Bu ihtilafın çocuğun üstün yararına olanı tespit bağlamında BAM Dairesi tarafından gözetilmediği, çekişmenin ortak velayetin sürdürülebilirliğine ve çocuğun psikolojik gelişimine muhtemel etkilerine ilişkin bir değerlendirme yapılmadığı görülmüştür. Bununla birlikte hükme esas alınan bilirkişi raporunun ebeveynlerin ortak velayete ilişkin görüşlerine başvurulmadan hazırlandığı, derece mahkemelerinin de ebeveynlerin velayetin ortak kullanımına ilişkin istek ve iradelerinin olup olmadığını araştırmadığı görülmüştür. Bu durumda ortak velayetin çocuğun üstün yararına olup olmadığı hususunda somut olayın koşulları dikkate alınarak yeterli bir incelemenin ve değerlendirmenin yapılmadığı anlaşılmaktadır.<br />
51. Ayrıca çocuğun özellikle okul döneminde hafta içi başvurucunun yanında kaldığı ve genel olarak ihtiyaçlarının başvurucu tarafından karşılandığının uzman raporuyla tespit edilmesi ve ilk derece mahkemesi tarafından da bu tespitin kabul edilmesine rağmen bu durumun kişisel ilişki tesisinde BAM Dairesince gözetilmediği görülmüştür. Çocuğun pazartesi sabahından perşembe sabahına kadar başvurucu yanında kalmasına karar veren BAM Dairesinin çocuğun alıştığı fiilî uygulamayı neden değiştirdiğini açıklamadığı da dikkate alındığında ebeveynlerle çocuk arasında kişisel ilişki tesisinde çocuğun ve tarafların şartları gözetilerek uygulanabilir nitelikte tedbirler alındığı söylenemez. Bu açıklamalar çerçevesinde yargılama sürecinde velayetin ortak kullanılmasına ilişkin uygun şartların oluşup oluşmadığı hususunda yeterli araştırma yapılmadığı gibi velayetin ortak kullanılması ile kişisel ilişki tesisine dair tedbirlerin çocuğun üstün yararına aykırılık teşkil etmediği ve uygulanabilir olduğunun ilgili ve yeterli gerekçeyle ortaya konulamadığı sonucuna varılmıştır. Bu durumda yargı makamlarının aile hayatına saygı hakkına dair Anayasa&#8217;da belirtilen güvenceleri ve çocuğun üstün yararı ilkesini gözeten özenli bir yargılama yapmadıkları söylenebilir.<br />
52. Açıklanan gerekçelerle Mahkemece aile hayatına saygı hakkının öngördüğü pozitif yükümlülüklerin yerine getirilmediği anlaşılmakla Anayasa&#8217;nın 20. maddesinde güvence altına alınan aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.<br />
Hasan Tahsin GÖKCAN bu görüşe katılmamıştır.<br />
53. Diğer yandan başvurucunun iştirak nafakası talebine dair BAM Dairesince karar verilmediği iddiasına ilişkin olarak da yukarıda belirtilen gerekçelerle aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği sonucuna varıldığı ve ihlalin giderilmesi için yapılacak yeniden yargılama aşamasında bu konunun Mahkemece değerlendirilmesinin mümkün olduğu anlaşılmakla anılan iddia yönünden bir inceleme yapılmamıştır.<br />
3. 6216 Sayılı Kanun&#8217;un 50. Maddesi Yönünden 54. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun&#8217;un 50. maddesinin ilgili kısmı şöyledir: “(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…<br />
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”<br />
55. Başvurucu, ihlalin tespitiyle yeniden yargılama yapılması talebinde bulunmuştur.<br />
56. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesi diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına da işaret etmiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).<br />
57. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural, mümkün olduğunca eski hâle getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması, ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).<br />
58. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı veya mahkemenin ihlali gideremediği durumlarda Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü&#8217;nün 79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme, usul hukukundaki benzer hukuki kurumlardan farklı olarak ihlali ortadan kaldırmak amacıyla yeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya özgülenen bir giderim yolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi tarafından ihlal kararına bağlı olarak yeniden yargılama kararı verildiğinde usul hukukundaki yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili mahkemenin yeniden yargılama sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir takdir yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir kararın kendisine ulaştığı mahkemenin yasal yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı nedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam eden ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir (Mehmet Doğan, §§ 58, 59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), §§ 57-59, 66, 67).<br />
59. İncelenen başvuruda yargı makamlarının aile hayatına saygı hakkına ilişkin olarak Anayasa&#8217;da belirtilen güvenceleri ve çocuğun üstün yararı ilkesini gözeten özenli bir yargılama yapmamaları nedeniyle aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Dolayısıyla ihlalin mahkeme kararından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.<br />
60. Bu durumda aile hayatına saygı hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Yapılacak yeniden yargılama ise bireysel başvuruya özgü düzenleme içeren 6216 sayılı Kanun&#8217;un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda yapılması gereken iş, yeniden yargılama kararı verilerek Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere ilgili mahkemeye gönderilmesine karar verilmesi gerekmektedir.<br />
61. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 294,70 TL harç ve 3.600 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.894,70 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.<br />
VI. HÜKÜM Açıklanan gerekçelerle; A. Aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE, B. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan aile hayatına saygı hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE Hasan Tahsin GÖKCAN&#8217;ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA, C. Kararın bir örneğinin aile hayatına saygı hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Antalya 6. Aile Mahkemesine (E.2017/284, K.2017/862) GÖNDERİLMESİNE, D. 294,70 TL harç ve 3.600 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.894,70 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE, E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA, F. Kararın bir örneğinin Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesine (E.2017/2426) ve Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 6/10/2021 tarihinde karar verildi.<br />
KARŞIOY GEREKÇESİ 1. Başvuruya konu olayda aile mahkemesi 2014 yılında verdiği boşanma kararıyla 2009 doğumlu müşterek kız çocuğunun velayetini babaya vermiş, fakat uygulamada fiilen çocuk hafta içi annede, hafta sonu (Cuma-Pazar) babada kalmıştır. Başvuran anne 2017 yılında velayetin kendisine verilmesini talep etmiş, aile mahkemesi bu talebi kabul edip velayeti anneye vermiştir. Karar gerekçesinde, Sosyal İnceleme Raporunda çocuğun hafta içi annede, hafta sonu babada kalma şeklinde iki tarafla da görüşmekten memnun olduğu, müşterek velayetin mümkün olmaması halinde velayetin başvurucuya verilmesinin çocuğun yararına olduğunun tespit edildiği belirtilmiştir. Karar gerekçesinde anılan rapora değinilmiş, fiili uygulama şekline tarafların itirazlarının bulunmaması nedeniyle müşterek velayete gerek bulunmadığı, fiili duruma hukuki çerçeve kazandırmak gerektiği ifade edilerek velayet anneye verilmiştir.<br />
2. Karara karşı istinaf başvurusunda bulunan baba dilekçesinde önceki velayet kararının değiştirilmesini gerektiren bir durum bulunmadığını, velayeti kötüye de kullanmadığını, çocuğun zaten annesiyle görüşmeye devam ettiğini, esasen mahkemenin müşterek velayetin mümkün olmadığı yönündeki gerekçesinin de doğru olmayıp ortak velayete karar verilebileceğini ileri sürmüştür. BAM Dairesi istinaf davasını kabul etmiş, müşterek velayete hükmederek çocuğun pazartesi – Perşembe annesinde, sonraki günler babasında kalarak şahsi ilişki tesisine hükmetmiştir.<br />
3. Çocuk Haklarına Dair Sözleşmenin 18. maddesinde çocukların yetiştirilmesi ve geliştirilmesinde çocuğun yüksek yararının gözönünde tutulması ilkesi ifade edilmektedir. Bu ilkenin velayet ilişkisinin tesisinde de dikkate alınması gerekir. TMK hükümlerinde düzenlenmemekle birlikte AİHS Ek 7 Numaralı Protokol’ün “Eşler Arasında Eşitlik” kenar başlığını taşıyan 5. maddesinin, Anayasa’nın 90. maddesi uyarınca iç hukukun bir parçası olduğu hususu mahkemeler tarafından kabul edilmektedir. Anılan 5. madde şöyledir: “Eşler, evlilik bakımından, evlilik süresince ve evliliğin bitmesi halinde, kendi aralarındaki ve çocuklarıyla olan ilişkilerinde, özel hukuk niteliği taşıyan hak ve sorumluluklar açısından eşittir. …” Bu kuralda evlilik sona erdiğinde dahi çocuklarıyla ilişkilerinde hak ve sorumlulukları açısından eşitlik öngörülmekle, velayet hakkı yönünden de eşitliğin söz konusu olacağı, dolayısıyla hukukumuzda müşterek velayetin artık asıl kural haline geldiği söylenebilir. Nitekim uyuşmazlığa konu dosyada mahkemelerin, hatta sosyal inceleme uzmanının yaklaşımı da bu yönde olmuştur. Bunun istisnası ise çocuğun yüksek menfaatinin aksini gerektiriyor olmasıdır. Diğer taraftan ek protokolde belirtilen haklarda eşitlik ilkesi karşısında, müşterek velayet için tarafların rızalarının veya oy birliğinin bulunması gibi bir şartın aranması da yerinde olmayacaktır. Fakat somut olayda tarafların bulunduğu hal ve şartlar karşısında çocuğun üstün yararının öyle gerektirmesi nedeniyle ya da bir tarafın rızasının olmamasının çocukla ilişkileri ve yararını (müşterek velayetin yürütülmesini) olumsuz etkileyeceğinin anlaşılması durumunda aksi değerlendirilebilir. Nitekim ihlal kararı gerekçesinde atıf yapılan Yargıtay kararında müşterek velayet için tarafların fikir birliği içerisinde olması zorunlu görülmemiş fakat somut olayda bu durumun çekişme konusu olmadığı ek olarak ifade edilmiştir.<br />
4. Öncelikle ifade edelim ki hukukumuzda son yıllarda daha çok uygulanmaya ve tartışılmaya başlanan müşterek velayete ilişkin ilkelerin ilk elden AYM tarafından belirlenmeye çalışıldığı anlamına gelecek değerlendirmelerin yapılması ikincillik ilkesiyle bağdaşmayacaktır.<br />
5. Diğer taraftan istinaf mahkemeleri hukukilik denetimi yanında asıl olarak maddi vaka denetimi yapmak üzere kurulmuştur. Varlık sebebi maddi vaka denetiminin tekrar yapılması ve sonucuna göre vicdani kanaat yargısına varılmasıdır. Temyiz incelemesinden farkı da budur. Aksi durumda salt hukukilik denetimi yapılacaksa temyiz incelemesinden ayrı bir denetime ihtiyaç kalmazdı. Bunun için istinaf mahkemelerinin duruşma açarak maddi vakaya uygun hukuki hukuki niteleme yapılması ve hukuki çözüm bulunması temel görevleridir. Duruşma açılmadan esas hakkında karar verilmesi hukuki dinlenilme ve meramını anlatma ilkelerinin gerçekleştirilmesini önleyebilecektir. İstinaf incelemesinde duruşmasız inceleme eğiliminin artması istinaf mahkemelerinin varlık nedeniyle çelişecek, hatta bu mahkemelerin temyiz mahkemesi gibi çalışmasına yol açabilecektir. Ne var ki incelenen başvuruda davalı tarafın duruşma açılması talebi HMK’nın 353/1-b maddesi uyarınca kabul edilmemiş ise de bu durum bu başvurunun konusunu oluşturmamaktadır.<br />
6. Somut olayda istinaf incelemesi sırasında uyuşmazlık yeniden ele alınmış, yerel mahkemenin müşterek velayete gerek olmadığına ilişkin gerekçesi yerinde görülmemiş, Sosyal İnceleme Raporuna da atıfla çocuğun üstün yararı bakımından fiili durumla da uygunluk arzetmesi nedeniyle müşterek velayet uygulamasının yerinde olacağı değerlendirilmiştir.<br />
7. Mahkememiz Birinci Bölüm çoğunluğunun ihlal gerekçesinde asıl olarak şu hususlar üzerinde durulmuştur: “davalı babanın da velayetin kullanımına ilişkin açık bir talebinin olmadığı görülmüştür. … taraflar arasındaki çekişmenin ortak velayetin sürdürülebilirliğine ve çocuğun psikolojik gelişimine muhtemel etkilerine ilişkin bir değerlendirme yapılmadığı, … hükme esas alınan bilirkişi raporunda ebeveynlerin ortak velayete ilişkin görüşlerine başvurulmadan hazırlandığı, mahkemenin de ebeveynlerin velayetin ortak kullanımına ilişkin iradelerini araştırmadığı görülmüştür.” (par. 50) Çoğunluk gerekçesinde ayrıca çocuğun Cuma gününe kadar anne ile kalmaya alıştığı halde son kararda neden Perşembe günü baba yanına geçmesine karar verildiği ve alışılmış düzenin bozulduğu sorgulanmış, bu nedenle çocuğun üstün yararının mahkeme kararında tartışılmadığı belirtilmiştir (par. 51).<br />
8. Bu değerlendirmeler karşısında Sosyal İnceleme Raporunda ise : “…çocuğun okul döneminde hafta içi annesinde, hafta sonu babasında kaldığı, var olan uygulamadan çocuğun memnun olduğu … çocuğa yönelik ortak velayetin çocuğun üstün yararına olduğu, bu nedenle tarafların ortak velayete sahip olmasının çocuğun yararına olacağı değerlendirilmiştir.” ifadeleriyle müşterek velayetin çocuğun üstün yararı bakımından gerekli olduğunun belirtildiği görülmektedir.<br />
9. Çocuğun üstün yararının tartışılmadığı yorumu yapılan Bölge Adliye Mahkemesi Dairesinin kararında ise bu konuda şu ifadeler geçmektedir (ki bu ifadeler bireysel başvuru dilekçesinde de yer almaktadır): “…mahkemenin de kabulünde olduğu üzere çocuğun velayeti taraflar arasında fiilen ortak kullanılmakta olup, küçükte bu uygulamadan memnundur. Dosyaya sunulan sosyal inceleme raporunda da velayetin anne ve babaya ortak verilmesinin çocuğun menfaatine olduğu bildirilmiştir. O halde; mahkemece, tarafların fiili yaşam şekli, küçük Eylül’ün istekleri ve menfaatleri gözetilerek velayetinin ortak olarak taraflara bırakılması gerekirken, hukuken mümkün olmadığı şeklindeki hatalı gerekçe ile velayetin değiştirilmesine karar verilmesi doğru olmamıştır. …ilk derece mahkemesinin kararının çocuk için ortak velayete hükmedilmek suretiyle düzeltilmesi cihetine gidilmiştir.”<br />
10. Görüldüğü üzere Sosyal İnceleme Raporunda çocuğun üstün yararı için müşterek velayet önerilmiş, BAM Dairesi de bunu dikkate alıp gerekçesinde tartışmış ve büyük ölçüde mevcut fiili durumdaki uygulamayı esas alarak bir karar vermiş, bunu da gerekçesine yansıtmıştır. Çoğunluk gerekçesiyle Daire kararı arasındaki fark, babayla görüşmenin Cuma günü yerine Perşembe günü başlamasında ortaya çıkmaktadır. Esasen başvurucu dahi Perşembe gününden kaynaklanan bir olumsuzluğu dile getirmiş değildir. Başvurucu velayetin kendisine verilmesine yoğunlaşmıştır. BAM Dairesi kararı mevcut duruma en yakın çözüm olmuştur. Ayrıca çoğunluk kararında davalı babanın müşterek velayete dair açık bir talebi olmadığı söylendiği halde, davalının istinaf dilekçesinde müşterek velayete karar verilmesini talep ettiği anlaşılmaktadır ve bu husus mahkeme kararında yazılmıştır. Diğer yandan çoğunluk gerekçesinde müşterek velayet için sanki tarafların oy birliğinin gerektiği gibi bir yaklaşım görülmektedir ki Ek 7 numaralı protokoldaki kuralda eşitlik ilkesinin esas alınması karşısında, müşterek velayet için oy birliği gibi bir unsura yer verilmesinin kuralla bağdaşmayacağı kabul edilmelidir. Aksi durum, velayete ilişkin ilkelerin AYM tarafından belirlenmesine yol açar ki bu durum ikincillik ilkesine aykırı olur.<br />
Sonuç olarak BAM Dairesi kararında çocuğun üstün yararının gözetilip tartışılmasına ve bu yönde bir sonuca ulaşılmasına karşın Mahkememiz Birinci Bölüm çoğunluğunun ikincillik ilkesini ihlal eder biçimde müşterek velayet kararı yönünden ihlal kararı vermiş olmasına katılmadığım için karşıoy kullandım.<br />
Başkan Hasan Tahsin GÖKCAN]</p>
</div>
</details>
<details class="ss-emsal" open="open">
<summary><strong>AYM, B. 2021/32488, T. 16.09.2025</strong> — Ortak velayetin haklı gösterilmesi için ilgili ve yeterli gerekçe gerektiği; tarafların ortak velayetin amacına uygun davranmadığı ve çatışmaların boşanma sonrasında artarak sürdüğü hallerde modelin çocuğun üstün yararına hizmet etmeyeceği.</summary>
<div class="ss-tam">
<p>[Anayasa Mahkemesi, Bireysel Başvuru, B. 2021/32488, T. 16.09.2025</p>
<p>TÜRKİYE CUMHURİYETİ &#8211; ANAYASA MAHKEMESİ<br />
BİRİNCİ BÖLÜM<br />
KARAR<br />
KEMAL MERAL BAŞVURUSU<br />
(Başvuru Numarası: 2021/32488)<br />
Karar Tarihi: 16/9/2025<br />
BİRİNCİ BÖLÜM<br />
KARAR<br />
Başkan : Hasan Tahsin GÖKCAN<br />
Üyeler : Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Muhterem İNCE<br />
Raportör : Abdurrahman Remzi AKPINAR<br />
Başvurucu : Kemal MERAL<br />
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ<br />
1. Başvuru; nafaka artırım davası sonucunda, elde ettiği gelirden daha yüksek miktarda nafaka ödemeye karar verilmesi nedeniyle maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı ile ortak velayet kararının kaldırılarak çocukları ile görüşmesinin kısıtlanması nedeniyle aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.<br />
2. Başvurucu ve eşi 24/12/2018 tarihinde anlaşmalı olarak boşanmıştır. Boşanma kararında, müşterek çocukların velayetinin anneye bırakılmasına ve baba ile çocuklar arasında kişisel ilişki kurulmasına hükmedilmiştir. Bunun yanında müşterek çocuklar için aylık her birine 2.500 TL olmak üzere toplam 5.000 TL iştirak nafakası ödenmesine karar verilmiştir. Anılan karar 19/2/2019 tarihinde kesinleşmiştir.<br />
3. Başvurucu 11/9/2019 tarihinde Aile Mahkemesi nezdinde velayetin değiştirilmesi ve iştirak nafakasının kaldırılması veya indirilmesi talebiyle dava açmıştır. Başvurucuya karşı ise boşandığı eşi tarafından iştirak nafakasının artırılması davası açılması üzerine Ankara 7. Aile Mahkemesi (Mahkeme) her iki davanın birleştirilmesine karar vermiştir. Mahkeme yargılama sürecinde diğer hususların yanında, tarafların ekonomik ve sosyal durumlarının araştırılması için ilgili kolluk birimine müzekkereler yazmış, başvurucunun üzerine kayıtlı şirketinin olup olmadığı hususu Ticaret Sicili Müdürlüğünden sorulmuştur. Öte yandan velayetin değiştirilmesi davası açısından tanık beyanları dinlenmiş, uzman raporu alınmış ve taraflara bu rapora karşı diyecekleri sorulmuştur. Alınan uzman raporunda çocukların velayetlerinin annede kalmaya devam etmesinin ve babayla kişisel ilişkilerinin daha sık ve uzun süreli olmasının çocukların yararına uygun olacağı belirtilmiştir.<br />
4. Yargılama sonucunda Mahkeme 12/3/2021 tarihli ilamı ile ortak velayete ve iştirak nafakasının toplam 13.000 TL&#8217;ye yükseltilmesine karar vermiştir. Mahkeme ayrıca her yıl Toptan Eşya Fiyat Endeksi (TEFE) / Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) oranında artış yapılmasına hükmetmiştir.<br />
5. Başvurucu, bu karara karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Başvuru dilekçesinde, hükmedilen nafaka miktarının ödeme gücünün çok üzerinde olduğunu, eski eşinin de çalıştığını ve sürekli bir gelire sahip olduğunu, çocukların özel okula gittiğini, okul ücretlerini kendi babasının ödediğini ileri sürmüştür. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi (Bölge Adliye Mahkemesi) 30/6/2021 tarihinde Mahkeme kararının kaldırılmasına karar vermiştir. Kararda, iştirak nafakasının aylık toplam 6.500 TL olarak belirlenmesine ve her yıl Üretici Fiyat Endeksi (ÜFE) oranında artış yapılmasına hükmedilmiştir. Kararın gerekçesinde öncelikle, boşanma tarihindeki şartların hâkimin sözleşmeye müdahalesini gerektirecek ölçüde bozulduğu hususunun kanıtlanmadığı, bu itibarla nafakaların indirilmesi şartlarının oluşmadığı belirtilmiştir. Devamında, tarafların tespit edilen sosyal ve ekonomik durumları, günün ekonomik koşulları, nafakanın niteliği, paranın alım gücü, iştirak nafakalarının kesinleştiği tarih ile eldeki dava tarihi (birleşen dava) arasında gerçekleşen ÜFE artış oranı gibi hususlar gözetilmek suretiyle hüküm altına alınan nafaka artırım miktarının yüksek olduğu sonucuna varılmıştır.<br />
6. Bölge Adliye Mahkemesi kararında ayrıca, tarafların anlaşmalı boşanma sırasında ortak velayet talep etmediklerini, boşanma sonrası yaşanılan süreçte de ortak velayetin amacına uygun olarak davranmadıklarını, çocuklarla ilgili kararların alınma süreci ve çocuklarla ilgili konularda karşılıklı ve sağlıklı bir iletişimlerinin olmadığını, aralarında çok sayıda ceza soruşturmasının bulunduğunu belirtmiştir. Ayrıca ortak velayet kavramının gereği olan çocukların gelişim ve yararını gözeten bir tutumlarının bulunmadığını, aralarında ve hatta tarafların kendi aileleri arasında var olan çatışmaların çocuklara yansıdığını, bu çatışmaların boşanmadan sonra da artarak devam ettiğini, bundan sonraki süreçte sonlanacağına dair dosyaya yansıyan bir tespitin de olmadığını ifade etmiştir. Bunun yanında, tarafların ortak velayet taleplerinin de bulunmadığı, sosyal inceleme raporunda da ortak velayetin gerekliliğine ilişkin belirlemenin yapılmadığı vurgulanarak somut şartlarda ortak velayet düzenlemesinin çocukların üstün yararı ilkesine uygun olmadığı kanaatine ulaşılmıştır.<br />
7. Başvurucu, nihai kararı 13/7/2021 tarihinde öğrenmiş ve 11/8/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.<br />
8. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.<br />
II. DEĞERLENDİRME<br />
A. Maddi ve Manevi Varlığın Korunması ve Geliştirilmesi Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia<br />
9. Bir bankanın yönetim kurulu üyesi olan başvurucu, tek gelirinin aylık 6.235 TL&#8217;lik huzur hakkı olduğunu ve 2017 yılından itibaren özel bir hastanede kanser tedavisi gördüğünü belirtmiştir. Başvurucu; her iki çocuk için aylık toplam 6.500 TL iştirak nafakası miktarının ödeme gücünün üzerinde olduğunu, gelir durumu hususunda eksik değerlendirme yapıldığını belirterek maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı ile adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; mevcut başvuruda Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri, Anayasa Mahkemesi içtihadı ve somut olayın kendine özgü koşullarının da dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir. Başvurucu; bu görüşe karşı önceki beyanlarını tekrar etmiştir.<br />
10. Başvurucunun şikâyetleri, Anayasa&#8217;nın 17. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı kapsamında incelenmiştir.<br />
11. Maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı, Anayasa&#8217;nın 5. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde devlete pozitif ve negatif ödevler yükler (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri [2. B.], B. No: 2012/752, 17/9/2013, §§ 50, 51). Söz konusu pozitif yükümlülükler, bireyler arası ilişkiler alanında olsa da belirtilen haklara saygıyı sağlamaya yönelik tedbirlerin alınmasını zorunlu kılar (Marcus Frank Cerny [GK], B. No: 2013/5126, 2/7/2015, §§ 36, 40).<br />
12. Devletin söz konusu pozitif yükümlülüğü etkili mekanizmalar kurmak, bu kapsamda gerekli usule ilişkin güvenceleri sunan yargısal prosedürleri sağlamak, bu suretle yargısal ve idari makamların bireylerin idare ve özel kişilerle olan uyuşmazlıklarında etkili ve adil bir karar vermelerini temin etmek sorumluluğunu da içermektedir (Semra Özel Üner [1. B.], B. No: 2014/12009, 26/10/2016, § 36).<br />
13. Bu bağlamda usule ilişkin güvencelerin somut olayda yerine getirildiğinden söz edilebilmesi için derece mahkemelerinin kararlarında konu ile ilgili ve yeterli gerekçe bulunmalıdır. Bunun yanı sıra derece mahkemelerinin kişiler arasındaki uyuşmazlıklarda takdir yetkilerini kullanırken tarafların çatışan menfaatleri arasında adil bir denge sağlayıp sağlamadıklarının belirlenmesi gerekmektedir. Bu adil dengenin kurulup kurulmadığının denetiminde derece mahkemelerinin ortaya koyduğu gerekçeler büyük önem taşımaktadır (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Marcus Frank Cerny, § 73; T.A.A. [2. B.], B. No: 2014/19081, 1/2/2017, § 99; Fındık Kılıçaslan [1. B.], B. No: 2015/97, 11/10/2018, § 53).<br />
14. Anayasa Mahkemesi, somut başvuruyla aynı konuyu değerlendirdiği İbrahim Acar kararında taraflardan biri aleyhine bireysel olarak aşırı ve olağan dışı bir külfetin yüklenip yüklenmediğinin anlaşılabilmesi için tarafların ekonomik durumlarının tam olarak ortaya konulabilmesinin önemine işaret etmiştir (İbrahim Acar [1. B.], B. No: 2016/3140, 7/11/2019, § 32). Bu kapsamda, başvurucunun aylık gelirinin nafaka miktarından düşük olduğuna ilişkin iddiasının maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyet bakımından sonuca etkili bir unsur olduğunu kabul etmiştir. Derece mahkemelerinin kararlarının söz konusu iddialara cevap verecek nitelikte gerekçe içermemesi nedeniyle usule ilişkin güvencelerin yerine getirilemediği sonucuna varmıştır (İbrahim Acar, § 34).<br />
15. Somut olayda başvurucu, daha önce iki çocuğu için aylık toplam 5.000 TL iştirak nafakası ödemekte iken yargısal süreç sonunda bu tutar 6.500 TL&#8217;ye yükseltilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi bu sonuca ulaşırken ilk olarak, nafakanın kaldırılmasını ya da indirilmesini gerektiren koşulların oluşup oluşmadığını incelemiştir. Ayrıca Bölge Adliye Mahkemesi bu nafaka miktarını belirlerken ÜFE oranını dikkate aldığını ifade etmiştir (bkz. § 5). Bu bağlamda, iradın arttırılması veya azaltılması için ya tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin bunu zorunlu kılması gerektiğini ifade etmiştir. Ayrıca takdir edildiği tarihe göre olağanüstü bir değişiklik olmadığı sürece, nafakanın en azından ÜFE oranında artırılması ve böylece taraflar arasında önceki nafaka takdirinde sağlanan dengenin korunması gerektiğine vurgu yapmıştır. Sonuç olarak, anlaşmalı boşanma tarihindeki şartların hâkimin sözleşmeye müdahalesini gerektirecek ölçüde bozulduğu hususunun kanıtlanmadığı, bu itibarla nafakaların indirilmesi şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle iştirak nafakalarının indirilmesine yönelik talebin reddedildiği görülmektedir.<br />
16. Dolayısıyla, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından çok yönlü bir değerlendirme yapılarak ve hakkaniyet ilkesi dikkate alınarak bir sonuca ulaşıldığı anlaşılmaktadır (bkz. § 5). Bir diğer ifadeyle, Bölge Adliye Mahkemesince tarafların maddi ve sosyal durumları ile mevcut ekonomik koşullar gözetilerek bir sonuca varıldığı ve iddiaların yeterli ve ilgili gerekçeyle karşılandığı sabittir. Bu noktada, başvurucunun 2017 yılından itibaren özel bir hastanede kanser tedavisi gördüğü iddiasını Bölge Adliye Mahkemesi önünde dile getirmediği hususunun da gözardı edilmemesi gerekmektedir.<br />
17. Bu bağlamda yargılama bir bütün hâlinde değerlendirildiğinde sonuç olarak, Bölge Adliye Mahkemesinin takdir yetkisini kullanırken tarafların çatışan menfaatleri arasında adil bir denge gözetmediği veya sürecin taraflardan biri aleyhine ölçüsüz bir sonuca yol açtığı söylenemez. Bununla birlikte başvurucunun usule ilişkin güvencelerden etkili bir biçimde yararlandırıldığı dikkate alındığında anılan hak yönünden açık ve görünür bir ihlalin bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.<br />
18. Açıklanan gerekçelerle maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.<br />
B. Aile Hayatına Saygı Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia<br />
19. Başvurucu, ilk derece mahkemesi tarafından verilen ortak velayet kararının Bölge Adliye Mahkemesi tarafından kesin olarak kaldırıldığını ve çocukları ile görüşmesinin kısıtlandığını belirterek ailenin korunması ve çocuk haklarının ihlal edildiğini iddia etmektedir. Bakanlık görüşünde; mevcut başvuruda Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri, Anayasa Mahkemesi içtihadı ve somut olayın kendine özgü koşullarının da dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir. Başvurucu; bu görüşe karşı önceki beyanlarını tekrar etmiştir.<br />
20. Başvurunun iddialarının özünün ortak velayetin kaldırılmasına yönelik olduğu anlaşılmakla başvuru, aile hayatına saygı hakkı kapsamında incelenmiştir.<br />
21. Anayasa Mahkemesi ortak velayete ilişkin hususları değerlendirdiği Hilal Erdaş kararında, ilgili mevzuat ve Yargıtay içtihadını da gözeterek öncelikle tarafların bu konudaki taleplerini, aralarındaki uyuşmazlığın boyut ve kapsamını ve çocuğun üstün yararını önemsemiştir (Hilal Erdaş [1. B.], B. No: 2018/27658, 6/10/2021, §§ 38-49). Bu bağlamda anılan kararda, velayet ve kişisel ilişki tesisine ilişkin davalarda asıl amacın tarafların iddiaları ile mevcut deliller değerlendirilmek suretiyle çocuğun üstün yararına olanın belirlenmesi olduğu hatırlatılmalıdır. Zira çocuğun üstün yararı çocukları ilgilendiren bütün faaliyetlerde ve kararlarda gözetilmesi gereken bir ilkedir. Bu ilke gözetilerek kamu makamlarının çocuğun üstün yararını daima dikkate alarak ve ebeveyn ile çocuğun menfaatleri arasındaki adil dengeyi gözeterek karar vermeleri gerekmektedir. (Ayşegül Pervane [2. B.], B. No: 2017/37155, 30/9/2020, § 37; Bahadır Üney ve diğerleri [GK], B. No: 2018/4453, 10/3/2022, § 56). Bu bağlamda ilgili içtihat kapsamında çocuğun üstün yararına aykırılık teşkil etmemesi hâlinde velayetin ebeveyn tarafından ortak kullanılmasının -somut olayın koşullarına göre- aile hayatına saygı hakkına ilişkin anayasal güvencelere uygun olacağı söylenebilir. Bununla birlikte taraflar ile doğrudan temas hâlinde bulunan derece mahkemelerinin anılan ilke kapsamında olayın koşullarını değerlendirmek açısından daha avantajlı konumda bulunduğu açıktır (Hilal Erdaş § 48).<br />
22. Ancak çocuğun üstün yararının ne olduğuna ilişkin tespit yapan derece mahkemelerinin takdir yetkilerini makul bir şekilde kullanıp kullanmadıkları hususunu değerlendirecek olan Anayasa Mahkemesi, bu bağlamda velayetin ortak kullanımını haklı göstermek için öne sürülen gerekçelerin ilgili ve yeterli olup olmadığını ve anayasal güvencelerin gözetilip gözetilmediğini incelemek durumundadır. Bu kapsamda ortak velayetin çocuğun yararına olduğunun derece mahkemeleri tarafından bilimsel görüş ve raporlar gibi yeterli ve objektif verilere dayandırılması, ebeveynlerin ve dinlenilebilecek yaşta ise çocuğun beyanına başvurulması önem arz etmektedir. Bununla birlikte velayetin ortak kullanımı konusunda taraflar arasında ihtilaf bulunup bulunmadığının gözetilmesinin -Yargıtayın ilgili içtihadı da dikkate alındığında- somut olayın koşullarına göre hem çocuğun üstün yararına olanın tespitinde hem de uygulamanın sürdürülebilirliğinin sağlanmasında gerekli olduğu söylenebilir (Hilal Erdaş, § 49).<br />
23. Somut olayda başvurucu, müşterek çocukların velayetleri kendisinde bulunan eski eşi aleyhine velayetin değişikliği davası açmıştır. Yargılama esnasında Mahkeme tarafından aldırılan uzman raporunda çocukların annenin yanında kalmalarının ve başvurucu ile aralarında bulunan kişisel ilişkinin güçlendirilmesinin uygun olacağı belirtmiştir (bkz. § 3). Yargılama sonucunda ise Mahkeme ortak velayete karar vermiştir. Ancak Bölge Adliye Mahkemesi anılan kararı kaldırarak davayı reddetmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararında, tarafların anlaşmalı boşanma sırasında ortak velayet talep etmediklerini belirterek boşanma sonrası yaşanılan süreçte de ortak velayetin amacına uygun olarak davranmadıklarını ve dolayısıyla ortak velayet düzenlemesinin çocukların üstün yararı ilkesine uygun olmadığını ayrıntılı olarak ifade etmiştir (bkz. § 6).<br />
24. Bu bağlamda Bölge Adliye Mahkemesinin ortak velayete ilişkin hususu değerlendirirken tarafların bu yönde bir taleplerinin bulunmadığına ve sosyal inceleme raporunda da ortak velayetin gerekliliğine ilişkin belirlemenin yapılmadığına vurgu yaptığı açıktır. Bununla birlikte tarafların aralarındaki çatışmaların artarak devam etmesi ve bu çatışmaların çocuklara da yansıdığı özellikle belirtilmiştir. Dolayısıyla ortak velayet kararının mevcut şartlarda çocukların üstün yararına uygun olmadığı sonucuna ulaşılmış olduğu görülmektedir. Bunun yanında çocukların yararına olan hususlar tespit edilirken bulundukları ortamın fizyolojik ve psikolojik gelişimlerine olası etkilerinin gerekçede belirtildiği (bkz. § 6), böylelikle somut olaya ve aile hayatına saygı hakkına uygun, ilgili ve yeterli gerekçenin ortaya konulduğu söylenebilir.<br />
25. Ayrıca Bölge Adliye Mahkemesi, başvurucu ile çocuklar arasındaki mevcut kişisel ilişki kararlarının kaldırılmasına veya sınırlandırılmasına yönelik bir karar vermemiştir. Diğer bir ifadeyle, anlaşmalı boşanma davası sonucunda üzerinde uzlaşılan zaman ve sürelerde başvurucu ile çocuklar arasında tesis edilen kişisel ilişki kararları da devam etmektedir. Öte yandan başvurucunun her zaman velayetin değiştirilmesi veya kişisel ilişkinin yeniden tesisi amacıyla dava açabileceği, bu davada da çocuklarla kişisel ilişkisinin düzenlenmesini ve velayetinin kendisine verilmesini talep edebileceği açıktır.<br />
26. Bu bağlamda başvuruya konu edilen yargılama bir bütün olarak değerlendirildiğinde, Bölge Adliye Mahkemesince yapılan değerlendirmelerin bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik içermediği görülmektedir. Bunun yanında başvurucunun aşamalarda delillerini sunduğu, kendisini vekille temsil ettirdiği, iddiada bulunma ve savunma haklarını herhangi bir engellemeyle karşı karşıya kalmadan kullandığı, dolayısıyla yargılamalarda usule ilişkin güvencelerin sağlandığı, devlete yüklenen pozitif yükümlülüklerin yerine getirildiği, mahkemelerin kararlarında ilgili ve yeterli gerekçenin bulunduğu sonucuna varılmıştır.<br />
27. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.<br />
III. HÜKÜM<br />
Açıklanan gerekçelerle;<br />
A. Maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,<br />
B. Aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,<br />
C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,<br />
D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 16/9/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.]</p>
</div>
</details>
<details class="ss-emsal" open="open">
<summary><strong>Yargıtay 2. HD, E. 2024/5611, K. 2025/3196, T. 27.03.2025</strong> — Tarafların farklı şehirlerde yaşaması ve çocuğun ikameti konusunda uzlaşamamaları karşısında ortak velayet düzenlemesinin çocuğun üstün yararına uygun olmadığı.</summary>
<div class="ss-tam">
<p>[Yargıtay, 2. Hukuk Dairesi, E. 2024/5611, K. 2025/3196, T. 27.03.2025</p>
<p>MAHKEMESİ: Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI: 2024/333 E., 2024/570 K.<br />
DAVA TÜRÜ: Karşılıklı Boşanma &#8211; Çocukla Kişisel İlişki Kurulması<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ: Bala Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi<br />
SAYISI: 2023/154 E., 2023/302 K.<br />
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı-davalı kadın vekili tarafından tazminatların miktarı, yoksulluk nafakasının reddi, tedbir nafakasının miktarı, iştirak nafakası ve ortak çocuğun fiilen baba yanından kalması kararı yönünden temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:<br />
1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı davalı kadın vekilinin bozma kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.<br />
2.Velâyet hususu, çocukları ilgilendiren konuların en başında gelir. Velayet kamu düzenine ilişkindir. Bu nedenle yargılamanın her aşamasında hakim tarafından ortaya çıkan koşulların değerlendirilmesi ve res&#8217;en dikkate alınması gerekir. Ortak hayata son verilmiş veya ayrılık hâli gerçekleşmişse hâkim, velâyeti eşlerden birine bırakılabileceği gibi velâyet ana ve babaya ortak olarak da bırakılabilir.<br />
Ayrıca, çocuğun menfaati gerektirdiğinde velayet sahibi değiştirilebileceği gibi durum ve koşullara göre 4721 sayılı Kanun&#8217;un 349 uncu maddesi gereğince velâyet kaldırılarak çocuğa vasi de atanabilir.<br />
Velâyet düzenlemesinde; çocukla ana ve baba yararının çatışması halinde, çocuğun yararına üstünlük tanınması gereklidir. Çocuğun yararı ise; çocuğun bedensel, &#8230; ve ahlaki bakımdan en iyi şekilde gelişebilmesi ve böyle bir gelişmenin gerçekleştirilmesi için, çocuğa sosyal, ekonomik ve kültürel koşulların sağlanmış olmasıdır. Çocuğun bu konulardaki üstün yararını belirlerken; çocuk yetişkin biri olmuş olsaydı, kendisini ilgilendiren bir olayda, kendi yararı için ne gibi bir karar verebilecekti ise, çocuk için karar veren makamındaki kişinin de aynı yönde karar verilmesi gerekir; yani çocuğun farazi düşüncesi esas alınacaktır.<br />
Somut olayda; taraflar arasında görülen boşanma davasında taraflar 02.03.2016 doğumlu ortak çocukları Duru&#8217;nun velâyetinin anne ve babaya verilmek suretiyle, velâyetin ortak düzenlenmesini talep etmişlerdir. İlk Derece Mahkemesince ortak velâyet düzenlemesine karar verilmiştir. Yapılan incelemede; anne ve babanın farklı şehirlerde yaşadığı, tarafların çocuğun kimin yanında kalacağı konusunda uzlaşma sağlayamadıkları, aralarında süregelen bir çekişme olduğu anlaşılmaktadır. Çocuğun üstün yararı 4721 saylı Türk Medeni Kanunu ve ilgili uluslar arası sözleşmeler gereğince öncelikli olarak gözetilmesi gereken bir ilkedir. Bu kapsamda; taraflar arasındaki çekişme dikkate alındığında, ortak velâyet düzenlemesinin çocuğun üstün yararına uygun olmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda, Bölge Adliye Mahkemesince çocuğun bedeni ve &#8230; gelişimi açısından tarafların ve ortak çocuğun yaşadıkları ortam ve sosyal çevre de görülmek, her iki ebeveyn ve çocuk ile görüşülmek, çocuğun sağlık, eğitim ahlaki gelişimi açısından üstün yararı değerlendirilmek suretiyle psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacı adli destek görevlisi uzmanlardan oluşturulacak heyete yeniden inceleme yaptırılarak delillerin birlikte değerlendirilip sonucuna göre velâyet konusunda karar verilmesi gerekmektedir. Bu yön gözetilmeden eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru bulunmamıştır.<br />
