<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" >

<channel>
	<title>Anasayfa &#8211; SARIOĞLU &amp; SEFER HUKUK B&Uuml;ROSU</title>
	<atom:link href="https://www.sarioglusefer.com/kategori/anasayfa/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sarioglusefer.com</link>
	<description>Hızlı ve Etkili Yasal &#199;&#246;z&#252;m </description>
	<lastBuildDate>Tue, 23 Jun 2026 18:35:13 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.sarioglusefer.com/wp-content/uploads/2022/02/cropped-logo1-32x32.png</url>
	<title>Anasayfa &#8211; SARIOĞLU &amp; SEFER HUKUK B&Uuml;ROSU</title>
	<link>https://www.sarioglusefer.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>TMK Madde 124 Yaş</title>
		<link>https://www.sarioglusefer.com/tmk-madde-124-yas/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Av. Mehmet Sarıoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Jun 2026 18:35:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anasayfa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sarioglusefer.com/?p=4069</guid>

					<description><![CDATA[<p>2026 itibarıyla evlenme yaşı, Türk aile hukukunun en sık ihlal edilen ve en fazla yargısal denetim gerektiren ehliyet koşullarından biri olmayı sürdürmektedir. TMK m.124, evlenme yaşını iki kademeli bir yapıda düzenlemiştir: On yedi yaş olağan eşik, on altı yaş ise ancak yargısal izinle aşılabilecek istisnai eşiktir. Gebelik, aile içi şiddet ve yurt dışında yapılan evliliklerin ... <a title="TMK Madde 124 Yaş" class="read-more" href="https://www.sarioglusefer.com/tmk-madde-124-yas/" aria-label="Read more about TMK Madde 124 Yaş">Devamını oku</a></p>
<p><a rel="nofollow" href="https://www.sarioglusefer.com/tmk-madde-124-yas/">TMK Madde 124 Yaş</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://www.sarioglusefer.com">SARIOĞLU &amp; SEFER HUKUK B&Uuml;ROSU</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>2026 itibarıyla evlenme yaşı, Türk aile hukukunun en sık ihlal edilen ve en fazla yargısal denetim gerektiren ehliyet koşullarından biri olmayı sürdürmektedir. TMK m.124, evlenme yaşını iki kademeli bir yapıda düzenlemiştir: On yedi yaş olağan eşik, on altı yaş ise ancak yargısal izinle aşılabilecek istisnai eşiktir. Gebelik, aile içi şiddet ve yurt dışında yapılan evliliklerin tescili; bu maddenin en zorlu uygulama alanlarını oluşturmaktadır.</p>
<nav><strong>İçindekiler</strong></p>
<ol>
<li><a href="#kanun-metni">TMK Madde 124 Yaş Kanun Metni</a></li>
<li><a href="#tanim">TMK m.124 Nedir?</a></li>
<li><a href="#olagan-yas">Olağan Evlenme Yaşı: On Yedi Yaşın Doldurulması</a></li>
<li><a href="#olaganustu-izin">Olağanüstü Evlenme İzni: On Altı Yaş Şartı</a></li>
<li><a href="#olaganustu-hal">Olağanüstü Hal ve Pek Önemli Sebep Kavramları</a></li>
<li><a href="#gebelik">Gebeliğin Hukuki Niteliği: Pek Önemli Sebep</a></li>
<li><a href="#yas-tahkiki">Yaş Tahkiki Usulü ve Mutlak Sınırın Sonuçları</a></li>
<li><a href="#ebeveyn-dinleme">Ana ve Babanın Dinlenmesi Zorunluluğu</a></li>
<li><a href="#riza-kotuye">Yasal Temsilci Rızasının Kötüye Kullanılması</a></li>
<li><a href="#yabanci">Yabancı Ülkede Yapılan Evliliklerin Tescili</a></li>
<li><a href="#gorevli-mahkeme">Görevli ve Yetkili Mahkeme</a></li>
<li><a href="#emsal-kararlar">Emsal Yargıtay Kararları</a></li>
<li><a href="#pratik-uygulama">Pratik Uygulama Tablosu</a></li>
<li><a href="#sss">Sık Sorulan Sorular</a></li>
<li><a href="#sonuc">Sonuç</a></li>
</ol>
</nav>
<h2 id="kanun-metni">Kanun Metni</h2>
<p><strong>Madde 124 – Yaş</strong></p>
<p>Erkek veya kadın onyedi yaşını doldurmadıkça evlenemez.</p>
<p>Ancak, hâkim olağanüstü durumlarda ve pek önemli bir sebeple onaltı yaşını doldurmuş olan erkek veya kadının evlenmesine izin verebilir. Olanak bulundukça karardan önce ana ve baba veya vasi dinlenir.</p>
<p><strong><a title="Türk Medeni Kanunu Tam Metni" href="https://www.sarioglusefer.com/turk-medeni-kanunu-tmk-4721-sayili-kanun/">→ Türk Medeni Kanunu Tam Metni</a></strong></p>
<p>TMK m.124, evlenme ehliyetinin yaş boyutunu düzenleyen temel hükümdür. Küçüklerin evlenmesinde yasal temsilci iznini düzenleyen <a title="TMK m.126 Şerhi" href="https://www.sarioglusefer.com/tmk-madde-126-kucuklerin-evlenmesi-yasal-temsilci-izni/">m.126</a>, kısıtlıların evlenmesini ele alan <a title="TMK m.127 Şerhi" href="https://www.sarioglusefer.com/tmk-madde-127-kisitlilarin-evlenmesi/">m.127</a> ve yasal temsilcinin izin vermemesi halinde mahkemeye başvuruyu düzenleyen <a title="TMK m.128 Şerhi" href="https://www.sarioglusefer.com/tmk-madde-128-mahkemeye-basvurma/">m.128</a> ile birlikte okunması zorunludur.</p>
<h2 id="tanim">TMK m.124 Nedir?</h2>
<p>TMK m.124; evlenme için olağan yaş sınırını on yedi olarak belirleyen, on altı yaşını doldurmuş kişilerin ise ancak hâkim izniyle evlenebileceğini öngören evlenme ehliyeti hükmüdür.</p>
<h2 id="olagan-yas">Olağan Evlenme Yaşı: On Yedi Yaşın Doldurulması</h2>
<p>TMK m.124/1 uyarınca <strong>erkek veya kadın on yedi yaşını doldurmadıkça evlenemez.</strong> Bu kural, emredici nitelikte olup herhangi bir istisna tanımaz. On yedi yaş sınırı, evlenme ehliyetinin temel yasal eşiğidir ve bu eşiğin altındaki bireyler için herhangi bir aile rızası veya resmi makam onayı bu engeli kaldıramaz.</p>
<p>&#8220;On yedi yaşını doldurma&#8221; ifadesi, günlük hesaplama gerektiren mutlak bir sınırdır. Evlenme tarihinde kişinin on yedinci doğum gününü geçirmiş olması zorunludur. Nüfus müdürlükleri ve aile mahkemeleri, bu yaş sınırının bir gün dahi aşılmamış olması durumunda evlenme işlemini gerçekleştiremez veya izin veremez.</p>
<p>Kanun koyucu bu sınırı belirlerken biyolojik olgunluk ile hukuki sorumluluk üstlenme kapasitesini birlikte gözetmiştir. Evlilik birliği; mali yükümlülükler, velayet sorumlulukları ve kişisel statü değişikliği gibi ağır hukuki sonuçlar doğurduğundan, bu sorumluluğu taşıyabilecek asgari olgunluk düzeyinin kanunla belirlenmesi zorunludur.</p>
<h2 id="olaganustu-izin">Olağanüstü Evlenme İzni: On Altı Yaş Şartı</h2>
<p>TMK m.124/2, olağan kuralın tek istisnasını düzenler: <strong>Hâkim, olağanüstü durumlarda ve pek önemli bir sebeple on altı yaşını doldurmuş olan erkek veya kadının evlenmesine izin verebilir.</strong> Bu hüküm, toplumun sosyal gerçekliklerini ve bireylerin karşı karşıya kalabileceği olağandışı durumları gözeterek, katı yaş sınırını yargısal bir denetim mekanizmasıyla yumuşatan özgün bir düzenlemedir.</p>
<p>Bu istisnai iznin kullanılabilmesi için üç koşulun bir arada bulunması zorunludur:</p>
<ul>
<li><strong>On altı yaşının doldurulmuş olması:</strong> Mutlak ve tartışmasız ön koşul; bir gün dahi eksik olsa izin verilemez.</li>
<li><strong>Olağanüstü bir durumun varlığı:</strong> Sıradan bir &#8220;evlenme isteği&#8221; değil; somut, istisnai ve hayatı doğrudan etkileyen bir durum.</li>
<li><strong>Pek önemli bir sebebin bulunması:</strong> Küçüğün veya doğacak çocuğun menfaatini doğrudan koruyan, ertelenmesi telafisi güç zararlara yol açacak bir neden.</li>
</ul>
<h2 id="olaganustu-hal">Olağanüstü Hal ve Pek Önemli Sebep Kavramları</h2>
<p>Kanun koyucu &#8220;olağanüstü durum&#8221; ve &#8220;pek önemli sebep&#8221; kavramlarını bilinçli olarak açık uçlu bırakmıştır. Bu tercih, hakime somut olayın özelliklerine göre değerlendirme yapma esnekliği tanır. Ancak bu esneklik, sınırsız bir takdir yetkisi değildir; Yargıtay içtihadı bu kavramların sınırlarını belirgin biçimde çizmiştir.</p>
<p>&#8220;Olağanüstü durum&#8221;, tarafların iradesinden bağımsız olarak gerçekleşen ve evliliği zorunlu kılan somut bir olgu ya da koşuldur. Gebelik, ileri düzey hastalık, sosyal veya güvenlik tehdidi bu kavramın tipik örnekleridir. Buna karşın &#8220;uzun süredir birlikte olma&#8221; veya &#8220;aileler anlaştı&#8221; gibi sıradan sosyal koşullar, olağanüstü hal kavramını karşılamaz.</p>
<p>&#8220;Pek önemli sebep&#8221; ise küçüğün veya doğacak çocuğun hukuki ve sosyal statüsünü koruyan, gecikmesi halinde giderilmesi güç sonuçlar doğuracak bir neden olarak tanımlanabilir. Nesep tesisi, küçüğün sosyal onurunun korunması ve aile birliğinin sağlanması bu kapsamdaki başlıca gerekçelerdir. 2026 itibarıyla güncel Yargıtay içtihadına göre bu kavramların somutlaşmasında en belirleyici olgu gebeliktir.</p>
<h2 id="gebelik">Gebeliğin Hukuki Niteliği: Pek Önemli Sebep</h2>
<p>Türk aile hukuku doktrini ve yerleşik Yargıtay içtihadı, gebelik durumunu &#8220;pek önemli sebep&#8221; ve &#8220;olağanüstü hal&#8221; kavramlarının en tipik ve tartışmasız örneği olarak kabul etmektedir. Bu yaklaşımın gerekçeleri çok boyutludur.</p>
<p><strong>Nesep ve soybağı açısından:</strong> Gebeliğin devam etmesi durumunda evlenmenin gerçekleşmemesi, doğacak çocuğun babasıyla hukuki bağının (nesebinin) ancak soybağı davası yoluyla kurulmasını zorunlu kılar. Oysa evliliğin gerçekleşmesi, çocuğun nesebini doğrudan ve otomatik olarak tesis eder; bu durum hem çocuğun hem küçük annenin menfaatiyle örtüşür.</p>
<p><strong>Küçüğün sosyal statüsü açısından:</strong> Gebeliğin evlilik dışı devam etmesi, küçüğün &#8220;evlilik dışı çocuk doğuran anne&#8221; olarak damgalanmasına ve sosyal çevresinde ağır bir prestij kaybına uğramasına yol açar. Bu sonuç, küçüğün psikolojik ve toplumsal esenliğini kalıcı biçimde zedeler.</p>
<p><strong>Çocuğun üstün yararı açısından:</strong> Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi ve Türk aile hukukunun temel ilkesi olan &#8220;çocuğun üstün yararı&#8221; prensibi, doğacak çocuğun iki ebeveynli ve hukuken tanınmış bir aile yapısı içinde büyümesini gerektirir.</p>
<p>Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, bu değerlendirmeyi onama kararlarında açıkça desteklemiştir: Gebelik gibi somut olgular karşısında hakimin &#8220;olağanüstü hal&#8221; nitelendirmesinin isabetli olduğu; delillerin takdirinde yanlışlık bulunmadığı durumlarda yerel mahkeme kararının onanması gerektiği hükme bağlanmıştır. (Yargıtay 2. HD, E. 2012/20969, K. 2013/10153).</p>
<p>Gebeliğin yanı sıra aile içi şiddet de olağanüstü hal kapsamını genişleten bir unsurdur. Şiddet uygulayan ebeveynin çocuğun hayatı üzerindeki tahakkümü, küçüğün güvenli bir aile ortamı kurma özgürlüğünü doğrudan tehdit etmektedir. Bu olgular bir arada değerlendirildiğinde, mahkemenin olağanüstü evlenme iznini vermesi hem kanuni bir yetki hem de küçüğün üstün yararının bir gereği haline gelir. Aile hukukundan kaynaklanan bu davalarda <a href="https://www.sarioglusefer.com/istanbul-bosanma-avukati/">evlenme yaşı ve evlenmeye izin avukatı</a> deneyimiyle birlikte, küçüğün temsili ve menfaatlerinin korunmasına ilişkin davalarda da hukuki destek sunmaktayız.</p>
<h2 id="yas-tahkiki">Yaş Tahkiki Usulü ve Mutlak Sınırın Sonuçları</h2>
<p>On altı yaş sınırı, kamu düzenine ilişkin olup hakimin takdir yetkisinin tamamen dışında kalan emredici bir normdur. Mahkemenin yapması gereken ilk işlem, nüfus kayıtları üzerinden küçüğün yaşını <strong>gün, ay ve yıl olarak</strong> tahkik etmektir. Bu tahkik, olağanüstü hal ve pek önemli sebep incelemesinden önce gelir; yaş şartı sağlanmamışsa dava usulden reddedilir.</p>
<p>Yargıtay bu ilkeyi istikrarlı biçimde uygulamaktadır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2012/21375, K. 2013/17262 sayılı kararında: <em>&#8220;Evlenmesine izin verilmesi istenilen kişinin dava ve hüküm tarihinde on altı yaşını doldurmadığı anlaşılmaktadır. Mahkemece, yasal şartın oluşmaması nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken m. 124/2 hükmüne aykırı olarak evlenmeye izin verilmesi usul ve yasaya aykırıdır&#8221;</em> hükmünü kesin bir dille ortaya koymuştur. Aynı içtihat, E. 2011/16682, K. 2012/30236 ve E. 2004/3735, K. 2004/4797 sayılı kararlarla da teyit edilmiştir.</p>
<p>Önemli bir usul nüansı şudur: Dava açıldığı tarihte yaş şartı sağlanmamış olsa dahi, <strong>karar anında on altı yaş dolmuşsa</strong> mahkeme esasa girebilir. Yargıtay, karar tarihi itibarıyla şartın gerçekleşip gerçekleşmediğini esas almaktadır. Bu nedenle avukat, dava açma tarihi ile karar tarihi arasındaki on altı yaşını doldurma anını dikkatlice planlamalıdır.</p>
<h2 id="ebeveyn-dinleme">Ana ve Babanın Dinlenmesi Zorunluluğu</h2>
<p>TMK m.124/2&#8217;nin son cümlesi, <strong>&#8220;Olanak bulundukça karardan önce ana ve baba veya vasi dinlenir&#8221;</strong> hükmünü amirdir. Yargıtay bu hükmü, sıradan bir usul kuralı olarak değil; küçüğün yararının tespiti için öngörülmüş temel bir yargısal güvence olarak değerlendirmektedir.</p>
<p>Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2007/19532, K. 2009/2335 sayılı kararında bu hükmün uygulanmadığı hallerde verilen kararları bozmuştur: <em>&#8220;Mahkemece; davacının anne ve babasının dinlenmesine yönelik hiçbir işlem yapılmaksızın eksik inceleme ve araştırma ile evlenmeye izin verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.&#8221;</em> Aynı ilke, E. 2009/4261, K. 2010/8141 sayılı kararda da vurgulanmıştır.</p>
<p>Ana ve babanın dinlenmesi, hakimin kararını onların iradesine bağladığı anlamına gelmez. Amaç, hakim tarafından &#8220;olağanüstü hal&#8221; ve &#8220;pek önemli sebep&#8221; unsurlarını takdir ederken aile dinamiklerini ve küçüğün sosyal çevresini daha doğru analiz etmektir. Bu usulün işletilmesi; kararın hem hukuki güvenliğini sağlar hem de olası bir Yargıtay bozmasını önler.</p>
<h2 id="riza-kotuye">Yasal Temsilci Rızasının Kötüye Kullanılması</h2>
<p>Yasal temsilcinin evlenmeye izin vermemesi, TMK m.128 uyarınca yargısal denetime tabidir. Ancak m.124 açısından da kritik bir soru ortaya çıkar: Yasal temsilci rızasını kötüye kullanıyorsa ne olur?</p>
<p>Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2015/1170, K. 2015/9552 sayılı kararında bu meseleye net bir yanıt vermiştir: <em>&#8220;Ana ve babanın haklı bir sebep göstermeksizin müdahaleye karşı çıkmaları durumunda çocuğun üstün yararı esas alınarak müdahalenin gerekli olup olmadığına karar verilmelidir.&#8221;</em> Aynı kararda şu ilke de yer almaktadır: <em>&#8220;Ana ve babanın rıza göstermemeleri, çocuğun üstün yararına açıkça aykırı ise artık rıza aranmaz.&#8221;</em></p>
<p>Bu ilke, özellikle aile içi şiddet olgusunun varlığında hayati önem kazanır. Kendi çocuğuna şiddet uygulayan bir ebeveynin evliliğe karşı çıkması; velayet hakkının bir korunma ödevine değil, kişisel tahakküme araç edilmesi anlamına gelir. Yargıtay 19. Ceza Dairesi, E. 2015/87, K. 2015/6676 sayılı kararında velayet hakkının özünü şöyle tanımlamıştır: <em>&#8220;Ana ve babanın velayetleri altındaki çocukların bakım, bedensel, zihinsel, ruhsal ve toplumsal gelişmeleri konusunda onların menfaatini göz önünde tutarak gerekli kararları alacaklarını kabul etmiştir.&#8221;</em> Şiddet eylemi bu sorumluluğun en ağır ihlalidir; rıza yetkisini sakatlar.</p>
<h2 id="yabanci">Yabancı Ülkede Yapılan Evliliklerin Tescili</h2>
<p>Yurt dışında ikamet eden Türk vatandaşlarının yaş sınırı altında gerçekleştirdikleri evliliklerin Türkiye&#8217;de tescili, MÖHUK m.13 ve kamu düzeni ilkeleri çerçevesinde değerlendirilir.</p>
<p><strong>Temel kural:</strong> MÖHUK m.13 uyarınca evlenme ehliyeti, taraflardan her birinin evlenme anındaki milli hukukuna tabidir. Bu kural, bir Türk vatandaşının bulunduğu ülkede evlenme yaşının daha düşük olmasının, onun Türk hukuku açısından evlenme ehliyetine sahip olduğu anlamına gelmediğini kesinleştirir. Yargıtay 18. Hukuk Dairesi, E. 2010/7593, K. 2010/11621 sayılı kararında bu ilkeyi teyit etmiştir.</p>
<p><strong>On altı yaşının altındaki evlilikler:</strong> Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/7893, K. 2024/1353 sayılı kararında <em>&#8220;kuruluşu anından itibaren yok sayılan evliliğin tanınamayacağı&#8221;</em> hususunu vurgulamıştır. On altı yaş altında gerçekleştirilen evlilikler, MÖHUK m.54/c kapsamında Türk kamu düzenine açıkça aykırılık teşkil eder ve tescili mümkün değildir.</p>
<p><strong>On altı yaşını doldurmuş kişilerin yurt dışı evlilikleri:</strong> Nüfus müdürlüğü, tescil talebini reddeder ve Türk mahkemesinden TMK m.124/2 kapsamında bir izin kararı sunulmasını ister. Yurt dışında evlenilmiş olması tek başına &#8220;olağanüstü hal&#8221; teşkil etmez; ancak evliliğin o ülkede hukuken tanınmış ve sosyal bir gerçeklik kazanmış olması, hakimin takdir yetkisini kullanırken &#8220;pek önemli sebep&#8221; kapsamında değerlendirebileceği bir unsurdur. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2025/6574, K. 2025/11109 sayılı son derece güncel kararında kamu düzeni denetiminin sınırlarını şöyle belirlemiştir: Türk hukukunun temel değerleri, temel adalet anlayışı ve Anayasa&#8217;daki temel hak ve özgürlükler bu denetimin ölçütleridir; yabancı hukukun farklı usul kuralları uygulaması tek başına kamu düzeni ihlali sayılmaz.</p>
<h2 id="gorevli-mahkeme">Görevli ve Yetkili Mahkeme</h2>
<p>Olağanüstü evlenme izni talepleri, <strong>Aile Mahkemelerinin</strong> münhasır görev alanına girmektedir. Bu husus, Yargıtay 17. Hukuk Dairesi tarafından kesin biçimde hükme bağlanmıştır: E. 2012/3269, K. 2012/11848 sayılı kararda, Sulh Hukuk Mahkemesi&#8217;nin görevli olmadığı; uyuşmazlığın Aile Mahkemesi (Asliye Hukuk sıfatıyla) tarafından görülüp sonuçlandırılması gerektiği açıkça tespit edilmiştir.</p>
<p>Bu davalar çekişmesiz yargı niteliği taşıdığından yetkili mahkeme, kural olarak ilgilinin oturduğu yer mahkemesidir. Yurt dışında ikamet eden Türk vatandaşları için ise Nüfus Hizmetleri Kanunu ve MÖHUK&#8217;taki özel yetki kuralları uygulanır.</p>
<p>Aile Mahkemesi bünyesindeki sosyal çalışma görevlileri ve uzman psikologların katkısı, küçüğün olgunluğunu ve evliliğin onun yararına olup olmadığını belirlemek açısından kritik öneme sahiptir. Mahkemece yapılacak sosyal inceleme raporu, gebelik ve aile içi şiddet gibi ağırlaştırıcı unsurların varlığında özellikle belirleyici olur.</p>
<h2 id="emsal-kararlar">Evlenme Yaşı ve Olağanüstü İzin Hakkında Emsal Yargıtay Kararları</h2>
<p>Aşağıdaki emsal Yargıtay kararları, TMK m.124 uygulamasında öne çıkan ilkeleri özetler. Her kararın özeti başlıkta görünür; tam metni okumak için ilgili başlığa tıklayın.</p>
<details class="ss-emsal" open="open">
<summary><span class="ss-ilke">On altı yaşını doldurmayan kişinin evlenmesine izin verilemez; bu yaş sınırı kamu düzenine ilişkin emredici bir normdur ve mahkemece re&#8217;sen gözetilir.</span><span class="ss-kunye">Yargıtay 2. Hukuk Dairesi · E. 2012/21375, K. 2013/17262 · 20.06.2013</span></summary>
<div class="ss-tam">
<p>MAHKEMESİ :Vize Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi TARİHİ :22.08.2008 NUMARASI :Esas no:2008/144 Karar no:2008/203 Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hükmün kanun yararına bozulması Adalet Bakanlığının yazısı üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istenilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.<br />
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununa, 31.3.2011 tarihli 6217 sayılı Kanunun 3. maddesiyle ilave edilen Geçici 3. maddenin (1.) fıkrası gereğince;1086 sayılı Kanunun temyize ilişkin hükümlerinin uygulanması gerekmiştir.<br />
Davacılar tarafından açılan davada, müşterek çocukları C.Ç.E.&#8217;ün evlenmesine izin verilmesinin istenildiği, mahkemece davanın kabulüne karar verildiği ve hükmün temyiz edilmeksizin kesinleştiği anlaşılmaktadır.<br />
4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 124/2. maddesi ile &#8220;Ancak, hakim olağanüstü durumlarda ve pek önemli bir sebeple on altı yaşını doldurmuş olan erkek veya kadının evlenmesine izin verebilir. Olanak bulundukça karardan önce ana ve baba veya vasi dinlenir&#8221; hükmü getirilmiştir. Evlenmesine izin verilmesi istenilen 03/04/1993 doğumlu C. Ç. E.&#8217;ün dava ve hüküm tarihinde on altı yaşını doldurmadığı anlaşılmaktadır.<br />
Mahkemece, yasal şartın oluşmaması nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken Medeni Kanunun 124/2. maddesi hükmüne aykırı olarak evlenmeye izin verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.<br />
SONUÇ: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 427/6. maddesine dayalı kanun yararına bozma isteğinin açıklanan sebeple kabulü ile hükmün sonuca etkili olmamak üzere BOZULMASINA, oybirliğiyle karar verildi. 20.06.2013 (Per.)</p>
</div>
</details>
<details class="ss-emsal" open="open">
<summary><span class="ss-ilke">Gebelik durumu, TMK m.124/2 anlamında hem &#8220;olağanüstü hal&#8221; hem de &#8220;pek önemli sebep&#8221; teşkil eder; hakimin bu olgular karşısında evlenme iznini vermesi kanuni bir gereklilik niteliği taşır.</span><span class="ss-kunye">Yargıtay 2. Hukuk Dairesi · E. 2012/20969, K. 2013/10153 · 11.04.2013</span></summary>
<div class="ss-tam">
<p>MAHKEMESİ:Aile Mahkemesi .<br />
DAVA TÜRÜ :Evlenmeye İzin<br />
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, yerinde bulunmayan temyiz isteğinin reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edene yükletilmesine, peşin alınan harcın mahsubuna ve 103.50 TL. temyiz başvuru harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oyçokluğuyla karar verildi. 11.04.2013 (Prş.) (Muhalif) .<br />
KARŞI OY YAZISI Türk Medeni Kanunu 124. maddesi; &#8220;Erkek veya kadın onyedi yaşını doldurmadıkça evlenemez.<br />
Ancak, hakim olağanüstü durumlarda ve pek önemli bir sebeple onaltı yaşını doldurmuş olan erkek veya kadının evlenmesine izin verebilir. Olanak bulundukça karardan önce ana ve baba veya vasi dinlenir&#8221; hükmünü taşımaktadır.<br />
Nüfus aile tablosu incelendiğinde, evlenmesine izin istenilen&#8230;.&#8217;ın 17.09.1995 doğumlu olduğu, dava tarihi itibari ile 16 yaşını doldurduğu, 17 yaşını doldurmadığı anlaşılmaktadır.<br />
Küçük&#8230;.&#8217;ın talep tarihinde 16 yaşını doldurduğu için, evlenmesine izin verilebilmesi yönünden olağanüstü bir durum ve pek önemli bir sebep olması gerekmektedir. Oysa, davacı baba tarafından olağanüstü bir durum ve pek önemli bir sebep ileri sürülmediği gibi bu yönlerden dosyaya sunulan bir kanıtta bulunmamaktadır&#8230;..&#8217;nın nişanlı olması da pek önemli bir neden değildir. Ayrıca, olanak bulundukça karardan önce anne ve babanın dinlenmesi gerekmektedir. Mahkemece, baba dinlenildiği halde, anne &#8230;.&#8217;in dinlenilmesi yönünden bir işlem yapılmamış ve anne dinlenmemiştir. Verilen hüküm Türk Medeni Kanununun 124. madde şartlarını taşınmadığı gibi, eksik araştırma sonucu karar verildiğinden usul ve yasaya aykırı olup, bozulması gerektiğini düşündüğümden, sayın çoğunluğun onama görüşüne katılmıyorum.<br />
.</p>
</div>
</details>
<details class="ss-emsal" open="open">
<summary><span class="ss-ilke">Ana ve babanın dinlenmesi zorunludur; bu usul işlemi yapılmaksızın verilen evlenme izni kararı eksik inceleme sayılarak bozulur.</span><span class="ss-kunye">Yargıtay 2. Hukuk Dairesi · E. 2007/19532, K. 2009/2335 · 16.02.2009</span></summary>
<div class="ss-tam">
<p>MAHKEMESİ :Sarıgöl Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi TARİHİ : 13.12.2006 NUMARASI :Esas no: 2006/281 Karar no: 2006/252<br />
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hükmün kanun yararına bozulması Adalet Bakanlığının yazısı üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istenilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.<br />
Davacı C. D.&#8217;in 13.12.2006 tarihinde hasımsız olarak açtığı davada nişanlısı Ö. Z.ile kaçması nedeniyle ailesinin evlenmelerine razı olmadığını ileri sürerek evlenmeye izin verilmesini istediği yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verildiği ve hükmün temyiz edilmeksizin kesinleştiği anlaşılmaktadır.<br />
1 Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 124. maddesi ile &#8221;Erkek veya kadın onyedi yaşını doldurmadan evlenemez. Ancak, hakim olağanüstü durumlarda ve pek önemli bir sebeple onaltı yaşını doldurmuş olan erkek veya kadının evlenmesine izin verebilir. Olanak bulundukça karardan önce ana ve baba veya vasi dinlenir.&#8221; Hükmü getirilmiştir.<br />
Dosyadaki nüfus kaydının incelenmesinden, 20.6.1990 doğumlu olan davacının onaltı yaşını doldurduğu, anne ve babasının sağ olduğu anlaşılmıştır.<br />
Mahkemece; davacının anne ve babasının dinlenmesine yönelik hiçbir işlem yapılmaksızın, Türk Medeni Kanununun 124/2. maddesine aykırılık teşkil edecek şekilde eksik inceleme ve araştırma ile evlenmeye izin verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.<br />
SONUÇ: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 427/6. maddesine dayalı kanun yararına bozma isteğinin açıklanan sebeple kabulü ile hükmün sonuca etkili olmamak üzere BOZULMASINA, oybirliğiyle karar verildi. 16.02.2009 (Pzt.)</p>
</div>
</details>
<details class="ss-emsal" open="open">
<summary><span class="ss-ilke">Ana ve babanın haklı bir sebep göstermeksizin evlenmeye karşı çıkmaları durumunda çocuğun üstün yararı esas alınır; rıza göstermemeleri çocuğun üstün yararına açıkça aykırıysa rıza aranmaz.</span><span class="ss-kunye">Yargıtay 2. Hukuk Dairesi · E. 2015/1170, K. 2015/9552 · 07.05.2015</span></summary>
<div class="ss-tam">
<p>MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi DAVA TÜRÜ : 5395 Sayılı Yasaya Göre Koruma Kararı Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm talepte bulunan kurum tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: &#8230; Bakanlığı İl Müdürlüğü; 20.03.2014 doğumlu küçüğe &#8230; Bakanlığınca belirlenen “genişletilmiş bağışıklık programı” uyarınca yapılması zorunlu aşıları velilerinin yaptırmadığını, yaptırmaktan da kaçındıklarını ileri sürerek, küçük hakkında 5395 sayılı Kanunun 5. maddesinin (1.) bendinin (d) alt bendi uyarınca sağlık tedbirine karar verilmesini istemiş, mahkemece; istek &#8220;küçüğün yasal temsilcileri olan ana ve babasının aşı yapılmasına olur vermedikleri” gerekçesiyle reddedilmiştir.<br />
Türkiye&#8217;nin taraf olduğu “Biyoloji ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Haklan ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi&#8221;nde, tıbbi müdahalenin ilgili kişinin bu müdahaleye özgürce ve bilgilendirilmiş bir şekilde muvafakat etmesinden sonra yapılabileceği, muvafakat verme yeteneği olmayan bir kimse üzerinde ise, tıbbi müdahalenin sadece onun doğrudan yararı için yapılabileceğine değinildikten sonra, müdahaleye muvafakat verme yeteneği bulunmayan küçüğe veya akıl hastalığı ve benzeri herhangi bir sebepten dolayı muvafakat verme yeteneği bulunmayan bir yetişkine sadece yasal temsilcisinin veya kanun tarafından belirlenen bir kişi veya makam ve kuruluşun izni ile müdahalede bulunulabileceği belirtilmiştir (Söz. m. 6). Bu halde dahi, bu kişi, makam veya kuruluşa, müdahalenin amacı, niteliği ile sonuçları ve müdahale edilmemesi halinde doğabilecek tehlikeleri hakkında uygun bilgi verilmesi zorunludur.<br />
Buna göre, küçüğe yapılacak tıbbi bir müdahalenin kural olarak ancak yasal temsilcisinin izniyle yapılabileceğinde duraksama yoktur. Sorun, tıbbi müdahalenin amacı, niteliği, sonuçları ve müdahale edilmemesi halinde, ortaya çıkabilecek tehlikeleri hakkında ana ve baba aydınlatıldığı halde rıza göstermemeleri halinde nasıl hareket edilmesi gerektiğindedir. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi, çocukla ilgili her türlü kararlarda onun üstün yararının esas olduğunu öngörmektedir. Diğer yandan Türk Medeni Kanunu da yukarıdaki uluslararası sözleşme hükümlerine paralel olarak ana ve babanın velayetleri altındaki çocukların bakım, bedensel, zihinsel, ruhsal ve toplumsal gelişmeleri konusunda onların menfaatini gözönünde tutarak, gerekli kararları alacaklarını ve uygulayacaklarını kabul etmiştir (TMK md. 339/1, 340/1). Şu halde ana babanın çocuklarla ilgili karar alırken onların menfaatlerini ve üstün yararlarını gözönünde tutmaları asıldır. Buna aykırı bir tutum haklı görülemez. Küçüğe yapılacak müdahalenin amacı, niteliği ve sonuçları ile yapılmaması halinde ortaya çıkabilecek tehlikeler konusunda aydınlatıldıkları halde ana ve babanın haklı bir sebep göstermeksizin müdahaleye karşı çıkmaları durumunda çocuğun üstün yararı esas alınarak müdahalenin gerekli olup olmadığına karar verilmelidir.<br />
Somut olayda çocuğa uygulanacak aşının, gelecekteki hastalıklardan çocuğu birey olarak korumak ve toplum sağlığı açısından gerekli olan &#8230; Bakanlığınca belirlenen “genişletilmiş bağışıklık programı” uyarınca yapılması zorunlu aşılardan olduğu görülmektedir. Böyle bir durumda çocuğun yasal temsilcileri uygulanacak aşı ile ilgili olarak aydınlatıldıkları halde, hiç bir haklı sebep ileri sürmeksizin buna rıza göstermiyorlarsa çocuğun menfaatine aykırı olan bu tavra hukuki sonuç bağlanamaz. Diğer bir ifadeyle ana ve babanın rıza göstermemeleri, çocuğun üstün yararına açıkça aykırı ise artık rıza aranmaz. Olayda ana baba çocuğa aşı uygulanmasına karşı çıkmışlar, buna rızalarının bulunmadığını ifade etmişlerdir. Ne var ki; bu beyanlarını haklı gösterecek bir sebep ve delil göstermedikleri gibi dosyada da, yapılması istenilen aşının çocuğun üstün yararına aykırı olacağına ilişkin bir bulgu ve olgu da bulunmamaktadır. Aşının, çocuğun gelecekteki bireysel sağlığı yanında, toplum sağlığı açısından da yapılması zorunlu olduğu anlaşıldığına göre, isteğin kabulüne karar verilmesi gerekirken salt ana ve babanın rıza göstermedikleri gerekçesine dayanılarak talebin reddi usul ve yasaya aykırı bulunmuştur.<br />
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 07.05.2015 (Prş.)</p>
</div>
</details>
<details class="ss-emsal" open="open">
<summary><span class="ss-ilke">On altı yaşını doldurmuş Türk vatandaşının yurt dışında yaptığı evliliğin tescilinde, MÖHUK m.13 uyarınca Türk maddi hukukundaki yaş sınırları esas alınır; tescil için Türk mahkemesinden izin kararı alınması zorunludur.</span><span class="ss-kunye">Yargıtay 18. Hukuk Dairesi · E. 2010/7593, K. 2010/11621 · 21.09.2010</span></summary>
<div class="ss-tam">
<p>MAHKEMESİ:Asliye Hukuk Mahkemesi<br />
Davacı vekili dava dilekçesinde, davacının nüfus kütüğünde 1957 olan doğum yılının 1948 olarak düzeltilmesini istemiş, mahkemece davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>
<p>Y A R G I T A Y K A R A R I<br />
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü: Davacı vekili dava dilekçesinde, davacının nüfus kütüğünde 01.01.1957 olan doğum tarihinin 01.01.1948 olarak düzeltilmesini istemiş, mahkemece, davanın ispatlanamadığı gerekçesiyle reddine karar verilmiştir.<br />
Dosya içindeki bilgi ve belgelerden özellikle nüfus kayıt tablosunun incelenmesinden, davacının 01.01.1957 doğumlu olarak 02.01.1957 günü nüfus kütüğüne tescil ettirildiği, 03.04.1966 yılında yani 9 yaşında 1931 doğumlu Gülüstan ile evlendiği anlaşılmaktadır. Türk Medeni Kanununun 124. madde hükmüne göre, &#8220;Hakim olağanüstü durumlarda ve pek önemli sebeple onaltı yaşını doldurmuş olan erkek veya kadının evlenmesine izin verebilir&#8221;. Davacının 16 yaşından önce resmi evlilik yapamayacağı ve kayıtların oluşturduğu çelişki dikkate alındığında, tüm deliller toplanarak oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yerinde olmayan gerekçeyle davanın reddi, 2-Yargılamanın son oturumuna katılan Cumhuriyet Savcılarının ad ve soyadı ile sicil numarasının gerekçeli karar başlığında gösterilmemiş olması, Doğru görülmemiştir.<br />
Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 21.09.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.</p>
</div>
</details>
<details class="ss-emsal" open="open">
<summary><span class="ss-ilke">Yabancı ilamların tanınmasında kamu düzeni denetiminin ölçütü, Türk hukukunun temel değerleri ve Anayasa&#8217;daki temel hak ve özgürlüklerdir; yabancı hukukun farklı usul kuralları uygulaması tek başına kamu düzeni ihlali teşkil etmez.</span><span class="ss-kunye">Yargıtay 2. Hukuk Dairesi · E. 2025/6574, K. 2025/11109 · 11.12.2025</span></summary>
<div class="ss-tam">
<p>MAHKEMESİ: Konya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI: 2025/998 E., 2025/1498 K.<br />
DAVA TÜRÜ: Tanınma-Tenfiz<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ: Aksaray 2. Aile Mahkemesi<br />
SAYISI: 2022/490 E., 2024/268 K.<br />
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı vekili tarafından tümü yönünden temyiz edilmiş olup kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:Davacı, babası [&#8230;] tarafından tanınması amacıyla Avusturya da Bregenz Bölge Mahkemesine müracaat ettiğini, Bregenz Bölge Mahkemesinin 30.03.1989 Tarihli 1 Nc 3./89 dosya numaralı ilamıyla babalığının tanınması kararı verildiğini, yabancı mahkeme kararının Türkiye de de geçerli olabilmesi için mahkeme tarafından tanınmasına ve tenfizine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.<br />
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; &#8221; [&#8230;]tanınması istenilen karar incelendiğinde davacının anne babasının beyanları dikkate alınarak DNA testi yapılmaksızın davacının babasının [&#8230;] olduğunun tespit edildiği anlaşılmıştır. Somut olayda mahkememizce tanıma kararı verilebilmesi için tanımaya konu olan kararın Türk Hukukunun temel değerlerine, Türk genel ahlak ve adap anlayışına, temel adalet anlayışına, Anayasada yer alan temel hak ve özgürlüklere, Milletlerarası alanda geçerli olan temel prensiplere, özel hukuka ilişkin hüsnüniyet kurallarına, temel insan haklarına, adalet anlayışına aykırılıklar kamu düzenine aykırılık olarak kabul edileceğinden yabancı mahkeme ilamının hüküm fıkrasının uygulanması ile açıklanacak sonuçları doğuracak yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizi olanaklı değildir. (YİBGK 10.02.20 12[&#8230;] /1-2012/1 sayılı kararından) incelenen yabancı mahkeme kararında DNA incelemesi yapılmaksızın babalığın tespit edildiği bu değerlendirmenin kamu düzenine aykırılık olarak kabulü gerekmiştir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 38. Hukuk Dairesi&#8217;nin 2020/1505 Esas, 2020/1633 Karar sayılı ilamı ile de bu husus vurgulanmıştır. Türk hukukunda DNA testi yapılmaksızın babalığın tespitinin yapılmadığı anlaşılmakla davanın reddi gerektiği kanaatine varılmıştır[&#8230;]&#8221; şeklindeki gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine istinaf incelemesi yapan Bölge Adliye Mahkemesince davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.<br />
İlk Derece Mahkemesinin gerekçesinde de yer alan YİBGK 10.02.2012 tarih, 2010/1-2012/1 sayılı kararında da belirtildiği üzere, 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun&#8217;un 54/c maddesinde, hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması tenfiz şartları içinde sayılmıştır.<br />
Yukarıda sözü edilen YİBGK&#8217; da belirtildiği üzere esasa uygulanan hukukun Türk Hukukunda farklı olması ya da Türk Hukukunun emredici kurallarına aykırı olması gibi nedenlerle yabancı kararın tenfizi reddedilemez. Burada esas alınması gereken kıstas, yabancı ilamın Türk Hukukunda bir veya birden çok kanun hükümlerine aykırı bulunmasından çok, Türk Hukukunun temel değerlerine, Türk genel adap ve ahlak anlayışına Türk kanunlarının dayandığı temel adalet anlayışına ve hukuk siyasetine, Anayasa&#8217;da yer alan temel hak ve özgürlüklere milletlerarası alanda geçerli ortak ve kabul görmüş hukuk prensiplerine, ikili anlaşmalara, gelişmiş toplumların ortak benimsedikleri ahlak ve adalet anlayışına, medeniyet seviyesine siyasi ve ekonomik rejimine bakmak olmalıdır.<br />
Yine anılan içtihadı birleştirme kararında da belirtildiği üzere esasa uygulanan maddi hukukun ya da yabancı mahkemenin davada kullandığı “Yargılama Usulü”nün ya da yabancı mahkeme ilamında uygulanan ispat hukukuna ait kuralların tek başına Türk hukukundan farklı olması Türk Kamu düzeninin müdahalesini gerektiren bir kamu düzeni ihlali değildir.<br />
Somut olayda, işlemin yapıldığı tarihteki bilimsel teknikler kullanılarak elde edilen verilere göre yabancı mahkeme hükmünün verilmiş olması; tanıma-tenfiz tarihi itibariyle İlk Derece Mahkemesince yabancı mahkemenin karar tarihinde varolmayan bir tekniğin kullanıldığı gerekçe gösterilerek davanın reddi gerektiği sonucunu doğurmamaktadır. Aksi düşünce medeni toplulukların müştereken benimsedikleri ahlak ilkeleri ve adalet anlayışının ifadesi olan hukuk prensiplerine, toplumun medeniyet seviyesine, siyasi ve ekonomik rejimine, insan hak ve özgürlüklerine aykırılık teşkil edecektir. Hal böyle olunca davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme sonucu davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bozulmasını gerektirmiştir.<br />
KARAR<br />
Açıklanan sebeplerle;<br />
1.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,<br />
2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,<br />
Temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine,<br />
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, karardan bir örneğinin ilgili Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,<br />
11.12.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p>
</div>
</details>
<h2 id="pratik-uygulama">Pratik Uygulama Tablosu</h2>
<table>
<tbody>
<tr>
<th>Durum</th>
<th>Hukuki Sonuç</th>
<th>Yapılması Gereken</th>
</tr>
<tr>
<td>17 yaşını dolduran kişi evlenmek istiyor</td>
<td>Olağan evlenme ehliyeti mevcut; engel yok</td>
<td>Nüfus müdürlüğüne başvuru yeterli (m.126 izni hâlâ gerekli)</td>
</tr>
<tr>
<td>16 yaşını doldurmuş kişi evlenmek istiyor</td>
<td>Olağanüstü izin gerekli; nüfus müdürlüğü işlem yapamaz</td>
<td>Aile Mahkemesine olağanüstü evlenme izni davası açılmalı</td>
</tr>
<tr>
<td>16 yaşını doldurmamış kişi için izin talep ediliyor</td>
<td>Mutlak ret; mahkeme esasa giremez</td>
<td>Dava usulden reddedilir; yaş dolana kadar beklenmelidir</td>
</tr>
<tr>
<td>16 yaşındaki kişi gebe; baba izin vermiyor</td>
<td>Gebelik = pek önemli sebep; babanın reddi denetlenir</td>
<td>TMK m.128 davası + olağanüstü izin talebi birlikte yürütülür</td>
</tr>
<tr>
<td>16 yaşındaki Türk vatandaşı yurt dışında evlendi; tescil isteniyor</td>
<td>Doğrudan tescil mümkün değil; mahkeme kararı şart</td>
<td>Aile Mahkemesinden &#8220;olağanüstü evlenme izni ikamesi&#8221; kararı alınmalı</td>
</tr>
<tr>
<td>15 yaşındaki kişi yurt dışında evlendi; tescil isteniyor</td>
<td>Türk kamu düzenine aykırı; yoklukla malul; tescil imkânsız</td>
<td>Tescil talebi reddedilir; evlilik Türkiye&#8217;de tanınmaz</td>
</tr>
<tr>
<td>Dava açılırken 15 yaşında; karar anında 16 yaş dolduruldu</td>
<td>Karar tarihi esas alınır; esasa girilebilir</td>
<td>Dava açma tarihini değil karar tarihini planlayarak ilerle</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<h2 id="sss">Sık Sorulan Sorular</h2>
<h3>16 yaşındaki çocuğumun evlenmesine nasıl izin alınır?</h3>
<p>Aile Mahkemesine &#8220;olağanüstü evlenme izni&#8221; davası açılması gerekir. Davada gebelik, ağır hastalık veya benzeri somut bir &#8220;pek önemli sebep&#8221; ile &#8220;olağanüstü hal&#8221; olgularının ispatlanması zorunludur. Mahkeme, ana ve babayı dinler; sosyal inceleme raporu alabilir; küçüğün olgunluğunu ve evliliğin onun yararına olup olmadığını değerlendirir. Sonunda takdir yetkisini kullanarak izin verir ya da reddeder.</p>
<h3>Eşim izin vermedi; tek başıma dava açabilir miyim?</h3>
<p>Evet. TMK m.128 uyarınca yasal temsilcinin haklı sebep olmaksızın evlenmeye izin vermemesi halinde, izin vermek isteyen diğer ebeveyn veya bizzat küçük, Aile Mahkemesine başvurabilir. Mahkeme, izin vermeyen ebeveynin gerekçelerini değerlendirir; gerekçe haklı bulunmazsa ya da çocuğun üstün yararına aykırı görülürse o ebeveynin rızası olmaksızın izin verilebilir.</p>
<h3>Yurt dışında evlendik; evliliğimizi Türkiye&#8217;de tescil ettirebilir miyim?</h3>
<p>Evlenme anında on yedi yaşını doldurmuşsanız tescil olağan biçimde yapılabilir. On yedi yaşını doldurmamış ancak on altı yaşını doldurmuşsanız, önce Türk Aile Mahkemesinden olağanüstü evlenme iznine ilişkin bir karar almanız, ardından bu karara istinaden tescil başvurusunda bulunmanız zorunludur. On altı yaşını doldurmadan yapılan evlilikler ise Türkiye&#8217;de hiçbir koşulda tescil edilemez.</p>
<h3>Gebelik her zaman izin alınmasını garantiler mi?</h3>
<p>Hayır; gebelik güçlü bir &#8220;pek önemli sebep&#8221; olmakla birlikte, hakime garanti sunmaz. Mahkeme yine de küçüğün olgunluğunu, evliliğin onun yararına olup olmadığını ve diğer koşulları değerlendirmek zorundadır. Gebeliğin izin için yeterli kabul edildiği pek çok Yargıtay onama kararı bulunmaktadır; ancak mahkemenin tüm usul adımlarını eksiksiz işletmesi ve olumlu bir sosyal inceleme raporuna dayandırması kararın sağlığı açısından zorunludur.</p>
<h3>Küçük kendi başına dava açabilir mi?</h3>
<p>Evet. TMK m.128, küçüğün bizzat Aile Mahkemesine başvurarak yasal temsilcinin izin vermemesi durumunda hâkimden izin talep edebileceğini düzenler. Küçüğün bu davada ayrıca bir vekil atanmasını talep etmesi de mümkündür. Mahkeme, küçüğün iradesini ve üstün yararını bizzat değerlendirerek karar verir.</p>
<h3>Olağanüstü evlenme izninde hangi deliller önem taşır?</h3>
<p>Gebelik raporu (doktor tasdikli), aile içi şiddeti belgeleyen kayıtlar (savcılık, hastane), tarafların ilişkisinin süresini kanıtlayan mesaj ve fotoğraf kayıtları, sosyal inceleme raporu ve uzman psikolog değerlendirmesi başlıca delil araçlarıdır. Ebeveynlerin dinlenmesine ilişkin tutanaklar da kararın hukuki güvenliğini doğrudan etkiler.</p>
<h2 id="sonuc">Sonuç</h2>
<p>TMK m.124, Türk aile hukukunun evlenme ehliyetine ilişkin en temel hükmüdür. İki kademeli yaş sistemi; on yedi yaşındaki olağan eşik ile on altı yaşındaki yargısal izin eşiği, kanun koyucunun hem küçüğü koruma hem de sosyal gerçekliklere uyum sağlama amacını yansıtmaktadır.</p>
<p>Uygulamada en kritik noktalar şunlardır: On altı yaş sınırının mutlaklığı hiçbir koşulda aşılamaz; gebelik &#8220;pek önemli sebep&#8221; kavramının tipik örneğini oluşturur; ebeveynlerin dinlenmesi zorunlu bir usul güvencesidir; ebeveyn rızasının kötüye kullanılması ise yargısal müdahaleyle aşılabilir. Yurt dışı evliliklerinde ise MÖHUK m.13 gereği Türk milli hukuku belirleyicidir.</p>
<p>2026 itibarıyla güncel Yargıtay içtihadına göre olağanüstü evlenme izninin verilip verilmeyeceğinde belirleyici ölçüt, soyut koşulların değil somut olguların varlığıdır. Gebelik, aile içi şiddet ve sosyal baskı gibi somutlaşmış olgular; küçüğün üstün yararı ilkesi ışığında değerlendirildiğinde, mahkemenin izin yönünde karar vermesini kanuni bir gereklilik haline getirebilir.</p>
<h2>İletişim ve Hukuki Danışma</h2>
<p>Olağanüstü evlenme izni davalarında, yurt dışı evliliklerinin tescilinde ve evlenme ehliyetine ilişkin her türlü uyuşmazlıkta deneyimli bir avukat desteği için Sarıoğlu &amp; Sefer Hukuk Bürosu ile iletişime geçebilirsiniz.</p>
<p>Adres: Osmaniye Mah., İsmail Erez Bulvarı No: 9/2, 34146 Bakırköy/İstanbul</p>
<p>Telefon: <a href="tel:+905396763275">0539 676 32 75</a></p>
<p>Web: <a title="Sarıoğlu &amp; Sefer Hukuk Bürosu" href="https://www.sarioglusefer.com">www.sarioglusefer.com</a></p>
<p>Bu makale, Sarıoğlu &amp; Sefer Hukuk Bürosu adına <a title="Av. Mehmet Sarıoğlu - Boşanma Avukatı" href="https://www.sarioglusefer.com/av-mehmet-sarioglu-bosanma-avukati/">Av. Mehmet SARIOĞLU</a> tarafından hazırlanmıştır.</p>
<p><a rel="nofollow" href="https://www.sarioglusefer.com/tmk-madde-124-yas/">TMK Madde 124 Yaş</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://www.sarioglusefer.com">SARIOĞLU &amp; SEFER HUKUK B&Uuml;ROSU</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>TMK Madde 119 Dava Hakkının Bulunmaması</title>
		<link>https://www.sarioglusefer.com/tmk-madde-119-dava-hakkinin-bulunmamasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Av. Mehmet Sarıoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Jun 2026 20:02:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anasayfa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sarioglusefer.com/?p=4037</guid>

					<description><![CDATA[<p>2026 itibarıyla nişanlılık hukukunun uygulamada en sık ihlal edilen hükümlerinden biri TMK m.119&#8217;dur. Taraflar arasında düzenlenen nişan protokollerine eklenen cezai şartlar, cayma bedelleri ve &#8220;nişanı bozan taraf X TL öder&#8221; şeklindeki düzenlemeler kanunun açık yasağına rağmen hâlâ karşımıza çıkmaktadır. Oysa bu madde, evlenme özgürlüğünü mali baskıdan korumak amacıyla emredici nitelik taşır ve noter onaylı belgeleri ... <a title="TMK Madde 119 Dava Hakkının Bulunmaması" class="read-more" href="https://www.sarioglusefer.com/tmk-madde-119-dava-hakkinin-bulunmamasi/" aria-label="Read more about TMK Madde 119 Dava Hakkının Bulunmaması">Devamını oku</a></p>
<p><a rel="nofollow" href="https://www.sarioglusefer.com/tmk-madde-119-dava-hakkinin-bulunmamasi/">TMK Madde 119 Dava Hakkının Bulunmaması</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://www.sarioglusefer.com">SARIOĞLU &amp; SEFER HUKUK B&Uuml;ROSU</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><!--
YAYIN NOTLARI (bu blok görünmez, silmek zorunda değilsiniz)
Başlık (WP yazı başlığı): TMK Madde 119 Dava Hakkının Bulunmaması
Slug: tmk-madde-119-dava-hakkinin-bulunmamasi
Meta description (Rank Math'e elle): TMK 119: Nişanlılık evlenmeye zorlamak için dava hakkı vermez; cayma tazminatı ve cezai şart dava edilemez. Noter protokolleri, menfi tespit yolu ve içtihat.
