Türkiye’de açılan boşanma davalarının büyük çoğunluğu Türk Medeni Kanunu’nun 166. maddesine, yani “evlilik birliğinin temelinden sarsılması” sebebine dayanmaktadır. Halk arasında “şiddetli geçimsizlik” olarak bilinen bu genel boşanma sebebi; kanunda tek tek sayılan özel boşanma sebeplerinin (zina, hayata kast, terk, akıl hastalığı) kapsamına girmeyen, ancak evliliği çekilmez kılan her türlü olguyu kapsar. Aynı madde; anlaşmalı boşanmayı (m. 166/3) ve reddedilen dava sonrası fiili ayrılığa dayalı boşanmayı (m. 166/4) da düzenlemektedir. Bu makalede TMK m. 166’nın tüm fıkraları, 2024 yılındaki önemli değişiklikler ve Yargıtay’ın güncel içtihadı ayrıntılı biçimde ele alınmaktadır.
TMK m. 166 Madde Metni ve Fıkra Yapısı
Türk Medeni Kanunu’nun 166. maddesi dört fıkradan oluşmaktadır. Her fıkra bağımsız bir boşanma kurumunu düzenlemekte ve farklı şartlara tabi kılmaktadır.
m. 166/1 – Genel boşanma sebebi (çekişmeli): “Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir.” Bu hüküm, uygulamada en sık başvurulan boşanma sebebini oluşturmakta; hâkime, somut olayın özelliklerine göre geniş bir takdir yetkisi tanımaktadır.
m. 166/2 – Davacının ağır kusuru ve davalının itiraz hakkı: “Yukarıdaki fıkrada belirtilen hâllerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir.” Bu fıkra, tamamen kusursuz olmayan davacının da boşanma talep edebileceğini; ancak davalının belirli şartlar altında itiraz hakkını kullanabileceğini düzenler.
m. 166/3 – Anlaşmalı boşanma: Evlilik en az bir yıl sürmüş ise, eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi hâlinde evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır. Bu hâlde boşanma kararı verilebilmesi için hâkimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın mali sonuçları ile çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulması şarttır.
m. 166/4 – Fiili ayrılık (14.11.2024 tarihli değişiklikten sonraki hali): “Boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış bulunan davanın reddine karar verilmesi ve bu kararın kesinleştiği tarihten başlayarak bir yıl geçmesi hâlinde, her ne sebeple olursa olsun ortak hayat yeniden kurulamamışsa evlilik birliği temelden sarsılmış sayılır ve eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verilir.” Bu fıkrada 2024 yılında köklü bir değişiklik yaşanmıştır; ayrıntısı aşağıda ele alınmaktadır.
Tarihsel Arka Plan: Şiddetli Geçimsizlikten Objektif Sarsılmaya
743 sayılı eski Medeni Kanun’un 134. maddesi “şiddetli geçimsizlik” kavramını kullanıyor ve boşanmaya hükmedebilmek için ağırlıklı olarak kusur esasını arıyordu. 1988 yılında 3444 sayılı Kanun ile başlayan reform süreci ve ardından 2002’de yürürlüğe giren 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, bu katı kusur anlayışından “evlilik birliğinin objektif olarak onarılamaz biçimde sarsılması” esasına geçişi tamamladı. Bu dönüşümün pratik sonuçları üç başlıkta özetlenebilir:
Kusur şartı bakımından eski Kanun’un aksine TMK m. 166/1’de sarsılma esası merkeze alınmış; ancak Yargıtay uygulaması boşanmaya karar verilebilmesi için davalının az da olsa kusurunun varlığını zorunlu kılmaya devam etmiştir. İspat yükü bakımından davacı, temelden sarsılmanın karşı tarafın kusurlu davranışlarından kaynaklandığını ispatlamakla yükümlüdür. Hâkimin takdir yetkisi bakımından ise hâkim, davacının özel boşanma sebebi (örneğin haysiyetsiz hayat sürme) olarak ileri sürdüğü vakıaların o özel sebebi ispatlamaması durumunda bile aynı vakıaları m. 166/1 kapsamında değerlendirerek boşanmaya hükmedebilmektedir. Nitekim Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 18.04.2013 tarihli, 2012/24990 E., 2013/10996 K. sayılı kararı bu geniş takdir yetkisini açıkça ortaya koymaktadır.