KARAR<br />
Açıklanan sebeplerle;<br />
1.Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının velayet yönünden BOZULMASINA,<br />
2.Davacı- davalı kadın vekilinin sair temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozma kapsamı dışında kalan temyize konu bölümlerinin 6100 sayılı Kanun&#8217;un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,<br />
Temyiz peşin harcının istek halinde yatırana iadesine,<br />
Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,<br />
27.03.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.]</p>
</div>
</details>
<details class="ss-emsal" open="open">
<summary><strong>Yargıtay 2. HD, E. 2024/617, K. 2024/2202, T. 28.03.2024</strong> — Ebeveynlerin farklı ülkelerde yaşaması nedeniyle çocuğun sağlık ve eğitim işlemlerinde eş zamanlı muvafakat vermelerinin fiilen zorlaşmasının ortak velayete engel oluşturduğu.</summary>
<div class="ss-tam">
<p>[Yargıtay, 2. Hukuk Dairesi, E. 2024/617, K. 2024/2202, T. 28.03.2024</p>
<p>İNCELENEN KARARIN<br />
MAHKEMESİ: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 42. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI: 2021/348 E., 2023/1559 K.<br />
DAVA TARİHİ: 03.11.2014 &#8211; 16.01.2016<br />
KARAR: Başvurunun kısmen kabulü ile yeniden esas hakkında hüküm kurma<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ: Bakırköy 10. Aile Mahkemesi<br />
SAYISI: 2014/816 E., 2020/637 K.<br />
Taraflar arasındaki boşanma davalarından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davaların kabulüne karar verilmiştir.<br />
Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvuruların kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesinin ilgili hükümlerinin kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına karar verilmiştir.<br />
Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:<br />
I. DAVA<br />
Davacı-davalı erkek dava dilekçesinde özetle; evlenmeden önce ancak Türkiye&#8217;de yaşamak istediği takdirde kendisi ile evlenebileceğini söylediğini, kadının da bu durumu kabul ettiğini, kadının uzmanlığı tamamlayana kadar Almanya&#8217;da yaşayacakları konusunda anlaştıklarını aralarındaki kültür farklılığı nedeniyle bir çok konuda çatışmaya ve tartışmaya başladıklarını, 20 Ekim 2013 tarihinde Türkiye&#8217;ye dönmeye karar verip bunu eşine söylediğini, davalı-davacının da gitme demediğini, 06.11.2013 tarihinde İstanbul&#8217;a döndüğünü,kadını Türkiye&#8217;ye davet ettiğini, aksi takdirde ayrılmaları gerektiğini söylediğini, kadının iletişime yanaşmadığını, bunun üzerine ağabeyi ve arkadaşı ile birlikte Almanya&#8217;ya gittiklerini, bu görüşmede davalı-davacının 6 aylık hamile olduğunu, bu durumun kendisinden gizlendiğini öğrendiğini, Almanya&#8217;ya gittiklerinde ortak eve alınmadıklarını, bu nedenle başka birinin yanında misafir kaldığını, güven duygusunu yitirdiğini, maddî hesap kaygıları içerisine girdiğini, eşini Türkiye&#8217;ye davet ettiğini, kadının çocuk doğduktan sonra gelebileceğini ve altı ay zaman istediğini söylediğini, ancak olumsuz davranışlarına son vermediğini, çocuk Koray&#8217;ın doğumu sırasında da Almanya&#8217;ya gittiğini, orada karşılaştığı onur kırıcı davranışlara rağmen görevini yaptığını, çocuğun ismi konusunda kendisinin bir hakkı olmadığını söylediğini, 12 gün Almanya&#8217;da kaldıktan sonra İstanbul&#8217;a geri döndüğünü, bundan sonra kadının kendisini neredeyse hiç aramadığını, çocuk Berkay&#8217;ın doğum günü için Almanya&#8217;ya gideceğini söylediğinde kendisini istemediğini, 28.11.2014 tarihinde Almanya&#8217;ya giderek hem çocukları görmek hem de ayrılığı konuşmak istediğini, ancak kadının kendisini istemediğini, eve almayacağını söylediğini belirterek tarafların 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu&#8217;nun (4721 sayılı Kanun) 166 ncı maddesinin birinci fıkrası gereğince boşanmalarına, 100.000,00 TL maddî, 100.000,00 TL manevî tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br />
II. CEVAP<br />
Davalı-davacı kadın vekili cevap ve karşı dava dilekçesinde özetle; erkeğin iddialarının doğru olmadığını, erkeğin eş ve çocuğunu Almanya&#8217;da yüz üstü bırakarak Türkiye&#8217;ye döndüğünü, maddî ve manevî katkıda bulunmadığını, cinsellik ve pornografi bağımlısı olduğunu, cinsel ve fiziksel şiddet gösterdiğini, tecavüz ettiğini, aşağıladığını, eşiyle yaşadığı cinsel mahremiyeti yabancı insanlara, aile bireylerine anlattığını, hakaretler ettiğini, komşu bir kadının odalarını gözlediğini, hatta balkondan asılıp komşunun odasının içerisine bakmaya çalıştığını, diğer bir komşuya sesli olarak öpücük attığını, duvarları ve kapıları tekmelediğini, araba anahtarı ile kadının elini yaraladığını, kadının kazandığı parayla başkalarına hediyeler aldığını, çeşitli ülkeleri gezip bekar insanlarla çeşitli eğlencelere katıldığını, gizlice mal edindiğini, çalışmaya yanaşmadığını, şefkatle yaklaşmadığını, başka kadınlarla birlikte olduğu yönünde şüphe duyduğunu, çocuk Koray&#8217;ı sevemediğini, onunla empati kuramadığını söyleyip bu çocukla ilgilenmediğini, çocukla fotoğraf dahi çektirmediğini, arayıp sormadığını belirterek asıl davanın reddine, karşı davanın kabulü ile 4721 sayılı Kanun&#8217;un 166 ncı maddesinin birinci fıkrası gereğince tarafların boşanmalarına, 5.000,00 TL tedbir-yoksulluk, aylık 1.500,00&#8217;er TL tedbir-iştirak nafakasına, nafakaların her yıl enflasyon oranında artırılmasına, 500.000,00 TL maddî, 700.000,00 TL manevî tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br />
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile kadının ortak çocuk Koray&#8217;a olan hamileliğini eşinden gizlediği, hamileliğini bildirmediği, erkek ile tanıklar Halit ve Ethem&#8217;in Almanya&#8217;ya gitmeleri, kadın ve ailesiyle görüşmeleri sırasında bu durumun anlaşıldığı, Türkiye&#8217;ye dönüp eşiyle birlikte yaşayacağını söylemesine rağmen dönmediği, birlikte yaşamaktan kaçındığı, ortak çocuk ile erkeği görüştürmediği, erkek Almanya&#8217;ya gittiğinde ortak eve kabul etmediği, erkeğin ise kadının eline anahtarla vurarak fiziksel şiddette bulunduğu, sürekli sinirli davrandığı, kadın ile aralarında kalması gereken mahrem meselelerde ve cinsel hayatları konusunda kadının aile bireyleri yanında konuştuğu, kadını aşağılayıp küçük düşürdüğü, başka kadınlara baktığı, kapıları tekmeleyip zarar verdiği, Almanya&#8217;da olduğu zamanda çalışmadığı, kadının aile bireyleri yanında kadına &#8220;suratına bak, bir bak nasıl görünüyorsun&#8221; diyerek rencide edici konuştuğu, nihayet kadını ve ortak çocuk Berkay&#8217;ı Almanya&#8217;da bırakarak Türkiye&#8217;ye dönerek birlikte yaşamaktan kaçındığı, tüm bu sebeplerle evlilik birliğinin artık iki taraf için de kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsıldığının kabulü ile erkeğin ağır kusurlu olduğu gerekçesi ile asıl boşanma davasının 4721 sayılı Kanun&#8217;un 166 ncı maddesinin birinci ve ikinci fıkrası gereğince; karşı davanın ise 4721 sayılı Kanun&#8217;un 162 nci, 166 ncı maddesinin birinci ve ikinci fıkrası gereğince<br />
ayrı ayrı kabulü ile tarafların boşanmalarına, ortak çocuklar Berkay ve Koray&#8217;ın velâyetlerinin ve tedbiren geçici velâyetlerinin anneye verilmesine, baba ile ortak çocuklar arasında 23.12.2020 tarihinden itibaren başlamak ve hükmün kesinleşme tarihine kadar devam etmek üzere her ayın 1. ve 3. haftası Cumartesi günü sabah saat 10.00&#8217;dan Pazar günü akşam saat 18.00&#8217;e kadar, Ramazan ve Kurban bayramlarının 2. günü sabah saat 10.00&#8217;dan 3. günü akşam saat 18.00&#8217;e kadar tedbiren kişisel ilişki kurulmasına, hükmün kesinleşme tarihinden itibaren baba ile ortak çocuklar arasında her ayın 1. ve 3. haftası Cumartesi günü sabah saat 10.00&#8217;dan Pazar günü akşam saat 18.00&#8217;e kadar, Ramazan ve Kurban bayramlarının 2. günü sabah saat 10.00&#8217;dan 3. günü akşam saat 18.00&#8217;e kadar ve her yıl 1 Temmuz günü sabah saat 10.00&#8217;dan 10 Temmuz günü akşam saat 18.00&#8217;e kadar kişisel ilişki kurulmasına, ortak çocukların tedbir nafakalarının hüküm kesinleşinceye kadar devamına, hükmün kesinleşme tarihinden itibaren ortak çocuklar için ayrı ayrı aylık 600,00&#8217;er TL&#8217;den aylık toplam 1.200,00 TL iştirak nafakasının babadan alınarak anneye verilmesine, iştirak nafakalarının her yıl TÜİK tarafından belirlenen TÜFE oranında artırılmasına, ilk artışın hükmün kesinleşme tarihinden itibaren bir yıl sonra yapılmasına,kadının tedbir nafakaları 07.03.2016 tarihli ara kararla ortadan kaldırılmış olduğundan bu hususta yeniden karar verilmesine yer olmadığına, şartları oluşmadığından erkeğin maddî ve manevî tazminat taleplerinin ve kadının yoksulluk nafakası talebinin reddine, 40.000,00 TL maddî, 30.000,00 TL manevî tazminatın davacı-davalıdan alınarak davalı-davacıya verilmesine karar verilmiştir<br />
IV. İSTİNAF<br />
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.<br />
B. İstinaf Sebepleri<br />
1.Davacı- davalı erkek vekili istinaf sebepleri olarak; karşı boşanma davalarının kabulü, kusur belirlemesi, ortak velâyet kararı verilmemesi, kişisel ilişkinin düzenlenme şekli, aleyhine hükmedilen maddî ve manevî tazminatları ve miktarları, asıl davada talep ettikleri maddî ve manevî tazminat taleplerimin reddi bakımından istinaf buşvurusunda bulunmuştur.<br />
2.Davalı-davacı kadın vekili istinaf sebepleri olarak; kusur belirlemesi, asıl davanın kabulü, kişisel ilişki, tedbir ve yoksulluk nafakası taleplerinin reddi, maddî ve manevî tazminat ile müşterek çocuklar için belirlenen iştirak nafakasının miktarı bakımından istinaf buşvurusunda bulunmuştur.<br />
C. Gerekçe ve Sonuç<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; kadının fiziksel şiddet iddiası dosya kapsamında ispatlanmadığı, dosyaya sunulan ve Almanya&#8217;da düzenlenen 15.12.2017 tarihli raporun kadının beyanlarına göre düzenlendiği, cinsel ve fiziksel şiddete maruz kaldığına ilişkin bu rapordaki anlatımı dışında somut bir delil bulunmadığı, bu nedenle erkeğin kusur tespitine yönelik istinaf talebinin kısmen kabulü ile taraflara yüklenen kusur oranları değişmediğinden gerçekleşen kusurlu davranışlar yönünden karar gerekçesinin düzeltilmesine karar vermek gerektiği, erkeğin sübut bulan eylemleri 4721 sayılı Kanun&#8217;un 162 nci maddesinde düzenlenen hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış sebebine dayalı boşanma kararı verilebilmesi için yeterli düzeyde olmadığı bu bakımdan 4721 sayılı Kanun&#8217;un 162 nci maddesine dayalı olarak açılan karşı davanın reddi gerektiği, ortak çocukların anne ile birlikte yaşaması, alıştıkları düzen nedeniyle velâyetlerinin anneye verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı, yine tarafların ayrı ülkelerde yaşamaları nedeniyle ortak velâyet durumunda ciddi sağlık sorunları durumunda her ikisinin de muvafakatinin gerekmesi ve aynı anda hazır bulunmalarının zorluğu nazara alındığında ortak velâyete hükmedilmeyip velâyetin tek başına anneye verilmesinde de bir isabetsizlik olmadığı, aynı şekilde baba rolünün çocukların yaşantısındaki ve gelişimleri üzerindeki etkisi, babalık duygusunun tatmini bakımından baba ile yatılı ilişki tesisi ve bu ilişkinin kaliteli sürdürülmesi bakımından refakatçi olmaksızın gerçekleşmesinde de bir yanlışlık bulunmadığı ancak baba ile çocukların farkı ülkelerde yaşaması, tatil zamanlarındaki farklılık nedeniyle kişisel ilişki şekli ve süresi doğru olmadığı, ortak çocukların ihtiyaçları ve tarafların ekonomik ve sosyal durumları dikkate alındığında lehlerine takdir edilen tedbir nafakası yeterli ise de, iştirak nafakası miktarı az olduğu, tarafların kusur dereceleri, ekonomik ve sosyal durumları, boşanmakla eşin desteğini kaybetmesi, kişilik hakkının saldırıya uğraması karşısında davalı-davacı kadın lehine maddî ve manevî tazminata hükmedilmesi doğru olmakla birlikte bunların miktarı az olduğu gerekçesi ile tarafların istinaf başvurularının kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesinin ilgili bentlerinin kaldırılmasına, yeniden esas hakkında hüküm kurmak suretiyle kadının 4721 sayılı Kanun&#8217;un 162 nci maddesinde düzenlenen hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış sebebine dayalı boşanma davasının ispatlanamadığından reddine, velâyetleri anneye verilen müşterek çocuklar Berkay ve Koray ile baba arasında her ayın 1. ve 3. haftası Cumartesi günü sabah saat 10.00&#8217;dan Pazar günü akşam saat 18.00&#8217;e kadar, Ramazan ve Kurban Bayramlarının 2. günü sabah saat 10.00&#8217;dan 3. günü akşam saat 18.00&#8217;a kadar, her yıl kış sömestr tatilinin 3. günü saat 10.00&#8217;dan 10. günü saat 18.00&#8217;a kadar ve her yıl 1 Ağustos günü sabah saat 10.00&#8217;dan 20 Ağustos günü akşam saat 18.00&#8217;e kadar baba yanında kalmaları suretiyle kişisel ilişki kurulmasına, tahsilde tekerrür oluşturmamak kaydıyla her bir çocuk için boşanma hükmünün kesinleşmesinden itibaren geçerli olmak üzere ayrı ayrı aylık 1.500,00 TL&#8217;den toplam 3.000,00 TL iştirak nafakasının davacı-davalıdan alınarak davalı-davacıya ödenmesine, nafakaya her yıl TÜİK&#8217;in belirlediği ÜFE oranında artış uygulanmasına, ilk artışın boşanma hükmünün kesinleştiği tarihten itibaren bir yıl sonra uygulanmasına, 100.000,00 TL maddî ve 80.000,00 TL manevî tazminatın davacı-davalıdan alınarak davalı &#8211; davacıya ödenmesine, tarafların diğer istinaf taleplerinin reddine karar verilmiştir.<br />
V. TEMYİZ<br />
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.<br />
B. Temyiz Sebepleri<br />
1.Davacı-davalı erkek vekili; kadının davasının kabulü, kusur belirlemesi, tazminatlar, velâyet ve iştirak nafakasına uygulanan ÜFE artışının usul ve kanuna aykırı bulunduğunu ileri sürerek; kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.<br />
2.Davalı-davacı kadın vekili; 4721 sayılı Kanun&#8217;un 162 nci maddesine<br />
dayanan davanın reddi, kusur belirlemesi, kişisel ilişki, tazminatların mıktarı usul ve kanuna aykırı bulunduğunu ileri sürerek; kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.<br />
C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Uyuşmazlık, kusur belirlemesi ve kadının 4721 sayılı Kanun&#8217;un 166 ncı maddesine dayalı davasının kabulünün yerinde olup olmadığı, kadının 4721 sayılı Kanun&#8217;un 162 nci maddesine dayalı boşanma davasının kabulü koşullarının oluşup oluşmadığı, velâyet ve kişisel ilişki düzenlemesi ile tazminatlar ve nafakalar noktasında toplanmaktadır.<br />
2. İlgili Hukuk<br />
4721 sayılı Kanun&#8217;un 4 üncü maddesi, 6 ncı maddesi, 166 ncı maddesinin birinci ve ikinci fıkrası, 169 uncu maddesi, 174 üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkrası, 175 inci, 182 nci, 324 üncü, 327 nci, 328 inci, 329 uncu, 330 uncu ve 336 ncı maddeleri. 6100 sayılı Kanun&#8217;un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddesi. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu&#8217;nun 50 nci ve 51 inci maddeleri.<br />
3. Değerlendirme<br />
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun&#8217;un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.<br />
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup taraf vekilleri tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.<br />
VI. KARAR<br />
Açıklanan sebeplerle;<br />
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun&#8217;un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,<br />
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,<br />
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,<br />
28.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.]</p>
</div>
</details>
<h2 id="sss">Sık Sorulan Sorular</h2>
<h3>Ortak velayet Türk hukukunda yasal mı?</h3>
<p>Evet; TMK&#8217;da açık hüküm bulunmasa da AİHS Ek 7 No&#8217;lu Protokol m.5, Anayasa m.90 ve Yargıtay 2. Hukuk Dairesi&#8217;nin 20.02.2017 tarihli içtihadı uyarınca aile mahkemeleri ortak velayete hükmedebilmekte ve bu uygulama Anayasa Mahkemesi kararlarıyla da teyit edilmiş durumdadır.</p>
<h3>Ortak velayet için her iki tarafın da istemesi şart mı?</h3>
<p>Uygulamada evet; Yargıtay içtihatları her iki ebeveynin ortak iradesini ve aralarında sürdürülebilir bir işbirliği zeminini arar, taraflardan biri tek başına velayet talep ediyorsa bu çekişme nedeniyle ortak velayete hükmedilmemektedir.</p>
<h3>Ortak velayette çocuk kimde kalır?</h3>
<p>Ortak velayet karar ortaklığıdır, çocuğun iki evde dönüşümlü yaşamasını gerektirmez; uygulamada çocuğa okul kaydı ve idari işlemler için bir ana ikametgah belirlenir ve diğer ebeveynle genişletilmiş kişisel ilişki kurulur.</p>
<h3>Ortak velayette nafaka ödenir mi?</h3>
<p>Ortak velayet nafakayı kendiliğinden kaldırmaz; her iki ebeveyn giderlere gücü oranında katılır, fiili bakımı ağırlıklı üstlenmeyen veya geliri belirgin biçimde yüksek olan taraf aleyhine çocuğun ihtiyaçlarına göre iştirak nafakasına hükmedilebilir.</p>
<h3>Çekişmeli boşanmada ortak velayet mümkün mü?</h3>
<p>Yasal engel yoktur ancak istisnaidir; tarafların çatışması ebeveynlik işbirliğini engellemiyorsa ve uzman raporu modeli destekliyorsa çekişmeli davada da ortak velayet tesis edilebilir, yüksek çatışma ve şiddet geçmişi ise kesin engeldir.</p>
<h3>Ortak velayette ebeveynler karar konusunda anlaşamazsa ne olur?</h3>
<p>Okul seçimi veya sağlık müdahalesi gibi konulardaki tıkanmalarda TMK m.346 uyarınca hakimin müdahalesi istenir; mahkeme somut uyuşmazlığı çocuğun üstün yararına göre çözer, anlaşmazlığın kronikleşmesi ise ortak velayetin tek velayete dönüştürülmesine yol açabilir.</p>
<h3>Ortak velayet sonradan kaldırılabilir mi?</h3>
<p>Evet; velayet kararları kesin hüküm teşkil etmediğinden işbirliğinin kalıcı olarak bozulması, yükümlülük ihlalleri veya çatışmanın çocuğa yansıması halinde TMK m.183 çerçevesinde velayetin değiştirilmesi davası açılarak tek velayete dönülebilir.</p>
<h3>Yurt dışında verilen ortak velayet kararı Türkiye&#8217;de geçerli mi?</h3>
<p>2017 içtihadından bu yana ortak velayet kamu düzenine aykırı sayılmadığından, MÖHUK m.54&#8217;teki karşılıklılık ve savunma hakkı gibi şartlar sağlanıyorsa yabancı ilamdaki ortak velayet düzenlemesi Türkiye&#8217;de tanınıp tenfiz edilebilir.</p>
<h2>Ortak Velayet Sürecinde Hukuki Destek</h2>
<p>Ortak velayet; doğru kurgulanmış bir protokol, uzman incelemesine hazırlıklı bir dosya ve tarafların işbirliği kapasitesini ortaya koyan somut delillerle mümkün olan, hatalı kurgulandığında ise çocuğu kronik çatışmanın ortasında bırakan bir modeldir. Sarıoğlu &amp; Sefer Hukuk Bürosu olarak ortak velayet protokollerinin hazırlanmasında ve <a href="/istanbul-bosanma-avukati/">boşanma sürecinin çocuklara ilişkin tüm aşamalarında</a> müvekkillerimize İstanbul genelinde hukuki destek sağlıyoruz.</p>
<p><strong>Adres:</strong> Osmaniye Mah., İsmail Erez Bulvarı No: 9/2, 34146 Bakırköy/İstanbul</p>
<p><em>Bu makale, Sarıoğlu &amp; Sefer Hukuk Bürosu adına Av. Mehmet SARIOĞLU tarafından hazırlanmıştır. Genel bilgilendirme amaçlıdır; somut olayınız için hukuki danışmanlık alınız.</em></p>
<p><a rel="nofollow" href="https://www.sarioglusefer.com/ortak-velayet/">Ortak Velayet</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://www.sarioglusefer.com">SARIOĞLU &amp; SEFER HUKUK B&Uuml;ROSU</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Velayetin Kaldırılması</title>
		<link>https://www.sarioglusefer.com/velayetin-kaldirilmasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Av. Mehmet Sarıoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Jul 2026 19:31:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Aile Hukuku]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sarioglusefer.com/?p=4163</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ana Sayfa » İstanbul Boşanma Avukatı » Velayetin Kaldırılması Davası Av. Mehmet SARIOĞLU &#124; Sarıoğlu &#38; Sefer Hukuk Bürosu &#124; Güncelleme: Temmuz 2026 Velayetin kaldırılması, ana veya babanın velayet görevini gereği gibi yerine getirememesi ya da çocuğa karşı yükümlülüklerini ağır biçimde savsaklaması halinde, velayet hakkının mahkeme kararıyla tamamen sona erdirilmesidir (TMK m.348). Aile hukukundaki en ... <a title="Velayetin Kaldırılması" class="read-more" href="https://www.sarioglusefer.com/velayetin-kaldirilmasi/" aria-label="Read more about Velayetin Kaldırılması">Devamını oku</a></p>
<p><a rel="nofollow" href="https://www.sarioglusefer.com/velayetin-kaldirilmasi/">Velayetin Kaldırılması</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://www.sarioglusefer.com">SARIOĞLU &amp; SEFER HUKUK B&Uuml;ROSU</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="ss-breadcrumb"><a href="/">Ana Sayfa</a> » <a href="/istanbul-bosanma-avukati/">İstanbul Boşanma Avukatı</a> » Velayetin Kaldırılması Davası</div>
<div class="ss-byline">Av. Mehmet SARIOĞLU | Sarıoğlu &amp; Sefer Hukuk Bürosu | Güncelleme: Temmuz 2026</div>
<p><strong>Velayetin kaldırılması</strong>, ana veya babanın velayet görevini gereği gibi yerine getirememesi ya da çocuğa karşı yükümlülüklerini ağır biçimde savsaklaması halinde, velayet hakkının mahkeme kararıyla tamamen sona erdirilmesidir (TMK m.348). Aile hukukundaki en ağır müdahaledir ve &#8220;son çare&#8221; niteliğindedir: hakim, çocuğun korunmasına ilişkin diğer önlemlerden sonuç alınamayacağı anlaşılmadıkça kaldırma kararı veremez. Velayet her iki ebeveynden kaldırılırsa çocuğa vasi atanır; ebeveynin bakım giderlerini karşılama yükümlülüğü ise devam eder.</p>
<p>Bu rehberde velayetin kaldırılmasının şartlarını; kademeli koruma önlemleri sistematiğini, kaldırma ile değiştirme arasındaki farkı, kararın kapsamını ve sonuçlarını ve kaldırılan velayetin geri verilmesini güncel Yargıtay içtihatlarıyla açıklıyoruz.</p>
<div class="ss-icindekiler">
<p><strong>İçindekiler</strong></p>
<ul>
<li><a href="#nedir">Velayetin Kaldırılması Nedir?</a></li>
<li><a href="#sartlar">Velayet Hangi Durumlarda Kaldırılır? (TMK m.348)</a></li>
<li><a href="#son-care">Son Çare İlkesi: Önce Hangi Önlemler Denenir?</a></li>
<li><a href="#degistirme-farki">Velayetin Kaldırılması ile Değiştirilmesi Arasındaki Fark</a></li>
<li><a href="#somut-haller">Uygulamada Kaldırma Sebebi Sayılan Somut Haller</a></li>
<li><a href="#kim-acabilir">Velayetin Kaldırılması Davasını Kim Açabilir?</a></li>
<li><a href="#usul">Görevli Mahkeme, Yetki ve Yargılama Usulü</a></li>
<li><a href="#ispat">İspat Standardı ve Sosyal İnceleme Raporu</a></li>
<li><a href="#kayyim">Çocuğun Dinlenmesi ve Temsil Kayyımı</a></li>
<li><a href="#kapsam">Kaldırma Kararı Bütün Çocukları Kapsar mı?</a></li>
<li><a href="#vasi">Velayet Kaldırılırsa Çocuk Kime Verilir?</a></li>
<li><a href="#sonuclar">Kaldırmanın Sonuçları: Nafaka ve Kişisel İlişki</a></li>
<li><a href="#evlilik-disi">Evlilik Dışı Çocukta Velayetin Anadan Kaldırılması</a></li>
<li><a href="#geri-verilme">Kaldırılan Velayetin Geri Verilmesi (TMK m.351)</a></li>
<li><a href="#emsal">Emsal Yargıtay Kararları</a></li>
<li><a href="#sss">Sık Sorulan Sorular</a></li>
</ul>
</div>
<h2 id="nedir">Velayetin Kaldırılması Nedir?</h2>
<p>Velayetin kaldırılması, ana ve babanın çocuğun kişiliği ve malları üzerindeki yönetim ve temsil yetkilerini nihai olarak sona erdiren koruma önlemidir. Amaç ebeveyni cezalandırmak değil, çocuğun üstün yararını başka hiçbir yolla korunamadığı noktada güvence altına almaktır. TMK m.335 uyarınca &#8220;yasal sebep olmadıkça velâyet ana ve babadan alınamaz&#8221;; velayet kamu düzenine ilişkin olduğundan bu davada &#8220;ana ile babanın istek ve beyanlarından ziyade çocuğun menfaatlerinin dikkate alınması zorunludur&#8221; (YHGK, E. 2017/2486, K. 2018/1148, T. 30.05.2018). Kaldırma, velayetin değiştirilmesinden farklı olarak velayeti bir ebeveynden diğerine geçirmez; hakkı bütünüyle ortadan kaldırır.</p>
<h2 id="sartlar">Velayet Hangi Durumlarda Kaldırılır? (TMK m.348)</h2>
<p>TMK m.348, kaldırma kararı için iki sebep grubu öngörür ve her ikisinde de ortak ön şart aynıdır: çocuğun korunmasına ilişkin diğer önlemlerden sonuç alınamamış veya bu önlemlerin yetersiz kalacağının baştan anlaşılmış olması.</p>
<p><strong>1. Velayet görevinin gereği gibi yerine getirilememesi (m.348/1-1):</strong> Ana babanın deneyimsizliği, hastalığı, başka bir yerde bulunması veya benzeri sebepler. Bu grupta ebeveynin kusurlu olması aranmaz; görevin ifasını engelleyen objektif bir durumun varlığı yeterlidir. Ağır ruhsal hastalık veya uzun süreli hapis hali tipik örneklerdir. <strong>2. Yeterli ilginin gösterilmemesi veya yükümlülüklerin ağır biçimde savsaklanması (m.348/1-2):</strong> Buradaki savsaklama basit ihmalin ötesinde, çocuğun gelişimini tehlikeye düşürecek yoğunlukta olmalıdır. Yargıtay her iki grubu birlikte şöyle özetler: &#8220;Ana ve babanın deneyimsizliği, hastalığı, başka bir yerde bulunması veya benzeri sebeplerle velâyet görevini gereği gibi yerine getirememesi; ana ve babanın çocuğa yeterli ilgiyi göstermemesi veya ona karşı yükümlülüklerini ağır bir biçimde savsaklamaları halinde hakim velâyet hakkını kaldırabilir&#8221; (Yargıtay 2. HD, E. 2023/7805, K. 2024/5509, T. 10.09.2024).</p>
<p>Önemli bir nüans: deneyimsizlik veya hastalık, destekleyici sosyal hizmetler ya da diğer ebeveynin yardımıyla aşılabilir durumdaysa doğrudan kaldırmaya gidilemez. Yalnızca ekonomik güçsüzlük veya basit deneyimsizlik kaldırma sebebi değildir; yetersizliğin kalıcı ve telafi edilemez nitelikte olması aranır.</p>
<h2 id="son-care">Son Çare İlkesi: Önce Hangi Önlemler Denenir?</h2>
<p>Kanun, çocuğun korunması için kademeli bir önlem mimarisi kurar ve kaldırma bu merdivenin en üst basamağıdır:</p>
<p><strong>Birinci basamak — uygun önlemler (TMK m.346):</strong> Çocuğun menfaati tehlikeye düştüğünde hakim; uyarı, denetim, danışmanlık ve eğitim tedbirleri gibi duruma uygun önlemleri alır. <strong>İkinci basamak — çocuğun yerleştirilmesi (TMK m.347):</strong> Bedensel ve zihinsel gelişme tehlikedeyse veya çocuk manen terk edilmişse, hakim çocuğu ana babadan alarak bir aile yanına veya kuruma yerleştirebilir; velayet hukuken ebeveynde kalır, fiili kullanım kısıtlanır. <strong>Üçüncü basamak — kaldırma (TMK m.348):</strong> Ancak önceki basamaklardan sonuç alınamazsa veya yetersiz kalacakları baştan belliyse gündeme gelir.</p>
<p>Yargıtay Hukuk Genel Kurulu bu hiyerarşiyi şart olarak formüle eder: &#8220;velayetin kaldırılabilmesi için çocuğun korunmasıyla ilgili diğer tüm önlemlerin uygulanmış ve bundan bir sonuç alınmamış ya da bu önlemlerin daha başlangıçta yetersiz kalacağının anlaşılmış olması gerekir&#8221; (YHGK, E. 2017/1587, K. 2018/1147, T. 30.05.2018). Ara basamağın tartışılmaması dahi bozma sebebidir: Yargıtay, çocukların m.347 uyarınca bir aile yanına veya kuruma yerleştirilip yerleştirilmeyeceği konusunda karar verilmemesini hükmün bozulması için yeterli görmüştür (Yargıtay 2. HD, E. 2024/6817, K. 2025/2743, T. 17.03.2025). İstisna, olayın vehametidir: istismar veya çocuğun tamamen terki gibi hallerde önlemlerin &#8220;başlangıçta yetersiz kalacağı&#8221; kabul edilerek doğrudan kaldırmaya gidilebilir.</p>
<h2 id="degistirme-farki">Velayetin Kaldırılması ile Değiştirilmesi Arasındaki Fark</h2>
<p>İki kurum, aranan olgunun ağırlığı ve sonuçları bakımından ayrılır:</p>
<table>
<thead>
<tr>
<th>Kriter</th>
<th>Velayetin değiştirilmesi</th>
<th>Velayetin kaldırılması</th>
</tr>
</thead>
<tbody>
<tr>
<td>Yasal dayanak</td>
<td>TMK m.183, 349</td>
<td>TMK m.348</td>
</tr>
<tr>
<td>Aranan olgu</td>
<td>Yeni bir olayın velayet görevini aksatması</td>
<td>Görevin ağır biçimde kötüye kullanılması veya aşırı ihmali</td>
</tr>
<tr>
<td>Sonuç</td>
<td>Velayet diğer ebeveyne geçer</td>
<td>Velayet tamamen sona erer; gerekirse vasi atanır</td>
</tr>
<tr>
<td>İspat standardı</td>
<td>Denge testi (istikrar / yarar)</td>
<td>Yüksek; şüpheye yer bırakmayan ispat</td>
</tr>
<tr>
<td>Nitelik</td>
<td>Düzenleyici önlem</td>
<td>Son çare (ultima ratio)</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Yargıtay ayrımı şöyle kristalize eder: &#8220;Velayetin kaldırılması için velayet görevinin ağır bir şekilde kötüye kullanılması veya aşırı bir şekilde ihmal edilmiş olması gerekir. Bu durum velayetin kaldırılmasını velayetin değiştirilmesinden ayırır. Çünkü velayetin değiştirilmesinde yeni bir olayın olması ve bu durumun velayet görevini aksatmış olması aranır&#8221; (Yargıtay 2. HD, E. 2016/1902, K. 2016/3287, T. 24.02.2016). Pratik sonucu önemlidir: toplanan deliller kaldırma için yeterli ağırlıkta değilse ancak çocuğun menfaati velayetin el değiştirmesini gerektiriyorsa, mahkeme kaldırmaya değil değiştirmeye hükmetmelidir; buna rağmen verilen kaldırma kararları Yargıtay tarafından bozulmaktadır. Aynı denetim tersinden de işler: kaldırma kararı verilmeden önce &#8220;velayetin değiştirilip diğer tarafa verilmesiyle yetinilip yetinilemeyeceği konusunda gerekli tüm araştırmaların yapılması&#8221; zorunludur (Yargıtay 2. HD, E. 2011/5618, K. 2012/2686, T. 14.02.2012). Değiştirme davasının şartlarını ayrı bir makalede ayrıntılı incelemiştik.</p>
<h2 id="somut-haller">Uygulamada Kaldırma Sebebi Sayılan Somut Haller</h2>
<p><strong>Şiddet ve istismar:</strong> Çocuğun bedensel veya ruhsal bütünlüğüne yönelik saldırılar ile ebeveynin istismara göz yumması, velayet hakkının varlık sebebiyle tamamen çelişir ve doğrudan yeterli ağırlıkta olgu kabul edilir. Bu vakalarda davranış süreklilik göstermese dahi, olayın vehameti ve çocukta yarattığı onarılmaz hasar gözetilerek önlemlerin baştan yetersiz kalacağı kabul edilebilir. <strong>Madde ve alkol bağımlılığı:</strong> Bağımlılığın çocuğun yaşam alanına sirayet etmesi, bakım ve gözetim yükümlülüğünün ifasını imkansız kılan ağır savsaklama halidir; mahkeme bağımlılığın ebeveynlik becerilerine etkisini uzman raporlarıyla denetler ve odak, ebeveynin kusurundan çok çocuğun maruz kaldığı risk düzeyidir. <strong>Çocuğun terki ve velayeti ifadan kaçınma:</strong> Ebeveynin çocuğa bakmaktan açıkça imtina etmesi de kaldırma sebebidir. Yargıtay, annenin &#8220;ikinci eşinin çocuğu istemediğini ileri sürerek velayetin kendisinden alınmasını&#8221; istemesini, &#8220;çocuğa karşı yükümlülüklerini yerine getiremeyeceğinin ifadesi&#8221; ve velayeti ifadan kaçınma olarak nitelendirmiştir (Yargıtay 2. HD, E. 2012/13708, K. 2013/5935, T. 06.03.2013). <strong>Ağır ve kalıcı yetersizlik:</strong> Çocuğun temel ihtiyaçlarının (beslenme, barınma, sağlık, eğitim) karşılanmasını imkansız kılan ve sürdürülebilir olmayan hastalık veya yetersizlik halleri.</p>
<h2 id="kim-acabilir">Velayetin Kaldırılması Davasını Kim Açabilir?</h2>
<p>Bu dava, değiştirme davasından farklı olarak yalnızca ebeveynler arasındaki bir uyuşmazlık değildir; devletin çocuğu koruma yükümlülüğünün yargısal aracıdır. Davayı diğer ebeveyn açabileceği gibi; çocuğun menfaatinin tehlikede olduğunu gören hısımlar, vasi, kayyım veya herhangi bir üçüncü kişi durumu mahkemeye ihbar edebilir ve mahkeme bu ihbar üzerine resen harekete geçmekle yükümlüdür. <strong>Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı</strong> risk altındaki çocuklar için bizzat dava açabilir veya açılmış davaya katılabilir; sosyal hizmet birimlerinin risk tespitleri yargısal süreci tetikler (Yargıtay 2. HD, E. 2023/6079, K. 2023/4514, T. 04.10.2023). <strong>Cumhuriyet savcısı</strong> da kamu yararını gözeterek süreci başlatabilir. Kamu kurumlarının katılımı ispat bakımından da kritiktir: bireylerin ulaşamayacağı sosyal inceleme kayıtları, sağlık raporları ve kolluk verileri bu kanalla dosyaya girer.</p>
<h2 id="usul">Görevli Mahkeme, Yetki ve Yargılama Usulü</h2>
<p>Görevli mahkeme aile mahkemesidir. Velayetin kaldırılması ve kaldırılan velayetin geri verilmesi, HMK m.382/2-b-13 uyarınca <strong>çekişmesiz yargı işidir</strong>; yetki, HMK m.384 gereği talepte bulunanın veya ilgililerden birinin oturduğu yer mahkemesine aittir. Basit yargılama usulü uygulanır ve <strong>resen araştırma ilkesi</strong> geçerlidir: hakim taraf delilleriyle bağlı olmadığı gibi, taraflar delil bildirmese dahi gerekli her delili kendiliğinden toplar ve &#8220;yargılamanın her aşamasında ortaya çıkan koşulları resen dikkate alır&#8221; (Yargıtay 2. HD, E. 2025/4554, K. 2025/12097, T. 29.12.2025). Dava sürecinde çocuğun güvenliği için geçici koruma tedbirleri de resen alınır; geçici velayet mekanizmasının işleyişini velayetin değiştirilmesi makalesinde ayrıntılı anlatmıştık.</p>
<h2 id="ispat">İspat Standardı ve Sosyal İnceleme Raporu</h2>
<p>Kaldırma, ebeveyn ile çocuk arasındaki hukuki bağı en ağır biçimde zedeleyen müdahale olduğundan ispat standardı yüksektir; yaklaşık ispat yetmez, mahkemenin tam vicdani kanaate ulaşması gerekir. Bu kanaatin bilimsel temeli sosyal inceleme raporudur: 4787 sayılı Kanun m.5 uyarınca psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacıdan oluşan heyet; ebeveynin barınma, gelir, sosyal ve psikolojik durumunu inceleyerek &#8220;velayeti üstlenmeye engel bir durumun bulunup bulunmadığını&#8221; raporlamalıdır (Yargıtay 2. HD, E. 2011/5618, K. 2012/2686). Raporun kağıt üzerinde kalmaması, tarafların ve çocuğun yaşadığı ortamın bizzat görülerek hazırlanması şarttır (Yargıtay 2. HD, E. 2023/8381, K. 2023/5844, T. 30.11.2023); yüzeysel veya güncelliğini yitirmiş raporlarla kurulan kaldırma hükümleri eksik inceleme nedeniyle bozulur. Uzman raporu hakimi bağlamaz; ancak rapordan ayrılan hakim, somut ve hukuki gerekçesini kararında göstermek zorundadır.</p>
<h2 id="kayyim">Çocuğun Dinlenmesi ve Temsil Kayyımı</h2>
<p>İdrak çağındaki (uygulamada genellikle 8 yaş ve üzeri) çocuğun görüşünün alınması, BM Çocuk Hakları Sözleşmesi ve Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi uyarınca usuli zorunluluktur; çocuk, ebeveyn baskısından uzak biçimde, uzman refakatinde ve adli görüşme odalarında dinlenmelidir. Kaldırma davasının doğası gereği çocuk ile velayet sahibi ebeveyn arasında menfaat çatışması kaçınılmazdır — dava zaten o ebeveynin görevini kötüye kullandığı iddiasına dayanır. Bu nedenle TMK m.426/2 uyarınca çocuğa <strong>temsil kayyımı</strong> atanması zorunludur; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, &#8220;çocuk ile velayet sorumluluğuna sahip kişiler arasında çıkar çatışmasının söz konusu olması hâlinde&#8221; çocuğa temsilci atanması gerektiğini, aksi halde kurulan hükümlerin bozulacağını açıkça ortaya koymuştur (YHGK, E. 2017/1587, K. 2018/1147). Kayyım, çocuğun üstün yararını ebeveynlerin sübjektif iddialarından bağımsız olarak savunan usuli güvencedir.</p>
<h2 id="kapsam">Kaldırma Kararı Bütün Çocukları Kapsar mı?</h2>
<p>Evet, kural olarak kapsar. TMK m.348/son uyarınca &#8220;kararda aksi belirtilmedikçe, velâyetin kaldırılması mevcut ve doğacak bütün çocukları kapsar.&#8221; Bu hüküm, kaldırma sebebinin niteliğine dayanan bir karinedir: bir çocuğuna karşı görevini ağır biçimde savsaklayan veya istismarda bulunan ebeveynin, diğer ve gelecekte doğacak çocuklar için de risk oluşturduğu kabul edilir. Mahkeme somut olayın özelliklerine göre kapsamı daraltabilir; ancak bu istisnai tercih kararda açıkça gerekçelendirilmelidir.</p>
<h2 id="vasi">Velayet Kaldırılırsa Çocuk Kime Verilir?</h2>
<p>Velayet yalnızca bir ebeveynden kaldırılmışsa ve diğer ebeveyn velayeti üstlenmeye elverişliyse, çocuk onun velayetine bırakılır. Velayet her iki ebeveynden kaldırılmışsa veya diğer ebeveynin de velayeti üstlenmesi mümkün değilse, çocuk yasal temsilcisiz bırakılamaz: TMK m.404 uyarınca &#8220;velâyet altında bulunmayan her küçük vesayet altına alınır.&#8221; Uygulamada aile mahkemesi önce kaldırma hükmünü kurar, ardından vasi tayini için sulh hukuk mahkemesine (vesayet makamına) ihbarda bulunur; Yargıtay hüküm şablonunu bu sırayla tarif etmektedir (Yargıtay 2. HD, E. 2023/7805, K. 2024/5509; E. 2023/6079, K. 2023/4514). Vasi atanana kadar geçecek sürede çocuğun korunması için geçici önlemler alınması da mahkemenin resen yükümlülüğüdür.</p>
<h2 id="sonuclar">Kaldırmanın Sonuçları: Nafaka ve Kişisel İlişki</h2>
<p><strong>Nafaka yükümlülüğü devam eder:</strong> TMK m.350 açıktır: &#8220;Velâyetin kaldırılması hâlinde ana ve babanın çocuklarının bakım ve eğitim giderlerini karşılama yükümlülükleri devam eder.&#8221; Kaldırma, mali sorumluluktan kaçış yolu değildir; mahkeme kaldırma kararıyla birlikte çocuk lehine iştirak nafakasını da hükme bağlar. Ana babanın ödeme gücü yoksa giderler Devletçe karşılanır.</p>
<p><strong>Kişisel ilişki kural olarak sona ermez:</strong> Velayeti kaldırılan ebeveyn ile çocuk arasında kişisel ilişki kurulması kural olarak mümkündür. Ancak kaldırma sebebi çocuğun bedensel veya ruhsal güvenliğine yönelik ağır bir tehditse (istismar, ağır şiddet), kişisel ilişki TMK m.324/2 uyarınca kısıtlanabilir veya tamamen kaldırılabilir. Uygulamada riskin derecesine göre refakatçi eşliğinde veya belirli merkezlerde görüşme gibi ara formüller de uygulanmaktadır; ölçüt her zaman çocuğun üstün yararıdır.</p>
<h2 id="evlilik-disi">Evlilik Dışı Çocukta Velayetin Anadan Kaldırılması</h2>