Yazar: Av. Mehmet Sarıoğlu | Kategori: TMK / Aile Hukuku
Yayın sonrası: 118'deki m.119 anılmalarına bu sayfanın linkini ekleyin;



<details> içindeki karar tam metni placeholder'larını doldurun veya blokları çıkarın.
--></p>
<p>2026 itibarıyla nişanlılık hukukunun uygulamada en sık ihlal edilen hükümlerinden biri TMK m.119&#8217;dur. Taraflar arasında düzenlenen nişan protokollerine eklenen cezai şartlar, cayma bedelleri ve &#8220;nişanı bozan taraf X TL öder&#8221; şeklindeki düzenlemeler kanunun açık yasağına rağmen hâlâ karşımıza çıkmaktadır. Oysa bu madde, evlenme özgürlüğünü mali baskıdan korumak amacıyla emredici nitelik taşır ve noter onaylı belgeleri de kapsayan mutlak bir yasak öngörür. Bu şerh, m.119&#8217;un tüm boyutlarını Yargıtay içtihadı ışığında ortaya koymaktadır.</p>
<nav><strong>İçindekiler</strong></p>
<ol>
<li><a href="#kanun-metni">TMK Madde 119 Dava Hakkının Bulunmaması Kanun Metni</a></li>
<li><a href="#tanim">TMK m.119 Dava Hakkının Bulunmaması Nedir?</a></li>
<li><a href="#dava-hakki-yok">Nişanlılıkta Dava Hakkının Bulunmaması</a></li>
<li><a href="#cezai-sart">Cayma Tazminatı ve Cezai Şartın Dava Edilemezliği</a></li>
<li><a href="#iade-edilemezlik">Yapılan Ödemelerin İade Edilemezliği</a></li>
<li><a href="#tazminat-farki">TMK m.119 ile Tazminat Hükümleri Arasındaki Fark</a></li>
<li><a href="#menfi-tespit">Menfi Tespit Davası ve İcra Takibine Karşı Savunma</a></li>
<li><a href="#emsal-kararlar">Emsal Yargıtay Kararları</a></li>
<li><a href="#pratik-uygulama">Pratik Uygulama Tablosu</a></li>
<li><a href="#sss">Sık Sorulan Sorular</a></li>
<li><a href="#sonuc">Sonuç</a></li>
</ol>
</nav>
<h2 id="kanun-metni">Kanun Metni</h2>
<p><strong>Madde 119 – Dava hakkının bulunmaması</strong></p>
<p>Nişanlılık, evlenmeye zorlamak için dava hakkı vermez.<br />
Evlenmeden kaçınma hâli için öngörülen cayma tazminatı veya ceza şartı dava edilemez; ancak yapılan ödemeler de geri istenemez.</p>
<p><strong><a title="Türk Medeni Kanunu Tam Metni" href="https://www.sarioglusefer.com/turk-medeni-kanunu-tmk-4721-sayili-kanun/">→ Türk Medeni Kanunu Tam Metni</a></strong></p>
<p>TMK m.119, nişanlılık kurumunun temel çerçevesini çizen <a title="TMK Madde 118 Nişanlanma" href="https://www.sarioglusefer.com/tmk-madde-118-nisanlanma/">m.118</a> ile maddi ve manevi tazminat hükümlerini düzenleyen <a title="TMK m.120 Şerhi" href="https://www.sarioglusefer.com/tmk-madde-120-nisan-bozulmasinda-maddi-tazminat/">m.120</a> ve <a title="TMK m.121 Şerhi" href="https://www.sarioglusefer.com/tmk-madde-121-nisan-bozulmasinda-manevi-tazminat/">m.121</a> arasında kritik bir köprü işlevi görür.</p>
<h2 id="tanim">TMK m.119 Nedir?</h2>
<p>TMK m.119; evlenme özgürlüğünü koruma altına alan, nişanlılığa dayalı evlenmeye zorlama davalarını ve her türlü cayma yaptırımını kesin olarak yasaklayan emredici bir hükümdür.</p>
<h2 id="dava-hakki-yok">Nişanlılıkta Dava Hakkının Bulunmaması</h2>
<h3>Evlenmeye Zorlama Yasağı</h3>
<p>TMK m.119/1, son derece net ve tartışmaya kapalı bir kural koyar: <strong>Nişanlılık, evlenmeye zorlamak için dava hakkı vermez.</strong> Bu hüküm, nişanlılığın temel hukuki niteliğinden kaynaklanır. Nişanlanma bir aile hukuku sözleşmesidir; ancak bu sözleşmenin konusu olan evlenme vaadi, diğer sözleşmelerdeki edim yükümlülüklerinden köklü biçimde ayrılır. Evlenme, tamamen kişisel iradeye dayalı olup hiçbir koşulda devlet gücüyle zorlanamaz.</p>
<p>Kanun koyucu bu ilkeyi koyarken iki temel değeri koruma altına almıştır: Birincisi <strong>evlenme özgürlüğü</strong>, ikincisi <strong>evlenmeye zorlamadan korunma hakkı</strong>. İrade dışı kurulan evliliklerin toplumsal ve bireysel sonuçları ağırdır. Nişanlanma, taraflardan birini tanıma ve değerlendirme sürecidir; bu sürecin sonunda taraflardan biri evlenme iradesini geri çekebilir. Bu geri çekilme, hukuka aykırı bir eylem değil; kişiye sıkı sıkıya bağlı bir hakkın kullanımıdır.</p>
<p>Pratikte bu yasağın en somut yansıması şudur: Nişanlı olan biri, karşı tarafın evlenmeyi reddetmesi üzerine mahkemeye başvurup &#8220;evlenmeye zorlanması&#8221; için dava açamaz. Böyle bir dava hukuken imkânsızdır; mahkeme davanın esasına girmeksizin reddeder.</p>
<h3>Kişilik Hakkı Olarak Evlenme Özgürlüğü</h3>
<p>TMK m.23, hiç kimsenin özgürlüklerinden vazgeçemeyeceğini ve özgürlüklerini hukuka ya da ahlaka aykırı biçimde sınırlayamayacağını hükme bağlar. Evlenme özgürlüğü, bu kapsamda kişilik haklarının ayrılmaz bir parçasıdır. Bir kimsenin nişanı bozması halinde ağır mali sonuçlarla karşılaşacağını bilmesi, onu rızası dışı evliliğe itmek anlamına gelir.</p>
<p>Bu nedenle TMK m.119&#8217;un amacı yalnızca bireysel bir hakka hizmet etmemekte; aynı zamanda aile kurumunun sağlıklı temeller üzerinde yükselmesini güvence altına almaktadır. Baskı altında kurulan evlilikler, kısa sürede boşanma davaları ya da aile içi uyuşmazlıklarla sonuçlanmaktadır. Kanun koyucu, bu riski en başta bertaraf etmek için m.119&#8217;u emredici nitelikte düzenlemiştir.</p>
<h2 id="cezai-sart">Cayma Tazminatı ve Cezai Şartın Dava Edilemezliği</h2>
<h3>Emredici Nitelik ve Mutlak Geçersizlik</h3>
<p>TMK m.119/2 hükmünün ilk kısmı şu emredici yasağı taşır: <strong>Evlenmeden kaçınma hâli için öngörülen cayma tazminatı veya ceza şartı dava edilemez.</strong> Bu yasak mutlak ve istisnasızdır. Kanunun bu emredici hükmü, Türk Borçlar Kanunu m.26-27 ile de örtüşür: Kanunun emredici hükümlerine aykırı sözleşmeler kesin hükümsüzdür.</p>
<p>Dava edilemezlik, yalnızca mahkeme yoluyla talep etmeyi değil; <strong>icra takibi yoluyla cebri tahsili de</strong> kapsar. Nişanlılık hukukunda &#8220;dava edilemez&#8221; ifadesi, devlet gücüyle — ister yargı ister icra kanalıyla — zorla yerine getirilemez anlamına gelir. Bu nedenle karşı tarafın noter onaylı bir protokole dayanarak icra takibi başlatması, kanunun bu açık yasağını dolanma teşebbüsüdür ve hukuki koruma görmez.</p>
<p>Yerleşik Yargıtay içtihadına göre nişanlılık hukukunda cezai şart yasağı, tarafların rızasıyla dahi aşılamaz. Tarafların anlaşarak protokole cezai şart koymaları, bu hükmün geçerliliğini sağlamaz; aksine o hükmü mutlak butlanla malul kılar. Geçersizlik, mahkemece re&#8217;sen gözetilir.</p>
<h3>Noter Onaylı Nişan Protokollerinin Hukuki Akıbeti</h3>
<p>Uygulamada sıkça karşılaşılan bir sorun, tarafların noter huzurunda düzenlettikleri &#8220;nişan protokolleri&#8221;ne cezai şart hükmü eklemeleridir. Bu belgeler tipik olarak şu ifadeyi içerir: &#8220;Nişanı bozan taraf diğerine X TL ceza öder.&#8221; Taraflar, noterde düzenlenmiş olmasının bu hükmü geçerli kıldığını sanmaktadır. Bu kanı tamamen yanlıştır.</p>
<p>Noterlik işlemi, yalnızca belgenin imza ve tarih gibi <em>şekli unsurlarının</em> doğruluğunu teyit eder; belgenin içeriğinin emredici hukuk kurallarına uygunluğunu denetlemez ve aykırılığı gidermez. Bir sözleşmenin noter huzurunda yapılmış olması, o sözleşmenin TMK m.119 kapsamındaki yasağa tabi olmadığı anlamına gelmez. Aksine, noter senediyle dahi olsa kararlaştırılan cezai şart, kamu düzenine aykırılığı nedeniyle hükümsüzdür.</p>
<p>Bu durum, <a title="Nişanlılıkta Dava Hakkı ve Cayma Tazminatı" href="https://www.sarioglusefer.com/istanbul-bosanma-avukati/">nişanlılıkta dava hakkı ve cayma tazminatı</a> uyuşmazlıklarında deneyimli bir avukatla çalışmanın önemini ortaya koymaktadır. Karşı tarafın noter protokolüne dayanarak başlattığı icra takibine karşı menfi tespit davası açılması gerekir; bu süreç hukuki uzmanlık gerektirir.</p>
<h3>Fer&#8217;ilik İlkesi Gereği Cezai Şartın Hükümsüzlüğü</h3>
<p>Borçlar hukukunun temel prensiplerinden biri olan fer&#8217;ilik ilkesi gereği, cezai şart asıl borca bağlı ikincil bir yükümlülüktür. Asıl borç geçersiz ya da dava edilemezse, bu borca bağlı cezai şart da kendiliğinden hükümsüz kalır. Yargıtay bu prensibi istikrarlı biçimde uygulamaktadır: <em>&#8220;Asıl borç hükümsüz olunca, cezai şart da hükümsüzdür.&#8221;</em></p>
<p>Nişanlılıkta evlenme vaadinin icra yoluyla zorlanamayacağı TMK m.119/1 ile sabitlenmiştir. Yani &#8220;asıl borç&#8221; olan evlenme yükümlülüğü, hukuken dava edilemez bir edimdir. Bu edimin ifasını sağlamak veya yerine getirilmemesi halinde tazminat almak amacıyla öngörülen cezai şart, fer&#8217;ilik ilkesi gereği başlangıçtan itibaren geçersizdir. Nişanı bozan tarafın bu cezayı ödemek zorunda olmadığı — noter belgesi olsa dahi — kesindir.</p>
<h2 id="iade-edilemezlik">Yapılan Ödemelerin İade Edilemezliği</h2>
<h3>İade Edilemezlik Kuralının Koşulları</h3>
<p>TMK m.119/2 hükmünün ikinci kısmı, ilk bakışta çelişkili görünen bir kural koyar: <strong>Yapılan ödemeler de geri istenemez.</strong> Hukuk literatüründe <em>soluti retentio</em> olarak bilinen bu ilke, kanunen dava edilemez olan bir borcun rızayla ifa edilmesi halinde bu ödemenin geri alınamamasını düzenler. Bu yapı, doktrinde <strong>eksik borç</strong> (<em>naturalis obligatio</em>) olarak adlandırılır: Borç hukuken vardır, ancak alacaklıya dava ve cebri icra yoluyla talep yetkisi vermez; buna karşılık borçlunun rızasıyla yaptığı ifa geçerli bir ifadır.</p>
<p>Kanun koyucunun bu düzenlemeyi koymasının arkasında özel bir mantık yatar: Nişanı bozan taraf, vicdani bir zorunluluk hissederek veya sosyal baskıyla karşı tarafa bir miktar ödemiş olabilir. Bu ödeme gönüllü yapılmışsa, ileride &#8220;zaten hukuken ödemek zorunda değildim&#8221; diyerek geri istenmesi mümkün değildir. Aksi durum, dürüstlük kuralıyla (TMK m.2) bağdaşmaz.</p>
<h3>Gönüllü Ödeme ile Zorla Tahsil Arasındaki Fark</h3>
<p>İade edilemezlik kuralının uygulanabilmesi için ödemenin <strong>tamamen gönüllü ve herhangi bir icrai baskı olmaksızın</strong> yapılmış olması zorunludur. Karşı tarafın icra takibi başlatması veya dava açması üzerine yapılan ödemeler, bu kural kapsamında değerlendirilemez.</p>
<p>Mantıksal çelişkiyi net görmek gerekir: Eğer cezai şart dava edilemezse, icra takibi başlatılıp &#8220;ödeme yapıldı, artık geri istenemez&#8221; sonucuna ulaşmak mümkün olmamalıdır. Kanun koyucunun muradı, kendi rızasıyla yapılan ödemeleri korumak; kimseyi bu tür bir ödemeye devlet eliyle zorlamamaktır. Bu nedenle, icra tehdidi altında yapılan ödemeler &#8220;gönüllü ödeme&#8221; sayılmaz ve iade edilemezlik korumasından yararlanamaz.</p>
<h2 id="tazminat-farki">TMK m.119 ile Tazminat Hükümleri Arasındaki Fark</h2>
<p>TMK m.119&#8217;u yanlış anlayan kişiler, bu maddenin nişanlılıktan doğan her türlü mali talebi yasakladığını sanmaktadır. Bu yanılgı hukuki açıdan önemli sonuçlar doğurur. Doğru tablo şudur:</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<th>Talep Türü</th>
<th>Hukuki Dayanak</th>
<th>Koşul</th>
<th>Dava Edilebilir mi?</th>
</tr>
<tr>
<td>Evlenmeye zorlama</td>
<td>TMK m.119/1</td>
<td>—</td>
<td><strong>Hayır — mutlak yasak</strong></td>
</tr>
<tr>
<td>Cayma tazminatı / cezai şart</td>
<td>TMK m.119/2</td>
<td>—</td>
<td><strong>Hayır — mutlak yasak</strong></td>
</tr>
<tr>
<td>Maddi tazminat (harcamalar)</td>
<td>TMK m.120</td>
<td>Kusur + haklı sebep yok</td>
<td><strong>Evet — şartlar dahilinde</strong></td>
</tr>
<tr>
<td>Manevi tazminat</td>
<td>TMK m.121</td>
<td>Kusur + kişilik hakkı saldırısı</td>
<td><strong>Evet — şartlar dahilinde</strong></td>
</tr>
<tr>
<td>Hediyelerin iadesi</td>
<td><a title="TMK m.122 Şerhi" href="https://www.sarioglusefer.com/tmk-madde-122-hediyelerin-geri-verilmesi/">TMK m.122</a></td>
<td>Evlenme dışı sona erme</td>
<td><strong>Evet — kusur aranmaz</strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Temel ayrım şudur: TMK m.119, <em>evlenme iradesinin baskı altına alınmasını</em> yasaklar. TMK m.120 ve m.121 ise nişanın haksız bozulmasının yarattığı <em>gerçek zararı</em> tazmin etmeyi amaçlar. Gerçek zarar tazmini, evlenmeye zorlama değildir; biri kişilik haklarını, diğeri mal varlığı değerlerini korur.</p>
<h2 id="menfi-tespit">Menfi Tespit Davası ve İcra Takibine Karşı Savunma</h2>
<p>Karşı tarafın, nişan protokolündeki cezai şarta dayanarak icra takibi başlatması halinde, borçlu konumundaki tarafın başvurabileceği hukuki yollar bellidir. İcra ve İflas Kanunu m.72 uyarınca <strong>menfi tespit davası</strong> açılması, en etkili ve doğrudan yoldur. Bu dava, takibe konu edilen borcun hukuken var olmadığının mahkemece tespit edilmesini sağlar.</p>
<p>Uygulamadaki kritik ayrıntı tedbir rejimidir: Takipten <em>sonra</em> açılan menfi tespit davasında ihtiyati tedbir yoluyla takibin durdurulmasına karar verilemez (İİK m.72/3). Borçlu ancak, alacağın %15&#8217;inden az olmamak üzere göstereceği teminat karşılığında, icra veznesine giren paranın alacaklıya ödenmemesi için ihtiyati tedbir kararı alabilir. Henüz takip başlamadan <em>önce</em> açılan menfi tespit davasında ise mahkeme, yine %15&#8217;ten az olmayan teminat karşılığında takibin durdurulmasına karar verebilir (İİK m.72/2).</p>
<p>Menfi tespit davasında öne sürülecek temel savunma, TMK m.119/2&#8217;nin açık hükmüdür: Cezai şart dava edilemez, dolayısıyla icra takibine de konu edilemez. Mahkeme, takibe konu alacağın TMK m.119 kapsamında yasaklanmış olduğunu tespit ettiğinde borçlunun borçlu olmadığına hükmeder. Bunun yanı sıra, takibin haksız ve kötüniyetli olduğunun ispatlanması halinde, borçlunun talebi üzerine İİK m.72/4 uyarınca alacağın %20&#8217;sinden az olmamak üzere <strong>kötüniyet tazminatına</strong> da hükmedilir.</p>
<p>Taraflarca ileri sürüldüğünde mahkemece ön sorun olarak incelenecek zamanaşımı def&#8217;i de bu noktada devreye girer. TMK m.123&#8217;teki bir yıllık süre dolduktan sonra başlatılan takiplerde zamanaşımı def&#8217;i, cezai şart geçersizliğinin yanında ikinci bir hukuki kalkan işlevi görür.</p>
<h2 id="emsal-kararlar">Emsal Yargıtay Kararları</h2>
<p><strong>Cezai şart, asıl borca ilişkin fer&#8217;i haklardandır; asıl borç hükümsüz olunca cezai şart da hükümsüzdür.</strong> Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, E. 2008/3543, K. 2008/8902, T. 26.06.2008. Aynı yönde (fer&#8217;ilik ilkesi): Yargıtay 13. HD, E. 2011/8816, K. 2011/18186, T. 06.12.2011; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. HD, E. 2017/1254, K. 2017/1628, T. 23.11.2017 (sözleşme geçersiz olduğundan ceza koşulu da geçersiz sayılır). Bu yerleşik ilkenin TMK m.119&#8217;a izdüşümü şudur: Evlenme vaadi, m.119/1 uyarınca dava edilemez bir asıl borç doğurduğundan, bu vaade bağlanan cayma tazminatı veya cezai şart da fer&#8217;ilik gereği başlangıçtan itibaren hükümsüz kalır; içtihatla yerleşik bu ilke nişanlılık protokollerine kıyasen uygulanır.</p>
<details style="margin-bottom: 1.5em;">
<summary>Yargıtay 13. HD, E. 2008/3543, K. 2008/8902 – Tam Metin</summary>
<p>[Karar tam metni buraya — site yöneticisi elle ekleyecek]</p>
</details>
<p><strong>Geçersiz bir sözleşmeye dayanan cezai şartın icra takibine konu edilmesi halinde borçlunun borçlu olmadığının tespitine hükmedilir; geçersiz cezai şart icra yoluyla da tahsil edilemez.</strong> Yargıtay 19. Hukuk Dairesi, E. 2010/9614, K. 2010/13686, T. 02.12.2010. Geçersiz asıl sözleşmeye eklenen cezai şarta dayanılarak başlatılan icra takibinin dayanaksız olduğu saptanmış; davacının borçlu olmadığının tespitine karar verilmesi gerektiği hükme bağlanmıştır.</p>
<details style="margin-bottom: 1.5em;">
<summary>Yargıtay 19. HD, E. 2010/9614, K. 2010/13686 – Tam Metin</summary>
<p>[Karar tam metni buraya — site yöneticisi elle ekleyecek]</p>
</details>
<p><strong>Nişanlılık uyuşmazlıklarında zamanaşımı def&#8217;i, maddi hukuka dayanan bir def&#8217;i niteliğinde olduğundan taraflarca ileri sürülmesi gerekir; mahkeme, bu def&#8217;i ileri sürüldüğünde esasa girmeden önce HMK m.163-164 çerçevesinde ön sorun olarak inceleyip karara bağlamakla yükümlüdür.</strong> Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2025/8445, K. 2025/11777, T. 23.12.2025. Kararda itiraz-def&#8217;i ayrımı netleştirilmiş; zamanaşımının re&#8217;sen gözetilebilen bir itiraz olmayıp tarafça ileri sürülmesi gereken bir def&#8217;i olduğu vurgulanmıştır.</p>
<details style="margin-bottom: 1.5em;">
<summary>Yargıtay 2. HD, E. 2025/8445, K. 2025/11777 – Tam Metin</summary>
<p>[Karar tam metni buraya — site yöneticisi elle ekleyecek]</p>
</details>
<h2 id="pratik-uygulama">Pratik Uygulama Tablosu</h2>
<table>
<tbody>
<tr>
<th>Senaryo</th>
<th>Hukuki Sonuç</th>
<th>Yapılması Gereken</th>
</tr>
<tr>
<td>Nişan protokolünde 50.000 TL cezai şart var, karşı taraf ödeme talep ediyor</td>
<td>Cezai şart TMK m.119/2 gereği geçersiz; ödeme yükümlülüğü doğmaz</td>
<td>Talebi reddet; noter belgesini geçerlilik delili sayma</td>
</tr>
<tr>
<td>Karşı taraf noter protokolüne dayanarak icra takibi başlattı</td>
<td>Takip hukuki dayanaktan yoksun; menfi tespit davası açılabilir</td>
<td>Aile Mahkemesinde menfi tespit davası aç; icra veznesindeki paranın alacaklıya ödenmemesi için tedbir iste (İİK m.72/3)</td>
</tr>
<tr>
<td>Nişanı bozduğum için karşı taraf evlenmeye zorlamak amacıyla dava açtı</td>
<td>Dava usulden reddedilir; TMK m.119/1 mutlak yasak içerir</td>
<td>Mahkeme esasa girmeden davayı reddeder</td>
</tr>
<tr>
<td>Cezai şartı bile bile kendi rızamla ödedim; geri almak istiyorum</td>
<td>TMK m.119/2 son cümle: gönüllü yapılan ödemeler geri istenemez</td>
<td>Ödeme iade davası açılamaz; hak düşer</td>
</tr>
<tr>
<td>İcra baskısıyla ödeme yaptım; geri almak istiyorum</td>
<td>Zorla tahsil edilen ödeme &#8220;gönüllü ödeme&#8221; sayılmaz; iade talep edilebilir</td>
<td>Menfi tespit + ödemenin iadesi için dava aç</td>
</tr>
<tr>
<td>Nişan protokolü noterde değil, adi yazılı şekilde yapıldı</td>
<td>Şekil farkı sonucu değiştirmez; cezai şart her hâlükârda geçersiz</td>
<td>Aynı hukuki savunma geçerlidir; TMK m.119/2 uygulanır</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<h2 id="sss">Sık Sorulan Sorular</h2>
<p><strong>Nişanı ben bozsam da karşı taraf benden ceza talep edebilir mi?</strong></p>
<p>Hayır. TMK m.119/2, nişanın kimin tarafından bozulduğuna bakılmaksızın cayma tazminatı ve cezai şartın dava edilemeyeceğini açıkça hükme bağlar. Bu yasak mutlak nitelikte olup kusur durumu, nişanın bozulma nedeni veya tarafların anlaşması bu sonucu değiştiremez. Cezai şarta ilişkin her talep, ister dava ister icra takibi yoluyla olsun, hukuki dayanaktan yoksundur.</p>
<p><strong>Nişanı bozan taraf hiç mi ödeme yapmaz?</strong></p>
<p>Nişanı <em>haksız ve kusurlu</em> olarak bozan taraf, TMK m.120 uyarınca maddi tazminat ödemek zorunda kalabilir. Bu tazminat; evlenme amacıyla yapılan harcamaları, maddi fedakârlıkları ve nişan giderlerini kapsar. Ayrıca kişilik hakkını zedeleyen davranışlar söz konusuysa TMK m.121 gereği manevi tazminat da gündeme gelebilir. Ancak bunlar cezai şart değil; gerçek zararın tazminatıdır ve farklı hukuki koşullara tabidir.</p>
<p><strong>Karşı taraf noter belgesine dayanarak haciz işlemi yaptırdı, ne yapabilirim?</strong></p>
<p>Derhal Aile Mahkemesinde menfi tespit davası açılmalıdır. Takipten sonra açılan bu davada ihtiyati tedbirle takip durdurulamaz; ancak İİK m.72/3 uyarınca, alacağın %15&#8217;inden az olmamak üzere teminat karşılığında icra veznesine giren paranın alacaklıya ödenmemesi için tedbir kararı alınabilir. Mahkeme, TMK m.119&#8217;un emredici niteliği gereği takibe konu alacağın hukuken mevcut olmadığını tespit edecektir; takibin haksız ve kötüniyetli olduğunun ispatı hâlinde, talep üzerine İİK m.72/4 uyarınca tazminata da hükmedilebilir.</p>
<p><strong>Nişan protokolündeki cayma tazminatını rızamla ödedim; pişman oldum, geri alabilir miyim?</strong></p>
<p>Hayır. TMK m.119/2 hükmünün son kısmı açıktır: Yapılan ödemeler geri istenemez. Kanun koyucu, kanunen dava edilemeyen bu tür borçları gönüllü olarak ödeyen kişinin bu ödemeyi geri almasına izin vermemektedir. Bu hükmün amacı, tarafların ahlaki sorumluluğuna binaen yaptıkları ödemelerin korunmasını sağlamaktır. Ancak ödemenin icra baskısı altında yapıldığının ispatlanması durumunda durum farklıdır.</p>
<p><strong>Nişanlılık döneminde imzalanan tüm sözleşmeler geçersiz mi?</strong></p>
<p>Hayır. Yalnızca evlenme özgürlüğünü kısıtlayan ve nişanın bozulmasına yaptırım bağlayan hükümler geçersizdir. Nişanlılık döneminde taraflar arasında yapılan diğer sözleşmeler — örneğin kira sözleşmesi, ortak alımlara ilişkin anlaşmalar — genel borçlar hukuku kuralları çerçevesinde geçerlidir. Önemli olan, sözleşme hükmünün evlenme iradesini baskı altına alıp almadığıdır.</p>
<p><strong>TMK m.119 kapsamında açılacak menfi tespit davası nereye açılır?</strong></p>
<p>Nişanlılık TMK&#8217;nın İkinci Kitabında düzenlendiğinden, bu ilişkiden kaynaklanan tüm uyuşmazlıklar Aile Mahkemelerinin görev alanındadır. Karşı tarafın genel icra dairelerine ya da genel mahkemelere başvurması, görev kurallarını değiştirmez. Aile mahkemesi bulunmayan yerlerde bu sıfatla Asliye Hukuk Mahkemesi görevlidir.</p>
<h2 id="sonuc">Sonuç</h2>
<p>TMK m.119, Türk aile hukukunun en güçlü emredici hükümlerinden biridir. Bu madde; evlenme özgürlüğünü koruyan, nişanlılığı mali baskı aracına dönüştürmeyi engelleyen ve nişanlılık hukukunun tazminat rejimiyle cezai yaptırım rejimi arasındaki sınırı çizen bir düzenlemedir.</p>
<p>Uygulamada en kritik husus, cezai şart yasağının mutlak niteliğidir: Tarafların anlaşması, noter belgesi veya protokolün ayrıntılı düzenlenmesi, bu yasağı bertaraf edemez. Kanunun &#8220;dava edilemez&#8221; dediği bir borcu icra kanalıyla tahsil etmeye çalışmak hukuki zemin bulamamaktadır. Bu tür girişimlere karşı menfi tespit davası en etkili hukuki yoldur.</p>
<p>Bununla birlikte m.119, nişanın haksız bozulmasının tüm mali sonuçlarını ortadan kaldırmaz. Cezai şartın yasak olduğu yerde, gerçek zararın tazminatı olan m.120 ve m.121 talepleri geçerliliğini korur. İkisi arasındaki farkı doğru kavramak, nişanlılık uyuşmazlıklarının sağlıklı bir hukuki zemine oturtulması için zorunludur.</p>
<h2>İletişim ve Hukuki Danışma</h2>
<p>Nişan protokolünden kaynaklanan icra takiplerine karşı menfi tespit davası, nişanlılık tazminat davaları veya nişanlılık hukukuna ilişkin her türlü uyuşmazlıkta profesyonel hukuki destek için Sarıoğlu &amp; Sefer Hukuk Bürosu ile iletişime geçebilirsiniz.</p>
<p>Adres: Osmaniye, İsmail Erez Blv No: 9/2, Bakırköy / İstanbul</p>
<p>Telefon: <a href="tel:+905396763275">0539 676 32 75</a></p>
<p>Web: <a title="Sarıoğlu &amp; Sefer Hukuk Bürosu" href="https://www.sarioglusefer.com">www.sarioglusefer.com</a></p>
<p>Bu makale, Sarıoğlu &amp; Sefer Hukuk Bürosu adına <a title="Av. Mehmet Sarıoğlu - Boşanma Avukatı" href="https://www.sarioglusefer.com/av-mehmet-sarioglu-bosanma-avukati/">Av. Mehmet SARIOĞLU</a> tarafından hazırlanmıştır.</p>
<p><a rel="nofollow" href="https://www.sarioglusefer.com/tmk-madde-119-dava-hakkinin-bulunmamasi/">TMK Madde 119 Dava Hakkının Bulunmaması</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://www.sarioglusefer.com">SARIOĞLU &amp; SEFER HUKUK B&Uuml;ROSU</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>TMK Madde 118 Nişanlanma</title>
		<link>https://www.sarioglusefer.com/tmk-madde-118-nisanlanma/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Av. Mehmet Sarıoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Jun 2026 19:31:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anasayfa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sarioglusefer.com/?p=4033</guid>

					<description><![CDATA[<p>2026 itibarıyla nişanlılık hukuku, Türk aile hukukunun en çok uygulama alanı bulan kurumlarından biri olmayı sürdürmektedir. TMK m.118, nişanlanmanın yalnızca evlenme vaadiyle kurulduğunu ve küçükler ile kısıtlılar bakımından yasal temsilci rızasını zorunlu tuttuğunu düzenler. Bu hükmün doğru anlaşılması; tazminat davalarının, hediye iadelerinin ve nişanlılıktan doğan tüm hukuki sonuçların sağlıklı biçimde değerlendirilebilmesi açısından vazgeçilmez bir başlangıç ... <a title="TMK Madde 118 Nişanlanma" class="read-more" href="https://www.sarioglusefer.com/tmk-madde-118-nisanlanma/" aria-label="Read more about TMK Madde 118 Nişanlanma">Devamını oku</a></p>
<p><a rel="nofollow" href="https://www.sarioglusefer.com/tmk-madde-118-nisanlanma/">TMK Madde 118 Nişanlanma</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://www.sarioglusefer.com">SARIOĞLU &amp; SEFER HUKUK B&Uuml;ROSU</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>2026 itibarıyla nişanlılık hukuku, Türk aile hukukunun en çok uygulama alanı bulan kurumlarından biri olmayı sürdürmektedir. TMK m.118, nişanlanmanın yalnızca evlenme vaadiyle kurulduğunu ve küçükler ile kısıtlılar bakımından yasal temsilci rızasını zorunlu tuttuğunu düzenler. Bu hükmün doğru anlaşılması; tazminat davalarının, hediye iadelerinin ve nişanlılıktan doğan tüm hukuki sonuçların sağlıklı biçimde değerlendirilebilmesi açısından vazgeçilmez bir başlangıç noktasıdır.</p>
<nav><strong>İçindekiler</strong></p>
<ol>
<li><a href="#kanun-metni">TMK Madde 118 Nişanlanma Kanun Metni</a></li>
<li><a href="#nisanlanma-nedir">Nişanlanma Nedir?</a></li>
<li><a href="#hukuki-nitelik">Nişanlanmanın Hukuki Niteliği</a></li>
<li><a href="#evlenme-vaadi">Evlenme Vaadi ve Unsurları</a></li>
<li><a href="#kucuk-kisitli">Küçük ve Kısıtlıların Nişanlanması</a></li>
<li><a href="#hukuki-sonuclar">Nişanlılığın Hukuki Sonuçları: Genel Çerçeve</a></li>
<li><a href="#ilgili-hukumler">TMK m.118 ile İlgili Diğer Hükümler</a></li>
<li><a href="#emsal-kararlar">Emsal Yargıtay Kararları</a></li>
<li><a href="#pratik-uygulama">Pratik Uygulama Tablosu</a></li>
<li><a href="#sss">Sık Sorulan Sorular</a></li>
<li><a href="#sonuc">Sonuç</a></li>
</ol>
</nav>
<h2 id="kanun-metni">Kanun Metni</h2>
<p><strong>Madde 118 – Nişanlanma</strong></p>
<p>Nişanlanma, evlenme vaadiyle olur.<br />
Nişanlanma, yasal temsilcilerinin rızası olmadıkça küçüğü veya kısıtlıyı bağlamaz.</p>
<p><strong><a title="Türk Medeni Kanunu Tam Metni" href="https://www.sarioglusefer.com/turk-medeni-kanunu-tmk-4721-sayili-kanun/">→ Türk Medeni Kanunu Tam Metni</a></strong></p>
<p>TMK m.118, nişanlılığın hüküm ve sonuçlarını düzenleyen <a title="TMK m.120 Şerhi" href="https://www.sarioglusefer.com/tmk-madde-120-nisan-bozulmasinda-maddi-tazminat/">m.120 maddi tazminat</a>, <a title="TMK m.121 Şerhi" href="https://www.sarioglusefer.com/tmk-madde-121-nisan-bozulmasinda-manevi-tazminat/">m.121 manevi tazminat</a> ve <a title="TMK m.122 Şerhi" href="https://www.sarioglusefer.com/tmk-madde-122-hediyelerin-geri-verilmesi/">m.122 hediyelerin iadesi</a> hükümlerinin temel taşını oluşturmaktadır.</p>
<h2 id="nisanlanma-nedir">Nişanlanma Nedir?</h2>
<p>Nişanlanma; iki kişinin karşılıklı evlenme vaadiyle, herhangi bir şekil şartına bağlı olmaksızın kurdukları aile hukuku sözleşmesidir.</p>
<h2 id="hukuki-nitelik">Nişanlanmanın Hukuki Niteliği</h2>
<h3>Aile Hukuku Sözleşmesi Olarak Nişanlanma</h3>
<p>Nişanlanma, Türk hukuku açısından <em>sui generis</em> bir sözleşmedir. Genel borçlar hukukundaki sözleşmelerden ayrışır; zira amacı ve hukuki sonuçları doğrudan aile kurumuna yöneliktir. Nişanlılık; kişisel statü yaratan, toplumsal olarak tanınan ve taraflar arasında güven ilişkisi tesis eden kendine özgü bir hukuki bağdır.</p>
<p>Bu sözleşmeyi diğer medeni hukuk sözleşmelerinden ayıran en temel özellik, <strong>konusunun icrasının devlet eliyle zorlanamaz</strong> olmasıdır. Evlenme, tamamen özgür iradeye dayandığından, nişanlılık evlenmeyi talep etmek için dava hakkı doğurmaz (TMK m.119). Ancak bu durum, nişanlılığın hukuki bağlayıcılığını ortadan kaldırmaz; yalnızca icra biçimini farklılaştırır.</p>
<p>Nişanlılık sözleşmesinin kurulmasıyla birlikte taraflar arasında bir <strong>güven statüsü</strong> doğar. Kanun koyucu, bu güven statüsünü koruma altına almak amacıyla nişanın haksız bozulması veya kusurlu taraf nedeniyle sona ermesi halinde tazminat sorumluluğunu öngörmüştür. 2026 itibarıyla güncel Yargıtay içtihadına göre nişanlılık, sadece ahlaki bir bağlılık değil; hukuki bir statü ve karşılıklı güven esasına dayalı meşru bir beklenti doğurmaktadır.</p>
<h3>Nişanlanmanın Sui Generis Yapısı</h3>
<p>Nişanlanmanın hukuki niteliğine ilişkin doktrinde üç temel görüş bulunmaktadır. Birinci görüşe göre nişanlanma bir <em>ön sözleşmedir</em>; evlenme sözleşmesine hazırlık niteliği taşır. İkinci görüş, nişanlanmanın <em>şarta bağlı bir sözleşme</em> olduğunu savunur. Üçüncü ve Türk hukukunda hakim olan görüş ise nişanlanmanın <em>sui generis</em> bir aile hukuku sözleşmesi olduğu yönündedir.</p>
<p>Hakim görüş kabul edildiğinde şu sonuçlar ortaya çıkar: Nişanlılık, evlenme hukukunun değil aile hukukunun genel çerçevesine tabidir. Bu nedenle nişanlılıktan doğan bütün uyuşmazlıklar, 4787 sayılı Kanun uyarınca <strong>Aile Mahkemelerinde</strong> görülür. Yargıtay bu noktada tartışmaya yer bırakmamaktadır; nişanlanma, evlenme dışında bir aile hukuku müessesesidir ve kendine özgü bir hukuki rejime tabidir.</p>
<h2 id="evlenme-vaadi">Evlenme Vaadi ve Unsurları</h2>
<h3>Karşılıklı İrade Beyanı</h3>
<p>TMK m.118&#8217;e göre nişanlanma, <strong>evlenme vaadiyle</strong> kurulur. Bu ifade son derece önemlidir: Nişanlanmanın tek kurucu unsuru, karşılıklı evlenme vaadidir. Başka hiçbir koşul aranmaz. Tarafların nişan töreni yapmaları, alyans takmaları, ailelerin bir araya gelmesi gibi sosyal ritüeller, nişanlanmanın hukuki kurulumu bakımından belirleyici değildir; bunlar nişanlanmanın varlığını ispatta delil olarak kullanılabilir ancak kurucu unsur değildir.</p>
<p>Karşılıklı evlenme vaadi, açık ya da örtülü biçimde ortaya konabilir. Taraflar arasında yazılı bir belge düzenlenmesi gerekmez; nota, mesaj, fotoğraf, tanık beyanı gibi her türlü delil bu iradenin ispatında kullanılabilir. Nitekim Yargıtay, nişanlanmanın varlığını tanık beyanlarıyla dahi kabul etmektedir.</p>
<h3>Şekil Şartı Aranmaması</h3>
<p>Nişanlanma, TMK m.118 uyarınca herhangi bir şekil şartına bağlı değildir. Yazılı, sözlü veya fiilî davranışlarla kurulabilir. Bu durum, nişanlanmayı evlenmeden temelden ayıran özelliklerden biridir. Evlenme, resmî nikah şeklinde tamamlanmak zorundayken; nişanlanma tarafların karşılıklı beyanı ile kendiliğinden gerçekleşir. Nota, mesaj yazışmaları veya sosyal medya paylaşımları bile nişanlanmanın varlığını destekler nitelikte değerlendirilebilir.</p>
<p>Şekil serbestisi, pratikte önemli ispat sorunlarına yol açmaktadır. Nişanlanmanın varlığını ispat yükü, bunu iddia eden tarafa aittir (TMK m.6). Bu nedenle nişanlılık ilişkisinin başlangıç tarihi ve koşullarının belgelenmesi, olası tazminat davalarında belirleyici sonuçlar doğurur.</p>
<h2 id="kucuk-kisitli">Küçük ve Kısıtlıların Nişanlanması</h2>
<h3>Yasal Temsilci Rızasının Hukuki Niteliği</h3>
<p>TMK m.118/2 uyarınca nişanlanma, <strong>yasal temsilcilerinin rızası olmadıkça küçüğü veya kısıtlıyı bağlamaz</strong>. Bu hüküm, iki farklı kişi grubunu kapsar:</p>
<ul>
<li><strong>Küçükler:</strong> 18 yaşını doldurmamış, medeni hakları kullanma ehliyeti bulunmayan kişilerdir. Küçüğün nişanlanabilmesi için velisinin (anne-baba veya mahkemece atanmış vasinin) rızası zorunludur.</li>
<li><strong>Kısıtlılar:</strong> Akıl hastalığı, akıl zayıflığı, savurganlık, alkol veya uyuşturucu bağımlılığı gibi nedenlerle mahkeme kararıyla kısıtlanan kişilerdir. Bu kişilerin nişanlanmaları için de vasilerinin rızası gerekir.</li>
</ul>
<p>Yasal temsilci rızası, nişanlanmanın <em>geçerlilik koşuludur</em>; yokluğunda nişanlanma, küçük veya kısıtlı bakımından bağlayıcı olmaz. Ancak bu durum, nişanlanmanın diğer taraf bakımından geçersizliği anlamına gelmez; sadece rızasız nişanlananın bağlı olmadığını ifade eder.</p>
<h3>Rıza Olmaksızın Yapılan Nişanlanmanın Sonuçları</h3>
