Bakırköy Boşanma Avukatı

Bakırköy boşanma avukatı, Bakırköy Adliyesi yargı çevresinde anlaşmalı ve çekişmeli boşanma, velayet, nafaka ve mal rejimi tasfiyesi davalarını yürüten aile hukuku avukatıdır. Bakırköy, İstanbul’un Avrupa Yakası’nda Marmara kıyısında konumlanan, hem köklü konut yapısı hem de adliye merkezi kimliğiyle öne çıkan bir ilçedir. Yaklaşık 230 bin nüfuslu orta ölçekli bir ilçe olmasına karşın, Bakırköy Adliyesi altı ilçeye hizmet vererek İstanbul’un en yoğun aile mahkemesi merkezlerinden birini barındırır. Bu nedenle Bakırköy boşanma avukatı seçimi yalnızca hukuki bilgi değil, yoğun iş yüküne sahip bir adliyenin pratiğini bilmek anlamına gelir.

Sarıoğlu & Sefer Hukuk Bürosu, Bakırköy’de ve Bakırköy Adliyesi yargı çevresindeki tüm ilçelerde ikamet eden müvekkillerine anlaşmalı boşanma, çekişmeli boşanma, velayet, nafaka ve mal rejimi tasfiyesi davalarında kapsamlı hukuki destek sunar. Büronun boşanma ve aile hukuku alanındaki kurucu ortağı Av. Mehmet Sarıoğlu, Bakırköy Adliyesi nezdindeki aile hukuku dosyalarını bizzat yürütür. Boşanma davasının genel işleyişini boşanma davası nasıl açılır rehberimizde, tüm bölgelerdeki hizmetlerimizi ise İstanbul boşanma avukatı sayfamızda inceleyebilirsiniz.

Bakırköy Aile Mahkemesi’nin yargı çevresi ve işleyişi nasıldır?

TMK m. 168 uyarınca boşanma davası, eşlerden birinin yerleşim yeri veya son altı aydır birlikte oturdukları yer aile mahkemesinde açılır. Bakırköy Aile Mahkemesi’nin yargı çevresi altı ilçeyi kapsar: Bakırköy, Bahçelievler, Bağcılar, Esenler, Güngören ve Zeytinburnu. Bu altı ilçenin toplam nüfusu iki milyonun üzerindedir; bu rakam Bakırköy Aile Mahkemesi’ni Türkiye’nin en yoğun aile mahkemelerinden biri yapar.

Bakırköy Adliyesi’nde hukuk ve aile mahkemeleri 2021 itibarıyla Bahçelievler Ek Binası’na taşınmıştır; boşanma duruşmaları bu binada yürütülür. Ceza mahkemeleri ve savcılık ise Bakırköy Adalet Sarayı ana binasında faaliyetini sürdürür. Sarıoğlu & Sefer Hukuk Bürosu ana binaya yürüme mesafesinde konumlanmakta ve her iki binadaki süreçleri günlük olarak takip etmektedir. Bir Bakırköy boşanma avukatı için adliyenin iş yükünü, hâkim eğilimlerini ve bilirkişi uygulamalarını yakından bilmek, dava stratejisinin doğru kurulmasında belirleyici rol oynar.

Bakırköy boşanma avukatı olarak hizmet alanlarımız

Büromuzun Bakırköy Adliyesi yargı çevresinde sunduğu temel aile hukuku hizmetleri ve dayandıkları kanun maddeleri şunlardır:

  • Anlaşmalı boşanma (TMK m. 166/3): Boşanma protokolünün hazırlanması ve tek celsede karara bağlanması.
  • Çekişmeli boşanma (TMK m. 166/1): Sadakatsizlik, şiddet, ekonomik istismar gibi olgularda kusur tespiti, tazminat ve nafaka talepleri.
  • Velayet ve kişisel ilişki (TMK m. 182): Çocuğun üstün yararına göre velayet ve kişisel ilişki düzenlemesi, velayetin değiştirilmesi.
  • Nafaka: Tedbir (m. 169), yoksulluk (m. 175) ve iştirak (m. 182) nafakası talepleri ile artırım/azaltma davaları.
  • Mal rejimi tasfiyesi (TMK m. 218 vd.): Gayrimenkul, şirket payı, banka ve finansal varlıkların değerlemesiyle katılma alacağının hesaplanması.
  • 6284 sayılı Kanun: Acil uzaklaştırma ve koruyucu/önleyici tedbir başvuruları.
  • Evlilik sözleşmesi: Mal ayrılığı ve diğer mal rejimi seçimlerine ilişkin sözleşmelerin hazırlanması.

Bakırköy’de sık görülen boşanma davası türleri

Bakırköy Adliyesi yargı çevresinde büromuza en sık gelen aile hukuku dosyaları şu olay tipleri etrafında yoğunlaşır:

  1. Anlaşmalı boşanma ve eksiksiz protokol hazırlığı.
  2. Sadakatsizlik veya mesaj/sosyal medya delili ile açılan çekişmeli boşanma.
  3. Ataköy, Yeşilköy ve Florya’daki yüksek değerli taşınmazlara ilişkin mal rejimi tasfiyesi.
  4. Velayetin değiştirilmesi ve kişisel ilişki uyuşmazlıkları.
  5. 6284 sayılı Kanun kapsamında acil uzaklaştırma ve koruma tedbirleri.

Bakırköy’de boşanma sürecini farklı kılan etkenler nelerdir?

Bakırköy, İstanbul’un en köklü konut ilçelerinden biridir. Ataköy, Yeşilköy ve Florya gibi semtlerdeki yüksek değerli taşınmazlar, uzun süreli evliliklerde birikmiş önemli mal varlıkları ve sahil şeridindeki site konutlarının değer artışı, boşanma davalarındaki mal paylaşımını İstanbul ortalamasının üzerinde bir karmaşıklığa taşır.

Bakırköy’ün adliye merkezi olması nedeniyle ilçede avukat ve hukuk bürosu yoğunluğu İstanbul’un en yüksek oranlarından birindedir; bu da doğru avukat tercihini daha kritik hâle getirir. Öte yandan Ataköy ve Yeşilköy’deki üst gelir grubundaki ailelerde şirket ortaklıkları, yurt dışı varlıkları ve birden fazla taşınmazın mal rejimine yansıması gibi meseleler sıkça gündeme gelir.

Bakırköy’de anlaşmalı boşanma davası nasıl açılır?

TMK m. 166/3 uyarınca anlaşmalı boşanma, evliliğin en az bir yıl sürmüş olması koşuluyla tarafların boşanmayı ve tüm sonuçlarını (velayet, nafaka, mal paylaşımı, tazminat) karşılıklı olarak kabul ettiği dava türüdür. Hâkim, her iki tarafı bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe oluştuğuna kanaat getirmelidir; baskı, tehdit veya hile altında imzalanan protokoller reddedilebilir. Protokoldeki velayet ve kişisel ilişki düzenlemeleri çocuğun üstün yararına aykırıysa hâkim bu hükümleri onaylamayabilir; bu durumda tarafların yeni bir düzenlemede anlaşması beklenir, anlaşılamazsa dava çekişmeliye dönüşebilir.

Bakırköy Aile Mahkemesi’nde anlaşmalı boşanma davaları, mahkemenin iş yüküne bağlı olarak başvurudan genellikle bir ila üç ay sonrasına verilen ilk duruşmada tek celsede sonuçlanabilir. Yüksek değerli taşınmazların söz konusu olduğu Bakırköy davalarında protokolün her mülkü ayrıca ele alması, tapu devir koşullarını açıkça düzenlemesi ve mortgage borçlarının paylaşımını netleştirmesi gerekir. Büromuz anlaşmalı boşanma protokollerini velayet düzenlemesinden mal rejimi tasfiyesine kadar tüm başlıklarda titizlikle hazırlar.

Bakırköy’de çekişmeli boşanma davası hangi sebeplere dayanılır?