<p>Evlilik dışı doğan çocuğun velayeti TMK m.337 uyarınca anaya aittir. Velayetin anadan kaldırılması halinde kanun hakime ikili seçenek sunar: &#8220;hâkim, çocuğun menfaatine göre, vasi atar veya velâyeti babaya verir&#8221; (m.337/2). Kritik nokta şudur: soybağının kurulmuş olması babaya otomatik velayet hakkı doğurmaz; velayetin babaya verilmesi, babanın bakım kapasitesinin ve çocukla duygusal bağının uzman incelemesinden geçmesine bağlıdır. Baba çocukla hiç ilgilenmemişse veya velayet görevini yerine getiremeyeceği anlaşılıyorsa, mahkeme vasi atanmasını tercih etmelidir.</p>
<h2 id="geri-verilme">Kaldırılan Velayetin Geri Verilmesi (TMK m.351)</h2>
<p>Kaldırma kararı kesin hüküm teşkil etmez. TMK m.351/2 uyarınca &#8220;velâyetin kaldırılmasını gerektiren sebep ortadan kalkmışsa hâkim, re&#8217;sen ya da ana veya babanın istemi üzerine velâyeti geri verir.&#8221; Geri vermenin temel şartı, kaldırma kararının dayandığı somut olguların tamamen ortadan kalkmasıdır: velayet madde bağımlılığı nedeniyle kaldırılmışsa ebeveynin tedaviyi başarıyla tamamladığını, hastalık nedeniyle kaldırılmışsa iyileştiğini ve çocuğun bakımını üstlenebilecek olgunluğa eriştiğini somut verilerle ortaya koyması gerekir.</p>
<p>İspat yükü velayetin iadesini isteyen ebeveyndedir; ancak velayet kamu düzenine ilişkin olduğundan hakim, ebeveynin güncel yaşam koşullarını ve rehabilitasyon sürecini resen inceletir. Geri verme yargılamasında da sosyal inceleme raporu belirleyicidir: uzman heyeti, iadenin çocuk üzerinde travmatik etki yaratıp yaratmayacağını raporlamalı, idrak çağındaki çocuğun görüşü alınmalıdır. Geri verme kararıyla vesayet ilişkisi kendiliğinden sona erer ve ebeveynin çocuk üzerindeki tüm hak ve yükümlülükleri eski haline döner.</p>
<h2 id="emsal">Emsal Yargıtay Kararları</h2>
<details class="ss-emsal" open="open">
<summary><strong>Yargıtay HGK, E. 2017/1587, K. 2018/1147, T. 30.05.2018</strong> — Velayetin kaldırılabilmesi için diğer tüm koruma önlemlerinin uygulanıp sonuç alınamamış veya baştan yetersiz kalacağının anlaşılmış olması gerektiği; çocuk ile velayet sahibi arasında çıkar çatışması halinde temsil kayyımı atanmasının zorunlu olduğu.</summary>
<div class="ss-tam">
<p>[Yargıtay, Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/1587, K. 2018/1147, T. 30.05.2018</p>
<p>MAHKEMESİ:Aile Mahkemesi<br />
Taraflar arasındaki asıl davada “çocuğun babada olan velayetinin kaldırılarak küçüğün vesayetinin dedeye verilmesi”; birleşen davada “dede ile çocuk arasında kişisel ilişki kurulması” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Kayseri 4. Aile Mahkemesince asıl davanın kabulüne; birleşen davada ise karar verilmesine yer olmadığına dair verilen 21.01.2015 gün ve 2014/518 E., 2015/47 K. sayılı karar, davalı vekili tarafından temyiz edilmekle, Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 08.10.2015 gün ve 2015/16645 E., 2015/17896 K. sayılı kararı ile;<br />
“…1-Harca tabi olan temyiz dilekçesi harç alınmadan temyiz defterine süresi içinde kayıt edilmiş ise sonradan harcı tamamlanmak koşuluyla geçerli olur. (Y.İ.B.K. 25.1.1985 gün 5/1 sayılı) Bu durumda temyiz isteği dilekçenin temyiz defterine kayıt edildiği tarihte yapılmış sayılır. Davalıya gerekçeli karar 13.05.2015 tarihinde tebliğ edilmiş, davalı kararı on beş günlük yasal temyiz süresi içinde temyiz etmiş, temyiz dilekçesi de 28.05.2015 tarihinde temyiz defterine kaydedilmiştir. Temyiz isteği süresindedir. Davalı vekiline, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 434/3. maddesi gereğince, temyiz harç ve giderlerini yatırması için muhtırada tebliğ edilmediğinden, temyiz harcının daha sonra yatırılmış olması sonuç doğurmaz. Temyiz süresinde olduğundan, mahkemenin 08.06.2015 tarihli temyiz dilekçesinin reddine ilişkin ek kararının kaldırılarak temyiz dilekçesinin incelenmesine karar verilmiştir.<br />
2-Dava, velayetinin babadan kaldırılması talep edilen 14.05.2013 doğumlu &#8230;&#8217;in dedesi tarafından açılmıştır. &#8230;&#8217;in anne ve babası evli iken, ayrı yaşamaya başlamışlar, &#8230;; annesi, anneanne ve dedesi ile birlikte yaşarken, annesi 13.05.2014 tarihinde vefat etmiştir. Bu dava ise 30.06.2014 tarihinde açılmış ve mahkemece de kabul edilmiştir. Davalı baba, dava tarihinde astsubay olarak Uludere ilçesinde görev yapmaktadır. &#8230;&#8217;in yaşı, davalı babanın mesleği ve küçüğün annesinin ölüm tarihi ile dava tarihi arasındaki kısa süre dikkate alındığında, babanın çocuğunu hemen yanına almasının mümkün olmadığının kabulü gerekir. Bu sebeple davalı babanın küçüğü anneanne yanında bırakmış olması velayet görevinin ihmal edildiği sonucunu doğurmaz. Davalı, temyiz dilekçesinde Uludere&#8217;deki görev süresinin dolmasına dört ay süre kaldığını da ileri sürmüştür. Türk Medeni Kanununun 348. maddesi koşulları gerçekleşmemiştir. Davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir…”<br />
gerekçesiyle ikinci bentte gösterilen nedenlerle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.<br />
HUKUK GENEL KURULU KARARI<br />
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:<br />
Asıl dava çocuğun babada olan velayetinin kaldırılarak küçüğün vesayetinin dedeye verilmesi, birleşen dava ise dede ile çocuk arasında kişisel ilişki kurulması istemine ilişkindir.<br />
Davacı vekili asıl dava dosyasında müvekkilinin kızı olan Berrin Denizhan&#8217;ın eşinden boşanmadığını ancak eşinden ayrı olarak davacıya ait evde çocuğu ile yaşamaya başladığını, 13.05.2014 günü Berrin’in intihar etmek suretiyle hayatına son verdiğini, müteveffanın geriye 14.05.2013 doğumlu &#8230; isimli bir kız çocuğunun kaldığını, intihar olayından sonra çocuğa müvekkil tarafından bakıldığını, çocuğun tüm tedavisinin uzun zamandır müvekkili tarafından takip edildiğini, davacı dedenin ekonomik ve sosyal anlamda çocuğun bütün ihtiyacını karşılayabilecek yeterlilikte olduğunu ve müvekkilinin, eşi ile birlikte çocuğa bakmak ve gözetmek istediklerini, &#8230;’in babası olan davalı &#8230;’in asker olduğunu ve çocuğa çalıştığı bölgede bakmasının güç bulunduğunu ileri sürerek, 13 aylık torun &#8230;’in davalı üzerinde bulunan velayetinin kaldırılmasını ve çocuğun vesayetinin müvekkiline verilmesini talep etmiştir.<br />
Davacı vekili birleşen dava dosyasında müvekkilinin vefat eden kızı Berrin’in çocuğu kendisinin ise torunu olan &#8230; ile şahsi münasebet kurulmasını istemiştir.<br />
Davalı vekili asıl dava dosyasında, davalı ile Berrin Denizhan’ın 9 yıllık bir evliliklerinin bulunduğunu, evliliğin ilk 7 yılı çocuklarının olmadığını bu nedenle tedavi gördüklerini, tedavi sürecinde müteveffa Berrin’in psikolojik sorunlarının başladığını, eşine ve ailesine hayatı çekilmez hale getirdiğini, bir süre sonra tüp bebek tedavisi ile küçük Aylin’in dünyaya geldiğini, ancak Berrin&#8217;in sağlığının düzelmediğini, Berrin’in vefatından sonra belli bir süre geçmesine rağmen davacının müvekkiline çocuğu vermediğini ve davalıyı evden kovduğunu, müvekkilinin çocuğuna bakabilecek maddi durumunun ve sigortasının bulunduğunu, aylık maaşının yaklaşık 4000 TL olduğunu belirterek davanın reddi ile küçük Aylin Denizhan’ın velayetinin asli velayet hakkı olan davalı babada kalması gerektiğini savunmuştur.<br />
Davalı vekili birleşen dava dosyasında cevap dilekçesi sunmamıştır.<br />
Mahkemece müşterek çocuğun davalı babadan yeterli ilgiyi görmediği, yargılamanın devamı sırasında çocuğu teslim almasına karşın çocuğu kendi akrabalarına bırakarak görev yerine gittiği, dolayısıyla davalının çocuğu ile yeterli derecede ilgilenmediği ve ilgilenmeyeceğinin de açık olduğu gerekçesiyle asıl dava yönünden 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 348. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca müşterek çocuk &#8230;’ın üzerindeki velayetin kaldırılmasına, çocuğun bu aşamada tedbiren davacı yanında kalmasına, karar kesinleştiğinde çocuğa vasi tayin edilmesi için Nöbetçi Sulh Hukuk Mahkemesine ihbarda bulunulmasına, birleşen dava yönünden ise her ne kadar davacının çocukla şahsi münasebet kurulması hakkında bir talebi bulunmakta ise de çocuk hakkında koruma kararı verilerek çocuğun bakım ve gözetim yetkisinin ve sorumluluğunun davacıya bırakıldığı dikkate alındığında bu konuda karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.<br />
Davalı vekilinin temyizi üzerine hüküm Özel Dairece, yukarıda açıklanan gerekçelerle bozulmuştur.<br />
Yerel Mahkemece küçüğün annesi ile babasının intihar olayından önce ayrı yaşamaya başladıkları, çocuk &#8230;&#8217;in doğuştan gelen bir rahatsızlığının bulunduğu, annesinin sağlığı döneminde ve annesi öldükten sonra bu rahatsızlığının devam ettiği, söz konusu rahatsızlık ile anneannesi ve dedesinin ilgilendiği, velayetin kaldırılması davasının açılmasından sonra davalının, müşterek çocuğu dedesinden ve anneannesinden aldığı ve kendi kardeşlerinin yanına bıraktığı, kendisinin de doğuda görev yaptığı yere gittiği, bu esnada davalının kardeşlerinin çocuğa bakamayacaklarını bildirdikleri, devamında da çocuğu anneanneye ve dedeye teslim ettikleri, davalının daha önceki evliliğinden de bir kız çocuğunun bulunduğu, bu çocuğun velayet hakkının boşandığı eşinde olduğu, &#8230;&#8217;in yaşının küçük olması, sağlık problemlerinin bulunması ve sağlık problemlerinin düzenli takip gerektirmesi dikkate alındığında, davalının gerekli özeni gösteremeyeceği kanaatine varıldığı, bu kanaate ulaşılırken sadece davalının askeri personel olup doğuda görev yapıyor olmasının değil aynı zamanda çocuğun yaşı ve sağlık problemleri itibariyle özellikle bir annenin sevgi ve şefkatine ihtiyaç duyacağının da düşünüldüğü, tedavisinin geciktirilmesinin &#8230;’in sağlığında geriye dönülmez problemlere de sebebiyet vereceği, davalının evliliğin devamı sırasında eşi ve çocuğu ile ilgilenmemesi, çocuğun tedavisinin anneannesi ve dedesi tarafından yaptırıldığı esnada çocuğu alarak kendi kardeşlerinin yanına bırakması ve bu kişilerin çocukla yeterince ilgilenmemeleri, davalı babanın çocuğun sağlığını bu durumda yeterince düşünmemiş olması birlikte değerlendirildiğinde, davalının bir baba olarak çocukla yeterince ilgilenemeyeceğinin de açık olduğu, kaldı ki davalının TMK’nın 348. maddesinin birinci fıkrası anlamında çocuğun sorunları ve sağlık problemleri hususunda deneyimsiz olduğu, öte yandan TMK’nın 348. maddesinin ikinci fıkrası kapsamında da çocuğuna yeterli ilgiyi göstermediği belirtilerek direnme kararı verilmiştir.<br />
Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.<br />
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık: somut olayda velayeti davalı babada bulunan 14.05.2013 doğumlu çocuk &#8230; hakkında TMK’nın 348. maddesi uyarınca velayetin kaldırılması koşullarının oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır.<br />
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında işin esasının incelenmesinden önce çocukları ilgilendiren davalarda çocuk ile velayet sorumluluğuna sahip kişiler arasında çıkar çatışmasının söz konusu olması hâlinde adli merci önünde çocuğu ilgilendiren davalarda çocuğa bir temsilci atanmasının gerektiği, eldeki davada da küçük ile davalı baba arasında menfaat çatışmasının bulunduğu, bu durum dikkate alındığında 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 426. maddesinin ikinci fıkrası gereğince çocuğu bu davada temsil etmek üzere temsil kayyımı atanması için vesayet makamına ihbarda bulunulmasının gerekip gerekmediği hususu öncelikli olarak tartışılıp, değerlendirilmiştir.<br />
Konunun açıklığa kavuşturulması için öncelikle velayet ve velayetin sona ermesine ilişkin yasal düzenlemelerin incelenmesinde yarar bulunmaktadır.<br />
Velâyet ilişkisinde iki taraf (ebeveyn ve çocuklar) söz konusudur (ÇETİNER, BAKTIR, S.: Velâyet Hukuku, Ankara 2000, s. 32). Velâyet bu edenle iki kutupludur.<br />
Velayet, küçüklerin ve bazen de kısıtlı ergin çocukların gerek kendilerine gerek mallarına özen gösterme ve onları temsil etme konusunda kanunun ana ve babaya yüklediği yükümlülükler ile bu yükümlülüklerin iyi bir şekilde yerine getirilmesini sağlamak üzere onlara tanıdığı hakların tümüdür (AKINTÜRK, T.: Türk Medeni Hukuku Yeni Kanuna Uyarlanmış Aile Hukuku, 2. Cilt, 9. Baskı, Ankara 2004, s.394).<br />
Velayetin kaldırılmasına ilişkin şartlar TMK’da açıkça düzenlenmiştir.<br />
TMK’nın “Velayetin kaldırılması” başlıklı 348. maddesinde;<br />
“Çocuğun korunmasına ilişkin diğer önlemlerden sonuç alınamaz ya da bu önlemlerin yetersiz olacağı önceden anlaşılırsa, hâkim aşağıdaki hâllerde velâyetin kaldırılmasına karar verir:<br />
1.Ana ve babanın deneyimsizliği, hastalığı, başka bir yerde bulunması veya benzeri sebeplerden biriyle velayet görevini gereği gibi yerine getirememesi.<br />
2. Ana ve babanın çocuğa yeterli ilgiyi göstermemesi veya ona karşı yükümlülüklerini ağır biçimde savsaklaması.<br />
Velâyet ana ve babanın her ikisinden kaldırılırsa çocuğa bir vasi atanır.<br />
Kararda aksi belirtilmedikçe, velâyetin kaldırılması mevcut ve doğacak bütün çocukları kapsar.”<br />
hükmüne yer verilmiştir.<br />
Maddenin birinci fıkrası, velayetin bu maddede öngörülen sebeplerle kaldırılabilmesinin ana şartını hüküm altına almıştır. Buna göre, velayetin kaldırılabilmesi için çocuğun korunmasıyla ilgili diğer tüm önlemlerin uygulanmış ve bundan bir sonuç alınmamış ya da bu önlemlerin daha başlangıçta yetersiz kalacağının anlaşılmış olması gerekir.<br />
Maddenin ilk fıkrasının (1) numaralı bendine göre, anne veya babanın velayet görevini bazı sebeplerle gereği gibi yerine getirememesi gerekir. Görevin gereği gibi yerine getirilememesi; ana ve babanın deneyimsizliği veya hastalığı ya da özürlü olması yahut başka bir yerde bulunması sebebiyle meydana gelebileceği gibi, başka bir sebeple de meydana gelebilir. Bu durumda bentte sayılan hususlar sınırlı sayıda değildir. Burada yer alan se¬beplerin ortak özelliği, velayet görevinin gereği gibi yerine getirilmesini engelleyen ve belli bir süreklilik arz eden sebepler olmasıdır.<br />
Velayetin kaldırılması için velayet görevinin ağır bir şekilde kötüye kullanılması veya aşırı bir şekilde ihmal edilmiş olması gerekir. Bu durum velayetin kaldırılmasını velayetin değiştirilmesinden ayırır. Çünkü velayetin değiştirilmesinde yeni bir olayın olması ve bu durumun velayet gö¬revini aksatmış olması aranır.<br />
Velayetin kaldırılmasının sebepleri olarak anne ve babanın deneyimsizliği, hastalığı, özürlü olması, anne ve babanın başka bir yerde bulunması, anne ve babanın çocuğa yeterli ilgiyi göstermemesi ve ihmalkârlığı velayet hak ve görevinin ağır şekilde kötüye kulllanılması, velayet hak ve görevinin aşırı derecede savsaklanması, anne-babanın tutuklu bulunması ya da gözaltında olması, anne ve babanın uyuşturucu kullanması ve uyuşturucunun bağımlısı olması sayılabilir.<br />
Velayetin yukarıda sayılan sebeplerin gerçekleşmesi durumunda kaldırılmasının bir takım sonuçları da ortaya çıkmaktadır. Velayetin kaldırılması ile birlikte velayeti kendisinden alınan annenin ve babanın velayeti kaldırılan çocuğun bakım ve eğitim giderlerini karşılama yükümlülükleri devam eder. Yine velayetin anne ve babadan kaldırılması durumunda çocuğa bir vasi atanır. Bununla birlikte velayetin kaldırılmasına karar verilmesi hâlinde çocuğun üstün yararını ve güvenliğinin tehdit eder mahiyette bir durum yok ise anne ve baba ile kişisel ilişki kurulmasına da karar verilir.<br />
Ana ve babanın çocukların kişiliklerine ilişkin hak ve ödevleri, özellikle çocukların şahıslarına bakmak, onları görüp gözetmek, geçimlerini sağlamak, yetiştirilmelerini ve eğitimlerini gerçekleştirmektir. Bu bağlamda sağlayacağı eğitim ile istenilen ölçüde dürüst, kötü alışkanlıklardan uzak, iyi ahlâk sahibi, çalışkan ve bilgili bir insan olarak yetiştirmek hak ve yükümlülüğü bulunmaktadır.<br />
Velayetin kaldırılması ve değiştirilmesi şartları gerçekleşmedikçe ana ve babanın velayet görevlerine müdahale olunamaz.<br />
Öte yandan, ayrılık ve boşanma durumunda velayetin düzenlenmesindeki amaç, küçüğün ileriye dönük yararlarıdır. Eş söyleyişle, velayetin düzenlenmesinde asıl olan, küçüğün yararını korumak ve geleceğini güvence altına almaktır.<br />
Velayet, kamu düzenine ilişkin olup bu hususta ana ile babanın istek ve beyanlarından ziyade çocuğun menfaatlerinin dikkate alınması zorunludur.<br />
Buna göre velayete ilişkin değerlendirme yapılırken göz önünde tutulması gereken temel ilke çocuğun “üstün yararı”dır.<br />
TMK’nın “Velayetin Kapsamı” başlıklı 339. maddesinin birinci fıkrasındaki;<br />
“Ana ve baba, çocuğun bakım ve eğitimi konusunda onun menfaatini göz önünde tutarak gerekli kararları alır ve uygularlar&#8230;”<br />
şeklindeki yasal düzenleme ile,<br />
Aynı Kanunun “çocuğun fiil ehliyeti” başlıklı 343. maddenin birinci fıkrasındaki;<br />
“Velâyet altındaki çocuğun fiil ehliyeti, vesayet altındaki kişinin ehliyeti gibidir…” yönündeki hüküm ile “Koruma Önlemleri” başlıklı 346. maddesindeki “Çocuğun menfaati ve gelişmesi tehlikeye düştüğü takdirde, ana ve baba duruma çare bulamaz veya buna güçleri yetmezse hâkim, çocuğun korunması için uygun önlemleri alır.”<br />
şeklindeki hüküm de üstün yarara ilişkin temel noktaları içermektedir.<br />
Kaldı ki Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 3. maddesinde, kamusal ya da özel sosyal yardım kuruluşlarının, mahkemelerin, idari makamların veya yasama organlarının yaptığı ve çocukları ilgilendiren bütün faaliyetlerde çocuğun yararının temel düşünce olduğu; taraf devletlerin çocuğun ana-babasının, vasilerinin ya da kendisinden hukuken sorumlu olan diğer kişilerin hak ve ödevlerini de göz önünde tutarak, esenliği için gerekli bakım ve korumayı sağlamayı üstleneceği ve bu amaçla tüm uygun yasal ve idari önlemleri alacağı ve taraf devletlerin, çocukların bakımı veya korunmasından sorumlu kurumların hizmet ve faaliyetlerinin özellikle güvenlik, sağlık, personel sayısı ve uygunluğu ve yönetimin yeterliliği açısından yetkili makamlarca konulan ölçülere uymalarını taahhüt edeceğinin belirtildiği,<br />
Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi’nin 1. maddesinde, Sözleşmenin 18 yaşına ulaşmamış çocuklara uygulanacağı; Sözleşmenin amacının çocukların yüksek çıkarları için haklarını geliştirmek, onlara usule ilişkin haklar tanımak ve bu hakların, çocukların doğrudan ve diğer kişiler veya organlar tarafından bir adli merci önündeki kendilerini ilgilendiren davalardan bilgilendirilmelerini ve bu davalara katılmalarına izin verilmesini teminen kullanılmasını kolaylaştırmak olduğu; Sözleşmenin amaçları açısından bir adli merci önündeki çocukları ilgilendiren davaların, özellikle çocukların ikameti ve çocuklarla şahsî ilişki kurulması gibi velayet sorumluluklarına ilişkin davalar olduğu; her devletin, imza sırasında veya onay, kabul, uygun bulma ve katılma belgesinin tevdii sırasında, Avrupa Konseyi Genel Sekreterine yönelik bir beyanla, bir adli merci önünde bu sözleşmenin uygulanacağı en az üç çeşit aile uyuşmazlığını belirlemesi gerektiği; tarafların herbirinin, ek bir beyanla sözleşmenin uygulanacağı ilave aile uyuşmazlıklarını belirtebileceği veya 5. madde, 9. maddenin ikinci paragrafı, 10. maddenin ikinci paragrafı ve 11. madde ile ilgili bilgi verebileceği; Sözleşmenin tarafların çocuk haklarının geliştirilmesi ve kullanılmasında daha elverişli kurallar uygulamalarını engellemeyeceği,<br />
Aynı Sözleşmenin 3. maddesinde, yeterli idrake sahip olduğu iç hukuk tarafından kabul edilen bir çocuğa, bir adli merci önündeki kendisini ilgilendiren davalarda, yararlanmayı bizzat da talep edebileceği hakların verildiği, bu hakların ilgili tüm bilgileri almak, kendisine danışılmak ve kendi görüşünü ifade etmek ve görüşlerinin uygulanmasının olası sonuçlarından ve her tür kararın olası sonuçlarından bilgilendirilmek olduğu,<br />
Yine Sözleşmenin 6. maddesinde, bir çocuğu ilgilendiren davalarda adli merciin, bir karar almadan önce çocuğun yüksek çıkarına uygun karar almak için yeterli bilgiye sahip olup olmadığını kontrol etmesi ve gerektiğinde özellikle velayet sorumluluğunu elinde bulunduranlardan ek bilgi sağlaması, çocuğun iç hukuk tarafından yeterli idrak gücüne sahip olduğunun kabul edildiği durumlarda, çocuğun gerekli bütün bilgiyi edindiğinden emin olması, çocuğun yüksek çıkarına açıkça ters düşmediği takdirde gerekirse kendine veya diğer şahıs ve kurumlar vasıtasıyla çocuk için elverişli durumlarda ve onun kavrayışına uygun bir tarzda çocuğa danışması, çocuğun görüşünü ifade etmesine müsaade etmesi ve çocuğun ifade ettiği görüşe gereken önemi vermesinin gerektiği,<br />
Sözleşmenin 9. maddesinde, bir çocuğu ilgilendiren davalarda iç hukuk gereğince çocukla olan çıkar çatışması sonucunda velayet sorumluluğuna sahip kişilerin çocuğu temsil etme yetkisinden men edildiklerinde, mahkemenin bu davalarda çocuk için bir özel temsilci atama yetkisinin bulunduğu; tarafların, bir çocuğu ilgilendiren davalarda adlî merciin çocuğu temsil etmek için başka bir temsilciyi, gerekli olduğu takdirde bir avukatı tayin etmek yetkisine sahip olduğunu sağlama olanağını göz önünde bulunduracakları,<br />
5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nun “Temel İlkeler” başlıklı 4. maddesinin (b) bendinde bu Kanunun uygulanmasında, çocuğun haklarının korunması amacıyla çocuğun yarar ve esenliğinin gözetilmesi ilkesinin esas alınacağı,<br />
Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 12. maddesinde, taraf devletlerin, görüşlerini oluşturma yeteneğine sahip çocuğun kendini ilgilendiren her konuda görüşlerini serbestçe ifade etme hakkını bu görüşlere çocuğun yaşı ve olgunluk derecesine uygun olarak, gereken özen gösterilmek suretiyle tanıyacakları; bu amaçla çocuğu etkileyen herhangi bir adli veya idari kovuşturmada çocuğun ya doğrudan doğruya veya bir temsilci ya da uygun bir makam yoluyla dinlenilmesi fırsatının, ulusal yasanın usule ilişkin kurallarına uygun olarak çocuğa özellikle sağlanacağı,<br />
açıkça ifade edilmiştir.<br />
Çocuğun üstün yararını belirlerken onun bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlâki ve toplumsal gelişiminin sağlanması amacının gözetilmesinin gerektiği unutulmamalıdır. Anne ve babanın yararı, tarafların boşanmadaki kusurları, ahlâki değer yargıları, sosyal konumları gibi durumları çocuğun üstün yararını etkilemediği ölçüde göz önünde tutulur. Çocuğun üstün yararının anne ve baba karşısında etkilenmesi durumunda ise çocuğun yararını koruyacak ve menfaat çatışmasını engelleyecek düzenlemeler devreye girecektir.<br />
Tam bu noktada “kayyım” ve “temsil kayyımı” kavramları karşımıza çıkmaktadır.<br />
Kayyım, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu&#8217;nun (TMK) 403. maddesinin ikinci fıkrasında da düzenlendiği üzere sadece belirli işleri görmek veya mal varlığını yönetmek için görevlendirilen kişidir. Kayyım olarak atanan kişi, bunun dışındaki işleri yapamayacağı gibi, temsil konusu olan belli olayın dışında kendisine atanmış olduğu kişinin genel temsil yetkisine sahip yasal temsilcisi durumunda da değildir (AKINTÜRK, T.: Türk Medeni Hukuku, Aile Hukuku, İkinci Cilt, s. 485).<br />
Temsil kayyımı ise bir kimsenin belli bir işini görmek, başka bir anlatımla belli bir işte kayyım atandığı gerçek veya tüzel kişiyi temsil etmek için görevlendirilen kişidir.<br />
TMK’nın “kayyımlığı gerektiren haller” başlıklı 426. maddesine göre;<br />
“Vesayet makamı, aşağıda yazılı olan veya kanunda gösterilen diğer hâllerde ilgilisinin isteği üzerine veya re’sen temsil kayyımı atar:<br />
1. Ergin bir kişi, hastalığı, başka bir yerde bulunması veya benzeri bir sebeple ivedi bir işini kendisi görebilecek veya bir temsilci atayabilecek durumda değilse,<br />
2. Bir işte yasal temsilcinin menfaati ile küçüğün veya kısıtlının menfaati çatışıyorsa,<br />
3. Yasal temsilcinin görevini yerine getirmesine bir engel varsa.”<br />
ilgiliye kayyım atanacağı açıkça belirtilmiştir.<br />
Madde metninden de anlaşıldığı üzere temsil kayyımlığı sadece yukarıda sayılan hâllerde değil, aynı zamanda Kanunun gösterdiği başka durumlarda da (TMK m. 291, 301, 345, 360. ve 880) atanabilmektedir.<br />
Eldeki dava açısından yukarıda bahsi geçen TMK’nın 426. maddesinin ikinci fıkrasının değerlendirilmesi gerekmektedir. TMK’nın 426. maddesinin ikinci fıkrasının uygulamasında yasal temsilci, küçük veya kısıtlının vasisi ya da küçük (veya kısıtlı) üzerinde velayet hakkına sahip olan kimsedir. Anılan fıkraya göre, bir küçüğün veya kısıtlının velisi, vasisi, yasal danışmanı veya geçici temsilcisinin bir işi görmesi sırasında, kendi menfaati temsil ettiği küçük ve kısıtlının menfaati ile çatışıyorsa, “zarar uğrama tehlikeleri nedeniyle” söz konusu küçük ve kısıtlının belirli işini görmek için “temsilen” bir kayyım atanacaktır (DURAL, M./ ÖĞÜZ, T. /GÜMÜŞ, M.A.: Türk Özel Hukuku, Aile Hukuku, C.III, İstanbul 2012, s. 450).<br />
Temsil kayyımlığını gerektiren durumların başında; yasal temsilci ile küçüğün veya kısıtlının menfaatlerinin çatışması hâlinde söz konusu işin nihayete erdirilmesi için küçük veya kısıtlının menfaatlerinin korunması amaçlı temsil kayyımı atanması yer almaktadır.<br />
Temsil kayyımı atanmaksızın menfaat çatışması içerisinde yapılan hukuki işlemler kesin hükümsüzdür.<br />
Bu durumda menfaat çatışması kavramına da kısaca değinmekte fayda bulunmaktadır. İsviçre ve Türk Hukuk öğreti ve uygulamasında baskın biçimde hâkim olan görüşe göre; temsil olunanın menfaatinin ihlaline yönelik salt soyut bir tehlike olasılığının varlığı menfaat çatışmasının varlığının kabulü için yeterlidir (GÜMÜŞ, M.A.: Türk Medeni Hukukunda Kayyımlık, İstanbul 2006, s. 46).<br />
Bununla birlikte velayet kamu düzenine ilişkin olup, bu hususta anne ile babanın istek ve beyanlarından ziyade çocuğun menfaatlerinin dikkate alınması zorunludur.<br />
Görüldüğü üzere velayetin kaldırılmasına ilişkin davalar çocuğun güvenliğini doğrudan ilgilendiren davalardır. Bu kadar önemli bir davada, velayet hakkına sahip anne ya da babanın, kural olarak temsil olunanın menfaatine hareket ettiği kabul edilse dahi, her zaman çocuğun yararına davranmayacağı, herhangi bir sebeple çocuk aleyhine hareket ederek onun zararına bir durum yaratma ihtimali olduğu da kaçınılmazdır. Olağandır ki, bu tür davalarda davanın açılış amacı da diğer tarafın çocuğun menfaatine aykırı davrandığı iddiasıdır. O hâlde çocuk ile yasal temsilcisi arasında bir menfaat çatışmasının olduğu kabul edilerek TMK’nın 426. maddesinin ikinci fıkrası gereğince küçüğe bir temsil kayyımı atanması gerekmektedir.<br />
Somut olayda davacının kızı ile davalının evlilik birliklerinin devam etmesine karşın ayrı yaşadıkları, müşterek çocuk &#8230;’ın anne yanında kaldığı, ancak annenin intihar etmek suretiyle hayatına son verdiği, davacı dedenin ise kızının vefatından sonra torununa baktığı ve çocuğun tüm tedavisi ile ilgilendiği, bir süre sonra da &#8230;’in babası olan davalının asker olduğunu ve çocuğa çalıştığı bölgede bakmasının güç bulunduğunu belirterek dava açtığı anlaşılmaktadır. Bu durumda küçük ile davalı baba arasında menfaat çatışmasının bulunduğu açıktır.<br />
Buna göre küçüğü davada temsil etmek üzere kayyım atanması için (TMK m. 426/2) yetkili vesayet makamına ihbarda bulunulması, atanacak kayyımın duruşmaya çağrılması ve göstermesi hâlinde delillerinin toplanması ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek hasıl olacak sonucuna göre karar verilmesi yerinde olacaktır.<br />
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında velayetin kaldırılması davasının boşanan eşler arasında olmadığı, davacısının dede, davalısının baba olduğu eldeki davada çocuk ile babası arasında herhangi bir menfaat çatışmasının da bulunmadığı, dede veya herhangi bir ilgili tarafından da açılabilecek bu davada çocuğa kayyım atanmasını gerektirecek bir durumun olmadığı, böyle bir uygulamanın gelişmesinin, kötü niyetli davacılara karşı çocuğu, anne veya babanın velayetinin korumasından mahrum bırakabileceği, dolayısıyla yerel mahkeme kararının sadece Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerle bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından kabul edilmemiştir.<br />
Hâl böyle olunca yerel mahkeme direnme kararı yukarıda açıklanan bu değişik gerekçe ile bozulmalıdır.<br />
SONUÇ: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda gösterilen bu değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu&#8217;nun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu&#8217;nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcın yatırana geri verilmesine, tebliğ tarihinden itibaren on beş günlük süre içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 30.05.2018 gününde oy çokluğu ile karar verildi.<br />
KARŞI OY YAZISI<br />
Dava konusu olayda, eşler ayrı yaşarlarken annenin ölmesi üzerine müşterek çocuğun velayeti sadece babasına ait hale gelmiş ve annenin babası olan dede babaya karşı velayetin kaldırılması davası açılmıştır.<br />
Yerel mahkeme tarafından verilen ilk karar özel daire tarafından bozulmuş ve yerel mahkeme tarafından verilen direnme kararı tekrar temyiz edilmiştir.<br />
Yerel mahkemece özel dairece gösterilen bozma nedenlerine göre davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle direnilmesini doğru bulmadığımdan, yerel mahkeme kararının bozulması gerektiği görüşündeyim.<br />
Ancak velayetin kaldırılması davası boşanmış eşler arasında olmadığından ve çocuk ile babası arasında herhangi bir menfaat çekişmesi de bulunmadığından, somut olaydaki gibi dede veya herhangi bir ilgili tarafından da açılabilecek bu tür bir davada çocuğa kayyum atanmasını gerektirecek bir durum yoktur.<br />
Böyle bir uygulamanın gelişmesi, kötü niyetli davacılara karşı çocuğu, anne veya babasının velayetinin korumasından mahrum bırakabilir.<br />
Bu itibarla yerel mahkeme kararının sadece özel dairenin bozma gerekçesiyle bozulması gerekirken, çocuğa kayyum da atanması şeklinde değişik bozma yapılmasını doğru bulmadığımdan saygıdeğer çoğunluğun bu şekilde oluşan kararına muhalifim.]</p>
</div>
</details>
<details class="ss-emsal" open="open">
<summary><strong>Yargıtay 2. HD, E. 2016/1902, K. 2016/3287, T. 24.02.2016</strong> — Kaldırma için görevin ağır biçimde kötüye kullanılması veya aşırı ihmali gerektiği; deliller bu ağırlığa ulaşmıyorsa velayetin değiştirilmesiyle yetinilmesi gerektiği, aksine kurulan kaldırma hükmünün bozulacağı.</summary>
<div class="ss-tam">
<p>[Yargıtay, 2. Hukuk Dairesi, E. 2016/1902, K. 2016/3287, T. 24.02.2016</p>
<p>MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi<br />
DAVA TÜRÜ : Velayetin Değiştirilmesi<br />
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı baba tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:<br />
Tüm dosya kapsamından tarafların 18.02.2014 tarihinde kesinleşen karar ile boşandıkları, ortak çocuklar 10.01.2001 doğumlu&#8230; ile 08.06.2004 doğumlu &#8230; &#8216;nin velayetlerinin babaya bırakıldığı anlaşılmıştır. Dava, anne tarafından ortak çocukların velayetinin davalı babadan alınarak kendisine verilmesine yöneliktir.<br />
Mahkemece yapılan yargılama sonucunda &#8220;ortak çocukların velayetlerinin Türk Medeni Kanununun 348. maddesi uyarınca kaldırılmasına, velayeti babadan kaldırılan ortak çocuk &#8230;&#8217;nin velayetinin davacı anneye bırakılmasına, ortak çocuk &#8230;. hakkkında ise Çocuk Koruma Kanunu 5/1-c-e maddesi uyarınca bakım ve barınma tedbiri uygulanmasına, yaşına ve eğitim durumuna uygun sosyal hizmet kurumunda bakım altına alınmasına, vesayet altına alınması için yetkili vesayet makamı &#8230; Sulh Hukuk Mahkemesine gerekli ihbarın yapılmasına&#8221; karar verilmiştir. Hüküm davalı baba tarafından her iki ortak çocuğun velayetine yönelik temyiz edilmiştir.<br />
1-Anne ve babanın, deneyimsizliği, hastalığı, başka bir yerde bulunması veya benzeri sebeplerle velayet görevini gereği gibi yerine getirememesi; ana ve babanın çocuğa yeterli ilgiyi göstermemesi veya ona karşı yükümlülüklerini ağır biçimde savsaklamaları halinde hakim velayet hakkını kaldırabilir (TMK m. 348). Toplanan deliller yukarıda açıklanan şekilde bir durumun varlığına yeterli olmayıp, velayetin değiştirilmesine yol açarr (TMK m. 183, 349, 351/1) öyle ise kanun hükmünün uygulanmasında hata yapılarak yukarıda yazılı şekilde ortak çocukların velayetlerinin kaldırılmasına karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmektedir.<br />
2-Velayet kamu düzeni ile ilgili olup, çocuğun üstün yararı da dikkate alınarak, değişen şartlara göre her zaman yeniden değerlendirilmesi mümkündür. Toplanan delillerden davalı babanın ortak çocukları okula göndermediği, uzun sürekli yurt dışına çıktığında &#8230; &#8216;i yanında götürdüğü, ortak çocuk &#8230; &#8216;yi babaanne ve halanın bakımına bıraktığı, &#8230;&#8217;nin de okula devamsızlığının bulunduğu, çocuklara anne hakkında olumsuz düşünceler telkin etmeye çalıştığı, anne ile çocukların görüşmelerinde zorluk çıkarttığı ve velayetle ilgili görevlerini yerine getirmediği anlaşılmaktadır. Annenin velayet görevini gereğince yapamayacağına ilişkin bir delil ve olgu ise belirlenememiştir. Bu halde Türk Medeni Kanununun 183. ve 349. maddelerine göre velayetin değiştirilmesi koşulları oluşmaktadır. Velayete tabi birden fazla çocuk olduğu taktirde yararları gerektirmedikçe kardeşlik duygusunun gelişimi için velayetlerin aynı ebeveyne verilmesi gerekir. Açıklanan ilkeler ve toplanan deliller göz önüne alındığında, çocukların her ikisinin babada olan velayetleri değiştirilerek, velayetlerin davalı annelerine verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz olup, bozmayı gerektirmiştir.<br />
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeplerle BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.24.02.2016(Çrş.)]</p>
</div>
</details>
<details class="ss-emsal" open="open">
<summary><strong>Yargıtay 2. HD, E. 2011/5618, K. 2012/2686, T. 14.02.2012</strong> — Kaldırma kararı verilmeden önce velayetin değiştirilmesiyle yetinilip yetinilemeyeceğinin araştırılması ve uzman heyetinden ebeveynin velayeti üstlenmeye engel durumu bulunup bulunmadığına ilişkin rapor alınması zorunluluğu.</summary>
<div class="ss-tam">
<p>[Yargıtay, 2. Hukuk Dairesi, E. 2011/5618, K. 2012/2686, T. 14.02.2012</p>
<p>MAHKEMESİ :İzmir 6. Aile Mahkemesi TARİHİ :16.02.2011 NUMARASI :Esas no:2010/1233 Karar no:2011/161<br />
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm velayet yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: Mahkemece, ortak çocuğun anne tarafından İzmir İl Sosyal Hizmetler Müdürlüğüne bırakıldığı; tarafların çocuğu arayıp sormadığı gerekçe gösterilerek; ana/babanın velayetinin kaldırılması, vasi atanmak üzere durumun sulh mahkemesine ihbarına karar verilmiştir. Dava 27.12.2010 tarihinde açılmış; ortak çocuk yargılama sırasında 18.01.2011 tarihinde doğmuş; doğumdan kısa bir süre sonra çocuğun ilgili devlet kurumunun korumasına bırakıldığı davacı anne tarafından bildirilmiştir. Velayetin kaldırılması kararı ana/baba için ağır sonuçlar doğuran bir karardır. Bu nedenle, velayetin kaldırılması kararı verilmeden önce velayetin değiştirilip, velayetin diğer tarafa verilmesiyle yetinilip yetinelemeyeceği konusunda gerekli tüm araştırmaların yapılması; başka çözüm kalmadığı takdirde ise velayetin kaldırılması gerekir. Mahkemece davacı annenin çocuğu kuruma terkettiği beyanının gerçek olup olmadığı üzerinde durularak; öncelikle çocuğun varlığının, sağlığının ve halen nerede olduğunun kesin olarak belirlenmesi gerekir. Velayeti üstlenmek istemeyen davacı anne karşısında davalı babanın velayetin kendisine verilmesi isteği gözönüne alınarak; mahkemece 4787 Sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanunun 5. maddesi gereğince Aile Mahkemesi bünyesinde bulunan psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacı niteliğindeki uzmanlardan inceleme ve rapor istenip; davalı babanın barınma, gelir, sosyal ve psikolojik durumuna göre çocuğun sağlıklı gelişimi için velayeti üstlenmeye engel bir durumun bulunup bulunmadığının araştırılması ve diğer deliller de gözönüne alınarak velayet konusunda bir karar verilmesi gerekirken; eksik inceleme ve araştırmayla yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuş; bozmayı gerektirmiştir.<br />
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 14.02.2012 (Salı.)]</p>
</div>
</details>
<details class="ss-emsal" open="open">
<summary><strong>Yargıtay 2. HD, E. 2023/6079, K. 2023/4514, T. 04.10.2023</strong> — Velayetin her iki ebeveynden kaldırılması halinde çocukların velayetsiz kalması nedeniyle, karar kesinleştiğinde vasi tayini için sulh hukuk mahkemesine ihbarda bulunulması gerektiği.</summary>
<div class="ss-tam">
<p>[Yargıtay, 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/6079, K. 2023/4514, T. 04.10.2023</p>
<p>&#8220;İçtihat Metni&#8221;<br />
MAHKEMESİ: Trabzon Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI: 2023/657 E., 2023/712 K.<br />
KARAR: Esastan ret<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ: Vakfıkebir Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi<br />
SAYISI: 2022/39 E., 2023/129 K.<br />
Taraflar arasındaki boşanma davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince boşanma davasının kabulüne, tarafların boşanmalarına karar verilmiştir.<br />
