☎ 0539 676 32 75 WhatsApp: 0539 676 32 75

CMK Madde 15 Deniz, Hava ve Demiryolu Taşıtlarında veya Bu Taşıtlarla İşlenen Suçlarda Yetki

2026 itibarıyla deniz, hava ve demiryolu taşıtlarının sınır ötesi hareketliliği; “suçun işlendiği yer” ilkesinin yetersiz kaldığı yetki boşluklarını her geçen gün daha sık gündeme getirmektedir. CMK’nın 15. maddesi, hareket hâlindeki taşıtlarda ya da bu taşıtlar vasıtasıyla işlenen suçlarda yetkili mahkemeyi belirleyen özel bağlama kurallarını içermektedir. Suç yerinin teknik olarak saptanması gereken bu davalarda savunma stratejisi, bilirkişi süreci ve yetki itirazı usulünün birlikte kurgulanması zorunludur.

CMK Madde 15’in Amacı ve Sistematik Yeri

CMK madde 15; deniz, hava ve demiryolu taşıtlarında ya da bu taşıtlar vasıtasıyla işlenen suçlarda yetkili mahkemeyi bayrak ilkesi, ilk uğranılan liman/istasyon ve çevre suçlarına özgü yakın liman kriterleriyle belirleyen özel bağlama normudur.

CMK’nın 15. maddesi, yetki kurallarının genel çerçevesini çizen 12 ile 14. maddelerin tamamlayıcısı niteliğindedir. Maddenin temel amacı, ulaşım araçlarının hareketli yapısından kaynaklanan suç yeri belirsizliğini gidermek ve soruşturma ile kovuşturmanın belirli bir mahkeme önünde derhal başlatılabilmesini sağlamaktır. Öğretide bu düzenlemenin iki ayrı işlevi olduğu vurgulanmaktadır: birincisi taşıtın içinde işlenen suçlarda yargı yetkisini belirlemek; ikincisi ise taşıtın bizzat suçun işlenme aracı olarak kullanıldığı durumlarda yetkili mahkemeyi göstermek.

CMK’nın 15. maddesinin bir “bağlama kuralı” olduğu, başlı başına yargı yetkisi yaratmadığı vurgulanmalıdır. Yargı yetkisinin varlığı TCK’nın 8. ve devamı hükümleri ile uluslararası sözleşmeler çerçevesinde ayrıca değerlendirilmek durumundadır. Bu temel ayrımı göz ardı etmek, yetkisiz Türk mahkemelerinin dava üstlenmesine ve ilerleyen aşamalarda esastan ret kararı çıkmasına zemin hazırlayabilmektedir.

Deniz Taşıtlarında İşlenen Suçlarda Yetki (CMK m. 15/1)

CMK’nın 15/1. maddesi Türk bayrağını taşıma yetkisine sahip gemilerde işlenen suçlara uygulanmaktadır. Bu düzenlemenin temelinde uluslararası deniz hukukunun temel ilkelerinden biri olan bayrak devleti ilkesi yatmaktadır. Bu ilkeye göre bir devletin bayrağını taşıyan gemi o devletin “farazi ülkesi” sayılmakta ve açık denizde dahi o devletin yargı yetkisi içinde kalmaktadır.

Öğretide geminin Türk karasularında ya da dışında bulunmasının yer bakımından yetki açısından bir önemi olmadığı vurgulanmaktadır. Kanun metninde “veya” bağlacı kullanılmış; böylece geminin konumundan bağımsız olarak Türk bayrağını taşıma yetkisinin varlığı yeterli koşul olarak öngörülmüştür. Yetkili mahkemenin belirlenmesinde ise iki temel kriter öne çıkmaktadır: geminin ilk uğradığı Türk limanı veya bağlama limanı mahkemesi. Uygulamada ilk uğranılan Türk limanının bulunduğu yer mahkemesi genellikle öncelik kazanmaktadır.

Deniz yetki alanları bakımından önemli bir ayrım söz konusudur. Türk karasularında yabancı bir ticaret gemisinde işlenen suçlarda kural olarak yargı yetkisi bayrak devletine aittir; ancak suçun kıyı devletini (Türkiye’yi) etkilediği istisnai durumlarda Türk mahkemelerinin yetkisi doğabilmektedir. Türkiye’nin münhasır ekonomik bölgesi ve kıta sahanlığındaki sabit platformlarda işlenen suçlar ise TCK’nın 8. maddesi uyarınca Türkiye’de işlenmiş sayılmaktadır.