Tarafların boşanma kararında, kusur tespitinde, velayet ya da mal paylaşımında uzlaşamadığı durumlarda çekişmeli boşanma davası açılır. TMK’da zina (m. 161), hayata kast veya pek kötü ya da onur kırıcı davranış (m. 162), suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme (m. 163) ile terk (m. 164) özel boşanma sebebi olarak düzenlenmiştir. Evlilik birliğinin temelinden sarsılması (TMK m. 166/1) ise en yaygın genel boşanma sebebidir. Bakırköy’de açılan davaların büyük çoğunluğu şiddetli geçimsizlik, sadakatsizlik, fiziksel veya psikolojik şiddet ve onur kırıcı davranış iddialarına dayanır.

Çekişmeli boşanma davalarında delil yönetimi belirleyici rol oynar. Tanık ifadeleri, mesajlaşma ve sosyal medya kayıtları, banka hareketleri, sağlık raporları ve bilirkişi incelemeleri mahkemede önem kazanabilir; ancak delillerin hukuka uygun yollarla elde edilmiş olması şarttır. Bakırköy Aile Mahkemesi’ndeki çekişmeli davalar ortalama bir ila üç yıl sürebilir; istinaf ve temyiz aşamalarıyla toplam süreç üç ila beş yıla uzayabilir. Bakırköy boşanma avukatı olarak büromuz, delillerin usule uygun toplanması ve doğru zamanda sunulması konusunda sürecin başından itibaren müvekkiliyle birlikte çalışır.

Bakırköy’de hangi durumlar boşanma sebebi sayılmaz?

Evlilik birliği içindeki her olumsuzluk hukuken boşanma sebebi oluşturmaz. Yargıtay içtihatları bu konuda istikrarlı üç temel sınır çizer. Birincisi, affedilmiş veya hoşgörüyle karşılanmış olaylar yeniden dava konusu yapılamaz; eşler bir olayı öğrendikten sonra birlikte yaşamayı sürdürmüş, tatile çıkmış veya yeni bir konutta birlikte yaşamaya devam etmişse bu davranışlar hukuken af ya da hoşgörü sayılır ve önceki olay kusur olarak ileri sürülemez. İkincisi, fiili ayrılık tek başına yeterli değildir; ayrılığın evlilik birliğini temelden sarsan, davalıya yüklenebilecek kusurlu bir davranışla birlikte değerlendirilmesi gerekir. Üçüncüsü, dava açıldıktan sonra meydana gelen olaylar o davada delil olarak kullanılamaz; bu olaylar ancak yeni bir davanın konusu olabilir.

TMK m. 166/1 uyarınca boşanma kararı verilebilmesi için geçimsizliğin “evlilik birliğinin, ortak hayatı sürdürmeleri eşlerden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış” olması gerekir. Her evlilikte yaşanabilecek sıradan, kısa süreli ve gelip geçici tartışmalar bu eşiği aşmaz; mahkeme tanık beyanlarının somut, inandırıcı ve sürekliliği gösteren nitelikte olup olmadığını ayrıca değerlendirir. Bakırköy boşanma avukatı olarak büromuzun en sık karşılaştığı hatalardan biri, barışılmış veya affedilmiş geçmiş olayların yeniden dava konusu yapılmasıdır; bu yaklaşım davanın baştan zayıf bir delil zeminine oturmasına ve reddedilme riskinin artmasına yol açar.

Bakırköy’de velayet kararı hangi ölçütlere göre verilir?

TMK m. 182 uyarınca hâkim, velayet kararını verirken çocuğun üstün yararını esas alır. Ebeveynlerin yaşam koşulları, ekonomik durumu, çocuğun yaşı ve tercihleri ile çocuğa sağlanacak eğitim ve sağlık imkânları değerlendirilir. Bakırköy Aile Mahkemesi, sosyal inceleme raporu (SİR) hazırlanması için pedagog ve sosyal çalışmacı görevlendirir; bu raporlar velayet kararında önemli bir ağırlık taşır.

Haklı sebeple evi terk eden ebeveynin bu davranışı velayeti almasına engel teşkil etmez; ancak haksız yere çocuğu geride bırakarak ayrılmak mahkemenin takdirini olumsuz etkileyebilir. Velayetin değiştirilmesi (TMK m. 183) ve kaldırılması (TMK m. 348) davaları da büromuzun hizmet alanı içindedir. Kişisel ilişki düzenlemesi, nafaka ile velayet arasındaki bağlantı ve ortak velayete ilişkin güncel uygulamalar konusunda müvekkillerimizi ayrıntılı olarak bilgilendiririz.

Bakırköy’de nafaka davalarında nelere dikkat edilmelidir?

Tedbir nafakası (TMK m. 169), iştirak nafakası (TMK m. 182/2) ve yoksulluk nafakası (TMK m. 175) boşanma sürecinde ve sonrasında en sık uyuşmazlık konusu olan kalemlerdir. Aşağıdaki tablo bu üç nafaka türünü özetler:

Nafaka türüNe zaman?Temel ilke
Tedbir nafakası (m. 169)Dava süresinceKusur aranmaz; tam kusurlu eşe dahi bağlanabilir.
Yoksulluk nafakası (m. 175)Boşanmadan sonraYoksulluğa düşecek, kusuru daha ağır olmayan eş lehine.
İştirak nafakası (m. 182)Boşanmadan sonraVelayeti almayan eşin çocuğun giderlerine katkısı.

Bakırköy’ün üst gelir grubundaki ailelerinde nafaka miktarının belirlenmesinde eşlerin evlilik süresindeki yaşam standardı özel bir önem kazanır. Ataköy ve Yeşilköy’deki yaşam maliyetleri, çocukların özel okul ücretleri ve sağlık harcamaları nafaka hesabında dikkate alınır. Mahkeme, beyan edilen gelirin yanı sıra yaşam standardını, taşınmaz ve araç varlıklarını, banka hareketlerini ve kredi kartı harcamalarını inceleyerek gerçek gelir düzeyini tespit eder. Büromuz nafaka artırımı, azaltılması ve kaldırılması davalarında da temsil hizmeti sunar.

Bakırköy’de mal paylaşımı ve mal rejimi tasfiyesi nasıl yapılır?

01.01.2002 tarihinde yürürlüğe giren TMK ile yasal mal rejimi edinilmiş mallara katılma rejimi olarak belirlenmiştir. Bu tarihten sonra evlenen çiftlerde evlilik süresince edinilen taşınmazlar, araçlar, şirket payları ve finansal varlıklar kural olarak eşit paylaşıma tabidir. Miras ve bağış yoluyla gelen mallar ise TMK m. 220 uyarınca kişisel mal sayılır ve paylaşımın dışında kalır. Ayrıntılar için boşanmada mal paylaşımı yazımızı inceleyebilirsiniz.

Bakırköy’ün sahil şeridindeki yüksek değerli gayrimenkuller (Ataköy, Yeşilköy ve Florya’daki konutlar) mal rejimi davalarında değer tespitini kritik bir mesele hâline getirir. Evlilik öncesinde edinilen taşınmaza evlilik süresinde yapılan katkının hesaplanması (değer artış payı – TMK m. 227), birden fazla taşınmazın değerlemesi ve şirket ortaklıklarının katılma alacağına dâhil edilmesi Bakırköy davalarında sıkça gündeme gelir. Boşanmadaki kusur, edinilmiş mallara katılma rejiminin tasfiyesini kural olarak etkilemez; ancak TMK m. 236/2 uyarınca zina veya hayata kast gibi çok istisnai durumlarda hâkimin, kusurlu eşin artık değerdeki payını azaltma veya kaldırma yetkisi bulunur.

Bakırköy’de aile içi şiddet durumunda hangi tedbirler uygulanır?

6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun kapsamında uzaklaştırma kararı, müşterek konuta yerleşim hakkı, elektronik kelepçe uygulaması ve nafaka bağlanması gibi koruyucu tedbirler talep edilebilir. Acil hâllerde kolluk ve mülki amir derhal tedbir kararı verebilir; bu karar hâkim onayına sunulur. Tedbir kararının ihlâli hâlinde zorlama hapsine hükmedilebilir. Bakırköy’de yaşayanlar en yakın karakola veya doğrudan aile mahkemesine başvurabilir. Büromuz aile içi şiddet durumlarındaki acil başvuruları öncelikli olarak ele alır.

Bakırköy’de boşanma davası süreci nasıl işler?