Kararın davalı erkek tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun sair istinaf sebepleri incelenmeksizin çekişmeli boşanma davası olarak görülmesi gerektiği gerekçesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun ( 6100 sayılı Kanun) 353 üncü maddesinin, birinci fıkrasının (a) bendinin (6) ıncı alt bendi uyarınca re&#8217;sen kaldırılmasına ve mahal mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.<br />
İlk Derece Mahkemesince kaldırma kararı sonrasında yeniden yapılan yargılamada, boşanma davasının kabulüne, tarafların boşanmalarına ve birleşen velâyetin kaldırılması davasında velâyetin kaldırılmasına karar verilmiştir.<br />
Kararın davalı erkek vekilince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.<br />
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı erkek vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:<br />
I. DAVA<br />
1.Davacı kadın vekili dava dilekçesinde; davanın kabulüne, tarafların 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun ( 4721 sayılı Kanun) 166 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanmalarına, ortak çocukların velâyetinin anneye bırakılmasına, ortak çocuklar için ayrı ayrı aylık 250,00 TL tedbir ve iştirak, kadın için 500,00 TL tedbir ve yoksulluk, 10.000,00 TL maddî ve 10.000,00 manevî tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br />
2.Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Vakfıkebir Sosyal Hizmetler Müdürlüğünün birleşen dava dilekçesinde; çocuklar 2016 doğumlu &#8230; ve 2017 doğumlu &#8230; &#8216;nin anne ve babasından kaynaklı sorunlar nedeniyle risk içerisinde olduklarını, mevcut süreçteki boşanma davası ve çocukların üstün yararı gözetilerek taktir mahkemenin olmakla birlikle çocukların geçiçi velâyetinin 6284 sayılı Kanun&#8217;un 5 inci maddesi üçüncü bendine göre anneanne &#8230; &#8216;ya verilmesini talep ve dava etmiştir.<br />
II. CEVAP<br />
Davalı erkek cevap dilekçesinde; asıl ve birleşen davanın reddini talep etmiştir.<br />
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI<br />
A. İlk Derece Mahkemesinin Birinci Kararı<br />
İlk Derece Mahkemesinin 22.10.2021 tarihli kararı ile davanın kabulüne tarafların 4721 sayılı Kanunun 166 ncı maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanmalarına, ortak çocuğun velâyetinin anneye verilmesine, tarafların birbirlerinden her hangi bir mahkeme masrafı talebi olmadığına dair protokol hükmünün aynen onaylanmasına karar verilmiştir.<br />
B. Bölge Adliye Mahkemesinin Gönderme Kararı<br />
1.İlk Derece Mahkemesi kararına karşı davalı erkek vekili tarafından hükmün tamamı yönünden istinaf talebinde bulunulmuştur.<br />
2. Bölge Adliye Mahkemesince yapılan inceleme sonucunda 07.01.2022 tarihli kararı ile davanın çekişmeli boşanma davası olarak görülmesi gerektiğinden bahisle kararının 6100 sayılı Kanun&#8217;un 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin (6) ncı altbendi uyarınca re&#8217;sen kaldırılmasına ve mahal mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.<br />
C. İlk Derece Mahkemesinin Son Kararı<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda başlık kısmında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, tarafların eşit kusurlu olduğundan bahisle asıl davanın kabulü ile tarafların 4721 sayılı Kanun&#8217;un 166 ncı maddesinin birinci fıkrası gereğince boşanmalarına ve velâyete ilişkin birleşen dosya üzerinden hüküm kurulacağından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, birleşen davada ise; davanın velâyetin taraflardan kaldırılmasına ilişkin olduğu, davanın kabulüne, tarafların ortak çocukları &#8230; ile &#8230; &#8216;nin velâyetinin kaldırılmasına, çocuklar üzerinde tarafların velâyeti kaldırılmakla çocuklar velâyetsiz kaldığından karar kesinleştiğinde vasi tayini amacı ile Vakfıkebir Sulh Hukuk Mahkemesine ihbarda bulunulmasına, anne ve baba ile çocuklar arasında kişisel ilişki kurulmasına karar verilmiştir.<br />
IV. İSTİNAF<br />
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı erkek vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.<br />
B. İstinaf Sebepleri<br />
Davalı erkek vekili hükmün usul ve kanuna aykırı bulunduğunu ileri sürerek, her iki dava yönünden de kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.<br />
C. Gerekçe ve Sonuç<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre usul ve kanuna uygun olması gerekçesi ile 6100 sayılı Kanun&#8217;un 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) inci alt bendi gereğince davalı erkeğin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.<br />
V. TEMYİZ<br />
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı erkek vekili temyiz isteminde bulunmuştur.<br />
B. Temyiz Sebepleri<br />
Davalı erkek vekili, kararın usul ve kanuna aykırı bulunduğunu ileri sürerek velâyetin kaldırılması yönünden kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.<br />
C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Uyuşmazlık, açılan boşanma ve birleşen velâyetin kaldırılması davasında; velâyetin kaldırılması için gerekli şartların gerçekleşip gerçekleşmediği ve velâyetin kaldırılmaması halinde çocukların üstün yararı uyarınca velâyetin belirlenmesi noltasında toplanmaktadır.<br />
2. İlgili Hukuk<br />
4721 sayılı Kanun&#8217;un 4 üncü, 335 inci ila 351 inci maddeleri. 6100 sayılı Kanun&#8217;un 353 üncü, 369 uncu, 370 inci ve 371 inci maddeleri. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi 3 üncü maddesi. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi 12 nci maddesi. Çocuk Haklarının Kullanılmasına dair Avrupa Sözleşmesi 3 üncü ve 6 ncı maddeleri.<br />
3. Değerlendirme<br />
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun&#8217;un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.<br />
2.Temyizen &#8230;, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı erkek vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.<br />
VI. KARAR<br />
Açıklanan sebeple;<br />
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun&#8217;un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,<br />
Adli yardımdan yararlanması sebebiyle başlangıçta alınmamış olan aşağıda yazılı karar ve ilam harcı ile temyiz başvuru harcının temyiz edene yükletilmesine,<br />
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,04.10.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.]</p>
</div>
</details>
<details class="ss-emsal" open="open">
<summary><strong>Yargıtay 2. HD, E. 2012/13708, K. 2013/5935, T. 06.03.2013</strong> — Velayet sahibinin, ikinci eşinin çocuğu istemediğini ileri sürerek velayetin kendisinden alınmasını istemesinin, yükümlülüklerini yerine getiremeyeceğinin ifadesi ve velayeti ifadan kaçınma anlamına geldiği.</summary>
<div class="ss-tam">
<p>[Yargıtay, 2. Hukuk Dairesi, E. 2012/13708, K. 2013/5935, T. 06.03.2013</p>
<p>MAHKEMESİ :Kayseri 4. Aile Mahkemesi TARİHİ :8.2.2012 NUMARASI :Esas no:2011/607 Karar no:2012/93 Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: Dava, velayet hakkına sahip olan baba tarafından açılmıştır. Davacı, dava dilekçesinde; çocuğunun annesiyle üç yıl önce anlaşarak boşandıklarını, müşterek çocuk 1999 doğumlu &#8230; velayetinin boşanma kararıyla kendisine verildiğini, ikinci evliliğini yaptığını, velayetin kendisinde olmasının ikinci evliliğinde sorun çıkardığını, eşinin bu çocuğu istemediğini ileri sürerek, &#8230; velayetinin kendisinden alınıp davalı anneye verilmesini istemiş, davalı ise &#8220;sara hastası olduğunu, velayeti ifa edemeyeceğini &#8221; belirterek velayeti üstlenmekten kaçınmıştır. Mahkemece dava reddedilmiş, kararı davacı temyiz etmiştir.<br />
Velayete sahip ana veya babanın yeniden evlenmesi tek başına velayetin kaldırılmasını gerektirmez ise de, velayet sahibinin dava dilekçesinde, bu çocuğun ikinci evliliğinde sorun çıkardığını ve ikinci eşinin çocuğu istemediğini ileri sürerek velayetin kendisinden alınması isteği, çocuğa karşı yükümlülüklerini yerine getiremeyeceğinin ifadesi demek olup, velayeti ifadan kaçınma anlamına gelir. Davalı anne de hastalığını ileri sürerek velayet görevini ifa edemeyeceğini bildirdiğine ve bu husus dosyaya sunduğu raporlarla teyit edildiğine göre, bu şartlarda çocuğun baba yanında bırakılması menfaatine açıkça aykırı olacaktır. Bu durumda Türk Medeni Kanununun 349&#8217;uncu maddesi gereğince velayetin babadan kaldırılmasına karar verilmesi ve idrak çağındaki çocuğun görüşü de alınarak gerektiğinde aile mahkemesi nezdindeki uzmanlardan ayrıntılı rapor istihsal edilerek çocuğun menfaatine uygun çözüm yolu bulunmalı, vasi atanması için yetkili vesayet makamına ihbar yapılmalıdır. Bu hususlar nazara alınmadan davanın reddi doğru bulunmamıştır.<br />
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.06.03.2013 (Çar.)]</p>
</div>
</details>
<h2 id="sss">Sık Sorulan Sorular</h2>
<h3>Velayetin kaldırılması için hangi şartlar aranır?</h3>
<p>TMK m.348 uyarınca ya ebeveynin deneyimsizlik, hastalık veya benzeri sebeplerle velayet görevini gereği gibi yerine getirememesi ya da çocuğa yeterli ilgiyi göstermeyip yükümlülüklerini ağır biçimde savsaklaması gerekir; her iki halde de diğer koruma önlemlerinden sonuç alınamayacağının anlaşılmış olması ön şarttır.</p>
<h3>Velayetin kaldırılması ile velayetin alınması aynı şey mi?</h3>
<p>Günlük dilde &#8220;velayetin alınması&#8221; çoğu zaman velayetin değiştirilmesini (velayetin diğer ebeveyne geçmesini) ifade eder; kaldırma ise velayet hakkının tamamen sona erdirilmesidir ve ancak ağır kötüye kullanma veya aşırı ihmal hallerinde son çare olarak uygulanır.</p>
<h3>Velayeti kaldırılan anne veya baba nafaka öder mi?</h3>
<p>Evet; TMK m.350 uyarınca velayetin kaldırılması ana babanın çocuğun bakım ve eğitim giderlerini karşılama yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz, mahkeme kaldırma kararıyla birlikte iştirak nafakasına da hükmeder ve ödeme gücü yoksa giderler Devletçe karşılanır.</p>
<h3>Velayeti kaldırılan ebeveyn çocuğunu görebilir mi?</h3>
<p>Kural olarak evet; kaldırma kararı kişisel ilişki hakkını kendiliğinden sona erdirmez, ancak kaldırma sebebi istismar veya ağır şiddet gibi çocuğun güvenliğine yönelik bir tehditse görüşme kısıtlanabilir, refakatçi eşliğine bağlanabilir veya tamamen kaldırılabilir.</p>
<h3>Velayet kaldırılırsa çocuğa kim bakar?</h3>
<p>Velayet tek ebeveynden kaldırılmışsa ve diğeri elverişliyse çocuk onun velayetine bırakılır; her ikisinden kaldırılmışsa TMK m.404 uyarınca çocuğa vasi atanması için sulh hukuk mahkemesine ihbarda bulunulur ve çocuk vesayet altına alınır.</p>
<h3>Kaldırılan velayet geri alınabilir mi?</h3>
<p>Evet; TMK m.351 uyarınca kaldırmayı gerektiren sebep tamamen ortadan kalkmışsa ebeveynin talebi veya hakimin resen kararıyla velayet geri verilir, iadeyi isteyen ebeveyn iyileşmesini ve bakım kapasitesini somut verilerle ispatlamalı, süreç yeni bir sosyal inceleme raporuyla denetlenmelidir.</p>
<h3>Velayetin kaldırılması davasını akrabalar açabilir mi?</h3>
<p>Çocuğun menfaatinin tehlikede olduğunu gören hısımlar ve üçüncü kişiler durumu mahkemeye ihbar edebilir ve mahkeme resen harekete geçer; ayrıca Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile Cumhuriyet savcısı bizzat süreci başlatabilir.</p>
<h3>Velayetin kaldırılması kararı diğer çocukları da etkiler mi?</h3>
<p>Evet; TMK m.348/son uyarınca kararda aksi belirtilmedikçe kaldırma, ebeveynin mevcut ve doğacak bütün çocuklarını kapsar, mahkeme kapsamı daraltacaksa bunu kararında açıkça gerekçelendirmek zorundadır.</p>
<h2>Velayetin Kaldırılması Sürecinde Hukuki Destek</h2>
<p>Velayetin kaldırılması davaları; yüksek ispat standardı, kademeli önlemlerin tartışılması zorunluluğu, kayyım atanması ve vesayet makamıyla koordinasyon gerektiren, hem çocuk hem ebeveyn için sonuçları en ağır aile hukuku davalarıdır. Doğru nitelendirme (kaldırma mı, değiştirme mi) davanın kaderini belirler. Sarıoğlu &amp; Sefer Hukuk Bürosu olarak velayet uyuşmazlıklarında ve <a href="/istanbul-bosanma-avukati/">boşanmanın çocuklara ilişkin tüm sonuçlarında</a> müvekkillerimize İstanbul genelinde hukuki destek sağlıyoruz.</p>
<p><strong>Adres:</strong> Osmaniye Mah., İsmail Erez Bulvarı No: 9/2, 34146 Bakırköy/İstanbul</p>
<p><em>Bu makale, Sarıoğlu &amp; Sefer Hukuk Bürosu adına Av. Mehmet SARIOĞLU tarafından hazırlanmıştır. Genel bilgilendirme amaçlıdır; somut olayınız için hukuki danışmanlık alınız.</em></p>
<p><a rel="nofollow" href="https://www.sarioglusefer.com/velayetin-kaldirilmasi/">Velayetin Kaldırılması</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://www.sarioglusefer.com">SARIOĞLU &amp; SEFER HUKUK B&Uuml;ROSU</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Velayetin Değiştirilmesi Davası</title>
		<link>https://www.sarioglusefer.com/velayetin-degistirilmesi-davasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Av. Mehmet Sarıoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Jul 2026 19:20:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Aile Hukuku]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sarioglusefer.com/?p=4160</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ana Sayfa » İstanbul Boşanma Avukatı » Velayetin Değiştirilmesi Davası Av. Mehmet SARIOĞLU &#124; Sarıoğlu &#38; Sefer Hukuk Bürosu &#124; Güncelleme: Temmuz 2026 Velayetin değiştirilmesi davası, kesinleşmiş bir velayet kararından sonra ortaya çıkan yeni olguların çocuğun üstün yararını tehlikeye düşürmesi halinde, velayetin bir ebeveynden alınıp diğerine verilmesi için aile mahkemesinde açılan davadır. TMK m.183 uyarınca ... <a title="Velayetin Değiştirilmesi Davası" class="read-more" href="https://www.sarioglusefer.com/velayetin-degistirilmesi-davasi/" aria-label="Read more about Velayetin Değiştirilmesi Davası">Devamını oku</a></p>
<p><a rel="nofollow" href="https://www.sarioglusefer.com/velayetin-degistirilmesi-davasi/">Velayetin Değiştirilmesi Davası</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://www.sarioglusefer.com">SARIOĞLU &amp; SEFER HUKUK B&Uuml;ROSU</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="ss-breadcrumb"><a href="/">Ana Sayfa</a> » <a href="/istanbul-bosanma-avukati/">İstanbul Boşanma Avukatı</a> » Velayetin Değiştirilmesi Davası</div>
<div class="ss-byline">Av. Mehmet SARIOĞLU | Sarıoğlu &amp; Sefer Hukuk Bürosu | Güncelleme: Temmuz 2026</div>
<p><strong>Velayetin değiştirilmesi davası</strong>, kesinleşmiş bir velayet kararından sonra ortaya çıkan yeni olguların çocuğun üstün yararını tehlikeye düşürmesi halinde, velayetin bir ebeveynden alınıp diğerine verilmesi için aile mahkemesinde açılan davadır. TMK m.183 uyarınca değişiklik için üç şartın birlikte gerçekleşmesi gerekir: yeni bir olgunun varlığı, bu olgunun değişikliği zorunlu kılması ve durumun süreklilik taşıması. Velayet kararları kesin hüküm teşkil etmediğinden bu dava, koşullar değiştikçe her zaman açılabilir.</p>
<p>Bu rehberde velayetin değiştirilmesinin şartlarını; yeniden evlenme, taşınma, ölüm ve çocuğu göstermeme gibi somut senaryoları, davanın usulünü ve sonuçlarını güncel Yargıtay içtihatlarıyla açıklıyoruz.</p>
<div class="ss-icindekiler">
<p><strong>İçindekiler</strong></p>
<ul>
<li><a href="#sartlar">Velayetin Değiştirilmesinin Şartları Nelerdir?</a></li>
<li><a href="#kaldirma-farki">Velayetin Değiştirilmesi ile Kaldırılması Aynı Şey mi?</a></li>
<li><a href="#yeniden-evlenme">Velayet Sahibi Yeniden Evlenirse Velayet Değişir mi?</a></li>
<li><a href="#tasinma">Başka Şehre veya Yurt Dışına Taşınma Velayeti Değiştirir mi?</a></li>
<li><a href="#cocugu-gostermeme">Çocuğu Göstermeyen Ebeveynden Velayet Alınır mı?</a></li>
<li><a href="#yabancilastirma">Ebeveyn Yabancılaştırması Velayetin Değiştirilmesi Sebebi mi?</a></li>
<li><a href="#olum">Velayet Sahibi Ölürse Velayet Kime Geçer?</a></li>
<li><a href="#kayyim">Davada Çocuğa Temsil Kayyımı Atanması</a></li>
<li><a href="#usul">Dava Nerede ve Nasıl Açılır?</a></li>
<li><a href="#ispat">İspat Yükü ve Deliller</a></li>
<li><a href="#gecici-velayet">Dava Sürerken Geçici Velayet</a></li>
<li><a href="#sonuclar">Kararın Sonuçları: Nafaka ve Kişisel İlişki</a></li>
<li><a href="#protokol">Protokoldeki &#8220;Velayet Davası Açılamaz&#8221; Kayıtları Geçerli mi?</a></li>
<li><a href="#red">Dava Reddedilirse Tekrar Açılabilir mi?</a></li>
<li><a href="#emsal">Emsal Yargıtay Kararları</a></li>
<li><a href="#sss">Sık Sorulan Sorular</a></li>
</ul>
</div>
<h2 id="sartlar">Velayetin Değiştirilmesinin Şartları Nelerdir?</h2>
<p>TMK m.183, &#8220;ana veya babanın başkasıyla evlenmesi, başka bir yere gitmesi veya ölmesi gibi yeni olguların zorunlu kılması hâlinde&#8221; hakimin resen veya istem üzerine gerekli önlemleri alacağını düzenler. Yargı pratiğinde bu hükümden üç kümülatif şart çıkarılır:</p>
<p><strong>1. Yeni olgu:</strong> Önceki velayet kararının kesinleşmesinden sonra ortaya çıkan, karar tarihinde mevcut olmayan veya bilinmeyen bir vakıa bulunmalıdır. Maddedeki evlenme, taşınma ve ölüm örnekleme niteliğindedir; çocuğun ihmali, eğitiminin aksatılması, bakımın üçüncü kişilere terki, kişisel ilişkinin engellenmesi gibi olgular da bu kapsamdadır. <strong>2. Zorunluluk:</strong> Yeni olgunun tek başına varlığı yetmez; mevcut velayet düzenini çocuk açısından katlanılmaz kılması veya çocuğun menfaatini ciddi şekilde tehlikeye düşürmesi gerekir. <strong>3. Süreklilik:</strong> Anlık öfke patlamaları, geçici taşınmalar veya kısa süreli sağlık sorunları yeterli değildir; olgunun ve olumsuz etkilerinin kalıcı nitelik taşıması aranır.</p>
<p>Yargıtay Hukuk Genel Kurulu çerçeveyi şöyle çizer: &#8220;çocuğun fiziksel ve ruhsal gelişimini engelleyen ve süreklilik arz edeceği anlaşılan her olay, tehlikenin büyüklüğü, doğurabileceği onarılması güç sonuçlar değerlendirilerek sonuca varılmalı; velayetin belirlenmesi ve düzenlenmesinde öncelikle çocuğun yararı göz önünde tutulmalıdır&#8221; (YHGK, E. 2017/2410, K. 2021/346, T. 25.03.2021). Değişikliğin, çocuğun alıştığı düzenden koparılmasının yaratacağı sarsıntıdan daha büyük bir yarar sağlaması şarttır; hakim mevcut durumun riskleri ile değişikliğin faydaları arasında denge kurar.</p>
<h2 id="kaldirma-farki">Velayetin Değiştirilmesi ile Kaldırılması Aynı Şey mi?</h2>
<p>Hayır; ikisi ağırlık dereceleri farklı iki ayrı müdahaledir. Değiştirmede (TMK m.183) velayet hakkı sona ermez, yalnızca sahibi değişir. Kaldırmada (TMK m.348) ise ebeveynin deneyimsizliği, hastalığı, ilgisizliği veya yükümlülüklerini ağır biçimde savsaklaması nedeniyle velayet tamamen sona erdirilir; her iki ebeveynden de kaldırılırsa çocuğa vasi atanır. Ölçülülük ilkesi gereği hakim, çocuğun menfaati en hafif müdahaleyle korunabiliyorsa daha ağırına başvurmaz: sorun velayetin diğer ebeveyne verilmesiyle çözülebilecekse kaldırma yoluna gidilmez; kaldırma, diğer tüm önlemlerden sonuç alınamadığında başvurulan son çaredir. Nitekim TMK m.349 da bu kademelendirmeyi yansıtır: &#8220;çocuğun menfaati gerektirdiğinde velâyet sahibi değiştirilebileceği gibi durum ve koşullara göre velâyet kaldırılarak çocuğa vasi de atanabilir&#8221; (Yargıtay 2. HD, E. 2023/8381, K. 2023/5844, T. 30.11.2023).</p>
<h2 id="yeniden-evlenme">Velayet Sahibi Yeniden Evlenirse Velayet Değişir mi?</h2>
<p>Tek başına değişmez. TMK m.349 açıktır: &#8220;Velâyete sahip ana veya babanın yeniden evlenmesi, velâyetin kaldırılmasını gerektirmez.&#8221; Yeniden evlenme, ancak çocuğun bakımının ihmal edildiği veya üvey ebeveyn ile çocuk arasında çocuğun güvenliğini tehlikeye atan bir durumun doğduğu ek olgularla birleştiğinde değiştirme sebebi olur. Mahkeme bu değerlendirmeyi sosyal inceleme raporuyla yapar: üvey ebeveynin çocukla iletişimi, evin koşulları ve çocuğun yeni düzendeki psikolojik uyumu resen araştırılır.</p>
<p>Üvey ebeveyn hakkında ağır iddialar varsa titiz araştırma zorunludur. Yargıtay, üvey baba tarafından çocuğa yönelik istismar iddiasının bulunduğu dosyada, ceza soruşturması evrakının getirtilmesini ve çocuğun görüşünü de içerecek şekilde üçlü uzman heyetinden yeni rapor alınmasını şart koşmuştur (Yargıtay 2. HD, E. 2024/7713, K. 2025/4409, T. 30.04.2025).</p>
<h2 id="tasinma">Başka Şehre veya Yurt Dışına Taşınma Velayeti Değiştirir mi?</h2>
<p>Kural olarak hayır; yerleşim yerini seçmek ebeveynin anayasal özgürlüğüdür. Taşınma ancak iki halde değiştirme sebebine dönüşür: diğer ebeveynle kişisel ilişkinin kurulmasını fiilen imkansız hale getiriyorsa veya çocuğun alıştığı sosyal çevreden, okulundan koparılması telafisi güç zararlar doğuruyorsa. Mahkeme taşınmanın gerekçesini (iş, eğitim, güvenlik) ve çocuğun üstün yararına etkisini denetler; velayet sahibinin diğer ebeveynle bağı koparmak amacıyla, makul sebep olmaksızın taşınması ise hakkın kötüye kullanımı olarak değerlendirilebilir. Ölçülülük burada da geçerlidir: taşınma kaçınılmazsa hakim, velayeti değiştirmek yerine kişisel ilişki takvimini yeni duruma göre (örneğin uzun yaz dönemi görüşmeleri) revize etmeyi öncelikle değerlendirmelidir.</p>
<h2 id="cocugu-gostermeme">Çocuğu Göstermeyen Ebeveynden Velayet Alınır mı?</h2>
<p>Evet; bu artık açık bir yasal sebeptir. 7343 sayılı Kanunla TMK m.324&#8217;e eklenen üçüncü fıkra uyarınca &#8220;velayet kendisine bırakılan ana veya baba, kişisel ilişki düzenlemesinin gereklerini yerine getirmezse çocuğun menfaatine aykırı olmamak kaydıyla velayet değiştirilebilir&#8221; ve bu husus kişisel ilişki kararında taraflara ihtar edilir; mahkemeler aynı ihtarı TMK m.182/2 uyarınca boşanma kararına da yazar. Kararda ihtar bulunmasına rağmen kişisel ilişki sistematik olarak engellenmişse, mahkemenin değiştirme yönündeki takdiri güçlenir. Çocuğun &#8220;gitmek istemiyor&#8221; bahanesiyle teslim edilmemesi süreklilik kazanırsa, hakim çocuğun beyanının hür iradeye mi yoksa telkine mi dayandığını resen araştırır.</p>
<h2 id="yabancilastirma">Ebeveyn Yabancılaştırması Velayetin Değiştirilmesi Sebebi mi?</h2>
<p>Evet. Ebeveyn yabancılaştırması; velayet sahibinin çocuğu diğer ebeveyne karşı sistematik biçimde programlaması, kötülemesi ve çocukta haksız korku veya nefret oluşturmasıdır. Bu davranış, TMK m.324/1&#8217;deki &#8220;diğerinin çocuk ile kişisel ilişkisini zedelemekten kaçınma&#8221; yükümlülüğünün ihlali ve velayet hakkının kötüye kullanılmasıdır. Yargıtay&#8217;ın emsal kararı nettir: babalık duygularının tatmini ve çocuğun sağlıklı gelişimi için gerekli olan kişisel ilişkiyi engellemeye yönelik davranışlarda bulunan annenin &#8220;velayet hakkını kötüye kullandığı&#8221; tespitiyle velayet anneden alınıp babaya verilmiştir (Yargıtay 2. HD, E. 2016/11109, K. 2017/1492, T. 14.02.2017).</p>
<p>Yabancılaştırma iddialarında çocuğun &#8220;diğer ebeveyni görmek istemiyorum&#8221; beyanı, kendi özgür iradesi olarak değil, yabancılaştırmanın olası bir sonucu olarak uzmanlarca çözümlenmelidir; yüzeysel raporlarla yetinilemez, her iki ebeveyn ve çocukla görüşülerek kapsamlı inceleme yapılması gerekir (Yargıtay 2. HD, E. 2024/5917, K. 2025/4008, T. 21.04.2025). Beyan baskı altında verilmişse hakim, çocuğun üstün yararı gerektirdiğinde görüşün aksine karar verebilir.</p>
<h2 id="olum">Velayet Sahibi Ölürse Velayet Kime Geçer?</h2>
<p>Yaygın kanının aksine, boşanma sonrasında velayet sahibi ebeveynin ölümü halinde velayet sağ kalan ebeveyne <strong>kendiliğinden geçmez</strong>. TMK m.336/3&#8217;teki &#8220;ölüm halinde velayet sağ kalana aittir&#8221; kuralı evlilik birliği içindeki ölümü düzenler; boşanma sonrası ölümde ise velayetin sağ kalana mı verileceği yoksa çocuğa vasi mi atanacağı, hakimin çocuğun üstün yararına göre kullanacağı takdirdedir. Sağ kalan ebeveyn çocukla ilişkisini sürdürmüşse ve velayete engel durumu yoksa velayetin ona verilmesi asıldır; ancak sağ kalanla çocuk arasında bağ yoksa ve çocuk örneğin büyükanne yanında istikrarlı bir düzen kurmuşsa vasi atanması gündeme gelir. Mahkeme bu değerlendirmeyi, tarafların ve çocuğun yaşadığı ortam görülerek hazırlanan uzman heyeti raporuyla yapmak zorundadır (Yargıtay 2. HD, E. 2023/9509, K. 2024/7304, T. 14.10.2024). Ölüm nedeniyle velayeti askıda kalan küçük, TMK m.404 uyarınca karar verilinceye kadar vesayet makamının koruması altındadır.</p>
<h2 id="kayyim">Davada Çocuğa Temsil Kayyımı Atanması</h2>
<p>Velayetin değiştirilmesi davasında çocuk davanın konusu değil, öznesidir; ancak haklarını yasal temsilcisi olan velisi aracılığıyla kullanır. Davanın doğası gereği velayet sahibi ebeveyn ile çocuğun menfaatleri çoğu zaman çatışır — davanın açılış sebebi zaten velinin çocuğun menfaatine aykırı davrandığı iddiasıdır. Bu nedenle TMK m.426/2 uyarınca çocuğa <strong>temsil kayyımı</strong> atanması gerekir; kayyım atanması gereken hallerde bu eksikliğin giderilmemesi Yargıtay tarafından bozma sebebi kabul edilmektedir. Kayyım; çocuğun beyanının velinin baskısından arınmış biçimde alınmasını, uzman raporlarının çocuk adına denetlenmesini ve çocuğun mahkeme önünde bağımsız temsilini sağlar. Özellikle yabancılaştırma iddialarının yoğun olduğu dosyalarda kayyım, maddi gerçeğe ulaşmanın usuli güvencesidir.</p>
<h2 id="usul">Dava Nerede ve Nasıl Açılır?</h2>
<p>Görevli mahkeme aile mahkemesidir; bulunmayan yerlerde aile mahkemesi sıfatıyla asliye hukuk mahkemesi bakar. Velayetin eşlerden birinden alınarak diğerine verilmesi, HMK m.382/2-b-13 uyarınca <strong>çekişmesiz yargı işidir</strong>; yetki, HMK m.384 gereği talepte bulunanın veya ilgililerden birinin oturduğu yer mahkemesine aittir ve kesin değildir. Uygulamada delillerin toplanması ve sosyal incelemenin sağlıklı yapılması için çocuğun fiilen yaşadığı yerde dava açılması en uygunudur. Davacı velayet sahibi olmayan ebeveyn, davalı velayet sahibidir; basit yargılama usulü uygulanır, resen araştırma ilkesi geçerlidir (HMK m.385/2) ve dava maktu harca tabidir. Hakim, koşullar zorunlu kılıyorsa talep olmaksızın resen de velayetin değiştirilmesine karar verebilir.</p>
<h2 id="ispat">İspat Yükü ve Deliller</h2>
<p>Yeni olgunun gerçekleştiğini ispat yükü, değişikliği talep eden taraftadır; ancak resen araştırma ilkesi nedeniyle hakim taraf delilleriyle bağlı değildir. Soyut iddialar (&#8220;daha iyi bakarım&#8221;, &#8220;daha iyi okula yazdırırım&#8221;) yeterli değildir; okula devamsızlık kayıtları, sağlık raporları, kişisel ilişkinin engellendiğini gösteren teslim tutanakları, ceza soruşturması evrakı, tanık beyanları gibi somut olgular aranır. Yargılamanın merkezinde sosyal inceleme raporu durur: güncel SİR alınmadan veya rapor tarafların güncel barınma, gelir ve psikolojik durumlarını yansıtmadan kurulan hükümler usul ve yasaya aykırıdır (Yargıtay 2. HD, E. 2024/2247, K. 2024/2259, T. 01.04.2024); raporlar arasında çelişki varsa giderilmeden karar verilemez. İdrak çağındaki çocuğun uzman eşliğinde dinlenmesi de zorunludur; beyanın esas alınmamasını gerektiren somut bir delil yoksa mahkemenin çocuğun görüşüne itibar etmesi beklenir (Yargıtay 2. HD, E. 2021/4855, K. 2021/6032, T. 14.09.2021).</p>
<h2 id="gecici-velayet">Dava Sürerken Geçici Velayet</h2>
<p>Velayetin değiştirilmesi davaları derinlemesine araştırma gerektirdiğinden zaman alabilir; bu süreçte çocuğun tehlike altında kalması ihtimaline karşı TMK m.169 kıyasen uygulanır ve hakim geçici önlemleri resen alır. Velayet sahibinin çocuğa şiddet uyguladığına veya çocuğu diğer ebeveynden tamamen kopardığına dair ciddi deliller varsa, mahkeme uzman görüşünün ara sonucuna dayanarak velayeti tedbiren diğer tarafa verebilir veya kişisel ilişkiyi yeniden düzenleyebilir. Geçici velayet kararı davanın esasına ilişkin ön kabul değildir; amacı yargılama süresince &#8220;onarılması güç sonuçları&#8221; önlemektir ve ara karar niteliğinde olduğundan kesinleşme beklenmeden uygulanır.</p>
<h2 id="sonuclar">Kararın Sonuçları: Nafaka ve Kişisel İlişki</h2>
<p>Velayetin değiştirilmesine karar verildiğinde iki fer&#8217;i sonuç kendiliğinden gündeme gelir. Birincisi, <strong>iştirak nafakası yükümlülüğü yer değiştirir:</strong> önceki velayet sahibinin lehine hükmedilen nafaka kararın kesinleşmesiyle sona erer; mahkeme, talep olmasa dahi yeni velayet sahibi yanındaki çocuk lehine, diğer ebeveynin gücü oranında iştirak nafakasına hükmeder. İkincisi, <strong>kişisel ilişki yeniden kurulur:</strong> önceki düzenleme ortadan kalkar ve velayeti kaybeden ebeveyn ile çocuk arasında, çocuğun gelişimini gözeten ve yabancılaştırmaya mahal vermeyecek yeni bir görüşme takvimi belirlenir. Aile hukukuna ilişkin nihai karar niteliğindeki değiştirme hükmü, kesinleşmeden icra edilemez.</p>
<h2 id="protokol">Protokoldeki &#8220;Velayet Davası Açılamaz&#8221; Kayıtları Geçerli mi?</h2>
<p>Geçersizdir. Anlaşmalı boşanma protokollerine konulan &#8220;taraflar ileride velayetin değiştirilmesi davası açamaz&#8221; veya &#8220;velayet sahibi yeniden evlenirse velayet kendiliğinden diğer tarafa geçer&#8221; türündeki kayıtlar, kamu düzenine ve çocuğun üstün yararına aykırı olduğundan hükümsüzdür. Velayet, ebeveynlerin serbestçe tasarruf edebileceği bir malvarlığı hakkı değil, çocuğun korunması için öngörülmüş kamusal bir görevdir: &#8220;Velayet, kamu düzenine ilişkin olup, bu hususta ana ile babanın istek ve beyanlarından ziyade çocuğun menfaatlerinin dikkate alınması zorunludur&#8221; (YHGK, E. 2017/2410, K. 2021/346). Velayet sahibi evlendiğinde protokolde &#8220;velayet geçer&#8221; yazsa dahi hakim, TMK m.349 çerçevesinde resen araştırma yaparak çocuğun güncel menfaatine göre karar verir; dava açma hakkından geleceğe yönelik feragat de usul hukuku bakımından sonuç doğurmaz.</p>
<h2 id="red">Dava Reddedilirse Tekrar Açılabilir mi?</h2>
<p>Evet. Velayet kararları maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmez; koşullar değiştiğinde karar da değişebilir. Değiştirme davası reddedilmiş olsa bile, redden sonra ortaya çıkan yeni vakıalar (ebeveynin ağır hastalığı, çocuğun okul başarısızlığı, istismar şüphesi, kişisel ilişkinin engellenmeye başlanması gibi) her zaman yeni bir dava açılmasına imkan verir. Yargıtay bu dinamik yapıyı şöyle ifade eder: &#8220;Velayet kamu düzenine ilişkin olup, resen araştırma ilkesi geçerlidir&#8230; yargılama sırasında meydana gelen gelişmelerin bile göz önünde tutulması gerekir&#8221; (Yargıtay 2. HD, E. 2022/2425, K. 2022/4163, T. 09.05.2022). Her yeni davada mahkeme, güncel durumu yeni uzman raporlarıyla yeniden değerlendirir.</p>
<h2 id="emsal">Emsal Yargıtay Kararları</h2>
<details class="ss-emsal" open="open">
<summary><strong>Yargıtay 2. HD, E. 2016/11109, K. 2017/1492, T. 14.02.2017</strong> — Baba ile çocuk arasındaki kişisel ilişkiyi engellemeye yönelik davranışlarda bulunan annenin velayet hakkını kötüye kullandığı; velayetin anneden alınarak babaya verilmesi gerektiği.</summary>
<div class="ss-tam">
<p>[Yargıtay, 2. Hukuk Dairesi, E. 2016/11109, K. 2017/1492, T. 14.02.2017</p>
<p>MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi<br />
DAVA TÜRÜ : Velayetin Değiştirilmesi<br />
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm temyiz edilerek; temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması istenilmekle; duruşma için belirlenen 14.02.2017 günü temyiz eden davacı &#8230; ile vekili Av. &#8230; ve karşı taraf davalı &#8230; ile vekili Av. &#8230; geldiler. Gelenlerin konuşması dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için duruşmadan sonraya bırakılması uygun görüldü. Bugün dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü:<br />
Davacı baba, boşanma ile velayeti davalı anneye bırakılan ortak çocuk 04.07.2009 doğumlu &#8230;’nin velayetinin değiştirilerek kendisine verilmesini talep etmiş, mahkemece anne tarafından velayet görevinin gereği gibi yerine getirildiği ve velayetin değiştirilmesini gerektiren bir sebebin bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.<br />
Velayet düzenlemesinde: çocukla ana ve baba yararının çatışması halinde asıl olan küçüğün yararını korumak ve geleceğini güvence altına almaktır. Çocuğun yararı ise; çocuğun bedensel, fikri ve ahlaki bakımdan en iyi şekilde gelişebilmesi ve böyle bir gelişmenin gerçekleştirilmesi için, çocuğa sosyal, ekonomik ve kültürel koşulların sağlanmış olmasıdır. Çocuğun bu konulardaki üstün yararını belirlerken; çocuk yetişkin biri olmuş olsaydı, kendisini ilgilendiren bir olayda, kendi yararı için ne gibi bir karar verebilecekti ise, çocuk için karar verme makamındaki kişinin de, aynı yönde karar vermesi; yani çocuğun farazi düşüncesi esas alınacaktır.<br />
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu uyarınca velayet, çocukların bakım, eğitim, öğretim ve korunması ile temsil görevlerini kapsar.<br />
Velayet, aynı zamanda ana babanın velayeti altındaki çocukların kişiliklerine ve mallarına ilişkin haklan, ödevleri, yetkileri ve yükümlülükleri de içerir.<br />
Ana ve babanın çocukların kişiliklerine ilişkin hak ve ödevleri; özellikle çocukları şahıslarına, bakmak, onları görüp gözetmek, geçimlerini sağlamak, yetiştirilmelerini ve eğitimlerini gerçekleştirmektir. Bu bağlamda sağlayacağı eğitim ile istenilen ölçüde dürüst, kötü alışkanlıklardan uzak, iyi tnlak sahibi, çalışkan ve bilgili bir İnsan olarak yetiştirmek hak ve yükümlülüğü bulunmaktadır.<br />
Velayet, kamu düzenine ilişkin olup bu hususta ana ile babanın istek ve beyanlarından ziyade çocuğun menfaatlerinin dikkate alınması zorunlu olup, yargılama sırasında meydana gelen gelişmelerin bile göz önünde tutulması gerekir.<br />
../&#8230;.<br />
Boşanma ile düzenlenen velayetin değiştirilebilmesi için velayet kendisine verilen tarafın ya da velayete konu çocuğun durumunda boşanma hükmünden sonra esaslı değişikliklerin olması şart olup, ayrıca esaslı değişikliğin önemli ve sürekli olması da gerekmektedir.<br />
Ana ve babadan her biri, diğerinin çocuk ile kişisel ilişkisini zedelemekten, çocuğun eğitilmesi ve yetiştirilmesini engellemekten kaçınmakla yükümlüdür (TMK m.324/1).<br />
Buna göre velayetin düzenlenmesinde asıl olan, küçüğün yararını korumak ve geleceğini güvence altına almak olduğundan, çocuğun fiziksel ve ruhsal gelişimini engelleyen ve süreklilik arz edeceği anlaşılan her olay, tehlikenin büyüklüğü, doğuracağı onarılması güç sonuçlar degerlendirilerek sonuca varılmalı; velayetin belirlenmesi ve düzenlenmesinde öncelikle çocuğun yararı göz önünde tutulmalıdır.<br />
Mahkemece yapılan yargılama ve toplanan delillere göre; ortak çocuk davalı anne ile birlikte yaşayan, davalı annenin davanın açılmasından sonra 24/05/2014 tarihinde evlendiği eşinin bir sosyal paylaşım sitesinde birden çok kez küfür ve cinsellik içeren paylaşımları yanında, davaya konu ortak çocuğun makyajlı ve bikinili fotoğraflarını paylaştığı, altlarında da özensiz veya olumsuz çağrışım oluşturabilecek yorumlarda bulunduğu, annenin de dava sürecinde babayı icra takibi yapmaya zorlayarak çocuk ile babanın kişisel ilişki kurma hakkını engellediği; anne ve çocuğun evde bulunmaması ya da anne tarafından yönlendirilen çocuğun istememesi sebepleriyle 24/01/2016, 30/01/2016 ve 23/01/2017 tarihlerinde icra yoluyla dahi kişisel ilişkinin kurulamadığı anlaşılnaktadır. Öncelikle; davalı annenin eşinin, herkese açık internet platformundaki görsel ve yazılı paylaşımlar ve çocuk ile ilgili yaptığı paylaşımlar dikkate alındığında, çocuğun bulunduğu mevcut ortam, fiziksel ve psikolojik yöndeki gelişimini olumsuz etkileyecek niteliktedir. Ayrıca davalı annenin de babalık duygularının tatmini ve çocuğun sağlıklı gelişimi bakımından gerekli olan, baba ve çocuk arasında kişisel ilişki kurma hakkını engellemeye yönelik davranışlarda bulunarak velayet hakkını kötüye kullandığı anlaşılmakla; yukarıda belirtilen ilkeler çerçevesinde davanın kabulü ile dava konusu ortak çocuğun velayetinin değiştirilmesine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir.<br />
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 14.02.2017 (Salı)]</p>
</div>
</details>
<details class="ss-emsal" open="open">
<summary><strong>Yargıtay HGK, E. 2017/2410, K. 2021/346, T. 25.03.2021</strong> — Velayetin değiştirilmesinde çocuğun fiziksel ve ruhsal gelişimini engelleyen ve süreklilik arz eden olguların aranacağı; velayetin kamu düzenine ilişkin olduğu ve tarafların beyanlarından ziyade çocuğun menfaatinin esas alınacağı.</summary>
<div class="ss-tam">
<p>[Yargıtay, Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/2410, K. 2021/346, T. 25.03.2021</p>
<p>MAHKEMESİ:Aile Mahkemesi<br />
1. Taraflar arasındaki “velayetin değiştirilmesi” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Ankara 4. Aile Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar, davalı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.<br />
2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.<br />
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:</p>
<p>I. YARGILAMA SÜRECİ<br />
Davacı İstemi:<br />