TMK m. 166/1: Çekişmeli Boşanmanın Şartları
TMK m. 166/1 uyarınca boşanma kararı verilebilmesi için biri objektif, diğeri sübjektif iki şartın birlikte gerçekleşmesi aranmaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 04.03.2021 tarihli, 2020/29 E., 2021/200 K. sayılı kararında bu iki şartın kümülatif niteliği açıkça vurgulanmıştır.
Objektif şart – evlilik birliğinin temelinden sarsılmış olması: Dış dünyaya yansıyan, somut delillerle ispatlanabilir nitelikte ciddi bir geçimsizliğin varlığı aranmaktadır. Soyut iddialar ve sebep-saiki açıklanmayan tanık beyanları bu şartı karşılamaz. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 20.10.2021 tarihli, 2021/5462 E., 2021/7471 K. sayılı kararında, zamanı belli olmayan ve duyuma dayalı tanık beyanlarının objektif sarsılmayı ispat etmeye yetmediği açıkça ifade edilmiştir.
Sübjektif şart – ortak hayatın çekilmez hale gelmesi: Yaşanan olayların o somut evliliğin dinamikleri içinde ortak hayatı eşlerden en az biri açısından katlanılamaz kılması gerekmektedir. Her evliliğin kültürel, sosyal ve psikolojik bağlamı farklı olduğundan bir evlilik için sıradan sayılabilecek bir anlaşmazlık, başka bir evlilik için çekilmezlik unsuru oluşturabilir. Hâkim bu değerlendirmeyi TMK m. 4 çerçevesindeki takdir yetkisini kullanarak yapar.
Kusur meselesi: TMK m. 166/1 boşanmayı kusur esasına değil sarsılma esasına dayandırmış olsa da Yargıtay uygulaması, boşanmaya karar verilebilmesi için davalının az da olsa kusurunun ispatlanmasını zorunlu kılmaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 18.01.2022 tarihli, 2019/92 E., 2022/13 K. sayılı kararında ve Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 25.06.2024 tarihli, 2023/7290 E., 2024/4775 K. sayılı kararında bu ilke tekrarlanmıştır: tamamen kusurlu eşin açtığı davanın, davalının itirazı hâlinde reddi gerekir.
Evlilik Birliğini Sarsan Davranışlar: Yargıtay’ın Somut Örnekleri
Kanun koyucu, hangi davranışların evlilik birliğini temelinden sarsacağını tek tek saymamış; hâkime geniş bir değerlendirme alanı bırakmıştır. Yargıtay içtihadından derlenen kategoriler aşağıda işlenmiştir.
Fiziksel Şiddet
Fiziksel şiddet, Yargıtay uygulamasında evlilik birliğini sarsan ağır kusurlu davranışların başında gelir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 21.02.2023 tarihli, 2022/9933 E., 2023/659 K. sayılı kararında eşini yatak odasına kilitleme ve fiziksel şiddet uygulama eylemlerini ağır kusurlu davranış olarak nitelendirmiştir. Aynı daire, 07.06.2016 tarihli, 2015/24807 E., 2016/11194 K. sayılı kararında erkeğin eşine fiziksel şiddet uygulaması, hakaret ve tehdit etmesini ağır kusur sayarak boşanmaya hükmetmiştir.
Hakaret, Aşağılama ve Onur Kırıcı Davranış
Eşe veya eşin yakınlarına yönelik aşağılayıcı söylemler sarsılma sebebi oluşturur. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 19.09.2024 tarihli, 2023/9522 E., 2024/6152 K. sayılı kararında kadının erkeğin kardeşine yönelik ağır hakareti ve üçüncü kişiler önünde küçük düşürme eylemini evlilik birliğini sarsan kusur olarak kabul etmiştir. Öte yandan aynı daire, 18.09.2025 tarihli, 2025/5186 E., 2025/7559 K. sayılı kararında erkeğin eşine “çirkinsin” diyerek aşağılamasını ve kadınlık gururunu incitici söylemlerini aşırı kıskançlıkla birlikte ağır kusur saymıştır.