2026 itibarıyla güncel Yargıtay içtihadına göre deniz suçlarında suçun karasularda mı yoksa uluslararası sularda mı işlendiğinin koordinat bazlı bilirkişi incelemesiyle kesin olarak saptanması zorunludur. Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin 2022/13960 E., 2023/11221 K. sayılı kararında Lazkiye’nin 30-35 mil açığında seyreden bir balıkçı teknesinde uyuşturucu ticareti yapılması olayında koordinatların uzman bilirkişi incelemesiyle kesin biçimde belirlenmesi zorunlu kılınmış; koordinatsız verilen yetki kararı bozma nedeni sayılmıştır. Bu karar, deniz taşıtları söz konusu olduğunda teknik bilirkişi desteğinin yetki tespitindeki belirleyici işlevini açıkça ortaya koymaktadır.

Hava Taşıtlarında İşlenen Suçlarda Yetki (CMK m. 15/2)

CMK’nın 15/2. maddesi Türk tescilli hava araçlarında işlenen suçlara uygulanmakta ve deniz taşıtlarına benzer bir mantık izlemektedir. Türk tescilli sivil bir hava aracında yabancı ülke hava sahasında suç işlenmesi hâlinde bayrak ilkesine dayanılarak Türk yargı yetkisi doğmaktadır. Yetkili mahkeme ise hava aracının ilk indiği havalimanının bulunduğu yer ya da bağlama limanı mahkemesidir.

Türk hava sahası kara ülkesi, iç sular ve karasuları üzerindeki alan olarak tanımlanmaktadır. Bu sahada işlenen suçlar zaten TCK’nın 8. maddesi kapsamında Türkiye’de işlenmiş sayılmakta; CMK’nın 15/2. maddesi ise Türk hava sahası dışında seyreden Türk tescilli uçaklardaki suçlarda yetkili mahkemeyi gösterme işlevi üstlenmektedir.

Uluslararası boyutta Tokyo Sözleşmesi hava aracının tescilli olduğu devletin yargı yetkisine sahip olduğunu kabul etmektedir. Suçun etkilerinin başka bir devlette görülmesi hâlinde istisnai yetki kuralları devreye girebilmektedir. Lahey ve Montreal sözleşmeleri ise taraf devletlere “iade et veya yargıla” yükümlülüğü getirmektedir.

Yargıtay 11. Ceza Dairesi’nin 2024/6129 E., 2025/6518 K. sayılı kararı hava aracındaki suçlarda yargı yetkisinin genişleyebileceğini çarpıcı biçimde ortaya koymaktadır. İstanbul’dan kalkıp İtalya’ya inen özel bir uçakta gerçekleşen dolandırıcılık eyleminde savcılık, suçun iniş yapılan İtalya’da işlendiği gerekçesiyle takipsizlik kararı vermiştir. Yargıtay ise mağdurun yerleşim yerinin Türkiye olması ve suçun etkilerinin Türkiye’de doğması nedeniyle TCK’nın 8. maddesi kapsamında Türk mahkemelerinin yetkili olduğuna hükmetmiştir. Bu karar, hava aracındaki suçlarda yargı yetkisinin salt iniş noktasına göre değil suçun etki alanına ve mağdurun durumuna göre de değerlendirilebileceğini ortaya koymaktadır.

Demiryolu Taşıtlarında İşlenen Suçlarda Yetki (CMK m. 15/2)

CMK’nın 15/2. maddesi demiryolu taşıtlarını deniz ve hava araçlarıyla aynı hukuki statüde değerlendirmektedir. Türk bayrağını taşıma hakkına sahip demiryolu taşıtlarında işlenen suçlarda da “ilk uğranılan yer” veya “bağlama yeri/istasyonu” mahkemesi yetkili kılınmaktadır. Uyuşturucu ticareti gibi suçlarda demiryolu taşıtlarının kullanılması hâlinde aracın ilk ulaştığı istasyonun bulunduğu yer mahkemesi yetkili olmaktadır.

Sınır ötesi demiryolu taşımacılığında ise Türkiye sınırından itibaren ilk ulaşılan istasyon belirleyici kriter olarak öne çıkmaktadır. Yurt içi hatlarda seyir hâlindeyken işlenen suçlarda ise CMK’nın 15/3. maddesi devreye girmekte ve aracın ilk durduğu istasyon esas alınmaktadır. Demiryolu taşıtlarında suç yerinin tespiti, araç takip sistemlerinin kayıtları ve bilet verileri üzerinden teknik destekle sağlanabilmektedir.