4. Davacı vekili 28.03.2014 tarihli dava dilekçesinde; tarafların 06.09.2012 tarihinde evlendiklerini, bu evlikten 15.11.2013 tarihinde Mehmet Efe isimli ortak çocuklarının dünyaya geldiğini, sonrasında Ankara 11. Aile Mahkemesinin 25.02.2104 tarihli ve 2013/1752 E., 2014/203 K. sayılı kararı ile boşandıklarını, kararın taraflarca temyiz edilmeyerek 24.03.2014 tarihinde kesinleştiğini, boşanma aşamasında müvekkilinin doğum izni nedeniyle maaş alamadığını, Türkiye’de kendisine yardımcı olabilecek bir yakınının bulunmadığını, erkek eşin kendisini ölümle tehdit etmesi nedeniyle ortak çocuğun velayetinin babaya verilmesini kabul etmek zorunda kaldığını, tehdit edilmesine dayanak olay nedeniyle davalının Ankara Sulh Ceza Mahkemesinde yargılanmasının devam ettiğini, boşanma kararının akabinde ortak çocuğun baba tarafından Malatya’da yaşayan annesine bırakıldığını, babanın ise Ankara’da yaşadığını, ortak çocuğa bakması için bırakılan babaannenin kuaför olarak çalıştığını, bu sebeple davalının velayet görevinin yükümlülüklerine aykırı davrandığını, müvekkilinin ise boşanma kararından sonra yeniden çalışmaya başladığını, gelirinin bulunduğunu, çocuğuna sağlıklı bir şekilde bakabileceğini, çocuğun henüz dört aylık olması nedeniyle anne bakım ve sevgisine muhtaç olduğunu ileri sürerek velayetin değiştirilmesine ve ortak çocuk yararına 500,00TL iştirak nafakası ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br />
Davalı Cevabı:<br />
5. Davalı cevap dilekçesi sunmamış olup yargılama aşamasında davanın reddine karar verilmesini istemiştir.<br />
Mahkeme Kararı:<br />
6. Ankara 4. Aile Mahkemesinin 19.12.2014 tarihli ve 2014/432 E., 2014/1674 K. sayılı kararı ile; davalı baba tarafından velayetin değiştirilmesine karşı çıkılmadığı, dosya kapsamına göre davacı annenin Başbakanlığa bağlı Yurt Dışı Türkler Daire Başkanlığı’nda çalıştığı, annesiyle birlikte yaşadığı, davalının ise Malatya’da yaşadığı, ortak çocuğu annesine bırakıp zaman zaman Ankara’ya çalışmaya gitmek zorunda kaldığı, ortak çocuğun henüz bir yaşında olduğu, yaşı nedeniyle anne bakım ve sevgisine ihtiyaç duyduğu, dosyaya gelen bilgi ve belgelere göre velayetin değiştirilmesine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle velayetin davacı anneye verilmesine ve tarafların mali durumu gözetilerek çocuk yararına 300,00TL iştirak nafakası ödenmesine karar verilmiştir.<br />
Özel Daire Bozma Kararı:<br />
7. Yargıtay 2. Hukuk Dairesince 28.04.2015 tarihli ve 2015/7631 E. ve 2015/8714 K. sayılı kararı ile;<br />
“&#8230;Hüküm davalı tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği düşünüldü:<br />
Velayetin kaldırılması, eşlerden birinden alınarak diğerine verilmesi, kamu düzeniyle ilgili olup. hakimin re&#8217;sen harekete geçtiği ve re&#8217;sen araştırma ilkesinin geçerli olduğu işlerdendir. (&#8230;m. 385/2) Aile mahkemesi, görev alanına giren konularda önüne getirilen uyuşmazlıklarda, küçükler hakkında, bakım ve gözetimine yönelik nafaka yükümlülüğü konusunda gerekli önlemleri almaya, bedensel ve zihinsel gelişmesi tehlikede bulunan veya manen terkedilmiş halde bulunan küçüğü, ana ve babadan alarak bir aile yanına ya da özel sağlık kurumuna veya eğitimi güç çocuklara mahsus kuruma yerleştirmeye, bu hususlarda bir talep olup olmadığına bakmaksızın kendiliğinden karar verebilir. (4787 s. K. m. 6 /2a-b) Bu bakımdan, hakimin, velayet hakkına sahip olan ebeveynin, bu görev ve sorumluluğunu yerine getirip getirmediğini re&#8217;sen araştırması esası itibariyle doğrudur.<br />
Dosya kapsamına göre tarafların 24.03.2014 tarihinde anlaşmalı olarak boşandıkları ve velayetin babaya bırakıldığı annenin 300 TL iştirak nafakası ödemesine karar verildiği eldeki davanın ise 28.03.2014 tarihinde boşanma kararından 4 gün sonra açıldığı anlaşılmaktadır. Toplanan deliller, babanın velayet görevini gereği gibi yerine getirmediğini, çocuğa karşı yükümlülüklerini savsakladığını kabule yeterli değildir. Diğer bir ifade ile, Türk Medeni Kanununun 348&#8217;nci maddesindeki velayetin kaldırılmasını gerektiren ve Türk Medeni Kanununun 183,349,351/1. maddeleri gereğince velayet sahibinin değiştirilmesini gerektirecek sebepler olayda gerçekleşmemiştir. Bu bakımdan velayet hakkının babadan kaldırılmasına karar verilmesi doğru bulunmamıştır,..” gerekçesiyle karar bozulmuştur.<br />
Direnme Kararı:<br />
8. Ankara 4. Aile Mahkemesinin 20.11.2015 tarihli ve 2015/1214 E., 2015/1509 K. sayılı kararı ile bozma öncesi kararda yer alan gerekçenin yanında; anlaşmalı boşanmalarda çocuğun yaşının küçük olmasına rağmen boşanmanın sağlanması amacıyla çocuğun babaya verilmesinin hayatın bir gerçeği şeklinde ortaya çıktığı, ortak çocuğun 15.11.2013 doğumlu olup eldeki dava ile boşanma davalarının açıldığı tarihlerde henüz dört aylık olduğu, bu nedenle anne sevgisine tam anlamıyla muhtaç olduğu, velayetin kamu düzeni ile ilgili olduğu, velayet ile ilgili yapılacak değerlendirmede çocuğun üstün yararının gözetilmesi gerektiği, ortak çocuğun boşanmanın gerçekleştiği andan itibaren davalının Malatya’da yaşayan annesinin yanına bırakıldığı, dört aylık bir çocuğun anne dururken babaanne ile kalıyor olması, babanın görev yerinin Ankara olması nedeniyle çocuğun yanında bulunmaması durumlarının velayetin değiştirilmesi sebebi olduğu, dava açıldığı tarihte babanın görev yerinin Ankara olduğu hâlde, velayetin tedbiren anneye verilmesinden sonra tayinini Malatya’ya yaptırdığı, somut olayda ortak çocuğun eldeki davanın açıldığı tarihten itibaren fiilen anne yanında yaşadığı, annenin iş ve akademik anlamda başarılı olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.<br />
Direnme Kararının Temyizi:<br />
9. Direnme kararı yasal süresi içerisinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.<br />
II. UYUŞMAZLIK<br />
10. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; ortak çocuğun üstün yararı ve eldeki davanın boşanma kararından dört gün sonra açılmış olduğu hususları gözetildiğinde, taraflar arasında velayetin değiştirilmesinin yasal koşullarının oluşup oluşmadığı, burada varılacak sonuca göre velayet hakkının davalıdan alınarak davacıya verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.<br />
III. GEREKÇE<br />
11. Uyuşmazlığın çözümü bakımından ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar görülmektedir.<br />
12. Bilindiği üzere velayet ile ilgili düzenlemeler 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 335 ila 351. maddeleri arasında hüküm altına alınmıştır. Velayet: kavram olarak, küçüklerin ve bazı durumlarda kısıtlı çocukların gerek kişiliklerinin gerek mallarının korunması ve onların temsili konusunda kanunun ana babaya yüklediği ödevler ile bu ödevlerin gereği olan hakların tümünü ifade eder. Velayet düzenlemesinde asıl olan çocuğun üstün yararıdır. Bu nedenledir ki, velayet bir hak olduğu kadar belki ondan fazla olarak bir yetkidir. Velayet hakkı bunu kullananın değil aslında çocuğun yararına bir haktır. Bu sebeple velayete bir yetki olarak bakılması kurumun niteliğinin doğal sonucudur.<br />
13. Çocukların kişiliklerinin ve mallarının korunmasının yanı sıra onların temsili konusunda Türkiye’nin de taraf olduğu birçok sözleşme mevcuttur. Çocuk hakları konusunda en çok katılımın gerçekleştiği milletlerarası sözleşme ise Çocuk Haklarına Dair Birleşmiş Milletler Sözleşmesidir. Anılan Sözleşme, Birleşmiş Milletlerin 44. Genel Kurulu’nda 20 Kasım 1989 tarih ve 44/25 sayılı kararıyla kabul edilerek 02.09.1990 tarihinde yürürlüğe girmiştir (ÇHS-1989). ÇHS Türkiye tarafından 14.09.1990 tarihinde imzalanmıştır. Türkiye bakımından Sözleşme, kanun olarak 27.01.1995 tarihinde yürürlüğe girmiş ve böylece Türkiye Sözleşme’ye taraf devlet konumuna gelmiştir. Sözleşme, çocuk haklarına yönelik olarak; ayrımcılık yapmama (m. 2), çocuğun üstün yararı (m. 3), yaşama ve gelişme (m. 6), son olarak da çocuğun görüşüne değer verme (m. 12) olmak üzere dört temel ilkeyi bünyesinde barındırmaktadır.<br />
14. Ana ve babanın çocukların kişiliklerine ilişkin hak ve ödevleri, özellikle çocuklara bakmak, onları görüp gözetmek, geçimlerini sağlamak, yetiştirilmelerini ve eğitimlerini gerçekleştirmektir. Bu bağlamda sağlayacağı eğitim ile çocuğu istenilen ölçüde dürüst, kötü alışkanlıklardan uzak, iyi ahlak sahibi, çalışkan ve bilgili bir insan olarak yetiştirmek hak ve yükümlülüğü bulunmaktadır.<br />
15. Velayet, kamu düzenine ilişkin olup, bu hususta ana ile babanın istek ve beyanlarından ziyade çocuğun menfaatlerinin dikkate alınması zorunludur.<br />
16. Belirtilmelidir ki, velayetin kaldırılması ve değiştirilmesi şartları gerçekleşmedikçe, ana ve babanın velayet görevlerine müdahale olunamaz.<br />
17. Velayetin düzenlenmesinde asıl olan, küçüğün yararını korumak ve geleceğini güvence altına almak olduğundan, çocuğun fiziksel ve ruhsal gelişimini engelleyen ve süreklilik arz edeceği anlaşılan her olay, tehlikenin büyüklüğü, doğurabileceği onarılması güç sonuçlar değerlendirilerek sonuca varılmalı; velayetin belirlenmesi ve düzenlenmesinde öncelikle çocuğun yararı göz önünde tutulmalıdır.<br />
18. Bu kapsamda, çocuğun cinsiyeti, doğum tarihi, eğitim durumu, kimin yanında okumakta olduğu, talepte bulunanın çocuğun eğitim durumu ile ilgilenip ilgilenemeyeceği, sağlığı, sağlık durumuna göre tedavi olanaklarının kimin tarafından sağlanabileceği gibi özel durumuna ilişkin hususlar göz önünde tutulmalıdır.<br />
19. Velayetin belirlenmesi ve düzenlenmesinde ana babadan kaynaklanan özelliklerin de dikkate alınması kaçınılmazdır. Bu nedenle, mahkemece çocuğu başkasına bırakma, ihmal etme, kaçırma, iradi olarak terk etme, yönlendirme hususları ile tarafın velayet talebinin olup olmaması, şiddet uygulaması, sadakatsizliği, ekonomik durumu, mesleği, yaşadığı ortam, kötü davranışı, alkol bağımlılığı, sağlığı, dengesiz davranışları dikkate alınmalıdır.<br />
20. Mahkemece, açıklanan özellikler yanında mümkün oldukça çocuğun alıştığı ortamın değiştirilmemesine, kardeşlerin ayrılmamasına özen gösterilmeli, velayetin verileceği taraf yanında kalmasının çocuğun bedeni, fikri, ahlaki gelişmesine engel olup olmayacağı yönünde ciddi ve inandırıcı delil olup olmadığı veya hemen meydana gelecek tehlikenin varlığının ispat edilip edilemediği ve maddi durumun iyiliğinin tek başına velayetin değiştirilmesini gerektirmeyeceği hususu da mutlaka değerlendirilmelidir.<br />
21. Nitekim açıklanan ilkeler, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 13.10.2010 tarihli ve 2010/2-501 E., 2010/492 K.; 23.11.2011 tarihli ve 2011/2-547 E., 2011/695 K.; 16.03.2012 tarihli ve 2011/2-884 E., 2012/197 K. ile 06.03.2013 tarihli ve 2012/2-794 E., 2013/310 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir.<br />
22. Eldeki davada; tarafların 06.09.2012 tarihinde evlendikleri, bu evlilikten 15.11.2013 tarihinde Mehmet Efe isimli ortak çocuklarının dünyaya geldiği, sonrasında anlaşmalı olarak boşandıkları, protokol uyarınca velayetin babaya verildiği ve kararın 24.03.2014 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır. Davacı bu tarihten dört gün sonra 28.03.2014 tarihinde TMK&#8217;dan doğan ve bir anne olarak kendisine tanınan velayet hakkının tarafına verilmesine karar verilmesi amacıyla velayetin değiştirilmesi davasını açmıştır. Mahkemece 06.06.2014 tarihli ön inceleme tensip tutanağı ile çocuğun yaşı gereği anne bakım ve sevgisine muhtaç olduğu dikkate alınarak velayetin tedbiren anneye verildiği, davalı vekilinin 24.09.2014 tarihli duruşmada “…velayetin karşı tarafa verilmesi hususunda anlaşma yolundayız. Ancak nafakanın miktarında anlaşamıyoruz,…” şeklinde beyanda bulunduğu, özetle küçüğün tedbir tarihinden itibaren anne yanında yaşadığı anlaşılmaktadır.<br />
23. Dosya kapsamı bir bütün olarak değerlendirildiğinde; tarafların her ikisinin de memur olduğu ve evlilik süresince Ankara’da yaşadıkları, küçük Mehmet Efe henüz dört aylıkken anne ve babasının boşandıkları, velayet hakkı kendisinde olan babanın işi nedeniyle ortak çocuğu Malatya’da bulunan annesinin yanına bıraktığı, ancak babaannenin çalışıyor olması nedeni ile çocuğa bir akrabanın baktığı, velayetin kamu düzenine ilişkin olduğu ayrıca çocukları ilgilendiren bütün faaliyetlerde kamusal veya özel sosyal yardım kurum ve kuruluşları da dahil olmak üzere tüm mahkemeler, idari makamlar veya yasama organları tarafından çocuğun üstün yararının temel düşünce olması gerektiği, bu temel düşünce karşısında eldeki davanın anlaşmalı boşanma kararından dört gün sonra açılmasının bir öneminin bulunmadığı, yerel mahkemece verilen tedbir kararı ile anne sevgisine tam anlamıyla muhtaç olan küçüğün bakımının babaanne yerine annesi tarafından yerine getirilmesi gerektiği gözetilerek o tarihte henüz yedi aylık olan bebeğin annesine verildiği ve o tarihten itibaren küçük çocuğun anne ile birlikte yaşadığı, babanın velayet hakkına sahip olduğu üç aylık süre boyunca velayet görevinin yükümlülüklerini gereği gibi yerine getirmediği, annenin ekonomik ve sosyal statüsüne bakıldığında Azerbaycan uyruklu Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olduğu, Türkiye Orta Doğu Amme İdaresinde yüksek lisans ve doktora eğitimlerini tamamladığı, akademik unvan kapsamında yönetim bilimleri doktoru olduğu, aynı zamanda Polis Akademisi Uluslararası Güvenlik Ana Bilim Dalında ikinci bir yüksek lisans yaptığı, Başbakanlık Yurt Dışı Türkler ve Akraba Toplulukları Başkanlığında uzman kadrosunda çalıştığı, Ankara’da yaşamını devam ettirdiği, küçüğün fiziksel, ruhsal ve ahlaki gelişimi için ihtiyaçlarını karşılayabileceği konusunda bir tereddüt bulunmadığı, bir anne olmanın sorumluluklarını yerine getirdiği anlaşılmaktadır.<br />
24. Açıklanan nedenlerle küçüğün velâyetinin davacı babada bırakılması hâlinde yaşı ve alışageldiği ortamdan koparılmasının onun bedenî ruhî ve ahlakî gelişimine olumsuz etki yapacağı, sürdürdüğü tüm yaşamın bir başka ifade ile alıştığı ortamın değişeceği anlaşılmakla küçüğün üstün yararı için velayetinin anneye verilmesinin çok daha uygun olacağı sonucuna varılarak direnme kararı yerinde görülmüştür.<br />
25. Ne var ki, davalı vekilinin ortak çocuk yararına hükmedilen iştirak nafakasının miktarına ilişkin sair temyiz itirazı Özel Dairece incelenmediğinden, bu yön hakkında gerekli inceleme yapılmak üzere dosya Özel Daireye gönderilmelidir.</p>
<p>IV. SONUÇ:<br />
Açıklanan nedenlerle;<br />
Velayet kararına yönelik direnme uygun bulunduğundan, davalı vekilinin işin esasına yönelik diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE,<br />
Ancak karar düzeltme yolunun açık olması sebebiyle öncelikle mahkemesince Hukuk Genel Kurulu kararının taraflara tebliği ile karar düzeltme yoluna başvurulması hâlinde dosyanın Hukuk Genel Kuruluna, başvurulmaması hâlinde ise mahkemesince doğrudan Yargıtay 2. Hukuk Dairesine Gönderilmesine,<br />
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu&#8217;nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu&#8217;nun 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 25.03.2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.]</p>
</div>
</details>
<details class="ss-emsal" open="open">
<summary><strong>Yargıtay 2. HD, E. 2024/7713, K. 2025/4409, T. 30.04.2025</strong> — Üvey ebeveyn hakkındaki istismar iddiasının ceza soruşturması evrakı getirtilerek ve üçlü uzman heyetinden çocuğun görüşünü içeren yeni rapor alınarak titizlikle araştırılması gerektiği.</summary>
<div class="ss-tam">
<p>[Yargıtay, 2. Hukuk Dairesi, E. 2024/7713, K. 2025/4409, T. 30.04.2025</p>
<p>MAHKEMESİ: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 18. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI: 2021/1287 E., 2024/1460 K..<br />
DAVA TÜRÜ: Karşılıklı Boşanma<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ: İzmir 1. Aile Mahkemesi<br />
SAYISI: 2018/281 E., 2021/36 K.<br />
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı-davacı erkek vekili tarafından velâyet düzenlemesi, iştirak nafakası yönünden temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:<br />
Mahkemece, 2013 doğumlu ortak çocuk &#8230;&#8217;nın velâyeti davacı-davalı anneye verilmiştir. Velâyetin düzenlenmesinde asıl olan çocuğun üstün yararıdır. Velâyet düzenlemesi yapılırken çocuğun üstün yararının belirlenmesi amacıyla psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacıdan oluşan uzmanlardan, her iki ebeveyn ve çocukla görüşmek suretiyle inceleme ve rapor istenip; tarafların barınma, gelir, sosyal ve psikolojik durumlarına göre çocuğun sağlıklı gelişimi için velâyeti üstlenmeye engel bir durumun bulunup bulunmadığının araştırılması, Mahkemece idrak çağındaki çocuğun görüşü alınıp ve diğer deliller de gözönüne alınmak suretiyle ebeveynlerinden hangisi yanında kalmasının çocuğun menfaatine olacağı tespit edilerek velâyet konusunda bir karar verilmesi gerekir.<br />
Velâyet kamu düzenine ilişkindir. Yargılama aşamasında meydana gelen olayların dahi göz önünde tutularak çocuğun üstün yararına belirlenmesi gerekir.<br />
Somut olayda İzmir Adli Destek ve Mağdur Hizmetleri Müdürlüğü&#8217;nce 13.12.2019 tarihinde heyet tarafından düzenlenen sosyal inceleme raporunda; ortak çocuğun babasını sevmediğini ve istemediğini , annesinin yanında mutlu olduğunu söylediği, çocuğun baba ile görüşmede isteksiz olduğu göz önüne alınarak velâyetinin anneye verilmesine, danışmanlık tedbiri uygulanmasına, baba ile çocuk arasında öncelikle yatısız kişisel ilişki düzenlenmesine ilişkin görüş bildirilmiştir. Davalı-davacı erkek, temyiz dilekçesinde ortak çocuğun üvey babası tarafından cinsel istismara uğradığını ve bu nedenle önleyici tedbir kararı neticesinde çocuğun velâyetinin geçici süre ile babaya verildiğini ve çocuğun halen yanında kalmaya devam ettiğini belirtilmiştir.<br />
Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde, üvey baba tarafından çocuğa cinsel istismar uygulandığı iddiasına yönelik hazırlık ve varsa kovuşturma evraklarının getirtilmesi ile sonucu uyarınca çocuğun görüşünü de içerecek ve görüş bildirecek şekilde psikolog, pedagog ve sosyal hizmet uzmanından oluşacak 3&#8217;lü heyet tarafından yeniden rapor düzenlenmesinin istenmesi ve tüm delillerin birlikte değerlendirilerek sonuca göre velâyet hususunda yeniden karar verilmesi için hükmün bozulması gerekmiştir.<br />
KARAR<br />
Açıklanan sebeplerle;<br />
1.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ortak çocuğun velâyetinin belirlenmesi yönünden ORTADAN KALDIRILMASINA,<br />
2.İlk Derece Mahkemesi kararının ortak çocuğun velâyetinin belirlenmesi yönünden BOZULMASINA, bozma sebebine göre davalı-davacı erkek vekilinin iştirak nafakasına yönelik temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına,<br />
Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine,<br />
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,<br />
30.04.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.]</p>
</div>
</details>
<details class="ss-emsal" open="open">
<summary><strong>Yargıtay 2. HD, E. 2023/9509, K. 2024/7304, T. 14.10.2024</strong> — Velayet sahibinin ölümü halinde velayetin kaldırılması ve vasi atanması şartlarının, tarafların ve çocuğun yaşadığı ortam görülerek uzman heyeti incelemesiyle araştırılması gerektiği; velayetin kamu düzenine ilişkin olduğu.</summary>
<div class="ss-tam">
<p>[Yargıtay, 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/9509, K. 2024/7304, T. 14.10.2024</p>
<p>İNCELENEN KARARIN<br />
MAHKEMESİ: Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI: 2023/1923 E., 2023/2624 K.<br />
KARAR: Kararın kaldırılarak kısmen yeniden esas hakkında hüküm kurulması<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ: Zile Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi<br />
SAYISI: 2022/172 E., 2023/242 K.<br />
Taraflar arasındaki karşılıklı boşanma davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl ve karşı davanın kabulüyle tarafların boşanmalarına ve boşanmanın ferilerine karar verilmiştir.<br />
Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kısmen kabulüyle kararın kaldırılarak yeniden kısmen esas hakkında hüküm kurulmasına, tarafların sair istinaf taleplerinin ise esastan reddine karar verilmiştir.<br />
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı-karşı davacı kadın vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:<br />
I. DAVA<br />
Davacı-karşı davalı erkek vekili dava dilekçesinde özetle: kadının ortak çocuklara fiziksel şiddet uyguladığını, ortak çocukların maddî ve manevî ihtiyaçları ile ilgilenmediğini, çocukların eğitim durumlarından bihaber olduğunu, güven sarsıcı davranışları olduğunu ve sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiğini, birlik görevlerini yerine getirmediğini ileri sürerek 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu&#8217;nun (4721 sayılı Kanun) 162 nci maddesi uyarınca, bu talebin kabul edilmemesi halinde aynı kanunun 166 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca tarafların boşanmalarına, ortak çocukların velâyetlerinin babaya verilmesi ile her biri için ayrı ayrı aylık 750,00&#8217;şer TL tedbir nafakasının dava tarihinden itibaren erkeğe ödenmesine, kararın kesinleşmesi ile birlikte iştirak nafakası olarak devamına, nafaka meblağının her yıl TÜFE oranında arttırılmasına karar verilmesine, erkek yararına 100.000,00 TL maddî, 200.000,00 TL manevî tazminatın yasal faizi ile birlikte kadından tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br />
II. CEVAP<br />
Davalı-karşı davacı kadın vekili cevap ve karşı dava dilekçesinde özetle: 4721 sayılı Kanun&#8217;un 166 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca tarafların boşanmalarına, ortak çocuklar için ayrı ayrı aylık 1.000,00&#8217;er TL tedbir ve iştirak nafakasına, nafakalara TÜİK&#8217;in yayınladığı ÜFE oranında artış uygulanmasına, kadın yararına aylık 1.000,00 TL tedbir ve yoksulluk nafakası ödenmesine, nafakaya TÜİK&#8217;in yayınladığı ÜFE oranında artış uygulanmasına, kadın yararına 100.000,00 TL maddî, 100.000,00 TL manevî tazminatın faiziyle erkekten tahsiline, ziynet eşyalarının aynen iadesine, aynen iadesi mümkün olmadığı takdirde bilirkişi incelemesi sonucunda tespit edilecek bedelinin faiziyle birlikte erkekten tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br />
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; kadının erkeği aldattığı, birlik görevlerini yerine getirmediği ve ortak çocuklarla ilgilenmediği, erkeğin ise evin ihtiyaçlarını karşılamadığı, böylece evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına neden olan olaylarda kadının ağır, erkeğin ise az kusurlu olduğu gerekçesiyle erkeğin asıl davasında 4721 sayılı Kanun&#8217;un 162 nci maddesinde düzenlenen boşanma isteminin reddine, asıl ve karşı davanın 4721 sayılı Kanun&#8217;un 166 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca tarafların boşanmalarına, ortak çocukların velâyetinin anneye verilmesine, baba ile aralarında kişisel ilişki tesisine, kadın yararına aylık 750,00 TL tedbir ve 1.000,00 TL yoksulluk nafakasına, ortak çocuklardan her biri yararına aylık 600,00&#8217;er TL tedbir ve iştirak nafakasına, erkek yararına yasal şartları oluştuğu gerekçesiyle 50.000,00 TL maddî, 30.000,00 TL manevî tazminat ödenmesine, kadının maddî ve manevî tazminat talebinin reddine, kadının ziynet alacağına ilişkin davasının kabulüyle cins ve miktarı gerekçeli kararın (1) bendinde yer alan ziynetlerin kadına aynen iadesine, aynen iadesi mümkün değilse 32.882,40 TL&#8217;nin yasal faizi ile birlikte erkekten tahsiline karar verilmiştir.<br />
IV. İSTİNAF<br />
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde; taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.<br />
B. İstinaf Sebepleri<br />
1.Davacı-karşı davalı erkek vekili istinaf dilekçesiyle; kusur belirlemesi, nafaka ve tazminatların miktarı, velâyet ve ziynet alacağı yönünden kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.<br />
2.Davalı-karşı davacı kadın vekili istinaf dilekçesiyle; kusur belirlemesi, aleyhine hükmedilen tazminatlar, kendi tazminat taleplerinin reddi ve nafakaların miktarı yönünden kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.<br />
C. Gerekçe ve Sonuç<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; mahkemece taraflara yüklenen kusurlu davranışların yanında ayrıca kadının güven sarsıcı davranışlarda bulunduğu, ev işleri yapmayarak birlik görevlerini yerine getirmediği, çocuklarla ilgilenmediği, eşine hakaret ettiği, kocanın boşanalım demesi üzerine intihara teşebbüs ederek kocaya psikolojik şiddet uyguladığı, çocuklara şiddet uyguladığı, ayrıca eşini birden fazla kez aldattığı, erkeğin ise ihtiyaçları gidermeyerek birlik görevlerini yerine getirmediği, eşine ve çocuklara şiddet uyguladığı anlaşılmakla bu kusurlu davranışların da taraflara yüklenmesi gerektiği fakat bu kusurlu davranışların taraflara yüklenmesi durumunda dahi boşanmanın meydana gelmesindeki olaylarda yine de eşine hakaret eden, eşini aşağılayan, eşine ve çocuklara şiddet uygulayan, ihtiyaçları gidermeyerek birlik görevlerini yerine getirmeyen erkeğin az, eşini birden fazla kez aldatan, güven sarsıcı davranışlarda bulunan, ev işleri yapmayarak birlik görevlerini yerine getirmeyen, çocuklarla ilgilenmeyen, eşine hakaret eden, kocanın boşanalım demesi üzerine intihara teşebbüs ederek erkeğe psikolojik şiddet uygulayan, çocuklara şiddet uygulayan kadının ağır kusurlu olduğu, kusur gerekçesinin bu şekilde düzeltilmesi gerektiği, kadının ağır kusurlu olması nedeniyle yoksulluk nafakası talebinin reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesinin hatalı olduğu, ortak çocuklar yararına hükmedilen iştirak nafakası miktarlarının az olduğu, nafakalara ÜFE oranında artış uygulanmasına ilişkin talep olduğu halde bu konuda karar verilmemesinin hatalı olduğu, tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile kusur derecelerine nazaran erkek yararına takdir edilen maddî ve manevî tazminat miktarlarının fazla olduğu, kadının ziynet eşyası alacağının 1.000,00 TL sine dava, kalanına ıslah tarihinden itibaren faize hükmedilmesi gerekir iken tamamına dava tarihinden itibaren faize hükmedilmesinin hatalı olduğu gerekçesiyle erkeğin kusur belirlemesi, yoksulluk nafakası, ziynet alacağı yönünden, kadının ise kusur belirlemesi, aleyhine hükmedilen tazminatların miktarı ve iştirak nafakasının miktarı yönünden yapmış olduğu istinaf itirazlarının kabulüyle İlk Derece Mahkemesi kararının bu yönlere ilişkin hüküm fıkralarının kaldırılmasına, yeniden kısmen esas hakkında hüküm kurulması suretiyle kusur gerekçesinin belirtilen şekilde düzeltilmesine, kadın yararına aylık 750,00 TL tedbir nafakası ödenmesine, kadının yoksulluk nafakası talebinin reddine, ortak çocuklar yararına 600,00&#8217;er tedbir, 1.000,00&#8217;er TL iştirak nafakası ödenmesine, nafakalara her yıl ÜFE oranında artış uygulanmasına, erkek yararına 20.000,00 TL maddî, 20.000,00 TL manevî tazminat ödenmesine, ziynet bedelinin 1.000,00 TL&#8217;sine dava tarihinden geri kalan miktarına ise ıslah tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesine, tarafların sair istinaf taleplerinin ise esastan reddine karar verilmiştir.<br />
V. TEMYİZ<br />
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı-karşı davacı kadın vekili temyiz isteminde bulunmuştur.<br />
B. Temyiz Sebepleri<br />
1.Davalı-karşı davacı kadın vekili temyiz dilekçesinde özetle; kadının boşanmaya nedne olan olaylarda kusuru olmadığını, erkeğin kadını sürekli aşağıladığını, hakaret ettiğini, hem fiziksel hem de manevî şiddet uyguladığını, çocuklarıyla ilgilenmediğini, ihtiyaçlarını karşılamadığını, erkeğin başka kadınla kaçarak kadını aldattığını, bu vakıanın cevap dilekçesi sunulduktan sonra ileri sürülmesinin hükme esas alınmaya engel teşkil etmeyeceğini, erkeğin bu vakıaya ilişkin itirazı olmadığını, erkeğin tam kusurlu olduğunu ya da tarafların eşit kusurlu kabul edilmesi gerektiğini ileri sürerek kararın kusur belirlemesi, aleyhine hükmedilen maddî ve manevî tazminatlar, kadının yoksulluk nafakası ve tazminat taleplerinin reddi ile kadın ve çocuklar yararına hükmedilen nafakaların miktarı yönünden bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.<br />
2.Davacı-karşı davalı erkek tarafından temyiz aşamasında sunulan 13.09.2020 tarihli dilekçe ile annenin çocukları yurda bıraktığını, yurdun kendisine teslim ettiğini, çocukların tekrar kendisinden annesine gittiklerini, çocuklardan haber alamadığını, annenin psikolojisi bozuk olup çocuklardan endişe ettiğini, bu nedenle çocukların yurda tekrar teslim edilmesini talep ettiği görülmüştür.<br />
C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Uyuşmazlık, taraflarca karşılıklı olarak açılan boşanma davasında kusur belirlemesinin ve buna bağlı olarak erkek yararına tazminata hükmedilmesinin isabetli olup olmadığı, isabetli ise miktarların hakkaniyete uygun olup olmadığı ile nafaka miktarlarının az olup olmadığı, kamu düzenine ilişkin olan velâyet düzenlemesi noktasında toplanmaktadır.<br />
2. İlgili Hukuk<br />
4721 sayılı Kanun&#8217;un 4 üncü maddesi, 166 ncı maddesinin birinci ve ikinci fıkrası, 169 uncu maddesi, 174 üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkrası, 175 inci, 182 nci ve 330 uncu maddeleri. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu&#8217;nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddesi. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu&#8217;nun (6098 sayılı Kanun) 50 nci ve 51 inci maddeleri.<br />
3. Değerlendirme<br />
1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre kadının iştirak nafakası dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.<br />
2.Taraflarca açılan boşanma davalarının yapılan yargılaması sonucunda İlk Derece Mahkemesince ortak çocukların velâyetinin anneye verildiği, babanın velâyete ilişkin istinaf talebinin esastan reddine karar verildiği, her ne kadar baba tarafından velâyete yönelik temyiz talebinde bulunulmamış ise de temyiz aşamasında velâyete yönelik 13.09.2024 tarihli dilekçe verildiği görülmüştür. Velâyet düzenlemesinde; çocukla ana ve baba yararının çatışması halinde, çocuğun yararına üstünlük tanınması gereklidir. Çocuğun yararı ise; çocuğun bedensel, fikri ve ahlaki bakımdan en iyi şekilde gelişebilmesi ve böyle bir gelişmenin gerçekleştirilmesi için, çocuğa sosyal, ekonomik ve kültürel koşulların sağlanmış olmasıdır. Çocuğun bu konulardaki üstün yararını belirlerken; çocuk yetişkin biri olmuş olsaydı, kendisini ilgilendiren bir olayda, kendi yararı için ne gibi bir karar verebilecekti ise, çocuk için karar veren makamındaki kişinin de aynı yönde vermesi gereken karar; yani çocuğun farazi düşüncesi esas alınacaktır.<br />
3.Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 12 inci maddesi ile Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi&#8217;nin 3 üncü ve 6 ncı maddeleri, iç hukuk tarafından yeterli idrake sahip olduğu kabul edilen çocuklara, kendilerini ilgilendiren davalarda görüşlerini ifade etmeye olanak tanınmasını ve görüşlerine gereken önemin verilmesi gerektiğini öngörmektedir. Çocukların üstün yararı gerektirdiği takdirde görüşlerinin aksine karar verilmesi mümkündür. velâyet hususu, çocukları ilgilendiren konuların en başında gelir.<br />
4.Somut olayda, davacı-karşı davalı erkek dosya temyiz incelemesinde iken 13.09.2024 tarihli dilekçe ile velâyeti annede bulunan iki ortak çocuğun anneleri tarafından Niksar Çocuk Evleri Müdürlüğüne bırakıldığını, müdürlük tarafından da çocukların babalarına teslim edildiğini, daha sonra çocukların babayı istemeyip annelerine gittiklerini, çocuklarından haber alamadığını, annenin psikiyatrik ilaçlar kullanan bir kimse olduğunu, endişe ettiğini, çocukların yurda verilmesi gerektiğini beyan etmiştir. Velâyet kamu düzenine ilişkindir. Bu nedenle yargılamanın her aşamasında hakim tarafından ortaya çıkan koşulların değerlendirilmesi ve res&#8217;en dikkate alınması gerekir. Çocuğun menfaati gerektirdiğinde velâyet sahibi değiştirilebileceği gibi durum ve koşullara göre 4721 sayılı Kanun&#8217;un 349 uncu maddesi gereğince velâyet kaldırılarak çocuğa vasi de atanabilir. Bu durumda Mahkemece yapılacak iş; çocuğun bedeni ve fikri gelişimi açısından velâyetin kaldırılması ve vasi atanması şartlarının bulunup bulunmadığı konusunda tarafların ve ortak çocukların yaşadıkları ortam ve sosyal çevre de görülmek suretiyle 4721 sayılı Kanun&#8217;un 347 nci maddesinde düzenlenen çocuğun bir kuruma yerleştirilmesi ihtimali de değerlendirilerek ortak çocukların velâyetine yönelik psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacıdan oluşturulacak heyete yeniden inceleme yaptırılarak delillerin birlikte değerlendirilip sonucuna göre karar vermesinden ibaret olup hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.<br />
VI. KARAR<br />
Açıklanan sebeplerle;<br />
1.Temyiz olunan, Bölge Adliye Mahkemesi kararının velâyet düzenlemesi yönünden BOZULMASINA, bozma sebebine göre kadının iştirak nafakalarının miktarına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,<br />
2.Davalı-karşı davacı kadın vekilinin iştirak nafakalarının miktarı dışındaki temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozma kapsamı dışında kalan temyize konu bölümlerinin 6100 sayılı Kanun&#8217;un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,<br />
Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine,<br />
Dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,<br />
14.10.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.]</p>
</div>
</details>
<details class="ss-emsal" open="open">
<summary><strong>Yargıtay 2. HD, E. 2024/2247, K. 2024/2259, T. 01.04.2024</strong> — Güncel sosyal inceleme raporu alınmadan veya rapor tarafların güncel barınma, gelir ve psikolojik durumlarını yansıtmadan velayetin değiştirilmesine karar verilemeyeceği.</summary>
<div class="ss-tam">
<p>[Yargıtay, 2. Hukuk Dairesi, E. 2024/2247, K. 2024/2259, T. 01.04.2024</p>
<p>MAHKEMESİ: Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI: 2023/2143 E., 2024/4 K.<br />
&#8230;: &#8230; vekili Av. &#8230;<br />
DAVALI-DAVACI: &#8230; vekili Av. &#8230;<br />
DAVA TARİHİ: &#8230;,&#8230;<br />
KARAR: Bozmaya uyularak kısmen kabul<br />
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen boşanma davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi’nin kararının bozulmasına karar verilmiştir.<br />
Bölge Adliye Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; bozmaya uyularak davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.<br />
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı- davalı erkek vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>
<p>I. DAVA<br />
&#8230; erkek vekili dava ve karşı davaya cevap dilekçelerinde özetle; Tarafların görücü usulü 2019 yılında evlendiklerini, davalı kadının kendisinden kaçtığını ve cinsel ilişkinin kurulamadığını, kadının doktora gitmeyi kabul etmediğini hatta bu nedenle erkeğe kızmaya tavır almaya cephe almaya başladığını, bu sıkıntılı süreç devam eder iken davalı- davacı kadının hamile olduğunun anlaşıldığını, davacı – davalı erkeğin çocuğun kendisinden olmadığını davalı kadına ilettiğini, davalı &#8230;&#8217;nin telefonunu elinden hiç bırakmadığını, sürekli olarak gizli gizli telefon ile görüşmeler yaptığını, davacı- davalı erkek, davalı- davacı kadına kim ile görüştüğünü sorduğunda &#8230; isimli bir kız arkadaşı ile konuştuğunu söylediğini, erkeğin bu kişinin telefon numarasını öğrendiğinde bu kişinin kadının amcası oğlu olan &#8230; olduğunu tespit ettiğini, kadının amcası oğlu &#8230; ile telefonda görüştüğünde ise A. Y.’ın ben M.’yi seviyorum, siz evlenmeseniz ben onu alacaktım dediğini, erkek evin içinde iken sürekli olarak kaçmaya devam ettiğini, zaman zaman kendisini yatak odasına kilitleyip hastayım rahatsızım diyerek odadan çıkmadığını, ancak davacı – davalı erkek işe gittiği zamanlarda ise ilk fırsatta evden dışarı çıktığını hatta davacı- davalı erkeğe haber vermediğini, aradıkları zaman davalı- davacı kadının telefonunun sürekli meşgul olduğunu, sorduklarında kız arkadaşları ile konuştuğunu söyleyerek konuyu geçiştirdiğini, bayram ziyaretlerine tek başına gittiğini, sıcak tencere yemeği yiyemediğini, davalı-davacı kadının, evlilik birlikteliği yükümlülüklerini yerine getirmediğini, sürekli olarak müvekkilinden kaçtığını ve evliliğin temelindeki güven ilişkisi defalarca yerle bir edecek şekilde gizli gizli sürekli olarak birileri ile telefonda görüştüğünü beyan ederek evlilik birlikteliğinin temelinden sarsılması nedeni ile tarafların boşanmalarına, erkek yararına 10.000,00 TL maddî tazminata, 50.000,00 TL manevî tazminata dava tarihinden itibaren işleyecek bankalarca uygulanan en yüksek mevduat faiziyle birlikte hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br />
II. CEVAP<br />
