Diş Hekimi Malpraktisi: Yanlış Diş Çekimi ve Kanal Tedavisi

Diş hekimi malpraktisi nedeniyle tazminat davası, diş çekimi, kanal tedavisi, dolgu gibi tedavi amaçlı diş hekimliği işlemlerinde hekimin özen borcuna aykırı davranması sonucu hastanın uğradığı zararın giderilmesi için açılır. Diş hekimliği alanındaki uygulamaların bir kısmı (çekim, kanal tedavisi, dolgu) sağlığın korunmasına yönelik tedavi işlemi olduğundan vekalet sözleşmesi hükümlerine tabidir; implant, protez veya zirkonyum kaplama gibi sonuç taahhüdü içeren estetik işlemler ise eser sözleşmesi kapsamında ayrı bir hukuki rejime bağlıdır. Bu makalede, tedavi amaçlı diş hekimliği işlemlerinden (çekim ve kanal tedavisinden) kaynaklanan tazminat davalarının hukuki dayanağını, kanal tedavisinde sık karşılaşılan komplikasyonların kusurdan nasıl ayrıldığını, yanlış diş çekiminin özel görünümlerini ve dava sürecinin işleyişini güncel Yargıtay ve Danıştay içtihatları ışığında ele alıyoruz. Malpraktis sorumluluğunun genel çerçevesi için malpraktis tazminat davası rehberimize bakabilirsiniz.

1. Diş Hekimi Malpraktisi Nedeniyle Tazminat Davasının Hukuki Niteliği

Diş çekimi, kanal tedavisi ve dolgu gibi sağlığın iyileştirilmesini amaçlayan tedavi işlemlerinde hasta ile diş hekimi arasındaki ilişki vekalet sözleşmesi (TBK m. 502 vd.) esasına dayanır. Diş hekimi, yöneldiği sonucu (örneğin dişin tamamen ağrısız hâle gelmesini) garanti etmez; ancak bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın özensizliğinden doğan zararlardan sorumludur. Buna karşılık implant, protez ve zirkonyum kaplama gibi belirli bir estetik sonucun taahhüt edildiği işlemler eser sözleşmesi (TBK m. 470 vd.) kapsamında değerlendirilir; bu makale, tedavi amaçlı işlemlere (çekim ve kanal tedavisine) odaklanmaktadır. Kamu ağız ve diş sağlığı merkezlerinde ise ilişki, idarenin hizmet kusuru esasına göre idare hukuku kapsamında değerlendirilir.

Diş hekimliği alanındaki işlemin hukuki niteliğinin doğru tespiti, davanın seyrini büyük ölçüde belirler. Çekim ve kanal tedavisi gibi işlemlerde davacı, hekimin özen borcuna aykırı davrandığını ispatlamak zorundayken; implant veya protez gibi eser niteliğindeki işlemlerde davacının yalnızca sonucun taahhüt edilenle örtüşmediğini ortaya koyması, ispat yükünü önemli ölçüde hafifletebilir. Bu nedenle bir dava dilekçesi hazırlanmadan önce, hastaya uygulanan işlemin hangi kategoriye (tedavi mi, estetik/sonuç odaklı işlem mi) girdiğinin net biçimde belirlenmesi gerekir.

2. Yasal Dayanak

TBK m.506/2-3: “Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür. Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır.”

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 502 vd. (Vekalet Sözleşmesi Hükümleri): Çekim ve kanal tedavisi gibi tedavi amaçlı işlemlerde hasta ile diş hekimi arasındaki ilişkinin temel dayanağıdır.

1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun ile Diş Hekimliği Meslek Etiği Kuralları: Diş hekiminin özen ve aydınlatma yükümlülüğünün kapsamını somutlaştırır.

3224 sayılı Türk Diş Hekimleri Birliği Kanunu: Diş hekimlerinin meslek disiplini, oda kararları ve mesleki denetim mekanizmasının çerçevesini çizer; oda disiplin kararları, hukuk davasında delil değeri taşıyabilir.

Hasta Hakları Yönetmeliği: Diş hekimliği uygulamaları dâhil her türlü tıbbi müdahalede hastanın aydınlatılması ve rızasının alınması gerektiğini düzenler.

2219 sayılı Hususi Hastaneler Kanunu ve kamu ağız-diş sağlığı merkezleri bakımından 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu m. 2/1-b (tam yargı davası): Kamu kurumunda meydana gelen diş hekimliği olaylarında idarenin hizmet kusuruna dayalı sorumluluğunun usul çerçevesini oluşturur.

3. Sorumluluğun Unsurları

Diş hekimi malpraktisi davalarında da genel malpraktis sorumluluğunun dört unsuru (hukuka aykırı eylem, kusur, zarar, illiyet bağı) aranır. Diş hekimi, hastasının zarar görmemesi için mesleki tüm şartları yerine getirme, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp somut durumun gerektirdiği önlemleri eksiksiz biçimde alma ve uygun tedaviyi de yine gecikmeksizin belirleyip uygulama zorunluluğu altındadır; hasta, mesleki bir iş gören olan diş hekiminden tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat göstermesini bekleme hakkına sahiptir.