Bakırköy Aile Mahkemesi’nde açılan bir boşanma davası, dava türüne göre değişen ancak temel hatları aynı kalan bir süreç izler:

  1. Değerlendirme ve hazırlık: Olayın hukuki analizi yapılır, deliller ve protokol/dilekçe için gerekli belgeler derlenir.
  2. Dava dilekçesinin sunulması: Anlaşmalı boşanmada protokol ile birlikte, çekişmeli boşanmada dilekçe ve delil listesiyle Bakırköy Aile Mahkemesi’ne başvurulur.
  3. Tedbir taleplerinin ileri sürülmesi: Tedbir nafakası, velayet ve gerekirse 6284 sayılı Kanun kapsamında koruma talepleri dava ile birlikte veya ayrıca sunulabilir.
  4. Tahkikat ve duruşmalar: Tanık dinlenmesi, bilirkişi incelemesi ve sosyal inceleme raporu gibi delil değerlendirme aşamaları yürütülür.
  5. Karar ve kesinleşme: Mahkeme kararını verir; taraflardan biri istinaf yoluna başvurmazsa karar 15 gün içinde kesinleşir.

Sürecin ortalama uzunluğu dava türüne göre belirgin biçimde farklılaşır:

Dava türüYerel mahkemede ortalama süreİstinaf/temyiz dahil toplam
Anlaşmalı boşanma1-3 ay (tek celse + 15 günlük kesinleşme)Genellikle istinafa taşınmaz
Çekişmeli boşanma1-3 yıl3-5 yıl

Bakırköy boşanma davaları için emsal Yargıtay kararları

Aşağıdaki kararlar, Bakırköy Aile Mahkemesi’nde görülen dava türlerinde sıklıkla başvurulan Yargıtay ilkelerini özetler. Her kartın başında ilke özeti ve karar künyesi yer alır; tam metinler açılır bölümlerde sunulmuştur.

Affedilen veya hoşgörüyle karşılanan olaylara dayanılarak boşanma kararı verilemez; eşlerin barışıp birlikte yaşamayı sürdürmesi önceki olayların affedildiğinin göstergesi sayılır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2016/25122, K. 2018/11891

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Karşılıklı Boşanma
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm, davacı-davalı kadın tarafından, erkeğin davasının kabulü, kusur belirlemesi, manevi tazminatın ve ziynet alacağı davasının reddi yönünden; davalı-davacı erkek tarafından ise, kadının davasının kabulü, kusur belirlemesi ve nafakalar yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:
1-Tarafların boşanma davasına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Mahkemece, tarafların eşit kusurlu oldukları gerekçesiyle karşılıklı boşanma davalarının kabulüne karar verilmiş ise de; yapılan yargılama ve toplanan delillerden taraflara kusur olarak yüklenen vakıalardan sonra tarafların bir arada yaşadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda, önceki olayların affedildiği, en azından hoşgörü ile karşılandığının kabulu gerekir. Affedilen veya hoşgörü ile karşılanan olaylara dayanılarak boşanma kararı verilemez. Tarafların boşanmayı gerektirecek kusurlu başkaca bir davranışı da kanıtlanamamıştır. Gerçekleşen bu durum karşısında, her iki tarafın boşanma davalarının reddi gerekirken, yazılı şekilde kabulü usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.
2-Davacı-davalı kadının ziynet alacağı davasının reddine yönelik temyiz talebinin incelenmesine gelince;
Davacı-davalı kadın tarafından ziynet eşyalarının erkek tarafından alındığı halen de erkeğin ailesinin evinde olduğu iddia edilerek ziynet talebinde bulunulmuş; davalı-davacı erkek ise talep edilen ziynetlerin miktarının yanlış olduğunu, miktarın mal bildiriminde görüleceğini ve ziynetlerin, eşin ve çocuğun tedavisi için harcandığını, bir kısmının ise kadının rızası ile katıldıkları düğünlerde hediye ettiklerini savunmuştur. Mahkemece, davacı-davalı kadın, davaya konu edilen ziynetlerin davalı-davacı erkek yedinde kaldığını ispat etmek durumunda olduğu, kadının dosyaya herhangi bir delil sunmadığı ve dinlenen tanık beyanlarından da ziynet eşyalarının davalı-davacı erkekte olduğunun ispatlanamamış
olduğu, bu haliyle davacı-davalı tarafın ziynet bedeline ilişkin talebini kanıtlayıcı delilinin bulunmaması sonucu davacı-davalı tarafın ziynet bedeline ilişkin talebin reddine karar verilmesi gerektiğinden bahisle dava reddedilmiştir. Davacı-davalı kadın, dava dilekçesinde tanık deliline ve erkeğin mal bildirimi belgesine dayanmıştır. Davalı-davacı erkeğin davaya konu ziynet eşyalarının miktarına itiraz ettiği, buna karşılık miktar olarak ihtilaflı olmayan ziynet eşyalarının ise bir kısmının gidilen düğünlerde takıldığı bir kısmının ise bozdurularak sağlık giderlerine harcındığını ileri sürmüş, ancak bunların davacı-davalı kadının açık rızası ile iade edilmemek üzere kendisine verildiğini ispatlayamamıştır. Bu sebeple varlığı kanıtlanan 15 adet bilezik, 30 küçük altın ve bir adet set yönünden taraflara nitelikleri açıklattırılıp dava tarihi itibarıyla bilirkişiden değerlerinin tespiti için rapor alınarak sonucuna göre kadının ziynet alacağı davasının kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde reddi doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda (1.) ve (2.) bentlerde gösterilen sebeplerle BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatıranlara geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 24.10.2018 (Çrş.)

Fiili ayrılık tek başına boşanma nedeni oluşturmaz; ayrılığa neden olan kusurlu bir davranışın ayrıca ispatlanması gerekir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2011/4921, K. 2012/1993

MAHKEMESİ : … Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi TARİHİ :22.12.2010 NUMARASI :Esas no: 2010/163 Karar no:2010/212
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: Davacı, davalıyla 2007 yılından beri fiilen ayrı yaşadıklarını belirterek Türk Medeni Kanununun 166/1-2. maddesi uyarınca boşanma kararı verilmesini istemiştir.
Fiili ayrılık başlı başına boşanma nedeni yapılamaz. Terk (TMK.md.164) hukuksal nedenine dayalı olarak açılmış bir dava da bulunmamaktadır. Türk Medeni Kanununun 166/1-2. maddesi uyarınca boşanma kararı verilebilmesi için; evlilik birliğinin, ortak hayatı sürdürmeleri eşlerden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olduğunun usulünce kanıtlanması gerekir. Tarafların delil göstermediği görülmektedir. Anlaşmalı olarak (TMK.md.166/3) boşanma kararı verilmesi yolunda taraflarca bir talepte bulunulmadığı gibi mahkemece bu yolda bir işlem de yapılmamıştır. Boşanma davalarında, boşanma sebebinin gerçekleşmiş olup olmadığının belirlenmesi bakımından Medeni yargılama hukuku ilkelerinden ”dava malzemesinin taraflarca getirilmesi ilkesi” geçerlidir. Bu ilke gereğince, boşanma istemi ile ilgili olarak re’sen araştırma yapılamaz ve delilin taraflarca gösterilmesi gerekir. O halde verilen süre içerisinde taraflarca hiçbir delil gösterilmediğinden davanın reddine karar verilmesi gerekirken; yapılan kolluk araştırması sonucu düzenlenen tutanak içeriğinin delil olarak kabul edilmesi suretiyle boşanmaya karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuş; bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 01.02.2012 (Çrş.)