Davalı- davacı kadın vekili cevap ve ikinci cevap dilekçelerinde özetle; asıl dava dilekçesinde dayanılan vakaların gerçeği yansıtmadığını, erkeğin evlilik birliği içerisindeki mahrem konuları ailesine ve üçüncü kişilere anlattığını,evlilik hayatının gerektirdiği şekilde ve sıklıkta cinsel ilişkiye girdiklerini fakat davacının bu isteğini bir kez olsun reddettiğinde &#8230; erkeğin annesine, ailesine hiç ilişkiye girmedikleri , davalı-davacı kadının bakire olmadığı yönünde ithamlarda bulunduğunu, sürekli cinsel ilişkiye girmek istediği yönünde baskı yaptığını, hamile kalan çocuğun kendisinden olmadığını, davalı-davacı kadının bakire olmadığını, birlikte olmadıklarını iddia ettiği, seni boşayacağım dediğini, bu ağır ithamlara dayanamayarak babasının yanına gittiğini sonrasında &#8230; erkeğin ısrarları ile tekrar birlikte olduklarını ancak yine kadınlık vazifesini yapmadığı yönünde ithamlarda bulunduğunu, durduk yere alemlere akacağım, alemler beni bekliyor gibi sözler ettiğini, ortak konutun karşı binasında kızlar olduğunu söylemekte, birinin iş yerinde çalıştığını söyleyerek bir şeyler ima ettiğini, televizyon izlerken şu kızı çok beğeniyorum tarzında sözler ettiğini, gereksiz bir şekilde kıskandırmaya çalıştığını ve bunu yaparken evliliklerine zarar verdiğini, &#8230; erkeğin evin ihtiyaçlarını da düzenli bir şekilde karşılamadığını, evde ihtiyaç olan şeyleri söylediğinde bir gün alıp bir gün almadığını, sorunca param yok dediğini,kadından para istediği dahi olduğunu, davacı-davalının, kadının evden gittiğinden beri bir &#8230; fazladır arayıp sormamış, maddî- manevî yardım ve destekte bulunmadığını, ailesinin kadın ve bebeğinin ihtiyaçlarıyla ilgilenmediğini beyan ederek 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 336 ncı ve 337 nci maddeleri gereğince adli yardım talebinin kabulüne açılmış bulunan asıl davanın reddi ile evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle karşılık davanın kabulü ile tarafların boşanmalarını, kadın yararına 1.500,00 TL tedbir, yoksulluk nafakasına karar verilmesini, kadın yararına 50.000,00 TL manevî, 50.000,00 TL maddî tazminata karar verilmesini müvekkiline düğünde takılan 1 tane 25 gram bilezik, 3 tane çeyrek altından ziynet eşyasının (şimdilik 100 TL) davacıdan alınarak müvekkile verilmesini, yargılama giderleri ile avukatlık ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br />
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile kadının, evlilik birlikteliği yükümlülüklerini yerine getirmediğini, yemek yapmadığını, güven sarsıcı davranış ile sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiğini, davacı- davalı erkeğin evlilik sırlarını açıkladığı, ailesinin davalı -davacının bakire olmadığı şeklinde suçlamalarına sessiz kaldığını, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasında ve fiilen sona ermesinde tarafların eşit kusurunun bulunduğu gerekçesiyle, her iki davanın da kabulü ile tarafların 4721 sayılı Türk Medeni Kanun&#8217;un (4721 sayılı Kanun) 166 ncı maddesinin birinci ve ikinci fıkraları hükmü uyarınca boşanmalarına, boşanmaya sebebiyet veren olaylarda taraflar eşit kusurlu olduklarından tazminat taleplerinin reddine, tarafların ekonomik ve sosyal durumları, hakkaniyet ilkesi dikkate alınarak kadın yararına aylık 300,00 TL tedbir 500,00 TL yoksulluk nafakasına, ortak çocuğun velâyetinin anneye verilmesine, baba ile çocuk arasında kişisel ilişki kurulmasına, ortak çocuk için aylık 250,00 TL tedbir, iştirak nafakasına, davalı-davacı kadının ziynet eşyası alacağına yönelik talebinin bu dosyadan tefrik edilmesine karar verilmiştir.<br />
IV. İSTİNAF<br />
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.<br />
B. İstinaf Sebepleri<br />
1&#8230;. erkek vekili, kusur belirlemesi, yoksulluk nafakasının kabulü, kişisel ilişki, kendi tazminat taleplerinin reddi yönlerinden Mahkeme kararının bozulması için istinaf yoluna başvurmuştur.<br />
2.Davalı-davacı kadın vekili, kusur belirlemesi, erkeğin davasının kabulü, hükmedilen nafakaların miktarı, kişisel ilişki, kendi tazminat taleplerinin reddi yönlerinden istinaf yoluna başvurmuştur.<br />
C. Gerekçe ve Sonuç<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin 26.10.2022 tarih, 2022/2338 Esas ve 2022/3256 Karar sayılı kararı ile; Mahkemece kadına davacının sadakatsiz davranış yönündeki iddiaları dosya içerisine alınan operatör kayıtları ispat edildiği, davalı- davacının güven sarsıcı davranış ile sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği şeklinde kusur yüklenmiş ise de dosya kapsamı, tanık beyanları, telefon kayıtlarına ilişkin erkeğin açıklayıcı beyanda bulunmaması dikkate alındığında kadının sadakat yükümlülüğüne uymama ve başka erkekle konuşarak güven sarsıcı davranışlarda bulunduğuna yönelik iddianın sübut bulmadığı bu kusurlu davranışın kadının kusurlarından çıkarılması gerektiği ancak kadının erkeği rahatsız edecek derecede sebebini açıklamadığı yoğun telefon görüşmeleri yaptığı, bu kusurlu davranışın kadına yüklenmesi gerektiği fakat yine de evlilik birlikteliğinin sona ermesinde tarafların eşit kusurlu olduğu, yoksulluk nafakası isteyen davalı-davacı kadının, çalıştığı, kendisini yoksulluktan kurtarmaya yetecek, aylık sürekli ve düzenli gelirinin olduğu, kadın yönünden boşanma yüzünden yoksulluğa düşme koşullarının oluşmadığından reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesinin hatalı olduğu, tarafların sosyal ve ekonomik durumları ve hakkaniyet ilkesi dikkate alındığında çocuk için uygun miktarda iştirak nafakasına hükmedilmesi gerektiği gerekçesiyle kadının kusur belirlemesi, çocuk için hükmedilen tedbir ve iştirak nafakasına yönelik, erkeğin yoksulluk nafakasına yönelik istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesinin ilgili hükmünün kaldırılmasına, kusur belirlemesine yönelik gerekçenin düzeltilmesine, kadın lehine 250,00 TL tedbir nafakasına, kadının yoksulluk nafakası talebinin reddine, ortak çocuk lehine aylık 250,00 TL tedbir ve 500,00 TL iştirak nafakasına, tarafların diğer istinaf taleplerinin ise ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir.<br />
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ<br />
A. Bozma Kararı<br />
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davalı- davacı kadın vekili, kusur belirlemesi, yoksulluk nafakası ile tazminat taleplerinin reddi, kişisel ilişki süresi, nafaka miktarları yönünden; davacı- davalı erkek vekili katılma yoluyla, kusur belirlemesi, tazminat taleplerinin reddi, velâyet ,kişisel ilişki süresi, hükmedilen nafaka miktarları yönünden temyiz isteminde bulunmuştur.<br />
2.Daire’nin 01.06.2023 tarih ve 2023/331 Esas, 2023/ 2862 Karar sayılı kararı kadının yükümlülüklerini-görevlerini yerine getirmediği, erkeği rahatsız edecek derecede sebebini açıklamadığı yoğun telefon görüşmeleri yaptığı, erkeğin evlilik sırlarını açıkladığı, ailesinin davalı- davacının bakire olmadığı şeklindeki suçlamalarına sessiz kaldığı, belirlenen ve gerçekleşen kusurlara göre erkeğin ağır kusurlu olduğunun kabulünün gerektiği; erkeğin kusurlu eylemlerinin kadının kişilik haklarına saldırı teşkil ettiği ve boşanma sonucu bu eşin, en azından diğerinin maddî desteğini yitirdiği, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, tazminata esas olan fiilin ağırlığı ile hakkaniyet kuralları da dikkate alınarak kadın yararına maddî ve manevî tazminata karar verilmesinin gerektiği; Tarafların ortak çocukları 2020 doğumlu &#8230;&#8217;nın velâyet düzenlemesi yapılırken; göz önünde tutulması gereken temel ilke, çocuğun yüksek yararı, Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşmenin 3 üncü maddesi, Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Ayrıca Sözleşmenin 1 inci maddesi, 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu&#8217;nun 4 üncü maddesinin (b) bendinde belirtildiği, çocuğun yüksek yararını belirlerken; onun bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlaki ve toplumsal gelişiminin sağlanması amacının gözetilmesi gerekli olduğu, ana ve babanın yararları, boşanmadaki kusurları, ahlaki değer yargıları, sosyal konumları gibi durumları çocuğun üstün yararını etkilemediği ölçüde göz önünde tutulacağı, velâyet düzenlemesinde; çocukla ana ve baba yararının çatışması halinde, çocuğun yararına üstünlük tanınması gerekli olduğu, yargılama sırasında ortak çocuk ile anne ve babanın yaşam koşullarının ve çocuk ile ebeveynlerin ilişkilerinin değerlendirilmesi kapsayacak nitelikte sosyal inceleme raporu alınmadığı, yargılama Usullerine Dair Kanun&#8217;un 5 inci maddesi gereğince psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacıdan oluşan uzman veya her iki ebeveyn ve çocukla görüşmek suretiyle inceleme ve rapor istenip tarafların barınma, gelir, sosyal ve psikolojik durumlarına göre çocuğun sağlıklı gelişimi için velâyeti üstlenmeye engel bir durumun bulunup bulunmadığı ve kişisel ilişkinin şekli ve süresi yönünden karar verilebilmesi için yaşanılan ortamında da inceleme yapmak sureti ile araştırılması ve diğer deliller de göz önüne alınmak suretiyle ebeveynlerinden hangisi yanında kalmasının çocuğun menfaatine olacağı tespit edilerek tüm deliller birlikte değerlendirilip velâyet ve kişisel ilişki konusunda bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile karar verilmesinin doğru olmadığı gerekçesi ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının kusur belirlemesi, kadının reddedilen tazminat talepleri ile velâyet ve kişisel ilişki düzenlemesi yönlerinden bozulmasına karar verilmiştir.<br />
B. Bölge Adliye Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; bozmaya uyularak kararın gerekçesinin evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına neden olan olaylarda dosya kapsamı, tanık beyanları, telefon kayıtlarına ilişkin erkeğin açıklayıcı beyanda bulunmaması dikkate alındığında kadının sadakat yükümlülüğüne uymama ve başka erkekle konuşarak güven sarsıcı davranışlarda bulunduğuna yönelik iddianın sübut bulmadığı bu kusurlu davranışın kadının kusurlarından çıkarılması gerektiği fakat kadının erkeği rahatsız edecek derecede sebebini açıklamadığı yoğun telefon görüşmeleri yaptığı anlaşılmakla bu kusurlu davranışın kadına yüklenmesi gerektiği bu itibarla boşanmanın meydana gelmesindeki olaylarda evlilik birliğinin yükümlülüklerini-görevlerini yerine getirmeyen, erkeği rahatsız edecek derecede sebebini açıklamadığı yoğun telefon görüşmeleri yapan kadının hafif, evlilik sırlarını açıklayan, ailesinin davalı- davacının bakire olmadığı şeklindeki suçlamalarına sessiz kalan erkeğin ağır kusurlu olduğu şeklinde düzeltilmesinin gerektiği, boşanmaya sebep olan olaylarda az kusurlu olan kadın yararına maddî ve manevî tazminata karar verilmesi gerektiği; ortak çocuğun velâyeti hususunda alınan sosyal inceleme raporunda, annenin velâyet hususunda çok istekli olmadığı, uzun çalışma saatlerinin olduğu değerlendirilerek çocuğun babaya verilmesinin yüksek yararına olacağı kanaati bildirilmiş ise de; annenin bilirkişi raporuna karşı sunduğu 26.12.2023 tarihli itiraz dilekçesi içeriği, çocuğun yaşı, cinsiyeti, doğduğu andan itibaren anne yanında yaşıyor olması, annenin velâyet hakkını kullanmasına engel bir durumunun bulunmadığı dikkate alınarak çocuğun velâyetinin davacı- davalı anneye verilmesinin ortak çocuğun üstün yararına olacağı; baba ile kişisel ilişki kurulmasına, velâyet kendisine verilmeyen eşin, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine maddî gücü oranında katılmak zorunda olduğu, tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile hakkaniyet ilkesi gözetilerek çocuk yararına uygun miktarda iştirak nafakasına hükmedilmesine karar verilmesi gerektiği gerekçesi ile kusurun gerekçesinin düzeltilmesine, kadın yararına 50.000,00 TL maddî ve 50.000,00 TL manevî tazminata, 01.02.2020 doğumlu &#8230;&#8217;nın velâyetinin anneye verilmesine, çocuk yararına aylık 300,00 TL tedbir ve 500,00 TL iştirak nafakasına, çocuk ile baba arasında her ayın 1. ve 3. haftaları Cumartesi sabah saat 09.00’dan Pazar akşamı saat 17.00’a, her yıl 1 Temmuz saat 09.00’dan 31 Temmuz saat 17.00’a, sömestr tatilinin ikinci haftası Cumartesi Sabah saat 09.00&#8217;dan takip eden Cuma günü akşam saat 17.00&#8217;a, her yıl ilk ara tatilin birinci günü saat 09.00&#8217;dan son günü saat 17.00&#8217;a, ayrıca dini bayramların 2. günü saat 09.00’dan bayramın 3. gün saat 17.00’a, babalar günü sabah saat 09.00’dan aynı gün saat 17.00’a kadar olmak üzere, baba tarafından çocuğun anne yanından bizzat alınarak süre sonunda geri teslim edilmek üzere kişisel ilişki kurulmasına karar verilmiştir.<br />
VI. TEMYİZ<br />
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı- davalı erkek vekili temyiz isteminde bulunmuştur.<br />
B. Temyiz Sebepleri<br />
Davacı- davalı erkek vekili temyiz başvuru dilekçesinde özetle; kusur belirlemesinin ve buna bağlı olarak kadın yararına tazminata hükmedilmesinin hatalı olduğunu, sosyal inceleme raporuna aykırı velâyet düzenlemesinin doğru olmadığını ileri sürerek; kararın kusur belirlemesi, kadın yararına hükmedilen tazminatlar ile miktarları ve velâyet düzenlemesi yönünden bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.<br />
C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Uyuşmazlık, kararın, bozma ilamına uygun olup olmadığı, kadın yararına hükmedilen tazminatların miktarı ile velâyet düzenlemesi noktasında toplanmaktadır.<br />
2. İlgili Hukuk<br />
4721 sayılı Kanun&#8217;un 4 üncü maddesi, 174 üncü maddesi, 335 inci vd. maddeleri. 6100 sayılı Kanun&#8217;un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası, 370 inci maddesi ile 371 inci maddesi. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesinin 1 inci, 3 üncü, 9 uncu ve 12 nci maddeleri, Çocuk Haklarının Kullanılmasına Dair Avrupa Sözleşmesinin 1 inci, 3 üncü, 4 üncü ve 6 ncı maddeleri.</p>
<p>3. Değerlendirme<br />
1.Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Kanun&#8217;un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.<br />
2. Temyizen incelenen Bölge Adliye Mahkemesi kararında ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, mahkemece bozmaya uygun işlem ve araştırma yapılmış olduğu, delillerin takdirinde bir yanlışlık bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.<br />
VII. KARAR<br />
Açıklanan sebeple;<br />
&#8230; erkek vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,<br />
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,<br />
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,<br />
01.04.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.]</p>
</div>
</details>
<h2 id="sss">Sık Sorulan Sorular</h2>
<h3>Velayetin değiştirilmesi davası ne kadar sürer?</h3>
<p>Dava basit yargılama usulüne tabi olduğundan görece hızlı ilerler; ancak sosyal inceleme raporunun hazırlanması, çocuğun dinlenmesi ve gerekirse kayyım atanması süreçleriyle birlikte uygulamada ortalama 6 ay ile 1,5 yıl arasında sürebilir.</p>
<h3>Velayetin değiştirilmesi için ne kadar süre geçmesi gerekir?</h3>
<p>Kanunda herhangi bir bekleme süresi yoktur; önceki kararın kesinleşmesinden sonra yeni bir olgu ortaya çıktığı anda dava açılabilir, belirleyici olan zamanın geçmesi değil değişikliği zorunlu kılan sürekli bir olgunun varlığıdır.</p>
<h3>Anne evlenirse velayet babaya geçer mi?</h3>
<p>Hayır, kendiliğinden geçmez; TMK m.349 uyarınca yeniden evlenme tek başına sebep değildir, ancak yeni evlilik çocuğun bakımının ihmaline yol açıyor veya üvey ebeveyn çocuğun güvenliğini tehlikeye atıyorsa açılacak davada velayet değiştirilebilir.</p>
<h3>Çocuğu babasına göstermeyen anneden velayet alınır mı?</h3>
<p>Evet; TMK m.324/3 uyarınca kişisel ilişki düzenlemesinin gereklerini yerine getirmeyen ebeveynden, çocuğun menfaatine aykırı olmamak kaydıyla velayet alınabilir ve bu ihtar zaten velayet kararında yazılıdır, engellemenin süreklilik göstermesi davayı güçlendirir.</p>
<h3>Velayet sahibi ölürse velayet otomatik olarak diğer ebeveyne geçer mi?</h3>
<p>Hayır; boşanma sonrasında velayet sahibinin ölümü halinde velayet sağ kalana kendiliğinden geçmez, hakim sağ kalan ebeveynin durumunu ve çocuğun üstün yararını değerlendirerek velayeti ona vermek ile çocuğa vasi atamak arasında takdir kullanır.</p>
<h3>Velayetin değiştirilmesi davasını kim açabilir?</h3>
<p>Davayı kural olarak velayet sahibi olmayan anne veya baba açar; ayrıca çocuğun korunması gerektiren hallerde hakim resen harekete geçebilir ve ilgili kurumların ihbarı üzerine süreç başlatılabilir, üçüncü kişilerin velayeti kendilerine isteme hakkı ise yoktur.</p>
<h3>Velayet değişince nafaka ne olur?</h3>
<p>Önceki iştirak nafakası kararın kesinleşmesiyle sona erer ve bu kez velayeti kaybeden ebeveyn, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında iştirak nafakası ödemeye başlar; mahkeme buna talep olmasa dahi resen hükmeder.</p>
<h3>Velayetin değiştirilmesi davasında çocuk dinlenir mi?</h3>
<p>Evet; idrak çağındaki (uygulamada genellikle 8 yaş ve üzeri) çocuğun uzman eşliğinde dinlenmesi zorunludur, beyanın esas alınmamasını gerektiren somut bir delil yoksa mahkemenin çocuğun görüşüne itibar etmesi beklenir ancak yabancılaştırma şüphesinde beyanın arkasındaki dinamikler uzmanlarca çözümlenir.</p>
<h2>Velayetin Değiştirilmesi Sürecinde Hukuki Destek</h2>
<p>Velayetin değiştirilmesi davaları; yeni olgunun ispatı, kayyım atanması, uzman incelemesi ve geçici tedbir taleplerinin doğru zamanlamayla yönetilmesini gerektiren, hatalı kurgulandığında yıllar kaybettiren davalardır. Sarıoğlu &amp; Sefer Hukuk Bürosu olarak velayet uyuşmazlıklarında ve <a href="/istanbul-bosanma-avukati/">boşanma sonrası ortaya çıkan tüm hukuki süreçlerde</a> müvekkillerimize İstanbul genelinde destek sağlıyoruz.</p>
<p><strong>Adres:</strong> Osmaniye Mah., İsmail Erez Bulvarı No: 9/2, 34146 Bakırköy/İstanbul</p>
<p><em>Bu makale, Sarıoğlu &amp; Sefer Hukuk Bürosu adına Av. Mehmet SARIOĞLU tarafından hazırlanmıştır. Genel bilgilendirme amaçlıdır; somut olayınız için hukuki danışmanlık alınız.</em></p>
<p><a rel="nofollow" href="https://www.sarioglusefer.com/velayetin-degistirilmesi-davasi/">Velayetin Değiştirilmesi Davası</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://www.sarioglusefer.com">SARIOĞLU &amp; SEFER HUKUK B&Uuml;ROSU</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Boşanmada Velayet Kime Verilir?</title>
		<link>https://www.sarioglusefer.com/bosanmada-velayet-kime-verilir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Av. Mehmet Sarıoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Jul 2026 19:08:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Aile Hukuku]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sarioglusefer.com/?p=4158</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ana Sayfa » İstanbul Boşanma Avukatı » Boşanmada Velayet Kime Verilir? Av. Mehmet SARIOĞLU &#124; Sarıoğlu &#38; Sefer Hukuk Bürosu &#124; Güncelleme: Temmuz 2026 Boşanmada velayet, anne veya babanın kusuruna ya da ekonomik gücüne göre değil, çocuğun üstün yararına göre belirlenir. Hakim; çocuğun yaşını, her iki ebeveynle kurduğu duygusal bağı, fiili bakımı kimin üstlendiğini, yaşam ... <a title="Boşanmada Velayet Kime Verilir?" class="read-more" href="https://www.sarioglusefer.com/bosanmada-velayet-kime-verilir/" aria-label="Read more about Boşanmada Velayet Kime Verilir?">Devamını oku</a></p>
<p><a rel="nofollow" href="https://www.sarioglusefer.com/bosanmada-velayet-kime-verilir/">Boşanmada Velayet Kime Verilir?</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://www.sarioglusefer.com">SARIOĞLU &amp; SEFER HUKUK B&Uuml;ROSU</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="ss-breadcrumb"><a href="/">Ana Sayfa</a> » <a href="/istanbul-bosanma-avukati/">İstanbul Boşanma Avukatı</a> » Boşanmada Velayet Kime Verilir?</div>
<div class="ss-byline">Av. Mehmet SARIOĞLU | Sarıoğlu &amp; Sefer Hukuk Bürosu | Güncelleme: Temmuz 2026</div>
<p><strong>Boşanmada velayet</strong>, anne veya babanın kusuruna ya da ekonomik gücüne göre değil, çocuğun üstün yararına göre belirlenir. Hakim; çocuğun yaşını, her iki ebeveynle kurduğu duygusal bağı, fiili bakımı kimin üstlendiğini, yaşam koşullarını ve idrak çağındaki çocuğun görüşünü uzman raporlarıyla birlikte değerlendirerek karar verir. TÜİK 2025 verilerine göre velayetin %74,6&#8217;sı anneye, %25,4&#8217;ü babaya verilmiştir; ancak bu bir kural değil, her somut olayda yapılan üstün yarar değerlendirmesinin toplamdaki sonucudur.</p>
<p>Bu makalede hakimin velayet takdirinde kullandığı kriterleri; yaş gruplarına göre velayet karinelerini, kusurun ve ekonomik durumun gerçek rolünü, kardeşlerin ayrılmaması ve istikrar ilkelerini güncel Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi kararlarıyla açıklıyoruz.</p>
<div class="ss-icindekiler">
<p><strong>İçindekiler</strong></p>
<ul>
<li><a href="#ustun-yarar">Velayette Temel Ölçüt: Çocuğun Üstün Yararı</a></li>
<li><a href="#yas-gruplari">Çocuğun Yaşına Göre Velayet Kime Verilir?</a></li>
<li><a href="#kusur">Boşanmadaki Kusur Velayeti Etkiler mi?</a></li>
<li><a href="#ekonomik-durum">Ekonomik Durum ve Çalışmama Velayete Engel mi?</a></li>
<li><a href="#yeniden-evlenme">Yeniden Evlenme ve Yaşam Tarzı Velayeti Etkiler mi?</a></li>
<li><a href="#saglik">Ebeveynin Sağlık Durumu Nasıl Değerlendirilir?</a></li>
<li><a href="#istikrar">İstikrar ve Süreklilik İlkesi Nedir?</a></li>
<li><a href="#kardesler">Kardeşlerin Velayeti Ayrılır mı?</a></li>
<li><a href="#cocugun-tercihi">Çocuğun Tercihi Velayeti Belirler mi?</a></li>
<li><a href="#yabancilastirma">Kişisel İlişkiyi Engelleme ve Ebeveyn Yabancılaştırması</a></li>
<li><a href="#anlasmali">Anlaşmalı Boşanmada Velayet Anlaşması Hakimi Bağlar mı?</a></li>
<li><a href="#ucuncu-kisiler">Büyükanne, Büyükbaba ve Üvey Ebeveynin Rolü</a></li>
<li><a href="#velayet-alamayan">Velayeti Alamayan Ebeveynin Hakları</a></li>
<li><a href="#emsal">Emsal Yargıtay Kararları</a></li>
<li><a href="#sss">Sık Sorulan Sorular</a></li>
</ul>
</div>
<h2 id="ustun-yarar">Velayette Temel Ölçüt: Çocuğun Üstün Yararı</h2>
<p>TMK m.182 uyarınca mahkeme, boşanmaya karar verirken olanak bulundukça ana ve babayı dinledikten sonra velayeti ve kişisel ilişkiyi düzenler; bu düzenlemede çocuğun özellikle sağlık, eğitim ve ahlak bakımından yararları esas tutulur. Yargıtay&#8217;ın yerleşik formülü nettir: &#8220;Velâyet ve kişisel ilişki düzenlenirken; göz önünde tutulması gereken temel ilke, çocuğun &#8216;üstün yararıdır'&#8221; (Yargıtay 2. HD, E. 2023/7436, K. 2024/2736, T. 22.04.2024). Üstün yarar; çocuğun bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlaki ve toplumsal gelişiminin en sağlıklı şekilde sürdürülebileceği ortamın belirlenmesi demektir.</p>
<p>Bu ilkenin pratik sonucu şudur: velayet, eşler arasında bir ödül veya ceza mekanizması değildir. &#8220;Ana ve babanın yararları; boşanmadaki kusurları, ahlaki değer yargıları, sosyal konumları gibi durumları, çocuğun üstün yararını etkilemediği ölçüde göz önünde tutulur&#8221; (Yargıtay 2. HD, E. 2025/556, K. 2025/2305, T. 04.03.2025). Velayet kamu düzenine ilişkin olduğundan hakim resen araştırma yapar; tarafların ileri sürmediği olguları da toplar ve kararını 4787 sayılı Kanun m.5 uyarınca psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacılardan alınan sosyal inceleme raporuna dayandırır. Anayasa Mahkemesi&#8217;ne göre velayet kararı &#8220;uzman bilirkişiler tarafından hazırlanmış yeterli açıklıktaki bilimsel görüş ve raporlar ile elde edilen somut, nesnel verilere&#8221; dayanmak zorundadır; aksi durum aile hayatına saygı hakkının ihlalidir (AYM, B. 2021/28259, T. 06.03.2024).</p>
<h2 id="yas-gruplari">Çocuğun Yaşına Göre Velayet Kime Verilir?</h2>
<p>Çocuğun içinde bulunduğu gelişim evresi, hakimin takdirinde başvurduğu en somut verilerden biridir. Uygulamada yerleşen yaş bantları şöyledir:</p>
<p><strong>0-3 yaş — anne bakımına mutlak muhtaçlık dönemi:</strong> Bu evrede emzirme ve güvenli bağlanma ihtiyacı nedeniyle velayetin anneye verilmesi asıldır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, &#8220;çocuğun henüz dört aylık olması nedeniyle anne bakım ve sevgisine muhtaç olduğu&#8221; tespitiyle bu karineyi teyit etmiştir (YHGK, E. 2017/2410, K. 2021/346, T. 25.03.2021). Karine mutlak değildir: anne çocuğa şiddet uyguluyor, ağır ihmal içindeyse veya çocuğun güvenliğini tehlikeye atan bir yaşam sürüyorsa aşılır.</p>
<p><strong>3-6 yaş ve okul çağı:</strong> Anneye biyolojik bağımlılık azalır; sosyal çevre, eğitim imkanları ve istikrar ilkesi öne çıkar. Çocuk uzun süredir bir ebeveynin yanında sağlıklı gelişim gösteriyorsa, yalnızca yaş karinesine dayanarak bu düzenin bozulması çocuğun ruhsal dünyasında sarsıcı etki yaratır; mahkeme kronolojik yaşla birlikte süregelen bakım düzenini de irdelemek zorundadır.</p>
<p><strong>İdrak çağı (uygulamada genellikle 8 yaş ve üzeri):</strong> Çocuğun görüşünün alınması zorunlu hale gelir; tercih, üstün yararla birlikte değerlendirilir. Bu evrenin ayrıntısı aşağıda ayrı başlıkta incelenmiştir.</p>
<h2 id="kusur">Boşanmadaki Kusur Velayeti Etkiler mi?</h2>
<p>Kural olarak hayır. Boşanmaya sebebiyet veren kusur ile ebeveynlik kapasitesi farklı kavramlardır: eşlerin birbirlerine karşı yükümlülüklerini ihlal etmeleri, çocuklarına karşı ebeveynlik sorumluluklarını yerine getiremeyecekleri anlamına gelmez. Zina (TMK m.161) sebebiyle boşanmaya karar verilmiş olsa dahi, bu eylem çocuğun gelişimini doğrudan olumsuz etkilemiyorsa kusurlu eşe velayet verilmesine engel değildir. Ağır kusurlu eşin velayetten otomatik olarak mahrum bırakılması hukukumuzda yoktur.</p>
<p>Kusurun velayeti etkilediği eşik, kusurlu davranışın çocuğun yaşam alanına sirayet ettiği noktadır. Fiziksel veya psikolojik şiddet içeren davranışlar ebeveynlik kapasitesinin bizzat kendisini sakatlar: Yargıtay, babanın hem anneye hem ortak çocuklara fiziksel şiddet uyguladığı olayda velayetin anneye verilmesini onamıştır (Yargıtay 2. HD, E. 2023/4852, K. 2024/1505, T. 06.03.2024). Benzer şekilde, ebeveynin diğer eşe duyduğu öfkeyi çocuklara yansıtması da kapasite eksikliğidir: &#8220;kişisel öfke ve intikam duygularının kesinlikle çocukların üstün menfaatlerine tercih edilemeyecekleri&#8221; içtihatta açıkça vurgulanmıştır (Yargıtay 2. HD, E. 2021/3967, K. 2021/5195, T. 23.06.2021).</p>
<h2 id="ekonomik-durum">Ekonomik Durum ve Çalışmama Velayete Engel mi?</h2>
<p>Hayır; ekonomik güç velayette belirleyici kriter değildir. Annenin çalışmaması, düzenli gelirinin bulunmaması veya babanın maddi imkanlarının daha iyi olması, velayetin babaya verilmesi için tek başına yeterli sebep sayılmaz. Bunun hukuki nedeni iştirak nafakası kurumudur: TMK m.182 uyarınca velayet verilmeyen eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır; ekonomik dengesizlik nafakayla giderilir. Buna karşılık anne şefkatinin ve fiili bakımın eksikliği maddi imkanla telafi edilemez. Yargıtay, velayet takdirinde ebeveynlerin sosyal konumlarından ziyade &#8220;çocuğun bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlâki ve toplumsal gelişiminin korunmasının esas&#8221; olduğunu vurgulamaktadır (Yargıtay 2. HD, E. 2025/1567, K. 2025/8347, T. 07.10.2025). Mahkeme, ebeveynin koşullarının çocuk için asgari yaşam standardını sağlayıp sağlamadığına bakar; &#8220;en zengin ebeveyn velayeti alır&#8221; yaklaşımı hukuken geçersizdir.</p>
<h2 id="yeniden-evlenme">Yeniden Evlenme ve Yaşam Tarzı Velayeti Etkiler mi?</h2>
<p>Ebeveynin boşanma sonrası yeniden evlenmesi veya yeni bir ilişki yaşaması, tek başına velayet kaybı sebebi değildir. Belirleyici olan, yeni durumun çocuğun bakımını, güvenliğini veya ruhsal gelişimini olumsuz etkileyip etkilemediğidir; bu da uzman incelemesiyle tespit edilir. Yeni eş çocuğa olumsuz tutum sergiliyor veya çocuğun huzurunu bozuyorsa velayetin verilmemesi ya da değiştirilmesi gündeme gelir; evlilik olgusunun kendisi engel değildir.</p>
<p>&#8220;Yaşam tarzı&#8221; eleştirileri de ancak somut verilerle ve çocuğun gelişimine doğrudan etkisiyle ispatlandığında dikkate alınır; toplumsal önyargılara dayalı değerlendirmeler velayet kararına esas alınamaz. Ebeveynin yaşam biçimi çocuğun eğitiminin ihmaline, sağlığının bozulmasına veya ahlaki gelişiminin tehlikeye girmesine yol açıyorsa mahkeme müdahale eder. Anayasa Mahkemesi, annenin çocuğu eğitim konusunda ihmal etmesinin ve çocuğun okula devam etmemesinin velayet takdirinde kritik bir somut veri olduğunu ortaya koymuştur (AYM, B. 2020/38164, T. 27.05.2025).</p>
<h2 id="saglik">Ebeveynin Sağlık Durumu Nasıl Değerlendirilir?</h2>
<p>Her hastalık veya engellilik hali velayete engel değildir; ölçüt, sağlık sorununun velayet görevinin gereği gibi yerine getirilmesini engelleyip engellemediğidir (TMK m.348/1&#8217;in kıyasen yansıttığı ilke). Ruhsal rahatsızlık iddialarında mahkeme, tanının çocuğun güvenliği üzerindeki etkisini titizlikle araştırmalı; iddialar sübjektif beyanlarla değil, tam teşekküllü hastane veya Adli Tıp Kurumu heyet raporlarıyla ispatlanmalıdır. Fiziksel engellilikte ise ebeveynin — gerekirse aile büyükleri gibi destek mekanizmalarıyla — çocuğun öz bakımını sürdürebilmesi yeterlidir. Ebeveynin psikolojik durumunun velayete engel olup olmadığı uzman heyetince değerlendirilmeden hüküm kurulması bozma sebebidir (Yargıtay 2. HD, E. 2023/9517, K. 2024/5903, T. 17.09.2024; E. 2024/304, K. 2025/3611, T. 14.04.2025).</p>
<h2 id="istikrar">İstikrar ve Süreklilik İlkesi Nedir?</h2>
<p>İstikrar ilkesi, boşanma gibi sarsıcı bir deneyim yaşayan çocuğun alıştığı düzenden, okulundan ve sosyal çevresinden koparılmamasını ifade eder. Yargıtay&#8217;a göre &#8220;boşanmanın ileriye yönelik etkilerini hafifletmekte ve çocuğun boşanmadan sonraki hayata alışmasındaki en önemli faktör, çocuğun hayatında istikrarın ve sürekliliğin sağlanmasıdır&#8221; (Yargıtay 2. HD, E. 2025/3711, K. 2025/10837, T. 08.12.2025). Velayet değişikliği yalnızca ebeveyn değişikliği değildir; okulun, öğretmenlerin, arkadaşlıkların ve alışılan mekanın da terki anlamına gelir.</p>
<p>Bu nedenle çocuk uzun süredir bir ebeveynin yanında sağlıklı biçimde yaşıyorsa, diğer tarafın daha iyi maddi imkanlara sahip olması veya karşı tarafın boşanmada daha kusurlu olması, yerleşik düzenin bozulması için tek başına yeterli değildir. İstikrarın tespiti de uzman incelemesi gerektirir: idrak çağındaki çocuk hakkında barınma ve yaşam koşullarını değerlendiren sosyal inceleme raporu alınıp çocuğun beyanı tespit edilmeden velayet hükmü kurulması bozma sebebidir (Yargıtay 2. HD, E. 2022/11340, K. 2023/2740, T. 30.05.2023).</p>
<h2 id="kardesler">Kardeşlerin Velayeti Ayrılır mı?</h2>
<p>Kural olarak ayrılmaz. Kardeşler, ebeveyn çatışmasının ortasında birbirleri için en önemli destek mekanizmasıdır; zorunlu ve haklı bir neden bulunmadıkça kardeşlerin farklı ebeveynlere verilmesi çocuğun üstün yararına aykırı kabul edilir. İstisnalar somut verilere dayanır: kardeşler arasında büyük yaş farkı, şiddetli geçimsizlik, farklı ebeveynlerle kurulan bağın niteliği veya bir çocuğun özel bakım ihtiyacının yalnızca belirli bir ebeveynce karşılanabilmesi gibi. Bu hallerde mahkeme her çocuk için ayrı üstün yarar analizi yapmak, idrak çağındaki her kardeşin görüşünü almak (Yargıtay 2. HD, E. 2023/8381, K. 2023/5844, T. 30.11.2023) ve ayrılığa karar veriyorsa kardeşlerin birbirini görme hakkını geniş bir kişisel ilişki düzenlemesiyle güvenceye almak zorundadır.</p>
<h2 id="cocugun-tercihi">Çocuğun Tercihi Velayeti Belirler mi?</h2>
<p>İdrak çağındaki çocuğun görüşünün alınması zorunludur; ancak tercih mutlak bağlayıcı değildir. Yargıtay&#8217;ın formülü şöyledir: &#8220;Aslolan idrak çağında olan çocuğun görüşünü almak ve görüşüne gereken önemi vermektir. Ancak çocuğun üstün yararı gerektirdiği takdirde görüşünün aksine karar verilmesi de mümkündür&#8221; (Yargıtay 2. HD, E. 2024/5917, K. 2025/4008, T. 21.04.2025). Görüşün hiç alınmaması ise açık bozma sebebidir (Yargıtay 2. HD, E. 2016/18940, K. 2018/7229, T. 04.06.2018).</p>
<p>Kritik nokta, beyanın özgür iradeye dayanıp dayanmadığıdır. Çocuklar çatışmalı boşanma ortamında manipülasyona açıktır; Yargıtay, &#8220;çocukların yaşları gereği kolaylıkla etki altında kalacak durumda oldukları ve yine yaşları gereği kendileri için mantıksal karar vermekten ziyade duygusal ve benmerkezci düşündükleri&#8221; tespitiyle beyanların uzman süzgecinden geçirilmesini şart koşar (Yargıtay 2. HD, E. 2023/4646, K. 2024/1502, T. 06.03.2024). Dinlenme usulü de çocuğu örselememelidir: çocuğun mutlaka hakim huzurunda dinlenmesi şart olmayıp uzman aracılığıyla, elverişli ortamda ve idrakine uygun usulde görüşünün alınması yeterlidir (YHGK, E. 2019/96, K. 2022/571, T. 19.04.2022). Mahkeme tercihten sapıyorsa, bunun nedenini somut ve bilimsel verilerle gerekçelendirmek zorundadır.</p>
<h2 id="yabancilastirma">Kişisel İlişkiyi Engelleme ve Ebeveyn Yabancılaştırması</h2>
<p>Velayeti alan ebeveynin çocuğu diğer ebeveyne karşı kışkırtması, soğutması veya görüşmeleri sistematik olarak engellemesi, velayet hakkının kötüye kullanılmasıdır. TMK m.324 her iki ebeveyne, diğerinin çocukla kişisel ilişkisini zedelemekten kaçınma yükümlülüğü getirir; 7343 sayılı Kanunla eklenen fıkra uyarınca &#8220;velayet kendisine bırakılan ana veya baba, kişisel ilişki düzenlemesinin gereklerini yerine getirmezse çocuğun menfaatine aykırı olmamak kaydıyla velayet değiştirilebilir&#8221; ve mahkeme bu ihtarı kararında yazar (TMK m.182/2).</p>
<p>Yani kişisel ilişkinin engellenmesi artık doğrudan yasal bir velayet değişikliği sebebidir. Çocuğun &#8220;gitmek istemiyor&#8221; bahanesiyle teslim edilmemesi süreklilik kazanırsa, mahkeme çocuğun beyanının hür iradeye mi yoksa telkine mi dayandığını resen araştırır ve yabancılaştırma tespit edilirse velayet el değiştirebilir. Bu durum, velayeti kaybetme riskinin en sık gerçekleştiği senaryolardan biridir ve velayeti alan ebeveynin de dikkat etmesi gereken temel yükümlülüktür.</p>
<h2 id="anlasmali">Anlaşmalı Boşanmada Velayet Anlaşması Hakimi Bağlar mı?</h2>
<p>Bağlamaz. TMK m.166/3 uyarınca anlaşmalı boşanmada hakim, çocukların durumuna ilişkin düzenlemeyi taraf menfaatleriyle birlikte çocuğun menfaatini gözeterek denetler ve &#8220;gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir&#8221;; boşanma ancak bu değişikliklerin taraflarca kabulü halinde gerçekleşir. Velayet kamu düzenine ilişkindir: &#8220;yargılamanın her aşamasında hakim tarafından ortaya çıkan koşulların değerlendirilmesi ve res&#8217;en dikkate alınması gerekir&#8221; (Yargıtay 2. HD, E. 2025/1980, K. 2025/9284, T. 03.11.2025). Taraflar velayetin babaya verilmesinde anlaşmış olsa dahi çocuk anne bakımına muhtaç yaştaysa hakim protokole müdahale edebilir; taraflar değişikliği kabul etmezse dava çekişmeli boşanmaya dönüşür. Protokole &#8220;uzman incelemesi istemiyoruz&#8221; yazılması da hakimin araştırma yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz.</p>
<h2 id="ucuncu-kisiler">Büyükanne, Büyükbaba ve Üvey Ebeveynin Rolü</h2>
<p>Velayet münhasıran ana babaya aittir; ancak mahkeme, ebeveynin çocuğa sunduğu destek mekanizmalarını da değerlendirir. Çalışan ebeveyn için çocuğun bakımına bebekliğinden beri yardım eden bir büyükannenin varlığı, bakım sürekliliği unsuru olarak velayet talebini güçlendirir. Sınır, velayetin devredilemezliğidir: ebeveyn velayeti aldıktan sonra çocuğun bakımını tamamen üçüncü kişilere bırakıp çocukla bağını koparıyorsa, bu ebeveynlik kapasitesi yetersizliği olarak değerlendirilir. Üvey ebeveynin varlığı ise hiçbir zaman öz ebeveynin yerini tutmaz ve tek başına avantaj sağlamaz; üvey ebeveyn ile çocuk arasında çatışma veya şiddet riski varsa, bu velayetin diğer tarafa verilmesi için kuvvetli bir nedendir. TMK m.325, olağanüstü hallerde hısımlara kişisel ilişki hakkı tanıyarak çocuğun geniş aile bağlarını da korur.</p>
<h2 id="velayet-alamayan">Velayeti Alamayan Ebeveynin Hakları</h2>
<p>Velayetin bir tarafa verilmesi, diğer ebeveynin hak ve yükümlülüklerini sona erdirmez. Velayeti alamayan ebeveyn; TMK m.323 uyarınca çocukla uygun kişisel ilişki kurulmasını isteme hakkına sahiptir ve TMK m.182 ile m.330 uyarınca çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında iştirak nafakasıyla katılmak zorundadır. Nafaka talep edilmese dahi hakim tarafından resen takdir edilir ve velayetle birlikte değerlendirilir (Yargıtay 2. HD, E. 2024/1265, K. 2024/5294, T. 03.07.2024). Kişisel ilişki de dinamiktir: çocuk büyüdükçe genişletilmesi gerekir; Yargıtay, karar tarihinde 2,5 yaşında olan çocuğun 4 yaşını geçmesiyle &#8220;baba ile daha uzun ve yatılı kişisel ilişki tesisine ihtiyaç duyacak yaşa geldiğini&#8221; belirterek düzenlemenin güncellenmesini istemiştir (Yargıtay 2. HD, E. 2023/6891, K. 2023/4286, T. 28.09.2023). Buna karşılık kişisel ilişki hakkı da mutlak değildir; çocuğun huzuru ve güvenliği tehlikeye girdiğinde TMK m.324/2 uyarınca sınırlandırılabilir veya kaldırılabilir (Yargıtay 2. HD, E. 2023/7436, K. 2024/2736).</p>
<h2 id="emsal">Emsal Yargıtay Kararları</h2>
<details class="ss-emsal" open="open">
<summary><strong>Yargıtay 2. HD, E. 2025/556, K. 2025/2305, T. 04.03.2025</strong> — Velayette temel ilke çocuğun üstün yararıdır; ana babanın boşanmadaki kusurları, ahlaki değer yargıları ve sosyal konumları, çocuğun üstün yararını etkilemediği ölçüde göz önünde tutulur.</summary>
<div class="ss-tam">
<p>[Yargıtay, 2. Hukuk Dairesi, E. 2025/556, K. 2025/2305, T. 04.03.2025</p>
<p>MAHKEMESİ: Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI: 2024/1667 E., 2024/1643 K.<br />
DAVA TÜRÜ: Karşılıklı Boşanma<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ: Kayseri 7. Aile Mahkemesi<br />
SAYISI: 2021/295 E., 2024/350 K.<br />
Taraflar arasındaki karşılıklı boşanma davasının yapılan yargılaması sonunda Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı-davalı kadın vekili tarafından kusur belirlemesi, erkeğin davasının kabulü, velâyetler yönünden temyiz edilmekle kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:<br />
1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı-davalı kadın vekilinin aşağıdaki paragraf kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.<br />
2.Taraflarca açılan karşılıklı boşanma davasının yapılan yargılaması sonucunda İlk Derece Mahkemesince tarafların boşanmalarına, ortak çocukların velâyetinin babaya verilmesine, anne ile kişisel ilişki tesisine karar verilmiş, kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince ortak çocukların velâyetinin anneye verilmesine, baba ile kişisel ilişki tesisine karar verilmiş olup bu karara karşı davacı-davalı kadın vekili temyiz talebinde bulunmuştur.<br />