<p>Yasal temsilci rızası olmaksızın yapılan nişanlanma, küçük veya kısıtlı için askıda geçersizlik (ta&#8217;lik) hali yaratır. Yasal temsilci sonradan rıza gösterirse nişanlanma geçerli hale gelir. Rıza hiç gösterilmezse, küçük veya kısıtlı bu nişanlanmadan doğan hukuki sonuçlarla (tazminat, hediye iadesi vb.) bağlı tutulabilir mi? Kanun metni açıktır: Yasal temsilci rızası olmaksızın yapılan nişanlanma küçüğü veya kısıtlıyı bağlamaz. Bu nedenle, böyle bir nişanlılık ilişkisinin sona ermesinde küçük veya kısıtlının tazminat sorumluluğu gündeme gelmeyecektir.</p>
<p>Pratikte önemli bir husus şudur: Küçüklerin nişanlanmasında TMK m.124 ile birlikte değerlendirme yapılması gerekir. Evlenme ehliyeti 17 yaşından itibaren olağan şartlarda, hâkim kararıyla istisnaen mümkünken; nişanlanma yaşı kanunda açıkça belirlenmemiştir. Bu durum, yasal temsilci rızasını daha da kritik kılmaktadır.</p>
<h2 id="hukuki-sonuclar">Nişanlılığın Hukuki Sonuçları: Genel Çerçeve</h2>
<p>TMK m.118, nişanlılık kurumunun giriş hükmüdür. Bu madde, nişanlılığın kendine özgü dört hukuki sonucuna zemin hazırlar:</p>
<ul>
<li><strong>Dava hakkının bulunmaması:</strong> Nişanlılık, evlenmeye zorlamak için dava hakkı vermez; cayma tazminatı ve cezai şart dava edilemez (TMK m.119).</li>
<li><strong>Maddi tazminat hakkı:</strong> Nişan haksız bozulursa kusurlu taraf, yapılan harcamalar ve maddi fedakârlıklar için tazminat ödemek zorundadır (TMK m.120).</li>
<li><strong>Manevi tazminat hakkı:</strong> Nişanın bozulması nedeniyle kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf manevi tazminat isteyebilir (TMK m.121).</li>
<li><strong>Hediyelerin iadesi:</strong> Nişanlılık evlenme dışında sona ererse, olağandışı hediyeler iade edilir (TMK m.122).</li>
</ul>
<p>Bu sonuçların tamamı, m.118&#8217;de düzenlenen nişanlanmanın hukuki niteliğine dayanır. Nişanlanma olmaksızın bu hukuki sonuçların hiçbirinden söz edilemez. Bu nedenle <a href="https://www.sarioglusefer.com/istanbul-bosanma-avukati/">nişanlanma ve evlenme vaadi avukatı</a> olarak, müvekkillerimizin nişanlılık döneminden doğan uyuşmazlıklarında ilk adım olarak nişanlanmanın hukuki niteliğini ve varlığını titizlikle belirliyoruz.</p>
<h2 id="ilgili-hukumler">TMK m.118 ile İlgili Diğer Hükümler</h2>
<p>TMK m.118, aile hukukunun sistematik yapısı içinde aşağıdaki hükümlerle doğrudan bağlantılıdır:</p>
<table>
<tbody>
<tr>
<th>Madde</th>
<th>Konu</th>
<th>m.118 ile İlişkisi</th>
</tr>
<tr>
<td>TMK m.119</td>
<td>Dava hakkının bulunmaması</td>
<td>Nişanlanmanın temel sonucu; evlenmeye zorlama yasağı</td>
</tr>
<tr>
<td>TMK m.120</td>
<td>Maddi tazminat</td>
<td>Geçerli nişanlanmanın haksız sona ermesine bağlı sonuç</td>
</tr>
<tr>
<td>TMK m.121</td>
<td>Manevi tazminat</td>
<td>Kişilik hakkı saldırısının tazminatı; m.118&#8217;deki güven statüsüne dayalı</td>
</tr>
<tr>
<td>TMK m.122</td>
<td>Hediyelerin iadesi</td>
<td>Nişanlılığın evlenme dışında sona ermesinin mali tasfiyesi</td>
</tr>
<tr>
<td>TMK m.123</td>
<td>Zamanaşımı</td>
<td>m.118&#8217;den doğan tüm dava haklarına uygulanır; 1 yıl</td>
</tr>
<tr>
<td>TMK m.124</td>
<td>Evlenme yaşı</td>
<td>Küçüklerin nişanlanmasında m.118/2 ile birlikte değerlendirilir</td>
</tr>
<tr>
<td>4787 s. Kanun m.4</td>
<td>Aile Mahkemesinin görevi</td>
<td>TMK İkinci Kitabından doğan tüm davalar Aile Mahkemesinde görülür</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<h2 id="emsal-kararlar">Nişanlanmanın Hukuki Niteliği Hakkında Emsal Yargıtay Kararları</h2>
<p><strong>Nişanlanma için herhangi bir şekil şartı aranmaz; tören yapılması, yüzük takılması ve nişanın çevreye duyurulması nişanlanmanın kurucu unsuru değil varlığını kolaylaştıran ispat delilidir; nişanlanma sözleşmesi geciktirici veya bozucu koşula bağlı olarak da kurulabilir.</strong> Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2025/6945, K. 2025/7429, T. 17.09.2025. Davalının belirli koşulların yerine getirilmesine bağlı olarak bozucu şartlı nişanlandığı; bu koşullar için makul süre tanımadan nişanı bozmasının haklı sebepten yoksun olduğu saptanmıştır.</p>
<details style="margin-bottom: 1.5em;">
<summary>Yargıtay 2. HD, E. 2025/6945, K. 2025/7429 – Tam Metin</summary>
<p>[Karar tam metni buraya — site yöneticisi elle ekleyecek]</p>
</details>
<p><strong>Evli olan bir kişi başkasıyla geçerli bir nişanlanma akdi yapamaz; yapılmış olsa dahi bu akit TMK m.118 kapsamında yasal anlamda nişan sayılmaz; görev kamu düzenine ilişkin olup re&#8217;sen gözetilir ve uyuşmazlığa Aile Mahkemesi değil Asliye Hukuk Mahkemesi bakar.</strong> Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2013/758, K. 2013/1491, T. 04.02.2013. Hem Aile Mahkemesinin hem de dosyanın gönderildiği Asliye Hukuk Mahkemesinin görevsizlik kararı verdiği bu davada; Asliye Hukuk Mahkemesinin genel hükümlere tabi alacak davası olarak işin esasına girmesi gerektiği hükme bağlanmıştır. Aynı yönde: Yargıtay 3. HD, E. 2009/8106, K. 2009/10088, T. 11.06.2009; Yargıtay 3. HD, E. 2012/18775, K. 2012/23545, T. 14.11.2012.</p>
<details style="margin-bottom: 1.5em;">
<summary>Yargıtay 3. HD, E. 2013/758, K. 2013/1491 – Tam Metin</summary>
<p>[Karar tam metni buraya — site yöneticisi elle ekleyecek]</p>
</details>
<p><strong>Geçerli bir nişanlanmadan doğan uyuşmazlıklar TMK&#8217;nın İkinci Kitabı kapsamında olduğundan Aile Mahkemesinde görülür; evlenme vaadinin varlığı e-posta ve mesajlaşma dökümleriyle de ispatlanabilir.</strong> Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2016/2846, K. 2017/8285, T. 13.12.2017. Taraflar arasındaki yazışmalar evlenme vaadini kanıtladığından uyuşmazlığın TMK m.118 kapsamında olduğu saptanmış; Asliye Hukuk Mahkemesince işin esasına girilmesi bozma sebebi sayılmıştır. Aynı yönde (geçerli nişanda görev): Yargıtay 3. HD, E. 2015/18310, K. 2017/4792, T. 05.04.2017.</p>
<details style="margin-bottom: 1.5em;">
<summary>Yargıtay 4. HD, E. 2016/2846, K. 2017/8285 – Tam Metin</summary>
<p>[Karar tam metni buraya — site yöneticisi elle ekleyecek]</p>
</details>
<p><strong>Resmi nişan töreninin yapılmadığı ve geleneksel anlamda nişanlılık olgusunun gerçekleşmediği durumlarda taraflar arasındaki uyuşmazlık aile hukukundan değil haksız fiilden kaynaklanır; bu hallerde Aile Mahkemesi görevsizlik kararıyla dosyayı Asliye Hukuk Mahkemesine göndermekle yükümlüdür.</strong> Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2016/22515, K. 2018/9548, T. 04.10.2018. Tarafların gayri resmi olarak bir araya gelmesine dayanan bu davada nişanlılık ilişkisinin yasal unsurları oluşmadığından uyuşmazlık borçlar hukukunun haksız eylem hükümleri çerçevesinde çözümlenir. Aynı yönde: Yargıtay 3. HD, E. 2015/19759, K. 2017/6076, T. 26.04.2017; Yargıtay 3. HD, E. 2016/12022, K. 2018/2059, T. 05.03.2018.</p>
<details style="margin-bottom: 1.5em;">
<summary>Yargıtay 3. HD, E. 2016/22515, K. 2018/9548 – Tam Metin</summary>
<p>[Karar tam metni buraya — site yöneticisi elle ekleyecek]</p>
</details>
<p><strong>Resmi evlendirme işleminden sonra gerçekleştirilen takı töreni hukuki anlamda nişan merasimi değil takı merasimidir; bu nedenle tören sırasında takılan ziynet eşyalarına ilişkin uyuşmazlıklarda nişanlılık hükümleri değil genel hükümler uygulanır.</strong> Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2016/21296, K. 2018/8658, T. 18.09.2018. Evlilik 26.12.2014 tarihinde gerçekleşmiş, tören ertesi gün yapılmıştır; bu törenin nişan olmadığı saptanmış ve bağışlamadan rücu davasının Aile Mahkemesinde değil Asliye Hukuk Mahkemesinde görülmesi gerektiğine hükmedilmiştir.</p>
<details style="margin-bottom: 1.5em;">
<summary>Yargıtay 3. HD, E. 2016/21296, K. 2018/8658 – Tam Metin</summary>
<p>[Karar tam metni buraya — site yöneticisi elle ekleyecek]</p>
</details>
<p><strong>Nişanın bozulması nedeniyle istenen maddi tazminat menfi zarara ilişkin olup yalnızca ilerideki evliliğe yönelik iyiniyetle yapılan harcamalar kapsama girer; nişanı duyurma amacıyla yapılan giderler bu kapsama dahil edilemez ve tazminat miktarı belirlenirken tarafların sosyal ve ekonomik durumu, kültür seviyesi ile yerel gelenekler gözetilir.</strong> Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 1989/566, K. 1990/10, T. 24.01.1990. Nişan sırasında yapılan masrafların nişanı duyurma amacına değil evliliğe hazırlık amacına yönelik olduğu dosyadan anlaşıldığından tazminata hükmedilmesinin kural olarak doğru olduğu; ancak miktarın ayrıca denetlenmesi gerektiği vurgulanmıştır.</p>
<details style="margin-bottom: 1.5em;">
<summary>Yargıtay HGK, E. 1989/566, K. 1990/10 – Tam Metin</summary>
<p>[Karar tam metni buraya — site yöneticisi elle ekleyecek]</p>
</details>
<p><strong>Nişanın bozulmasından doğan maddi tazminat davasında kusurlu davranışın ispatı davacıya aittir; kusur kanıtlanamadığı takdirde maddi tazminat talebi reddedilir.</strong> Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2015/14953, K. 2016/12329, T. 31.10.2016. Nişanın davalının kusurlu davranışları sonucu bozulduğunun ispat edilemediği bu davada maddi tazminat talebinin reddi sonuç itibarıyla doğru bulunmuş; mahkeme gerekçesindeki eksiklik giderilerek hüküm onanmıştır.</p>
<details style="margin-bottom: 1.5em;">
<summary>Yargıtay 3. HD, E. 2015/14953, K. 2016/12329 – Tam Metin</summary>
<p>[Karar tam metni buraya — site yöneticisi elle ekleyecek]</p>
</details>
<p><strong>Nişan bozulma tarihi zamanaşımı hesabının başlangıç noktasını oluşturduğundan bu tarihe ilişkin tanık beyanları arasındaki çelişki giderilmeden zamanaşımı gerekçesiyle ret kararı verilemez.</strong> Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2014/19738, K. 2015/15820, T. 14.10.2015. Nişanın bozulma tarihini farklı biçimde aktaran tanıklar yeniden dinlenerek çelişki giderilmeli ve tarih kesin olarak belirlenmeli; aksi hâlde hüküm bozulur.</p>
<details style="margin-bottom: 1.5em;">
<summary>Yargıtay 3. HD, E. 2014/19738, K. 2015/15820 – Tam Metin</summary>
<p>[Karar tam metni buraya — site yöneticisi elle ekleyecek]</p>
</details>
<p><strong>Nişan yüzüğü alışılmış hediye sayıldığından iadesi istenemez; nişan yüzüğü dışında kalan tüm altın, takı ve ziynet eşyaları alışılmışın dışında hediye olarak kabul edilir ve nişanın sona ermesi halinde verenler tarafından geri istenebilir; iade sırası aynen, mümkün değilse mislen, her ikisi de mümkün değilse sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca bedeldir.</strong> Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2025/6945, K. 2025/7429, T. 17.09.2025. Nişan yüzüğünün alışılmışın dışında hediye sayılarak iadesine karar verilmesi hatalı bulunmuş; hükmün &#8220;aynen, olmadığı takdirde mislen&#8221; ibaresini içermemesi de usule aykırı sayılarak bozma sebebi yapılmıştır.</p>
<details style="margin-bottom: 1.5em;">
<summary>Yargıtay 2. HD, E. 2025/6945, K. 2025/7429 – Tam Metin</summary>
<p>[Karar tam metni buraya — site yöneticisi elle ekleyecek]</p>
</details>
<h2 id="pratik-uygulama">Pratik Uygulama Tablosu</h2>
<table>
<tbody>
<tr>
<th>Durum</th>
<th>Hukuki Sonuç</th>
<th>Dayanak</th>
</tr>
<tr>
<td>Yazılı sözleşme olmaksızın sözlü evlenme vaadi</td>
<td>Nişanlanma geçerli şekilde kurulur; ispat sorunu doğabilir</td>
<td>TMK m.118/1 – şekil serbestisi</td>
</tr>
<tr>
<td>18 yaşını doldurmamış kişinin ebeveyni olmadan nişanlanması</td>
<td>Küçüğü bağlamaz; velinin sonradan rızası geçerli kılar</td>
<td>TMK m.118/2</td>
</tr>
<tr>
<td>Mahkemece kısıtlanan kişinin vasi rızası olmadan nişanlanması</td>
<td>Kısıtlıyı bağlamaz; tazminat sorumluluğu doğmaz</td>
<td>TMK m.118/2</td>
</tr>
<tr>
<td>Nişan töreninin yapılmaması</td>
<td>Nişanlanmanın varlığını etkilemez; ispat güçleşir</td>
<td>TMK m.118/1 – kurucu unsur yalnızca evlenme vaadi</td>
</tr>
<tr>
<td>Nişanlılık süresince taraflardan birinin ölümü</td>
<td>Nişanlılık kendiliğinden sona erer; hediye iadesi talep edilebilir</td>
<td>TMK m.118 + m.122</td>
</tr>
<tr>
<td>Nişanlılığın haksız ve haklı sebepsiz bozulması</td>
<td>Tazminat ve hediye iadesi talepleri doğar; 1 yıllık zamanaşımı işlemeye başlar</td>
<td>TMK m.118 + m.120 + m.122 + m.123</td>
</tr>
<tr>
<td>Nişan protokolüne cezai şart eklenmesi</td>
<td>Cezai şart geçersizdir; dava ve takip edilemez</td>
<td>TMK m.119/2 – emredici yasak</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<h2 id="sss">Sık Sorulan Sorular</h2>
<p><strong>Nişanlanmak için mutlaka nişan töreni yapılması gerekir mi?</strong></p>
<p>Hayır. TMK m.118 uyarınca nişanlanmanın tek kurucu unsuru karşılıklı evlenme vaadidir. Tören, alyans veya ailece bir araya gelme gibi sosyal pratikler nişanlanmanın varlığını ispat eden delil işlevi görür; ancak hukuki zorunluluk değildir. Nişanlanma yazılı ya da sözlü, resmi ya da gayriresmî şekilde kurulabilir.</p>
<p><strong>17 yaşındaki biri nişanlanabilir mi?</strong></p>
<p>17 yaşındaki biri, kanuni temsilcilerinin (anne-baba veya vasinin) rızası bulunması kaydıyla nişanlanabilir. Yasal temsilci rızası olmadan yapılan nişanlanma, küçüğü bağlamaz. Rıza sonradan da verilebilir; bu durumda nişanlanma başlangıçtan itibaren geçerli sayılır. Küçüğün rızasız nişanlanmasından tazminat sorumluluğu doğmaz.</p>
<p><strong>Nişanlılık kaç yıl sürebilir? Azami bir süre var mı?</strong></p>
<p>TMK, nişanlılık için herhangi bir azami süre öngörmemektedir. Nişanlılık süresi tarafların iradesine bırakılmıştır. Ancak nişanlılık ne kadar uzarsa, tarafların birbirine olan güveni ve bu güvene bağlı olarak yapılan harcamalar o ölçüde artar. Nişanın haksız bozulması halinde uzun süreli nişanlılık, tazminat miktarının belirlenmesinde mahkemece dikkate alınan bir unsurdur.</p>
<p><strong>Nişanlılık, evlilik gibi hukuki sonuçlar doğurur mu?</strong></p>
<p>Hayır. Nişanlılık, evlilikle kıyaslandığında çok daha sınırlı hukuki sonuçlar doğurur. Evlilik, geniş mal rejimi, miras ve soybağı sonuçları yaratırken; nişanlılık yalnızca sona erme halinde tazminat ve hediye iadesi hakları doğurur. Nişanlılar, birbirlerinin mirasçısı değildir; eşlere tanınan usul hukuku ayrıcalıklarından da yararlanamazlar.</p>
<p><strong>Nişanlanma akıl hastasına karşı da açılabilir mi?</strong></p>
<p>Mahkeme kararıyla kısıtlanan bir kişi, vasinin rızası olmaksızın nişanlanamaz. Ancak kısıtlama kararı olmaksızın ayırt etme gücünden geçici olarak yoksun olan kişi o anlık irade beyanıyla nişanlanamaz; böyle bir nişanlanma da bağlayıcılık doğurmaz. Her hâlükârda mahkemeler, akıl sağlığı sorunlarını nişanlanmanın geçerliliği açısından ayrı bir yargılama konusu olarak değerlendirir.</p>
<p><strong>Nişanlılık dönemindeki uyuşmazlıklara hangi mahkeme bakar?</strong></p>
<p>Nişanlılık, TMK&#8217;nın İkinci Kitabında (Aile Hukuku) düzenlendiğinden tüm uyuşmazlıklar Aile Mahkemelerinde görülür. Görev, kamu düzenine ilişkin olup yargılamanın her aşamasında mahkemece re&#8217;sen gözetilir. Aile mahkemesi bulunmayan yerlerde bu sıfatla Asliye Hukuk Mahkemesi görevlidir. Yetkili mahkeme ise davalının yerleşim yeri mahkemesidir.</p>
<h2 id="sonuc">Sonuç</h2>
<p>TMK m.118, Türk aile hukukunda nişanlılık müessesesinin temel taşıdır. Bu madde, nişanlanmanın yalnızca evlenme vaadiyle ve hiçbir şekil şartına bağlı olmaksızın kurulduğunu; küçükler ve kısıtlılar bakımından ise yasal temsilci rızasının zorunlu olduğunu açık biçimde düzenler.</p>
<p>Maddenin pratik önemi, sonraki hükümlerle olan organik bağından kaynaklanır. Nişanlanma hukuken var olmaksızın tazminat, hediye iadesi veya zamanaşımı tartışması başlatılamaz. Bu nedenle nişanlılık uyuşmazlıklarında önce m.118 çerçevesinde nişanlanmanın varlığı ve geçerliliği belirlenmeli; ardından m.119 ila m.123 hükümleri uygulamaya konulmalıdır.</p>
<p>2026 itibarıyla güncel Yargıtay içtihadına göre nişanlanmanın en belirgin hukuki özelliği, taraflar arasında tesis ettiği güven statüsüdür. Bu statü, nişanın haksız bozulmasında tazminat sorumluluğunun özünü oluşturur. Güven statüsü, nişanlılık süresinin uzunluğuna, yapılan hazırlıkların kapsamına ve tarafların toplumsal konumuna göre şekillenir. Hakimler bu unsurları bir bütün olarak değerlendirerek her somut olayda adaletli bir çözüme ulaşır.</p>
<h2>İletişim ve Hukuki Danışma</h2>
<p>Nişanlılık hukukundan doğan uyuşmazlıklarda, tazminat davalarında veya hediye iadesi taleplerinizde profesyonel hukuki destek almak için Sarıoğlu &amp; Sefer Hukuk Bürosu ile iletişime geçebilirsiniz.</p>
<p>Adres: Osmaniye, İsmail Erez Blv No: 9/2, Bakırköy / İstanbul</p>
<p>Telefon: <a href="tel:+905396763275">0539 676 32 75</a></p>
<p>Web: <a title="Sarıoğlu &amp; Sefer Hukuk Bürosu" href="https://www.sarioglusefer.com">www.sarioglusefer.com</a></p>
<p>Bu makale, Sarıoğlu &amp; Sefer Hukuk Bürosu adına <a title="Av. Mehmet Sarıoğlu - Boşanma Avukatı" href="https://www.sarioglusefer.com/av-mehmet-sarioglu-bosanma-avukati/">Av. Mehmet SARIOĞLU</a> tarafından hazırlanmıştır.</p>
<p><a rel="nofollow" href="https://www.sarioglusefer.com/tmk-madde-118-nisanlanma/">TMK Madde 118 Nişanlanma</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://www.sarioglusefer.com">SARIOĞLU &amp; SEFER HUKUK B&Uuml;ROSU</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>CMK Madde 20 Yetkili Olmayan Hâkim veya Mahkemenin İşlemleri</title>
		<link>https://www.sarioglusefer.com/cmk-madde-20-yetkili-olmayan-hakim-veya-mahkemenin-islemleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 May 2026 18:29:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anasayfa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sarioglusefer.com/?p=3490</guid>

					<description><![CDATA[<p>2026 itibarıyla Türk ceza yargılamasında savunma avukatlarının en çok yanıldığı usul meselelerinden biri şudur: yetkisiz mahkemede yapılan tüm işlemlerin otomatik olarak geçersiz olduğu varsayımı. CMK&#8217;nın 20. maddesi bu varsayımı doğrudan reddeder; yetkili olmayan hâkim ya da mahkemece yapılan işlemlerin salt yetkisizlik nedeniyle hükümsüz sayılamayacağını hükme bağlar. Bu tek cümlelik düzenleme, görev ile yer yetkisi arasındaki ... <a title="CMK Madde 20 Yetkili Olmayan Hâkim veya Mahkemenin İşlemleri" class="read-more" href="https://www.sarioglusefer.com/cmk-madde-20-yetkili-olmayan-hakim-veya-mahkemenin-islemleri/" aria-label="Read more about CMK Madde 20 Yetkili Olmayan Hâkim veya Mahkemenin İşlemleri">Devamını oku</a></p>
<p><a rel="nofollow" href="https://www.sarioglusefer.com/cmk-madde-20-yetkili-olmayan-hakim-veya-mahkemenin-islemleri/">CMK Madde 20 Yetkili Olmayan Hâkim veya Mahkemenin İşlemleri</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://www.sarioglusefer.com">SARIOĞLU &amp; SEFER HUKUK B&Uuml;ROSU</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>2026 itibarıyla Türk ceza yargılamasında savunma avukatlarının en çok yanıldığı usul meselelerinden biri şudur: yetkisiz mahkemede yapılan tüm işlemlerin otomatik olarak geçersiz olduğu varsayımı. CMK&#8217;nın 20. maddesi bu varsayımı doğrudan reddeder; yetkili olmayan hâkim ya da mahkemece yapılan işlemlerin salt yetkisizlik nedeniyle hükümsüz sayılamayacağını hükme bağlar. Bu tek cümlelik düzenleme, görev ile yer yetkisi arasındaki temel farkı yaptırım boyutunda da pekiştiren ve savunma stratejisini kökten etkileyen bir usul güvencesidir.</p>
<nav>
<h2>İçindekiler</h2>
<ul>
<li><a href="#kanun-metni">CMK Madde 20 Yetkili Olmayan Hâkim veya Mahkemenin İşlemleri Kanun Metni</a></li>
<li><a href="#tanim">CMK Madde 20&#8217;nin Sistematik Konumu ve Amacı</a></li>
<li><a href="#ibrenin-serhi">&#8220;Sadece Yetkisizlik Nedeniyle Hükümsüz Sayılmaz&#8221; İbaresinin Şerhi</a></li>
<li><a href="#gorev-fark">Görev (CMK m. 7) ile Yetki (CMK m. 20) Arasındaki Temel Fark</a></li>
<li><a href="#aym">Anayasa Mahkemesi&#8217;nin Yaklaşımı: Yer Yetkisi Kamu Düzeninden Değildir</a></li>
<li><a href="#koruma">Koruma Tedbirleri Üzerindeki Etkisi</a></li>
<li><a href="#delil">Delil Geçerliliği ve Hukuka Aykırı Delil Doktrini</a></li>
<li><a href="#kesinlesme">Kesinleşmiş Merci Kararlarından Sonraki Yetkisizlik: İstisnai Sınır</a></li>
<li><a href="#m289">Mutlak Bozma Nedenleriyle İlişkisi (CMK m. 289/1-d)</a></li>
<li><a href="#zamanasimi">Zamanaşımı ile Kesişimi</a></li>
<li><a href="#emsal">CMK Madde 20 Hakkında Emsal Yargıtay Kararları</a></li>
<li><a href="#sss">Sıkça Sorulan Sorular</a></li>
<li><a href="#sonuc">Sonuç</a></li>
<li><a href="#iletisim">İletişim &amp; Danışma</a></li>
</ul>
</nav>
<h2 id="kanun-metni">CMK Madde 20 Kanun Metni</h2>
<p><strong>Yetkili olmayan hâkim veya mahkemenin işlemleri</strong></p>
<p><strong>Madde 20 – (1)</strong> Yetkili olmayan hâkim veya mahkemece yapılan işlemler, sadece yetkisizlik nedeniyle hükümsüz sayılmaz.</p>
<h2 id="tanim">CMK Madde 20&#8217;nin Sistematik Konumu ve Amacı</h2>
<p>CMK madde 20; yetkili olmayan hâkim veya mahkemece yapılan işlemlerin salt yetkisizlik gerekçesiyle hükümsüz sayılamayacağını hükme bağlayan, yer yönünden yetkisizliğin işlem geçerliliği üzerindeki etkisini belirleyen temel usul normudur.</p>
<p>CMK&#8217;nın 20. maddesi, CMK m. 12&#8217;den başlayan yer yönünden yetki kuralları zincirinin yaptırım hükmü niteliğindedir. Özellikle CMK m. 7 ile organik bir karşıtlık içindedir: görevsiz mahkemenin işlemleri kural olarak hükümsüzken, yetkisiz mahkemenin işlemleri salt yetkisizlik gerekçesiyle hükümsüz sayılamaz. CMK m. 18 ve 17 ile de bütünleşik bir sistem oluşturmaktadır: yetkisizlik iddiası belirli bir aşamaya kadar ileri sürülebilir (m. 18); yetki uyuşmazlıkları ortak yüksek görevli mahkemece çözülür (m. 17); yetki belirlendikten sonra ise önceki aşamada yapılan işlemler salt yetkisizlik nedeniyle hükümsüz sayılamaz (m. 20).</p>
<p>Maddenin temel amacı yargılamanın sil baştan yapılmasını önlemek ve makul sürede yargılanma hakkına hizmet etmektir. Yetkisiz işlemlerin otomatik geçersizliği kabul edilseydi, yetki uyuşmazlıklarının çözümünün ardından tüm soruşturma ve kovuşturma işlemlerinin yeniden yapılması gerekirdi; bu da hem yargılama ekonomisini çökertecek hem de sanığın makul sürede yargılanma hakkını zedeleyecekti.</p>
<h2 id="ibrenin-serhi">&#8220;Sadece Yetkisizlik Nedeniyle Hükümsüz Sayılmaz&#8221; İbaresinin Şerhi</h2>
<p>Maddenin tek cümlesindeki &#8220;sadece yetkisizlik nedeniyle hükümsüz sayılmaz&#8221; ifadesi dikkatli bir yorumu gerektirmektedir. Kanun koyucu bu ifadeyle iki şeyi birlikte söylemektedir.</p>
<p>Birincisi, yetkisizlik tek başına işlemin geçersizliğini doğurmaz. Yetkisiz bir mahkemede yapılan sorgu, alınan tanık beyanı ya da verilen tutuklama kararı, yalnızca o mahkemenin yetkisiz olması gerekçesiyle hükümsüz ilan edilemez.</p>
<p>İkincisi, &#8220;sadece&#8221; sözcüğü önemli bir kapı aralamaktadır: yetkisizlik dışında başka bir hukuka aykırılık unsuru da varsa işlem hükümsüz sayılabilir. Örneğin yetkisiz mahkemece verilen bir arama kararı, hem yetkisiz bir merciden geldiği hem de gecikmesinde sakınca bulunmaksızın verildiği için hukuka aykırı bulunabilir. Bu hâlde işlemi geçersiz kılan yetkisizlik değil, gecikmesinde sakınca şartının karşılanmamasıdır.</p>
<p>Yargıtay Ceza Genel Kurulu&#8217;nun 2022/78 E., 2022/649 K. sayılı ve Yargıtay 16. Ceza Dairesi&#8217;nin 2015/4672 E., 2016/2330 K. sayılı kararlarında CMK m. 20&#8217;nin bu iki boyutu açıkça işlenmiştir. Kararlarda genel kural olarak yetkisiz işlemlerin geçerliliğini koruduğu vurgulanmış; delil değerinin ise AİHM içtihadına atıfla &#8220;yargılamanın tümünün adil yapılıp yapılmadığı&#8221; bağlamında denetleneceği belirtilmiştir.</p>
<h2 id="gorev-fark">Görev (CMK m. 7) ile Yetki (CMK m. 20) Arasındaki Temel Fark</h2>
<p>CMK m. 20&#8217;nin doğru anlaşılması için CMK m. 7 ile karşılaştırması zorunludur. Bu iki norm arasındaki fark şu temel ayrımda somutlaşmaktadır.</p>
<p>Görevsiz mahkeme işlemleri bakımından: görev kuralları kamu düzenine ilişkindir ve yargılamanın her aşamasında resen gözetilir. Görevsiz mahkemece yapılan ve yenilenmesi mümkün olan işlemler hükümsüzdür; yenilenmesi zorunludur. Görevsiz mahkemede yapılan sanık sorgusu, görevli mahkemede yenilenmeden hükme esas alınamaz.</p>
<p>Yetkisiz mahkeme işlemleri bakımından ise: yer yönünden yetki kuralları kamu düzeninden sayılmaz. Yetkisiz mahkemece yapılan işlemler salt yetkisizlik nedeniyle hükümsüz sayılamaz. Yetkisizlik itirazı belirli bir aşamaya kadar yapılmazsa mahkeme yetkili hâle gelir.</p>
<p>Yargıtay 12. Ceza Dairesi&#8217;nin 2011/3192 E., 2011/2630 K. sayılı kararında bu ayrım somutlaştırılmıştır: mahkemenin görevsiz olduğu davada esas hakkında hüküm kurması kanuna aykırılık teşkil ederken, yetkisizlik itirazının süresinde yapılmaması mahkemeyi yetkili hâle getirebilmektedir. Uygulamada bu iki kurumun zaman zaman karıştırıldığı ve bunun ciddi usul hatalarına yol açtığı vurgulanmaktadır.</p>
<h2 id="aym">Anayasa Mahkemesi&#8217;nin Yaklaşımı: Yer Yetkisi Kamu Düzeninden Değildir</h2>
<p>Anayasa Mahkemesi, Yıldırım Turan Başvurusu kararında (B. No: 2017/10536, 4/6/2020) CMK m. 20&#8217;nin temel dayanağını açıkça ortaya koymuştur: yer bakımından yetki, Türk hukukunda kamu düzenine ilişkin bir durum olarak kabul edilmemektedir. Bu tespit kritik bir sonuç doğurmaktadır: yer yetkisi kamu düzeninden sayılmadığı için yetkisiz mahkemece yapılan işlemleri otomatik olarak hükümsüz saymak mümkün değildir; aksi hâl yargılamanın sil baştan yapılması anlamına gelir ve makul sürede yargılanma hakkını doğrudan zedeler.</p>
<p>Aynı kararda tutuklama kararının yetkisiz sulh ceza hâkimliğince verilmesinin tutuklamanın hukuka uygunluğuna etkisi olmadığı da hükme bağlanmıştır. Bu içtihat, CMK m. 20&#8217;nin tutuklama başta olmak üzere tüm koruma tedbirlerine uygulandığını ve yer yetkisizliğinin koruma tedbirlerinin kanunilik denetimine olumsuz bir etki yapmadığını ortaya koymaktadır.</p>
<p>2026 itibarıyla güncel Yargıtay ve AYM içtihadına göre bu ilke korunmaktadır. Sanığın yer bakımından yetkisiz bir mahkemede tutuklandığını öğrenmesi hâlinde bile tutukluluğun kanuniliği sorgusu bu gerekçeye dayandırılamaz; serbest bırakılma talebi farklı bir hukuki zemine oturtulmalıdır.</p>
<h2 id="koruma">Koruma Tedbirleri Üzerindeki Etkisi</h2>
<p>CMK m. 20, koruma tedbirleri bakımından iki ayrı sonuç doğurmaktadır. Birincisi, yetkisiz mahkemece verilen tutuklama kararı salt yetkisizlik nedeniyle hükümsüz sayılamaz. İkincisi ise arama kararları bakımından farklı bir değerlendirme zorunludur.</p>
<p>Yargıtay 16. Ceza Dairesi&#8217;nin 2015/4672 E., 2016/2330 K. sayılı kararında yargı çevresi dışında yasal gerekçe gösterilmeden verilen arama kararları hukuka aykırı bulunmuş ve bu yolla elde edilen delillerin hükme esas alınamaması bozma nedeni sayılmıştır. Arama işlemini geçersiz kılan unsur salt yetkisizlik değil; yetkisizlikle birleşen gecikmesinde sakınca şartının karşılanmamasıdır. Yargıtay CGK&#8217;nın 2023/559 E., 2024/295 K. sayılı kararında ise usulsüz arama ile elde edilen delillerin Anayasa m. 38 ve CMK m. 206/217 uyarınca delil olarak kabul edilemeyeceği ve doğrudan bozma nedeni yapılacağı teyit edilmiştir.</p>
<p>Yargıtay 7. Ceza Dairesi&#8217;nin 2020/4407 E., 2021/2559 K. sayılı kararında &#8220;muhafaza altına alma&#8221; ile &#8220;elkoyma&#8221; farklı tutulmuş; muhafaza işleminde hâkim ya da savcı kararına gerek olmadığı belirtilmiştir. Bu ayrım, koruma tedbirlerinin CMK m. 20 karşısındaki durumunu daha da inceliklü bir hâle getirmektedir. Savunma avukatının koruma tedbirinin türünü doğru nitelendirmesi ve ona uygun itiraz zemini kurgulaması bu nedenle zorunludur.</p>
<h2 id="delil">Delil Geçerliliği ve Hukuka Aykırı Delil Doktrini</h2>
<p>CMK m. 20, yetkisiz işlemlerin geçerliliğini korurken bu işlemlerden elde edilen delillerin hükme esas alınabilirliği ayrıca değerlendirilmek zorundadır. Yargıtay 16. CD, 2015/4672 E. sayılı kararında delillerin geçerliliği AİHM içtihadı çerçevesinde &#8220;yargılamanın bütününün adil yapılıp yapılmadığı&#8221; ölçütüyle denetlenmiştir. Bu yaklaşım, delil geçerliliğinin otomatik olarak belirlenmediğini; her olayda bütüncül bir adillik değerlendirmesinin yapılması gerektiğini ortaya koymaktadır.</p>
<p>Hukuka aykırı delil doktrini bakımından Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesi&#8217;nin 2017/559 E., 2017/745 K. sayılı kararında savcının hukuka aykırı arama emri sonucunda elde edilen dijital materyallerin CMK m. 206/2-a uyarınca ispat aracı sayılamayacağı açıkça ifade edilmiştir. Yargıtay 18. Ceza Dairesi&#8217;nin 2017/5538 E., 2019/9718 K. sayılı kararında da savcı emri olmaksızın kolluğun yetkisiz aramasından elde edilen delillerin CMK m. 216/3 uyarınca hükme esas alınamayacağı belirterek mahkûmiyet hükmü bozulmuştur.</p>
<p>Bu içtihatlar birlikte değerlendirildiğinde ortaya çıkan sonuç belirleyicidir: CMK m. 20&#8217;deki geçerlilik ilkesi hukuka aykırı delil yasağını bertaraf etmemektedir. Yetkisiz işlemin aynı zamanda başka bir hukuka aykırılık unsuru taşıması hâlinde, bu işlemden elde edilen delil hükme esas alınamaz. Savunma avukatının işlemin yalnızca yetkisizlik değil, ek bir hukuka aykırılık unsuru içerip içermediğini çözümleyerek delil itirazını bu zemine dayandırması gerekmektedir.</p>
<h2 id="kesinlesme">Kesinleşmiş Merci Kararlarından Sonraki Yetkisizlik: İstisnai Sınır</h2>
<p>CMK m. 20&#8217;deki geçerlilik ilkesinin önemli bir sınırı, kesinleşmiş yetki kararlarına aykırı verilen yetkisizlik kararları bakımından ortaya çıkmaktadır. Yargıtay 5. Ceza Dairesi&#8217;nin 2018/1601 E., 2018/548 K. ve Yargıtay 15. Ceza Dairesi&#8217;nin 2020/1192 E., 2020/7213 K. sayılı kararlarında, yetki uyuşmazlığını çözen ağır ceza mahkemesinin kesin kararından sonra verilen yetkisizlik kararları &#8220;hukuki değerden yoksun ve yok hükmünde&#8221; kabul edilmiştir.</p>
<p>Yargıtay 12. Ceza Dairesi&#8217;nin 2023/5173 E., 2023/5630 K. ve Yargıtay 5. Ceza Dairesi&#8217;nin 2023/4131 E., 2023/5558 K. sayılı kararlarında da bu istisna pekiştirilmiştir. Bu içtihat, CMK m. 20&#8217;deki geçerlilik ilkesinin kesinleşmiş merci kararlarına aykırı işlemler bakımından uygulanamayacağını ortaya koymaktadır. Dolayısıyla yetki tartışması tamamen kapanmışken hâlâ yetkisizlik kararı veren bir mahkemenin işlemleri yok hükmünde sayılmakta; bu durum CMK m. 20&#8217;nin geçerlilik ilkesinin mantıksal sınırını oluşturmaktadır.</p>
<h2 id="m289">Mutlak Bozma Nedenleriyle İlişkisi (CMK m. 289/1-d)</h2>
<p>CMK m. 20 ile CMK m. 289/1-d kapsamındaki mutlak bozma sebepleri arasındaki ilişki doktrinde önemli bir tartışma konusudur. CMK m. 289/1-d, yetkisiz mahkemenin karar vermesini mutlak bozma sebebi saymaktadır. Ancak CMK m. 20 uyarınca yetkisiz işlemler salt yetkisizlik nedeniyle hükümsüz sayılamadığından, bu iki hüküm arasında görünürde bir çatışma bulunmaktadır.</p>
<p>Bu çatışma şu ayrımla çözüme kavuşturulabilir: CMK m. 18 kapsamında yetkisizlik itirazı süresinde yapılmışsa ve mahkeme bu itiraza rağmen davaya devam etmişse, CMK m. 289/1-d kapsamında mutlak bozma sebebi doğar. Buna karşın yetkisizlik itirazı süresinde yapılmamışsa mahkeme CMK m. 18/2 uyarınca yetkili hâle gelmekte ve artık m. 289 kapsamında bir bozma sebebi oluşmamaktadır. Bu ayrım, yetkisizlik itirazının zamanında yapılmasının neden bu denli hayati önem taşıdığını somutlaştırmaktadır.</p>
<h2 id="zamanasimi">Zamanaşımı ile Kesişimi</h2>
<p>CMK m. 20 kapsamındaki geçerlilik ilkesinin maddi hukuk sonuçları bakımından da kritik bir boyutu bulunmaktadır. Yetkisiz mahkemece yapılan işlemlerin — örneğin sanığın sorgusunun — TCK m. 67 anlamında dava zamanaşımını kesen bir işlem olarak kabul edildiği, kanunun yetkisiz işlemlere bu şekilde hukuki sonuç bağladığı ortaya konulmaktadır. Bu durum, CMK m. 20&#8217;deki geçerlilik ilkesinin yalnızca usul alanıyla sınırlı kalmayıp maddi hukuk alanına da yansıdığının en somut göstergesidir. Savunma açısından bu sonuç zaman zaman sanık aleyhine işleyebileceğinden yakından takip edilmesi gereken bir risk alanı oluşturmaktadır.</p>