Yurt İçinde Taşıtlarda İşlenen Suçlarda Yetki (CMK m. 15/3)

CMK’nın 15/3. maddesi yurt içinde seyir hâlindeki taşıtlarda işlenen suçlar için özel ve alternatif bir yetki kuralı getirmektedir. Suçun işlendiği tam coğrafi nokta belirlenemiyor ya da araç seyir hâlindeyse bu fıkra devreye girer. Hükmün pratik karşılığı şudur: araç seyir hâlindeyken suç işlenmişse ve tam konum tespit edilemiyorsa aracın o güzergâhta ilk ulaştığı yer mahkemesi yetkili sayılmaktadır.

Bu kural; uzun güzergahlı otobüslerde, karayolu araçlarında ve seyir hâlindeki raylı sistemlerde işlenen suçlarda belirleyici olmaktadır. Otobüs molasında ya da güzergâhın belirli bir noktasında işlenen ve suç yeri tespit edilebilen suçlarda ise CMK’nın 15/3. maddesi değil genel yetki kuralı olan CMK’nın 12. maddesi uygulanacaktır.

CMK’nın 15/3. maddesi ile 13/3. maddesindeki “ilk usul işleminin yapıldığı yer” kuralı arasındaki fark uygulamada zaman zaman karıştırılmaktadır. On beşinci maddenin üçüncü fıkrası araçla bağlantılı hareketli suç hâllerini kapsar ve aracın ilk durduğu yeri esas alırken; on üçüncü maddenin üçüncü fıkrası genel yetki kurallarının tüketilmesi sonrasında başvurulan son çare niteliğindedir. Bu farkı doğru kavramak, yetki itirazının hangi hukuki zemine oturtulacağını doğrudan belirlemektedir.

Çevreyi Kirletme Suçlarında Özel Yetki Kuralı (CMK m. 15/4)

CMK’nın 15/4. maddesi yabancı bayraklı gemilerden kaynaklanan çevre suçları için ayrı bir yetki düzenlemesi içermektedir. Bu hüküm deniz kirliliğine ilişkin uluslararası yükümlülüklerin iç hukuka yansımasını temsil etmekte ve UNCLOS çerçevesiyle uyumlu bir yapı sergilemektedir. Yabancı bayraklı bir gemi Türk karasuları dışında çevreyi kirletici bir eylem gerçekleştirdiğinde yetkili mahkeme iki alternatif kriterden biri üzerinden belirlenmektedir: suç yerine en yakın limanın bulunduğu yer mahkemesi ya da geminin Türkiye’de ilk uğradığı limanın bulunduğu yer mahkemesi.

Yargıtay 18. Ceza Dairesi’nin 2015/38647 E., 2017/9978 K. sayılı kararında Aliağa Gemi Söküm bölgesindeki bir gemiden denize yağ ve yakıt boşaltılması suretiyle çevrenin kasten kirletilmesi suçunda teknik bilirkişi raporu alınmaması bozma nedeni sayılmıştır. Bu karar çevre suçlarında uzman bilirkişi incelemesinin zorunluluğunu açıkça ortaya koymaktadır: kirlilik boyutu, etki alanı ve zararın tespiti olmadan ne yetki ne de suçun unsurları doğru belirlenebilmektedir.

Ticari denizcilik uygulamasında yabancı bayraklı gemilerde yabancı mahkemelerin yetkili kılınabileceği kabul edilmektedir. Oysa ceza yargılamasında suçun Türkiye ile irtibatı; mağdur, suçun etkisi ve çevre zararı, Türk mahkemelerinin yetkisini tesis etmede belirleyici kriter olmaya devam etmektedir. Bu iki alanın karıştırılması, özellikle yabancı uyruklu gemi sahiplerinin savunmasında ciddi hatalara zemin hazırlayabilmektedir.

Suç Yeri Tespitinde Teknik Bilirkişinin Rolü

CMK’nın 15. maddesi kapsamındaki davalarda en kritik pratik sorun suç yerinin kesin olarak saptanabilmesidir. Özellikle deniz taşıtlarında suçun uluslararası sularda mı, karasularında mı yoksa münhasır ekonomik bölgede mi işlendiği sorusu hem yargı yetkisini hem de yetkili mahkemeyi doğrudan belirlemektedir.

Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin yerleşik tutumuna göre bu ayrımın koordinat bazlı uzman bilirkişi incelemesiyle şüpheye yer bırakmaksızın ortaya konması zorunludur. Salt mahkemenin takdirine ya da tarafların beyanına dayalı bir yetki değerlendirmesi bozma nedeni oluşturmaktadır. Benzer biçimde Yargıtay 18. Ceza Dairesi de çevre suçlarında mevzuata uygun teknik bilirkişi raporu alınmamasını bozma nedeni olarak kabul etmektedir.

Bu içtihatlar taşıtlarda işlenen suçlarda savunma stratejisi açısından önemli bir araç sunmaktadır. Yetki kararının teknik bilirkişi desteği olmaksızın verilmesi ya da koordinatların yanlış tespit edilmesi istinaf veya temyiz aşamasında bozma gerekçesi olarak ileri sürülebilir. Savunma avukatının soruşturma aşamasında bilirkişi atanması talebinde bulunması ve mevcut bilirkişi raporunun yeterlilik denetimini yapması bu nedenle zorunlu bir adımdır.

2026 itibarıyla güncel Yargıtay içtihadına göre bilirkişi raporunun şu unsurları içermesi gerekmektedir: suçun gerçekleştiği koordinatlar, bu koordinatların ilgili deniz/hava yetki alanıyla ilişkisi ve aracın o anki statüsü (Türk karasuları, münhasır ekonomik bölge, uluslararası sular). Bu unsurlardan herhangi birinin eksik kalması raporun bozma gerekçesi oluşturacak nitelikte yetersiz sayılmasına yol açmaktadır.

Savunma Stratejisi Açısından Değerlendirme

CMK’nın 15. maddesi savunma hukukçuları için birden fazla itiraz zemini sunmaktadır. Deniz taşıtlarında işlenen suçlarda öncelikle suçun gerçekleştiği koordinatların bilirkişi raporuyla kesin biçimde belirlenmesi talep edilmelidir; koordinatsız yetki kararları bozmaya açıktır. Hava araçlarında salt iniş noktasına göre kurulan yargı yetkisi, mağdurun konumu ve suçun etki alanı araştırılmadan verilemez; Yargıtay’ın 2025 tarihli güncel kararı bu ilkeyi pekiştirmiştir. Yurt içi taşıt suçlarında aracın ilk ulaştığı yer ölçütü yanlış uygulandığında yetki itirazı zamanında ve gerekçeli biçimde ileri sürülmelidir.

Taşıtlarda işlenen suçlarda müdafi avukat olarak görev yapan hukukçunun teknik bilirkişi sürecini etkin biçimde yönetmesi, yetki itirazını doğru hukuki zemine oturtması ve uluslararası sözleşme hükümlerini ulusal mevzuatla birlikte değerlendirmesi kritik önem taşımaktadır. Bu üç boyutu bir arada ele almayan bir savunma, yetki meselesini çözmeden esasa geçerek müvekkil aleyhine sonuçlar doğurabilmektedir.

Yetki uyuşmazlıklarının çözüm mekanizmaları bakımından da CMK’nın 15. maddesi bağlamında Yargıtay’ın merci tayini kararlarının kesin ve bağlayıcı olduğu unutulmamalıdır. Özellikle deniz ve hava suçlarında farklı savcılıklar arasında yetkisizlik kararlarının zincirleme verilmesi durumunda CMK’nın 161/7. maddesi kapsamında ağır ceza mahkemesine başvurulması süreci hızlandıracaktır.

CMK Madde 15 Hakkında Emsal Yargıtay Kararları

Deniz suçlarında suç yerinin koordinat bazlı bilirkişi incelemesiyle kesin olarak belirlenmesi zorunludur; koordinatsız yetki kararları bozma nedenidir. Yargıtay 10. Ceza Dairesi, 2022/13960 E., 2023/11221 K. sayılı kararında Lazkiye açıklarında seyreden bir balıkçı teknesinde uyuşturucu ticareti yapılması olayında koordinatların uzman bilirkişi incelemesiyle saptanmasını zorunlu kılmış; bu yapılmadan verilen yetki kararını bozmuştur.