Velâyet ve kişisel ilişki düzenlenirken; göz önünde tutulması gereken &#8230; ilke, çocuğun üstün yararıdır. Çocuğun üstün yararı belirlenirken; onun bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlaki ve toplumsal gelişiminin sağlanması amacının gözetilmesi gereklidir. Ana ve babanın yararları; boşanmadaki kusurları, ahlaki değer yargıları, sosyal konumları gibi durumları, çocuğun üstün yararını etkilemediği ölçüde göz önünde tutulur. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesinin 12 nci ve Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesinin 3 üncü ve 6 ncı maddeleri idrak çağındaki çocukların kendilerini ilgilendiren konularda görüşünün alınması ve görüşlerine gereken önemin verilmesini öngörmektedir. Çocukların üstün yararı gerektirdiği takdirde, görüşlerinin aksine karar verilmesi mümkündür. Velâyet ve kişisel ilişki kamu düzenine ilişkin olup yargılamanın her aşamasında meydana gelen olayların dikkate alınması gerekir. Boşanmanın ileriye yönelik etkilerini hafifletmekte ve çocuğun boşanmadan sonraki hayata alışmasındaki en önemli faktör, çocuğun hayatında istikrarın ve sürekliliğin sağlanmasıdır. Somut uyuşmazlıkla ortak çocuklar 29.11.2022 tarihi itibari ile babaları ile birlikte yaşamakta olup eğitim hayatlarına da babalarının yanında devam etmektedirler. Çocukların üstün yararının tespiti amacıyla düzenlenmiş bulunan dosyada mevcut uzman görüşme tutanağı ile annenin velayetlerin kendisine verilmesine yönelik itirazı da dikkate alındığında; velayetlerin babaya verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.<br />
KARAR<br />
Açıklanan sebeplerle;<br />
1.Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının velâyet düzenlemesi yönünden BOZULMASINA,<br />
2.Davacı-davalı kadın vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozmanın kapsamı dışında kalan temyize konu diğer bölümlerinin ise 6100 sayılı Kanun&#8217;un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,<br />
Peşin alınan harcın istek halinde yatırana geri verilmesine,<br />
Dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,<br />
04.03.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.]</p>
</div>
</details>
<details class="ss-emsal" open="open">
<summary><strong>Yargıtay HGK, E. 2017/2410, K. 2021/346, T. 25.03.2021</strong> — Dört aylık çocuğun anne bakım ve sevgisine muhtaç olduğu; 0-3 yaş döneminde velayetin anneye verilmesinin asıl olduğu, bu karinenin ancak çocuğun güvenliğine yönelik somut risklerle aşılabileceği.</summary>
<div class="ss-tam">
<p>[Yargıtay, Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/2410, K. 2021/346, T. 25.03.2021</p>
<p>MAHKEMESİ:Aile Mahkemesi<br />
1. Taraflar arasındaki “velayetin değiştirilmesi” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Ankara 4. Aile Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar, davalı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.<br />
2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.<br />
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:</p>
<p>I. YARGILAMA SÜRECİ<br />
Davacı İstemi:<br />
4. Davacı vekili 28.03.2014 tarihli dava dilekçesinde; tarafların 06.09.2012 tarihinde evlendiklerini, bu evlikten 15.11.2013 tarihinde Mehmet Efe isimli ortak çocuklarının dünyaya geldiğini, sonrasında Ankara 11. Aile Mahkemesinin 25.02.2104 tarihli ve 2013/1752 E., 2014/203 K. sayılı kararı ile boşandıklarını, kararın taraflarca temyiz edilmeyerek 24.03.2014 tarihinde kesinleştiğini, boşanma aşamasında müvekkilinin doğum izni nedeniyle maaş alamadığını, Türkiye’de kendisine yardımcı olabilecek bir yakınının bulunmadığını, erkek eşin kendisini ölümle tehdit etmesi nedeniyle ortak çocuğun velayetinin babaya verilmesini kabul etmek zorunda kaldığını, tehdit edilmesine dayanak olay nedeniyle davalının Ankara Sulh Ceza Mahkemesinde yargılanmasının devam ettiğini, boşanma kararının akabinde ortak çocuğun baba tarafından Malatya’da yaşayan annesine bırakıldığını, babanın ise Ankara’da yaşadığını, ortak çocuğa bakması için bırakılan babaannenin kuaför olarak çalıştığını, bu sebeple davalının velayet görevinin yükümlülüklerine aykırı davrandığını, müvekkilinin ise boşanma kararından sonra yeniden çalışmaya başladığını, gelirinin bulunduğunu, çocuğuna sağlıklı bir şekilde bakabileceğini, çocuğun henüz dört aylık olması nedeniyle anne bakım ve sevgisine muhtaç olduğunu ileri sürerek velayetin değiştirilmesine ve ortak çocuk yararına 500,00TL iştirak nafakası ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br />
Davalı Cevabı:<br />
5. Davalı cevap dilekçesi sunmamış olup yargılama aşamasında davanın reddine karar verilmesini istemiştir.<br />
Mahkeme Kararı:<br />
6. Ankara 4. Aile Mahkemesinin 19.12.2014 tarihli ve 2014/432 E., 2014/1674 K. sayılı kararı ile; davalı baba tarafından velayetin değiştirilmesine karşı çıkılmadığı, dosya kapsamına göre davacı annenin Başbakanlığa bağlı Yurt Dışı Türkler Daire Başkanlığı’nda çalıştığı, annesiyle birlikte yaşadığı, davalının ise Malatya’da yaşadığı, ortak çocuğu annesine bırakıp zaman zaman Ankara’ya çalışmaya gitmek zorunda kaldığı, ortak çocuğun henüz bir yaşında olduğu, yaşı nedeniyle anne bakım ve sevgisine ihtiyaç duyduğu, dosyaya gelen bilgi ve belgelere göre velayetin değiştirilmesine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle velayetin davacı anneye verilmesine ve tarafların mali durumu gözetilerek çocuk yararına 300,00TL iştirak nafakası ödenmesine karar verilmiştir.<br />
Özel Daire Bozma Kararı:<br />
7. Yargıtay 2. Hukuk Dairesince 28.04.2015 tarihli ve 2015/7631 E. ve 2015/8714 K. sayılı kararı ile;<br />
“&#8230;Hüküm davalı tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği düşünüldü:<br />
Velayetin kaldırılması, eşlerden birinden alınarak diğerine verilmesi, kamu düzeniyle ilgili olup. hakimin re&#8217;sen harekete geçtiği ve re&#8217;sen araştırma ilkesinin geçerli olduğu işlerdendir. (&#8230;m. 385/2) Aile mahkemesi, görev alanına giren konularda önüne getirilen uyuşmazlıklarda, küçükler hakkında, bakım ve gözetimine yönelik nafaka yükümlülüğü konusunda gerekli önlemleri almaya, bedensel ve zihinsel gelişmesi tehlikede bulunan veya manen terkedilmiş halde bulunan küçüğü, ana ve babadan alarak bir aile yanına ya da özel sağlık kurumuna veya eğitimi güç çocuklara mahsus kuruma yerleştirmeye, bu hususlarda bir talep olup olmadığına bakmaksızın kendiliğinden karar verebilir. (4787 s. K. m. 6 /2a-b) Bu bakımdan, hakimin, velayet hakkına sahip olan ebeveynin, bu görev ve sorumluluğunu yerine getirip getirmediğini re&#8217;sen araştırması esası itibariyle doğrudur.<br />
Dosya kapsamına göre tarafların 24.03.2014 tarihinde anlaşmalı olarak boşandıkları ve velayetin babaya bırakıldığı annenin 300 TL iştirak nafakası ödemesine karar verildiği eldeki davanın ise 28.03.2014 tarihinde boşanma kararından 4 gün sonra açıldığı anlaşılmaktadır. Toplanan deliller, babanın velayet görevini gereği gibi yerine getirmediğini, çocuğa karşı yükümlülüklerini savsakladığını kabule yeterli değildir. Diğer bir ifade ile, Türk Medeni Kanununun 348&#8217;nci maddesindeki velayetin kaldırılmasını gerektiren ve Türk Medeni Kanununun 183,349,351/1. maddeleri gereğince velayet sahibinin değiştirilmesini gerektirecek sebepler olayda gerçekleşmemiştir. Bu bakımdan velayet hakkının babadan kaldırılmasına karar verilmesi doğru bulunmamıştır,..” gerekçesiyle karar bozulmuştur.<br />
Direnme Kararı:<br />
8. Ankara 4. Aile Mahkemesinin 20.11.2015 tarihli ve 2015/1214 E., 2015/1509 K. sayılı kararı ile bozma öncesi kararda yer alan gerekçenin yanında; anlaşmalı boşanmalarda çocuğun yaşının küçük olmasına rağmen boşanmanın sağlanması amacıyla çocuğun babaya verilmesinin hayatın bir gerçeği şeklinde ortaya çıktığı, ortak çocuğun 15.11.2013 doğumlu olup eldeki dava ile boşanma davalarının açıldığı tarihlerde henüz dört aylık olduğu, bu nedenle anne sevgisine tam anlamıyla muhtaç olduğu, velayetin kamu düzeni ile ilgili olduğu, velayet ile ilgili yapılacak değerlendirmede çocuğun üstün yararının gözetilmesi gerektiği, ortak çocuğun boşanmanın gerçekleştiği andan itibaren davalının Malatya’da yaşayan annesinin yanına bırakıldığı, dört aylık bir çocuğun anne dururken babaanne ile kalıyor olması, babanın görev yerinin Ankara olması nedeniyle çocuğun yanında bulunmaması durumlarının velayetin değiştirilmesi sebebi olduğu, dava açıldığı tarihte babanın görev yerinin Ankara olduğu hâlde, velayetin tedbiren anneye verilmesinden sonra tayinini Malatya’ya yaptırdığı, somut olayda ortak çocuğun eldeki davanın açıldığı tarihten itibaren fiilen anne yanında yaşadığı, annenin iş ve akademik anlamda başarılı olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.<br />
Direnme Kararının Temyizi:<br />
9. Direnme kararı yasal süresi içerisinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.<br />
II. UYUŞMAZLIK<br />
10. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; ortak çocuğun üstün yararı ve eldeki davanın boşanma kararından dört gün sonra açılmış olduğu hususları gözetildiğinde, taraflar arasında velayetin değiştirilmesinin yasal koşullarının oluşup oluşmadığı, burada varılacak sonuca göre velayet hakkının davalıdan alınarak davacıya verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.<br />
III. GEREKÇE<br />
11. Uyuşmazlığın çözümü bakımından ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar görülmektedir.<br />
12. Bilindiği üzere velayet ile ilgili düzenlemeler 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 335 ila 351. maddeleri arasında hüküm altına alınmıştır. Velayet: kavram olarak, küçüklerin ve bazı durumlarda kısıtlı çocukların gerek kişiliklerinin gerek mallarının korunması ve onların temsili konusunda kanunun ana babaya yüklediği ödevler ile bu ödevlerin gereği olan hakların tümünü ifade eder. Velayet düzenlemesinde asıl olan çocuğun üstün yararıdır. Bu nedenledir ki, velayet bir hak olduğu kadar belki ondan fazla olarak bir yetkidir. Velayet hakkı bunu kullananın değil aslında çocuğun yararına bir haktır. Bu sebeple velayete bir yetki olarak bakılması kurumun niteliğinin doğal sonucudur.<br />
13. Çocukların kişiliklerinin ve mallarının korunmasının yanı sıra onların temsili konusunda Türkiye’nin de taraf olduğu birçok sözleşme mevcuttur. Çocuk hakları konusunda en çok katılımın gerçekleştiği milletlerarası sözleşme ise Çocuk Haklarına Dair Birleşmiş Milletler Sözleşmesidir. Anılan Sözleşme, Birleşmiş Milletlerin 44. Genel Kurulu’nda 20 Kasım 1989 tarih ve 44/25 sayılı kararıyla kabul edilerek 02.09.1990 tarihinde yürürlüğe girmiştir (ÇHS-1989). ÇHS Türkiye tarafından 14.09.1990 tarihinde imzalanmıştır. Türkiye bakımından Sözleşme, kanun olarak 27.01.1995 tarihinde yürürlüğe girmiş ve böylece Türkiye Sözleşme’ye taraf devlet konumuna gelmiştir. Sözleşme, çocuk haklarına yönelik olarak; ayrımcılık yapmama (m. 2), çocuğun üstün yararı (m. 3), yaşama ve gelişme (m. 6), son olarak da çocuğun görüşüne değer verme (m. 12) olmak üzere dört temel ilkeyi bünyesinde barındırmaktadır.<br />
14. Ana ve babanın çocukların kişiliklerine ilişkin hak ve ödevleri, özellikle çocuklara bakmak, onları görüp gözetmek, geçimlerini sağlamak, yetiştirilmelerini ve eğitimlerini gerçekleştirmektir. Bu bağlamda sağlayacağı eğitim ile çocuğu istenilen ölçüde dürüst, kötü alışkanlıklardan uzak, iyi ahlak sahibi, çalışkan ve bilgili bir insan olarak yetiştirmek hak ve yükümlülüğü bulunmaktadır.<br />
15. Velayet, kamu düzenine ilişkin olup, bu hususta ana ile babanın istek ve beyanlarından ziyade çocuğun menfaatlerinin dikkate alınması zorunludur.<br />
16. Belirtilmelidir ki, velayetin kaldırılması ve değiştirilmesi şartları gerçekleşmedikçe, ana ve babanın velayet görevlerine müdahale olunamaz.<br />
17. Velayetin düzenlenmesinde asıl olan, küçüğün yararını korumak ve geleceğini güvence altına almak olduğundan, çocuğun fiziksel ve ruhsal gelişimini engelleyen ve süreklilik arz edeceği anlaşılan her olay, tehlikenin büyüklüğü, doğurabileceği onarılması güç sonuçlar değerlendirilerek sonuca varılmalı; velayetin belirlenmesi ve düzenlenmesinde öncelikle çocuğun yararı göz önünde tutulmalıdır.<br />
18. Bu kapsamda, çocuğun cinsiyeti, doğum tarihi, eğitim durumu, kimin yanında okumakta olduğu, talepte bulunanın çocuğun eğitim durumu ile ilgilenip ilgilenemeyeceği, sağlığı, sağlık durumuna göre tedavi olanaklarının kimin tarafından sağlanabileceği gibi özel durumuna ilişkin hususlar göz önünde tutulmalıdır.<br />
19. Velayetin belirlenmesi ve düzenlenmesinde ana babadan kaynaklanan özelliklerin de dikkate alınması kaçınılmazdır. Bu nedenle, mahkemece çocuğu başkasına bırakma, ihmal etme, kaçırma, iradi olarak terk etme, yönlendirme hususları ile tarafın velayet talebinin olup olmaması, şiddet uygulaması, sadakatsizliği, ekonomik durumu, mesleği, yaşadığı ortam, kötü davranışı, alkol bağımlılığı, sağlığı, dengesiz davranışları dikkate alınmalıdır.<br />
20. Mahkemece, açıklanan özellikler yanında mümkün oldukça çocuğun alıştığı ortamın değiştirilmemesine, kardeşlerin ayrılmamasına özen gösterilmeli, velayetin verileceği taraf yanında kalmasının çocuğun bedeni, fikri, ahlaki gelişmesine engel olup olmayacağı yönünde ciddi ve inandırıcı delil olup olmadığı veya hemen meydana gelecek tehlikenin varlığının ispat edilip edilemediği ve maddi durumun iyiliğinin tek başına velayetin değiştirilmesini gerektirmeyeceği hususu da mutlaka değerlendirilmelidir.<br />
21. Nitekim açıklanan ilkeler, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 13.10.2010 tarihli ve 2010/2-501 E., 2010/492 K.; 23.11.2011 tarihli ve 2011/2-547 E., 2011/695 K.; 16.03.2012 tarihli ve 2011/2-884 E., 2012/197 K. ile 06.03.2013 tarihli ve 2012/2-794 E., 2013/310 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir.<br />
22. Eldeki davada; tarafların 06.09.2012 tarihinde evlendikleri, bu evlilikten 15.11.2013 tarihinde Mehmet Efe isimli ortak çocuklarının dünyaya geldiği, sonrasında anlaşmalı olarak boşandıkları, protokol uyarınca velayetin babaya verildiği ve kararın 24.03.2014 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır. Davacı bu tarihten dört gün sonra 28.03.2014 tarihinde TMK&#8217;dan doğan ve bir anne olarak kendisine tanınan velayet hakkının tarafına verilmesine karar verilmesi amacıyla velayetin değiştirilmesi davasını açmıştır. Mahkemece 06.06.2014 tarihli ön inceleme tensip tutanağı ile çocuğun yaşı gereği anne bakım ve sevgisine muhtaç olduğu dikkate alınarak velayetin tedbiren anneye verildiği, davalı vekilinin 24.09.2014 tarihli duruşmada “…velayetin karşı tarafa verilmesi hususunda anlaşma yolundayız. Ancak nafakanın miktarında anlaşamıyoruz,…” şeklinde beyanda bulunduğu, özetle küçüğün tedbir tarihinden itibaren anne yanında yaşadığı anlaşılmaktadır.<br />
23. Dosya kapsamı bir bütün olarak değerlendirildiğinde; tarafların her ikisinin de memur olduğu ve evlilik süresince Ankara’da yaşadıkları, küçük Mehmet Efe henüz dört aylıkken anne ve babasının boşandıkları, velayet hakkı kendisinde olan babanın işi nedeniyle ortak çocuğu Malatya’da bulunan annesinin yanına bıraktığı, ancak babaannenin çalışıyor olması nedeni ile çocuğa bir akrabanın baktığı, velayetin kamu düzenine ilişkin olduğu ayrıca çocukları ilgilendiren bütün faaliyetlerde kamusal veya özel sosyal yardım kurum ve kuruluşları da dahil olmak üzere tüm mahkemeler, idari makamlar veya yasama organları tarafından çocuğun üstün yararının temel düşünce olması gerektiği, bu temel düşünce karşısında eldeki davanın anlaşmalı boşanma kararından dört gün sonra açılmasının bir öneminin bulunmadığı, yerel mahkemece verilen tedbir kararı ile anne sevgisine tam anlamıyla muhtaç olan küçüğün bakımının babaanne yerine annesi tarafından yerine getirilmesi gerektiği gözetilerek o tarihte henüz yedi aylık olan bebeğin annesine verildiği ve o tarihten itibaren küçük çocuğun anne ile birlikte yaşadığı, babanın velayet hakkına sahip olduğu üç aylık süre boyunca velayet görevinin yükümlülüklerini gereği gibi yerine getirmediği, annenin ekonomik ve sosyal statüsüne bakıldığında Azerbaycan uyruklu Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olduğu, Türkiye Orta Doğu Amme İdaresinde yüksek lisans ve doktora eğitimlerini tamamladığı, akademik unvan kapsamında yönetim bilimleri doktoru olduğu, aynı zamanda Polis Akademisi Uluslararası Güvenlik Ana Bilim Dalında ikinci bir yüksek lisans yaptığı, Başbakanlık Yurt Dışı Türkler ve Akraba Toplulukları Başkanlığında uzman kadrosunda çalıştığı, Ankara’da yaşamını devam ettirdiği, küçüğün fiziksel, ruhsal ve ahlaki gelişimi için ihtiyaçlarını karşılayabileceği konusunda bir tereddüt bulunmadığı, bir anne olmanın sorumluluklarını yerine getirdiği anlaşılmaktadır.<br />
24. Açıklanan nedenlerle küçüğün velâyetinin davacı babada bırakılması hâlinde yaşı ve alışageldiği ortamdan koparılmasının onun bedenî ruhî ve ahlakî gelişimine olumsuz etki yapacağı, sürdürdüğü tüm yaşamın bir başka ifade ile alıştığı ortamın değişeceği anlaşılmakla küçüğün üstün yararı için velayetinin anneye verilmesinin çok daha uygun olacağı sonucuna varılarak direnme kararı yerinde görülmüştür.<br />
25. Ne var ki, davalı vekilinin ortak çocuk yararına hükmedilen iştirak nafakasının miktarına ilişkin sair temyiz itirazı Özel Dairece incelenmediğinden, bu yön hakkında gerekli inceleme yapılmak üzere dosya Özel Daireye gönderilmelidir.</p>
<p>IV. SONUÇ:<br />
Açıklanan nedenlerle;<br />
Velayet kararına yönelik direnme uygun bulunduğundan, davalı vekilinin işin esasına yönelik diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE,<br />
Ancak karar düzeltme yolunun açık olması sebebiyle öncelikle mahkemesince Hukuk Genel Kurulu kararının taraflara tebliği ile karar düzeltme yoluna başvurulması hâlinde dosyanın Hukuk Genel Kuruluna, başvurulmaması hâlinde ise mahkemesince doğrudan Yargıtay 2. Hukuk Dairesine Gönderilmesine,<br />
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu&#8217;nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu&#8217;nun 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 25.03.2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.]</p>
</div>
</details>
<details class="ss-emsal" open="open">
<summary><strong>Yargıtay 2. HD, E. 2023/4852, K. 2024/1505, T. 06.03.2024</strong> — Eşine ve ortak çocuklara fiziksel şiddet uygulayan babaya velayet verilemeyeceği; şiddet olgusunun ebeveynlik kapasitesini doğrudan sakatladığı ve velayetin anneye verilmesi gerektiği.</summary>
<div class="ss-tam">
<p>[Yargıtay, 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/4852, K. 2024/1505, T. 06.03.2024</p>
<p>MAHKEMESİ: Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI: 2022/1687 E., 2023/435 K.<br />
DAVA TARİHİ: 13.07.2021<br />
KARAR: İstinaf başvurusunun esastan reddi<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ: Gaziantep 8. Aile Mahkemesi<br />
SAYISI: 2021/555 E., 2022/376 K.<br />
Taraflar arasındaki boşanma davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulü ile boşanma ve fer&#8217;ilerine karar verilmiştir.<br />
Kararın davalı erkek tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.<br />
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı erkek tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:<br />
I. DAVA<br />
Davacı kadın vekili dava ve cevaba cevap dilekçesinde; müvekkiline ve ortak çocuklara fiziksel şiddet uygulamadığını, sürekli hakaret ettiğini, çalışmadığını, maddî ve manevî yükümlülüklerini yerine getiremediğini, evlilik birliğinin temelinden sarsıldığını beyanla tarafların boşanmalarına, ortak çocukların velâyetinin müvekkiline verilmesine, çocuklar lehine ayrı ayrı aylık 1.000,00 TL tedbir ve iştirak nafakasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br />
II. CEVAP<br />
Davalı erkek davaya cevap ve ikinci cevap dilekçesinde; eşinin iddialarının gerçek dışı olduğunu, kabul etmediğini, çocuklar ile ilgilenmediğini, erkek kardeşinin etkisi ile davrandığını, sürekli evi terk ettiğini, en son ise iki ay önce yine evi terk ettiğini beyanla davanın reddine karar verilmesini, boşanma halinde ise ortak çocukların velâyetini kendisine verilmesini talep etmiştir.<br />
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıdaki başlıkta tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalının, davacıya ve ortak çocuklara fiziksel şiddet uyguladığı, davacıyı istemediği, evlilik birliğinin kendisine yüklediği görevleri yerine getirmediği, boşanmaya sebep olan olaylarda davalının tam kusurlu olduğu, davacının ise kusurunun bulunmadığı, tarafların evliliklerinin ortak hayatı sürdürmeleri taraflarda beklenemeyecek derecede temelinden sarsıldığının anlaşıldığı, sosyal inceleme raporu, ortak çocukların yaşı itibarı ile anne bakım ve şefkatine muhtaç olduğu, davacının dosya kapsamına yansıyan ve velâyet hakkını kullanmasına engel teşkil edebilecek herhangi bir olumsuzluğun da bulunmadığı, çocukların yaşları ve gelişimi gibi hususlar da dikkate alınarak çocukların velâyetlerinin davacı anneye verilmesine, davalının çocuklara şiddet uyguladığı, davalı ile çocuklar arasında kişiseli ilişki kurulmasının psikolojik ve fiziksel gelişimleri açısından sakıncalı olacağı gerekçesi ile davanın kabulüne, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu&#8217;nun (4721 sayılı Kanun) 166 ncı maddesinin birinci fıkrası gereğince tarafların boşanmalarına, ortak çocukların velâyetlerinin anneye verilmesine, çocuklar ile davalı baba arasında kişisel ilişki kurulmamasına, çocuklar lehine ayrı ayrı aylık 200,00 TL tedbir ve iştirak nafakasına karar verilmiştir<br />
IV. İSTİNAF<br />
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı erkek istinaf başvurusunda bulunmuştur.<br />
B. İstinaf Sebepleri<br />
Davalı erkek, boşanma kararına itiraz etmediğini, kararın usul ve kanuna aykırı bulunduğunu beyanla; kusur belirlemesi, velâyet ve kişisel ilişki düzenlemesi, ortak çocuklar lehine hükmedilen tedbir ve iştirak nafakası ile miktarları yönünden istinaf başvurusunda bulunmuştur.<br />
C. Gerekçe ve Sonuç<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; toplanan deliller ve dosya kapsamına göre, davalının İlk Derece Mahkemesince kabul edilen kusurlarının gerçekleştiği, boşanmaya neden olan olaylarda davalının tam kusurlu olduğu, davacının ispatlanmış bir kusurunun olmadığı, gerekçede ve kusur belirlemesinde hata edilmediği, tarafların tespit edilen ekonomik ve sosyal durumları, paranın alım gücü, nafakanın niteliği, ortak çocukların ihtiyaçları ve günün ekonomik koşullarına göre ortak çocuklar lehine takdir edilen tedbir ve iştirak nafakası miktarlarının hakkaniyete uygun olduğu, velâyet ve kişisel ilişkiye dair hükümlerin kesin hüküm oluşturmadığı, değişen şart ve koşullara göre her zaman velâyetle ilgili dava açılabileceği, annenin çocuklara karşı olumsuz bir davranışının ispat edilemediği, çocukların yaşı ve üstün yararları gereğince çocukların velâyetlerinin anneye verilmesine ilişkin karar ile çocuklarla davalı arasında kurulan kişisel ilişki yönünden verilen kararın da doğru olduğu, İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve kanuna uygun olduğu gerekçesi ile davalı erkeğin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) inci alt bendi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.<br />
V. TEMYİZ<br />
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı erkek temyiz isteminde bulunmuştur.<br />
B. Temyiz Sebepleri<br />
Davalı erkek, kararın usul ve kanuna aykırı bulunduğunu beyanla; kusur belirlemesi, velâyet ve kişisel ilişki düzenlemesi, ortak çocuklar lehine hükmedilen tedbir ve iştirak nafakası ile miktarları yönünden kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.<br />
C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Uyuşmazlık, davacı kadın tarafından açılan evlilik birliğinin sarsılması nedenine dayalı boşanma davasında kusur belirlemesinin yerinde olup olmadığı, velâyet ve kişisel ilişki düzenlemesinin uygun olup olmadığı, ortak çocuklar lehine tedbir ve iştirak nafakası verilmesi şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediği, miktarlarının uygun olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.<br />
2. İlgili Hukuk<br />
4721 sayılı Kanun&#8217;un 4 üncü ve 6 ncı maddesi, 166 ncı maddesinin birinci ve ikinci fıkrası, 169 uncu maddesi, 182 nci, 323 üncü maddesi, 327 nci, 328 inci, 330 uncu ve 336 ncı madddesi; 6100 sayılı Kanun&#8217;un 190 ıncı maddesi, 194 üncü maddesi, 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 inci ve 371 inci maddesi.<br />
3. Değerlendirme<br />
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun&#8217;un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.<br />
2. Temyizen &#8230;, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı erkek tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.<br />
VI. KARAR<br />
Açıklanan sebeplerle;<br />
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun&#8217;un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,<br />
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,<br />
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,<br />
06.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.]</p>
</div>
</details>
<details class="ss-emsal" open="open">
<summary><strong>Yargıtay 2. HD, E. 2021/3967, K. 2021/5195, T. 23.06.2021</strong> — Babanın çocuklar üzerindeki yönlendirme ve baskısı ile anneye duyduğu yoğun öfke karşısında, kişisel öfke ve intikam duygularının çocukların üstün menfaatlerine tercih edilemeyeceği.</summary>
<div class="ss-tam">
<p>[Yargıtay, 2. Hukuk Dairesi, E. 2021/3967, K. 2021/5195, T. 23.06.2021</p>
<p>MAHKEMESİ : Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi<br />
DAVA TÜRÜ : Karşılıklı Boşanma-Ziynet Alacağı<br />
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı-karşı davalı erkek tarafından; kusur belirlemesi, kadın yararına hükmedilen yoksulluk nafakası ve reddedilen kendi manevi tazminat talebi yönünden, davalı-karşı davacı kadın tarafından ise erkeğin davasının kabulü, kusur belirlemesi, reddedilen tazminat talepleri, yoksulluk nafakasının miktarı ile velayet düzenlemesi yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:<br />
1-Davalı-karşı davacı kadının &#8220;Erkeğin boşanma davasının kabulüne&#8221; yönelik temyiz dilekçesinin incelenmesinde;<br />
İlk derece mahkemesince bu yöne ilişkin olarak verilen hüküm davalı -karşı davacı kadın tarafından istinaf edilmeyerek kesinleşmiştir. Bu nedenle davalı-karşı davacı kadının, istinaf edilmeyerek kesinleşen bu yöne ilişkin temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekmiştir.<br />
2-Tarafların diğer temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;<br />
a) Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre davacı -karşı davalı erkeğin tüm, davalı -karşı davacı kadının ise aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.<br />
b) İlk derece mahkemesince karşılıklı olarak açılan boşanma davalarının yapılan yargılaması sonucunda her iki boşanma davasının kabulü ile tarafların boşanmalarına, tarafların ortak çocukları 2008 doğumlu &#8230; ile 2012 doğumlu &#8230;&#8217;nun velayetlerinin davacı-karşı davalı babaya verilmesine hükmedilmiş, davalı-karşı davacı annenin bu yöne ilişkin istinaf talebi bölge adliye mahkemesince esastan reddedilmiş, hüküm taraflarca temyiz edilmiştir.<br />
Velayet ve kişisel ilişki düzenlenirken; göz önünde tutulması gereken temel ilke, çocuğun &#8220;Üstün yararıdır&#8221; (Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme md.3; Çocuk Haklarının Kullanılmasına ilişkin Avrupa Sözleşmesi m. 1; TMK m. 339/1. 34.3/1, 346/1; Çocuk Koruma Kanunu m. 4/b). Çocuğun üstün yararını belirlerken; onun bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlaki ve toplumsal gelişiminin sağlanması amacının gözetilmesi gereklidir. Ana ve babanın yararları; boşanmadaki kusurları, ahlaki değer yargıları, sosyal konumları gibi durumları, çocuğun üstün yararını etkilemediği ölçüde göz önünde tutulur. Velayet düzenlemesi kamu düzenine ilişkin olup, re&#8217;sen araştırma ilkesi geçerlidir. Bu nedenle yargılama sırasında meydana gelen gelişmelerin bile göz önünde tutulması gerekir. Tarafların davayı kabulü de tek başına hukuki sonuç doğurmaz.Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesinin 12. ve Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesinin 3 ve 6. maddeleri idrak çağındaki çocukların kendilerini ilgilendiren konularda görüşünün alınması ve görüşlerine gereken önemin verilmesini öngörmektedir. Çocukların üstün yararı gerektirdiği takdirde, görüşlerinin aksine karar verilmesi mümkündür.<br />
Dosyanın incelenmesinde; alınan 15.03.2018 tarihli ilk sosyal inceleme raporunda ortak çocuklardan &#8230; uzmana, babasının içki içerek annesine şiddet uyguladığını, babasının iki üç gün önce okula gelerek kendisine &#8221; Amcalarla görüşmeye gittiğinde o amcalara (annenin) eve erkekler getirdiğini söyle, bunları söylemezsen beni hapse atarlar bir daha yüzümü göremezsin&#8221; dediğini, evde babasının, babaannesinin ve yengesinin annesini sevmediklerini ve annesine küfür ettiklerini, parmağının okulda top oynarken kırıldığını, kendisini döven ya da kızan kimsenin olmadığını, babasında kalmak istediğini beyan etmiştir. Rapor tarihinde henüz 6 yaşını doldurmayan ortak çocuk &#8230; ise beyanında, babasının içki içtiğini ve sürekli annesini dövdüğünü, annesini dışarıya atarak kapıyı üzerine kilitlediğini, annesinin ağladığını, annesinde kalmak istediğini beyan etmiştir. Uzman ise görüş kısmında, her iki çocuğun halen anne yanında bulunduklarını, ortak çocuk &#8230;&#8217;in beyan verirken tedirgin ve kaygılı olduğunu, daha bir şey sorulmadan babasında kalmak istediğini söylediğini, &#8230;&#8217;nun ise daha rahat ve paylaşıma açık davrandığını, her iki çocuğun da ebeveynleri tarafından yönlendirilmiş olabileceklerini, yaşları itibariyle daha çok anne bakım ve şefkatine ihtiyaç duydukları bir dönemde olduklarını, annenin çocukların velayetini almaya fiziksel ve psikolojik bir engelinin bulunmadığını, velayet konusunda istekli olduğunu, çocukların anneleri ile olmalarının yüksek menfaatlerine olacağını beyan etmiştir. Aynı uzman 23.12.2019 tarihli ek raporunda ise, davalı-karşı davacı kadının gayri ahlaki bir yaşantısının olduğunun, davacı-karşı davalı erkeğin ise küfür ve hakaret ettiğinin, alkol kullandığının ve şiddet uyguladığının iddia edildiğini, bu iddialar çerçevesinde mesaj ve ses kayıtlarının sunulduğunu ve tanıkların dinlendiğinini, mahkemede oluşacak kanaate göre velâyet konusunda karar verilmesinin uygun olacağını beyan etmiştir. Aldırılan son raporda ise çocuklardan &#8230;&#8217;in baba yanında kalmaya başladığı, küçük &#8230; ile annenin ise mahkemenin tedbir kararı uyarınca ortak evde birlikte yaşadıkları, erkeğin bu evin elektrik ve doğalgazını kapattırdığı için görüşme tarihinde küçük &#8230;&#8217;nun üşüterek hasta olduğunun gözlemlendiği, annenin küçüğü asla bırakamayacağını çocuklarının kendisine ihtiyaçlarının olduğunu beyan ederek ağladığı, baba çalıştığından büyük çocuk &#8230;&#8217;e babaanne ve dedesinin baktığı, annenin velayet sorumluluğunu alabilecek yeterlilikte olmadığına yönelik ifadelerle velayet konusunda takdirin mahkemeye bırakıldığı yönünde görüş bildirildiği görülmüştür.<br />
Toplanan delillerden, davalı-karşı davacı kadının başka erkeklerle mesajlaşarak güven sarsıcı davranışlarda bulunduğu sabit ise de gayrı ahlaki bir yaşam sürdürdüğü ispatlanamamıştır. Özellikle çocuklardan &#8230;&#8217;in uzmana verdiği beyanlar ve son raporda kadın ve çocuklardan &#8230;&#8217;nun yaşadıkları ortamın fiziki koşulları dikkate alındığında babanın çocuklar üzerindeki yönlendirme ve baskısı ile davalı -karşı davacı kadına karşı öfkesinin yoğun olduğu, çocukların yaş, gelişimleri de gözetildiğinde anne bakım ve şefkatine daha çok ihtiyaç duydukları bir dönemde bulundukları, annenin velayet görevini ağır ihmal durumunun somut delillerle ispatlanamadığı, baba, babaanne ve yengenin anneye karşı olumsuz tutum ve söylemlerinin çocuklar tarafından da beyan edildiği, velayet düzenlemesinde asıl olanın çocukların üstün menfaatinin korunması olduğu, kişisel öfke ve intikam duygularının kesinlikle çocukların üstün menfaatlerine tercih edilemeyecekleri, kaldı ki babanın uzun süreli şehir dışı işlerde çalışması nedeniyle velayeti alması durumunda çocuklara babaanne ve dedenin bakacağı hususu da gözetildiğinde tarafların ortak çocukları 2008 doğumlu &#8230; ve 2012 doğumlu &#8230;&#8217;nun velayetlerinin davalı-karşı davacı annelerine verilmesine karar vermek gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.<br />
SONUÇ : Davalı-karşı davacı kadının &#8220;Erkeğin boşanma davasının kabulüne&#8221; yönelik temyiz dilekçesinin ise yukarıda (1.) bentte gösterilen sebeple REDDİNE, temyiz edilen bölge adliye mahkemesi hükmünün yukarıda (2/b) bendinde gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozmanın kapsamı dışında kalan temyize konu diğer bölümlerinin ise yukarıda (2/a) bendinde gösterilen sebeple ONANMASINA, aşağıda yazılı harcın &#8230;&#8217;a yükletilmesine, peşin harcın mahsubuna 292.10 TL temyiz başvuru harcı peşin yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, temyiz peşin harcının istek halinde yatıran &#8230;&#8217;e geri verilmesine, dosyanın ilgili bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine gönderilmesine oybirliğiyle karar verildi. 23.06.2021 (Çrş.)]</p>
</div>
</details>
<details class="ss-emsal" open="open">
<summary><strong>Yargıtay 2. HD, E. 2025/1980, K. 2025/9284, T. 03.11.2025</strong> — Velayetin kamu düzenine ilişkin olduğu; anlaşmalı boşanma protokolündeki velayet düzenlemesinin hakimi bağlamayacağı ve koşulların yargılamanın her aşamasında resen değerlendirileceği.</summary>
<div class="ss-tam">
<p>[Yargıtay, 2. Hukuk Dairesi, E. 2025/1980, K. 2025/9284, T. 03.11.2025</p>
<p>MAHKEMESİ: Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI: 2024/650 E., 2025/84 K.<br />
DAVA TÜRÜ: Karşılıklı Boşanma<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ: Çorum 3. Aile Mahkemesi<br />
SAYISI: 2023/618 E., 2024/354 K.<br />
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı- karşı davacı erkek vekili tarafından kusur belirlemesi, kadının boşanma davasının kabulü, velâyet, iştirak ve yoksulluk nafakası ile bağımsız velâyete yönelik karşı davası hakkında karar verilmesine yer olmadığı kararı yönünden temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda;<br />
Davalı- karşı davacı erkeğin, kadının boşanma davasının kabulüne yönelik temyiz dilekçesinin incelenmesinde;<br />
Feragat yetkisi bulunan davalı-karşı davacı erkek vekili, 20.02.2025 tarihli dilekçe ile boşanma kararına yönelik temyiz talebinden feragat ettiğini açıkça, kayıtsız ve şartsız olarak bildirmiştir. Bu durumda, davalı-karşı davacı erkek vekilinin kadının boşanma kararına yönelik temyiz başvurusunun feragat sebebiyle reddine karar vermek gerekmiştir.<br />
Davalı- karşı davacı erkek vekilinin velâyet talebi ile açılan karşı davaya yönelik temyiz dilekçesinin incelenmesinde;<br />
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu&#8217;nun (6100 sayılı Kanun) 382 inci maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendinin (13) üncü alt bendinde boşanma davasından bağımsız açılan velâyete ilişkin davalar çekişmesiz yargı işlerinden sayılmıştır. Aynı Kanunun 362 nci maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince çekişmesiz yargı işlerinde verilen kararlar kesin nitelikte olup, bu kararlara karşı temyiz kanun yoluna başvurulamaz. Bu nedenle davalı- karşı davacı erkek vekilinin bağımsız karşı velâyet davası yönünden temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekmiştir.<br />
Davalı- karşı davacı erkek vekilinin reddedilen yönler dışındaki temyiz itirazları yönünden temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:<br />
1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı- karşı davacı erkek vekilinin aşağıdaki paragraflar kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.<br />