<p>CMK m. 20&#8217;nin doğru uygulanması savunma avukatı açısından birkaç pratik kural etrafında şekillenmektedir. Birincisi, yetkisizlik itirazının sorgusundan önce yapılması zorunludur; bu süre geçirildikten sonra mahkeme yetkili hâle gelir ve yetki argümanı bağımsız bozma gerekçesi olmaktan çıkar. İkincisi, yetkisiz işlem aynı zamanda ek bir hukuka aykırılık unsuru içeriyorsa — özellikle arama ve elkoyma gibi koruma tedbirlerinde — delil itirazı bu zemine dayandırılmalıdır. Üçüncüsü, kesinleşmiş yetki kararından sonra verilen yetkisizlik kararlarına karşı anında itiraz yapılmalı ve bu kararların yok hükmünde olduğu dosyaya yansıtılmalıdır.</p>
<h2 id="emsal">CMK Madde 20 Hakkında Emsal Yargıtay Kararları</h2>
<p><strong>Yetkisiz işlemler salt yetkisizlik nedeniyle hükümsüz sayılamaz; geçerlilik ilkesi tüm koruma tedbirlerini kapsar.</strong> Yargıtay CGK, 2022/78 E., 2022/649 K. ve Yargıtay 16. Ceza Dairesi, 2015/4672 E., 2016/2330 K. sayılı kararlarında CMK m. 20&#8217;nin genel kuralını açıkça hükme bağlamış; yetkisiz işlemlerin delil değerinin ise AİHM içtihadı çerçevesinde &#8220;yargılamanın bütününün adilliği&#8221; ölçütüyle denetleneceğini ortaya koymuştur.</p>
<p><strong>Tutuklama kararının yetkisiz sulh ceza hâkimliğince verilmesi tutuklamanın hukuka uygunluğuna etki etmez.</strong> Anayasa Mahkemesi, Yıldırım Turan Başvurusu kararında (B. No: 2017/10536, 4/6/2020) yer bakımından yetkinin kamu düzeninden sayılmadığını ve yetkisiz tutuklama kararının salt bu gerekçeyle geçersiz sayılamayacağını kararlılıkla hükme bağlamıştır.</p>
<p><strong>Usulsüz arama ile elde edilen deliller Anayasa m. 38 ve CMK m. 206/217 uyarınca hükme esas alınamaz.</strong> Yargıtay CGK, 2023/559 E., 2024/295 K. sayılı kararında hukuka aykırı arama sonucu elde edilen delillerin reddedileceğini ve bu durumun doğrudan bozma nedeni oluşturduğunu teyit etmiştir.</p>
<p><strong>Kesinleşmiş merci kararından sonra verilen yetkisizlik kararları yok hükmündedir.</strong> Yargıtay 5. Ceza Dairesi, 2018/1601 E., 2018/548 K. ve Yargıtay 15. Ceza Dairesi, 2020/1192 E., 2020/7213 K. sayılı kararlarında yetki uyuşmazlığını kesin biçimde çözen karara rağmen verilen yetkisizlik kararlarının hukuki değerden yoksun olduğunu kararlılıkla ortaya koymuştur.</p>
<p><strong>Görevsiz mahkemenin işlemleri hükümsüzken, yetkisizlik itirazının süresinde yapılmaması mahkemeyi yetkili kılar.</strong> Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 2011/3192 E., 2011/2630 K. sayılı kararında görev ile yetki arasındaki temel farkı işlem geçerliliği boyutunda somutlaştırarak iki kurumun birbirinden ayrılmasını zorunlu kılmıştır.</p>
<p><strong>Savcı emri olmaksızın kolluğun yetkisiz aramasından elde edilen deliller hükme esas alınamaz.</strong> Yargıtay 18. Ceza Dairesi, 2017/5538 E., 2019/9718 K. sayılı kararında CMK m. 216/3 uyarınca bu delilleri dışlamış ve mahkûmiyet hükmünü bozmuştur; bu karar yetkisizlik ile ek hukuka aykırılık unsurunun birleşiminin delil yasağı yaratabileceğini somutlaştırmaktadır.</p>
<p><strong>Savcının hukuka aykırı arama emriyle elde edilen dijital materyaller ispat aracı sayılamaz.</strong> Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesi, 2017/559 E., 2017/745 K. sayılı kararında CMK m. 206/2-a kapsamında bu delillerin reddini hükme bağlamış; CMK m. 20&#8217;deki geçerlilik ilkesinin hukuka aykırı delil yasağını bertaraf etmediğini bölge adliye mahkemesi düzeyinde pekiştirmiştir.</p>
<h2 id="sss">Sıkça Sorulan Sorular</h2>
<h3>Yetkisiz mahkemede yapılan tüm işlemler geçersiz midir?</h3>
<p>Hayır. CMK m. 20 uyarınca yetkili olmayan hâkim veya mahkemece yapılan işlemler salt yetkisizlik nedeniyle hükümsüz sayılamaz. Yetkisizlik tek başına otomatik geçersizlik sonucu doğurmaz. İşlemi hükümsüz kılmak için yetkisizliğe ek başka bir hukuka aykırılık unsurunun da bulunması gerekmektedir; örneğin gecikmesinde sakınca olmaksızın yargı çevresi dışında yapılan bir arama bu kapsamda değerlendirilebilir.</p>
<h3>Yetkisiz mahkeme tarafından verilen tutuklama kararı geçerli midir?</h3>
<p>Anayasa Mahkemesi&#8217;nin Yıldırım Turan kararına göre evet, geçerlidir. Tutuklama kararının yetkisiz sulh ceza hâkimliğince verilmesi, salt bu gerekçeyle tutuklamanın hukuka aykırılığı sonucunu doğurmamaktadır. Yer yetkisi kamu düzeninden sayılmadığından yetkisiz tutuklama kararı otomatik olarak geçersiz sayılamaz. Tutukluluğa itiraz için yetkisizlik dışındaki hukuki gerekçelerin gündeme taşınması gerekmektedir.</p>
<h3>Yetkisiz mahkemede yapılan işlemlerden elde edilen deliller kullanılabilir mi?</h3>
<p>Bu sorunun yanıtı işlemin içeriğine bağlıdır. CMK m. 20 geçerlilik ilkesini korusa da hukuka aykırı delil yasağını bertaraf etmemektedir. Yetkisiz işlem aynı zamanda ek bir hukuka aykırılık unsuru (gecikmesinde sakınca olmaksızın yargı çevresi dışı arama, savcı emri olmaksızın arama gibi) içeriyorsa bu işlemden elde edilen deliller hükme esas alınamaz. Delil geçerliliği AİHM içtihadı çerçevesinde &#8220;yargılamanın bütününün adilliği&#8221; ölçütüyle denetlenir.</p>
<h3>Yetkisizlik itirazını ne zaman yapmalıyım?</h3>
<p>CMK m. 18 uyarınca yetkisizlik itirazı ilk derece mahkemelerinde sanığın sorgusundan önce ileri sürülmelidir. Bu aşama geçildikten sonra yetkisizlik iddiasında bulunulamaz ve mahkeme de re&#8217;sen karar veremez; süresinde itiraz edilmeyen yetkisizlik mahkemeyi yetkili kılar. Bu nedenle yetki itirazının ilk duruşmada, sorgu başlamadan yapılması hayati önem taşımaktadır.</p>
<h3>Görev ile yetki arasındaki fark neden önemlidir?</h3>
<p>Görevsiz mahkemenin işlemleri kural olarak hükümsüzdür ve yenilenmesi zorunludur; görev kuralları resen gözetilir. Yetkisiz mahkemenin işlemleri ise CMK m. 20 uyarınca salt yetkisizlik nedeniyle hükümsüz sayılamaz ve yetki itirazı zamanında yapılmazsa mahkeme yetkili hâle gelir. Bu fark savunma stratejisini doğrudan etkiler: görev iddiası her aşamada ileri sürülebilirken, yetki itirazının sorgusundan önce yapılması zorunludur.</p>
<h3>Yetki uyuşmazlığı çözüldükten sonra verilen yetkisizlik kararı geçerli midir?</h3>
<p>Hayır. Yargıtay&#8217;ın yerleşik içtihadına göre yetki uyuşmazlığını kesin biçimde çözen ağır ceza mahkemesi kararından sonra verilen yetkisizlik kararları &#8220;hukuki değerden yoksun ve yok hükmünde&#8221; sayılmaktadır. Bu, CMK m. 20&#8217;deki geçerlilik ilkesinin önemli bir sınırını oluşturmaktadır: kesinleşmiş yetki kararına rağmen yetkisizlik kararı verilemez.</p>
<h2 id="sonuc">Sonuç</h2>
<p>CMK&#8217;nın 20. maddesi, yer yönünden yetkisiz mahkemece yapılan işlemlere salt yetkisizlik gerekçesiyle geçersizlik yaptırımı uygulanamayacağını tek bir hükümle ortaya koyan temel bir usul normudur. Bu ilke, yer yetkisinin kamu düzeninden sayılmamasının doğal sonucudur ve makul sürede yargılanma hakkına hizmet etmektedir. Bununla birlikte geçerlilik ilkesi mutlak değildir: yetkisizliğe ek başka bir hukuka aykırılık unsuru varlığında işlem geçersiz sayılabilir; kesinleşmiş merci kararlarına aykırı yetkisizlik kararları yok hükmündedir; yetkisiz işlemden elde edilen delillerin hükme esas alınabilirliği yargılamanın bütününün adilliği ölçütüyle ayrıca denetlenir. 2026 itibarıyla güncel Yargıtay ve AYM içtihadına göre bu nüansları doğru okumak, hem yetki itirazının zamanında yapılması hem de delil itirazının doğru zemine oturtulması açısından savunma stratejisinin temel taşlarından birini oluşturmaktadır. CMK m. 20&#8217;yi 7, 17 ve 18. maddelerle birlikte sistematik bir bütün olarak kavramak, savunma avukatının usul güvencelerini en etkin biçimde kullanabilmesinin ön koşulunu oluşturmaktadır.</p>
<h2 id="iletisim">İletişim &amp; Danışma</h2>
<p>Davanızda yetkisiz mahkemede yapılan işlemlerin geçerliliği, bu işlemlerle elde edilen delillerin hükme esas alınıp alınamayacağı ya da kesinleşmiş yetki kararlarına aykırı süreçlerle karşılaşıyorsanız, savunma stratejinizi en başından doğru kurmanız büyük önem taşır. <strong>Sarıoğlu &amp; Sefer Hukuk Bürosu</strong> olarak CMK m. 20 kapsamındaki yetkisiz işlemlerin geçerliliği, delil değeri ve koruma tedbirlerine itiraz süreçlerinde müvekkillerimize kapsamlı hukuki destek sunuyoruz. Dosyanızı gizlilik çerçevesinde değerlendirmek için <a href="https://www.sarioglusefer.com/istanbul-ceza-avukati/">hükmün açıklanmasının geri bırakılması avukatı</a> dahil tüm ceza hukuku alanlarında hizmet veren ekibimizle iletişime geçebilirsiniz.</p>
<p>📍 <strong>Adres:</strong> Osmaniye, İsmail Erez Blv No: 9/2, 34146 Bakırköy/İstanbul<br />
📞 <strong>Telefon:</strong> 0539 676 32 75<br />
📧 <strong>E-posta:</strong> bilgi@sarioglusefer.com<br />
🌐 <strong>Web:</strong> www.sarioglusefer.com</p>
<p>Bu makale, Sarıoğlu &amp; Sefer Hukuk Bürosu adına <a title="Av. Fatih Sefer - Ağır Ceza Avukatı" href="https://www.sarioglusefer.com/av-fatih-sefer-agir-ceza-avukati/">Av. Fatih SEFER</a> tarafından hazırlanmıştır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a rel="nofollow" href="https://www.sarioglusefer.com/cmk-madde-20-yetkili-olmayan-hakim-veya-mahkemenin-islemleri/">CMK Madde 20 Yetkili Olmayan Hâkim veya Mahkemenin İşlemleri</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://www.sarioglusefer.com">SARIOĞLU &amp; SEFER HUKUK B&Uuml;ROSU</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>CMK Madde 19 Davanın Nakli ve Duruşmanın Başka Yerde Yapılması</title>
		<link>https://www.sarioglusefer.com/cmk-madde-19-davanin-nakli-ve-durusmanin-baska-yerde-yapilmasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 May 2026 18:25:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anasayfa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sarioglusefer.com/?p=3487</guid>

					<description><![CDATA[<p>2026 itibarıyla Türk ceza yargılamasında davanın nakli kurumu; aşiret ve kan davası kaynaklı çatışma risklerinden adliye binasının fiziksel yetersizliğine, mahkeme heyetinin oluşturulamamasından kamu güvenliği tehlikesine kadar uzanan geniş bir yelpazede uygulama alanı bulmaktadır. CMK&#8217;nın 19. maddesi, kanuni hâkim ilkesinin istisnasını oluşturan bu kurumu sıkı koşullara bağlamış; Yargıtay ise nakil taleplerini &#8220;ciddi ve yakın tehlike&#8221; ölçütüyle ... <a title="CMK Madde 19 Davanın Nakli ve Duruşmanın Başka Yerde Yapılması" class="read-more" href="https://www.sarioglusefer.com/cmk-madde-19-davanin-nakli-ve-durusmanin-baska-yerde-yapilmasi/" aria-label="Read more about CMK Madde 19 Davanın Nakli ve Duruşmanın Başka Yerde Yapılması">Devamını oku</a></p>
<p><a rel="nofollow" href="https://www.sarioglusefer.com/cmk-madde-19-davanin-nakli-ve-durusmanin-baska-yerde-yapilmasi/">CMK Madde 19 Davanın Nakli ve Duruşmanın Başka Yerde Yapılması</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://www.sarioglusefer.com">SARIOĞLU &amp; SEFER HUKUK B&Uuml;ROSU</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>2026 itibarıyla Türk ceza yargılamasında davanın nakli kurumu; aşiret ve kan davası kaynaklı çatışma risklerinden adliye binasının fiziksel yetersizliğine, mahkeme heyetinin oluşturulamamasından kamu güvenliği tehlikesine kadar uzanan geniş bir yelpazede uygulama alanı bulmaktadır. CMK&#8217;nın 19. maddesi, kanuni hâkim ilkesinin istisnasını oluşturan bu kurumu sıkı koşullara bağlamış; Yargıtay ise nakil taleplerini &#8220;ciddi ve yakın tehlike&#8221; ölçütüyle titizlikle denetlemektedir. Kurumun sınırlarını kavramadan ne nakil talebi doğru kurgulanabilir ne de haksız naklin yarattığı savunma zararı giderilebilir.</p>
<nav>
<h2>İçindekiler</h2>
<ul>
<li><a href="#tanim">CMK Madde 19 Davanın Nakli ve Duruşmanın Başka Yerde Yapılması &#8216;nın Sistematik Konumu ve Amacı</a></li>
<li><a href="#hukuki">Hukuki Sebeplerle Davanın Nakli (CMK m. 19/1)</a></li>
<li><a href="#fiili">Fiili Sebeplerle Davanın Nakli (CMK m. 19/1)</a></li>
<li><a href="#merciler">Davanın Nakline Karar Vermeye Yetkili Merciler</a></li>
<li><a href="#kamu">Kamu Güvenliği Sebebiyle Davanın Nakli (CMK m. 19/2)</a></li>
<li><a href="#durusma">Duruşmanın Başka Yerde Yapılması (CMK m. 19/3)</a></li>
<li><a href="#itiraz">Duruşma Nakli Kararına Karşı İtiraz</a></li>
<li><a href="#sonuclar">Nakil Kararının Hukuki Sonuçları</a></li>
<li><a href="#adil">Adil Yargılanma Hakkı ve Savunma Boyutu</a></li>
<li><a href="#emsal">CMK Madde 19 Hakkında Emsal Yargıtay ve AYM Kararları</a></li>
<li><a href="#sss">Sıkça Sorulan Sorular</a></li>
<li><a href="#sonuc">Sonuç</a></li>
<li><a href="#iletisim">İletişim &amp; Danışma</a></li>
</ul>
</nav>
<h2 id="tanim">CMK Madde 19&#8217;un Sistematik Konumu ve Amacı</h2>
<p>CMK madde 19; hukuki veya fiili sebeplerle mahkemenin görevini yerine getirememesi ya da kamu güvenliği tehlikesi hâlinde davanın başka yere nakline, duruşmanın ise il sınırları içinde başka bir mekânda yapılmasına olanak tanıyan, kanuni hâkim ilkesinin istisnasını oluşturan özel yetki normudur.</p>
<p>Davanın nakli kurumu, yetki kurallarının istisnai bir görünümüdür. Maddenin sistematik yapısı üç fıkradan oluşmaktadır: hukuki veya fiili sebeplerle mahkemenin görevini yapamaması (m. 19/1); kamu güvenliği nedeniyle nakil (m. 19/2); ve duruşmanın il sınırları içinde başka yerde yapılması (m. 19/3). 24/11/2016 tarihli değişiklikle madde başlığına &#8220;duruşmanın başka yerde yapılması&#8221; ifadesi de eklenmiştir.</p>
<p>Davanın nakli, Anayasa&#8217;nın 37. maddesinde düzenlenen kanuni hâkim (tabii hâkim) ilkesiyle doğrudan ilişkilidir. Maddenin gerekçesinde bu ilişki açıkça şu şekilde belirtilmiştir: &#8220;Tabiî hâkim kavramı ile olan ilişki nedeniyle madde, davanın nakline ilişkin koşulları özenle belirlemiştir.&#8221; Naklin kanuni hâkim ilkesine aykırılık teşkil etmeyeceği, zira kanunla önceden belirlenmiş objektif kurallara dayandığı hem Anayasa Mahkemesi&#8217;nin 11.07.2018 tarihli norm denetimi kararında (E. 2017/32, K. 2018/81) hem de Anayasa Mahkemesi&#8217;nin 26.05.2022 tarihli bireysel başvuru kararında (B. 2017/7592) kabul edilmiştir. Nakil kurumu; adil yargılanma hakkını korumak amacıyla ve hukuk kuralları çerçevesinde yapıldığı müddetçe kanuni hâkim ilkesine aykırı sayılmaz; zira sanığa tanınan yer yönünden yetki güvencesinin kaldırılması daha üstün bir yarar olan adil yargılanma hakkının gereği olabilmektedir.</p>
<p>Naklin istisnai niteliği tüm içtihatlarda kararlılıkla korunmaktadır. Yargıtay 5. Ceza Dairesi&#8217;nin 2023/10934 E., 2023/11400 K. sayılı kararında yalnızca soyut gerekçelere ya da sanık müdafiinin talebine dayanılarak nakil kararı verilemeyeceği vurgulanmış; tehlikenin somut, ciddi ve yakın olması şartı aranmıştır.</p>
<h2 id="hukuki">Hukuki Sebeplerle Davanın Nakli (CMK m. 19/1)</h2>
<p>CMK&#8217;nın 19/1. maddesi uyarınca yetkili hâkim veya mahkeme hukuki sebeplerle görevini yerine getiremeyecek hâlde bulunursa davanın nakli gündeme gelir. Hukuki engellere en belirgin örnek; hâkimlerin davadan çekilmesi veya reddi hâkim taleplerinin kabul edilmesidir. CMK&#8217;nın 22. maddesi uyarınca hâkimin davaya bakmaktan yasaklı olması ya da CMK&#8217;nın 28. maddesi gereğince ret isteminin kabulü üzerine o yerde mahkeme heyetini oluşturacak başka hâkim bulunmaması durumunda hukuki sebep oluşmaktadır.</p>
<p>Mahkeme heyetinin hiçbir koşulda oluşturulamaması zorunlu koşuldur. Yetkili mahkemenin yargı çevresinde görev yapan başka hâkimlerle heyetin yeniden kurulması mümkünse nakil gerekmeyebilmektedir. Bu ayrım uygulamada kritik önem taşımaktadır: yargı çevresindeki tüm hâkimlerin çekilmesi ya da reddedilmesi ile yalnızca bir kısmının çekilmesi birbirinden farklı sonuçlar doğurmaktadır.</p>
<h2 id="fiili">Fiili Sebeplerle Davanın Nakli (CMK m. 19/1)</h2>
<p>Fiili sebepler, mahkemenin iradesi dışında gerçekleşen ve yargılamanın fiziksel olarak yürütülmesini engelleyen durumlardır. Ölüm, hastalık, deprem ve duruşma salonunun yetersiz kalması fiili engel kapsamında değerlendirilmektedir. Savaş, yangın ve yer sarsıntısı gibi afetler de fiili sebep kapsamında nakli mümkün kılmaktadır.</p>
<p>Yargıtay 5. Ceza Dairesi&#8217;nin 2024/7262 E., 2024/8702 K. sayılı kararında adliye binasının fiziki yetersizliği ve duruşma salonunun darlığı gibi güvenlik risklerine ilişkin bir talep değerlendirilmiş; bu tür fiziki yetersizliklerin tek başına nakil sebebi olamayacağı, kolluk tedbirleriyle sorunun aşılabileceği gerekçesiyle talep reddedilmiştir. Bu karar önemli bir ilke ortaya koymaktadır: fiili engelin gerçekten aşılamaz nitelikte olması gerekmekte, geçici ve giderilebilir güçlükler nakil için yeterli sayılmamaktadır.</p>
<p>Geçici ve kalıcı engel ayrımı da nakil kararının sınırlarını çizmektedir. Davanın görüldüğü yerde mahkemeyi oluşturabilecek yargıçların bulunması ya da ikame imkânının mevcut olması hâlinde nakle başvurulmayabilmektedir. Nakil kararından önce mutlaka alternatiflerin tüketilmesi zorunludur.</p>
<h2 id="merciler">Davanın Nakline Karar Vermeye Yetkili Merciler</h2>
<p>Hukuki veya fiili sebeplerle davanın nakline karar verme yetkisi kural olarak yüksek görevli mahkemeye aittir. 5235 sayılı Kanun&#8217;un 37/3. maddesi uyarınca yargı çevresindeki ilk derece mahkemelerinde hukuki veya fiili engeller çıkması hâlinde nakil kararı Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilmektedir. BAM&#8217;ın yetki sınırlarını aşan durumlarda ise Yargıtay devreye girmektedir.</p>
<p>Kamu güvenliği sebebiyle nakillerde (CMK m. 19/2) yetki münhasıran Yargıtay&#8217;a aittir; Adalet Bakanı&#8217;nın istemi üzerine Yargıtay 5. Ceza Dairesi nakil konusunda karar vermektedir. Bu ayrım usul açısından belirleyicidir: hukuki veya fiili sebeplerle nakil talepleri BAM üzerinden yürütülürken kamu güvenliği talepleri doğrudan Adalet Bakanlığı ve Yargıtay sürecine taşınmaktadır.</p>
<p>Kanun, davanın &#8220;başka yerde bulunan aynı derecede bir mahkemeye&#8221; nakledilmesini öngörmektedir. Nakil yapılacak mahkemenin yüksek mahkemenin yargı çevresi içinde bulunması ve görev yönünden yetkili olması gerekmektedir. Uygulamada bir Ağır Ceza Mahkemesi dosyasının başka bir ildeki Ağır Ceza Mahkemesine (örneğin Şanlıurfa&#8217;dan Konya&#8217;ya), bir Asliye Ceza dosyasının ise başka bir ilde görevli Asliye Ceza Mahkemesine (örneğin Hakkari&#8217;den Isparta&#8217;ya) nakledildiği görülmektedir.</p>
<h2 id="kamu">Kamu Güvenliği Sebebiyle Davanın Nakli (CMK m. 19/2)</h2>
<p>Kamu güvenliği nedeniyle nakil, davanın yetkili mahkemede görülmesinin toplum güvenliği için tehlike oluşturması hâlinde başvurulan mekanizmadır. Kamu güvenliği kavramı; davanın olağan yetki kurallarına göre belirli bir yerde görülmesi sırasında o yerde ya da çevresinde kamu düzeninin bozulabileceği, tarafların, tanıkların ve hatta mahkemenin tehdit altında kalabileceği durumları kapsamaktadır.</p>
<p>Nakil kararlarında en sık karşılaşılan gerekçeler şunlardır. Aşiret ve aile husumetleri ile kan davası riski; tarafların kalabalık ailelere veya aşiret yapısına mensup olması ve olayın kan davasına dönüşmesi hâlinde nakle hükmedilmektedir (Yargıtay 5. CD, 2020/1956 E., 2020/10099 K.; 2021/2878 E., 2021/1516 K.). Toplumsal infial riski; suçun niteliği gereği ilde infial uyandırması ve provokatif eylem ihtimalinin somut biçimde mevcut olması nakil için yeterli zemin oluşturmaktadır (Yargıtay 5. CD, 2022/4294 E., 2022/6509 K.). Çatışma ve kaçırma tehlikesi; tarafların adliye veya cezaevi nakli sırasında karşılaşması hâlinde silahlı çatışma, kaçırma veya öldürme ihtimalinin ciddi ve yakın biçimde tespiti kararın temelini oluşturmaktadır (Yargıtay 5. CD, 2025/7862 E., 2025/10178 K.).</p>
<p>Adalet Bakanı&#8217;nın nakil talebine ilişkin süreç şöyle işlemektedir: süreç genellikle Valilik ve Cumhuriyet Başsavcılığı&#8217;nın görüşleri doğrultusunda Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü&#8217;nün talepte bulunmasıyla başlar. Bakanlık dosyayı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderir, oradan da ilgili Yargıtay dairesine tebliğname ile iletilir (Yargıtay 5. CD, 2022/4559 E., 2022/7406 K.). Adalet Bakanlığı&#8217;nın 01/01/2006 tarihli ve 19 sayılı genelgesi bu sürece dayanak oluşturmaktadır.</p>
<p>Yargıtay, Bakanlığın talebiyle bağlı değildir; somut olayın özelliklerini bağımsız biçimde inceleyerek karar verir. Tehlikenin &#8220;ciddi ve yakın&#8221; olması aranmakta; kolluk güçlerinin önleme imkânlarının yeterli olduğu, SEGBİS ile katılımın mümkün olduğu ya da önceki duruşmalarda olay çıkmadığı durumlarda nakil talebi reddedilmektedir (Yargıtay 5. CD, 2025/5802 E., 2025/8213 K.; 2024/1746 E., 2024/1916 K.; 2025/6080 E., 2025/8246 K.). 2026 itibarıyla güncel Yargıtay içtihadına göre Yargıtay 5. Ceza Dairesi özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu&#8217;daki aşiret yapısı, kan davaları ve çok taraflı dosyalarda nakil taleplerini kabul etme eğilimindeyken; riskin soyut kaldığı ya da yerel kolluk önlemlerinin yeterli sayıldığı durumlarda talepleri reddetmektedir.</p>
<p>Kamu güvenliği nedeniyle verilmiş nakil kararı geri alınamamaktadır. Nakil sebebi ortadan kalkmış olsa bile nakledilen mahkeme davaya bakmaya devam etmek zorundadır; bu kural yargılamanın istikrarı ve hukuki öngörülebilirlik açısından belirleyici bir güvence işlevi görmektedir.</p>
<h2 id="durusma">Duruşmanın Başka Yerde Yapılması (CMK m. 19/3)</h2>
<p>Davanın nakli ile duruşmanın başka yerde yapılması birbirinden farklı iki kurumdur. Davanın naklinde dosya tamamen başka bir yargı çevresine taşınırken, duruşmanın başka yerde yapılmasında yargılama aynı mahkemenin yetkisinde kalmakta; yalnızca duruşmanın fiziksel mekânı değişmektedir. Davaya asıl yetkili mahkeme bakmayı sürdürür, yalnızca duruşma o mahkemenin bulunduğu yer dışında başka bir mekânda icra edilir.</p>
<p>CMK&#8217;nın 19/3. maddesi kapsamında mahkeme, duruşmanın ancak aynı il sınırları içerisinde bir yerde yapılmasına karar verebilir; il sınırları dışına çıkma yetkisi bulunmamaktadır. Bu sınır, taşınan duruşmanın hâlâ aynı coğrafi çevrede kalmasını güvence altına almaktadır.</p>
<p>Mahkeme bu kararı resen alabilmektedir. Duruşma güvenlik gerekçesiyle (örneğin dar sokaklar ya da güvenlik zafiyeti bulunan adliye konumu) veya fiili sebepler nedeniyle (duruşma salonunun yetersizliği gibi) cezaevi kampüsü ya da uygun kapasiteli başka bir mekâna taşınabilir. Bu fıkradaki &#8220;güvenlik gerekçesi&#8221;, CMK&#8217;nın 19/2. maddesindeki kamu güvenliği kavramından farklı olarak duruşma düzenini sağlamaya yönelik daha yerel ve yönetilebilir riskleri kapsamaktadır.</p>
<h2 id="itiraz">Duruşma Nakli Kararına Karşı İtiraz</h2>
<p>CMK&#8217;nın 19/3. maddesi uyarınca verilen duruşmanın il sınırları içinde başka yerde yapılması kararına karşı itiraz yolu açıktır. Buna karşılık, kamu güvenliği nedeniyle davanın nakline ilişkin CMK&#8217;nın 19/2. maddesi kapsamındaki Yargıtay kararlarına karşı itiraz mümkün değildir. Bu asimetrik yapı —duruşma nakline itiraz açık, dava nakline itiraz kapalı— uygulamada savunmanın seçenek haritasını doğrudan şekillendirmektedir.</p>
<p>Duruşma nakli kararına itirazda genel hükümler uygulanmaktadır. Kararın taraflara tebliği ve savunma alınması &#8220;mahkemeye erişim hakkı&#8221; ile &#8220;hukuki dinlenilme hakkı&#8221; açısından zorunludur; Anayasa Mahkemesi bu usul güvencesini bireysel başvuruların denetim eksenine yerleştirmiştir.</p>
<h2 id="sonuclar">Nakil Kararının Hukuki Sonuçları</h2>
<p>Nakil kararı verildiğinde dosya nakledilen mahkemeye gönderilir ve yargılama yetkisi bu mahkemeye geçer. Nakil kararı öncesinde yapılan işlemler geçerliliğini korumaktadır; yargılama kaldığı yerden devam etmektedir. Önceki usul ve esas işlemler yeniden yapılmaz.</p>
<p>Kamu güvenliği nedeniyle verilmiş nakil kararının geri döndürülemezliği önemli bir sonuç doğurmaktadır: nakil sebebinin ortadan kalkması bile mahkemenin değişmesini sağlamamaktadır. Bu kural, özellikle uzun süreli davalarda nakledilen yerde yargılamayı derinleştiren ve yerel unsurları dışarıda bırakan bir etki yaratmaktadır.</p>
<p>Tarafların nakil talebinde bulunma imkânı da farklılaşmaktadır. Hukuki ve fiili sebeplerle nakilde sanık, müdafi ve diğer ilgililer talepte bulunabilirken; kamu güvenliği nedeniyle nakilde talep yetkisi münhasıran Adalet Bakanı&#8217;na aittir. Sanık müdafiinin doğrudan Yargıtay&#8217;a başvurması usule uygun değildir; talep yerel makamlar üzerinden Adalet Bakanlığı&#8217;na iletilmektedir.</p>
<h2 id="adil">Adil Yargılanma Hakkı ve Savunma Boyutu</h2>
<p>Nakil kararları adil yargılanma hakkı açısından çift yönlü değerlendirilmektedir. Bir yanda yargılamanın güvenli biçimde yürütülmesini sağlayan meşru amacı; öte yanda sanığın ve mağdurun mahkemeye erişimini ağırlaştıran olumsuz boyutu bulunmaktadır. Anayasa Mahkemesi bu dengeyi yargısal denetiminin merkezine almaktadır.</p>
<p>AYM&#8217;nin 09.11.2017 tarihli kararı (B. 2014/1982) bu dengenin somut sınırlarını çizmektedir: Hakkari&#8217;den Isparta&#8217;ya gerçekleştirilen yaklaşık 1.500 km&#8217;lik nakilde mağdurun ekonomik durumu ve mesafenin katılımı fiilen engellemesi nedeniyle yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine karar verilmiştir. Buna karşılık AYM&#8217;nin 16.06.2022 tarihli kararında (B. 2020/10681) SEGBİS kullanımı ve avukat temsili mevcut olduğunda mesafenin tek başına hak ihlali sayılmayacağı kabul edilmiştir.</p>
<p>Nakil kararlarının gerekçeli olması hem Anayasa Mahkemesi hem de Yargıtay tarafından aranmaktadır. AYM içtihadına göre nakil kararları, naklin neden zorunlu olduğunu ortaya koyan gerekçenin yanı sıra nakledilecek yerin belirlenmesinde hangi kriterlerin (ulaşım imkânları, güvenlik, makul süre) gözetildiğini de içermelidir. Nakledilen yerin seçimindeki keyfilik, başlı başına hak ihlali gerekçesi oluşturabilmektedir.</p>
<p>SEGBİS (Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi) uygulaması nakil kararlarının sonuçlarını önemli ölçüde yumuşatmaktadır. Teknolojik katılım imkânının artması, fiziki mesafe kaynaklı hak ihlali iddialarının reddedilmesinde belirleyici rol oynamaktadır; bu nedenle <a href="https://www.sarioglusefer.com/istanbul-ceza-avukati/">kovuşturma aşamasında avukat</a> olarak görev yapan hukukçunun SEGBİS üzerinden katılım imkânını savunma stratejisine entegre etmesi büyük önem taşımaktadır.</p>
<h2 id="emsal">CMK Madde 19 Hakkında Emsal Yargıtay ve AYM Kararları</h2>
<p><strong>Nakil talebi &#8220;ciddi ve yakın tehlike&#8221; olmaksızın reddedilir; soyut gerekçe yeterli değildir.</strong> Yargıtay 5. Ceza Dairesi, 2023/10934 E., 2023/11400 K. sayılı kararında yalnızca sanık müdafiinin talebi veya soyut güvenlik endişeleri gerekçesiyle nakil kararı verilemeyeceğini açıkça ortaya koymuştur.</p>
<p><strong>Kolluk önlemleriyle giderilebilecek güvenlik riski nakil sebebi oluşturmaz.</strong> Yargıtay 5. Ceza Dairesi, 2025/5802 E., 2025/8213 K. ve 2024/1746 E., 2024/1916 K. sayılı kararlarında önceki duruşmalarda olay çıkmaması, SEGBİS imkânının varlığı veya kolluk güçlerinin önleme kapasitesinin yeterliliğini nakli engelleyen faktörler olarak belirlemiştir.</p>
<p><strong>Aşiret yapısı ve kan davası riski nakil için somut gerekçe oluşturabilir.</strong> Yargıtay 5. Ceza Dairesi, 2020/1956 E., 2020/10099 K. ve 2021/2878 E., 2021/1516 K. sayılı kararlarında kan davasına dönüşme tehlikesi bulunan ve aşiret mensubu tarafları olan davalarda nakil talebini kabul etmiştir.</p>
<p><strong>Toplumsal infial ve provokatif eylem ihtimali nakil gerekçesi sayılabilir.</strong> Yargıtay 5. Ceza Dairesi, 2022/4294 E., 2022/6509 K. sayılı kararında suçun niteliği gereği ilde infial uyandıran ve provokatif eylem ihtimalinin somut biçimde değerlendirildiği davada nakil talebini yerinde bulmuştur.</p>
<p><strong>1.500 km nakilde mahkemeye erişim engeli yaşam hakkının usul boyutunu ihlal eder.</strong> Anayasa Mahkemesi, 09.11.2017 tarihli kararında (B. 2014/1982) Hakkari&#8217;den Isparta&#8217;ya yapılan nakilde mağdurun ekonomik yetersizlik ve mesafe nedeniyle duruşmalara katılamamasının yaşam hakkının usul boyutunu ihlal ettiğine hükmetmiştir.</p>
<p><strong>SEGBİS ve avukat temsili varsa mesafe tek başına hak ihlali değildir.</strong> Anayasa Mahkemesi, 16.06.2022 tarihli kararında (B. 2020/10681) katılım için teknolojik imkânın ve avukat temsilinin mevcut olduğu hâllerde mesafenin adil yargılanma hakkını ihlal etmeyeceğini kabul etmiş; bu içtihat nakil davalarının temel denklemi hâline gelmiştir.</p>
<p><strong>Nakil kararları gerekçeli olmalı; nakledilecek yerin seçimindeki keyfilik ihlal nedenidir.</strong> Anayasa Mahkemesi, 26.05.2022 tarihli kararında (B. 2017/7592) nakil kararının hem zorunluluğunu hem de nakledilecek yerin belirlenmesindeki kriterleri (ulaşım, güvenlik, makul süre) içermesi gerektiğini; bu unsurların yokluğunun başlı başına hak ihlali doğurabileceğini ortaya koymuştur.</p>
<h2 id="sss">Sıkça Sorulan Sorular</h2>
<h3>Sanık, davasının başka ile nakledilmesini nasıl talep edebilir?</h3>
<p>Hukuki veya fiili sebepler söz konusuysa sanık ve müdafi yüksek görevli mahkemeye (BAM) başvurabilir. Kamu güvenliği sebebiyle nakil taleplerinde ise talep yetkisi münhasıran Adalet Bakanı&#8217;na aittir; sanık müdafii doğrudan Yargıtay&#8217;a başvuramaz. Bu hâlde yerel makamlar (Valilik, Cumhuriyet Başsavcılığı) üzerinden Adalet Bakanlığı&#8217;na bildirimde bulunulması ve Bakanlığın süreci başlatması gerekmektedir.</p>
<h3>Nakil kararına karşı ne yapılabilir?</h3>
<p>Kamu güvenliği nedeniyle verilen Yargıtay nakil kararlarına karşı itiraz yolu kapalıdır. Duruşmanın il sınırları içinde başka yerde yapılması kararına karşı ise itiraz mümkündür. Nakil kararlarının gerekçesiz ya da nakledilen yerin keyfi seçilmesi hâlinde Anayasa Mahkemesi&#8217;ne bireysel başvuru yolu açık tutulmaktadır; AYM bu başvuruları adil yargılanma hakkı kapsamında incelemektedir.</p>
<h3>Nakil kararı öncesinde yapılan işlemler geçerli midir?</h3>
<p>Evet. Nakil kararı öncesinde yapılan tüm usul ve esas işlemler geçerliliğini korumaktadır. Görevsiz mahkemede yapılan işlemlerden farklı olarak nakil hâllerinde önceki işlemlerin yenilenmesi gerekmemekte; yargılama kaldığı yerden devam etmektedir.</p>
<h3>Kamu güvenliği gerekçesi ortadan kalkarsa dosya eski mahkemeye döner mi?</h3>
<p>Hayır. Kamu güvenliği nedeniyle verilen nakil kararı geri alınamamaktadır. Nakil sebebi sonradan ortadan kalkmış olsa bile nakledilen mahkeme davaya bakmaya devam eder. Bu kural yargılamanın istikrarı açısından zorunlu kabul edilmektedir.</p>
<h3>Davanın nakli ile duruşmanın başka yerde yapılması arasındaki fark nedir?</h3>
<p>Davanın naklinde dosya tamamen başka bir yargı çevresindeki mahkemeye taşınır ve yargılama yetkisi değişir. Duruşmanın başka yerde yapılmasında ise yargılama yetkisi aynı mahkemede kalmakta; yalnızca duruşmanın fiziksel mekânı değişmektedir. Duruşma nakli il sınırlarını aşamaz; dava nakli ise farklı illere kadar uzanabilmektedir.</p>
<h3>SEGBİS ile duruşmaya katılım, nakil sonrası hak ihlali iddiasını engeller mi?</h3>
<p>Anayasa Mahkemesi&#8217;nin 2022 tarihli içtihadına göre SEGBİS imkânı ve avukat temsili mevcutsa uzak mesafe tek başına adil yargılanma hakkı ihlali oluşturmamaktadır. Bununla birlikte, sanığın fiziksel katılımının zorunlu olduğu duruşmalarda (örneğin yüzleştirme, teşhis) SEGBİS&#8217;in savunma hakkını tam anlamıyla karşılayıp karşılamadığı ayrıca değerlendirilmelidir.</p>
<h2 id="sonuc">Sonuç</h2>