Diş hekimliği alanının kendine özgü bir özelliği, işlemlerin genellikle küçük ölçekli ve tek seansta tamamlanan niteliği nedeniyle hatanın anında ve geri döndürülemez biçimde ortaya çıkmasıdır. Bir diş çekiminde yanlış dişin çekilmesi, kanal tedavisinde bir aletin kırılması veya çekim sırasında çene kemiğinin zarar görmesi gibi olaylar, çoğu zaman işlem tamamlandıktan hemen sonra fark edilir ve geri alınamaz nitelikte zararlara yol açar. Bu nedenle diş hekimliği malpraktis davalarında, işlem öncesi teşhis ve planlamanın doğruluğu kadar, işlem sırasındaki teknik uygulamanın da titizlikle incelenmesi gerekir.

4. Kanal Tedavisinde Komplikasyon ile Kusurun Ayrımı

Kanal tedavisi sırasında kullanılan kanal aletinin (eğenin) kırılması, diş hekimliği malpraktis davalarının en sık karşılaşılan ve en çok tartışılan görünümlerinden biridir. Yerleşik içtihada göre, dişin kök kısmının düzensiz anatomik yapısından dolayı kanal tedavisi esnasında kullanılan eğenin kırılması, herhangi bir tıbbi kusur ya da ihmale izafe edilemeyen bir komplikasyon olarak nitelendirilir; bu tür kanal aleti kırıkları meslek hatası (malpraktis) olarak kabul edilmez (Yargıtay 15. Hukuk Dairesi, E. 2018/289, K. 2018/1564, T. 16.04.2018). Bu ilke, farklı bir olayda da aynen teyit edilmiştir: kanal tedavisinin tıp kuralları dâhilinde olduğu, dişin kök kısmının düzensiz anatomik yapısından dolayı eğenin kırılabileceği ve bunun herhangi bir tıbbi kusur veya ihmale izafe edilemeyen komplikasyon olarak nitelendirildiği vurgulanmıştır (Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2024/3576, K. 2025/4057, T. 26.11.2025).

Ancak bu komplikasyon kabulü, hekimi her türlü sorumluluktan otomatik olarak kurtarmaz. Her iki kararda da ortak biçimde vurgulanan kritik nokta şudur: kırılan eğe konusunda hastanın bilgilendirilmemesi, ayrı ve bağımsız bir eksiklik/kusur olarak nitelendirilmektedir. Bu ayrım, diş hekimliği malpraktis davalarında omurga niteliğinde bir ilke ortaya koymaktadır: komplikasyonun kendisi kusur oluşturmasa dahi, komplikasyonun hastaya bildirilmemesi ve buna göre bir sonraki tedavi adımının (örneğin kırık parçanın çıkarılması veya izlenmesi) planlanmaması, diş hekiminin aydınlatma ve bilgilendirme yükümlülüğünün ihlali olarak ayrı bir sorumluluk nedeni oluşturur. Bu nedenle kanal tedavisi sırasında bir komplikasyon geliştiğinde, hastanın bu durumdan haberdar edilip edilmediği, davanın seyrini belirleyen en kritik unsurlardan biridir.

Diş hekimleri, komplikasyon savunmasını güçlendirmek amacıyla, zararın hastanın kendi bünyesel özelliklerinden (ağız hijyeni, kök yapısı, kontrol muayenelerinin aksatılması) kaynaklandığını da ileri sürebilir. Bir olayda, çocuklarda çürük süt dişi çekimi sırasında bitişik durumdaki henüz oluşumunu tamamlamamış daimi dişin de çıkmasının bu tür operasyonların sık karşılaşılan bir komplikasyonu olduğu, hastanın genetik olarak bazı dişlerinin eksik olması ve ağız bakımının yetersizliği gibi hususların da değerlendirmeye alınması gerektiği ileri sürülmüştür (Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2022/3284, K. 2024/224, T. 17.01.2024). Bu örnek, komplikasyon savunmasının yalnızca işlemin genel istatistiksel riskine değil, somut hastanın bireysel klinik durumuna dayandırılması gerektiğini ve bilirkişi incelemesinin bu bireysel faktörleri de değerlendirmesi gerektiğini göstermektedir.