Sadakatsizlik (Zina Boyutuna Varmayan)
Zinanın ispatını gerektirmeyen güven sarsıcı davranışlar da sarsılma gerekçesi olabilmektedir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 30.06.2025 tarihli, 2025/3435 E., 2025/6642 K. sayılı kararında kadının dava dışı bir erkekle yoğun telefon görüşmeleri yapmasını, samimi fotoğraflar çektirmesini ve öpüşmesini (zina boyutuna varmasa da) ağır kusur saymıştır. Yine aynı daire, 19.03.2024 tarihli, 2023/5676 E., 2024/1900 K. sayılı kararında evliyken başka erkeklerle sevgili mesajlaşmaları yapan kadını tam kusurlu bulmuştur. Gece geç saatlerde başka bir kadınla uzun süreli telefon görüşmelerini de (Yargıtay 2. HD, 13.06.2023, 2022/6619 E., 2023/3132 K.) güven sarsıcı davranış olarak değerlendiren Yargıtay, bu içtihadıyla sadakat yükümlülüğünün zina olmaksızın da ihlal edilebileceğini ortaya koymaktadır.
Ekonomik Şiddet ve Mali Baskı
Ekonomik şiddet, Yargıtay’ın son yıllarda bağımsız bir kusur kategorisi olarak değerlendirdiği bir olgudur. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 28.02.2023 tarihli, 2022/10075 E., 2023/771 K. sayılı kararında erkeğin kadının maaş kartını almasını, harcama baskısı kurmasını ve market alışverişine müdahale etmesini ekonomik şiddet kapsamında kusur olarak nitelendirmiştir. Aynı daire, 13.09.2022 tarihli, 2022/5403 E., 2022/6977 K. sayılı kararında ise eviyle ve eşiyle ilgilenmeyen, ekonomik ve psikolojik baskı uygulayan erkeği tam kusurlu bulmuştur.
Sosyal İzolasyon
Eşin aile ve arkadaş çevresinden koparılması ile aşırı kıskançlığa dayalı mahremiyet ihlalleri de sarsılma sebebi sayılmaktadır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 11.04.2013 tarihli, 2012/24279 E., 2013/10160 K. sayılı kararında erkeğin eşinin ailesini müşterek konuta kabul etmemesini ve kayınvalidesini evden kovmasını sarsılma nedeni kabul etmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 17.06.2020 tarihli, 2017/2295 E., 2020/436 K. sayılı kararında aşırı kıskançlık nedeniyle yapılan baskı ve mahremiyet ihlallerini evlilik birliğini çekilmez kılan kusur olarak belirlemiştir.
Dijital ve Sosyal Medya Üzerinden Gerçekleştirilen Eylemler
Sosyal medya paylaşımları ve dijital mesajlaşmalar artık boşanma davalarının en önemli delil ve kusur kaynakları arasındadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 25.10.2022 tarihli, 2019/772 E., 2022/1370 K. sayılı emsal kararında sosyal paylaşım siteleri üzerinden çok sayıda erkekle yoğun mesajlaşma ve görüntülü görüşmeleri ağır kusur sayarak boşanmaya hükmetmiştir. Aynı karar, dava dilekçesinde dayanılmayan vakıaların (ispatlanmış olsa dahi) kusur belirlemesinde dikkate alınamayacağını vurgulayan önemli bir usul ilkesini de ortaya koymuştur.