Tedbir nafakası kusur durumuna bakılmaksızın hükmedilir; dava süresince tam kusurlu bulunan eşe dahi tedbir nafakası bağlanabilir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2024/1128, K. 2024/8687

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: … Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi
SAYISI: 2021/1700 E., 2023/1615 K.
DAVA
TARİHİ: 11.06.2019
KARAR: İstinaf başvurusunun kısmen kabulü ile yeniden esas hakkında hüküm kurma
İLK DERECE MAHKEMESİ: …. Aile Mahkemesi
SAYISI: 2019/451 E., 2021/302 K.
Taraflar arasındaki boşanma davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne, tarafların boşanmalarına karar verilmiştir.
Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile yeniden hüküm kurulmasına karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı kadın vekili dava dilekçesinde özetle; tarafların 2011 yılında evlendiklerini, ortak çocuklarının olmadığını, davalı tarafın çocuk yapacak biyolojik yapıda olmadığını, ancak davalının evlilik öncesinde çocuk yapamayacağını bildiği halde bu durumu müvekkilinden gizlediğini, evlilik birliği içerisinde bu durum açığa çıktığında davalı tarafın müvekkilinin tüp bebek tedavisine zorladığını, müvekkilinin çocuk sahibi olmak istediğinden dolayı davalı tarafın bu talebini kabul ettiğini, ancak davalı tarafta yeterli sayıda sperm hücresi bulunmadığı için tedavinin sonuçsuz kaldığını, müvekkilinin tüp bebek tedavisi sürecinde kullandığı ilaçlar neticesinde hormonal dengesinin bozulduğunu, aşırı derecede kilo aldığını, sağlık problemleri başladığını, ancak müvekkilinin bütün bu fedakar tutumlarına rağmen davalı tarafın müvekkiline karşı saldırgan ve sevgisiz bir tutum sergilediğini, ayrıca davalı tarafın sürekli odasında kulaklık takarak bilgisayar oyunu oynadığını, müvekkilinin banyoda fenalaştığını, davalının kendi odasında bilgisayar oyunu oynadığından dolayı müvekkilinin yardım çığlığını dahi duymadığını, taraflar arasında evlilik birliğinin yeniden kurulamayacak şekilde sona erdiğini, bu nedenlerle tarafların evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanmalarına, davalı aleyhine 200.000,00 TL maddî tazminata, 200.000,00 TL manevî tazminata hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
Davalı erkek vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafın iddialarının doğru olmadığını, 2004 yılında evlenmeden önce davacı eşine varikosel ameliyatı olduğunu söylediğini, davacının da kendisine “Allahtan gelen birşey, sorgulayamam” şeklinde bu durumu bilerek kendisi ile evlendiğini, ayrıca davacı tarafın kendisini tüp bebek konusunda zorladığı iddiasının doğru olmadığını, aksine davacı ile ortak kararının olduğunu, yapılan araştırmalar sonucunda 47 kromozomlu çıktığını, aslında şuan sakat olması gerektiğini, ayrıca 4. evre kanser olduğunu öğrendiklerini, gittiği doktorların davacı eşine “bu saatten sonra önemli olan kocan” şeklinde telkinlerde bulunduğunu, ayrıca davacı eşinin ailesi tarafından sürekli küçük düşürücü ithamlara maruz kaldığını, davacının ailesinin kendisine “kaç sene oldu daha ortada çocuk yok, senin böyle dölsüz olduğunu bilseydik sana kız vermezdik” şeklinde sözler söylediğini, davacı tarafın evlilik birliği içerisinde üzerine düşen sorumluluklarını yerine getirmediğini, ev işlerinin dahi çoğunu kendisinin yaptığını, açıklanan nedenlerle davacı tarafından açılan haksız davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; çocuk sahibi olamayacağını eşinden gizleyen, davacıyı tüp bebek tedavisine zorlayan, küçük düşürücü sözler söyleyen ve hakaret eden” davalı erkeğin tam kusurlu olduğunun tespiti yapılmak suretiyle; davanın kabulü ile tarafların evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanmalarına, davacı yararına 15.000,00 TL maddî tazminata, 15.000,00 TL manevî tazminata hükmedilmesine, davacı tarafın fazlaya ilişkin maddî ve manevî tazminat taleplerinin reddine, davalı aleyhine yargılama gideri ve vekâlet ücretine hükmedilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1. Davacı kadın vekili istinaf dilekçesinde özetle; İlk Derece Mahkemesi kararının maddî ve manevî tazminat miktarı ile tedbir ve yoksulluk nafakası konusunda karar verilmemesi yönlerinden usul ve yasaya aykırı olduğunu, boşanmaya neden olan olaylarda davalının tam kusurlu olmasına rağmen mahkemece maddî ve manevî tazminat miktarının düşük takdir edildiğini ayrıca mahkemece 29.03.2021 tarihli dilekçelerinde talep ettikleri aylık 2.000,00 TL tedbir ve yoksulluk nafakası konusunda karar verilmediğini, bu nedenlerle belirtilen yönlerden İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılması için istinaf kanun yoluna başvurduğu anlaşılmıştır.
2.Davalı erkek vekili istinaf dilekçesinde özetle; İlk Derece Mahkemesi kararında boşanma kararına bir itirazlarının olmadığını ancak evlilik birliğinin sona ermesinde asıl kusurlu olan tarafın davacı olduğunu, dinlenen tanık beyanlarıyla da bu hususu ispatladıklarını, davacı tanık beyanlarının gerçeği yansıtmadığını, tarafların Akşehir ilçesinde yaşadıklarını, davacı tanıklarının görgüye dayalı beyanlarının olmasının mümkün olmadığını, kadın yararına maddî ve manevî tazminat takdirinin hatalı olduğunu, kaldırılmasının gerektiğini, yine davacı tarafın nafaka talebi ret olmasına rağmen lehlerine vekâlet ücreti hükmedilmediğini, bu nedenlerle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılması için istinaf kanun yoluna başvurduğu anlaşılmıştır.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, “Her ne kadar İlk Derece Mahkemesi tarafından “çocuk sahibi olamayacağını eşinden gizleyen, davacıyı tüp bebek tedavisine zorlayan, küçük düşürücü sözler söyleyen ve hakaret eden” davalı erkeğin tam kusurlu olduğunun tespiti yapılmak suretiyle tarafların boşanmalarına karar verilmiş ise de, dinlenen tanık beyanları ve toplanan delillere göre; taraflar evlenmeden önce, davalı erkeğin davacı kadına bir ameliyat geçirdiğini ve tüp bebek yöntemiyle çocuk sahibi olabileceğini söylediği, kadının da bu hususu kabul ettiği, davalı tanıklarının bu hususa bizzat şahit oldukları, tarafların özel bir hastaneye giderek tüp bebek denemesinde bulundukları ancak tedavinin olumlu sonuçlanmadığı, bir süre sonra bu kez Üniversite hastanesine giderek yeniden denemede bulundukları, bu tedavi sırasında davalı erkeğin bu kez kansere yakalandığının ortaya çıktığı, tüp bebek tedavisinin neticelendirilemediği, davacı kadının tüp bebek tedavisine zorlandığı konusunda davacı tanık beyanlarının görgüye dayalı bir bilgilerinin bulunmadığı, yine her ne kadar davacı tanıkları davalı erkeğin kadına hakarette bulunduğunu beyan etmiş iseler de bu beyanların soyut olduğu, yer ve zaman unsurunu taşımadığı, taraflar ile davacı tanıklarının aynı yerde yaşamadıkları, mahkemece erkeğe kusur olarak yüklenen davacı tanığı … tarafından belirtilen iş yapmadığı, sürekli evde oturduğu, çocuğun olmamasının davacı kadının suçu olduğu şeklindeki küçük düşürücü sözlerin ise 2015 yılından önceki döneme ait olduğu, tarafların birlikte yaşamaya devam ettikleri, kadın tarafından erkeğin kusurlu davranışlarının ispatlanamadığı, davacı kadının ise davalı erkeğe karşı, “senin yapamadığın erkekliği ben yapacağım, seni boşayacağım, sen erkek misin” şeklinde sözler söylediği, davalı erkeğin kanser hastalığı tedavisi sırasında davalı erkek ile ilgilenmediği, davalı erkeğin ailesine gerekli saygıyı göstermediği, müşterek konutu terk ettiği, boşanmaya neden olan olaylarda davacı kadının tam kusurlu olduğu, davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesinin hatalı olduğu ancak mahkemece verilen boşanma kararının istinaf edilmemesi nedeniyle kesinleştiği, tarafların dairemizce tespit edilen kusur durumlarına göre kadın yararına maddî ve manevî tazminat takdirinin hatalı olduğu, kaldırılmasının gerektiği” gerekçesiyledavacı kadın vekilinin “maddî ve manevî tazminat miktarının yetersiz olduğuna” ilişkin istinaf başvurusu ile davalı erkek vekilinin “reddedilen nafaka yönünden lehlerine vekâlet ücreti takdir edilmemesine” ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddine, davacı kadın vekilinin “tedbir ve yoksulluk nafakası talepleri hakkında karar verilmemesinin usul ve yasaya aykırı olduğu”, davalı erkek vekilinin ise “kusur belirlemesi, kadın yararına maddî ve manevî tazminat takdirinin usul ve yasaya aykırı olduğuna” ilişkin istinaf başvurularının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının 3 nolu bendinin kaldırılmasına, boşanmaya neden olan olaylarda davacı kadının tam kusurlu, davalı erkeğin kusursuz olduğunun tespitine, davacı kadının maddî ve manevî tazminat taleplerinin yasal şartları oluşmadığından reddine, davacı kadının tedbir nafakası talebinin kısmen kabulü ile dava tarihi olan 11.06.2019 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere aylık 750,00 TL tedbir nafakasının davalı erkekten alınarak davacı kadına ödenmesine, davacı kadının süresinden sonra talep edilen yoksulluk nafakası talebi konusunda karar verilmesine yer olmadığına karar verimiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1. Davacı kadın vekili temyiz dilekçesinde özetle; kusur tespiti,tazminatlar ve nafakalar yönlerinden temyiz talebinde bulunulmuştur.
2.Davalı erkek vekili temyiz dilekçesinde özetle; tedbir nafakası yönünden temyiz talebinde bulunmuştur.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık kusur tespiti, nafaka ve tazminatlar noktasında toplanmaktadır.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 190 ve 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri; 4721 sayılı Kanunu’nun 6 ıncı maddesi, 166 ncı maddesinin birinci ve ikinci fıkrası, 169 uncu 174 üncü, 175 inci ve 176 ncı maddeleri.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere, delillerin takdirinde hata görülmemesine ve özellikle Bölge Adliye Mahkemesince davacı kadına ” müşterek konutu terk ettiği” vakıası kusur olarak yüklenilmiş ise de; somut olayda davalı erkek tarafından terk hukuki nedenine dayalı açılan bir dava bulunmadığının, bu nedenle bu vakıanın kadına kusur olarak yüklenemeyeceğinin, kabul edilen ve gerçekleşen diğer kusurlu davranışları uyarınca davacı kadının boşanmaya sebebiyet veren olaylarda yine de tam kusurlu olduğunun anlaşılmasına göre taraf vekillerinin temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeple;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edenlere yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
18.11.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Haklı bir sebeple evi terk eden ebeveynin bu davranışı velayet almasına engel oluşturmaz. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/919, K. 2023/3711, T. 05.07.2023