5. Aydınlatılmış Onam ve Sınırları

Diş hekimliği işlemlerinde de aydınlatılmış onam, hastanın işlemin risklerini, alternatiflerini ve olası komplikasyonlarını bilerek rıza göstermesini sağlayan temel bir yükümlülüktür. Ancak bu yükümlülüğün sınırları da içtihatta özellikle vurgulanmaktadır. Bir kararda, diş çekiminde de ölüm sonucuna varan komplikasyonların meydana gelebildiğinin bilindiği, ancak her diş hekiminin, işleme başlarken her hastaya her diş çekiminden evvel ölüm ihtimalinin bulunduğunu hatırlatmasının beklenemeyeceği; gerekli olmayan durumlarda tüm kötü ihtimallerin hastaya sayılmasının aydınlatma yükümlülüğüne hizmet etmeyeceği, aksine hastayı korkutmak, tedavi almaktan vazgeçirmek ya da yoğun stres gibi başkaca psikolojik sıkıntılar edindirmek sonucunu doğuracağı vurgulanmıştır (İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2023/24, K. 2024/678, T. 19.09.2024).

Bu ilke, aydınlatma yükümlülüğünün “her ihtimali sayma” anlamına gelmediğini, işlemin somut niteliğine ve makul olarak öngörülebilir risklere göre orantılı bir bilgilendirme yapılması gerektiğini göstermektedir. Buna karşılık, yukarıda değinilen kanal tedavisi örneklerinde olduğu gibi, işlem sırasında fiilen gerçekleşmiş bir komplikasyonun (örneğin kırılan bir eğenin) hastaya bildirilmemesi, işlem öncesi genel risk aydınlatmasından farklı bir yükümlülük ihlalidir; zira burada söz konusu olan soyut bir ihtimalin önceden bildirilmesi değil, somut olarak gerçekleşmiş bir durumun hastaya dürüstçe aktarılmasıdır.

6. Özel Görünümler: Yanlış Diş Çekimi, Çene Kemiği Komplikasyonu, Zincirleme Zarar

Yanlış Diş Çekimi

Yanlış diş çekimi, diş hekimliği malpraktis davalarının en açık ve en sık karşılaşılan görünümlerinden biridir ve genellikle iki farklı biçimde ortaya çıkar: çekilmesi planlanan çürük/hasarlı dişin yerine sağlam bir dişin çekilmesi, ya da özellikle çocuk hastalarda süt dişi çekimi sırasında bitişik kalıcı dişin yanlışlıkla çekilmesi. Küçük yaştaki hastalarda yaşanan bir olayda, 11 yaşındaki bir çocuğun ortodontik tedaviye hazırlık amacıyla süt dişlerinin çektirilmesi gerekirken, işlem sırasında kalıcı dişinin yanlışlıkla çekildiği; Adli Tıp Kurumu’nun yanlış diş çeken hekimi tam kusurlu bulduğu ve küçüğün yaşı dikkate alındığında diş tedavilerinde kalıcı dişlerin korunmasında yüksek özen gösterilmesi gerektiğinin vurgulandığı görülmüştür (Ankara Bölge İdare Mahkemesi 10. İdari Dava Dairesi, E. 2017/122, K. 2017/200, T. 15.03.2017). Benzer bir olayda da, çürük süt dişinin çekimi esnasında yanındaki kalıcı dişin de çekildiği, diş hekiminin bu işlem esnasında gerekli özeni ve dikkati göstermediği tespit edilerek kusurlu bulunmuştur (Yargıtay 15. Hukuk Dairesi, E. 2017/1532, K. 2018/2978, T. 10.07.2018).

Sağlam dişin yanlışlıkla çekilmesi örneği ise kamu kurumlarında da sıkça karşılaşılan bir sorundur. Bir olayda, hastaya iki çürük dişinin bulunduğu söylenmiş, ancak diş hekimi yanlışlıkla çürük dişlerden biri yerine sağlam bir dişi çekmiş; hasta bu durumu hekimin yanından ayrıldıktan sonra fark ederek tekrar başvurduğunda diğer çürük diş de çekilmiş, sonuç olarak iki çürük diş yerine bir sağlam diş dâhil toplam üç diş kaybedilmiştir (Danıştay 10. Daire, E. 2019/6318, K. 2020/1611, T. 04.06.2020). Bu örnekler, yanlış diş çekiminin hem özel hem kamu sağlık kuruluşlarında görülebilen, doğrudan hekimin dikkatsizliğinden kaynaklanan ve genellikle güçlü bir kusur karinesi taşıyan bir hata türü olduğunu göstermektedir.

Diş Çekimi Sırasında Çene Kemiği Komplikasyonu

Diş çekimi sırasında yaşanabilecek en ağır sonuçlu komplikasyonlardan biri, çene kemiğinin zarar görmesidir. Bir olayda, üst çenede bulunan bir dişin çekilmesi sırasında hekimin üst çene tespitini yeterince sağlamaması nedeniyle, söz konusu bölgede bulunan üç adet diş, bu dişleri çevreleyen alveol kemiği ve tüber maksillanın (üst çene arka kemik çıkıntısı) tek parça hâlinde kırılarak çıktığı; kopan çene kemiğinin yeniden oluşmasının mümkün olmadığı, müdahale sonrası bölgenin sütüre edilerek ileri bir merkeze yönlendirme yapılması gerekirken bunun yerine getirilmediği, hekimin kusurlu eylemi sonucu hastanın zarara uğradığı tespit edilmiştir (Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2016/3362, K. 2016/6615, T. 12.05.2016). Bu örnek, tek bir diş çekiminin, hekimin tekniğe uygun olmayan bir uygulaması sonucunda kalıcı ve geri döndürülemez bir anatomik kayba yol açabileceğini; ayrıca komplikasyon geliştiğinde ileri merkeze sevk gibi takip yükümlülüklerinin de ihmal edilmesinin ayrı bir kusur unsuru oluşturduğunu göstermektedir.