Hava aracında işlenen suçlarda yargı yetkisi salt iniş noktasına göre değil suçun etki alanına ve mağdurun durumuna göre de belirlenebilir. Yargıtay 11. Ceza Dairesi, 2024/6129 E., 2025/6518 K. sayılı kararında İtalya’ya inen Türk tescilli özel uçakta işlenen dolandırıcılıkta mağdurun Türkiye’de yerleşik olması ve suçun etkilerinin Türkiye’de doğması nedeniyle TCK m. 8 kapsamında Türk mahkemelerini yetkili kılmıştır.

Çevre suçlarında teknik bilirkişi raporu alınmaması bozma nedenidir. Yargıtay 18. Ceza Dairesi, 2015/38647 E., 2017/9978 K. sayılı kararında Aliağa Gemi Söküm bölgesindeki gemiden denize yağ boşaltılması suçunda mevzuata uygun teknik bilirkişi raporu alınmadan karar verilmesini bozma gerekçesi yaparak çevre suçlarında uzman desteğinin zorunluluğunu hükme bağlamıştır.

Bayrak devleti ilkesi gereği Türk bayrağını taşıyan gemiler açık denizde dahi Türk yargı yetkisi içindedir. Bu ilke, CMK’nın 15/1. maddesinin yorumunda Yargıtay tarafından tutarlı biçimde uygulanmakta; geminin koordinatından bağımsız olarak bayrak kaydının yetkiyi belirleyen esas ölçüt olduğu benimsenmiştir.

Yurt içi taşıt suçlarında aracın ilk ulaştığı yer mahkemesi yetkilidir; bu ölçüt CMK m. 13/3’teki son çare kuralından farklıdır. Yargıtay 6. Ceza Dairesi’nin otobüs kararları serisi (örn. 2013/16866 E., 2013/15087 K.) ve Yargıtay 2. Ceza Dairesi’nin 2013/19067 E., 2013/20246 K. sayılı kararı bu ayrımı pratikte somutlaştırmıştır.

Hava aracı suçlarında uluslararası sözleşmeler iç hukukla birlikte uygulanmalıdır. Tokyo Sözleşmesi kapsamında tescil devletinin yargı yetkisi öncelik taşımakla birlikte Lahey ve Montreal sözleşmelerinin getirdiği “iade et veya yargıla” yükümlülüğü Türk mahkemelerinin yetkisini destekleyici bir işlev görmektedir.

Çevre suçlarında yabancı bayraklı gemilerde etki ve zarar ölçütü belirleyicidir; ticaret hukukundaki yetki anlayışı ceza yargılamasında geçerli değildir. Yargıtay 18. Ceza Dairesi kararları, yabancı bayraklı gemilerde ticaret hukukundaki bayrak devleti yaklaşımının ceza yargılamasında suçun etki alanına ve çevre zararının boyutuna göre sınırlandırılabileceğini ortaya koymaktadır.

Sıkça Sorulan Sorular

Türk bayrağı taşıyan bir gemide açık denizde suç işlenirse hangi mahkeme yetkilidir?

CMK’nın 15/1. maddesi uyarınca Türk bayrağını taşıma yetkisine sahip gemiler açık denizde dahi Türk yargı yetkisi içindedir. Bayrak devleti ilkesi geminin konumundan bağımsız olarak Türkiye’nin yargı yetkisini tesis etmektedir. Yetkili mahkeme; geminin ilk uğradığı Türk limanının ya da bağlama limanının bulunduğu yer mahkemesidir. Suçun karasularda mı uluslararası sularda mı işlendiği, yetkili mahkeme belirlenirken koordinat bazlı bilirkişi incelemesiyle saptanmalıdır.

Türk tescilli uçakta yabancı ülke üzerinde işlenen suçlarda Türkiye yetkili midir?

Evet. Türk tescilli hava araçları yabancı hava sahasında dahi Tokyo Sözleşmesi ve CMK’nın 15/2. maddesi kapsamında Türk yargı yetkisi içindedir. Yetkili mahkeme hava aracının ilk indiği havalimanının bulunduğu yer mahkemesidir. Bunun yanı sıra suçun etkilerinin Türkiye’de doğması hâlinde TCK’nın 8. maddesi de bağımsız bir yetki zemini oluşturmaktadır.

Uzun güzergahlı bir otobüste işlenen suçta yetkili mahkeme nasıl belirlenir?