“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ: … Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
KARAR: Başvurunun kısmen kabulü ile esas hakkında yeniden hüküm
kurma
İLK DERECE MAHKEMESİ: … 3. Aile Mahkemesi
Taraflar arasındaki karşılıklı boşanma davalarından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince kadının davsının kabulü ile tarafların boşanmalarına ve fer’ilere, erkeğin karşı davasının ise reddine karar verilmiştir.
Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün ilgili bölümlerini kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı-karşı davalı kadın vekili dava ve cevap dilekçesinde özetle; erkeğin annesinin müdahalesi, yönlendirmesi olduğunu, erkeğin kadını ailesinden uzakladıklarını, tadilatını yaptıkları evin, erkeğin öğrenim kredi borcu, askerlik borcu, tüp bebek için derken borçlar karşı karşıya kaldığını, ekonomik şiddet oluştuğunu, borçlar nedeniyle yoğun çalışma içine girdiklerini, hamileliğin son gününe kadar çalıştığını, bu üreçte beni ev işleri nedeniyle becerisizlikle suçladı, annesinin olumsuz telkinleri, ilk bebeğin ölümü nedeniyle hastanede kadının annesi ile tartışma yaşadığını, kadının annesine hakaret ve tehdilerde bulunuduğunu, üzerine yürüdüğünü, kovduğunu, çocuğun acısını yaşatmadığını, hakaretler ettiğini, keşke sen ölseydin dediğini, ailesinin nişanında zor durumda bıraktığını, ikinci gebeliğinde kontrollere yalnız gittiğini, erkeğin ilgisiz kaldığını, kadının 2016 da …a atandığını, doktora bebeği erken alın diye baskı yaptığını, doğumda kadının annesinin hastaneye gelmesini istemediğini, evde bakabileceğini fakat kendisinin kendi annesinde kalacağını belirttiğini, annemi bu süreçte aşağılandığını, zor durumda kaldığını, evine dönmek isteyince kadının annesi, kadının annesi ile …’ya bıraktığı,…için …’ya çağırdıklarını, sonra muska olayı ile planlı olarak uzaklaştırdıklarını, boşanmak istediğini söylediğini, ancak 1 ay sonra hiçbir şey yokmuş gibi arayarak kadının hesabında bulunan parayı dershaneye ortak olacağı gerekçesiyle istediğini, hani boşanmak istiyordun diye soran kadını tehdit ederek telefonu kapattığını, 24.04.2017 tarihinde beri ayrı yaşadıklarını belirtilerek tarafların 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 166 ncı maddesinin birinci fıkrası gereği boşanmalarına, ortak çocuğun velâyetinin anneye verilerek çocuk için aylık 1.500,00 TL tedbir ve iştirak nafakası ile müvekkili için aylık 1.000,00 TL tedbir ve yoksulluk nafakası ve karar tarihinden itibaren yasal faiziyle 150.000,00 TL maddî, 150.000,00 TL manevî tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
Davalı-karşı davacı erkek vekili cevap ve karşı dava dilekçesinde özetle; kadının davasının haksız ve yasal dayanağı olmadan açıldığını, davacının evde düzenli yemek yapmadığından müvekkilinin annesinde yemek yendiği, tarafların tüp bebek denemesinin müvekkilinden kaynaklanmayıp, ortak çocuğun doğal yolla dünyaya geldiği, davacının o dönem 36 yaşında olup yaşının geçmekte oluşu ve riskli gebelik olabileceğinden denendiği kadının annesinin, kızına birşey olursa öldüreceğini söyleyerek tehdit ettiği, kadının aile bağları zayıf olup tarafların arasını açmaya, eşler arasındaki güven ilişkisini zedelemeye çalıştıkları,kadının annesi çocuğun doğumunda gelince yine hakaret ve tehditlere başladığı, kadının annesinin, bebek ve davacı kızı ile müşterek konutta kalacaklarını, müvekkilinin annesinde kalmasını istediği, bu durumun 30 gün sürdüğü, müvekkilinin kaynanası yatalak annesine baktığından 30 günün sonunda memleketine döndüğü, müvekkilinin eşinin ve çocuğunun da …’ya kaynanasıyla gitmesini istemediği ancak davacı ısrar edince onları götürdüğü, kadının iki ay sonra referandumda oy kullanmak için …’ya geldiği, geldiğinde bebek için…okutulduğu, 24 Nisan’da …’ya dönmek istediğinden biletinin alındığı, 23 Nisan gecesi müvekkilinin evdeki muskaları sorduğu, davacının da bunları annesiyle yaptırdığını kabul ettiği, müvekkilinin tahammül edemediği, boşanmak istediğini söylediği, kadının da bebekle memleketine gittiği, bir ay sonra müvekkilinin dershaneye ortak olma durumunu, sevincini eşiyle paylaşmak, iyi niyetli olarak bebeği ve eşi için evlilik birliğinin devamını sağlamak için ailesi tarafından yatırılan 30.000,00 TL parayı geri istediği belirtilerek asıl davanın reddi ile karşı davanın kabulü ile evlilik birliği temelinden sarsıldığından tarafların boşanmalarına, ortak çocuğun velâyetinin babaya verilmesine, erkek lehine 150.000,00 TL maddî ve 200.000,00 TL manevî tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; tarafların …’da erkeğin babasına ait onların evine bitişik binada oturdukları, yaşanan sorunlar sonucu ortak çocuk 2 aylıkken ayrı yaşamaya başladıkları, toplanan deliller kadının evlilik birliği içerisinde psikolojik, ekonomik baskı altında olduğu, ailesinin, annesinin istenmediği, erkeğin ailesine bitişik evlerde olup, müşterek konutun anahtarının erkeğin annesinde olduğu, evin mahremiyetinin olmadığı, aileye müdahil oldukları, kadının sağ olan ortak çocuğun doğumundan önce ölü doğum yaptığında yaşanmış olumsuz olaylardan sonra evlilik devam ettiğinden affedilmiş sayılacağı ancak sonrasında benzer durumların devam ettiği, kadının ailesinin istenmediği, erkeğin ilgisiz davrandığı, eşin hamileliği döneminde ve doğumda ve sonrasında eşiyle işlerinin yoğunluğunu bahane ederek yeterince ilgilenmediği, evde muska bulduğunu söyleyerek tartışma çıkarıp eşinin gitmesini istediği erkeğin tutumunun kusurlu olduğu, sonrasında erkeğin dershaneye ortak olacağını kadına telefon ederek bildirmek suretiyle fiili birlikteliği tesis etmeye çalıştığı, tanık olan kayınpederin de oğlunun evliliği devam ettirmek istediğini beyan ettiği her ne kadar dava açmışsa da iddia edip dayandığı vakıaları affetmiş sayılacağından, ortak çocuğun velâyeti, yaşı, anne bakımına ihtiyacı, uzman görüşü nedeniyle anneye verildiği, kadının nafaka talebi kadının düzenli işi ve geliri olmakla kabul edilmediğini, erkeğin kadına psikolojik ve ekonomik şiddet uyguladığı, ailesiyle ilgilenmediği, kadının ailesini istememesi ve eşinin evden gitmesini istemesi nedeniyle erkeğin tam kusurlu olduğu gerekçesiyle asıl davanın kabulü ile tarafların 4721sayılı Kanun’un 166 ncı maddesinin birinci fıkrası gereği boşanmalarına, karşı davanın reddine, ortak çocuğun velâyetinin anneye verilmesine, baba ile kişisel ilişki kurulmasına, ortak çocuk için aylık 500,00 TL tedbir ve iştirak nafakasına, kadın lehine 13.000,00 TL maddî, 12.000,00 TL manevî tazminata, kadının nafaka talebinin ise reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1.Davacı-karşı davalı kadın vekili istinaf dilekçesinde özetle; erkeğin gelirinin kadından fazla olduğu halde müvekkili lehine tedbir nafakasına hükmedilmediğini, ortak çocuk için takdir edilen iştirak nafakası ile tazminat miktarlarının az olduğunu belirterek tedbir nafakası, iştirak nafakasının ve tazminatların miktarı yönlerinden İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak talepleri doğrultusunda karar verilmesi istemi ile istinaf başvurusunda bulunmuştur.