Kanal Tedavisinden Başlayan Zincirleme Zarar

Diş hekimliği malpraktis davalarının bir başka özel görünümü, başlangıçta sınırlı görünen bir işlemin, sonraki komplikasyonlarla birlikte çok daha kapsamlı bir zarara dönüşmesidir. Bir olayda, hastaya pulpitis (diş özü iltihabı) teşhisiyle kanal tedavisi uygulandığı, iki seanslık tedavi sonrası ilgili dişte apse geliştiği, bu apseli dişin çekildiği, ancak hastanın ağrılarının devam etmesi üzerine üniversite hastanesine başvurduğu ve burada altı dişinin daha çekilmesiyle birlikte ameliyat olmak zorunda kaldığı; hastanın gerekli aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmediğini ve tıbbi müdahalenin özenle yerine getirilmediğini ileri sürdüğü görülmüştür (Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2023/2740, K. 2024/5124, T. 24.12.2024). Bu örnek, diş hekimliği davalarında illiyet bağının tek bir işlemle sınırlı kalmayabileceğini, başlangıçtaki bir kanal tedavisi kararının sonraki tüm tedavi zincirini etkileyebileceğini ve bu tür zincirleme zararların bilirkişi incelemesinde bütün olarak değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.

Taksirle yaralama suçunun diş hekimliği uygulamalarındaki (örneğin yanlış diş çekimi sonucu açılan ceza davalarındaki) yansımaları hakkında daha ayrıntılı bilgi için Taksirle Yaralama madde şerhi sayfamıza başvurabilirsiniz.

7. Benzer Malpraktis Davalarıyla Karşılaştırma

Dava TürüHukuki İlişkiİspatın Odağı
Diş Hekimi Malpraktisi (Çekim/Kanal Tedavisi)Vekalet sözleşmesi / hizmet kusuruKomplikasyon-bilgilendirme ayrımı; yanlış çekim çoğunlukla açık kusur
Diş Estetiği (İmplant/Kaplama/Beyazlatma)Eser sözleşmesiSonucun taahhüt edilenle örtüşüp örtüşmediği
Yanlış İlaç/Doz UygulamasıVekalet sözleşmesi / hizmet kusuruHekim-hemşire arası talimat/order zinciri
Ameliyatta Yabancı Cisim UnutulmasıVekalet sözleşmesi / hizmet kusuruKusur çoğunlukla karine, sayım prosedürüne uyum

Bu karşılaştırmadan görüleceği üzere, çekim ve kanal tedavisi gibi tedavi amaçlı diş hekimliği işlemlerini estetik amaçlı diş işlemlerinden ayıran temel özellik, ispat yükünün ve değerlendirme kriterlerinin farklılaşmasıdır. Tedavi amaçlı işlemlerde davacı, hekimin özen borcuna aykırı davrandığını (örneğin yanlış diş çektiğini veya komplikasyonu bildirmediğini) ispatlamak zorundayken, estetik/eser niteliğindeki işlemlerde davacının yalnızca sonucun taahhüt edilenle örtüşmediğini göstermesi büyük ölçüde yeterli olabilir. Bu nedenle bir diş hekimliği uyuşmazlığında dava stratejisi belirlenirken, işlemin hangi kategoriye girdiğinin doğru tespiti belirleyici önem taşır.

8. Görevli Mahkeme ve Husumet

Diş hekimi malpraktisi davalarında görevli mahkeme, işlemin yapıldığı kurumun niteliğine göre belirlenir:

  • Özel diş kliniği, muayenehane veya özel hastanede meydana gelen olaylarda: Dava, işlemi yapan diş hekimine ve varsa istihdam eden klinik/hastane işleticisine karşı birlikte açılabilir. Hasta ile özel sağlık kuruluşu ve serbest çalışan hekim arasındaki ilişki 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun m.3/1-l anlamında bir tüketici işlemi olduğundan, görevli mahkeme m.73/1 uyarınca Tüketici Mahkemesidir.
  • Dava şartı arabuluculuk ve tüketici hakem heyeti: 6502 m.73/A uyarınca Tüketici Mahkemesinde dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır; anlaşma sağlanamazsa son tutanak dava dilekçesine eklenir. Değeri her yıl ilan edilen parasal sınırın altında kalan uyuşmazlıklar ise tüketici hakem heyetinin görev alanına girer; bu uyuşmazlıklarda arabuluculuk şartı aranmaz.
  • Diş hekiminin mesleki sorumluluk sigortasına dayalı taleplerde: Sigorta şirketine karşı açılacak dava, ticari dava niteliği taşıdığından Asliye Ticaret Mahkemesinde görülür.
  • Kamu ağız ve diş sağlığı merkezlerinde meydana gelen olaylarda: İdarenin hizmet kusuru esasına dayalı olarak İdare Mahkemesinde tam yargı davası açılması gerekir; diş hekimine karşı doğrudan adli yargıda dava açılamaz. İdareye yapılan başvurunun reddi veya 30 gün içinde cevap verilmemesi üzerine, 60 günlük dava açma süresi içinde dava açılmalıdır.

Diş hekimliği uygulamalarında, aynı zamanda ceza yargılamasına konu olan olaylar (özellikle taksirle yaralama iddiaları) sık görülmektedir. TBK m.74 uyarınca hukuk hâkimi, ceza hâkiminin kusura ve zararın belirlenmesine ilişkin değerlendirmesiyle bağlı değildir; yerleşik içtihada göre yalnızca mahkûmiyet kararında kesinleşen maddi olgu tespitleri (örneğin yanlış dişin çekildiği olgusu) hukuk hâkimini bağlar. Kusur oranı ve tazminat miktarı ise hukuk mahkemesince ayrıca yaptırılacak bilirkişi incelemesiyle belirlenir. Diş Hekimleri Odası’nın disiplin soruşturması sonucunda verdiği kararlar da (kınama, meslekten men gibi), hukuk davasında hekimin kusurunu değerlendirmede destekleyici bir delil olarak kullanılabilir; ancak bu kararların içeriği ile Adli Tıp Kurumu raporu arasında çelişki bulunması hâlinde, mahkemenin bu çelişkiyi ayrıca gidermesi gerekir.

9. Zamanaşımı Süreleri

TBK m.147/5: “Aşağıdaki alacaklar için beş yıllık zamanaşımı uygulanır: (…) 5. Vekâlet, komisyon ve acentalık sözleşmelerinden, ticari simsarlık ücreti alacağı dışında, simsarlık sözleşmesinden doğan alacaklar.”

TBK m.72/1: “Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Ancak, tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu zamanaşımı uygulanır.”

Özel hekim ve özel hastaneye karşı vekâlet sözleşmesine dayanan tazminat taleplerinde TBK m.147/5 uyarınca 5 yıllık zamanaşımı uygulanır. Yargıtay, tıbbi müdahaleden doğan sözleşmesel taleplerde bu sürenin işlem tarihinden değil, hastanın zararı öğrendiği tarihten itibaren başlatılmasını kabul etmektedir (Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2023/396, K. 2023/194, T. 22.02.2023; Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, E. 2011/2343, K. 2011/11552, T. 14.07.2011). Sürenin başlaması için zararın varlığının öğrenilmesi yeterlidir; zararın bütün kapsamıyla kesinleşmesi beklenmez (Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, E. 2005/5697, K. 2005/13292, T. 16.09.2005). Talep haksız fiile dayandırılırsa TBK m.72 uyarınca öğrenmeden itibaren 2 yıl, her hâlde fiilden itibaren 10 yıl içinde dava açılmalıdır; fiil aynı zamanda suç oluşturuyor ve ceza kanunu daha uzun bir dava zamanaşımı öngörüyorsa bu uzun süre uygulanır.

Kamu hastanelerine karşı tam yargı yolunda ise İYUK m.13 uyarınca, zararın öğrenildiği tarihten itibaren 1 yıl ve her hâlde olay tarihinden itibaren 5 yıl içinde önce idareye başvurulmalı; başvurunun reddi veya 30 gün içinde cevap verilmemesi (zımni ret) üzerine 60 gün içinde İdare Mahkemesinde dava açılmalıdır.

Diş hekimliği davalarında zamanaşımının başlangıcı, genellikle işlemin yapıldığı ve zararın (yanlış diş çekimi, çene kemiği kırığı gibi) hemen fark edildiği tarihle örtüşür. Ancak kanal tedavisinde eğe kırığı örneğinde olduğu gibi, komplikasyonun hastaya bildirilmediği hâllerde, zamanaşımının hastanın komplikasyonu ve buna bağlı zararı fiilen öğrendiği tarihten itibaren işlemeye başlaması gerektiği savunulabilir. Zincirleme zarar örneklerinde olduğu gibi zararın kademeli olarak (birden fazla ek işlemle) ortaya çıktığı hâllerde de, zamanaşımının hangi tarihten başlayacağı ayrıca değerlendirilmesi gereken bir husustur.