CMK’nın 15/3. maddesi uyarınca suçun gerçekleştiği tam nokta belirlenemiyorsa aracın seyahat güzergâhında ilk ulaştığı yer mahkemesi yetkilidir. Bu kural; otobüs, tren ve diğer seyir hâlindeki karayolu araçlarında uygulanmaktadır. Suçun güzergâhın belirli bir noktasında işlendiği ve yer tespitinin mümkün olduğu durumlarda ise CMK’nın 12. maddesindeki genel yetki kuralı devreye girmektedir.

Yabancı bayraklı bir gemi Türk karasularına girmeden çevre kirletirse Türk mahkemeleri yetkili midir?

CMK’nın 15/4. maddesi yabancı bayraklı gemilerden kaynaklanan çevre suçları için özel bir yetki düzenlemesi getirmektedir. Bu durumda suç yerine en yakın limanın ya da geminin ilk uğradığı Türk limanının bulunduğu yer mahkemesi yetkilidir. Kirlilik boyutunun, etki alanının ve zararın uzman bilirkişi raporuyla tespit edilmesi zorunludur; bu yapılmadan verilen kararlar Yargıtay tarafından bozulmaktadır.

Deniz taşıtı suçlarında bilirkişi incelemesi neden zorunludur?

Suçun Türk karasuları, münhasır ekonomik bölge ya da uluslararası sularda işlenip işlenmediği; hem yargı yetkisini hem de yetkili mahkemeyi belirlemektedir. Bu ayrımın teknik olarak kesin biçimde saptanması gerekmekte; salt taraf beyanı ya da yaklaşık bir konum tespiti yetmemektedir. Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin yerleşik içtihadı, koordinat bazlı uzman incelemesi olmaksızın verilen yetki kararlarını bozma nedeni olarak kabul etmektedir.

CMK m. 15/3 ile CMK m. 13/3 arasındaki fark nedir?

CMK’nın 15/3. maddesi araçla bağlantılı hareketli suç hâllerine özgüdür ve aracın ilk durduğu yeri esas alır; bu bir taşıt bağlama kuralıdır. CMK’nın 13/3. maddesi ise genel yetki kurallarının (suç yeri, yakalama yeri, yerleşim yeri) tümünün tükenmesi durumunda son çare olarak başvurulan ilk usul işlemi yeri kuralıdır. Taşıt suçlarında 15/3 uygulanmadan 13/3’e geçilmesi kademe atlama hatası sayılmaktadır.

Sonuç

CMK’nın 15. maddesi, hareket hâlindeki taşıtlarda işlenen suçlarda yargı yetkisinin boşlukta kalmaması için hayati bir düzenlemedir. Deniz taşıtlarında bayrak devleti ilkesi ve liman kriterleri; hava taşıtlarında tescil ve etki alanı ölçütleri; demiryolu araçlarında ilk ulaşılan istasyon kriteri; çevre suçlarında ise en yakın ya da ilk uğranılan liman kuralı birlikte bir bütün oluşturmaktadır. 2026 itibarıyla güncel Yargıtay içtihadına göre tüm bu hâllerde suç yerinin teknik olarak kesin biçimde saptanması hem yargı yetkisinin hem de yetkili mahkemenin doğru tespiti açısından ön koşul niteliğindedir. Bilirkişi sürecini etkin biçimde yönetmek, uluslararası sözleşme hükümlerini ulusal mevzuatla birlikte okumak ve yetki itirazını doğru aşamada ileri sürmek; taşıt suçlarında savunmanın kurucu üç unsurunu oluşturmaktadır.

İletişim & Danışma

Deniz, hava ya da kara taşıtlarında işlenen suçlar nedeniyle yargılama süreciyle karşı karşıyaysanız, yetkili mahkemenin doğru belirlenmesi ve teknik bilirkişi süreçlerinin etkin yönetimi savunmanızı doğrudan etkiler. Sarıoğlu & Sefer Hukuk Bürosu olarak CMK’nın 15. maddesi kapsamındaki taşıt suçlarında yetki tespiti ve savunma süreçlerinde müvekkillerimize kapsamlı hukuki destek sunuyoruz. Dosyanızı gizlilik çerçevesinde değerlendirmek için bizimle iletişime geçebilirsiniz.

📍 Adres: Osmaniye, İsmail Erez Blv No: 9/2, 34146 Bakırköy/İstanbul
📞 Telefon: 0539 676 32 75
📧 E-posta: bilgi@sarioglusefer.com
🌐 Web: www.sarioglusefer.com

Bu makale, Sarıoğlu & Sefer Hukuk Bürosu adına Av. Fatih SEFER tarafından hazırlanmıştır.