Sarsılma Oluşturmayan Davranışlar
Her olumsuz davranış veya tartışma evlilik birliğini temelinden sarsmaz. Yargıtay’ın bu konudaki standardı nettir: iddialar zamanı belli, somut ve delillerle desteklenmiş olmalı; olaylardan sonra evlilik birliğinin sürdürülmüş olmamalıdır.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 05.07.2022 tarihli, 2022/3581 E., 2022/6782 K. sayılı kararında, hakaret içeren mesajlar ceza dosyasına konu olmuş olmasına karşın, bu olaylardan sonra tarafların barışıp evlilik birliğine devam etmeleri nedeniyle eylemler affedilmiş sayılarak erkeğe kusur yüklenmemiştir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 20.10.2021 tarihli, 2021/5462 E., 2021/7471 K. sayılı kararında, zamanı belli olmayan, sebep ve saiki açıklanmayan, duyuma dayalı soyut tanık beyanları sarsılma nedeni oluşturmamıştır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 13.09.2022 tarihli, 2022/5403 E., 2022/6977 K. sayılı kararında, darp raporunun boşanma davasından beş ay öncesine ait olması ve bu olaydan sonra evlilik birliğinin devam etmesi nedeniyle eylem affedilmiş sayılmıştır. Son olarak Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 18.09.2025 tarihli, 2025/5186 E., 2025/7559 K. sayılı kararında kadının sosyal medya üzerinden tanımadığı birine yalnızca “kalp emojisi” göndermesi tek başına güven sarsıcı davranış olarak nitelendirilemeyeceği belirtilmiştir.
Delil Meselesi: Hangi Deliller Kabul Edilir, Hangileri Reddedilir?
Boşanma davalarında kural olarak delil serbestisi geçerlidir. Tanık beyanları, mesajlaşma kayıtları, sosyal medya içerikleri, sağlık raporları ve banka hareketleri mahkemede delil olarak kullanılabilir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 19.12.2012 tarihli, 2012/11364 E., 2012/30848 K. sayılı kararına göre, aksine ciddi bir delil olmadıkça tanıkların akraba olması beyanlarının değerini tek başına düşürmez.
Hukuka aykırı yollarla elde edilen deliller reddedilir. Ortam dinlemesi niteliğindeki ses kayıtları, eşin telefonuna rızası olmadan bakılarak elde edilen içerikler ve sosyal medya hesaplarına izinsiz girilmesiyle elde edilen materyaller kural olarak hukuka aykırı delil sayılmaktadır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 18.09.2025 tarihli, 2025/5186 E., 2025/7559 K. sayılı kararında ortam dinlemesi niteliğindeki ses kaydını açıkça reddederken; 30.06.2025 tarihli, 2025/3435 E., 2025/6642 K. sayılı kararında da delil oluşturma niyetiyle hukuka aykırı yollarla elde edilen ses kaydının delil değeri taşımadığını vurgulamıştır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 21.03.2022 tarihli, 2022/1110 E., 2022/2657 K. sayılı kararında ise sunulan sosyal medya mesajlarının nasıl elde edildiğinin açıklanmaması ve karşı tarafın hukuka aykırılık itirazı karşısında bu delillerin hukuka uygun kabul edilemeyeceği hükme bağlanmıştır.
Önemli bir usul kuralı: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 25.10.2022 tarihli, 2019/772 E., 2022/1370 K. sayılı kararı uyarınca, dava dilekçesinde usulüne uygun olarak dayanılmayan vakıalar (ispatlanmış olsa dahi) kusur belirlemesinde dikkate alınamaz. Bu nedenle dava dilekçesinin hazırlanması aşamasında tüm sarsıcı olayların eksiksiz ve sırayla aktarılması stratejik bir zorunluluktur.
TMK m. 166/2: Davalının İtiraz Hakkı ve Sınırları
TMK m. 166/2, davacının kusuru davalıdan ağır olduğunda davalıya davaya itiraz etme hakkı tanır. Bu itiraz hakkı mutlak değildir; belirli koşulların varlığı hâlinde itiraz reddedilerek boşanmaya hükmedilir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 25.06.2024 tarihli, 2023/7290 E., 2024/4775 K. sayılı kararı bu konudaki güncel içtihadı özetlemektedir: az kusurlu eşin boşanmaya karşı çıkması tek başına davanın reddi için yeterli değildir. İtirazın aşılabilmesi için iki koşulun birlikte gerçekleşmesi aranır: itirazın yalnızca davacıyı cezalandırma kastı taşıması (hakkın kötüye kullanılması, TMK m. 2) ve evliliğin devamında davalı ile çocuklar bakımından korunmaya değer hiçbir yararın kalmamış olması.