10. Zarar Kalemleri ve Tazminat Miktarı

Diş hekimi malpraktisi davalarında talep edilebilecek başlıca zarar kalemleri şunlardır:

  • Düzeltici tedavi masrafları: Yanlış çekilen dişin yerine yapılacak implant veya protez, çene kemiği hasarının onarımı, ek kanal tedavileri gibi giderler.
  • Fonksiyon kaybı tazminatı: Çiğneme fonksiyonunun kalıcı olarak bozulması veya birden fazla diş kaybı nedeniyle oluşan zarar; ağır vakalarda iş gücü kaybı da gündeme gelebilir.
  • Manevi tazminat: Hastanın yaşadığı fiziksel acı, estetik kayıp ve psikolojik sıkıntı nedeniyle; küçük hastalarda ebeveynler için de ayrı manevi tazminat talep edilebilir.
  • Diğer sağlık kuruluşuna başvuru masrafları: Hatalı işlemin düzeltilmesi için başka bir sağlık kuruluşuna (örneğin üniversite diş hekimliği fakültesi hastanesine) başvurulması gereken hâllerde bu sürece ilişkin giderler.

Manevi tazminat miktarının takdirinde mahkeme; tarafların sosyal ve ekonomik durumlarını, kusurun ağırlığını, zararın niteliği ve büyüklüğünü, hastanın yaşadığı süreç ve travmanın boyutunu gözetir. Küçük yaştaki hastalarda kalıcı dişin yanlışlıkla çekilmesi gibi, hastanın yaşamı boyunca sonuçlarını taşıyacağı vakalarda (örneğin kemik gelişiminin tamamlanmasını beklemek zorunda kalması, ileride implant ihtiyacı doğması) hükmedilen tazminat miktarlarının, yetişkin hastalara kıyasla daha yüksek seviyelerde belirlendiği görülmektedir.

12. Yargı Paketi ile gelen değişiklikler: 7589 sayılı Kanun (RG 31.07.2026) ile HMK m.107’de düzenlenen belirsiz alacak davası yürürlükten kaldırılmıştır. Bu tarihten sonra açılan davalarda tazminat talebi kısmi dava olarak açılır ve HMK m.109/4 uyarınca tahkikatın sonuna kadar bir defaya mahsus artırılabilir; artırılan kısım bakımından da zamanaşımı dava tarihinden itibaren kesilmiş sayılır. TBK m.55’e eklenen fıkralarla da iş gücü kaybı ve destekten yoksun kalma tazminatlarında, kazancın bilindiği döneme ilişkin tazminata olay tarihinden, bilinmeyen döneme ilişkin tazminata karar tarihinden itibaren faiz işletileceği ve tahkikat başlayıncaya kadar yapılan ödemelerin oransal olarak mahsup edileceği düzenlenmiştir. Değişikliklerin geçiş etkileri için malpraktis tazminat davası rehberimize bakabilirsiniz.

11. İspat Araçları: Bilirkişi Raporu, ATK ve Diş Hekimleri Odası Kararları

Diş hekimi malpraktisi davalarında en belirleyici delil, ilgili uzmanlık alanından (ağız, diş ve çene cerrahisi, endodonti gibi) oluşturulan bilirkişi heyeti raporu veya Adli Tıp Kurumu (ATK) ihtisas kurulu raporudur. Bu tür davalarda bilirkişi incelemesi tipik olarak şu hususlara odaklanır:

  • Çekilen veya tedavi edilen dişin, hastanın gerçek şikâyet ve tanısına uygun olup olmadığı (yanlış diş çekimi iddialarında),
  • Kanal tedavisi veya çekim sırasında gelişen bir komplikasyonun (eğe kırığı, çene kemiği zedelenmesi), dişin/kökün bireysel anatomik yapısından mı yoksa hekimin teknik hatasından mı kaynaklandığı,
  • Gelişen komplikasyonun hastaya bildirilip bildirilmediği ve buna göre bir sonraki adımın (izlem, sevk, ek işlem) planlanıp planlanmadığı,
  • Aydınlatılmış onam formunun işlemin somut niteliğine uygun, makul risklerini içerir biçimde düzenlenip düzenlenmediği,
  • İşlem sonrası gelişen zararın, başlangıçtaki işlemle (örneğin ilk kanal tedavisiyle) illiyet bağı içinde olup olmadığı.

Diş Hekimleri Odası’nın ilgili hekim hakkında yürüttüğü disiplin soruşturması sonucunda verdiği kararlar (kınama, para cezası gibi), hukuk davasında destekleyici bir delil olarak kullanılabilir. Ancak Adli Tıp Kurumu raporu ile oda disiplin kararı arasında çelişki bulunması hâlinde (örneğin oda hekimi kusurlu bulurken ATK raporunun bu hususu tartışmadan görüş bildirmesi), bu çelişkinin giderilmemiş olması tek başına bozma nedeni oluşturabilir. Bu nedenle çelişkili raporlar hâlinde, üniversitelerin ilgili ana bilim dallarından seçilecek akademik kariyere sahip bilirkişilerden oluşan bir kurula dosyanın tevdi edilerek, mevcut çelişkiyi açıkça tartışan ve gideren yeni bir rapor alınması talep edilmelidir.