<p>CMK&#8217;nın 19. maddesi; hukuki, fiili veya kamu güvenliği gerekçesiyle yargılamanın başka bir mekâna taşınmasına olanak tanıyan istisnai bir düzenlemedir. Nakil kurumu kanuni hâkim ilkesinin bir istisnasını oluştururken; aynı zamanda adil yargılanmanın daha güvenli koşullarda sağlanmasının da gereğidir. 2026 itibarıyla güncel Yargıtay içtihadına göre nakle karar verilebilmesi için tehlikenin soyut değil somut, geçici değil ciddi ve yakın olması zorunludur. Anayasa Mahkemesi ise nakil kararlarını; gerekçenin yeterliliği, nakledilen yerin seçimindeki nesnel kriterler ve tarafların yargılamaya etkili katılım imkânı açısından titizlikle denetlemektedir. SEGBİS&#8217;in yaygınlaşması mesafe kaynaklı hak ihlali iddialarını büyük ölçüde daraltmış olsa da nakledilen mahkemede fiziksel katılımın zorunlu olduğu duruşma türlerinde savunma hakkının korunması ayrıca gözetilmelidir. Bu dengeyi doğru okumak ve 2026 itibarıyla güncel Yargıtay içtihadını takip etmek, nakil süreçlerinde etkili savunmanın temel ön koşulunu oluşturmaktadır.</p>
<h2 id="iletisim">İletişim &amp; Danışma</h2>
<p>Davanızın nakledilmesi ya da naklin savunmanıza etkileri konusunda profesyonel hukuki destek almanız kritik önem taşımaktadır. <strong>Sarıoğlu &amp; Sefer Hukuk Bürosu</strong> olarak CMK&#8217;nın 19. maddesi kapsamındaki nakil talepleri, itiraz süreçleri ve nakil kararlarının savunmaya yansımaları konusunda müvekkillerimize kapsamlı hukuki destek sunuyoruz. Dosyanızı gizlilik çerçevesinde değerlendirmek için bizimle iletişime geçebilirsiniz.</p>
<p>📍 <strong>Adres:</strong> Osmaniye, İsmail Erez Blv No: 9/2, 34146 Bakırköy/İstanbul<br />
📞 <strong>Telefon:</strong> 0539 676 32 75<br />
📧 <strong>E-posta:</strong> bilgi@sarioglusefer.com<br />
🌐 <strong>Web:</strong> www.sarioglusefer.com</p>
<p>Bu makale, Sarıoğlu &amp; Sefer Hukuk Bürosu adına <a title="Av. Fatih Sefer - Ağır Ceza Avukatı" href="https://www.sarioglusefer.com/av-fatih-sefer-agir-ceza-avukati/">Av. Fatih SEFER</a> tarafından hazırlanmıştır.</p>
<p><a rel="nofollow" href="https://www.sarioglusefer.com/cmk-madde-19-davanin-nakli-ve-durusmanin-baska-yerde-yapilmasi/">CMK Madde 19 Davanın Nakli ve Duruşmanın Başka Yerde Yapılması</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://www.sarioglusefer.com">SARIOĞLU &amp; SEFER HUKUK B&Uuml;ROSU</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>CMK Madde 18 Yetkisizlik iddiası</title>
		<link>https://www.sarioglusefer.com/cmk-madde-18-yetkisizlik-iddiasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 25 May 2026 15:20:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anasayfa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sarioglusefer.com/?p=3484</guid>

					<description><![CDATA[<p>2026 itibarıyla Türk ceza yargılamasında sanıkların en sık hak kaybı yaşadığı usul meselelerinin başında yetkisizlik iddiasının zamanında ileri sürülmemesi gelmektedir. CMK&#8217;nın 18. maddesi, yer bakımından yetki itirazını belirli bir zaman dilimiyle sınırlandırarak hem yargılamanın uzamasını engelleyen hem de sanığın tabii hâkim güvencesini koruyan kritik bir düzenleme niteliği taşımaktadır. Bu süre geçirildikten sonra sanık iddiada bulunamaz; ... <a title="CMK Madde 18 Yetkisizlik iddiası" class="read-more" href="https://www.sarioglusefer.com/cmk-madde-18-yetkisizlik-iddiasi/" aria-label="Read more about CMK Madde 18 Yetkisizlik iddiası">Devamını oku</a></p>
<p><a rel="nofollow" href="https://www.sarioglusefer.com/cmk-madde-18-yetkisizlik-iddiasi/">CMK Madde 18 Yetkisizlik iddiası</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://www.sarioglusefer.com">SARIOĞLU &amp; SEFER HUKUK B&Uuml;ROSU</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>2026 itibarıyla Türk ceza yargılamasında sanıkların en sık hak kaybı yaşadığı usul meselelerinin başında yetkisizlik iddiasının zamanında ileri sürülmemesi gelmektedir. CMK&#8217;nın 18. maddesi, yer bakımından yetki itirazını belirli bir zaman dilimiyle sınırlandırarak hem yargılamanın uzamasını engelleyen hem de sanığın tabii hâkim güvencesini koruyan kritik bir düzenleme niteliği taşımaktadır. Bu süre geçirildikten sonra sanık iddiada bulunamaz; mahkeme de resen yetkisizlik kararı veremez.</p>
<nav>
<h2>İçindekiler</h2>
<ul>
<li><a href="#tanim">CMK Madde 18 </a><a href="#tanim"> Yetkisizlik İddiası Kavramı</a><a href="#tanim">Nedir?</a></li>
<li><a href="#hak-sahipligi">Yetkisizlik İddiasında Bulunma Hakkı</a></li>
<li><a href="#zaman">Yetkisizlik İddiasının İleri Sürülme Zamanı</a></li>
<li><a href="#sekil">Yetkisizlik İddiasının Şekli ve Usulü</a></li>
<li><a href="#karar">Yetkisizlik İddiası Hakkında Karar Verilmesi</a></li>
<li><a href="#hak-kaybi">Hak Kaybı ve Re&#8217;sen İnceleme Yasağı</a></li>
<li><a href="#itiraz">Yetkisizlik Kararlarına Karşı İtiraz (CMK m. 18/3)</a></li>
<li><a href="#sonraki-surec">Yetkisizlik Kararı Sonrası Süreç</a></li>
<li><a href="#adil">Temel Haklar ve Adil Yargılanma Hakkı</a></li>
<li><a href="#emsal">CMK Madde 18 Hakkında Emsal Yargıtay Kararları</a></li>
<li><a href="#sss">Sıkça Sorulan Sorular</a></li>
<li><a href="#sonuc">Sonuç</a></li>
<li><a href="#iletisim">İletişim &amp; Danışma</a></li>
</ul>
</nav>
<h2 id="tanim">CMK Madde 18 Nedir? Yetkisizlik İddiası Kavramı</h2>
<p>CMK madde 18; yer bakımından yetki itirazının ilk derece mahkemelerinde sanığın sorgusundan önce, bölge adliye mahkemelerinde incelemenin başlamasından önce ileri sürülmesi gerektiğini, bu süre geçtikten sonra ne tarafların iddiada bulunabileceğini ne de mahkemenin resen karar verebileceğini düzenleyen hak düşürücü süre normudur.</p>
<p>CMK&#8217;nın 18. maddesinin temel amacı iki yönlüdür: yetki itirazlarını yargılamanın başında çözümlemek ve muhakemenin gecikmesini engelleyerek usul ekonomisini sağlamak. Bu amaç doğrultusunda kanun koyucu yer bakımından yetki itirazını belirli bir kesitle sınırlamıştır. Görevsizlik itirazından temel farkı şudur: görev (madde bakımından yetki) kuralları kamu düzenine ilişkindir ve yargılamanın her aşamasında resen gözetilir; yer bakımından yetkisizlik ise kamu düzeninden sayılmamakta, süresinde ileri sürülmezse yetkisiz mahkeme yetkili hale gelmektedir. Yargıtay 17. Ceza Dairesi&#8217;nin 2015/13754 E., 2016/6727 K. sayılı kararında bu iki kurumun uygulamada sıkça karıştırıldığı görülmekte; savcının temyizde &#8220;görevsizlik&#8221; adı altında ileri sürdüğü itirazın esasen CMK&#8217;nın 18. maddesi kapsamında yetkisizlik iddiası olduğu tespit edilerek talep reddedilmiştir.</p>
<p>Mutlak ve nispi yetkisizlik ayrımı da bu madde kapsamında önem kazanmaktadır. Süresinde itiraz edilmemesi hâlinde yetkisiz mahkeme yetkili hale gelmekte ve bu mahkemenin yürüttüğü tüm yargılama faaliyeti hukuka uygun kabul edilmektedir. Bu sonuç, yer bakımından yetki kurallarının kamu düzenini ilgilendiren mutlak bir yetki kuralı olmaktan ziyade tarafların itirazına ve belirli sürelere bağlı nispi bir nitelik taşıdığını açıkça ortaya koymaktadır.</p>
<h2 id="hak-sahipligi">Yetkisizlik İddiasında Bulunma Hakkı</h2>
<p>CMK&#8217;nın 18/1. maddesinde yetkisizlik iddiasında bulunabilecek kişi olarak açıkça &#8220;sanık&#8221; zikredilmiştir. Yargıtay 8. Ceza Dairesi&#8217;nin 2024/15886 E., 2024/4333 K. ve Yargıtay 11. Ceza Dairesi&#8217;nin 2023/6489 E., 2024/3543 K. sayılı kararlarında bu hakkın doğrudan sanığa ait olduğu vurgulanmıştır.</p>
<p>Cumhuriyet Savcısı&#8217;nın durumu doktrinde tartışmalı olmakla birlikte Yargıtay&#8217;ın tutumu sınırlayıcı yöndedir. Yargıtay 17. Ceza Dairesi&#8217;nin 2015/13754 E. sayılı kararında savcının temyiz aşamasında yetkisizlik iddiasında bulunması üzerine bu talep CMK&#8217;nın 18. maddesi gerekçe gösterilerek reddedilmiştir. Karar, yetki itirazı hakkının sanığa özgülenen sürelerle bağlı olduğunu ve savcının bu süreler dışında aynı hakkı kullanamayacağını ortaya koymaktadır.</p>
<p>Sanık müdafii kanunda belirtilen süreler içerisinde sanık adına yetkisizlik iddiasında bulunabilir. Yargıtay 11. Ceza Dairesi&#8217;nin 2023/6489 E. sayılı kararında sanık müdafiinin yetkisizlik kararına itiraz ettiği görülmektedir. Doktrinde ise müşteki ve vekilinin de sanığın sorgusundan önce bu itirazda bulunabileceği savunulmaktadır (Serkan Türkdoğru, 2023). Katılanın bu hakkı bağımsız olarak kullanıp kullanamayacağı ise açık bir düzenlemeye kavuşturulmamış olup uygulamada tartışmalı olmaya devam etmektedir.</p>
<h2 id="zaman">Yetkisizlik İddiasının İleri Sürülme Zamanı</h2>
<p>İlk derece mahkemelerinde yetkisizlik iddiası için son an &#8220;sanığın sorgusundan önce&#8221;dir. Bu şart Yargıtay 8. Ceza Dairesi&#8217;nin 2024/15886 E., Yargıtay 5. Ceza Dairesi&#8217;nin 2023/3281 E. ve Yargıtay 12. Ceza Dairesi&#8217;nin 2015/12307 E. sayılı kararlarının tamamında mutlak bir koşul olarak uygulanmıştır.</p>
<p>&#8220;Sorgu&#8221; kavramının kapsamı büyük önem taşımaktadır. Yargıtay 5. Ceza Dairesi&#8217;nin 2023/3281 E., 2023/4450 K. ve Yargıtay 11. Ceza Dairesi&#8217;nin 2012/31078 E., 2013/705 K. sayılı kararlarında sanığın savunmasının istinabe (talimat) yoluyla başka bir mahkemede alınmış olmasının da &#8220;sorgu&#8221; sayıldığı hükme bağlanmıştır. Dolayısıyla sanığın asıl mahkemede henüz sorgusuna geçilmemiş olsa dahi talimatla savunması alınmışsa artık yetkisizlik iddiasında bulunulamaz. Yargıtay 8. Ceza Dairesi&#8217;nin 2024/15886 E. sayılı kararında sanığın savunmasının alındığı 18.11.2015 tarihli celsede yetkisizlik iddiasında bulunmaması, mahkemenin yetkisini kabul ettiği anlamına gelmiş ve sonraki aşamalarda bu iddianın ileri sürülemeyeceği karara bağlanmıştır.</p>
<p>Kimlik tespiti, iddianamenin okunması ve hakların hatırlatılmasından sonra sorgusuna geçilmektedir. Sanığın henüz esasa ilişkin savunma yapmadığı, yalnızca süre veya belge istediği hâllerde teknik anlamda sorgunun başlamadığı ve yetkisizlik itirazının yapılabileceği doktrinde kabul görmektedir (Serkan Türkdoğru, 2023).</p>
<p>Bölge adliye mahkemelerinde yetki itirazı da süreye tabidir. 2026 itibarıyla güncel Yargıtay içtihadına göre BAM&#8217;da duruşmasız işlerde yetkisizlik iddiası &#8220;incelemenin hemen başlangıcında&#8221;; duruşmalı işlerde ise &#8220;inceleme raporunun okunmasından önce&#8221; ileri sürülmelidir. Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesi&#8217;nin 2020/93 E., 2020/137 K. sayılı kararında inceleme başladıktan sonra yetkisizlik iddiasında bulunulamayacağı ve mahkemenin de resen karar veremeyeceği açıkça vurgulanmıştır.</p>
<h2 id="sekil">Yetkisizlik İddiasının Şekli ve Usulü</h2>
<p>Yetkisizlik iddiası duruşmada sözlü olarak tutanağa geçirilmek suretiyle ya da yazılı bir dilekçe ile mahkemeye sunulabilir. Yargıtay 8. Ceza Dairesi&#8217;nin 2024/15886 E. sayılı kararında sanığın duruşmada &#8220;bildirmesi&#8221;nden bahsedilmektedir; bu da sözlü beyanın tutanağa geçirilmesi suretiyle yapılabileceğini ortaya koymaktadır. Doktrinde de CMK&#8217;nın 18/1. maddesinde belirlenmiş zamanlarda sözlü veya yazılı taleple davaya bakan mahkemeye yetkisizlik iddiası yöneltilebileceği kabul edilmektedir (Gözde Nur Oğuz, 2023).</p>
<p>Yetkisizlik iddiasının gerekçelendirilmesi usul ekonomisi açısından zorunludur. Yargıtay 11. Ceza Dairesi&#8217;nin 2023/6489 E. sayılı kararında yetkisizlik iddiasının ve mahkeme kararının somut gerekçelere (paranın gönderildiği yer, müştekinin adresi gibi) dayanması gerektiği ortaya konulmuştur. İddianın soyut kalmaması, suçun işlendiği yer veya sanığın yakalandığı yer gibi bağlayıcı unsurlarla ilişkilendirilmesi gerekmektedir. Gerekçesiz ya da soyut bir yetkisizlik iddiası mahkemece reddedilebileceği gibi, Yargıtay denetiminde de yetersiz bulunabilmektedir.</p>
<p>Savunma avukatı açısından kritik olan nokta şudur: yetkisizlik iddiasının duruşma tutanağına eksiksiz yansıtılması, ilerleyen aşamalarda bu itirazın bozma gerekçesi olarak ileri sürülebilmesinin ön koşuludur. Sözlü olarak yapılan ama tutanağa geçirilmeyen itirazların Yargıtay denetiminde karşılık bulması son derece güçtür.</p>
<h2 id="karar">Yetkisizlik İddiası Hakkında Karar Verilmesi</h2>
<p>Mahkeme, yetkisizlik iddiasını veya resen yetkisizlik durumunu sanığın sorgusundan önce karara bağlamalıdır. Yargıtay 5. Ceza Dairesi&#8217;nin 2023/3281 E., 2023/4450 K. sayılı kararına göre sorgu yapıldıktan sonra verilen yetkisizlik kararları Yargıtay tarafından bozulmaktadır. Bu katı uygulama, mahkemenin de sorgu sınırına tabi olduğunu ve bu sınırın tek taraflı olarak aşılamayacağını açıkça ortaya koymaktadır.</p>
<p>BAM&#8217;da duruşmasız işlerde incelemenin başında, duruşmalı işlerde rapor okunmadan önce karar verilmelidir. Sakarya BAM 5. Ceza Dairesi&#8217;nin 2020/93 E. sayılı kararı bu zamanlamanın istinaf aşamasında da aynı katılıkla uygulandığını teyit etmektedir.</p>
<p>Yetkisizlik iddiasının kabulü hâlinde dosya yetkili görülen mahkemeye gönderilir. Önemli bir husus, yetkisiz mahkemenin yaptığı işlemlerin geçerliliğini korumasıdır: eşit mahkemelerin herhangi birinin yaptığı usul veya esas işlemi yetkisizlik sebebiyle geçersiz kılınamamaktadır (Yusuf Eşberk, 2023). Süresinde yapılmayan yetkisizlik iddiasının reddi ise Yargıtay 8. Ceza Dairesi&#8217;nin 2021/8968 E., 2023/9011 K. sayılı kararında hukuka uygun bulunmuştur.</p>
<h2 id="hak-kaybi">Hak Kaybı ve Re&#8217;sen İnceleme Yasağı</h2>
<p>CMK&#8217;nın 18/2. maddesindeki &#8220;Bu aşamalardan sonra yetkisizlik iddiasında bulunulamayacağı&#8221; hükmü kesin niteliktedir. Yargıtay 12. Ceza Dairesi&#8217;nin 2015/12307 E., 2016/10465 K. ve Yargıtay 17. Ceza Dairesi&#8217;nin 2015/13754 E., 2016/6727 K. sayılı kararları bu kesinliği açıkça teyit etmektedir.</p>
<p>Preclusio (hak kaybı) ilkesi, sanığın sorgusundan önce itiraz etmemesi durumunda yetki itirazı hakkını kaybettiği anlamına gelmektedir. Yargıtay 8. Ceza Dairesi&#8217;nin 2021/8968 E. ve Yargıtay 12. Ceza Dairesi&#8217;nin 2013/8083 E. sayılı kararlarında bu ilke açıkça uygulanmıştır. Süresinde ileri sürülmeyen yetkisizlik iddiası yalnızca hak kaybına yol açmakla kalmamakta; yetkisiz mahkemeyi yetkili hale getirerek bu mahkemenin yürüttüğü yargılama faaliyetini de hukuka uygun kılmaktadır.</p>
<p>Re&#8217;sen inceleme yasağı bu maddenin en belirgin özelliğidir. Yargıtay 5. Ceza Dairesi&#8217;nin 2023/3281 E., Yargıtay 11. Ceza Dairesi&#8217;nin 2012/31078 E. ve Yargıtay 12. Ceza Dairesi&#8217;nin 2015/10511 E., 2016/9519 K. sayılı kararlarında sorgu yapıldıktan sonra tarafların iddiası olsa dahi olmasa dahi mahkemenin kendiliğinden yetkisizlik kararı veremeyeceği kararlılıkla hükme bağlanmıştır. Bu yasak görev kurallarından farklı olarak mutlak istisnasız değildir; doktrinde bir mahkemenin hem yer hem de madde bakımından yetkisiz olduğu hâllerde sorgudan sonra da yer bakımından yetkisizliğin değerlendirilebileceği yönünde görüşler mevcuttur (Tuğba Kayan, 2022). Ancak Yargıtay uygulaması yasağı katı biçimde sürdürmektedir.</p>
<h2 id="itiraz">Yetkisizlik Kararlarına Karşı İtiraz (CMK m. 18/3)</h2>
<p>CMK&#8217;nın 18/3. maddesi uyarınca &#8220;yetkisizlik kararlarına&#8221; karşı itiraz edilebilir. Ancak mahkemenin yetkili olduğuna dair verdiği (yetkisizlik iddiasının reddi) kararlara karşı doğrudan itiraz yolu kapalıdır; bu durum ancak esas hükümle birlikte temyiz veya istinaf konusu yapılabilir. Doktrinde bu asimetrik yapının sanık açısından dezavantaj yarattığı vurgulanmaktadır: itiraz hakkı yalnızca yetkisizlik kararları için öngörülmüş olup yetkililik kararlarına karşı aynı hak tanınmamıştır (Yaprak Öntan, 2024).</p>
<p>İtiraz genel hükümlere (CMK m. 268) göre yapılmakta ve itiraz mercii kararı veren mahkemeye göre belirlenen (genellikle bir üst numaralı veya en yakın) mahkemedir. Yargıtay 11. Ceza Dairesi&#8217;nin 2023/6489 E. sayılı kararında Ankara Batı 3. Ağır Ceza Mahkemesi&#8217;nin yetkisizlik kararına yapılan itirazın Ankara Batı 4. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından incelendiği görülmektedir. CMK&#8217;nın 271/4. maddesi uyarınca itiraz mercii tarafından verilen kararlar kesindir ve temyiz kanun yolunda yeniden denetlenemez.</p>
<p>2026 itibarıyla güncel Yargıtay içtihadına göre yetki uyuşmazlıklarını çözen merci tayini kararları da kesin niteliktedir. Yargıtay 5. Ceza Dairesi&#8217;nin 2021/10041 E., 2022/3028 K. ve 2023/9814 E., 2023/12605 K. sayılı kararlarında bu kesinlik ilkesi açıkça vurgulanmış; mahkemelerin kesinleşmiş merci tayini kararlarına rağmen &#8220;yeni delil&#8221; veya &#8220;yasa değişikliği&#8221; gerekçesiyle tekrar yetkisizlik kararı vererek dosyaları sürüncemede bırakması Yargıtay tarafından &#8220;yok hükmünde&#8221; sayılmıştır.</p>
<h2 id="sonraki-surec">Yetkisizlik Kararı Sonrası Süreç</h2>
<p>Yetkisizlik kararı kesinleştiğinde dosya kararda belirtilen yetkili mahkemeye gönderilir. Mahkemeler arasında olumsuz yetki uyuşmazlığı çıktığında (her iki mahkeme de yetkisizlik verdiğinde) Yargıtay 7. Ceza Dairesi&#8217;nin 2025/407 E., 2025/4935 K. sayılı kararında görüldüğü üzere dosya ortak yüksek görevli mahkemeye veya Yargıtay&#8217;ın ilgili dairesine gönderilerek merci tayini yoluyla yetkili mahkeme belirlenmektedir.</p>
<p>Sanığın yetkisizlik iddiasında bulunmamasının sonucu ise açıktır: mahkeme yetkili hale gelir ve davayı sonuçlandırmak zorunda kalır. Yargıtay 8. Ceza Dairesi&#8217;nin 2024/15886 E. sayılı kararına göre sanık sorgusundan önce yetkisizlik iddiasında bulunmazsa mahkeme kendisini yetkili sayarak yargılamaya devam eder ve bu durum usule uygun kabul edilir. Savunma avukatı açısından bu sonuç, yetki itirazı hakkının ilk duruşmada, sorgu başlamadan hemen önce ve gerekçeli biçimde kullanılmasını zorunlu kılmaktadır.</p>
<h2 id="adil">Temel Haklar ve Adil Yargılanma Hakkı</h2>
<p>CMK&#8217;nın 18. maddesi ile güvence altına alınan tabii hâkim ilkesi Anayasa&#8217;nın 37. maddesi ve AİHS&#8217;in 6. maddesi kapsamında değerlendirilmektedir. Doğal hâkim ilkesi gereği sanığın kanunen yetkili mahkemede yargılanması esastır; ancak usul ekonomisi gereği getirilen süre sınırlaması bu hakkın kullanımını belirli bir zaman dilimine sıkıştırmıştır. Anayasa Mahkemesi&#8217;nin 06.02.2019 tarihli kararında (B. 2016/9878) ve Yargıtay 19. Hukuk Dairesi&#8217;nin 2013/18660 E., 2014/2755 K. sayılı kararında yetkisizlik kararlarının taraflara tebliğ edilmeden veya savunma alınmadan dosya üzerinden verilmesinin &#8220;mahkemeye erişim hakkı&#8221; ve &#8220;hukuki dinlenilme hakkı&#8221;nı ihlal ettiği belirtilmiştir.</p>
<p>Savunma hakkı açısından en kritik nokta şudur: süresinde yapılan yetkisizlik itirazının haksız yere reddedilmesi ve yargılamaya devam edilmesi Yargıtay tarafından CMK&#8217;nın 289/1-d bendi kapsamında kesin hukuka aykırılık ve bozma sebebi sayılmaktadır (Gözde Nur Oğuz, 2023). Bu içtihat, yetkisizlik iddiasının etkin biçimde kullanılmasının yalnızca sanığın değil Yargıtay&#8217;ın da güvence altına aldığı bir hak olduğunu ortaya koymaktadır.</p>
<p><a href="https://www.sarioglusefer.com/istanbul-ceza-avukati/">Soruşturma aşamasında avukat</a> olarak görev yapan hukukçunun yetki meselesini soruşturma başlangıcında değerlendirmesi büyük önem taşımaktadır. Yetkisiz savcılık tarafından yürütülen soruşturmada toplanan delillerin ve alınan kararların ileride itiraza konu olup olamayacağını saptamak, dava açılmadan önce yetki itirazının alt yapısını kurmayı sağlamaktadır.</p>
<h2 id="emsal">CMK Madde 18 Hakkında Emsal Yargıtay Kararları</h2>
<p><strong>Sorgu yapıldıktan sonra yetkisizlik kararı verilemez; bu yasak talimatla alınan savunmayı da kapsar.</strong> Yargıtay 5. Ceza Dairesi, 2023/3281 E., 2023/4450 K. ve Yargıtay 11. Ceza Dairesi, 2012/31078 E., 2013/705 K. sayılı kararlarında sanığın istinabe yoluyla savunmasının alınmasının da &#8220;sorgu&#8221; sayıldığını ve bu aşamadan sonra yetkisizlik kararı verilemeyeceğini kararlılıkla hükme bağlamıştır.</p>
<p><strong>Sorgu yapılmadan yetkisizlik iddiasında bulunulmaması mahkemenin yetkisini kabul anlamına gelir.</strong> Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 2024/15886 E., 2024/4333 K. sayılı kararında sanığın savunmasının alındığı celsede yetkisizlik iddiasında bulunmamasının mahkemenin yetkisini kabul ettiği şeklinde değerlendirilmesi gerektiğini ve sonraki aşamalarda bu iddianın ileri sürülemeyeceğini açıkça ortaya koymuştur.</p>
<p><strong>Süresinde yapılmayan yetkisizlik iddiasının reddedilmesi hukuka uygundur.</strong> Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 2021/8968 E., 2023/9011 K. sayılı kararında sorgusundan sonra yapılan yetkisizlik iddiasının mahkemece reddedilmesini hukuka uygun bularak preclusio ilkesini somutlaştırmıştır.</p>
<p><strong>Savcı temyiz aşamasında yetkisizlik iddiasında bulunamaz; bu hak sanığa özgülenen sürelerle bağlıdır.</strong> Yargıtay 17. Ceza Dairesi, 2015/13754 E., 2016/6727 K. sayılı kararında Cumhuriyet Savcısının temyizde &#8220;görevsizlik&#8221; adı altında ileri sürdüğü yetkisizlik iddiasını reddederek hakkın kullanım süresinin sanığa özgülendiğini hükme bağlamıştır.</p>
<p><strong>BAM&#8217;da inceleme başladıktan sonra yetkisizlik iddiasında bulunulamaz; mahkeme de resen karar veremez.</strong> Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesi, 2020/93 E., 2020/137 K. sayılı kararında istinaf aşamasındaki süre sınırını ve re&#8217;sen inceleme yasağını açıkça ortaya koymuştur.</p>
<p><strong>Kesinleşmiş merci tayini kararına rağmen verilen yetkisizlik kararları yok hükmündedir.</strong> Yargıtay 5. Ceza Dairesi, 2021/10041 E., 2022/3028 K.; 2022/8989 E., 2022/14232 K. ve 2023/9814 E., 2023/12605 K. sayılı kararlarında mahkemelerin kesin yetki kararına rağmen tekrar yetkisizlik kararı vermesini yok hükmünde sayarak bu tür girişimleri kararlılıkla engellemiştir.</p>
<p><strong>Olumsuz yetki uyuşmazlığı doğduğunda dosya merci tayini için ortak yüksek görevli mahkemeye gönderilir.</strong> Yargıtay 7. Ceza Dairesi, 2025/407 E., 2025/4935 K. sayılı kararında yetkisizlik kararı sonrası her iki mahkemenin de kendisini yetkisiz bulması hâlinde dosyanın ortak yüksek görevli mahkemeye gönderilmesi gerektiğini teyit etmiştir.</p>
<h2 id="sss">Sıkça Sorulan Sorular</h2>
<h3>Yetkisizlik itirazını ne zaman yapmalıyım?</h3>
<p>İlk derece mahkemesinde yetkisizlik itirazının en geç sanığın sorgusundan önce yapılması zorunludur. Sorgu genellikle ilk duruşmada yapıldığından itirazın ilk duruşmada, kimlik tespiti ve iddianamenin okunmasından sonra, esasa ilişkin savunmaya geçilmeden hemen önce ileri sürülmesi gerekir. Bu fırsat kaçırıldığında yetkisizlik iddiası hakkı kalıcı olarak ortadan kalkmaktadır.</p>
<h3>Talimatla savunmam alındıysa hâlâ yetkisizlik iddiasında bulunabilir miyim?</h3>
<p>Hayır. Yargıtay&#8217;ın yerleşik içtihadına göre istinabe (talimat) yoluyla alınan savunma da &#8220;sorgu&#8221; sayılmaktadır. Talimatla savunmanız alındıktan sonra asıl mahkemede sorgusuna henüz başlanmamış olsa dahi artık yetkisizlik iddiasında bulunamazsınız. Bu durum özellikle farklı ilde tutuklanan sanıklar için sıkça karşılaşılan bir hak kaybı kaynağıdır.</p>
<h3>Yetkisizlik itirazım reddedilirse ne yapabilirim?</h3>
<p>CMK&#8217;nın 18/3. maddesi yalnızca yetkisizlik kararlarına karşı itiraz hakkı tanımakta; yetkililik (yetkisizlik iddiasının reddi) kararlarına karşı doğrudan itiraz yolu kapalıdır. Bu kararı ancak esas hükümle birlikte istinaf ya da temyiz aşamasında bozma gerekçesi olarak ileri sürebilirsiniz. Bu nedenle redde ilişkin mahkeme kararının ve itirazınızın duruşma tutanağına eksiksiz yansıtılması kritik önem taşımaktadır.</p>
<h3>Savcı da yetkisizlik iddiasında bulunabilir mi?</h3>
<p>Kanun metni yalnızca sanıktan söz etmektedir. Yargıtay uygulamasında savcının temyiz aşamasında yetkisizlik adı altında ileri sürdüğü taleplerin reddedildiği görülmektedir. Ancak doktrinde savcının da sanığa tanınan süreler içinde bu hakkı kullanabileceği savunulmaktadır. Pratikte savcılığın bu konudaki tutumu davaların başında öngörülmesi gereken önemli bir faktördür.</p>
<h3>Yetkisiz mahkemenin aldığı kararlar geçersiz midir?</h3>
<p>Hayır. Yer bakımından yetkisiz mahkemenin yaptığı işlemler yalnızca yetkisizlik gerekçesiyle geçersiz sayılamaz. Bu mahkemenin yürüttüğü tüm yargılama faaliyeti, tutuklama gibi koruma tedbirleri dahil, geçerliliğini korumaktadır. Üstelik süresinde itiraz edilmemesi durumunda yetkisiz mahkeme yetkili hale gelir ve bu mahkemenin kararı hukuka uygun sayılır.</p>
<h3>Temyiz aşamasında yetkisizlik gerekçesiyle bozma kararı çıkabilir mi?</h3>
<p>Süresinde yapılan yetkisizlik itirazının haksız yere reddedilmesi ve yargılamaya devam edilmesi Yargıtay tarafından CMK&#8217;nın 289/1-d bendi kapsamında kesin hukuka aykırılık ve bozma sebebi sayılmaktadır. Ancak itirazın zamanında yapılmamış olması hâlinde, yetkisizlik temyizde bağımsız bir bozma gerekçesi oluşturmaz. Bu nedenle ilk aşamadan itibaren itirazın doğru zamanda ve gerekçeli biçimde ileri sürülmesi zorunludur.</p>
<h3>BAM aşamasında yetkisizlik iddiası mümkün mü?</h3>
<p>Evet, ancak BAM&#8217;a özgü süreler geçerlidir. Duruşmasız işlerde incelemenin hemen başlangıcında, duruşmalı işlerde ise inceleme raporunun okunmasından önce ileri sürülmesi zorunludur. Bu süreler geçtikten sonra BAM&#8217;da da yetkisizlik iddiasında bulunulamaz ve mahkeme resen karar veremez.</p>
<h2 id="sonuc">Sonuç</h2>
<p>CMK&#8217;nın 18. maddesi yer bakımından yetki itirazını belirli bir zaman dilimiyle sınırlandırarak yargılamanın uzamasını engelleyen ve sanığın tabii hâkim güvencesini koruyan kritik bir düzenlemedir. İlk derece mahkemelerinde &#8220;sanığın sorgusundan önce&#8221;; BAM&#8217;da &#8220;incelemenin başlamasından önce&#8221; kriterleri hak düşürücü süre niteliğindedir. Bu süreler geçtikten sonra mahkeme yetkisiz olsa dahi yetkili hale gelmekte ve resen yetkisizlik kararı verilememektedir. 2026 itibarıyla güncel Yargıtay içtihadına göre süresinde yapılan itirazın reddedilmesi kesin hukuka aykırılık ve bozma sebebi sayılırken, süresinde yapılmayan itirazın sonuçsuz kalması da kararlılıkla uygulanmaktadır. Bu dengeyi doğru okumak ve yetki itirazı hakkını ilk duruşmadan itibaren etkin biçimde kullanmak, savunmanın başarısı üzerinde doğrudan belirleyici bir etkiye sahiptir.</p>
<h2 id="iletisim">İletişim &amp; Danışma</h2>
<p>Davanızda yetkili mahkemenin doğru belirlenip belirlenmediğini ya da yetkisizlik itirazı hakkınızı zamanında kullanıp kullanamayacağınızı sorguluyor musunuz? <strong>Sarıoğlu &amp; Sefer Hukuk Bürosu</strong> olarak CMK&#8217;nın 18. maddesi kapsamında yetkisizlik iddiası, itiraz süreçleri ve yetki uyuşmazlıklarının çözümünde müvekkillerimize kapsamlı hukuki destek sunuyoruz. Dosyanızı gizlilik çerçevesinde değerlendirmek için bizimle iletişime geçebilirsiniz.</p>
<p>📍 <strong>Adres:</strong> Osmaniye, İsmail Erez Blv No: 9/2, 34146 Bakırköy/İstanbul<br />
📞 <strong>Telefon:</strong> 0539 676 32 75<br />
📧 <strong>E-posta:</strong> bilgi@sarioglusefer.com<br />
🌐 <strong>Web:</strong> www.sarioglusefer.com</p>
<p>Bu makale, Sarıoğlu &amp; Sefer Hukuk Bürosu adına <a title="Av. Fatih Sefer - Ağır Ceza Avukatı" href="https://www.sarioglusefer.com/av-fatih-sefer-agir-ceza-avukati/">Av. Fatih SEFER</a> tarafından hazırlanmıştır.</p>
<p><a rel="nofollow" href="https://www.sarioglusefer.com/cmk-madde-18-yetkisizlik-iddiasi/">CMK Madde 18 Yetkisizlik iddiası</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://www.sarioglusefer.com">SARIOĞLU &amp; SEFER HUKUK B&Uuml;ROSU</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>CMK Madde 17 Yetkide Olumlu veya Olumsuz Uyuşmazlık</title>
		<link>https://www.sarioglusefer.com/cmk-madde-17-yetkide-olumlu-veya-olumsuz-uyusmazlik/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 05 Apr 2026 22:20:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anasayfa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sarioglusefer.com/?p=3481</guid>

					<description><![CDATA[<p>2026 itibarıyla Türk ceza yargılamasında mahkemeler arasındaki yetki uyuşmazlıkları; sanığın uzun süre belirsizlik içinde kalmasına, tutukluluk sürelerinin gereksiz uzamasına ve dosyanın sürüncemede kalmasına zemin hazırlamaktadır. CMK&#8217;nın 17. maddesi, birkaç hâkim veya mahkeme arasında ortaya çıkan olumlu ya da olumsuz yetki uyuşmazlığında ortak yüksek görevli mahkemenin yetkili hâkim veya mahkemeyi kesin olarak belirleyeceğini hükme bağlamaktadır. Bu ... <a title="CMK Madde 17 Yetkide Olumlu veya Olumsuz Uyuşmazlık" class="read-more" href="https://www.sarioglusefer.com/cmk-madde-17-yetkide-olumlu-veya-olumsuz-uyusmazlik/" aria-label="Read more about CMK Madde 17 Yetkide Olumlu veya Olumsuz Uyuşmazlık">Devamını oku</a></p>
<p><a rel="nofollow" href="https://www.sarioglusefer.com/cmk-madde-17-yetkide-olumlu-veya-olumsuz-uyusmazlik/">CMK Madde 17 Yetkide Olumlu veya Olumsuz Uyuşmazlık</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://www.sarioglusefer.com">SARIOĞLU &amp; SEFER HUKUK B&Uuml;ROSU</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>2026 itibarıyla Türk ceza yargılamasında mahkemeler arasındaki yetki uyuşmazlıkları; sanığın uzun süre belirsizlik içinde kalmasına, tutukluluk sürelerinin gereksiz uzamasına ve dosyanın sürüncemede kalmasına zemin hazırlamaktadır. CMK&#8217;nın 17. maddesi, birkaç hâkim veya mahkeme arasında ortaya çıkan olumlu ya da olumsuz yetki uyuşmazlığında ortak yüksek görevli mahkemenin yetkili hâkim veya mahkemeyi kesin olarak belirleyeceğini hükme bağlamaktadır. Bu mekanizmanın doğru işletilmesi, hem adil yargılanma güvencesi hem de tabii hâkim ilkesi açısından vazgeçilmezdir.</p>
<nav>
<h2>İçindekiler</h2>
<ul>
<li><a href="#sistematik">CMK Madde 17 Yetkide Olumlu veya Olumsuz Uyuşmazlık&#8217;ın Sistematik Konumu</a></li>
<li><a href="#olumlu">Olumlu Yetki Uyuşmazlığı: Birden Fazla Mahkemenin Yetkisini İlan Etmesi</a></li>
<li><a href="#olumsuz">Olumsuz Yetki Uyuşmazlığı: Mahkemelerin Davadan Kaçınması</a></li>
<li><a href="#kosullar">Uyuşmazlığın Doğması İçin Gerekli Koşullar</a></li>
<li><a href="#merci">Ortak Yüksek Görevli Mahkeme ve Yetkinin Belirlenmesi</a></li>
<li><a href="#cozum-usulu">Yetki Uyuşmazlığının Çözüm Usulü</a></li>
<li><a href="#hukuki-sonuclar">Yetki Uyuşmazlığı Kararının Hukuki Sonuçları</a></li>
<li><a href="#sorunlar">Uygulamada Karşılaşılan Sorunlar ve Yargıtay İçtihadı</a></li>
<li><a href="#adil">CMK Madde 17 ve Adil Yargılanma Hakkı</a></li>
<li><a href="#emsal">CMK Madde 17 Hakkında Emsal Yargıtay Kararları</a></li>
<li><a href="#sss">Sıkça Sorulan Sorular</a></li>
<li><a href="#sonuc">Sonuç</a></li>
<li><a href="#iletisim">İletişim &amp; Danışma</a></li>
</ul>
</nav>
<h2>CMK Madde 17 Yetkide Olumlu veya Olumsuz Uyuşmazlık Maddenin Sistematik Konumu</h2>
<p>CMK madde 17; birkaç hâkim veya mahkeme arasında ortaya çıkan olumlu ya da olumsuz yetki uyuşmazlığında ortak yüksek görevli mahkemenin yetkili hâkim ya da mahkemeyi kesin olarak belirleyeceğini düzenleyen merci tayini normudur.</p>
<p>CMK&#8217;nın 17. maddesi yargılama yetkisinin mahkemeler arasında tartışmalı hale gelmesini önlemeye yönelik bir merci tayini mekanizması olarak işlev görmektedir. Bu düzenleme, CMK&#8217;nın 12. maddesinde kurulan yer yönünden yetki kurallarıyla, 3. maddesinde düzenlenen görev kurallarıyla ve 16. maddesindeki bağlantılı suçlarda yetki hükümleriyle organik bir bütünlük oluşturmaktadır. Yargıtay 5. Ceza Dairesi&#8217;nin 2024/10318 E. sayılı kararında bu maddenin sistematik konumu gereği uyuşmazlığın çözümünde ortak yüksek görevli mahkemenin belirleyici rol oynadığı vurgulanmıştır.</p>
<p>Görev ile yetki kavramlarını birbirinden ayırt etmek bu noktada büyük önem taşır. CMK&#8217;nın 5. maddesinde düzenlenen görev, bir mahkemenin hangi tür davalara bakacağını belirler ve kamu düzenine ilişkindir; her aşamada resen gözetilir. Buna karşın yer yönünden yetki kuralları kamu düzeninden sayılmamakta ve her aşamada resen uygulanmamaktadır. Bu temel ayrım; itiraz stratejisinin zamanlamasını, bozma gerekçesinin kurgulanmasını ve uyuşmazlık çözüm merciinin seçimini doğrudan belirlemektedir.</p>