2.Davalı-karşı davacı erkek vekili istinaf dilekçesinde özetle; tanık beyanlarına itibar edilmediğini, kadının kusurlu olduğunu, evi terk edenin kadın olduğunu, çocuğu da erkekten uzaklaştırdığını, erkeğe izafe edilen kusurların gerçekleşmediğini, ev işi yapmayan, eve muska koyan kadının kusurlu olduğunu, erkeğin ailesinin her daim maddî ve manevî anlamda desteklediklerini, kadının annesinin ise erkeğe hakaret ettiği, onu tehdit ederek birliğe zarar verdiğini, kadının devlette çalışmaya başlamasıyla birlikte eşini terk etmesi, evlilik birliği içinde ağır kusurlu olması, müvekkilin kusursuzluğu, delillerin ve olayların objektif değerlendirilmemesi nedenleri ile erkeğin kadının davranışlarını affettiğine dair dayanağı belli olmayan kararın haksız ve hukuka aykırı olduğunu belirterek kusur belirlemesi, kadının kabul edilen davsı ile reddedilen davası ile tazminat talepleri yönlerinden İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak talepleri doğrultusunda karar verilmesi istemi ile istinaf başvurusunda bulunmuştur.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; kadın yararına 4721 sayılı Kanun’un 169 uncu maddesi gereğince tedbir nafakasına hükmedilmemesinin yerinde görülmediği, velâyeti anneye verilen ortak çocuk için iştirak nafakasına hükmedilmesinde herhangi bir isabetsizlik bulunmamakla birlikte, tarafların tespit edilen sosyal ve ekonomik durumları, nafakanın niteliği, günün ekonomik koşulları, ortak çocuğun ihtiyaçları ve hakkaniyet ilkesi birlikte değerlendirildiğinde hükmedilen nafakanın az olduğu gibi tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile kusurları ve hakkaniyet ilkesi dikkate alınarak kadın lehine hükmedilen maddî ve manevî tazminat miktarının da az olduğu gerekçesiyle istinaf başvurusunun tedbir nafakası, iştirak nafakasının ve tazminatların miktarları yönlerinden kabulü ile İlk Derece Mahkemesinin ilgili bentlerinin kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurmak suretiyle kadın için dava tarihinden itibaren aylık 250,00 TL tedbir nafakasına, ortak çocuk için aylık 1.000,00 TL iştirak nafakasına, kadın lehine 40.000,00 TL maddî ve 30.000,00 TL manevî tazminata karar verilmiş, tarafların sair istinaf taleplerinin ise 6100 sayılı Kanun’un 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) inci alt bendi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davacı-karşı davalı kadın vekili temyiz dilekçesinde; taraflarının aylık gelirleri arasında ciddi bir fark bulunduğu, erkeğin gelirinin yüksek olduğu, günümüz ekonomik koşulları, erkeğin kusurlu davranışlarının ağırlığı ve hakkaniyet gereği ortak çocuk için hükmedilen iştirak nafakası ile kadın lehine hükmedilen tedbir nafakasının ve tazminat miktarlarının düşük olduğunu belirterek tedbir nafakası, iştirak nafakası ve tazminatların miktarı yönlerinden kararın bozulmasını talep etmiştir.
2.Davalı-karşı davacı erkek vekili temyiz dilekçesinde; İstinaf Mahkemesince kusur değerlendirmesinin hatalı ve gerekçesiz yapıldığını, kazancı müvekkilimden kat be kat fazla olan ve evi terk eden eş sebebiyle esas zarara uğrayan erkek için tedbir nafakası verilmesi gerekmekte iken bu hususlar irdelenmeksizin eşe boşanma davası kesinleşene kadar tedbir nafakası verilmesinin hiçbir yasal dayanağı olmadığını, kazancı asgari ücret ile sınırlıyken, ortak çocukların yaşı, eğitimi gereği ve davacının kazancına da bağlı olarak iştirak nafakasının iki katına çıkarılmasının müvekkili zor durumda bırakacağı, Bölge Adliye Mahkemesince değerlendirilmeyen Mahkeme dosyası değerlendirildiğinde açıkça görüleceği gibi; ilk derece mahkemesi kararında ve Bölge Adliye Mahkemesi kararındaki ifadelerin aksine tüm tanık beyanları ve mahkemeye sunulan delillerde de açıkça belirli olduğu gibi mahkeme kararı Yargıtay kararlarına da aykırılık teşkil ettiği, kadının devlette çalışmaya başlamasıyla birlikte eşini terk etmesi, evlilik birliği içinde ağır kusurlu olması, müvekkilin kusursuzluğu, sürekli maddî çıkar sağlamaya çalışması, delillerin ve olayların objektif değerlendirilmemesi, kusura ilişkin itirazlarımızın değerlendirilmemesi, haksız ve hukuka aykırı bir şekilde maddî açıdan çok daha güçlü olan davacıya boşanma davası açılmasından kesinleşmesine kadar tedbir nafakası bağlanması, fahiş bir şekilde maddî manevî tazminatlar ile iştirak nafakasının 3 katına yakın arttırılarak verilen kararın hatalı olduğunu belirterek kusur belirlemesi, tedbir nafakası, iştirak nafakasının miktarı ile tazminatların miktarları yönlerinden kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, açılan boşanma davasında taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamında imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik bulunup bulunmadığı, geçimsizlik var ise kusurun kimden kaynaklandığı, tarafların davalarının kabulünün gerekip gerekmediği, kadın için hükmedilen tedbir nafakası, iştirak nafakasının miktarı ve tazminatlar noktasında toplanmaktadır.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun)190 ıncı maddesi, 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 4721 sayılı Kanun’un 4 üncü maddesi, 6 ncı maddesi, 166 ncı maddesinin birinci ve ikinci fıkrası, 169 uncu maddesi, 174 üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkraları, 182 inci maddesi. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı Kanun) 50 nci ve 51 inci maddesi.
3.Değerlendirme
1.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere, delillerin takdirinde hata görülmemesine göre davalı-karşı davacı erkek vekilinin tüm, davacı-karşı davalı kadın vekilinin ise aşağıdaki paragraf kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2.Tarafların tespit edilen ekonomik ve sosyal durumları, boşanmaya yol açan olaylardaki kusur dereceleri, paranın alım gücü, kişilik haklarına yapılan saldırı ile ihlâl edilen mevcut ve beklenen menfaat dikkate alındığında davacı-karşı davalı kadın yararına takdir edilen maddî ve manevî tazminat azdır. 4721 sayılı Kanun’un 4 üncü maddesindeki hakkaniyet ilkesi ile 6098 sayılı Kanun’un 50 nci ve 51 inci maddesi hükümleri dikkate alınarak daha uygun miktarda maddî ve manevî tazminat takdiri gerekir. Bu yönler gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1.Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının yukarıda (2) numaralı paragrafda belirtildiği üzere maddî ve manevî tazminatların miktarları yönünden BOZULMASINA,
2.Yukarıda (1) numaralı paragrafta belirtildiği üzere davalı-karşı davacı erkek vekilinin tüm, davacı-karşı davalı kadın vekilinin ise sair temyiz tirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozmanın kapsamı dışında kalan temyize konu diğer bölümlerinin ise 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden…ya yükletilmesine,
Peşin alınan harcın istek halinde yatıran Neslihan’a iadesine,
Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
05.07.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Haksız yere çocuğu geride bırakarak evi terk etmek velayet kararında aleyhe bir faktör olarak değerlendirilebilir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2022/9705, K. 2023/311, T. 18.01.2023