2.Velâyet düzenlemesi yapılırken göz önünde tutulması gereken temel ilke “çocuğun üstün yararı&#8221;dır. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi&#8217;nin 3 üncü maddesinin birinci fıkrasına göre, kamusal ya da özel sosyal yardım kuruluşları, mahkemeler, idari makamlar veya yasama organları tarafından yapılan ve çocukları ilgilendiren bütün faaliyetlerde, çocuğun yararı temel düşüncedir. Çocuğun üstün yararını belirlerken onun bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlâki ve toplumsal gelişiminin sağlanması amacının gözetilmesi gereklidir. Anne ve babanın yararları, boşanmadaki kusurları, ahlâki değer yargıları, sosyal konumları gibi durumları çocuğun üstün yararını etkilemediği ölçüde göz önünde tutulur. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesinin 2 nci ve Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesinin 3 üncü ve 6 ncı maddeleri idrak çağındaki çocukların kendilerini ilgilendiren konularda görüşlerinin alınması ve görüşlerine gereken önemin verilmesini öngörmektedir. Çocukların üstün yararı gerektirdiği takdirde görüşlerinin aksine de karar verilmesi mümkündür. Somut olayda; davacı-karşı davalı kadının velâyeti anneye verilen ortak çocuk [&#8230;]&#8217;nın babanın yanında kalması hususunda anlaştıklarına ve çocuğun babanın yanında kaldığına dair 09.09.2024 tarihli Sosyal Araştırma Raporu&#8217;nda beyanda bulunduğu, yine davacı-karşı davalı kadın vekilinin ortak çocuk [&#8230;]&#8217;nın velâyetinin babaya verilmesi hususunda anlaştıklarına ve iştirak nafakasının kaldırılmasına ilişkin 20.02.2025 tarihli beyan dilekçesi sunduğu, davalı-karşı davacı erkek vekilininin de istinaf ve temyiz dilekçelerinde ortak çocuk [&#8230;]&#8217;nın babanın yanında kaldığına ilişkin beyanda bulunduğu ve yine davalı-karşı davacı erkek vekilinin ortak çocuk [&#8230;]&#8217;nın velâyetinin babaya verilmesi hususunda anlaştıklarına ve iştirak nafakasının kaldırılmasına ilişkin 20.02.2025 tarihli beyan dilekçesi sunduğu anlaşılmıştır. Velayet kamu düzenine ilişkindir. Bu nedenle yargılamanın her aşamasında hakim tarafından ortaya çıkan koşulların değerlendirilmesi ve res&#8217;en dikkate alınması gerekir. Çocuğun menfaati gerektirdiğinde velayet sahibi değiştirilebilecektir. Bu durumda yapılacak iş; velâyeti kendisine verilen anne yanında yaşamadığı belirtilen yaşı itibarıyla idrak çağında bulunan ortak çocuk [&#8230;]&#8217;nın ve ebeveynlerin velayet konusunda görüşünü almak ve gerek görülmesi halinde yeniden inceleme ve rapor istenip tarafların barınma, gelir, sosyal ve psikolojik durumlarına göre ortak çocuk [&#8230;]&#8217;nın sağlıklı gelişimi için ebeveynlerinden hangisi yanında kalmasının çocuğun menfaatine olacağının tespit etmek, idrak çağındaki çocuğun beyanı, kadın vekilinin ve erkek vekilinin yukarıda bahsedilen beyan dilekçeleri ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre karar vermekten ibarettir. Açıklanan nedenlerle tüm bu hususlar değerlendirilerek ortak çocuk [&#8230;] yönünden velâyet hakkında bir karar verilmek üzere hükmün bozulması gerekmiştir.<br />
3.4721 sayılı Türk Medeni Kanunu&#8217;nun (4721 sayılı Kanun) 175 inci maddesi gereğince yoksulluk nafakası talebinin kabul edilebilmesi için nafaka alacaklısının daha ağır kusurlu olmaması şartı ile birlikte boşanma yüzünden yoksulluğa düştüğünün de belirlenmesi gerekir. İlk Derece Mahkemesince sosyal ve ekonomik durumları ile paranın alım gücü dikkate alınarak kadının lehine yoksulluk nafakasına hükmedilmiş ve Bölge Adliye Mahkemesince de yoksulluk nafakası yönünden erkeğin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Davalı- karşı davacı erkek vekili istinaf ve temyiz dilekçelerinde kadının dosyaya gelen sosyal ekonomik durum araştırmasında kadının işçi vasfında çalıştığının bildirildiğini beyan etmiştir. Dosya içerisindeki 07.02.2024 tarihli sosyal ekonomik durum araştırmasında da kadının işçi olup 19 günlük çalışması olduğu bildirilerek tutanağa Sosyal Güvenlik Kurumu hizmet dökümünün eklendiği anlaşılmakla; Mahkemece yeniden usulünce tarafların sosyal ve ekonomik durumlarının SGK kayıtları da dikkate alınarak etraflıca araştırılarak, kadının sürekli ve düzenli bir işte çalışıp çalışmadığının, çalıştığının tespit edilmesi halinde, çalışması karşılığında elde ettiği gelirin düzenli ve sürekli olup olmadığının, kendisini yoksulluktan kurtaracak düzeyde bulunup bulunmadığının, tarafların gelir durumlarının birbirlerine yakın veya denk olup olmadığının araştırılarak sonuca göre kadının yoksulluk nafakası talebi hakkında karar verilmesi gerekirken, bu konuda eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.<br />
KARAR<br />
Açıklanan sebeplerle;<br />
1.Davalı- karşı davacı erkek vekilinin, boşanma kararına yönelik temyiz dilekçesinin feragat sebebiyle REDDİNE,<br />
2.Davalı- karşı davacı erkek vekilinin, velâyete ilişkin karşı davası hakkında karar verilmesine yer olmadığı kararına yönelik temyiz dilekçesinin REDDİNE,<br />
3.Davalı- karşı davacı erkek vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;<br />
a.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurularının esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının asıl davadaki velâyet düzenlemesi ile kadın yararına hükmedilen yoksulluk nafakası yönünden ORTADAN KALDIRILMASINA,<br />
b.İlk Derece Mahkemesi kararının asıl davadaki velâyet düzenlemesi ile kadın yararına hükmedilen yoksulluk nafakası yönünden davalı-karşı davacı erkek yararına BOZULMASINA, bozma sebebine göre ortak çocuk [&#8230;]&#8217;ya ilişkin iştirak nafakasına yönelik temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına,<br />
c.Davalı-karşı davacı erkek vekilinin sair temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozmanın kapsamı dışında kalan temyize konu diğer bölümlerinin ise 6100 sayılı Kanun&#8217;un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,<br />
Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde temyiz edene iadesine,<br />
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,<br />
03.11.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.]</p>
</div>
</details>
<h2 id="sss">Sık Sorulan Sorular</h2>
<h3>Boşanmada velayet neden çoğunlukla anneye veriliyor?</h3>
<p>TÜİK 2025 verilerine göre velayetin %74,6&#8217;sı anneye verilmiştir; bunun temel nedeni küçük yaş grubundaki çocukların anne bakımına muhtaçlık karinesi ve fiili bakımı uygulamada çoğunlukla annenin üstlenmesidir, yoksa hukukta anneye otomatik üstünlük tanıyan bir kural yoktur.</p>
<h3>Aldatan eşe velayet verilir mi?</h3>
<p>Evet, verilebilir; zina eşler arasındaki sadakat yükümlülüğünün ihlalidir ve çocuğun gelişimini doğrudan olumsuz etkilemediği sürece ebeveynlik kapasitesini ortadan kaldırmaz, velayet kusura göre değil çocuğun üstün yararına göre belirlenir.</p>
<h3>Çalışmayan ve geliri olmayan anne velayet alabilir mi?</h3>
<p>Evet; annenin gelirinin olmaması velayete engel değildir, çünkü çocuğun maddi ihtiyaçları velayeti alamayan babanın gücü oranında ödeyeceği iştirak nafakasıyla karşılanır ve anne şefkati maddi imkanla telafi edilemeyen bir unsur olarak kabul edilir.</p>
<h3>Velayet kaç yaşına kadar anneye verilir?</h3>
<p>0-3 yaş arasında anne bakımına mutlak muhtaçlık karinesi uygulanır ve velayetin anneye verilmesi asıldır; 3-6 yaş ve okul çağında bu eğilim zayıflayarak istikrar ilkesi öne çıkar, 8 yaş ve üzerinde ise çocuğun kendi görüşü de değerlendirmeye katılır.</p>
<h3>Çocuk babada kalmak isterse velayet babaya verilir mi?</h3>
<p>İdrak çağındaki çocuğun babayla yaşama isteği önemli bir değerlendirme unsurudur ve babanın velayeti üstlenmesine engel bir durum yoksa velayet babaya verilebilir; ancak mahkeme, beyanın özgür iradeye dayanıp dayanmadığını uzmanlar aracılığıyla denetler ve üstün yarar gerektiriyorsa tercihten sapabilir.</p>
<h3>Velayeti alan eş çocuğu göstermezse ne olur?</h3>
<p>Kişisel ilişki düzenlemesinin gereklerinin yerine getirilmemesi, TMK m.324/3 uyarınca çocuğun menfaatine aykırı olmamak kaydıyla doğrudan velayetin değiştirilmesi sebebidir ve mahkeme bu ihtarı velayet kararında açıkça yazar.</p>
<h3>Kardeşlerden biri anneye biri babaya verilebilir mi?</h3>
<p>Kural olarak kardeşler ayrılmaz; ancak büyük yaş farkı, şiddetli geçimsizlik veya özel bakım ihtiyacı gibi somut ve haklı nedenler varsa mahkeme her çocuk için ayrı üstün yarar analizi yaparak kardeşleri farklı ebeveynlere verebilir ve bu halde kardeşlerin birbirini görmesini geniş kişisel ilişkiyle güvenceye alır.</p>
<h3>Anlaşmalı boşanmada velayet konusunda anlaştık, hakim değiştirebilir mi?</h3>
<p>Evet; velayet kamu düzenine ilişkin olduğundan hakim, protokoldeki velayet düzenlemesini çocuğun üstün yararı süzgecinden geçirir ve TMK m.166/3 uyarınca gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir, taraflar bu değişikliği kabul etmezse dava çekişmeli boşanmaya dönüşür.</p>
<h2>Velayet Sürecinizde Hukuki Destek</h2>
<p>Velayet takdiri; yaş karineleri, uzman raporları, çocuğun dinlenmesi ve istikrar değerlendirmesinin iç içe geçtiği, her dosyada farklı sonuç üretebilen teknik bir süreçtir. Velayet talebinizin doğru delillerle kurgulanması, davanın seyrini belirler. Sarıoğlu &amp; Sefer Hukuk Bürosu olarak <a href="/istanbul-bosanma-avukati/">boşanma sürecinin velayet dahil tüm sonuçlarında</a> müvekkillerimize İstanbul genelinde hukuki destek sağlıyoruz.</p>
<p><strong>Adres:</strong> Osmaniye Mah., İsmail Erez Bulvarı No: 9/2, 34146 Bakırköy/İstanbul</p>
<p><em>Bu makale, Sarıoğlu &amp; Sefer Hukuk Bürosu adına Av. Mehmet SARIOĞLU tarafından hazırlanmıştır. Genel bilgilendirme amaçlıdır; somut olayınız için hukuki danışmanlık alınız.</em></p>
<p><a rel="nofollow" href="https://www.sarioglusefer.com/bosanmada-velayet-kime-verilir/">Boşanmada Velayet Kime Verilir?</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://www.sarioglusefer.com">SARIOĞLU &amp; SEFER HUKUK B&Uuml;ROSU</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Velayet Davası</title>
		<link>https://www.sarioglusefer.com/velayet-davasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Av. Mehmet Sarıoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Jul 2026 10:37:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Aile Hukuku]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sarioglusefer.com/?p=4153</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ana Sayfa » İstanbul Boşanma Avukatı » Velayet Davası Av. Mehmet SARIOĞLU &#124; Sarıoğlu &#38; Sefer Hukuk Bürosu &#124; Güncelleme: Temmuz 2026 Velayet davası, ergin olmayan çocuğun bakımı, eğitimi, temsili ve mallarının yönetimine ilişkin hak ve yükümlülüklerin hangi ebeveyn tarafından kullanılacağının aile mahkemesince belirlendiği davadır. Boşanma davasıyla birlikte veya bağımsız olarak açılabilir; mahkeme kararını tarafların taleplerine ... <a title="Velayet Davası" class="read-more" href="https://www.sarioglusefer.com/velayet-davasi/" aria-label="Read more about Velayet Davası">Devamını oku</a></p>
<p><a rel="nofollow" href="https://www.sarioglusefer.com/velayet-davasi/">Velayet Davası</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://www.sarioglusefer.com">SARIOĞLU &amp; SEFER HUKUK B&Uuml;ROSU</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="ss-breadcrumb"><a href="/">Ana Sayfa</a> » <a href="https://www.sarioglusefer.com/istanbul-bosanma-avukati/">İstanbul Boşanma Avukatı</a> » Velayet Davası</div>
<div class="ss-byline">Av. Mehmet SARIOĞLU | Sarıoğlu &amp; Sefer Hukuk Bürosu | Güncelleme: Temmuz 2026</div>
<p><strong>Velayet davası</strong>, ergin olmayan çocuğun bakımı, eğitimi, temsili ve mallarının yönetimine ilişkin hak ve yükümlülüklerin hangi ebeveyn tarafından kullanılacağının aile mahkemesince belirlendiği davadır. Boşanma davasıyla birlikte veya bağımsız olarak açılabilir; mahkeme kararını tarafların taleplerine göre değil, <strong>çocuğun üstün yararı</strong> ilkesine göre verir. TÜİK 2025 verilerine göre Türkiye&#8217;de bir yılda 191.371 çocuk velayete verilmiş, velayetin %74,6&#8217;sı anneye, %25,4&#8217;ü babaya bırakılmıştır.</p>
<p>Bu rehberde velayet davasının nasıl açıldığını, hangi mahkemenin görevli olduğunu, hakimin hangi kriterlere göre karar verdiğini, çocuğun görüşünün ne zaman alındığını ve sosyal inceleme raporunun rolünü güncel Yargıtay içtihatlarıyla birlikte açıklıyoruz.</p>
<div class="ss-icindekiler">
<p><strong>İçindekiler</strong></p>
<ul>
<li><a href="#velayet-nedir">Velayet Nedir?</a></li>
<li><a href="#velayet-kime-aittir">Velayet Kime Aittir?</a></li>
<li><a href="#ortak-velayet">Ortak Velayet Mümkün mü?</a></li>
<li><a href="#bosanmada-velayet">Boşanmada Velayet Kime Verilir?</a></li>
<li><a href="#dava-nasil-acilir">Velayet Davası Nasıl Açılır?</a></li>
<li><a href="#gorevli-yetkili-mahkeme">Velayet Davasında Görevli ve Yetkili Mahkeme</a></li>
<li><a href="#yargilama-usulu">Velayet Davası Nasıl İlerler?</a></li>
<li><a href="#cocugun-gorusu">Velayet Davasında Çocuğun Görüşü Alınır mı?</a></li>
<li><a href="#sir">Sosyal İnceleme Raporu (SİR) Nedir?</a></li>
<li><a href="#gecici-velayet">Geçici Velayet ve Dava Sürecindeki Tedbirler</a></li>
<li><a href="#temsil-kayyimi">Çocuğa Temsil Kayyımı Atanması</a></li>
<li><a href="#kesin-hukum">Velayet Kararı Kesin Hüküm müdür?</a></li>
<li><a href="#degistirme-kaldirma">Velayetin Değiştirilmesi ile Kaldırılması Arasındaki Fark</a></li>
<li><a href="#cocuk-mallari">Velayet ve Çocuk Mallarının Yönetimi</a></li>
<li><a href="#yabancilik-unsuru">Yabancılık Unsuru Taşıyan Velayet Uyuşmazlıkları</a></li>
<li><a href="#istanbul">İstanbul&#8217;da Velayet Davaları</a></li>
<li><a href="#sss">Sık Sorulan Sorular</a></li>
</ul>
</div>
<h2 id="velayet-nedir">Velayet Nedir?</h2>
<p>Velayet, ergin olmayan çocuğun korunması, bakımı, eğitimi ve temsili ile mallarının yönetimi konusunda ana ve babaya tanınan hak ve yükümlülüklerin bütünüdür. TMK m.335 uyarınca &#8220;Ergin olmayan çocuk, ana ve babasının velâyeti altındadır. Yasal sebep olmadıkça velâyet ana ve babadan alınamaz.&#8221; Velayet yalnızca bir hak değil, çocuğun menfaatini korumaya yönelik kamusal bir görevdir; ana babaya çocuk üzerinde mutlak otorite sağlamaz, çocuğun bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlaki ve toplumsal gelişimini sağlama ödevini yükler.</p>
<p>Velayetin kapsamına giren yetkiler dört ana başlıkta toplanır:</p>
<p><strong>Bakım ve eğitim:</strong> TMK m.339/1 uyarınca ana ve baba, çocuğun bakım ve eğitimi konusunda onun menfaatini göz önünde tutarak gerekli kararları alır ve uygular. Barınma, beslenme ve sağlığın korunması gibi fiziksel ihtiyaçların yanında okul seçimi, meslek eğitimi ve dini eğitim gibi manevi süreçler de bu kapsamdadır. <strong>Temsil:</strong> Ana ve baba, velayetleri çerçevesinde üçüncü kişilere karşı çocuğun yasal temsilcisidir; ancak çocuk ile ebeveyn arasında menfaat çatışması doğduğunda temsil kayyımı atanması gündeme gelir. <strong>Kişiliğin korunması:</strong> Ad koyma, yerleşim yerini belirleme ve dini eğitimi seçme yetkileri velayetin içindedir. <strong>Malların yönetimi:</strong> Çocuğa ait malvarlığının korunması ve yönetimi de velayetin mali boyutunu oluşturur.</p>
<p>Uygulamada velayetin sınırını çizen ilke, Anayasa m.41&#8217;de de ifadesini bulan çocuğun yüksek yararıdır. Anayasa Mahkemesi&#8217;ne göre bu ilke, &#8220;mahkemeler, idari makamlar ve yasama organı tarafından yapılan ve çocukları ilgilendiren bütün faaliyetlerde gözetilmesi gereken&#8221; bir zorunluluktur (AYM, B. 2022/60016, T. 30.04.2024).</p>
<h2 id="velayet-kime-aittir">Velayet Kime Aittir?</h2>
<p>Velayetin aidiyeti, TMK m.336&#8217;da üç ayrı duruma göre düzenlenmiştir. <strong>Evlilik devam ederken</strong> ana ve baba velayeti birlikte kullanır; çocukla ilgili kararlar ortak alınır. <strong>Ortak hayata son verilmiş veya ayrılık hali gerçekleşmişse</strong> hakim, velayeti eşlerden birine verebilir. <strong>Boşanma halinde</strong> ise velayet, mahkeme kararıyla çocuk kendisine bırakılan tarafa ait olur.</p>
<p>Eşlerden birinin ölümü halinde velayet kendiliğinden sağ kalan ebeveyne geçer. Her iki ebeveynin de velayet görevini yerine getiremediği hallerde çocuğa vasi atanır. Velayete verilen çocuk kavramı yalnızca 18 yaş altını değil, kısıtlanan ergin çocukları da kapsayabilir; nitekim TÜİK istatistiklerinde 18 yaş üstü engelli çocuklar da velayet verilerine dahildir ve TMK m.335/2 uyarınca hakim vasi atanmasına gerek görmedikçe kısıtlanan ergin çocuklar ana babanın velayeti altında kalır.</p>
<h2 id="ortak-velayet">Ortak Velayet Mümkün mü?</h2>
<p>Boşanma sonrasında ortak velayet, Türk hukukunda kanunda açıkça düzenlenmemiş olmakla birlikte, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi&#8217;ne Ek 7 No&#8217;lu Protokol&#8217;ün iç hukukumuzun parçası haline gelmesinden sonra Yargıtay uygulamasında mümkün kabul edilmektedir. Ortak velayete karar verilebilmesi için ana ve babanın bu konuda ortak iradeye sahip olması ve hakimin bu düzenlemenin çocuğun üstün yararına uygun olduğuna kanaat getirmesi gerekir. Ortak velayetin şartlarını, avantajlarını ve uygulamadaki risklerini ayrı bir makalede ayrıntılı olarak ele alacağız.</p>
<h2 id="bosanmada-velayet">Boşanmada Velayet Kime Verilir?</h2>
<p>Boşanmada velayet, tarafların kusur oranlarına veya ekonomik güçlerine göre değil, çocuğun üstün yararına göre belirlenir. Yargıtay&#8217;a göre &#8220;Velâyet ve kişisel ilişki düzenlenirken; göz önünde tutulması gereken temel ilke, çocuğun üstün yararıdır&#8221; ve bu yarar belirlenirken &#8220;onun bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlaki ve toplumsal gelişiminin sağlanması amacının gözetilmesi gereklidir&#8221; (Yargıtay 2. HD, E. 2025/556, K. 2025/2305, T. 04.03.2025).</p>
<p>Hakimin değerlendirdiği başlıca kriterler şunlardır: çocuğun yaşı ve anne bakımına muhtaçlık durumu, her iki ebeveynin çocukla kurduğu duygusal bağ ve fiili bakımı kimin üstlendiği, ebeveynlerin yaşam koşulları ve çocuğa sunabilecekleri ortam, ebeveynlerin fiziksel ve ruhsal sağlığı, idrak çağındaki çocuğun görüşü ve <strong>istikrar ve süreklilik ilkesi</strong>. Yargıtay, çocuğun alıştığı düzenin korunmasının önemini şöyle vurgular: &#8220;Boşanmanın ileriye yönelik etkilerini hafifletmekte ve çocuğun boşanmadan sonraki hayata alışmasındaki en önemli faktör, çocuğun hayatında istikrarın ve sürekliliğin sağlanmasıdır.&#8221;</p>
<p>Resmi istatistikler de uygulamanın fotoğrafını verir. TÜİK Evlenme ve Boşanma İstatistikleri&#8217;ne (2025) göre son beş yılın tablosu şöyledir:</p>
<table>
<thead>
<tr>
<th>Yıl</th>
<th>Boşanma sayısı</th>
<th>Velayete verilen çocuk</th>
<th>Anneye verilen (%)</th>
<th>Babaya verilen (%)</th>
</tr>
</thead>
<tbody>
<tr>
<td>2021</td>
<td>175.779</td>
<td>167.188</td>
<td>76,1</td>
<td>23,9</td>
</tr>
<tr>
<td>2022</td>
<td>182.437</td>
<td>181.698</td>
<td>75,7</td>
<td>24,3</td>
</tr>
<tr>
<td>2023</td>
<td>173.342</td>
<td>172.361</td>
<td>74,9</td>
<td>25,1</td>
</tr>
<tr>
<td>2024*</td>
<td>188.963</td>
<td>187.828</td>
<td>74,5</td>
<td>25,5</td>
</tr>
<tr>
<td>2025</td>
<td>193.793</td>
<td>191.371</td>
<td>74,6</td>
<td>25,4</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><em>Kaynak: TÜİK, Evlenme ve Boşanma İstatistikleri, 2025 (NVİGM idari kayıtları). *2024 verileri güncel idari kayıtlarla revize edilmiştir.</em></p>
<p>Tabloya göre velayetin yaklaşık dörtte üçü anneye, dörtte biri babaya verilmektedir; babaya verilen velayet oranı 2021&#8217;deki %23,9 seviyesinden son iki yılda %25,4-25,5 bandına yükselmiştir. Aynı yılın verilerine göre velayet verilen 124.071 ebeveynin %57,6&#8217;sı tek çocuğun, %32,7&#8217;si iki çocuğun velayetini üstlenmiştir. Bu oranlar bir kural değil, somut olay değerlendirmesinin toplamdaki sonucudur; velayetin hangi durumlarda babaya verildiğini ve anneye velayet verilmeyen halleri ayrı makalelerde inceleyeceğiz.</p>
<h2 id="dava-nasil-acilir">Velayet Davası Nasıl Açılır?</h2>
<p>Velayet davası, aile mahkemesine sunulacak bir dava dilekçesiyle açılır. Dilekçede taraf bilgileri, çocuğun durumu, velayet talebinin somut gerekçeleri ve çocuğun üstün yararının hangi ebeveyn yanında daha iyi korunacağına ilişkin vakıalar ile deliller yer almalıdır. Boşanma davası devam ederken velayet ayrı bir dava konusu yapılmaz; velayet, boşanmanın fer&#8217;isi (eki) olarak aynı dosyada hükme bağlanır. Boşanma kesinleştikten sonra ise koşulların değişmesi halinde velayetin değiştirilmesi talebiyle bağımsız dava açılır.</p>
<p>Davanın tarafları kural olarak ana ve babadır; velayet şahsa sıkı sıkıya bağlı bir hak olduğundan üçüncü kişiler velayetin kendilerine verilmesini talep edemez. Bununla birlikte çocuğun korunması ihtiyacı doğduğunda Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı veya Cumhuriyet savcıları velayetin kaldırılması ya da değiştirilmesi yönünde ihbarda bulunabilir veya dava açabilir. Vasi ve kayyım ise velayeti talep edemez; ancak velayetin kötüye kullanıldığı durumlarda mahkemeyi müdahaleye çağırabilir.</p>
<h2 id="gorevli-yetkili-mahkeme">Velayet Davasında Görevli ve Yetkili Mahkeme</h2>
<p>Velayet davalarında görevli mahkeme, 4787 sayılı Kanun m.4 uyarınca <strong>aile mahkemesidir</strong>; aile mahkemesi bulunmayan yerlerde dava, aile mahkemesi sıfatıyla asliye hukuk mahkemesinde görülür. Görev kuralı kamu düzenine ilişkindir ve yargılamanın her aşamasında resen gözetilir.</p>
<p>Yetki konusunda velayet davalarının hukuki niteliği belirleyicidir. HMK m.382/2-b-13 uyarınca velayetin kaldırılması, velayetin eşlerden birinden alınarak diğerine verilmesi ve kaldırılan velayetin geri verilmesi <strong>çekişmesiz yargı işidir</strong>. Çekişmesiz yargı işlerinde yetki, HMK m.384 gereği talepte bulunan kişinin veya ilgililerden birinin oturduğu yer mahkemesine aittir; kesin yetki kuralı yoktur. Uygulamada, sosyal inceleme raporunun hazırlanması ve çocuğun dinlenmesi süreçleri gözetilerek çocuğun fiilen yaşadığı yer mahkemesinde dava açılması en sağlıklı yoldur.</p>
<h2 id="yargilama-usulu">Velayet Davası Nasıl İlerler?</h2>
<p>Velayet davalarında <strong>basit yargılama usulü</strong> uygulanır: taraflar dava ve cevap dilekçeleriyle birlikte tüm delillerini sunar, cevaba cevap ve ikinci cevap aşamaları yoktur. Bu usul, çocuğun belirsiz bir hukuki statüde kalmasını önlemek için yargılamayı hızlandırır. Velayet davaları aile hukukundan doğan ivedi işlerden sayıldığından <strong>adli tatilde de görülür</strong>; adli tatilde süreler işlemeye devam eder.</p>
<p>Dava <strong>maktu harca</strong> tabidir; kabul veya ret halinde hükmedilecek vekalet ücreti de maktudur. Yargılamanın en ayırt edici özelliği ise <strong>resen araştırma ilkesidir</strong>. Yargıtay&#8217;a göre &#8220;Velâyet düzenlemesi kamu düzenine ilişkin olup re&#8217;sen araştırma ilkesi geçerlidir. Bu nedenle, yargılama sırasında meydana gelen gelişmelerin dahi göz önünde bulundurulması gerekir&#8221; (Yargıtay 2. HD, E. 2024/4279, K. 2025/1322, T. 12.02.2025). Hakim, tarafların iddialarıyla bağlı kalmaksızın çocuğun menfaati için gerekli her delili kendiliğinden toplar; taraflar delil göstermese dahi mahkeme resen delil toplama yoluna gitmelidir (Yargıtay 2. HD, E. 2018/2778, K. 2018/6689, T. 24.05.2018).</p>
<p>Kararın icrası bakımından velayet davaları kendine özgü bir rejime tabidir: aile hukukuna ilişkin kararlar <strong>kesinleşmedikçe icra edilemez</strong>. Bu kuralın istisnası, dava sürerken verilen geçici velayet kararlarıdır; ara karar niteliğindeki bu tedbirler kesinleşme beklenmeden derhal uygulanır. Yargıtay, geçici velayetin mali sonuçlarının da fiili durumun değiştiği andan itibaren hüküm doğuracağını kabul etmektedir: iştirak nafakası, hükmün kesinleşmesinden değil, geçici velayetin diğer ebeveyne bırakıldığı tarihten itibaren kaldırılmalıdır (Yargıtay 2. HD, E. 2018/2778, K. 2018/6689).</p>
<h2 id="cocugun-gorusu">Velayet Davasında Çocuğun Görüşü Alınır mı?</h2>
<p>Evet; idrak çağına gelmiş çocuğun görüşünün alınması hukuki bir zorunluluktur. Yargıtay uygulamasında idrak çağı genellikle <strong>8 yaş ve üzeri</strong> kabul edilir; somut olayın özelliklerine göre bu sınır esneyebilir. Zorunluluğun dayanağı, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi m.12 ile Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi m.3 ve m.6&#8217;dır: &#8220;idrak çağındaki çocukların kendilerini ilgilendiren konularda görüşünün alınması ve görüşlerine gereken önemin verilmesi&#8221; gerekir (Yargıtay 2. HD, E. 2024/10400, K. 2025/6427, T. 25.06.2025).</p>
<p>Çocuk, uzmanlar eşliğinde ve baskı hissetmeyeceği bir ortamda (adli görüşme odalarında) dinlenir. İdrak çağındaki çocuğun beyanının alınmaması veya beyana gereken önemin verilmemesi bozma sebebidir; Yargıtay, idrak çağındaki çocuğun beyanı doğrultusunda kişisel ilişkinin yatılı olmayacak şekilde kurulması gerekirken aksine hüküm kurulmasını usul ve yasaya aykırı bulmuştur (Yargıtay 2. HD, E. 2019/6697, K. 2020/3924, T. 21.09.2020).</p>
<p>Bununla birlikte çocuğun beyanı hakim için mutlak bağlayıcı değildir. &#8220;Çocukların üstün yararı gerektirdiği takdirde görüşlerinin aksine de karar verilmesi mümkündür&#8221; (Yargıtay 2. HD, E. 2024/4279, K. 2025/1322). Çocuğun kendisini ihmal veya istismar eden ebeveyni tercih etmesi gibi hallerde hakim, tercihten sapma gerekçelerini kararda açıkça göstermek koşuluyla aksi yönde hüküm kurabilir. Mahkemenin ölçütü, çocuğun farazi düşüncesidir: çocuk yetişkin olsaydı kendi yararı için neyi tercih ederdi (İzmir BAM 2. HD, E. 2017/1381, K. 2017/1003, T. 26.05.2017).</p>
<h2 id="sir">Sosyal İnceleme Raporu (SİR) Nedir?</h2>
<p>Sosyal inceleme raporu, aile mahkemesi bünyesindeki psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacılardan oluşan uzmanların; tarafların barınma koşullarını, ekonomik durumlarını, sosyal çevrelerini, çocukla duygusal bağlarını ve ebeveynlik kapasitelerini analiz ettiği rapordur (4787 sayılı Kanun m.5). Velayet yargılamasında hakimin en önemli bilimsel dayanağıdır.</p>
<p>Uzman incelemesi yapılmadan velayet hükmü kurulması eksik inceleme sayılır. Yargıtay, &#8220;Aile Mahkemesi bünyesinde bulunan psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacıdan oluşan uzmanlardan, anne ve çocuklarla görüşmek suretiyle inceleme ve rapor istenip&#8221; karar verilmesi gerektiğini belirterek rapor alınmadan kurulan hükmü bozmuştur (Yargıtay 2. HD, E. 2023/9517, K. 2024/5903, T. 17.09.2024). Rapor takdiri delildir; ancak hakimin teknik tespitlerden sapması somut ve hukuki gerekçe gerektirir. Raporun <strong>denetime elverişli</strong> olması, yani hangi veriden hangi sonuca ulaşıldığının açıkça gösterilmesi şarttır (Yargıtay 2. HD, E. 2023/7468, K. 2024/4369, T. 06.06.2024).</p>
<p>Her rapor hükme esas alınmaya elverişli değildir. Yüzeysel olan, taraflardan yalnızca biriyle görüşülerek hazırlanan veya güncel durumu yansıtmayan raporlar yetersizdir; bu halde mahkeme üçlü uzman heyetinden yeni rapor almalıdır (Yargıtay 2. HD, E. 2025/8016, K. 2025/11092, T. 11.12.2025). Velayetin değiştirilmesi gibi hassas süreçlerde uzman incelemesi zorunluluğu daha da belirgindir (Yargıtay 2. HD, E. 2018/2778, K. 2018/6689).</p>
<h2 id="gecici-velayet">Geçici Velayet ve Dava Sürecindeki Tedbirler</h2>
<p>Boşanma veya ayrılık davası açılınca hakim, TMK m.169 uyarınca &#8220;davanın devamı süresince gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, eşlerin mallarının yönetimine ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri re&#8217;sen alır.&#8221; Bu kapsamda hakim, talep olmasa dahi çocuğun üstün yararını gözeterek <strong>tedbiren velayet</strong> kararı verir; nihai hükme kadar çocuğun kimin yanında kalacağı, giderlerin nasıl karşılanacağı ve diğer ebeveynle kişisel ilişkinin nasıl kurulacağı bu kararla belirlenir.</p>
<p>Geçici velayet düzenlemesi dahi uzman incelemesine dayanmalıdır; Yargıtay, uzman görüşü alınmadan verilen kararları eksik inceleme nedeniyle bozmaktadır (Yargıtay 2. HD, E. 2023/9517, K. 2024/5903). Tedbiren velayet kendisine bırakılan eş lehine, diğer eşin mali gücü oranında <strong>tedbir nafakasına</strong> hükmedilir. Kişisel ilişki de ihmal edilemez: &#8220;Çocuk ile ana ve babası, düzenli kişisel ilişki elde etme ve bu ilişkiyi sürdürme hakkına sahiptir. Ana ve babası ayrı olan çocuğun ebeveynleriyle düzenli kişisel ilişki kurması ve bu ilişkiyi sürdürmesi çocuk için bir hak olduğu gibi, ana ve baba için de haktır&#8221; (Yargıtay 2. HD, E. 2025/6049, K. 2026/2150, T. 24.02.2026).</p>
<h2 id="temsil-kayyimi">Çocuğa Temsil Kayyımı Atanması</h2>
<p>Velayet davası ebeveynler arasında görünse de davanın asıl öznesi çocuktur ve ebeveynlerin menfaatleri ile çocuğun üstün yararı çatışabilir. TMK m.426/2 uyarınca &#8220;bir işte yasal temsilcinin menfaati ile küçüğün veya kısıtlının menfaati çatışıyorsa&#8221; vesayet makamı resen veya talep üzerine <strong>temsil kayyımı</strong> atar. Temsil kayyımı, çocuğun davadaki bağımsız sesidir; özellikle idrak çağındaki çocuğun beyanlarının ebeveyn yönlendirmesinden arınmış olup olmadığının tespiti ve çocuğun menfaatinin ebeveynlerin sübjektif taleplerinden bağımsız olarak mahkeme önünde savunulması için kritik bir güvencedir. Hakim, ebeveynler ile çocuk arasında menfaat çatışması sezdiği anda kayyım atanması sürecini başlatmalıdır; bu, resen araştırma ilkesinin ve devletin çocuk üzerindeki pozitif koruma yükümlülüğünün (AYM, B. 2022/60016) bir uzantısıdır.</p>
<h2 id="kesin-hukum">Velayet Kararı Kesin Hüküm müdür?</h2>
<p>Hayır; velayet kararları maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmez. Velayet, çocuğun gelişen ihtiyaçlarına cevap vermesi gereken dinamik bir kurumdur ve kararlar &#8220;şartlar değişmediği sürece&#8221; geçerlidir. Çocuğun büyümesi, ebeveynlerin yaşam koşullarının değişmesi veya çocuğun idrak çağına gelerek farklı bir tercih sergilemesi gibi hallerde, önceki kararın kesinleşmiş olması yeni dava açılmasına engel değildir.</p>
<p>Yargıtay bu ilkeyi şöyle ifade eder: &#8220;Velâyet ve kişisel ilişki kamu düzenine ilişkin olup yargılamanın her aşamasında meydana gelen olayların dikkate alınması gerekir&#8221; (Yargıtay 2. HD, E. 2024/4661, K. 2025/3817, T. 17.04.2025). Aynı kararda, çocuğun fiilen babasının yanında yaşamaya başlaması ve eğitimine orada devam etmek istemesi üzerine, önceki velayet düzenlemesinin değişen şartlar ışığında yeniden değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmıştır.</p>
<h2 id="degistirme-kaldirma">Velayetin Değiştirilmesi ile Kaldırılması Arasındaki Fark</h2>
<p>Velayete iki tür yargısal müdahale mümkündür ve ikisi birbirinden nitelik olarak ayrılır:</p>
<table>
<thead>
<tr>
<th>Kriter</th>
<th>Velayetin değiştirilmesi</th>
<th>Velayetin kaldırılması</th>
</tr>
</thead>
<tbody>
<tr>
<td>Yasal dayanak</td>
<td>TMK m.183</td>
<td>TMK m.348</td>
</tr>
<tr>
<td>Temel sebep</td>
<td>Koşulların değişmesi (yeniden evlenme, başka yere gitme, ölüm gibi yeni olgular)</td>
<td>Ebeveynin liyakatsizliği (görevin ağır savsaklanması, ilgisizlik, deneyimsizlik, hastalık)</td>
</tr>
<tr>
<td>Sonuç</td>
<td>Velayet bir ebeveynden diğerine geçer</td>
<td>Velayet ebeveynden tamamen alınır; her iki ebeveyn de ehliyetsizse vasi atanır</td>
</tr>
<tr>
<td>Ağırlık derecesi</td>
<td>Düzenleyici önlem</td>
<td>En ağır koruma önlemi</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Değiştirmede odak, mevcut düzenin çocuğun gelişimini artık en iyi şekilde desteklememesi ve ebeveyn değişikliğinin istikrar-üstün yarar dengesinde gerekli hale gelmesidir. Kaldırmada ise ebeveynin şiddet uygulaması veya sorumluluklarını gereği gibi yerine getirmemesi gibi ağır olguların sabit olması aranır (Yargıtay 2. HD, E. 2022/9597, K. 2023/253, T. 17.01.2023). Her iki dava türünü ayrı makalelerde derinlemesine inceleyeceğiz.</p>
<h2 id="cocuk-mallari">Velayet ve Çocuk Mallarının Yönetimi</h2>
<p>TMK m.352 uyarınca ana ve baba, velayetleri devam ettiği sürece çocuğun mallarını yönetme hakkına sahip ve bununla yükümlüdür; kural olarak hesap ve güvence vermezler. Bu serbesti mutlak değildir: çocuk malları ana babanın kişisel borçları için kullanılamaz ve çocuğun aleyhine tasarruf edilemez. Yükümlülükler yerine getirilmediğinde hakim müdahale eder (TMK m.352/2); müdahale, envanter tutulmasından hesap verilmesine ve yönetimin kayyıma devrine kadar uzanabilir.</p>
<p>Malların sarfında TMK m.354 ve devamı katı kurallar öngörür: gelirler öncelikle çocuğun bakımı, eğitimi ve korunması için harcanır; fazlası ancak ailenin ihtiyaçları oranında ve hakkaniyete uygun kullanılabilir. Taşınmaz satışı veya rehni gibi çocuğun malvarlığında önemli eksilme yaratacak işlemler olağan yönetimin sınırlarını aşar ve en üst düzeyde özen gerektirir. Mülkiyet çocuğa, yönetim ve kullanma hakkı ise sınırlı biçimde ana babaya aittir; bu dengenin bozulması velayetin değiştirilmesine veya kaldırılmasına giden süreçleri tetikleyebilir.</p>
<h2 id="yabancilik-unsuru">Yabancılık Unsuru Taşıyan Velayet Uyuşmazlıkları</h2>
<p>Taraflardan birinin yabancı olması veya çocuğun mutad meskeninin yurt dışında bulunması halinde uyuşmazlık milletlerarası boyut kazanır ve 5718 sayılı MÖHUK ile Türkiye&#8217;nin taraf olduğu sözleşmeler (özellikle 1980 tarihli Lahey Çocuk Kaçırma Sözleşmesi) devreye girer. Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisi çocuğun mutad meskeninin Türkiye&#8217;de olması esasına dayanır; uygulanacak hukuk da kural olarak çocuğun mutad meskeni hukukudur. Yabancı mahkemeden alınan boşanma kararında velayete ilişkin hüküm bulunmaması tenfize engel değildir; eksik kalan velayet düzenlemesini Türk mahkemeleri resen veya talep üzerine yapabilir. Çocuğun bir ülkeden diğerine haksız götürülmesi halinde iade davası ile velayet davası arasındaki ilişki, çocuğun üstün yararı çerçevesinde titizlikle yönetilmelidir; bu konuyu ayrı bir makalede ele alacağız.</p>
<h2 id="istanbul">İstanbul&#8217;da Velayet Davaları</h2>
<p>İstanbul&#8217;da velayet davaları; Bakırköy (aile mahkemeleri Bahçelievler ek binasında), İstanbul/Çağlayan, Anadolu (Kartal), Büyükçekmece, Küçükçekmece ve Gaziosmanpaşa adliyelerindeki aile mahkemelerinde görülür. Türkiye&#8217;nin en yoğun aile mahkemesi pratiğine sahip şehrinde sosyal inceleme raporlarının hazırlanma süreleri, adli görüşme odası kapasiteleri ve duruşma aralıkları adliyeden adliyeye farklılık gösterebilir; davanın doğru adliyede, doğru taleplerle ve eksiksiz delil setiyle açılması sürecin uzamasını önler. Velayet talebi çoğu zaman boşanma davasının içinde ilerlediğinden, <a href="/istanbul-bosanma-avukati/">boşanma sürecinin bütününe hakim bir avukatla çalışmak</a> velayet stratejisinin de sağlıklı kurulmasını sağlar.</p>
<h2 id="sss">Sık Sorulan Sorular</h2>
<h3>Velayet davası ne kadar sürer?</h3>
<p>Velayet davaları basit yargılama usulüne tabi olduğundan ve adli tatilde de görüldüğünden görece hızlı ilerler; ancak sosyal inceleme raporunun hazırlanması, çocuğun dinlenmesi ve mahkemenin iş yüküne bağlı olarak süreç ortalama 6 ay ile 1,5 yıl arasında değişebilir.</p>
<h3>Velayet her zaman anneye mi verilir?</h3>
<p>Hayır; TÜİK 2025 verilerine göre velayetin %74,6&#8217;sı anneye, %25,4&#8217;ü babaya verilmiştir ve karar her somut olayda çocuğun üstün yararına göre şekillenir; küçük yaştaki çocuklarda anne bakımına muhtaçlık uygulamada öne çıksa da bu bir kural değildir.</p>
<h3>Velayet davasında çocuğa kaç yaşında sorulur?</h3>
<p>Yargıtay uygulamasında genellikle 8 yaş ve üzeri idrak çağı kabul edilir; idrak çağındaki çocuğun uzmanlar eşliğinde dinlenmesi zorunludur, ancak çocuğun tercihi üstün yararıyla çelişiyorsa hakim gerekçesini göstererek aksine karar verebilir.</p>
<h3>Velayet davası hangi mahkemede açılır?</h3>
<p>Velayet davası aile mahkemesinde açılır; velayetin bir eşten alınıp diğerine verilmesi çekişmesiz yargı işi sayıldığından talepte bulunanın veya ilgililerden birinin oturduğu yer mahkemesi yetkilidir ve uygulamada çocuğun fiilen yaşadığı yerde dava açılması tercih edilir.</p>
<h3>Velayet kararı verildikten sonra tekrar dava açılabilir mi?</h3>
<p>Evet; velayet kararları maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmediğinden, çocuğun büyümesi, ebeveynin yeniden evlenmesi veya yaşam koşullarının değişmesi gibi yeni olgular ortaya çıktığında velayetin değiştirilmesi davası her zaman açılabilir.</p>
<h3>Velayet davası masrafları ne kadardır?</h3>
<p>Velayet davası maktu harca tabidir; başvuru harcı, peşin harç, tebligat gideri ve gider avansıyla birlikte 2026 yılı itibarıyla dava açılış masrafları görece düşüktür, ancak yargılama sırasında uzman incelemesi ve tanık giderleri için ek avans istenebilir.</p>
<h3>Geçici velayet kararı hemen uygulanır mı?</h3>
<p>Evet; aile hukukuna ilişkin nihai kararlar kesinleşmeden icra edilemezken, dava sürecinde verilen geçici (tedbiren) velayet kararları ara karar niteliğinde olduğundan kesinleşme beklenmeden derhal uygulanır.</p>
<h3>Velayeti alan ebeveyn çocuğu diğer ebeveynle görüştürmek zorunda mı?</h3>
<p>Evet; mahkeme kararıyla kurulan kişisel ilişki hem çocuk hem de diğer ebeveyn için bir haktır ve velayet sahibi ebeveyn bu görüşmeleri engelleyemez; engelleme halinde çocuk teslimi prosedürü işletilebilir ve süreklilik göstermesi velayetin değiştirilmesi sebebi olabilir.</p>
<h2>Velayet Davanızda Hukuki Destek</h2>
<p>Velayet davaları, hukuki bilginin yanında çocuk psikolojisine ve mahkeme pratiğine hakimiyet gerektiren, telafisi güç sonuçlar doğurabilen davalardır. Sarıoğlu &amp; Sefer Hukuk Bürosu olarak velayet, velayetin değiştirilmesi ve kişisel ilişki uyuşmazlıklarında müvekkillerimize İstanbul genelinde hukuki destek sağlıyoruz.</p>
<p><strong>Adres:</strong> Osmaniye Mah., İsmail Erez Bulvarı No: 9/2, 34146 Bakırköy/İstanbul</p>
<p><em>Bu makale, Sarıoğlu &amp; Sefer Hukuk Bürosu adına Av. Mehmet SARIOĞLU tarafından hazırlanmıştır. Genel bilgilendirme amaçlıdır; somut olayınız için hukuki danışmanlık alınız.</em></p>
<p><a rel="nofollow" href="https://www.sarioglusefer.com/velayet-davasi/">Velayet Davası</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://www.sarioglusefer.com">SARIOĞLU &amp; SEFER HUKUK B&Uuml;ROSU</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