<h2 id="olumlu">Olumlu Yetki Uyuşmazlığı: Birden Fazla Mahkemenin Yetkisini İlan Etmesi</h2>
<p>Olumlu yetki uyuşmazlığı birden fazla mahkemenin aynı dava üzerinde yetkili olduğunu iddia etmesi ve davaya bakmakta ısrar etmesiyle ortaya çıkar. Bu tür uyuşmazlık uygulamada görece nadir olmakla birlikte teorik açıdan ciddi sorunlara yol açabilmektedir. Özellikle suç yerinin tartışmalı olduğu ya da suçun temadi ettiği durumlarda birden fazla mahkeme iddianameyi kabul ederek kendisini yetkili sayabilmektedir.</p>
<p>Yargıtay 5. Ceza Dairesi&#8217;nin 2017/4474 E., 2017/3305 K. sayılı kararında CMK&#8217;nın 17. maddesindeki &#8220;birkaç hâkim veya mahkeme arasında olumlu veya olumsuz yetki uyuşmazlığı&#8221; ibaresinin kapsamı belirlenmiştir. Kanun koyucunun &#8220;birkaç hâkim veya mahkeme&#8221; ifadesiyle uyuşmazlığın yalnızca iki mahkemeyle sınırlı tutulmadığı, zincirleme yetkisizlik kararlarıyla ikiden fazla mahkemenin sürece dahil olabileceği öngörülmektedir. Bu kapsam genişliği, özellikle temadi eden suçlarda ve çoklu mağdurlu davalarda belirleyici bir pratik öneme sahiptir.</p>
<p>Olumlu yetki uyuşmazlığında en kritik sorun, her iki mahkemenin de delil toplama ve koruma tedbirleri uygulama konusunda kendi kendini yetkili saymasıdır. Bu durumda paralel yargılama işlemleri yapılabilmekte; farklı mahkemelerin aldığı çelişkili kararlar usul bütünlüğünü zedeleyebilmektedir. Ortak yüksek görevli mahkemenin bir an önce belirlenip uyuşmazlığın çözüme kavuşturulması bu nedenle hukuki güvenlik açısından zorunludur.</p>
<h2 id="olumsuz">Olumsuz Yetki Uyuşmazlığı: Mahkemelerin Davadan Kaçınması</h2>
<p>Olumsuz yetki uyuşmazlığı birden fazla mahkemenin aynı dava veya iş hakkında kendisini yetkisiz ya da görevsiz görmesi durumunda söz konusu olur. Bu hal uygulamada çok daha sık karşılaşılan ve davaları fiilen askıya alan bir sorundur.</p>
<p>Yargıtay 5. Ceza Dairesi&#8217;nin 2023/12478 E. sayılı kararında iki ayrı ilçedeki Asliye Ceza Mahkemelerinin karşılıklı olarak dosyayı birbirlerine göndermesi ve kendilerini yetkisiz görmeleri tipik bir olumsuz yetki uyuşmazlığı örneği olarak değerlendirilmiştir. Yargıtay 7. Ceza Dairesi&#8217;nin 2014/25356 E. sayılı kararında da Yalova ve Eskişehir mahkemelerinin karşılıklı yetkisizlik kararları bu duruma örnek gösterilmiştir.</p>
<p>Olumsuz yetki uyuşmazlığına yol açan başlıca durumlar şunlardır. Suç yeri ihtilafında Yargıtay 5. Ceza Dairesi&#8217;nin 2016/10664 E. sayılı kararında Vergi Usul Kanunu&#8217;na muhalefet suçunda suç yerinin tayini konusundaki anlaşmazlık nedeniyle iki Asliye Ceza Mahkemesinin karşılıklı yetkisizlik kararı verdiği görülmüştür. Soruşturma aşamasındaki zincirleme uyuşmazlıklarda ise Yargıtay 12. Ceza Dairesi&#8217;nin 2013/14164 E. sayılı kararında savcılıklar arasındaki yetkisizlik kararları sonrası dosyanın gönderildiği mahkemenin de yetkisizlik vermesiyle oluşan zincirleme uyuşmazlıklar CMK&#8217;nın 16 ve 17. maddeleri kapsamında değerlendirilmiştir.</p>
<h2 id="kosullar">Uyuşmazlığın Doğması İçin Gerekli Koşullar</h2>
<p>Yetki uyuşmazlığının hukuken varlık kazanabilmesi için karşılıklı verilen kararların kesinleşmiş olması ya da itiraz sürecinin tamamlanmış olması aranmaktadır. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesi&#8217;nin 2017/964 E. sayılı kararında &#8220;bir diğerini yetkili kılan iki görevsizlik veya yetkisizlik kararının olması gerektiği&#8221; ifade edilmiştir. Bir mahkemenin yetkisizlik kararı vermesine rağmen gönderilen diğer mahkemenin henüz bir karar vermediği durumda uyuşmazlığın doğmadığı ve dosyanın incelenmeksizin iade edileceği aynı kararda hükme bağlanmıştır.</p>
<p>CMK&#8217;nın 17. maddesindeki &#8220;hâkim veya mahkeme&#8221; ifadesi yalnızca mahkemeler arasındaki uyuşmazlıkları değil, sulh ceza hâkimlikleri ile mahkemeler ya da bireysel hâkimler arasındaki uyuşmazlıkları da kapsayacak şekilde yorumlanmaktadır. Yargıtay 5. Ceza Dairesi&#8217;nin 2023/12478 E. sayılı kararında bu ibare hem aynı yargı çevresindeki mahkemeleri hem de farklı yargı çevrelerindeki mahkemeleri kapsayacak biçimde geniş yorumlanmıştır.</p>
<p>2026 itibarıyla güncel Yargıtay içtihadına göre uyuşmazlığın hukuken doğması için şu iki koşulun birlikte gerçekleşmesi zorunludur: her iki mahkemenin de karşılıklı karar vermesi ve bu kararların usul anlamında geçerlilik koşullarını taşıması. Tek taraflı bir yetkisizlik kararıyla uyuşmazlık doğmaz; ikinci mahkemenin de kararını vermesi beklenmek zorundadır.</p>
<h2 id="merci">Ortak Yüksek Görevli Mahkeme ve Yetkinin Belirlenmesi</h2>
<p>CMK&#8217;nın 17. maddesi uyarınca uyuşmazlığı çözecek merci ortak yüksek görevli mahkemedir. Bu merciin tespiti uyuşmazlık yaşayan mahkemelerin konumuna göre üç ayrı ihtimale göre şekillenmektedir.</p>
<p>Aynı ağır ceza yargı çevresi içinde: Yargıtay 5. Ceza Dairesi&#8217;nin 2023/12478 E. ve 2024/10318 E. sayılı kararlarında aynı ağır ceza mahkemesi yargı çevresindeki asliye ceza mahkemeleri arasındaki uyuşmazlığın o yargı çevresindeki Ağır Ceza Mahkemesi tarafından çözülmesi gerektiği belirtilmiştir. Farklı ağır ceza, aynı BAM çevresinde ise farklı ağır ceza mahkemesi çevresinde bulunan ancak aynı Bölge Adliye Mahkemesi yargı çevresinde yer alan mahkemeler arasındaki uyuşmazlıkları ilgili BAM Ceza Daireleri Kurulu çözmektedir. Farklı BAM çevrelerinde ise Konya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesi&#8217;nin 2020/542 E. sayılı kararında farklı BAM yargı çevrelerinde bulunan mahkemeler arasındaki uyuşmazlığın çözüm yerinin Yargıtay olduğu ifade edilmiştir.</p>
<p>Uygulamada karşılaşılan önemli bir sorun ortak yüksek görevli mahkemenin yanlış belirlenmesidir. Yargıtay 5. Ceza Dairesi&#8217;nin 2023/12478 E. sayılı kararında yerel Ağır Ceza Mahkemesinin kendisini yetkili görmesi gerekirken uyuşmazlığı BAM&#8217;ın çözmesi gerektiği gerekçesiyle karar vermekten kaçınması sıkça yapılan bir hata olarak öne çıkarılmıştır. Bu hatanın sonucu dosyanın gereksiz yere yukarı taşınması ve yargılama gecikmesidir; savunma avukatının ortak yüksek görevli mahkemenin hangi merci olduğunu baştan doğru saptaması süreci kısaltmaktadır.</p>
<h2 id="cozum-usulu">Yetki Uyuşmazlığının Çözüm Usulü</h2>
<p>Uyuşmazlık durumunda dosya mahkemelerce resen veya talep üzerine ortak yüksek görevli mahkemeye gönderilir. Yargıtay 5. Ceza Dairesi&#8217;nin 2021/3885 E. sayılı kararında dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tebliğnamesiyle daireye gönderildiği görülmektedir. Yargıtay incelemeyi dosya içeriği, iddianame ve suçun niteliğine göre yaparak yetkili mahkemeyi belirlemektedir (Yargıtay 5. CD, 2018/14040 E.).</p>
<p>Yargıtay 7. Ceza Dairesi&#8217;nin 2014/25356 E. sayılı kararında uyuşmazlık yaşayan mahkemenin dosyayı ortak yüksek görevli mahkemeye göndermesi gerekirken davaya devam etmesinin hukuka aykırı bulunduğu görülmektedir. Bu durum çözümün yerel mahkemece tek taraflı değil üst merci tarafından yapılması gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır.</p>
<p>Cumhuriyet savcısı da süreçte etkin bir rol üstlenebilmektedir. Yargıtay 5. Ceza Dairesi&#8217;nin 2023/12478 E. sayılı kararında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının hukuka aykırı yetkisizlik çözümü kararına karşı kanun yararına bozma isteminde bulunduğu ve bu yolla uyuşmazlığın çözüm sürecine müdahil olduğu görülmektedir. Savcılıklar arasındaki yetki uyuşmazlıkları ise CMK&#8217;nın 16 ve 17. hükümleriyle özel olarak düzenlenmekte; yetkisizlik kararıyla gelen bir soruşturmada Cumhuriyet savcısının da kendisini yetkisiz görmesi hâlinde dosyanın yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesine en yakın ağır ceza mahkemesine gönderilmesi öngörülmektedir.</p>
<h2 id="hukuki-sonuclar">Yetki Uyuşmazlığı Kararının Hukuki Sonuçları</h2>
<p>Ortak yüksek görevli mahkemenin verdiği yetki kararı kesindir ve uyulması zorunludur. Yargıtay 5. Ceza Dairesi&#8217;nin 2021/3885 E. ve 2022/962 E. sayılı kararlarında 10.06.1942 tarihli ve 26/16 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulu Kararı uyarınca yetki uyuşmazlığı üzerine verilen kararların kesin ve uyulmasının zorunlu olduğu vurgulanmıştır. Ortak yüksek görevli mahkeme inceleme sonucunda hangi mahkemenin yetkili olduğunu belirlemiş ve dosyayı o mahkemeye göndermiştir.</p>
<p>Yargıtay tarafından yetkili kılınan merciin kesinleşmiş karara rağmen yeniden yetkisizlik kararı vermesi ise son derece ağır hukuki yaptırımlara yol açmaktadır. Yargıtay 5. Ceza Dairesi&#8217;nin 2022/2906 E. sayılı kararında Yargıtay&#8217;ın kesin yetki kararına rağmen yerel makamların yeniden yetkisizlik kararı vererek süreci uzatması &#8220;hukuken geçersiz ve yok hükmünde&#8221; sayılmıştır. Bu içtihat yetki hususunun kesinleştikten sonra bir daha değerlendirme konusu yapılamayacağını tartışmasız biçimde ortaya koymaktadır.</p>
<p>Yetkisiz hâkim veya mahkemece gerçekleştirilen işlemlerin geçerliliği de önemli bir tartışma konusudur. Yer yönünden yetkisiz hâkimin yaptığı işlemlerin yalnızca yetkisizlik gerekçesiyle geçersiz sayılamayacağı, bu süreçte alınan tutuklama gibi koruma tedbirlerinin geçerliliğini koruyacağı kabul edilmektedir. Bu kabul, savunma avukatının yetkisizlik sürecindeki koruma tedbirlerine itiraz ederken dikkatli bir denge kurmasını gerektirmektedir.</p>
<h2 id="sorunlar">Uygulamada Karşılaşılan Sorunlar ve Yargıtay İçtihadı</h2>
<p>Yargı kararları incelendiğinde CMK&#8217;nın 17. maddesi kapsamındaki yetki uyuşmazlıklarının çözümünde hiyerarşik bir sistemin (Ağır Ceza Mahkemesi → BAM → Yargıtay) benimsendiği görülmektedir. 2026 itibarıyla güncel Yargıtay içtihadına göre uygulamada en sık karşılaşılan sorunlar şu başlıklar altında özetlenebilir.</p>
<p>Ortak yüksek görevli mahkemenin yanlış tespiti: Ağır Ceza Mahkemesi çevresindeki uyuşmazlıkların hatalı biçimde BAM&#8217;a taşınması ya da tam tersi durumlar yargılama gecikmesine yol açmaktadır. Kesin karara rağmen uyuşmazlık çıkarılması: Yargıtay 5. Ceza Dairesi&#8217;nin 2022/2906 E. sayılı kararında Yargıtay&#8217;ın kesin yetki kararına rağmen yerel makamların yeniden yetkisizlik kararı vererek dosyayı askıya alması &#8220;yok hükmünde&#8221; sayılmıştır. Soruşturma evresi karışıklığı: Yargıtay 12. Ceza Dairesi&#8217;nin 2013/14164 E. sayılı kararında savcılık yetkisizlikleri ile mahkeme yetkisizliklerinin karıştırıldığı ve çözüm merciinin belirlenmesinde sorunlar yaşandığı tespit edilmiştir.</p>
<p>Yetkisizlik itirazının uyuşmazlık süreciyle karıştırılması da önemli bir sorun oluşturmaktadır. CMK&#8217;nın 5. maddesi kapsamındaki yetkisizlik kararına itiraz yolu ile CMK&#8217;nın 17. maddesi kapsamındaki yetki uyuşmazlığı çözüm yolu zaman zaman birbiriyle karıştırılmaktadır. Bu iki kurumun ayrı mekanizmalar olduğu ve itiraz yoluyla yetki uyuşmazlığı çözümünün özdeşleştirilmemesi gerektiği özellikle vurgulanmaktadır. Yargıtay uygulamalarında görev hususunun yetkiden önce değerlendirilmesi gerektiği de tutarlı biçimde ortaya konulmaktadır.</p>
<h2 id="adil">CMK Madde 17 ve Adil Yargılanma Hakkı</h2>
<p>Yetki uyuşmazlığının çözüme kavuşturulması yalnızca usul ekonomisi açısından değil; anayasal güvence altındaki tabii hâkim ilkesi ve adil yargılanma hakkı açısından da kritik öneme sahiptir. Kanuni hâkim ilkesi bir suçun işlenmesinden önce yargı yetkisinin hangi mahkemeye ait olduğunun belirlenmiş olmasını zorunlu kılar. CMK&#8217;nın 17. maddesi bu ilkeye işlerlik kazandıran temel düzenlemedir; zira yetki uyuşmazlığı çözülmeksizin yetkili hâkimin belirlenmesi ve yargılamanın hukuken geçerli biçimde sürdürülmesi mümkün değildir.</p>
<p>Yer yönünden yetki kurallarının kamu düzeninden sayılıp sayılmadığı doktrinde tartışmalı olmaya devam etse de uyuşmazlığın kesin bir kararla çözülmesi ve bu kararın bağlayıcı olması hukuki güvenlik açısından zorunludur. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulu&#8217;nun 1942 tarihli kararı da bu gerekliliği teyit etmekte; yetki uyuşmazlığı üzerine verilen kararları kesin ve bağlayıcı kılmaktadır.</p>
<p>Savunma pratiğinde yetki uyuşmazlığının doğru tespit edilmesi ve zamanında çözüme kavuşturulması; sanığın uzun süre belirsizlik içinde kalmasını, tutukluluk sürelerinin gereksiz yere uzamasını ve dosyanın mahkemeler arasında sürüncemede kalmasını önlemektedir. Bu çerçevede <a href="https://www.sarioglusefer.com/istanbul-ceza-avukati/">mağdur vekili ceza avukatı</a> olarak görev yapan hukukçu için de yetki uyuşmazlığı; mağdurun yargılamayı hızlandırma talebini desteklemek, yetkisizlik kararlarından kaynaklanan gecikmelere itiraz etmek ve ortak yüksek görevli mahkemenin doğru belirlenmesini sağlamak açısından kritik bir usul aracı niteliği taşımaktadır.</p>
<h2 id="emsal">CMK Madde 17 Hakkında Emsal Yargıtay Kararları</h2>
<p><strong>Aynı ağır ceza yargı çevresindeki asliye ceza mahkemeleri arasındaki uyuşmazlığı Ağır Ceza Mahkemesi çözer.</strong> Yargıtay 5. Ceza Dairesi, 2023/12478 E. ve 2024/10318 E. sayılı kararlarında ortak yüksek görevli mahkemenin bu çevrede Ağır Ceza Mahkemesi olduğunu, uyuşmazlığın üst mercie taşınmadan bu mahkeme tarafından çözülmesi gerektiğini açıkça hükme bağlamıştır.</p>
<p><strong>Uyuşmazlık doğması için karşılıklı iki yetkisizlik kararı gerekir; tek taraflı karar yeterli değildir.</strong> Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesi, 2017/964 E. sayılı kararında bir diğerini yetkili kılan iki görevsizlik veya yetkisizlik kararının varlığını zorunlu koşul olarak belirlemiş; tek mahkemenin kararıyla uyuşmazlığın doğmadığını hükme bağlamıştır.</p>
<p><strong>Kesin yetki kararına rağmen verilen yetkisizlik kararları yok hükmündedir.</strong> Yargıtay 5. Ceza Dairesi, 2022/2906 E. sayılı kararında Yargıtay&#8217;ın kesin kararına rağmen yerel makamların yeniden yetkisizlik kararı vermesini hukuken geçersiz ve yok hükmünde sayarak yetki hususunun kesinleştikten sonra tartışmaya açılamayacağını tartışmasız biçimde ortaya koymuştur.</p>
<p><strong>Ortak yüksek görevli mahkemenin doğru belirlenmemesi usul hatasıdır.</strong> Yargıtay 5. Ceza Dairesi, 2023/12478 E. sayılı kararında yerel Ağır Ceza Mahkemesinin çözüm yetkisini BAM&#8217;a bırakmasını hukuka aykırı bulmuş; bu hatanın dosyanın gereksiz biçimde üst merciye taşınmasına ve yargılama gecikmesine yol açtığını vurgulamıştır.</p>
<p><strong>Yetki uyuşmazlığı kararları kesindir; İçtihadı Birleştirme Kurulu kararı bu bağlayıcılığı güvence altına alır.</strong> Yargıtay 5. Ceza Dairesi, 2021/3885 E. ve 2022/962 E. sayılı kararlarında 1942 tarihli İçtihadı Birleştirme Kurulu Kararı&#8217;na atıfla ortak yüksek görevli mahkemenin yetki kararının kesin ve uyulmasının zorunlu olduğunu kararlılıkla pekiştirmiştir.</p>
<p><strong>Farklı BAM çevrelerindeki uyuşmazlıkları Yargıtay çözer; BAM&#8217;ın yetkisi kendi çevresiyle sınırlıdır.</strong> Konya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesi, 2020/542 E. sayılı kararında farklı BAM çevrelerindeki mahkemeler arasındaki uyuşmazlıkta çözüm yerinin Yargıtay olduğunu belirlemiş; BAM&#8217;ın yetki çevresini aşan uyuşmazlıklara el atamayacağını net biçimde ortaya koymuştur.</p>
<p><strong>Kanun yararına bozma, hukuka aykırı yetki çözümlerine karşı savcılık tarafından kullanılabilecek etkili bir araçtır.</strong> Yargıtay 5. Ceza Dairesi, 2023/12478 E. sayılı kararında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının hukuka aykırı yetkisizlik çözümüne karşı kanun yararına bozma istemini etkin biçimde kullandığını ortaya koymuş; bu yolun savunma açısından da sistemi denetleme aracı olarak değerlendirilebileceğini göstermiştir.</p>
<h2 id="sss">Sıkça Sorulan Sorular</h2>
<h3>Yetki uyuşmazlığı ne zaman ortaya çıkar?</h3>
<p>Yetki uyuşmazlığı; ya birden fazla mahkemenin aynı dava üzerinde yetkili olduğunu iddia etmesi (olumlu uyuşmazlık) ya da birden fazla mahkemenin kendisini yetkisiz görmesi (olumsuz uyuşmazlık) durumunda ortaya çıkar. Olumsuz uyuşmazlığın doğabilmesi için her iki mahkemenin de karşılıklı olarak yetkisizlik kararı vermesi zorunludur; tek mahkemenin kararı yeterli değildir.</p>
<h3>Yetki uyuşmazlığını kim çözer?</h3>
<p>Çözüm mercii ortak yüksek görevli mahkemedir. Aynı ağır ceza yargı çevresindeki uyuşmazlıkları Ağır Ceza Mahkemesi; farklı ağır ceza ama aynı BAM çevresindeki uyuşmazlıkları BAM Ceza Daireleri Kurulu; farklı BAM çevrelerindeki uyuşmazlıkları ise Yargıtay ilgili ceza dairesi çözmektedir. Bu hiyerarşik yapıyı yanlış uygulamak yargılama gecikmesine yol açmaktadır.</p>
<h3>Yargıtay yetki kararı verdikten sonra mahkeme tekrar yetkisizlik kararı verebilir mi?</h3>
<p>Hayır. Yargıtay&#8217;ın verdiği yetki kararı kesindir; bu karara rağmen verilen yetkisizlik kararları &#8220;yok hükmünde&#8221; sayılmaktadır. 1942 tarihli Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulu Kararı bu bağlayıcılığı güvence altına almaktadır. Kesin karara aykırı davranan mahkeme kararları Yargıtay tarafından kararlılıkla bozulmaktadır.</p>
<h3>Yetkisiz mahkemenin aldığı kararlar geçersiz midir?</h3>
<p>Yer yönünden yetkisiz hâkimin yaptığı işlemler yalnızca yetkisizlik gerekçesiyle geçersiz sayılamamaktadır. Yetkisizlik sürecinde alınan tutuklama gibi koruma tedbirleri geçerliliğini korumaktadır. Bu kabul, savunma avukatının yetkisizlik sürecindeki işlemlere itiraz ederken dikkatli bir değerlendirme yapmasını gerektirmektedir.</p>
<h3>Görev uyuşmazlığı ile yetki uyuşmazlığı arasındaki fark nedir?</h3>
<p>Görev; bir mahkemenin hangi tür davalara bakacağını belirler, kamu düzenindendir ve her aşamada resen gözetilir. Yetki ise yer yönünden belirleyici olup kamu düzeninden sayılmamakta ve resen uygulanmamaktadır. Bu nedenle yetki itirazı zamanında ileri sürülmezse hak kaybı doğmaktadır. Görev uyuşmazlıklarında da benzer çözüm usulü benimsenmekle birlikte CMK&#8217;nın 17. maddesi yalnızca yetki uyuşmazlıklarını kapsamaktadır.</p>
<h3>Davanın mahkemeler arasında sürüncemede kalması halinde ne yapılabilir?</h3>
<p>Dosyanın karşılıklı yetkisizlik kararlarıyla mahkemeler arasında gidip gelmesi durumunda ortak yüksek görevli mahkemenin belirlenerek uyuşmazlığın çözüme kavuşturulması talep edilmelidir. Cumhuriyet savcısı kanun yararına bozma yoluna başvurabilmektedir. Sanık da ortak yüksek görevli mahkemeye başvuru hakkına sahiptir. Bu süreçte tutukluluk hâlinin devam etmesi söz konusuysa tutukluluk denetiminin de ayrıca takip edilmesi zorunludur.</p>
<h2 id="sonuc">Sonuç</h2>
<p>CMK&#8217;nın 17. maddesi ceza yargılamasında hangi mahkemenin yetkili olduğuna ilişkin tartışmaları kesin biçimde sonlandıran ve yargılama güvencesini koruyan temel bir düzenlemedir. Olumlu yetki uyuşmazlığında birden fazla mahkeme yetkisini ilan ederken; olumsuz uyuşmazlıkta hiçbir mahkeme davayı sahiplenmemektedir. Her iki hâlde de çözüm, Ağır Ceza Mahkemesi, BAM ya da Yargıtay&#8217;dan oluşan hiyerarşik sistemdeki ortak yüksek görevli mahkemenin belirleyici kararına bırakılmıştır. 2026 itibarıyla güncel Yargıtay içtihadına göre bu karar kesindir; yeniden yetkisizlik kararı verilmesi yok hükmünde sayılmakta ve mahkemeler söz konusu karara uymakla yükümlü bulunmaktadır. Ortak yüksek görevli mahkemenin doğru tespit edilmesi ve uyuşmazlığın zamanında çözüme kavuşturulması, hem sanığın hem de mağdurun yargılamadan beklentilerini koruyan kritik bir usul güvencesidir.</p>
<h2 id="iletisim">İletişim &amp; Danışma</h2>
<p>Davanızda yetki uyuşmazlığı yaşandığını düşünüyor ya da mahkemeler arasındaki dosya trafiğinin sonucunuzu etkilediğinden endişe ediyorsanız bu süreci yakından takip etmek kritik önem taşımaktadır. <strong>Sarıoğlu &amp; Sefer Hukuk Bürosu</strong> olarak CMK&#8217;nın 17. maddesi kapsamındaki yetki uyuşmazlıklarında ortak yüksek görevli mahkemenin belirlenmesi, usul itirazlarının zamanında ileri sürülmesi ve kanun yararına bozma başvuruları konularında müvekkillerimize kapsamlı hukuki destek sunuyoruz. Dosyanızı gizlilik çerçevesinde değerlendirmek için bizimle iletişime geçebilirsiniz.</p>
<p>📍 <strong>Adres:</strong> Osmaniye, İsmail Erez Blv No: 9/2, 34146 Bakırköy/İstanbul<br />
📞 <strong>Telefon:</strong> 0539 676 32 75<br />
📧 <strong>E-posta:</strong> bilgi@sarioglusefer.com<br />
🌐 <strong>Web:</strong> www.sarioglusefer.com</p>
<p>Bu makale, Sarıoğlu &amp; Sefer Hukuk Bürosu adına <a title="Av. Fatih Sefer - Ağır Ceza Avukatı" href="https://www.sarioglusefer.com/av-fatih-sefer-agir-ceza-avukati/">Av. Fatih SEFER</a> tarafından hazırlanmıştır.</p>
<p><a rel="nofollow" href="https://www.sarioglusefer.com/cmk-madde-17-yetkide-olumlu-veya-olumsuz-uyusmazlik/">CMK Madde 17 Yetkide Olumlu veya Olumsuz Uyuşmazlık</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://www.sarioglusefer.com">SARIOĞLU &amp; SEFER HUKUK B&Uuml;ROSU</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>CMK Madde 16 Bağlantılı Suçlarda Yetki</title>
		<link>https://www.sarioglusefer.com/cmk-madde-16-baglantili-suclarda-yetki/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 05 Apr 2026 21:53:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anasayfa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sarioglusefer.com/?p=3477</guid>

					<description><![CDATA[<p>2026 itibarıyla Türk ceza yargılamasında bağlantılı davaların ayrı mahkemelerde görülmesinden kaynaklanan çelişkili kararlar ve yargılama gecikmeleri ciddi bir sorun olmaya devam etmektedir. CMK&#8217;nın 16. maddesi bu soruna çözüm getirmekte; normalde yetkisiz olacak bir mahkemenin bağlantı nedeniyle yetkili hale gelmesine olanak tanıyan istisnai bir düzenleme niteliği taşımaktadır. Muvafakat kuralları ve birleştirme-tefrik dengesini doğru kavramak, savunma stratejisini ... <a title="CMK Madde 16 Bağlantılı Suçlarda Yetki" class="read-more" href="https://www.sarioglusefer.com/cmk-madde-16-baglantili-suclarda-yetki/" aria-label="Read more about CMK Madde 16 Bağlantılı Suçlarda Yetki">Devamını oku</a></p>
<p><a rel="nofollow" href="https://www.sarioglusefer.com/cmk-madde-16-baglantili-suclarda-yetki/">CMK Madde 16 Bağlantılı Suçlarda Yetki</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://www.sarioglusefer.com">SARIOĞLU &amp; SEFER HUKUK B&Uuml;ROSU</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>2026 itibarıyla Türk ceza yargılamasında bağlantılı davaların ayrı mahkemelerde görülmesinden kaynaklanan çelişkili kararlar ve yargılama gecikmeleri ciddi bir sorun olmaya devam etmektedir. CMK&#8217;nın 16. maddesi bu soruna çözüm getirmekte; normalde yetkisiz olacak bir mahkemenin bağlantı nedeniyle yetkili hale gelmesine olanak tanıyan istisnai bir düzenleme niteliği taşımaktadır. Muvafakat kuralları ve birleştirme-tefrik dengesini doğru kavramak, savunma stratejisini doğrudan şekillendirmektedir.</p>
<nav>
<h2>İçindekiler</h2>
<ul>
<li><a href="#amac">CMK Madde 16 Bağlantılı Suçlarda Yetki&#8217;nin Sistematik Konumu ve Amacı</a></li>
<li><a href="#gerekce">Bağlantılı Davalarda Birleştirmenin Gerekçeleri</a></li>
<li><a href="#birlestirme-1">Farklı Mahkemelerin Yetkisindeki Bağlantılı Davalarda Birleştirme (CMK m. 16/1)</a></li>
<li><a href="#birlestirme-2">Davaların Farklı Mahkemelerde Görülmeye Başlanması Hâli (CMK m. 16/2)</a></li>
<li><a href="#uyusmazlik">Birleştirme Uyuşmazlığı ve Çözüm Usulü (CMK m. 16/3)</a></li>
<li><a href="#ayrilma">Birleştirilmiş Davaların Ayrılması (CMK m. 16/4)</a></li>
<li><a href="#gorev">Bağlantı Nedeniyle Görev ve Yetkide Meydana Gelen Değişiklikler</a></li>
<li><a href="#adil">Adil Yargılanma Hakkı Bağlamında Değerlendirme</a></li>
<li><a href="#savunma">Savunma Stratejisi Açısından Pratik Değerlendirmeler</a></li>
<li><a href="#emsal">CMK Madde 16 Hakkında Emsal Yargıtay Kararları</a></li>
<li><a href="#sss">Sıkça Sorulan Sorular</a></li>
<li><a href="#sonuc">Sonuç</a></li>
<li><a href="#iletisim">İletişim &amp; Danışma</a></li>
</ul>
</nav>
<h2 id="amac">CMK Madde 16&#8217;nın Sistematik Konumu ve Amacı</h2>
<p>CMK madde 16; farklı yer mahkemelerinin yetkisine giren bağlantılı davaların herhangi birinde birleştirilebileceğini, birleştirme için muvafakat şartını ve uyuşmazlık durumunda çözüm mercii olan ortak yüksek görevli mahkemeyi düzenleyen yetki istisnası normudur.</p>
<p>CMK&#8217;nın 16. maddesi &#8220;Bağlantılı suçlarda yetki&#8221; başlığı altında yer almakta ve CMK&#8217;nın 8 ile 11. maddeleri arasındaki bağlantı ile birleştirme düzenlemelerinin tamamlayıcısı niteliğindedir. Bu sistematik bütünlük içinde CMK&#8217;nın 8. maddesi dar bağlantıyı tanımlarken; 9. maddesi bağlantılı suçlarda görev kuralını; 10. maddesi kovuşturma evresindeki genel birleştirme yetkisini; 11. maddesi geniş bağlantıyı; 16. maddesi ise yer yönünden yetkiyi düzenlemektedir. Bu maddeleri birbirinden kopuk okumak, bağlantı hukukunun bütünsel tablosunu kaçırmaya yol açmaktadır.</p>
<p>Maddenin temel amacı iki yönlüdür: farklı yer mahkemelerinin yetkisine giren bağlantılı davaların tek bir mahkemede birleştirilerek yargılamanın hızlandırılması ve delillerin bütün hâlinde değerlendirilmesiyle birbiriyle çelişen kararların önlenmesi. Bu amaçların gerçekleşebilmesi için CMK&#8217;nın 16. maddesi normalde yetkisiz olacak bir mahkemenin bağlantı nedeniyle yetkili hale gelmesine olanak tanıyan istisnai bir düzenleme niteliği taşımaktadır.</p>
<h2 id="gerekce">Bağlantılı Davalarda Birleştirmenin Gerekçeleri</h2>
<p>CMK&#8217;nın 16. maddesi kapsamındaki birleştirmenin iki temel gerekçesi bulunmaktadır.</p>
<p>Usul ekonomisi açısından bakıldığında bağlantılı davaların tek bir dosyada görülmesi; tanık dinlenmesi, keşif yapılması ve bilirkişi incelemesi gibi usul işlemlerinin tekrarlanmasını önlemekte, yargılama sürecini kısaltmakta ve gereksiz masrafların önüne geçmektedir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu pek çok kararında birleştirmenin temel gerekçelerinden birinin usul ekonomisi olduğunu tutarlı biçimde vurgulamıştır.</p>
<p>Çelişkili kararların önlenmesi açısından ise bağlantılı davaların ayrı ayrı görülmesi aynı olaya ilişkin farklı mahkemelerden birbiriyle çelişen hükümlerin çıkmasına zemin hazırlayabilmektedir. Delillerin bir bütün hâlinde değerlendirilmesi hem maddi gerçeğe daha sağlıklı ulaşılmasını hem de hukuki tutarlılığın korunmasını sağlamaktadır. Yargıtay CGK&#8217;nın 2021/330 E., 2022/118 K. sayılı kararında bu iki gerekçenin kümülatif biçimde arandığı ve aynı kararda birleştirmenin mahkemenin takdirine bırakıldığı da vurgulanmıştır.</p>
<h2 id="birlestirme-1">Farklı Mahkemelerin Yetkisindeki Bağlantılı Davalarda Birleştirme (CMK m. 16/1)</h2>
<p>CMK&#8217;nın 16/1. maddesi uyarınca her biri değişik mahkemelerin yer yönünden yetkisi içinde bulunan bağlantılı ceza davaları yetkili mahkemelerden herhangi birisinde birleştirilerek görülebilir. Bu hüküm yetki kurallarına getirilen önemli bir istisnadır: normalde bir yer mahkemesinin yetkisine giren dava, bağlantı nedeniyle başka bir yer mahkemesine taşınabilmektedir.</p>
<p>Birleştirmenin hukukumuzda kural olarak ihtiyari (takdire bağlı) olduğu unutulmamalıdır. Birleştirme için bağlantının varlığı tek başına yeterli olmayıp ayrıca yargılama açısından yarar bulunması ve mevzuatta bir birleştirme yasağının bulunmaması da gerekmektedir. Birleştirme yargılamayı karmaşık hale getirecek ya da makul süreyi zedeleyecekse mahkeme takdir yetkisini birleştirmeme yönünde kullanmalıdır. Yargıtay CGK&#8217;nın 2018/389 E., 2018/420 K. sayılı kararında bu üç koşulun kümülatif aranacağı açıkça ortaya konulmuştur.</p>
<p>Soruşturma aşamasında bağlantı tespit edilirse Cumhuriyet savcısı tek bir iddianame düzenleyerek davayı yetkili mahkemelerden birinde açabilir. Bu yöntem mahkemeler arası yazışma yükünü ortadan kaldırmakta ve yargılamanın başından itibaren birleşik yürütülmesini sağlamaktadır. Bağlantı kavramının temel tanımı CMK&#8217;nın 8. maddesindedir: bir kişinin birden fazla suçtan sanık olması (sübjektif bağlantı) ya da bir suçta her ne sıfatla olursa olsun birden fazla sanık bulunması (objektif bağlantı) hâlinde bağlantı var sayılmaktadır.</p>
<h2 id="birlestirme-2">Davaların Farklı Mahkemelerde Görülmeye Başlanması Hâli (CMK m. 16/2)</h2>
<p>Bağlantılı davalar farklı mahkemelerde görülmeye başlanmışsa birleştirme için iki ek koşul aranmaktadır: Cumhuriyet savcılarının istemlerinin uygun olması ve mahkemeler arasında uyuşma (muvafakat) sağlanması.</p>
<p>Muvafakat şartı uygulamada son derece kritik bir işlev görmektedir. Bir mahkemenin diğerinden muvafakat almaksızın resen verdiği birleştirme kararı hukuka aykırıdır ve bozma nedeni oluşturmaktadır. Yargıtay 4. Ceza Dairesi&#8217;nin 2018/7976 E., 2019/1025 K. ve Yargıtay 5. Ceza Dairesi&#8217;nin 2021/5535 E., 2021/4553 K. sayılı kararlarında muvafakat alınmadan yapılan birleştirmenin usule aykırılık oluşturduğu kararlılıkla hükme bağlanmıştır.</p>
<p>Kanun davaların tamamının veya yalnızca bir kısmının birleştirilmesine de olanak tanımaktadır. Hangi davaların birleştirileceği birleştirmeden beklenen yararın kapsamına göre belirlenmektedir. Birleştirmenin yapılacağı mahkemenin tespiti de önemli bir usul meselesidir; mahkemeler anlaştığı takdirde davalar bu mahkemelerden birinde toplanır, tek taraflı kararla yetki belirlenemez. Yargıtay 10. Ceza Dairesi&#8217;nin 2019/1985 E., 2019/3919 K. sayılı kararı bu ilkeyi somutlaştırmaktadır.</p>
<p>2026 itibarıyla güncel Yargıtay içtihadına göre CMK m. 16/2 kapsamındaki muvafakat şartı hem soruşturma hem de kovuşturma evresinde geçerlidir. Savcılık aşamasında birleştirme sağlanmışken kovuşturma aşamasında yeniden ayrılma ve birleştirme gündeme geldiğinde muvafakat prosedürünün yeniden işletilmesi gerekmektedir.</p>
<h2 id="uyusmazlik">Birleştirme Uyuşmazlığı ve Çözüm Usulü (CMK m. 16/3)</h2>
<p>Mahkemeler arasında birleştirme konusunda uyuşma sağlanamadığında uyuşmazlık Cumhuriyet savcısı ya da sanığın istemi üzerine ortak yüksek görevli mahkemeye taşınır. Ortak yüksek görevli mahkeme genellikle Ağır Ceza Mahkemesi ya da ilgili Yargıtay dairesidir; Yargıtay daireleri ile yerel mahkemeler arasındaki uyuşmazlıklarda ise Yargıtay Ceza Genel Kurulu bu rolü üstlenmektedir.</p>
<p>Ortak yüksek görevli mahkemenin görevi yalnızca hangi mahkemenin yetkili olduğunu tespit etmekle sınırlı değildir. Bu mahkeme öncelikle birleştirmeye gerek olup olmadığını esastan incelemekte; bağlantının gerçekten var olup olmadığını ve birleştirmenin yargılama açısından yarar sağlayıp sağlamayacağını değerlendirmektedir. Yargıtay 17. Ceza Dairesi&#8217;nin 2019/10172 E., 2019/12539 K. sayılı kararında ortak yüksek görevli mahkemenin salt usul denetimi yapmakla yetinmeyip bağlantının varlığını esastan incelemesi gerektiği vurgulanmıştır.</p>
<p>Ortak yüksek görevli mahkemenin verdiği karar kesindir ve itiraz yolu kapalıdır. Bu kesinlik ilkesi birleştirme konusunun defalarca yargıya taşınmasının önüne geçerek hukuki belirlilik sağlamaktadır. Yargıtay 5. Ceza Dairesi&#8217;nin 2023/12475 E., 2024/557 K. sayılı kararında CMK&#8217;nın 10. maddesi uyarınca yüksek görevli mahkemece verilen birleştirme veya ayrılma kararlarının kesin olduğu teyit edilmiştir.</p>
<p>Önemli bir usul kuralına dikkat çekmek gerekir: birleştirme uyuşmazlığında talep hakkı yalnızca Cumhuriyet savcısına ve sanığa tanınmıştır. Katılanın (mağdurun) bu hakkı bulunmamakta olup kıyas yoluyla bu hak genişletilemez. Savunma avukatının bu sınırı bilmesi; talep yetkisini isabetli kullanmak ve katılan sıfatıyla hareket eden müvekkiller için farklı strateji geliştirmek açısından zorunludur.</p>