“İçtihat Metni”
MAHKEMESİ: … Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi

Taraflar arasındaki boşanma davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
2797 sayılı Yargıtay Kanunu’nun 40 ıncı ve Yargıtay İç Yönetmeliği’nin 18 inci maddeleri uyarınca yapılan ön incelemede; Bölge Adliye Mahkemesi kararının davalı vekili tarafından adli yardım talepli olarak temyiz edildiği, bu sebeple de temyiz dilekçesi verilirken gerekli harç ve giderlerin yatırılmadığı belirlenmiştir.
Adli yardım, temyiz yoluna başvuru sırasında talep edilmekle;
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 336 ncı maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, adli yardım talebini inceleme görevi Yargıtaya aittir.
Adli yardım, 6100 sayılı Kanun’un 334 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Anılan maddelere göre gerçek kişiler ile kamuya yararlı dernek ve vakıfların yararlanabileceği adli yardımın şartları, ödeme gücünden yoksun olma ve talebin açıkça dayanaktan yoksun olmamasıdır. Adli yardım talebinde bulunan gerçek kişi veya tüzel kişinin yargılama giderlerini karşılayabilecek durumda olmadığını gösteren mali durumuna ilişkin belgeleri de mahkemeye ibraz etmesi gerekir. Adli yardım talebinde bulunanın ödeme gücünden yoksun olup olmadığı, bu belgeler incelenerek belirlenecektir.
Bu açıklamalar ışığında adli yardım talebinde bulunan tarafın, kendisi ve ailesinin geçimini önemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin gereken temyiz yoluna başvuru giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşıldığından, adli yardım talebinin kabulüne karar vermek gerekmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle;kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalının müvekkiline ağır hakaretlerde bulunduğunu, ilgisiz davrandığını, sosyal medyada çok vakit geçirdiğini, ailesini ve çocuğu ihmal ettiğini, evlilikten doğan vazifelerini yerine getirmediğini, davalının müvekkilini başka bir erkek ile aldattığını, evi terk ederek başkası ile zina halinde yaşadığını iddia ederek zina nedeniyle, kabul görmez ise şiddetli geçimsizlik nedeniyle tarafların boşanmalarına, müşterek çocuğun velâyetinin müvekkiline verilmesine, müşterek çocuk lehine 1.000,00 TL tedbir-iştirak nafakasına, müvekkili lehine 30.000,00 TL maddî, 100.000,00 TL manevî tazminata karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı kadına 09.04.2018 tarihinde tebliğ edilen dava dilekçesine 20.02.2019 tarihinde vekili ile verdiği cevap dilekçesinde; davacının beyanlarını kabul etmediklerini, tarafların 2013 yılında evlendiğini, bir müşterek çocukları olduğunu, tarafların arasında fikir ve düşünce farklılıklarının olduğunu, davalının evlilik birliğinin yüklemiş olduğu sorumlulukları yerine getirmediğini beyanla davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalı kadının evi terk ettiği, … isimli kişi ile yaşayarak sadakat yükümlülüğü ihlal ettiği, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasında davalı kadının tam kusurlu, davacı erkeğin ise kusursuz olduğu gerekçesi ile davanın kabülü ile 4721 sayılı Türk Medeni Kanun’un (4721 sayılı Kanun) 166 ncı maddesinin birinci fıkrası gereğince evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle tarafların boşanmalarına, müşterek çocuğun velâyetinin davacı babaya verilmesine, davalı anne ile şahi ilişki tesisine, müşterek çocuk lehine aylık 200,00 TL iştirak nafakası ile 10.000,00 TL maddî tazminat ve 10.000,00 TL manevî tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı vekili, davacının evin ihtiyaçlarını karşılamadığını, başka kadın ile aldattığını, şiddet uyguladığını, müvekkilinin eski eşinden olan çocuklarına kötü davrandığını, müvekkilinin sadece evden ayrıldığı için tam kusurlu kabul edildiğini, eksik araştırma ile karar verildiğini belirterek davanın reddine karar verilmesi istemi ile istinaf başvurusunda bulunmuştur.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalının İlk Derece Mahkemesince kabul edilen kusurlarının gerçekleştiği, boşanmaya neden olan olaylarda davalının tam kusurlu olduğu, tarafların boşanmalarına dair kararında usule ve esasa ilişkin herhangi bir aykırılığın bulunmadığı, tarafların boşanmaya neden olan olaylardaki kusur dereceleri, evlilik süresi, tespit edilen ekonomik ve sosyal durumları, paranın alım gücü, boşanma yüzünden zedelenen mevcut ve beklenen menfaatlerin kapsamına, nafakanın niteliğine ve günün ekonomik koşullarına göre, İlk Derece Mahkemesince davacı lehine takdir edilen maddî-manevî tazminat miktarları ile iştirak nafakası miktarlarının makul olduğu, müşterek çocuğun yaşı, uzman raporu kapsamı, uzman görüşü, çocuğun üstün yararı gereğince velâyetin babaya verilmesine ilişkin kararın doğru olduğu gerekçesi ile davalının istinaf başvurularının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 353 üncü maddesinin (1) inci fıkrasının (b) bendinin (1) inci alt bendi gereğince esastan reddine karar verilmiştir .
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili, davacının evin ihtiyaçlarını karşılamadığını, başka kadın ile aldattığını, şiddet uyguladığını, müvekkilinin eski eşinden olan çocuklarına kötü davrandığını, müvekkilinin sadece evden ayrıldığı için tam kusurlu kabul edildiğini, eksik araştırma ile hüküm kurulduğunu beyanla kararın usul ve kanuna aykırı bulunduğunu ileri sürerek; davanın kabulü, boşanma, kusur tespiti, velâyet, tedbir ve iştirak nafakası, maddî ve manevî tazminat yönlerinden kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, evlilik birliğinin temelinden sarsılması hukuki sebebine dayalı açılan boşanma davasında taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamında imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik bulunup bulunmadığı, geçimsizlik var ise kusurun kimden kaynaklandığı, davanın kabulü, hükmedilen maddî ve manevî tazminat ile tedbir ve iştirak nafakasının verilmesi şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediği, miktarlarının yüksek olup olmadığı ve velâyet noktasında toplanmaktadır.
2. İlgili Hukuk
4721 sayılı Kanun’un 4 üncü maddesi, 166 ncı maddesinin birinci ve ikinci fıkrası, 174 üncü maddesi, 182 inci maddesi, 330 uncu maddesi, 6100 sayılı Kanun’un 336 ncı ve 337 nci maddeleri, 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 inci maddesinin birinci fıkrası ve 371 inci maddesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 50 nci ve 51 inci maddeleri
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere ve özellikle davalı kadının ablama gidiyorum diyerek müşterek konutu terk edip … iline gitmek suretiyle güven sarsıcı davranış içerisinde bulunduğu ve evlilik birliği yükümlülüklerini yerine getirmediği, davalı kadının … ile birlikte yaşadığının ise ispatlanamadığı ve mahkemece davalı kadına kusur olarak yüklenemeyeceği, yine de mahkemece kabul edilen ve gerçekleşen kusur durumları dikkate alındığında, boşanmaya sebebiyet veren olaylarda davalı kadının tam kusurlu olduğunun anlaşılmasına göre, usul ve kanuna uygun olup temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Adli yardımdan yararlanması sebebiyle başlangıçta alınmamış olan aşağıda yazılı karar ve ilam harcı ile temyiz başvuru harcının temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
18.01.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Neden Bakırköy boşanma avukatı olarak Sarıoğlu & Sefer Hukuk Bürosu?