12. Dava Süreci Nasıl İşler?

Diş hekimi malpraktisi nedeniyle tazminat davası süreci genel hatlarıyla şu aşamalardan oluşur:

  1. Tıbbi kayıtların temini: Hasta dosyası, röntgen/panoramik grafiler, tedavi planı, kanal tedavisi kayıtları, aydınlatılmış onam formu ve varsa Diş Hekimleri Odası’na yapılan şikâyet dosyası eksiksiz olarak temin edilmelidir.
  2. İşlemin hukuki niteliğinin belirlenmesi: Uygulanan işlemin tedavi amaçlı (vekalet sözleşmesi) mi yoksa estetik/sonuç odaklı (eser sözleşmesi) mi olduğu netleştirilmeli, dava bu tespite göre kurgulanmalıdır.
  3. Dava açılması ve husumetin doğru yöneltilmesi: İşlemi yapan diş hekimi, istihdam eden klinik/hastane ve varsa mesleki sorumluluk sigortası şirketi husumet bakımından doğru şekilde belirlenmelidir.
  4. Bilirkişi incelemesi: Mahkeme, ağız-diş-çene cerrahisi ve/veya endodonti alanından bilirkişilerden oluşan bir heyet veya ATK’dan rapor talep eder; taraflar rapora itiraz edebilir, çelişki hâlinde ek rapor veya yeni heyetten rapor istenmesini talep edebilir.
  5. Yargılama ve karar: Toplanan deliller ve raporlar ışığında mahkeme, kusur oranını ve tazminat miktarını belirler.
  6. İstinaf ve temyiz: Taraflardan biri kararı hukuka aykırı bulursa, Bölge Adliye Mahkemesi ve gerekirse Yargıtay nezdinde kanun yoluna başvurulabilir.

Bu süreçte, özellikle yanlış diş çekimi gibi açık kusur karinesi taşıyan vakalarda, işlem sonrası mümkün olan en kısa sürede durumun fotoğraf, röntgen ve varsa ikinci bir hekim görüşüyle belgelenmesi, davanın ispat gücünü önemli ölçüde artırabilir.

Sık Sorulan Sorular

Kanal tedavisi sırasında eğenin kırılması tek başına tazminat hakkı doğurur mu?

Hayır, kural olarak doğurmaz. Dişin kök kısmının düzensiz anatomik yapısından dolayı kanal tedavisi sırasında kullanılan eğenin kırılması, herhangi bir tıbbi kusur veya ihmale izafe edilemeyen bir komplikasyon olarak kabul edilir. Ancak kırılan eğe konusunda hastanın bilgilendirilmemesi ayrı bir kusur oluşturur ve bu durumda tazminat sorumluluğu doğabilir.

Yanlış diş çekimi her zaman diş hekiminin kusuru sayılır mı?

Uygulamada yanlış diş çekimi vakaları genellikle güçlü bir kusur karinesi taşır; zira hangi dişin çekileceği önceden planlanan ve teşhise dayalı bir karardır. Adli Tıp Kurumu’nun yerleşik yaklaşımı, yanlış dişi çeken hekimi kural olarak tam kusurlu kabul etme yönündedir.

Çocuk hastalarda süt dişi çekiminde kalıcı dişin de çekilmesi durumunda özel bir özen standardı var mıdır?

Evet. İçtihatta, küçük yaştaki hastalarda diş tedavilerinde, henüz oluşumunu tamamlamamış kalıcı dişlerin korunmasında yüksek özen gösterilmesi gerektiği açıkça vurgulanmaktadır. Bu nedenle çocuk hastalarda yaşanan yanlış çekim vakaları, yetişkin hastalara kıyasla daha ağır bir kusur standardıyla değerlendirilebilir.

Diş hekimi her işlem öncesi ölüm ihtimalini de hastaya bildirmek zorunda mıdır?

Hayır. Aydınlatma yükümlülüğü, işlemin somut niteliğine göre makul ve öngörülebilir risklerin bildirilmesini gerektirir; her hastaya her çekimden önce ölüm ihtimalinin hatırlatılması beklenemez. Gerekli olmayan durumlarda tüm kötü ihtimallerin sayılması, aydınlatma yükümlülüğüne hizmet etmez, aksine hastayı gereksiz yere korkutabilir.

Diş çekimi sırasında çene kemiği zarar görürse ne yapılmalıdır?

Hekimin, komplikasyon geliştiğinde bölgeyi usulüne uygun sütüre etmesi ve gerekiyorsa hastayı ileri bir merkeze (ağız-diş-çene cerrahisi uzmanına) yönlendirmesi gerekir. Bu takip yükümlülüğünün yerine getirilmemesi, komplikasyonun kendisinden bağımsız olarak ayrı bir kusur unsuru oluşturabilir.

