Anayasa Hukuku

Anayasa hukuku, devletin temel yapısını, organlarının yetkilerini ve bireyin devlet karşısındaki temel hak ve hürriyetlerini düzenleyen hukuk dalıdır. Uygulamada anayasa hukukunun en çok karşımıza çıkan yönü bu son boyuttur: temel hakların içeriği, hangi koşullarda sınırlandırılabileceği ve ihlal edildiklerinde işletilecek güvence mekanizmaları. Bir ceza yargılamasındaki tutukluluk itirazı, bir idari işlemin iptali davası veya bir mülkiyet uyuşmazlığı, görünürde ayrı hukuk dallarına ait olsa da nihayetinde aynı anayasal çerçeveye dayanır. Bu sayfa, sitemizdeki temel hak ve hürriyetlere ilişkin içeriklerin kavramsal zeminini özetlemektedir.

Temel hak ve hürriyetlerin niteliği

Anayasa’nın 12. maddesi, herkesin kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahip olduğunu belirtir. Bu nitelemenin pratik sonucu şudur: temel haklardan önceden feragat edilemez, bu haklar bir sözleşmeyle bütünüyle devredilemez ve kamu gücünü kullanan organlar bakımından bağlayıcıdır.

Temel haklar yalnızca devlet karşısında ileri sürülen savunma araçları değildir. Anayasa Mahkemesi’nin yerleşik yaklaşımına göre bu haklar, özel hukuk ilişkilerinde de mahkemelerin yorum faaliyetine yön verir; bir kira, iş veya boşanma uyuşmazlığında verilen kararın temel hakları gözetip gözetmediği denetime tabidir.

Temel hakların sınıflandırılması

Anayasa temel hak ve hürriyetleri üç başlıkta düzenler. Bu ayrım, hakların devletten ne talep ettiğini göstermesi bakımından önemlidir.

KategoriİçerikÖrnek
Kişinin hakları ve ödevleriDevletin müdahale etmemesini gerektiren koruyucu haklarYaşam hakkı, kişi hürriyeti ve güvenliği, özel hayatın gizliliği, ifade özgürlüğü, mülkiyet hakkı
Sosyal ve ekonomik haklarDevletin edimde bulunmasını gerektiren isteme haklarıÇalışma hakkı, sağlık hakkı, sosyal güvenlik hakkı, eğitim hakkı
Siyasi haklar ve ödevlerYönetime katılmayı sağlayan haklarSeçme ve seçilme hakkı, dilekçe hakkı, kamu hizmetine girme hakkı

Bu sınıflandırma mutlak değildir. Bir hak birden fazla kategoriye temas edebilir; örneğin sendika hakkı hem sosyal hak hem örgütlenme özgürlüğü boyutu taşır ve ihlal iddiası hangi boyuttan kurulursa denetim ölçütü de ona göre değişir.

Temel hakların sınırlandırılması ve ölçülülük

Temel haklar sınırsız değildir; ancak sınırlandırma da serbest değildir. Anayasa’nın 13. maddesi sınırlandırmayı dört koşula bağlar: sınırlama yalnızca kanunla yapılabilir, Anayasa’nın ilgili maddesinde belirtilen sebeplere dayanmalıdır, hakkın özüne dokunamaz ve ölçülü olmalıdır. Ayrıca sınırlama, Anayasa’nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve laik cumhuriyetin gereklerine aykırı olamaz.

Anayasa Mahkemesi ölçülülük denetimini üç alt ölçütle yapar: elverişlilik (tedbirin ulaşılmak istenen amaca uygun olması), gereklilik (amacı gerçekleştirmek için daha hafif bir müdahalenin bulunmaması) ve orantılılık (müdahalenin kişiye aşırı bir külfet yüklememesi). Bireysel başvurularda ihlal kararlarının önemli bir bölümü, müdahalenin kanuni dayanağının değil, bu üç ölçütten birinin karşılanmamasının sonucudur.

Uygulamada en sık gözden kaçan nokta, gerekçe yükümlülüğüdür. Temel hakka müdahale eden kararın ilgili ve yeterli bir gerekçe taşıması zorunludur; kanun metnini tekrarlayan, dosyadaki somut olgulara değinmeyen basmakalıp gerekçeler, sonuç itibarıyla haklı görünen tedbirlerde dahi ihlal sonucunu doğurmaktadır.

Devletin negatif ve pozitif yükümlülükleri

Temel haklar devlete iki yönlü yükümlülük yükler. Negatif yükümlülük, devletin hakka keyfî biçimde müdahale etmemesini ifade eder. Pozitif yükümlülük ise devletin hakkı korumak için gerekli tedbirleri almasını, ihlal iddiasını etkili biçimde soruşturmasını ve hukuki güvence mekanizmalarını işler hâlde tutmasını gerektirir.

Pozitif yükümlülük kavramı, uygulamada görünürde “devletin yapmadığı” durumları da denetime açar. Yaşam hakkı bakımından etkili soruşturma yürütülmemesi, özel hayatın korunması bakımından gerekli yasal çerçevenin oluşturulmaması veya kişinin üçüncü kişilerden gelen tehdide karşı korunmaması bu kapsamda değerlendirilir.

Uluslararası sözleşmelerin yeri

Anayasa’nın 90. maddesinin son fıkrası uyarınca usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi hâlinde, andlaşma hükümleri esas alınır. Bu kural, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni iç hukukta doğrudan uygulanabilir ve kanunlara üstün bir norm hâline getirmektedir.

Bunun sonucu olarak temel hak içerikli uyuşmazlıklarda yalnızca kanun metni değil, Sözleşme hükümleri ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin bu hükümlere verdiği anlam da dikkate alınır. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru incelemesinde Anayasa ile Sözleşme’nin ortak koruma alanını esas almaktadır; yani bir hakkın hem Anayasa’da hem Sözleşme’de güvence altında olması aranır.

Hak ihlali iddiasının güvence yolları

Temel hak ihlali iddiası, ihlalin kaynağına göre farklı yollardan ileri sürülür. Kanunun kendisinden kaynaklanan ihlallerde norm denetimi (iptal davası ve somut norm denetimi yoluyla itiraz), kamu gücünün işlem, eylem veya ihmalinden kaynaklanan ihlallerde ise olağan yargı yolları tüketildikten sonra Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru gündeme gelir.

Pratikte belirleyici olan, ihlal iddiasının olağan yargı aşamasında usulüne uygun biçimde ileri sürülmüş olmasıdır. Yargılama sırasında hiç dile getirilmemiş bir hak ihlali iddiası, bireysel başvuru aşamasında kural olarak incelenmez. Bu nedenle temel hak boyutu taşıyan bir uyuşmazlıkta anayasal argümanın en baştan, ilk derece aşamasında kurulması gerekir.

Sitemizde temel hak ve hürriyetlerin her biri, ilgili Anayasa maddesi ve Anayasa Mahkemesi ile yüksek mahkeme kararları çerçevesinde ayrı sayfalarda ayrıntılı olarak ele alınmaktadır.

Bu içerik Av. Fatih Sefer tarafından hazırlanmıştır.

Sarıoğlu & Sefer Hukuk Bürosu — Osmaniye Mah., İsmail Erez Bulvarı No: 9/2, 34146 Bakırköy/İstanbul