Bakırköy Adliyesi’ne yürüme mesafesindeki konumumuz, acil durumlarda aynı gün müdahaleyi mümkün kılar. Bakırköy Aile Mahkemesi’nin ve Bahçelievler Ek Binası’nın işleyişini, duruşma takvimlerini ve yerel yargı pratiğini yakından bilen kadromuz, her davayı ilk görüşmeden itibaren müvekkile özgü bir stratejiyle yürütür. Yüksek değerli taşınmazların ve şirket ortaklıklarının mal rejimine yansımasında deneyimli bir yaklaşım sunar; velayet düzenlemelerinde çocuğun üstün yararını öncelikli tutar ve süreçte paylaşılan tüm bilgileri sıkı gizlilik ilkesiyle koruruz. Deneyimli bir Bakırköy boşanma avukatı ile çalışmak, hem hak kayıplarını önler hem de sürecin daha öngörülebilir ilerlemesini sağlar.

Bakırköy boşanma avukatı ücreti ne kadardır?

Boşanma davalarında avukatlık ücreti; davanın anlaşmalı mı çekişmeli mi olduğuna, uyuşmazlık konularının kapsamına ve tahmini süresine göre değişir. Ücretler, Türkiye Barolar Birliği Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (AAÜT) ile İstanbul Barosu tavsiye ücret tarifesi arasında belirlenir ve AAÜT’nin altında olamaz. Güncel kalemler için boşanma avukatı ücreti 2026 sayfamızı inceleyebilir; somut durumunuza özgü bilgi için büromuzla iletişime geçebilirsiniz.

Bakırköy Boşanma Avukatı Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

Bakırköy’de boşanma davası hangi mahkemede açılır?

Bakırköy, Bahçelievler, Bağcılar, Esenler, Güngören veya Zeytinburnu’nda ikamet ediyorsanız ya da son altı aydır bu ilçelerden birinde eşinizle birlikte yaşıyorsanız, TMK m. 168 uyarınca davanız Bakırköy Aile Mahkemesi’nde açılır. Duruşmalar Bahçelievler Ek Binası’nda yürütülmektedir.

Eşim boşanmak istemiyorsa Bakırköy’de dava açabilir miyim?

Evet. Çekişmeli boşanmada davalının rızası aranmaz. TMK m. 166/1 uyarınca evlilik birliğinin temelinden sarsıldığını ispat etmeniz hâlinde mahkeme boşanmaya karar verir. Ancak davacının kusuru davalıdan ağırsa TMK m. 166/2 uyarınca davalı boşanmaya itiraz edebilir; bu durumda mahkeme evliliğin devamında davalı ve çocuklar için korunmaya değer bir yarar olup olmadığını değerlendirir.

Anlaşmalı boşanma Bakırköy’de ne kadar sürer?

TMK m. 166/3 kapsamında anlaşmalı boşanma, protokolün eksiksiz hazırlanması ve her iki tarafın duruşmada bizzat hazır bulunması koşuluyla tek celsede tamamlanabilir. Bakırköy Aile Mahkemesi’nde ilk duruşma tarihi genellikle başvurudan bir ila üç ay sonrasına verilmekte, ardından on beş günlük kesinleşme süresi işlemektedir.

Çekişmeli boşanma Bakırköy’de ne kadar sürer?

Uyuşmazlık konularına ve mahkemenin iş yüküne bağlı olarak çekişmeli boşanma ortalama bir ila üç yıl sürebilir. İstinaf ve temyiz aşamalarıyla birlikte toplam süreç üç ila beş yıla uzayabilir. Bilirkişi incelemesi ve tanık dinlenmesi bu süreyi uzatan başlıca etkenlerdir.

Boşanmadaki kusur mal paylaşımını etkiler mi?

Kural olarak etkilemez; edinilmiş mallara katılma rejiminin tasfiyesi kusurdan bağımsız yürütülür. Ancak TMK m. 236/2 uyarınca zina veya hayata kast gibi çok istisnai ve ağır durumlarda hâkimin, kusurlu eşin artık değerdeki payını azaltma veya tamamen kaldırma yetkisi bulunur.

Bakırköy’de barodan ücretsiz avukat alabilir miyim?

HMK m. 334/1 uyarınca, kendisi ve ailesinin geçimini önemli ölçüde zora sokmadan yargılama giderlerini ödeyemeyecek kişiler adli yardımdan yararlanabilir. Başvuru, davanın görüleceği mahkemeye veya İstanbul Barosu Adli Yardım Bürosu’na yapılır. Muhtarlıktan alınan fakirlik belgesi, SGK hizmet dökümü ve mal varlığı belgesi başvuruda istenen temel evraklardır.

Bakırköy boşanma avukatı ücreti ne kadardır?

Bakırköy boşanma avukatı ücreti, davanın anlaşmalı veya çekişmeli olmasına, mal rejimi tasfiyesi ile velayet ve nafaka taleplerinin kapsamına göre değişir ve Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin altında olamaz. Somut tutar, dosyanızın özellikleri değerlendirilerek belirlenir; güncel bilgi için büromuzla iletişime geçebilirsiniz.

Yüksek değerli mal varlığı olan boşanmalarda nelere dikkat edilir?

Ataköy, Yeşilköy ve Florya gibi semtlerdeki yüksek değerli taşınmazlarda, evlilik içinde edinilen malların doğru değerlemesi ve değer artış payının (TMK m. 227) hesaplanması kritik öneme sahiptir. Şirket ortaklıkları, yurt dışı varlıklar ve birden fazla taşınmaz söz konusu olduğunda bilirkişi incelemesi gerekir; bu nedenle mal rejimi konusunda deneyimli bir avukatla çalışmak önemlidir.

Boşanmadan önce evi terk etmek suç mudur?

Hayır. Evi terk etmek ceza hukuku anlamında bir suç değildir; konu tamamen aile hukuku kapsamında değerlendirilir. Haklı bir sebep olmaksızın yapılan terk, TMK m. 164 uyarınca boşanma sebebi oluşturabilir ve terk eden eşin boşanmada kusurlu sayılmasına, buna bağlı olarak nafaka ve tazminat haklarını kaybetmesine yol açabilir.

Affedilen bir olay sonradan yeniden boşanma sebebi olarak ileri sürülebilir mi?

Hayır. Eşlerin barışıp evlilik birliğini sürdürmesi, önceki olayın affedildiğinin veya hoşgörüyle karşılandığının göstergesi sayılır ve bu olay yeniden dava konusu yapılamaz. Ancak barışma tarihinden sonra yaşanan ve ispatlanan yeni bir kusurlu davranış, yeni bir boşanma davasının konusunu oluşturabilir.

Bakırköy Boşanma Avukatı – İletişim

Boşanma sürecinizde bir Bakırköy boşanma avukatından hukuki destek almak için Av. Mehmet Sarıoğlu ve Sarıoğlu & Sefer Hukuk Bürosu’na aşağıdaki kanallardan ulaşabilirsiniz:

  • Telefon / WhatsApp: 0539 676 32 75
  • E-posta: bilgi@sarioglusefer.com
  • Adres: Osmaniye Mah., İsmail Erez Bulvarı No: 9/2, 34146 Bakırköy/İstanbul