Kanal tedavisi başarısız olup diş çekilirse ve sonrasında başka dişler de çekilmek zorunda kalırsa bu zincir nasıl değerlendirilir?

Bu tür zincirleme zararlarda, ilk işlemdeki (kanal tedavisindeki) özen ve aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilip getirilmediği ile sonraki diş kayıplarının bu ilk işlemle illiyet bağı içinde olup olmadığı bir bütün olarak bilirkişi incelemesine konu edilir; illiyet bağının varlığı somut olayın koşullarına göre değerlendirilir.

Kamu ağız ve diş sağlığı merkezinde yaşanan bir hatada hangi mahkemeye başvurulur?

Kamu kurumunda meydana gelen olaylarda, diş hekimine karşı doğrudan adli yargıda dava açılamaz; idarenin hizmet kusuru esasına dayalı olarak önce idareye başvuru yapılması, ardından İdare Mahkemesinde tam yargı davası açılması gerekir.

Diş Hekimleri Odası’nın verdiği disiplin cezası, hukuk davasını nasıl etkiler?

Oda disiplin kararları, hukuk davasında hekimin kusurunu değerlendirmede destekleyici bir delil olarak kullanılabilir. Ancak bu kararlar ile Adli Tıp Kurumu raporu arasında çelişki bulunması hâlinde, mahkemenin bu çelişkiyi ayrıca tartışıp gidermesi gerekir; aksi hâlde eksik incelemeye dayalı karar bozma nedeni olabilir.

Tedavi amaçlı diş işlemleri ile estetik diş işlemleri arasındaki hukuki fark neden önemlidir?

Bu ayrım, ispat yükünü doğrudan etkiler. Tedavi amaçlı işlemlerde (çekim, kanal tedavisi) davacı hekimin özen borcuna aykırılığını ispatlamak zorundadır; estetik/sonuç odaklı işlemlerde (implant, protez) ise davacının yalnızca sonucun taahhüt edilenle örtüşmediğini göstermesi büyük ölçüde yeterli olabilir.

Diş hekimi malpraktisi davasında hangi zarar kalemleri talep edilebilir?

Düzeltici tedavi (implant, protez, ek kanal tedavisi) masrafları, fonksiyon kaybı tazminatı, manevi tazminat ve gerekiyorsa başka bir sağlık kuruluşuna başvuru masrafları talep edilebilir.

Hem diş hekimine hem de klinik/hastane işleticisine birlikte dava açılabilir mi?

Evet. Klinik veya hastane, istihdam ettiği diş hekiminin kusurundan sözleşmeye aykırılık hükümleri çerçevesinde sorumlu olduğundan, dava kural olarak hem işlemi yapan diş hekimine hem de klinik/hastane işleticisine karşı birlikte açılabilir.

Bilirkişi raporunda “komplikasyon” denilmesi davanın kaybedileceği anlamına mı gelir?

Hayır, kesin bir sonuç değildir. Komplikasyon tespiti kusuru dışlasa da, komplikasyonun hastaya bildirilip bildirilmediği ayrıca değerlendirilmesi gereken bir husustur. Rapor bu hususu incelememişse, ek rapor veya yeni bir heyetten rapor talep edilerek itiraz edilebilir.

Sonuç

Çekim ve kanal tedavisi gibi tedavi amaçlı diş hekimliği işlemlerinden kaynaklanan tazminat davaları, komplikasyon ile kusurun titizlikle ayrıştırılmasını, özellikle gelişen komplikasyonların hastaya bildirilip bildirilmediğinin araştırılmasını gerektiren, kendine özgü teknik dinamikleri olan bir malpraktis dava türüdür. Davanın başarıya ulaşması; tıbbi kayıtların, röntgenlerin ve onam formlarının eksiksiz temini, işlemin hukuki niteliğinin (vekalet mi eser mi) doğru tespiti, doğru mahkemede ve doğru husumetle dava açılması, komplikasyon-bilgilendirme ayrımının bilirkişi raporlarıyla netleştirilmesi gibi birçok teknik unsurun bir arada, zamanında ve usulüne uygun şekilde yerine getirilmesine bağlıdır. Bu süreçte deneyimli bir sağlık hukuku avukatından destek almak, hem hak kaybının önlenmesi hem de adil bir tazminata ulaşılması bakımından belirleyici olacaktır. Konu hakkında ayrıntılı bilgi ve hukuki destek için İstanbul tazminat avukatı hizmetlerimizden yararlanabilirsiniz.

Bu makale, Sarıoğlu & Sefer Hukuk Bürosu adına Av. Fatih SEFER tarafından hazırlanmıştır.

Sarıoğlu & Sefer Hukuk ve Danışmanlık Bürosu
Osmaniye Mah., İsmail Erez Bulvarı No: 9/2, 34146 Bakırköy/İstanbul