<h2 id="ayrilma">Birleştirilmiş Davaların Ayrılması (CMK m. 16/4)</h2>
<p>Birleştirme kararı verilmiş olsa da yargılamanın ilerleyen aşamalarında davaların ayrılması (tefrik) mümkündür. Ayrılma usulü birleştirme usulüyle paralel bir yapıya sahiptir.</p>
<p>Tefrik kararı verilebilecek başlıca hâller şunlardır: birleştirmenin yargılamayı uzatmaya başladığı ve sanığın makul sürede yargılanma hakkını tehdit ettiği durumlar; bazı sanıklar yönünden dosyanın tekemmül etmesi ve diğerlerini beklemenin gereksizleşmesi; birleştirilen davaların birbiri aleyhine sonuçlar doğurduğunun anlaşılması. Yargıtay CGK&#8217;nın 2018/389 E., 2018/420 K. sayılı kararında birleştirmenin makul sürede yargılanma hakkını ihlal edebileceği ya da kişisel suçlarla görev suçları arasındaki bağlantının zorunlu birleştirmeyi gerektirmediği hâllerde tefrik kararı verilebileceği hükme bağlanmıştır.</p>
<p>Karara bağlanmış ve sonuçlanmış bir dosyanın derdest bir dosyayla birleştirilmesi mümkün değildir. Yargıtay 11. Ceza Dairesi&#8217;nin 2024/13 E., 2024/10815 K. ve Yargıtay 6. Ceza Dairesi&#8217;nin 2024/5102 E., 2025/105 K. sayılı kararlarında kesinleşmiş dosyanın derdest dosyayla birleştirilme olanağının fiilen ortadan kalktığı teyit edilmiştir. Bu sınırın bilinmesi; hem birleştirme taleplerinin zamanlamasını hem de tefrik stratejisini doğrudan etkileyen pratik bir araç niteliği taşımakta; özellikle çok sanıklı davalarda bazı sanıklar yönünden erken hüküm kurulmasını sağlamaya yönelik tefrik taleplerinin zamanında ileri sürülmesini zorunlu kılmaktadır.</p>
<h2 id="gorev">Bağlantı Nedeniyle Görev ve Yetkide Meydana Gelen Değişiklikler</h2>
<p>CMK&#8217;nın 16. maddesi eş görevli mahkemeler arasındaki yer yönünden yetki sorununu çözmektedir. Bağlantılı davaların farklı görev derecesindeki mahkemelere ait olması durumunda ise CMK&#8217;nın 9. maddesi gereği davalar her hâlükârda yüksek görevli mahkemede birleştirilir. Alt mahkemeye yetki devri mümkün değildir.</p>
<p>Bu ayrım uygulamada kritik önem taşımaktadır. Biri Asliye Ceza diğeri Ağır Ceza Mahkemesi&#8217;nin görevine giren iki bağlantılı dava söz konusu olduğunda birleştirme Ağır Ceza Mahkemesi&#8217;nde yapılacaktır. CMK&#8217;nın 16. maddesindeki &#8220;yetkili mahkemelerin herhangi birisinde&#8221; ifadesi yalnızca eş görevli mahkemeler için geçerli olup görev farkı varsa mutlak biçimde yüksek görevli mahkemede birleştirme yapılması zorunludur. Bu kuralı yanlış uygulayan mahkeme kararları Yargıtay tarafından bozulmaktadır.</p>
<p>Görev ve yetki değişikliğinin sanık açısından usul sonuçları da belirleyicidir. Yüksek görevli mahkemede yargılanmak; farklı bir yargılama usulüne, farklı temyiz süreçlerine ve bazı durumlarda farklı güvenlik tedbirlerine tabi olmak anlamına gelebilmektedir. Savunma avukatının bu sonuçları müvekkile açıklaması ve birleştirme kararına itiraz gerekip gerekmediğini değerlendirmesi zorunludur.</p>
<p>Bu değerlendirmeyi yaparken şu pratik ölçüt kullanılabilir: birleştirme sonucu davaya bakacak mahkeme değişiyorsa ve bu değişiklik müvekkil aleyhine usul sonuçları doğuruyorsa birleştirmeye karşı duruşma tutanağına itiraz şerhi düşürülmeli ve esas hükümle birlikte istinaf aşamasında bozma gerekçesi olarak ileri sürülmelidir. Birleştirme müvekkil lehine sonuç doğuruyorsa ise aksine strateji izlenerek birleştirme yönünde aktif tutum sergilenmelidir.</p>
<h2 id="adil">Adil Yargılanma Hakkı Bağlamında Değerlendirme</h2>
<p>CMK&#8217;nın 16. maddesi kapsamındaki birleştirme kararları adil yargılanma hakkı açısından çift yönlü etki doğurabilmektedir. Bir yanda delil bütünlüğünü koruyarak maddi gerçeğe ulaşmayı kolaylaştıran olumlu işlevi; öte yanda dosyanın büyümesine ve yargılamanın uzamasına yol açarak sanığın makul sürede yargılanma hakkını tehdit eden olumsuz boyutu bulunmaktadır.</p>
<p>Anayasa Mahkemesi&#8217;nin 18.02.2016 tarihli kararında (B. 2013/7090) usul hükümlerine uygun biçimde gerçekleştirilen birleştirmenin kanuni hâkim güvencesine aykırı olmadığı kabul edilmiştir. Buna karşın hacimli ve ilerlemiş dosyaların birleştirilmesinin yargılamayı uzatarak sanığın makul sürede yargılanma hakkını zedeleyebileceği de göz ardı edilmemelidir. 2026 itibarıyla güncel Yargıtay içtihadına göre bu denge özellikle çok sanıklı ve karmaşık dosyalarda savunma stratejisinin merkezine yerleşmektedir.</p>
<p>Uygulamada en sık karşılaşılan sorunların başında muvafakat alınmadan yapılan birleştirmeler gelmektedir. Karara bağlanmış ve sonuçlanmış bir dosya ile derdest bir dosyanın birleştirilememesi de önemli bir usul kuralı olarak öne çıkmaktadır. Bu iki sorunu duruşma tutanağına yansıtmak ve istinaf/temyiz aşamasında bozma gerekçesi olarak ileri sürmek, savunmanın etkin araçlarından birini oluşturmaktadır.</p>
<h2 id="savunma">Savunma Stratejisi Açısından Pratik Değerlendirmeler</h2>
<p>CMK&#8217;nın 16. maddesi savunma hukukçuları için hem itiraz hem de talep zemini sunmaktadır. Muvafakat alınmaksızın verilen birleştirme kararları usule aykırı olup bozma gerekçesi oluşturmaktadır. Birleştirme yargılamayı uzatıyor ve makul süreyi zedeliyorsa tefrik talebinde bulunulabilir. Eş görevli olmayan mahkemeler arasında alt mahkemede yapılan birleştirmeler hukuka aykırıdır. Sonuçlanmış dosyalarla açık dosyaların birleştirilmesi girişimleri de itiraz konusu yapılabilir.</p>
<p>Öte yandan birleştirme bazen müvekkil lehine de kullanılabilir. Birden fazla dosyası olan sanık için tefrik yerine birleştirme talep etmek zincirleme suç hükümlerinin uygulanmasını sağlayarak daha elverişli bir ceza sonucu doğurabilir. Bu stratejik değerlendirmenin en kritik noktası zamanlamadır: dosya kesinleştikten sonra birleştirme olanağı ortadan kalktığından talep hakkının kovuşturma aşamasında ve kararlı biçimde kullanılması zorunludur.</p>
<p>Savunma avukatının <a href="https://www.sarioglusefer.com/istanbul-ceza-avukati/">savunma avukatı</a> olarak CMK&#8217;nın 16. maddesi kapsamında dikkat etmesi gereken dört pratik kural şu şekilde sıralanabilir: birleştirme talebinde muvafakat prosedürünün eksiksiz işletilmesini talep etmek; mahkemenin hangi kademe gerekçesiyle birleştirme yaptığını tutanağa yansıtmak; birleştirme uyuşmazlığında talep hakkının katılana değil sanığa ait olduğunu gözetmek; ve sonuçlanmış dosyayla birleştirme girişimini anında itiraz konusu yapmak. Bu dört kuralın herhangi birinin gözden kaçırılması, ilerleyen aşamalarda ciddi usul zararlarına zemin hazırlayabilmektedir.</p>
<h2 id="emsal">CMK Madde 16 Hakkında Emsal Yargıtay Kararları</h2>
<p><strong>Birleştirme ihtiyaridir; bağlantının varlığı, yargılama yararı ve yasak yokluğu kümülatif aranır.</strong> Yargıtay CGK, 2018/389 E., 2018/420 K. sayılı kararında birleştirmenin zorunlu olmadığını, takdire bırakıldığını ve bu üç koşulun birlikte gerçekleşmesinin aranacağını kararlılıkla ortaya koymuştur.</p>
<p><strong>Muvafakat alınmadan yapılan birleştirme usule aykırıdır ve bozma nedenidir.</strong> Yargıtay 4. Ceza Dairesi, 2018/7976 E., 2019/1025 K. ve Yargıtay 5. Ceza Dairesi, 2021/5535 E., 2021/4553 K. sayılı kararlarında karşı mahkemenin muvafakatı alınmadan yapılan birleştirmenin usule aykırılık oluşturduğunu hükme bağlamıştır.</p>
<p><strong>Birleştirmenin yapılacağı mahkeme tek taraflı kararla değil mahkemeler arası uyuşmayla belirlenir.</strong> Yargıtay 10. Ceza Dairesi, 2019/1985 E., 2019/3919 K. sayılı kararında birleştirme mahkemesinin belirlenmesinde tek taraflı kararın geçersiz olduğunu ve uyuşmanın zorunluluğunu somutlaştırmıştır.</p>
<p><strong>Ortak yüksek görevli mahkeme bağlantının varlığını esastan inceler; salt usul denetimiyle yetinmez.</strong> Yargıtay 17. Ceza Dairesi, 2019/10172 E., 2019/12539 K. sayılı kararında ortak yüksek görevli mahkemenin inceleme kapsamını ve bağlantı değerlendirmesinin zorunluluğunu açıkça ortaya koymuştur.</p>
<p><strong>Birleştirme ve ayrılma kararları kesindir; itiraz yolu kapalıdır.</strong> Yargıtay 5. Ceza Dairesi, 2023/12475 E., 2024/557 K. sayılı kararında yüksek görevli mahkemece verilen birleştirme veya ayrılma kararlarının kesin olduğunu ve sonradan itiraz yolunun kapalı bulunduğunu teyit etmiştir.</p>
<p><strong>Sonuçlanmış bir dosyanın derdest dosyayla birleştirilmesi mümkün değildir.</strong> Yargıtay 11. Ceza Dairesi, 2024/13 E., 2024/10815 K. ve Yargıtay 6. Ceza Dairesi, 2024/5102 E., 2025/105 K. sayılı kararlarında kesinleşmiş dosyanın açık dosyayla birleştirme olanağının fiilen ortadan kalktığını ve bu girişimin usule aykırı olduğunu hükme bağlamıştır.</p>
<p><strong>Birleştirme usul ekonomisi ve çelişkili kararların önlenmesi amacıyla yapılır; aşırı birleştirme makul süreyi zedeler.</strong> Yargıtay CGK, 2021/330 E., 2022/118 K. sayılı kararında birleştirmenin bu iki amaca hizmet etmesi gerektiğini vurgularken birleştirmenin yargılamayı aşırı uzatacağı durumlarda makul süre ilkesinin birleştirmeye karşı argüman oluşturabileceğini de ortaya koymuştur.</p>
<h2 id="sss">Sıkça Sorulan Sorular</h2>
<h3>Birden fazla dosyam var; bunları birleştirtebilir miyim?</h3>
<p>Evet, CMK&#8217;nın 16. maddesi kapsamında bağlantılı davalar tek bir mahkemede birleştirilebilir. Bunun için öncelikle davalar arasında CMK&#8217;nın 8. maddesi anlamında bağlantı bulunması, yargılama yararının var olması ve birleştirme yasağının bulunmaması gerekir. Sanık sıfatını taşıyan kişi birleştirme talebinde bulunabilir; ancak kesinleşmiş dosyanın derdest dosyayla birleştirilmesi artık mümkün olmadığından talebin kovuşturma aşamasında zamanında yapılması kritiktir.</p>
<h3>Mahkeme muvafakatimi almadan birleştirme kararı verirse ne yapabilirim?</h3>
<p>CMK&#8217;nın 16/2. maddesi uyarınca muvafakat şartı zorunludur; bu şart yerine getirilmeden verilen birleştirme kararı usule aykırıdır. Bu durumun duruşma tutanağına geçirilmesi ve istinaf ile temyiz aşamasında bozma gerekçesi olarak ileri sürülmesi gerekmektedir. Birleştirme ve ayrılma kararlarına karşı doğrudan itiraz yolu kapalı olmakla birlikte esas hükümle birlikte denetim her zaman mümkündür.</p>
<h3>Hangi mahkemede birleştirme yapılacağına kim karar verir?</h3>
<p>Birleştirmenin yapılacağı mahkeme mahkemeler arası muvafakatla belirlenir; tek taraflı kararla yetki belirlenemez. Mahkemeler uyuşma sağlayamazsa Cumhuriyet savcısı ya da sanığın istemi üzerine ortak yüksek görevli mahkeme kararı kesin olarak verir. Bu kararın ardından yetki meselesi bir daha tartışmaya açılamaz.</p>
<h3>Birleştirme zincirleme suç hükümlerinin uygulanmasını sağlar mı?</h3>
<p>Evet. Ayrı dosyalarda görülen eylemler arasında TCK&#8217;nın 43. maddesi kapsamında zincirleme suç ilişkisi varsa davaların birleştirilmesi bu hükmün uygulanmasını mümkün kılmaktadır. Zincirleme suç indirimi tek dosyada ve bir arada değerlendirme gerektirdiğinden birleştirme talebi, ceza miktarını doğrudan etkileyen stratejik bir araç işlevi görmektedir.</p>
<h3>Bağlantılı davalar farklı görevli mahkemelerden birine aitse ne olur?</h3>
<p>CMK&#8217;nın 9. maddesi uyarınca görev farkı varsa birleştirme her hâlükârda yüksek görevli mahkemede yapılır. CMK&#8217;nın 16. maddesindeki &#8220;yetkili mahkemelerden herhangi birinde&#8221; ifadesi yalnızca eş görevli mahkemeler için geçerlidir. Alt mahkemede yapılan birleştirme Yargıtay tarafından bozulmaktadır; bu nedenle görev farklılığının birleştirme sürecinin başında saptanması zorunludur.</p>
<h3>Katılan (mağdur) birleştirme uyuşmazlığında talepte bulunabilir mi?</h3>
<p>Hayır. CMK&#8217;nın 16/3. maddesi kapsamında ortak yüksek görevli mahkemeye başvuru hakkı yalnızca Cumhuriyet savcısına ve sanığa tanınmıştır. Katılanın bu hakkı bulunmamakta; kıyas yoluyla da bu hak genişletilememektedir. Mağdur sıfatıyla hareket eden müvekkil için savunma avukatının farklı usul araçlarına (katılma beyanı, delil talebi gibi) başvurması gerekmektedir.</p>
<h2 id="sonuc">Sonuç</h2>
<p>CMK&#8217;nın 16. maddesi bağlantılı suçlarda yer yönünden yetki kurallarını esneterek usul ekonomisi ile hüküm birliğini sağlamayı hedefleyen istisnai bir düzenlemedir. Birleştirme mutlak bir zorunluluk değil; bağlantının varlığı, yargılama yararı ve birleştirme yasağının bulunmaması koşullarının kümülatif gerçekleşmesi hâlinde kullanılabilen ihtiyari bir yetkidir. 2026 itibarıyla güncel Yargıtay içtihadına göre muvafakat ve usul kurallarına uyulmaması en sık karşılaşılan bozma nedenidir. Birleştirme ile tefrik kararlarının süreci nasıl şekillendireceğini doğru okumak; zincirleme suç hükümlerinden yararlanmak ya da makul süre ihlalini öne sürmek gibi stratejik avantajları değerlendirmek, etkili bir savunmanın ayrılmaz parçasını oluşturmaktadır. Bu hükmün sistematik konumunu ve Yargıtay içtihadını bir bütün olarak kavramak, bağlantı hukukunun sunduğu tüm savunma araçlarını etkin biçimde kullanabilmenin ön koşuludur.</p>
<h2 id="iletisim">İletişim &amp; Danışma</h2>
<p>Birden fazla dosyanızın bulunduğu ya da bağlantılı suçlar nedeniyle birleştirme veya tefrik süreciyle karşı karşıya olduğunuz durumlarda bu kararların savunmanıza etkisini profesyonel hukuki destek alarak değerlendirmeniz büyük önem taşır. <strong>Sarıoğlu &amp; Sefer Hukuk Bürosu</strong> olarak CMK&#8217;nın 16. maddesi kapsamındaki birleştirme ve tefrik süreçlerinde adil yargılanma hakkınızı etkin biçimde koruyarak müvekkillerimize kapsamlı hukuki destek sunuyoruz. Dosyanızı gizlilik çerçevesinde değerlendirmek için bizimle iletişime geçebilirsiniz.</p>
<p>📍 <strong>Adres:</strong> Osmaniye, İsmail Erez Blv No: 9/2, 34146 Bakırköy/İstanbul<br />
📞 <strong>Telefon:</strong> 0539 676 32 75<br />
📧 <strong>E-posta:</strong> bilgi@sarioglusefer.com<br />
🌐 <strong>Web:</strong> www.sarioglusefer.com</p>
<p>Bu makale, Sarıoğlu &amp; Sefer Hukuk Bürosu adına <a title="Av. Fatih Sefer - Ağır Ceza Avukatı" href="https://www.sarioglusefer.com/av-fatih-sefer-agir-ceza-avukati/">Av. Fatih SEFER</a> tarafından hazırlanmıştır.</p>
<p><a rel="nofollow" href="https://www.sarioglusefer.com/cmk-madde-16-baglantili-suclarda-yetki/">CMK Madde 16 Bağlantılı Suçlarda Yetki</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://www.sarioglusefer.com">SARIOĞLU &amp; SEFER HUKUK B&Uuml;ROSU</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>CMK Madde 15 Deniz, Hava ve Demiryolu Taşıtlarında veya Bu Taşıtlarla İşlenen Suçlarda Yetki</title>
		<link>https://www.sarioglusefer.com/cmk-madde-15-deniz-hava-ve-demiryolu-tasitlarinda-veya-bu-tasitlarla-islenen-suclarda-yetki/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 05 Apr 2026 21:51:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anasayfa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sarioglusefer.com/?p=3474</guid>

					<description><![CDATA[<p>2026 itibarıyla deniz, hava ve demiryolu taşıtlarının sınır ötesi hareketliliği; &#8220;suçun işlendiği yer&#8221; ilkesinin yetersiz kaldığı yetki boşluklarını her geçen gün daha sık gündeme getirmektedir. CMK&#8217;nın 15. maddesi, hareket hâlindeki taşıtlarda ya da bu taşıtlar vasıtasıyla işlenen suçlarda yetkili mahkemeyi belirleyen özel bağlama kurallarını içermektedir. Suç yerinin teknik olarak saptanması gereken bu davalarda savunma stratejisi, ... <a title="CMK Madde 15 Deniz, Hava ve Demiryolu Taşıtlarında veya Bu Taşıtlarla İşlenen Suçlarda Yetki" class="read-more" href="https://www.sarioglusefer.com/cmk-madde-15-deniz-hava-ve-demiryolu-tasitlarinda-veya-bu-tasitlarla-islenen-suclarda-yetki/" aria-label="Read more about CMK Madde 15 Deniz, Hava ve Demiryolu Taşıtlarında veya Bu Taşıtlarla İşlenen Suçlarda Yetki">Devamını oku</a></p>
<p><a rel="nofollow" href="https://www.sarioglusefer.com/cmk-madde-15-deniz-hava-ve-demiryolu-tasitlarinda-veya-bu-tasitlarla-islenen-suclarda-yetki/">CMK Madde 15 Deniz, Hava ve Demiryolu Taşıtlarında veya Bu Taşıtlarla İşlenen Suçlarda Yetki</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://www.sarioglusefer.com">SARIOĞLU &amp; SEFER HUKUK B&Uuml;ROSU</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>2026 itibarıyla deniz, hava ve demiryolu taşıtlarının sınır ötesi hareketliliği; &#8220;suçun işlendiği yer&#8221; ilkesinin yetersiz kaldığı yetki boşluklarını her geçen gün daha sık gündeme getirmektedir. CMK&#8217;nın 15. maddesi, hareket hâlindeki taşıtlarda ya da bu taşıtlar vasıtasıyla işlenen suçlarda yetkili mahkemeyi belirleyen özel bağlama kurallarını içermektedir. Suç yerinin teknik olarak saptanması gereken bu davalarda savunma stratejisi, bilirkişi süreci ve yetki itirazı usulünün birlikte kurgulanması zorunludur.</p>
<nav>
<h2>İçindekiler</h2>
<ul>
<li><a href="#amac">CMK Madde 15 Deniz, Hava ve Demiryolu Taşıtlarında veya Bu Taşıtlarla İşlenen Suçlarda Yetki&#8217;nin Amacı ve Sistematik Yeri</a></li>
<li><a href="#deniz">Deniz Taşıtlarında İşlenen Suçlarda Yetki (CMK m. 15/1)</a></li>
<li><a href="#hava">Hava Taşıtlarında İşlenen Suçlarda Yetki (CMK m. 15/2)</a></li>
<li><a href="#demiryolu">Demiryolu Taşıtlarında İşlenen Suçlarda Yetki (CMK m. 15/2)</a></li>
<li><a href="#yurt-ici">Yurt İçinde Taşıtlarda İşlenen Suçlarda Yetki (CMK m. 15/3)</a></li>
<li><a href="#cevre">Çevreyi Kirletme Suçlarında Özel Yetki Kuralı (CMK m. 15/4)</a></li>
<li><a href="#bilirkisi">Suç Yeri Tespitinde Teknik Bilirkişinin Rolü</a></li>
<li><a href="#savunma">Savunma Stratejisi Açısından Değerlendirme</a></li>
<li><a href="#emsal">CMK Madde 15 Hakkında Emsal Yargıtay Kararları</a></li>
<li><a href="#sss">Sıkça Sorulan Sorular</a></li>
<li><a href="#sonuc">Sonuç</a></li>
<li><a href="#iletisim">İletişim &amp; Danışma</a></li>
</ul>
</nav>
<h2 id="amac">CMK Madde 15&#8217;in Amacı ve Sistematik Yeri</h2>
<p>CMK madde 15; deniz, hava ve demiryolu taşıtlarında ya da bu taşıtlar vasıtasıyla işlenen suçlarda yetkili mahkemeyi bayrak ilkesi, ilk uğranılan liman/istasyon ve çevre suçlarına özgü yakın liman kriterleriyle belirleyen özel bağlama normudur.</p>
<p>CMK&#8217;nın 15. maddesi, yetki kurallarının genel çerçevesini çizen 12 ile 14. maddelerin tamamlayıcısı niteliğindedir. Maddenin temel amacı, ulaşım araçlarının hareketli yapısından kaynaklanan suç yeri belirsizliğini gidermek ve soruşturma ile kovuşturmanın belirli bir mahkeme önünde derhal başlatılabilmesini sağlamaktır. Öğretide bu düzenlemenin iki ayrı işlevi olduğu vurgulanmaktadır: birincisi taşıtın içinde işlenen suçlarda yargı yetkisini belirlemek; ikincisi ise taşıtın bizzat suçun işlenme aracı olarak kullanıldığı durumlarda yetkili mahkemeyi göstermek.</p>
<p>CMK&#8217;nın 15. maddesinin bir &#8220;bağlama kuralı&#8221; olduğu, başlı başına yargı yetkisi yaratmadığı vurgulanmalıdır. Yargı yetkisinin varlığı TCK&#8217;nın 8. ve devamı hükümleri ile uluslararası sözleşmeler çerçevesinde ayrıca değerlendirilmek durumundadır. Bu temel ayrımı göz ardı etmek, yetkisiz Türk mahkemelerinin dava üstlenmesine ve ilerleyen aşamalarda esastan ret kararı çıkmasına zemin hazırlayabilmektedir.</p>
<h2 id="deniz">Deniz Taşıtlarında İşlenen Suçlarda Yetki (CMK m. 15/1)</h2>
<p>CMK&#8217;nın 15/1. maddesi Türk bayrağını taşıma yetkisine sahip gemilerde işlenen suçlara uygulanmaktadır. Bu düzenlemenin temelinde uluslararası deniz hukukunun temel ilkelerinden biri olan bayrak devleti ilkesi yatmaktadır. Bu ilkeye göre bir devletin bayrağını taşıyan gemi o devletin &#8220;farazi ülkesi&#8221; sayılmakta ve açık denizde dahi o devletin yargı yetkisi içinde kalmaktadır.</p>
<p>Öğretide geminin Türk karasularında ya da dışında bulunmasının yer bakımından yetki açısından bir önemi olmadığı vurgulanmaktadır. Kanun metninde &#8220;veya&#8221; bağlacı kullanılmış; böylece geminin konumundan bağımsız olarak Türk bayrağını taşıma yetkisinin varlığı yeterli koşul olarak öngörülmüştür. Yetkili mahkemenin belirlenmesinde ise iki temel kriter öne çıkmaktadır: geminin ilk uğradığı Türk limanı veya bağlama limanı mahkemesi. Uygulamada ilk uğranılan Türk limanının bulunduğu yer mahkemesi genellikle öncelik kazanmaktadır.</p>
<p>Deniz yetki alanları bakımından önemli bir ayrım söz konusudur. Türk karasularında yabancı bir ticaret gemisinde işlenen suçlarda kural olarak yargı yetkisi bayrak devletine aittir; ancak suçun kıyı devletini (Türkiye&#8217;yi) etkilediği istisnai durumlarda Türk mahkemelerinin yetkisi doğabilmektedir. Türkiye&#8217;nin münhasır ekonomik bölgesi ve kıta sahanlığındaki sabit platformlarda işlenen suçlar ise TCK&#8217;nın 8. maddesi uyarınca Türkiye&#8217;de işlenmiş sayılmaktadır.</p>
<p>2026 itibarıyla güncel Yargıtay içtihadına göre deniz suçlarında suçun karasularda mı yoksa uluslararası sularda mı işlendiğinin koordinat bazlı bilirkişi incelemesiyle kesin olarak saptanması zorunludur. Yargıtay 10. Ceza Dairesi&#8217;nin 2022/13960 E., 2023/11221 K. sayılı kararında Lazkiye&#8217;nin 30-35 mil açığında seyreden bir balıkçı teknesinde uyuşturucu ticareti yapılması olayında koordinatların uzman bilirkişi incelemesiyle kesin biçimde belirlenmesi zorunlu kılınmış; koordinatsız verilen yetki kararı bozma nedeni sayılmıştır. Bu karar, deniz taşıtları söz konusu olduğunda teknik bilirkişi desteğinin yetki tespitindeki belirleyici işlevini açıkça ortaya koymaktadır.</p>
<h2 id="hava">Hava Taşıtlarında İşlenen Suçlarda Yetki (CMK m. 15/2)</h2>
<p>CMK&#8217;nın 15/2. maddesi Türk tescilli hava araçlarında işlenen suçlara uygulanmakta ve deniz taşıtlarına benzer bir mantık izlemektedir. Türk tescilli sivil bir hava aracında yabancı ülke hava sahasında suç işlenmesi hâlinde bayrak ilkesine dayanılarak Türk yargı yetkisi doğmaktadır. Yetkili mahkeme ise hava aracının ilk indiği havalimanının bulunduğu yer ya da bağlama limanı mahkemesidir.</p>
<p>Türk hava sahası kara ülkesi, iç sular ve karasuları üzerindeki alan olarak tanımlanmaktadır. Bu sahada işlenen suçlar zaten TCK&#8217;nın 8. maddesi kapsamında Türkiye&#8217;de işlenmiş sayılmakta; CMK&#8217;nın 15/2. maddesi ise Türk hava sahası dışında seyreden Türk tescilli uçaklardaki suçlarda yetkili mahkemeyi gösterme işlevi üstlenmektedir.</p>
<p>Uluslararası boyutta Tokyo Sözleşmesi hava aracının tescilli olduğu devletin yargı yetkisine sahip olduğunu kabul etmektedir. Suçun etkilerinin başka bir devlette görülmesi hâlinde istisnai yetki kuralları devreye girebilmektedir. Lahey ve Montreal sözleşmeleri ise taraf devletlere &#8220;iade et veya yargıla&#8221; yükümlülüğü getirmektedir.</p>
<p>Yargıtay 11. Ceza Dairesi&#8217;nin 2024/6129 E., 2025/6518 K. sayılı kararı hava aracındaki suçlarda yargı yetkisinin genişleyebileceğini çarpıcı biçimde ortaya koymaktadır. İstanbul&#8217;dan kalkıp İtalya&#8217;ya inen özel bir uçakta gerçekleşen dolandırıcılık eyleminde savcılık, suçun iniş yapılan İtalya&#8217;da işlendiği gerekçesiyle takipsizlik kararı vermiştir. Yargıtay ise mağdurun yerleşim yerinin Türkiye olması ve suçun etkilerinin Türkiye&#8217;de doğması nedeniyle TCK&#8217;nın 8. maddesi kapsamında Türk mahkemelerinin yetkili olduğuna hükmetmiştir. Bu karar, hava aracındaki suçlarda yargı yetkisinin salt iniş noktasına göre değil suçun etki alanına ve mağdurun durumuna göre de değerlendirilebileceğini ortaya koymaktadır.</p>
<h2 id="demiryolu">Demiryolu Taşıtlarında İşlenen Suçlarda Yetki (CMK m. 15/2)</h2>
<p>CMK&#8217;nın 15/2. maddesi demiryolu taşıtlarını deniz ve hava araçlarıyla aynı hukuki statüde değerlendirmektedir. Türk bayrağını taşıma hakkına sahip demiryolu taşıtlarında işlenen suçlarda da &#8220;ilk uğranılan yer&#8221; veya &#8220;bağlama yeri/istasyonu&#8221; mahkemesi yetkili kılınmaktadır. Uyuşturucu ticareti gibi suçlarda demiryolu taşıtlarının kullanılması hâlinde aracın ilk ulaştığı istasyonun bulunduğu yer mahkemesi yetkili olmaktadır.</p>
<p>Sınır ötesi demiryolu taşımacılığında ise Türkiye sınırından itibaren ilk ulaşılan istasyon belirleyici kriter olarak öne çıkmaktadır. Yurt içi hatlarda seyir hâlindeyken işlenen suçlarda ise CMK&#8217;nın 15/3. maddesi devreye girmekte ve aracın ilk durduğu istasyon esas alınmaktadır. Demiryolu taşıtlarında suç yerinin tespiti, araç takip sistemlerinin kayıtları ve bilet verileri üzerinden teknik destekle sağlanabilmektedir.</p>
<h2 id="yurt-ici">Yurt İçinde Taşıtlarda İşlenen Suçlarda Yetki (CMK m. 15/3)</h2>
<p>CMK&#8217;nın 15/3. maddesi yurt içinde seyir hâlindeki taşıtlarda işlenen suçlar için özel ve alternatif bir yetki kuralı getirmektedir. Suçun işlendiği tam coğrafi nokta belirlenemiyor ya da araç seyir hâlindeyse bu fıkra devreye girer. Hükmün pratik karşılığı şudur: araç seyir hâlindeyken suç işlenmişse ve tam konum tespit edilemiyorsa aracın o güzergâhta ilk ulaştığı yer mahkemesi yetkili sayılmaktadır.</p>
<p>Bu kural; uzun güzergahlı otobüslerde, karayolu araçlarında ve seyir hâlindeki raylı sistemlerde işlenen suçlarda belirleyici olmaktadır. Otobüs molasında ya da güzergâhın belirli bir noktasında işlenen ve suç yeri tespit edilebilen suçlarda ise CMK&#8217;nın 15/3. maddesi değil genel yetki kuralı olan CMK&#8217;nın 12. maddesi uygulanacaktır.</p>
<p>CMK&#8217;nın 15/3. maddesi ile 13/3. maddesindeki &#8220;ilk usul işleminin yapıldığı yer&#8221; kuralı arasındaki fark uygulamada zaman zaman karıştırılmaktadır. On beşinci maddenin üçüncü fıkrası araçla bağlantılı hareketli suç hâllerini kapsar ve aracın ilk durduğu yeri esas alırken; on üçüncü maddenin üçüncü fıkrası genel yetki kurallarının tüketilmesi sonrasında başvurulan son çare niteliğindedir. Bu farkı doğru kavramak, yetki itirazının hangi hukuki zemine oturtulacağını doğrudan belirlemektedir.</p>
<h2 id="cevre">Çevreyi Kirletme Suçlarında Özel Yetki Kuralı (CMK m. 15/4)</h2>
<p>CMK&#8217;nın 15/4. maddesi yabancı bayraklı gemilerden kaynaklanan çevre suçları için ayrı bir yetki düzenlemesi içermektedir. Bu hüküm deniz kirliliğine ilişkin uluslararası yükümlülüklerin iç hukuka yansımasını temsil etmekte ve UNCLOS çerçevesiyle uyumlu bir yapı sergilemektedir. Yabancı bayraklı bir gemi Türk karasuları dışında çevreyi kirletici bir eylem gerçekleştirdiğinde yetkili mahkeme iki alternatif kriterden biri üzerinden belirlenmektedir: suç yerine en yakın limanın bulunduğu yer mahkemesi ya da geminin Türkiye&#8217;de ilk uğradığı limanın bulunduğu yer mahkemesi.</p>
<p>Yargıtay 18. Ceza Dairesi&#8217;nin 2015/38647 E., 2017/9978 K. sayılı kararında Aliağa Gemi Söküm bölgesindeki bir gemiden denize yağ ve yakıt boşaltılması suretiyle çevrenin kasten kirletilmesi suçunda teknik bilirkişi raporu alınmaması bozma nedeni sayılmıştır. Bu karar çevre suçlarında uzman bilirkişi incelemesinin zorunluluğunu açıkça ortaya koymaktadır: kirlilik boyutu, etki alanı ve zararın tespiti olmadan ne yetki ne de suçun unsurları doğru belirlenebilmektedir.</p>
<p>Ticari denizcilik uygulamasında yabancı bayraklı gemilerde yabancı mahkemelerin yetkili kılınabileceği kabul edilmektedir. Oysa ceza yargılamasında suçun Türkiye ile irtibatı; mağdur, suçun etkisi ve çevre zararı, Türk mahkemelerinin yetkisini tesis etmede belirleyici kriter olmaya devam etmektedir. Bu iki alanın karıştırılması, özellikle yabancı uyruklu gemi sahiplerinin savunmasında ciddi hatalara zemin hazırlayabilmektedir.</p>
<h2 id="bilirkisi">Suç Yeri Tespitinde Teknik Bilirkişinin Rolü</h2>
<p>CMK&#8217;nın 15. maddesi kapsamındaki davalarda en kritik pratik sorun suç yerinin kesin olarak saptanabilmesidir. Özellikle deniz taşıtlarında suçun uluslararası sularda mı, karasularında mı yoksa münhasır ekonomik bölgede mi işlendiği sorusu hem yargı yetkisini hem de yetkili mahkemeyi doğrudan belirlemektedir.</p>
<p>Yargıtay 10. Ceza Dairesi&#8217;nin yerleşik tutumuna göre bu ayrımın koordinat bazlı uzman bilirkişi incelemesiyle şüpheye yer bırakmaksızın ortaya konması zorunludur. Salt mahkemenin takdirine ya da tarafların beyanına dayalı bir yetki değerlendirmesi bozma nedeni oluşturmaktadır. Benzer biçimde Yargıtay 18. Ceza Dairesi de çevre suçlarında mevzuata uygun teknik bilirkişi raporu alınmamasını bozma nedeni olarak kabul etmektedir.</p>
<p>Bu içtihatlar taşıtlarda işlenen suçlarda savunma stratejisi açısından önemli bir araç sunmaktadır. Yetki kararının teknik bilirkişi desteği olmaksızın verilmesi ya da koordinatların yanlış tespit edilmesi istinaf veya temyiz aşamasında bozma gerekçesi olarak ileri sürülebilir. Savunma avukatının soruşturma aşamasında bilirkişi atanması talebinde bulunması ve mevcut bilirkişi raporunun yeterlilik denetimini yapması bu nedenle zorunlu bir adımdır.</p>
<p>2026 itibarıyla güncel Yargıtay içtihadına göre bilirkişi raporunun şu unsurları içermesi gerekmektedir: suçun gerçekleştiği koordinatlar, bu koordinatların ilgili deniz/hava yetki alanıyla ilişkisi ve aracın o anki statüsü (Türk karasuları, münhasır ekonomik bölge, uluslararası sular). Bu unsurlardan herhangi birinin eksik kalması raporun bozma gerekçesi oluşturacak nitelikte yetersiz sayılmasına yol açmaktadır.</p>
<h2 id="savunma">Savunma Stratejisi Açısından Değerlendirme</h2>
<p>CMK&#8217;nın 15. maddesi savunma hukukçuları için birden fazla itiraz zemini sunmaktadır. Deniz taşıtlarında işlenen suçlarda öncelikle suçun gerçekleştiği koordinatların bilirkişi raporuyla kesin biçimde belirlenmesi talep edilmelidir; koordinatsız yetki kararları bozmaya açıktır. Hava araçlarında salt iniş noktasına göre kurulan yargı yetkisi, mağdurun konumu ve suçun etki alanı araştırılmadan verilemez; Yargıtay&#8217;ın 2025 tarihli güncel kararı bu ilkeyi pekiştirmiştir. Yurt içi taşıt suçlarında aracın ilk ulaştığı yer ölçütü yanlış uygulandığında yetki itirazı zamanında ve gerekçeli biçimde ileri sürülmelidir.</p>
<p>Taşıtlarda işlenen suçlarda <a href="https://www.sarioglusefer.com/istanbul-ceza-avukati/">müdafi avukat</a> olarak görev yapan hukukçunun teknik bilirkişi sürecini etkin biçimde yönetmesi, yetki itirazını doğru hukuki zemine oturtması ve uluslararası sözleşme hükümlerini ulusal mevzuatla birlikte değerlendirmesi kritik önem taşımaktadır. Bu üç boyutu bir arada ele almayan bir savunma, yetki meselesini çözmeden esasa geçerek müvekkil aleyhine sonuçlar doğurabilmektedir.</p>
<p>Yetki uyuşmazlıklarının çözüm mekanizmaları bakımından da CMK&#8217;nın 15. maddesi bağlamında Yargıtay&#8217;ın merci tayini kararlarının kesin ve bağlayıcı olduğu unutulmamalıdır. Özellikle deniz ve hava suçlarında farklı savcılıklar arasında yetkisizlik kararlarının zincirleme verilmesi durumunda CMK&#8217;nın 161/7. maddesi kapsamında ağır ceza mahkemesine başvurulması süreci hızlandıracaktır.</p>
<h2 id="emsal">CMK Madde 15 Hakkında Emsal Yargıtay Kararları</h2>
<p><strong>Deniz suçlarında suç yerinin koordinat bazlı bilirkişi incelemesiyle kesin olarak belirlenmesi zorunludur; koordinatsız yetki kararları bozma nedenidir.</strong> Yargıtay 10. Ceza Dairesi, 2022/13960 E., 2023/11221 K. sayılı kararında Lazkiye açıklarında seyreden bir balıkçı teknesinde uyuşturucu ticareti yapılması olayında koordinatların uzman bilirkişi incelemesiyle saptanmasını zorunlu kılmış; bu yapılmadan verilen yetki kararını bozmuştur.</p>
<p><strong>Hava aracında işlenen suçlarda yargı yetkisi salt iniş noktasına göre değil suçun etki alanına ve mağdurun durumuna göre de belirlenebilir.</strong> Yargıtay 11. Ceza Dairesi, 2024/6129 E., 2025/6518 K. sayılı kararında İtalya&#8217;ya inen Türk tescilli özel uçakta işlenen dolandırıcılıkta mağdurun Türkiye&#8217;de yerleşik olması ve suçun etkilerinin Türkiye&#8217;de doğması nedeniyle TCK m. 8 kapsamında Türk mahkemelerini yetkili kılmıştır.</p>
<p><strong>Çevre suçlarında teknik bilirkişi raporu alınmaması bozma nedenidir.</strong> Yargıtay 18. Ceza Dairesi, 2015/38647 E., 2017/9978 K. sayılı kararında Aliağa Gemi Söküm bölgesindeki gemiden denize yağ boşaltılması suçunda mevzuata uygun teknik bilirkişi raporu alınmadan karar verilmesini bozma gerekçesi yaparak çevre suçlarında uzman desteğinin zorunluluğunu hükme bağlamıştır.</p>
<p><strong>Bayrak devleti ilkesi gereği Türk bayrağını taşıyan gemiler açık denizde dahi Türk yargı yetkisi içindedir.</strong> Bu ilke, CMK&#8217;nın 15/1. maddesinin yorumunda Yargıtay tarafından tutarlı biçimde uygulanmakta; geminin koordinatından bağımsız olarak bayrak kaydının yetkiyi belirleyen esas ölçüt olduğu benimsenmiştir.</p>
<p><strong>Yurt içi taşıt suçlarında aracın ilk ulaştığı yer mahkemesi yetkilidir; bu ölçüt CMK m. 13/3&#8217;teki son çare kuralından farklıdır.</strong> Yargıtay 6. Ceza Dairesi&#8217;nin otobüs kararları serisi (örn. 2013/16866 E., 2013/15087 K.) ve Yargıtay 2. Ceza Dairesi&#8217;nin 2013/19067 E., 2013/20246 K. sayılı kararı bu ayrımı pratikte somutlaştırmıştır.</p>
<p><strong>Hava aracı suçlarında uluslararası sözleşmeler iç hukukla birlikte uygulanmalıdır.</strong> Tokyo Sözleşmesi kapsamında tescil devletinin yargı yetkisi öncelik taşımakla birlikte Lahey ve Montreal sözleşmelerinin getirdiği &#8220;iade et veya yargıla&#8221; yükümlülüğü Türk mahkemelerinin yetkisini destekleyici bir işlev görmektedir.</p>
<p><strong>Çevre suçlarında yabancı bayraklı gemilerde etki ve zarar ölçütü belirleyicidir; ticaret hukukundaki yetki anlayışı ceza yargılamasında geçerli değildir.</strong> Yargıtay 18. Ceza Dairesi kararları, yabancı bayraklı gemilerde ticaret hukukundaki bayrak devleti yaklaşımının ceza yargılamasında suçun etki alanına ve çevre zararının boyutuna göre sınırlandırılabileceğini ortaya koymaktadır.</p>
<h2 id="sss">Sıkça Sorulan Sorular</h2>
<h3>Türk bayrağı taşıyan bir gemide açık denizde suç işlenirse hangi mahkeme yetkilidir?</h3>
<p>CMK&#8217;nın 15/1. maddesi uyarınca Türk bayrağını taşıma yetkisine sahip gemiler açık denizde dahi Türk yargı yetkisi içindedir. Bayrak devleti ilkesi geminin konumundan bağımsız olarak Türkiye&#8217;nin yargı yetkisini tesis etmektedir. Yetkili mahkeme; geminin ilk uğradığı Türk limanının ya da bağlama limanının bulunduğu yer mahkemesidir. Suçun karasularda mı uluslararası sularda mı işlendiği, yetkili mahkeme belirlenirken koordinat bazlı bilirkişi incelemesiyle saptanmalıdır.</p>
<h3>Türk tescilli uçakta yabancı ülke üzerinde işlenen suçlarda Türkiye yetkili midir?</h3>
<p>Evet. Türk tescilli hava araçları yabancı hava sahasında dahi Tokyo Sözleşmesi ve CMK&#8217;nın 15/2. maddesi kapsamında Türk yargı yetkisi içindedir. Yetkili mahkeme hava aracının ilk indiği havalimanının bulunduğu yer mahkemesidir. Bunun yanı sıra suçun etkilerinin Türkiye&#8217;de doğması hâlinde TCK&#8217;nın 8. maddesi de bağımsız bir yetki zemini oluşturmaktadır.</p>
<h3>Uzun güzergahlı bir otobüste işlenen suçta yetkili mahkeme nasıl belirlenir?</h3>
<p>CMK&#8217;nın 15/3. maddesi uyarınca suçun gerçekleştiği tam nokta belirlenemiyorsa aracın seyahat güzergâhında ilk ulaştığı yer mahkemesi yetkilidir. Bu kural; otobüs, tren ve diğer seyir hâlindeki karayolu araçlarında uygulanmaktadır. Suçun güzergâhın belirli bir noktasında işlendiği ve yer tespitinin mümkün olduğu durumlarda ise CMK&#8217;nın 12. maddesindeki genel yetki kuralı devreye girmektedir.</p>
<h3>Yabancı bayraklı bir gemi Türk karasularına girmeden çevre kirletirse Türk mahkemeleri yetkili midir?</h3>
<p>CMK&#8217;nın 15/4. maddesi yabancı bayraklı gemilerden kaynaklanan çevre suçları için özel bir yetki düzenlemesi getirmektedir. Bu durumda suç yerine en yakın limanın ya da geminin ilk uğradığı Türk limanının bulunduğu yer mahkemesi yetkilidir. Kirlilik boyutunun, etki alanının ve zararın uzman bilirkişi raporuyla tespit edilmesi zorunludur; bu yapılmadan verilen kararlar Yargıtay tarafından bozulmaktadır.</p>
<h3>Deniz taşıtı suçlarında bilirkişi incelemesi neden zorunludur?</h3>
<p>Suçun Türk karasuları, münhasır ekonomik bölge ya da uluslararası sularda işlenip işlenmediği; hem yargı yetkisini hem de yetkili mahkemeyi belirlemektedir. Bu ayrımın teknik olarak kesin biçimde saptanması gerekmekte; salt taraf beyanı ya da yaklaşık bir konum tespiti yetmemektedir. Yargıtay 10. Ceza Dairesi&#8217;nin yerleşik içtihadı, koordinat bazlı uzman incelemesi olmaksızın verilen yetki kararlarını bozma nedeni olarak kabul etmektedir.</p>
<h3>CMK m. 15/3 ile CMK m. 13/3 arasındaki fark nedir?</h3>
<p>CMK&#8217;nın 15/3. maddesi araçla bağlantılı hareketli suç hâllerine özgüdür ve aracın ilk durduğu yeri esas alır; bu bir taşıt bağlama kuralıdır. CMK&#8217;nın 13/3. maddesi ise genel yetki kurallarının (suç yeri, yakalama yeri, yerleşim yeri) tümünün tükenmesi durumunda son çare olarak başvurulan ilk usul işlemi yeri kuralıdır. Taşıt suçlarında 15/3 uygulanmadan 13/3&#8217;e geçilmesi kademe atlama hatası sayılmaktadır.</p>
<h2 id="sonuc">Sonuç</h2>
<p>CMK&#8217;nın 15. maddesi, hareket hâlindeki taşıtlarda işlenen suçlarda yargı yetkisinin boşlukta kalmaması için hayati bir düzenlemedir. Deniz taşıtlarında bayrak devleti ilkesi ve liman kriterleri; hava taşıtlarında tescil ve etki alanı ölçütleri; demiryolu araçlarında ilk ulaşılan istasyon kriteri; çevre suçlarında ise en yakın ya da ilk uğranılan liman kuralı birlikte bir bütün oluşturmaktadır. 2026 itibarıyla güncel Yargıtay içtihadına göre tüm bu hâllerde suç yerinin teknik olarak kesin biçimde saptanması hem yargı yetkisinin hem de yetkili mahkemenin doğru tespiti açısından ön koşul niteliğindedir. Bilirkişi sürecini etkin biçimde yönetmek, uluslararası sözleşme hükümlerini ulusal mevzuatla birlikte okumak ve yetki itirazını doğru aşamada ileri sürmek; taşıt suçlarında savunmanın kurucu üç unsurunu oluşturmaktadır.</p>
<h2 id="iletisim">İletişim &amp; Danışma</h2>
<p>Deniz, hava ya da kara taşıtlarında işlenen suçlar nedeniyle yargılama süreciyle karşı karşıyaysanız, yetkili mahkemenin doğru belirlenmesi ve teknik bilirkişi süreçlerinin etkin yönetimi savunmanızı doğrudan etkiler. <strong>Sarıoğlu &amp; Sefer Hukuk Bürosu</strong> olarak CMK&#8217;nın 15. maddesi kapsamındaki taşıt suçlarında yetki tespiti ve savunma süreçlerinde müvekkillerimize kapsamlı hukuki destek sunuyoruz. Dosyanızı gizlilik çerçevesinde değerlendirmek için bizimle iletişime geçebilirsiniz.</p>
<p>📍 <strong>Adres:</strong> Osmaniye, İsmail Erez Blv No: 9/2, 34146 Bakırköy/İstanbul<br />
📞 <strong>Telefon:</strong> 0539 676 32 75<br />
📧 <strong>E-posta:</strong> bilgi@sarioglusefer.com<br />
🌐 <strong>Web:</strong> www.sarioglusefer.com</p>
<p>Bu makale, Sarıoğlu &amp; Sefer Hukuk Bürosu adına <a title="Av. Fatih Sefer - Ağır Ceza Avukatı" href="https://www.sarioglusefer.com/av-fatih-sefer-agir-ceza-avukati/">Av. Fatih SEFER</a> tarafından hazırlanmıştır.</p>
<p><a rel="nofollow" href="https://www.sarioglusefer.com/cmk-madde-15-deniz-hava-ve-demiryolu-tasitlarinda-veya-bu-tasitlarla-islenen-suclarda-yetki/">CMK Madde 15 Deniz, Hava ve Demiryolu Taşıtlarında veya Bu Taşıtlarla İşlenen Suçlarda Yetki</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://www.sarioglusefer.com">SARIOĞLU &amp; SEFER HUKUK B&Uuml;ROSU</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>CMK Madde 14 Yabancı Ülkede İşlenen Suçlarda Yetki</title>
		<link>https://www.sarioglusefer.com/cmk-madde-14-yabanci-ulkede-islenen-suclarda-yetki/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 05 Apr 2026 21:49:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Anasayfa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sarioglusefer.com/?p=3471</guid>

					<description><![CDATA[<p>2026 itibarıyla sınır ötesi suçların Türk ceza yargılamasında giderek daha büyük bir yer kapladığı görülmektedir. CMK&#8217;nın 14. maddesi, yurt dışında işlenen ve Türk hukukuna göre kovuşturulabilen suçlarda yetkili mahkemenin nasıl belirleneceğini düzenlemektedir. Bu hüküm; Adalet Bakanı istemi ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı başvurusuyla işleyen merci tayini mekanizmasını barındırması bakımından CMK&#8217;nın yetki rejiminin en özgün parçasını oluşturmaktadır. ... <a title="CMK Madde 14 Yabancı Ülkede İşlenen Suçlarda Yetki" class="read-more" href="https://www.sarioglusefer.com/cmk-madde-14-yabanci-ulkede-islenen-suclarda-yetki/" aria-label="Read more about CMK Madde 14 Yabancı Ülkede İşlenen Suçlarda Yetki">Devamını oku</a></p>
<p><a rel="nofollow" href="https://www.sarioglusefer.com/cmk-madde-14-yabanci-ulkede-islenen-suclarda-yetki/">CMK Madde 14 Yabancı Ülkede İşlenen Suçlarda Yetki</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://www.sarioglusefer.com">SARIOĞLU &amp; SEFER HUKUK B&Uuml;ROSU</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>2026 itibarıyla sınır ötesi suçların Türk ceza yargılamasında giderek daha büyük bir yer kapladığı görülmektedir. CMK&#8217;nın 14. maddesi, yurt dışında işlenen ve Türk hukukuna göre kovuşturulabilen suçlarda yetkili mahkemenin nasıl belirleneceğini düzenlemektedir. Bu hüküm; Adalet Bakanı istemi ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı başvurusuyla işleyen merci tayini mekanizmasını barındırması bakımından CMK&#8217;nın yetki rejiminin en özgün parçasını oluşturmaktadır. Bu mekanizmanın doğru kavranması, uluslararası boyutlu davalarda savunma stratejisinin temel taşını oluşturur.</p>
<nav>
<h2>İçindekiler</h2>
<ul>
<li><a href="#kapsam">CMK Madde 14 Yabancı Ülkede İşlenen Suçlarda Yetki &#8216;nin Uygulama Alanı</a></li>
<li><a href="#genel-yetki">Genel Yetki Kuralları: CMK Madde 13 Yollaması</a></li>
<li><a href="#merci">Yargıtay&#8217;ın Yetkili Mahkemeyi Belirlediği Hâller (Merci Tayini)</a></li>
<li><a href="#baglayi">Merci Tayini Kararlarının Bağlayıcılığı</a></li>
<li><a href="#diplomatik">Özel Durumlar: Diplomatik Bağışıklık ve İstisnaî Hâller</a></li>
<li><a href="#iliski">CMK 13 ve 14 Arasındaki İlişki: Bütüncül Bir Değerlendirme</a></li>
<li><a href="#yargi-yetkisi">Yabancı Ülkede İşlenen Suçlarda Türk Hukukunun Yargı Yetkisi</a></li>
<li><a href="#savunma">Savunma Hukukçusu Açısından Pratik Değerlendirmeler</a></li>
<li><a href="#emsal">CMK Madde 14 Hakkında Emsal Yargıtay Kararları</a></li>
<li><a href="#sss">Sıkça Sorulan Sorular</a></li>
<li><a href="#sonuc">Sonuç</a></li>
<li><a href="#iletisim">İletişim &amp; Danışma</a></li>
</ul>
</nav>
<h2 id="kapsam">CMK Madde 14&#8217;ün Uygulama Kapsamı</h2>
<p>CMK madde 14; yabancı ülkede işlenen suçlarda Türkiye&#8217;nin yargı yetkisine sahip olduğu hâllerde yetkili mahkemeyi belirleyen, merci tayini mekanizmasını da bünyesinde barındıran özel bir usul normudur.</p>
<p>Bu hükmün uygulanabilmesi için öncelikle Türkiye&#8217;nin o suç bakımından yargı yetkisine sahip olması şarttır. Türkiye&#8217;nin yargı yetkisinin varlığı esas olarak TCK&#8217;nın 8 ile 13. maddeleri kapsamındaki aktif kişilik, pasif kişilik, koruma ve evrensellik ilkelerine dayanmaktadır. Yurt dışında işlenen bir suç TCK&#8217;nın ilgili maddelerinde sayılan katalog suçlardan değilse Türkiye bu suç için yargı yetkisine sahip olmadığından CMK&#8217;nın 14. maddesi hiç uygulanamaz.</p>
<p>Yargıtay 5. Ceza Dairesi&#8217;nin 2014/4078 E., 2014/5200 K. sayılı kararı bu &#8220;kapı bekçisi&#8221; işlevini çarpıcı biçimde ortaya koymaktadır. Suriye&#8217;de işlenen cinayet suçunun TCK&#8217;nın 13. maddesinde sayılan katalog suçlardan olmaması nedeniyle Türkiye&#8217;de soruşturulamayacağı ve dolayısıyla CMK&#8217;nın 14. maddesinin uygulanamayacağı hükme bağlanmıştır. Bu karar şu ilkeyi net biçimde yerleştirmiştir: önce yargı yetkisi, sonra yetkili mahkeme. Bu sırayı tersine çevirmek, dava açılmasından yargılama tamamlanana kadar her aşamada telafi edilmesi güç usul sorunlarına yol açmaktadır.</p>
<h2 id="genel-yetki">Genel Yetki Kuralları: CMK Madde 13 Yollaması</h2>
<p>Türkiye&#8217;nin yargı yetkisine sahip olduğu yurt dışı suçlarda CMK&#8217;nın 14/1. maddesi yetkili mahkemenin tespitini CMK&#8217;nın 13/1 ve 2. fıkralarındaki kurallara yönlendirmektedir. Bu yollama sayesinde yakalama yeri, yerleşim yeri ve en son adres ölçütleri yabancı ülkede işlenen suçlara da uygulanmaktadır.</p>
<p>Yargıtay 4. Ceza Dairesi&#8217;nin 2014/35158 E., 2015/27194 K. sayılı kararında şüphelinin Türkiye&#8217;de adresinin olup olmadığı araştırılmadan yetki değerlendirmesi yapılamayacağı vurgulanmıştır. Bu araştırma yükümlülüğünün yerine getirilmemesi bozma sebebi oluşturmaktadır. Yargıtay 5. Ceza Dairesi&#8217;nin 2015/6598 E., 2015/12235 K. sayılı kararında ise Brezilya&#8217;da işlenen suçta şüphelinin MERNİS kayıtlarındaki adresinin bulunduğu Yayladağı yetkili kılınmıştır. Aynı kararda CMK&#8217;nın 14/2. maddesi uyarınca suçun işlendiği yabancı ülkeye coğrafi bakımdan daha yakın yer savcılığının yetkili kılınması talebi reddedilmiştir; bu ret, yetkiyi coğrafi yakınlık değil şüphelinin Türkiye&#8217;deki bağlantı noktasına bağlayan Yargıtay yaklaşımını yansıtmaktadır.</p>
<p>Anayasa Mahkemesi de 04.04.2018 tarihli kararında (B. 2016/25187) Almanya&#8217;da işlenen suç ile Türkiye&#8217;deki suçlar arasında eylem bütünlüğü kurularak genel yetki kuralı çerçevesinde Ankara&#8217;nın yetkili kılındığını teyit etmiştir. Bu karar, yurt dışı suçlarda Türkiye&#8217;deki bağlantı noktasının delil ve eylem bütünlüğüyle de desteklenebileceğini göstermektedir.</p>
<h2 id="merci">Yargıtay&#8217;ın Yetkili Mahkemeyi Belirlediği Hâller (Merci Tayini)</h2>
<p>CMK&#8217;nın 14. maddesinin en özgün düzenlemesi, şüphelinin Türkiye&#8217;de ne yakalandığı ne yerleştiği ne de adresi bulunduğu durumlardaki çözüm mekanizmasıdır. Bu hâllerde CMK&#8217;nın 14/3. maddesi uyarınca yetkili mahkeme Adalet Bakanının istemi ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının başvurusu üzerine Yargıtay tarafından belirlenir. Öğretide bu usul &#8220;merci tayini&#8221; ya da &#8220;Yargıtay devri&#8221; olarak anılmaktadır.</p>
<p>Bu mekanizmanın işleyişi son derece katıdır: mahkemenin doğrudan görevsizlik kararı vermesi ve dosyayı başka bir mahkemeye göndermesi usule aykırıdır; önce dosyanın Adalet Bakanlığı kanalıyla Yargıtay&#8217;a ulaştırılması zorunludur. Yargıtay 5. Ceza Dairesi&#8217;nin 2020/6859 E., 2021/559 K. sayılı kararında bu yasak açıkça ortaya konulmuştur: mahkeme doğrudan görevsizlik kararı veremez, dosyanın Adalet Bakanlığına gönderilmesi şarttır.</p>
<p>Yargıtay 5. Ceza Dairesi&#8217;nin 2014/6586 E., 2014/8961 K. sayılı kararında Almanya&#8217;da işlenen terör suçunda CMK&#8217;nın 14/3. maddesi kapsamında merci tayini yoluyla yetkili mahkeme belirlenmiştir. Yargıtay 5. Ceza Dairesi&#8217;nin 2015/8650 E., 2015/13669 K. sayılı kararında Ermenistan&#8217;da işlenen cinayet suçunda da aynı usul işletilerek Yargıtay yetkili mahkemeyi tayin etmiştir. Yargıtay 5. Ceza Dairesi&#8217;nin 2012/3083 E., 2012/4085 K. sayılı kararı ise dava açıldıktan sonra yetki sorunuyla karşılaşılması durumunda da çözüm yolunun merci tayini olduğunu ortaya koymaktadır: Almanya&#8217;da işlenen suçta kamu davasının açıldığı ve yargılamanın devam ettiği Elazığ 1. Ağır Ceza Mahkemesi bu kararla yetkili kılınmıştır.</p>
<p>2026 itibarıyla güncel Yargıtay içtihadına göre merci tayini talebi; Adalet Bakanlığı kanalıyla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına iletilmekte, başsavcılık başvuruyu ilgili Yargıtay Ceza Dairesine sunmakta ve daire kesin kararını vermektedir. Bu süreç boyunca yetkisiz mahkemenin yargılamayı askıya alması gerekmekte; aksi hâlde yapılan işlemler usul sakatlığı taşımaktadır. Merci tayini süreci devam ederken tutukluluk hâlinin devam edip etmeyeceği ise şüphelinin tutukluluğuna karar veren mahkemenin bağlı olduğu Yargıtay dairesinin tutumuna göre şekillenmektedir; bu nedenle savunma avukatının süreç boyunca tutukluluk denetimini ayrıca takip etmesi gerekmektedir.</p>
<h2 id="baglayi">Merci Tayini Kararlarının Bağlayıcılığı</h2>
<p>Yargıtay tarafından verilen merci tayini kararları kesin niteliktedir. Bu kararların ardından yetki meselesi bir daha değerlendirme konusu yapılamaz; sonradan verilen yetkisizlik kararları yok hükmünde sayılmaktadır. Bu ilke, 16.02.2016 tarihli Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulu kararıyla (E. 2016/339, K. 2016/1685) genel bir kural olarak da pekiştirilmiştir.</p>
<p>Yargıtay 5. Ceza Dairesi&#8217;nin 2019/5508 E., 2019/7093 K.; 2024/7246 E., 2024/9287 K. ve 2022/6108 E., 2022/10687 K. sayılı kararlarında merci tayini kararlarının kesin olduğu ve yetki hususunun tekrar tartışmaya açılamayacağı tutarlı biçimde vurgulanmaktadır. Bu üç kararın kronolojisi, Yargıtay&#8217;ın bağlayıcılık ilkesini onlarca yıla yayılan bir içtihat çizgisiyle savunduğunu ortaya koymaktadır.</p>
<p>Anayasa Mahkemesi de 27.11.2024 tarihli (B. 2020/22587) ve 20.11.2014 tarihli (B. 2012/561) kararlarında terör suçlarındaki çok yerlilik ve belirsizlik hâllerinde Yargıtay&#8217;ın genel yetki belirleyici rolünü teyit etmiştir. Bu AYM kararları, merci tayini mekanizmasının adil yargılanma hakkıyla bağdaştığını ve tabii hâkim güvencesini ihlal etmediğini de açıkça ortaya koymaktadır.</p>
<p>Savunma avukatı açısından bu bağlayıcılığın pratik anlamı şudur: Yargıtay&#8217;ın merci tayini kararından önce yetki itirazlarını gündeme taşımak mümkün ve gereklidir; karar kesinleştikten sonra bu itirazlar işlevsiz kalmaktadır. Merci tayini sürecinin yanlış işletildiğine ya da kademelerin atlandığına dair itirazların bu karara kadar ileri sürülmesi zorunludur.</p>
<h2 id="diplomatik">Özel Durumlar: Diplomatik Bağışıklık ve İstisnaî Hâller</h2>
<p>CMK&#8217;nın 14/4. maddesi diplomatik bağışıklığı olan kişilerin neden olduğu suçlara ilişkin özel bir düzenleme içermektedir. Uluslararası hukukta diplomatik dokunulmazlık kovuşturmayı bütünüyle engellediğinden ya da kısıtladığından bu hükmün uygulanması son derece sınırlı kalmaktadır. 1961 tarihli Viyana Sözleşmesi ile Türkiye&#8217;nin taraf olduğu diğer uluslararası anlaşmalar bu alanda belirleyici olmaya devam etmektedir.</p>
<p>Diplomatik bağışıklığın kapsamı ve istisnaları, özellikle konsolosluk görevlileri ile uluslararası örgüt çalışanları bakımından farklılaşmaktadır. Tam diplomatik bağışıklıktan yararlanan misyon şefleri ve büyükelçilik personelinin kovuşturulamaması kural olmakla birlikte; akreditasyon devletinin bu bağışıklığı kaldırması ya da görevdışı eylemler söz konusu olduğunda durum değişmektedir. Mevcut içtihatta bu konuya ilişkin somut karar sayısı yeterince gelişmemiş olmakla birlikte, Dışişleri Bakanlığı&#8217;nın görüşü ve Adalet Bakanlığı onayı bu süreçte belirleyici rol oynamaktadır.</p>
<h2 id="iliski">CMK 13 ve 14 Arasındaki İlişki: Bütüncül Bir Değerlendirme</h2>
<p>CMK&#8217;nın 13. ve 14. maddeleri birbirini tamamlayan iki düzenlemedir. On üçüncü madde, genel olarak suç yerinin belli olmadığı tüm hâllere uygulanırken; on dördüncü madde özel olarak yurt dışında işlenen suçlara yönelmektedir. CMK&#8217;nın 14. maddesinin 13. maddeye yaptığı yollama sayesinde yurt dışı suçlarda da önce yakalama yeri, ardından yerleşim yeri/en son adres sıralaması işletilmekte; bunlar da belirlenemediğinde merci tayini yoluna gidilmektedir.</p>
<p>Bu iki maddeyi birlikte uygulamanın pratik açıdan en kritik noktası şudur: her kademedeki araştırma yükümlülüğü eksiksiz yerine getirilmeden bir üst kademeye geçilemez. Yargıtay&#8217;ın bu konudaki bozma kararları özellikle yerleşim yeri ve en son adres araştırması yapılmadan doğrudan Adalet Bakanlığı yoluna gidilmesi ya da merci tayini istenmesi gibi hatalara yöneliktir. Kademe sırasına uyulmaması; hem yargılamanın yeniden başlamasına hem de müvekkil aleyhine telafi edilmesi güç zaman ve hak kayıplarına zemin hazırlamaktadır.</p>
<p>Şu sıralama her zaman korunmalıdır: önce CMK m. 12 kapsamında suç yerinin belirlenmesi denenmelidir; bu mümkün değilse CMK m. 13 kapsamında yakalama yeri → yerleşim yeri/son adres → ilk usul işlemi yeri kademesi işletilmelidir; tüm bu kademeler tükenmişse CMK m. 14/3 kapsamında merci tayini mekanizması devreye girmelidir.</p>
<h2 id="yargi-yetkisi">Yabancı Ülkede İşlenen Suçlarda Türk Hukukunun Yargı Yetkisi</h2>
<p>CMK&#8217;nın 14. maddesini anlamlandırabilmek için Türk hukukunun yurt dışı suçlara ilişkin yargı yetkisinin temellerini kavramak gerekmektedir. TCK&#8217;nın 8. maddesi uyarınca Türkiye&#8217;de işlenen suçlar bakımından Türk mahkemeleri her hâlükârda yetkilidir. Türk mahkemelerinin yabancı ülkede işlenen suçlara el atabilmesi için ise TCK&#8217;nın 11. maddesi kapsamında aktif kişilik ilkesi (Türk vatandaşının yurt dışında işlediği suç), 12. maddesi kapsamında pasif kişilik ilkesi (yabancının Türk vatandaşına karşı işlediği suç), 13. maddesi kapsamında koruma ilkesi ya da evrensellik ilkesi bulunmalıdır.</p>
<p>Bu yetki koşulunun oluşmaması durumunda CMK&#8217;nın 14. maddesi hiç devreye girmez ve Türk mahkemelerinin davaya bakması hukuken mümkün olmaz. Yargıtay&#8217;ın bu konudaki tutumu son derece kararlıdır: yargı yetkisinin yokluğu salt usul sorunu değil, esasa ilişkin bir engeldir.</p>
<p>Katalog suçlar bakımından TCK&#8217;nın 13. maddesi; soykırım ve insanlığa karşı suçlar, uyuşturucu ticareti, sahte para basımı ve benzeri ağır suçları saymaktadır. Bu suçlar yurt dışında işlense dahi Türkiye&#8217;de soruşturulup yargılanabilir ve CMK&#8217;nın 14. maddesi tam anlamıyla işlev görebilir. Katalog suç kapsamı dışında kalan fiiller içinse Türkiye&#8217;nin kovuşturma yetkisi bulunmadığından dava reddedilmek zorunda kalınacaktır.</p>
<h2 id="savunma">Savunma Hukukçusu Açısından Pratik Değerlendirmeler</h2>
<p>Yurt dışında işlenen suçlara ilişkin davalarda savunma stratejisi yetkili mahkemenin doğru belirlenmesiyle doğrudan bağlantılıdır. Yetkisiz bir mahkeme önünde yürütülen yargılama usul güvencelerini zedeleyebileceğinden bu mesele göz ardı edilmemelidir.</p>
<p>Savunma avukatının bu tür davalarda izlemesi gereken yol haritası dört aşamadan oluşmaktadır. Birinci aşamada suçun TCK kapsamında Türkiye&#8217;de kovuşturulabilir olup olmadığı araştırılmalıdır; katalog suç kapsamına girmeyen bir fiil için açılan davada esastan ret talep edilmesi gerekmektedir. İkinci aşamada şüphelinin Türkiye&#8217;deki yakalama yeri, MERNİS kaydı ve UYAP adresi gibi bağlantı noktaları titizlikle araştırılmalıdır. Üçüncü aşamada bu ölçütlerin hiçbiri bulunamıyorsa merci tayini yoluna başvurulmalı; doğrudan yetkisizlik kararı verilmemelidir. Dördüncü aşamada ise Yargıtay&#8217;ın bağlayıcı merci tayini kararından sonra yetki itirazının artık mümkün olmadığı gözetilerek bu karara kadar olan süreçte itirazların yazılı olarak dosyaya işletilmesi sağlanmalıdır.</p>
<p>Uluslararası boyutu olan ceza davalarında <a href="https://www.sarioglusefer.com/istanbul-ceza-avukati/">sanık müdafii</a> olarak görev yapan avukatın TCK&#8217;daki yargı yetkisi kurallarını, CMK&#8217;daki yetki kademelerini ve Yargıtay&#8217;ın merci tayini içtihadını bir arada kavraması zorunludur. Bu üç katmanı ayrı ayrı değil bütünsel olarak ele almak, savunmanın hem usul hem de esastan güçlü bir zemine oturmasını sağlamaktadır.</p>
<h2 id="emsal">CMK Madde 14 Hakkında Emsal Yargıtay Kararları</h2>
<p><strong>Katalog suç kapsamına girmeyen yurt dışı suçlarda CMK m. 14 uygulanamaz; önce yargı yetkisi denetlenmelidir.</strong> Yargıtay 5. Ceza Dairesi, 2014/4078 E., 2014/5200 K. sayılı kararında Suriye&#8217;de işlenen cinayet suçunun TCK m. 13 kataloğunda yer almaması nedeniyle Türkiye&#8217;de soruşturulamayacağını ve CMK m. 14&#8217;ün hiç uygulanamayacağını açıkça hükme bağlamıştır.</p>
<p><strong>Türkiye&#8217;deki adres araştırması yapılmadan yetki değerlendirmesi yapılamaz.</strong> Yargıtay 4. Ceza Dairesi, 2014/35158 E., 2015/27194 K. sayılı kararında şüphelinin Türkiye&#8217;de adresi olup olmadığının araştırılmasını yargılamanın ön koşulu olarak belirlemiş; bu araştırma yükümlülüğünün atlanmasını bozma sebebi saymıştır.</p>
<p><strong>MERNİS kayıtlarındaki adres yetkiyi belirler; coğrafi yakınlık geçerli ölçüt değildir.</strong> Yargıtay 5. Ceza Dairesi, 2015/6598 E., 2015/12235 K. sayılı kararında Brezilya&#8217;da işlenen suçta MERNİS adresinin yetkiyi belirlediğini; coğrafi yakınlık gerekçesiyle farklı bir savcılığın yetkili kılınması talebini reddetmiştir.</p>
<p><strong>Mahkeme doğrudan görevsizlik kararı veremez; merci tayini Adalet Bakanlığı kanalıyla istenir.</strong> Yargıtay 5. Ceza Dairesi, 2020/6859 E., 2021/559 K. sayılı kararında mahkemenin doğrudan yetkisizlik kararı vererek dosyayı göndermesini usule aykırı bulmuş; dosyanın Adalet Bakanlığına iletilerek Yargıtay tarafından merci tayini yapılması gerektiğini hükme bağlamıştır.</p>
<p><strong>Dava açıldıktan sonra yetki sorunu çıkması hâlinde de merci tayini yoluna gidilmelidir.</strong> Yargıtay 5. Ceza Dairesi, 2012/3083 E., 2012/4085 K. sayılı kararında Almanya&#8217;da işlenen suçta kamu davasının açıldıktan sonra yetki sorunuyla karşılaşılması durumunda da çözümün merci tayini olduğunu ortaya koymuş; davayı sürdüren Elazığ 1. Ağır Ceza Mahkemesi&#8217;ni yetkili saymıştır.</p>
<p><strong>Merci tayini kararları kesindir; sonradan verilen yetkisizlik kararları yok hükmündedir.</strong> Yargıtay 5. Ceza Dairesi, 2019/5508 E., 2019/7093 K.; 2024/7246 E., 2024/9287 K. ve 2022/6108 E., 2022/10687 K. sayılı kararlarında İçtihadı Birleştirme Kurulu Kararı&#8217;na atıfla merci tayini kararlarının bağlayıcılığını ve sonraki aşamalarda yetki itirazının mümkün olmadığını tutarlı biçimde pekiştirmiştir.</p>
<p><strong>Merci tayini mekanizması adil yargılanma hakkıyla bağdaşmakta ve tabii hâkim güvencesini ihlal etmemektedir.</strong> Anayasa Mahkemesi, 27.11.2024 tarihli (B. 2020/22587) ve 20.11.2014 tarihli (B. 2012/561) kararlarında yurt dışı suçlarda Yargıtay&#8217;ın yetki belirleyici rolünü anayasal güvencelerle bağdaşır bulmuş; bu mekanizmanın adil yargılanma hakkını zedelemediğini ortaya koymuştur.</p>
<h2 id="sss">Sıkça Sorulan Sorular</h2>
<h3>Yurt dışında işlediğim iddia edilen bir suç için Türkiye&#8217;de yargılanabilir miyim?</h3>
<p>Türkiye&#8217;de yargılanabilmeniz için o suçun TCK&#8217;nın yargı yetkisi kuralları kapsamına girmesi şarttır. Türk vatandaşının yurt dışında işlediği ve Türk hukukuna göre suç sayılan eylemler aktif kişilik ilkesi; Türk vatandaşına yurt dışında işlenen suçlar pasif kişilik ilkesi; soykırım, uyuşturucu ticareti gibi ağır suçlar ise evrensellik ilkesi kapsamında kovuşturulabilmektedir. Bu koşullardan hiçbirinin karşılanmadığı durumlarda CMK&#8217;nın 14. maddesi uygulanamaz ve dava reddedilmelidir.</p>
<h3>Türkiye&#8217;de ne adresim ne de yakalandığım bir yer varsa ne olur?</h3>
<p>Bu hâlde CMK&#8217;nın 14/3. maddesi kapsamında merci tayini mekanizması devreye girer. Adalet Bakanının istemi ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının başvurusuyla Yargıtay, yetkili mahkemeyi doğrudan belirler. Mahkemenin bu aşamada doğrudan görevsizlik kararı vermesi ya da dosyayı başka bir mahkemeye göndermesi usule aykırıdır ve Yargıtay tarafından bozulmaktadır.</p>
<h3>Yargıtay merci tayini kararı verdikten sonra yetki itirazı yapılabilir mi?</h3>
<p>Hayır. Yargıtay&#8217;ın merci tayini kararı kesin niteliktedir ve yetki meselesi bu karardan sonra bir daha değerlendirme konusu yapılamaz. Sonradan verilen tüm yetkisizlik kararları yok hükmünde sayılmaktadır. Bu nedenle yetki itirazlarının merci tayini kararından önce, yazılı olarak ve somut gerekçelere dayandırılarak ileri sürülmesi büyük önem taşımaktadır.</p>
<h3>Diplomatik bağışıklığa sahip bir kişi yurt dışında suç işlerse ne olur?</h3>
<p>Uluslararası hukukta diplomatik dokunulmazlık kovuşturmayı büyük ölçüde engellemektedir. CMK&#8217;nın 14/4. maddesi bu duruma özel bir hüküm getirmekle birlikte, 1961 Viyana Sözleşmesi ve Türkiye&#8217;nin taraf olduğu diğer uluslararası anlaşmalar belirleyici olmaya devam etmektedir. Akreditasyon devletinin dokunulmazlığı kaldırması veya görevdışı eylemlerin söz konusu olması durumunda kovuşturma mümkün hâle gelebilmektedir.</p>
<h3>CMK m. 13 ile m. 14 arasındaki fark nedir?</h3>
<p>CMK&#8217;nın 13. maddesi suç yerinin belli olmadığı tüm hâllere uygulanır ve üç kademeli yedek yetki sıralaması getirir. CMK&#8217;nın 14. maddesi ise özel olarak yurt dışında işlenen suçlara yönelir; 13. maddenin yollamasıyla kademeli sırayı uyguladıktan sonra bu kademe tükendiğinde merci tayini mekanizmasını devreye sokar. On dördüncü madde, on üçüncü maddenin yurt dışı suçlara özgü uzantısı ve tamamlayıcısıdır.</p>
<h3>Yurt dışındaki suç ile Türkiye&#8217;deki suç arasında bağlantı varsa ne olur?</h3>
<p>Yurt dışındaki suç ile Türkiye&#8217;deki bir suç arasında eylem bütünlüğü ya da CMK m. 8 anlamında bağlantı bulunması hâlinde Türkiye&#8217;deki suça bakan mahkeme yurt dışı suç bakımından da yetkili kılınabilmektedir. Anayasa Mahkemesi&#8217;nin 04.04.2018 tarihli kararında Almanya&#8217;daki suç ile Türkiye&#8217;deki suçlar arasında bu bütünlük kurularak Ankara yetkili kılınmıştır. Bu yaklaşım, özellikle organize suç ve terör davalarında uygulamada önemli sonuçlar doğurmaktadır.</p>
<h2 id="sonuc">Sonuç</h2>
<p>CMK&#8217;nın 14. maddesi, yurt dışında işlenen suçlarda Türk mahkemelerinin yetkisini usule uygun biçimde tesis etmek için tasarlanmış, kendine özgü bir merci tayini mekanizması barındıran özel bir düzenlemedir. Adalet Bakanı istemi ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı başvurusuyla işleyen bu sistem hem hukuki kesinlik hem de adil yargılanma güvencesi sağlamaktadır. 2026 itibarıyla güncel Yargıtay içtihadına göre bu sistemin uygulamada tutarlı biçimde işletildiği ve alt mahkemelerin kural dışı girişimlerinin kararlılıkla bozulduğu görülmektedir. Her kademedeki araştırma yükümlülüğünün eksiksiz yerine getirilmesi şarttır; kademe atlanması ya da araştırma yapılmaksızın yetki değerlendirmesine gidilmesi Yargıtay tarafından bozma nedeni olarak kabul edilmektedir. Uluslararası boyutu olan ceza davalarında haklarınızı etkin biçimde korumak için bu yetki kademelerini bütünsel olarak kavramış bir müdafii ile çalışmak kritik önem taşımaktadır. TCK&#8217;daki yargı yetkisi kuralları, CMK&#8217;daki yetki kademeleri ve Yargıtay&#8217;ın merci tayini içtihadı birlikte ele alındığında ortaya çıkan bütünsel tablo; yurt dışı suçlarda savunmanın hem usul hem de maddi hukuk boyutunu aynı anda yönetmesini zorunlu kılmaktadır.</p>
<h2 id="iletisim">İletişim &amp; Danışma</h2>
<p>Yurt dışında işlenen bir suç nedeniyle Türkiye&#8217;de yargılanıyor ya da soruşturma süreciyle karşı karşıyaysanız, yetkili mahkemenin doğru belirlenmesi ve merci tayini sürecinin eksiksiz işletilmesi savunmanızı doğrudan etkiler. <strong>Sarıoğlu &amp; Sefer Hukuk Bürosu</strong> olarak CMK&#8217;nın 14. maddesi kapsamındaki uluslararası yetki uyuşmazlıkları ve merci tayini süreçlerinde müvekkillerimize kapsamlı hukuki destek sunuyoruz. Dosyanızı gizlilik çerçevesinde değerlendirmek için bizimle iletişime geçebilirsiniz.</p>
<p>📍 <strong>Adres:</strong> Osmaniye, İsmail Erez Blv No: 9/2, 34146 Bakırköy/İstanbul<br />
📞 <strong>Telefon:</strong> 0539 676 32 75<br />
📧 <strong>E-posta:</strong> bilgi@sarioglusefer.com<br />
🌐 <strong>Web:</strong> www.sarioglusefer.com</p>
<p>Bu makale, Sarıoğlu &amp; Sefer Hukuk Bürosu adına <a title="Av. Fatih Sefer - Ağır Ceza Avukatı" href="https://www.sarioglusefer.com/av-fatih-sefer-agir-ceza-avukati/">Av. Fatih SEFER</a> tarafından hazırlanmıştır.</p>
<p><a rel="nofollow" href="https://www.sarioglusefer.com/cmk-madde-14-yabanci-ulkede-islenen-suclarda-yetki/">CMK Madde 14 Yabancı Ülkede İşlenen Suçlarda Yetki</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://www.sarioglusefer.com">SARIOĞLU &amp; SEFER HUKUK B&Uuml;ROSU</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