Öte yandan Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 31.05.2018 tarihli, 2018/2094 E., 2018/7079 K. sayılı kararı önemli bir sınır çizmektedir: davalı eşin hiçbir kusurunun bulunmadığı durumlarda itiraz kötü niyetli sayılamaz ve davanın reddedilmesi gerekir. Eşlerin kusur oranlarının milimetrik biçimde belirlenmesi, bu nedenle her davanın kaderini doğrudan etkiler.
Affedilen Olaylar ve Barışmanın Hukuki Sonuçları
Boşanma davasında en çok hak kaybına yol açan konulardan biri, geçmişte affedilmiş ya da hoşgörüyle karşılanmış olaylara dayanılarak dava açılmasıdır. Yargıtay’ın bu konudaki tutumu son derece nettir: affedilen veya hoşgörüyle karşılanan olaylara dayanılarak boşanma kararı verilemez.
Af; kayıtsız şartsız irade beyanı ya da affı gösteren tutumla ispat edilmelidir. Yargıtay uygulamasında aşağıdaki davranışlar “af” veya en azından “hoşgörü” olarak kabul edilmektedir: olaylardan sonra birlikte tatile çıkmak, ortak konuta dönmek, evlilik birliğine devam etmek, açılan bir davadan feragat etmek ve olaylar sonrasında cinsel birliktelik kurmak.
Ancak Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 18.01.2022 tarihli, 2019/92 E., 2022/13 K. sayılı kararı kritik bir istisna getirmiştir: sürekli devam eden ağır kusurlu davranışlar (sistematik şiddet, devamlı hakaret) karşısında mağdur eşin çaresizlikten sessiz kalması veya evliliği sürdürmeye çalışması af olarak değerlendirilemez. Başka bir deyişle tek seferlik olaylar için barışma af teşkil ederken, süregelen şiddet örüntüsü için aynı sonuca varmak mümkün değildir.
Barışma sonrası yeni dava açılabilmesi için, barışma tarihinden sonra gerçekleşen ve bağımsız biçimde ispatlanan yeni kusurlu davranışların varlığı zorunludur. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 16.02.2010 tarihli, 2010/227 E., 2010/324 K. sayılı kararına göre dava açıldıktan sonra gerçekleşen olaylar o davada dikkate alınamaz; bunlar ancak yeni bir davanın konusu olabilir.
Boşanmanın Feri Sonuçlarına Kusurun Etkisi
TMK m. 166 kapsamında verilen boşanma kararının nafaka, tazminat ve velayet üzerindeki etkileri kusur oranlarına göre şekillenir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 04.03.2021 tarihli, 2020/29 E., 2021/200 K. sayılı kararında kusurlu davranışlar ile tazminatlar arasında nedensellik bağı aranması gerektiği vurgulanmıştır.
Ağır veya tam kusurlu eş lehine yoksulluk nafakası (TMK m. 175) ve maddi-manevi tazminata (TMK m. 174) hükmedilemez. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 25.06.2024 tarihli, 2023/7290 E., 2024/4775 K. sayılı kararında ceza mahkemesince eşini bıçakla yaraladığı sabit olan ve tam kusurlu bulunan eşin yoksulluk nafakası ve tazminat taleplerinin reddedilmesi gerektiği açıkça ortaya konmuştur. Eşit kusur hâlinde ise maddi tazminat talepleri reddedilir.
Tedbir nafakası bu kuralın dışındadır: dava süresince hükmedilen tedbir nafakası kusur durumundan bağımsızdır. Velayet kararlarında ise eşlerin kusur oranından ziyade çocuğun üstün yararı ilkesi esas alınır; ancak çocuğa yönelik şiddet veya ağır ihmal içeren davranışlar velayet tevdiinde belirleyici olur.
TMK m. 166/4: Fiili Ayrılık 2024’teki Köklü Değişiklik
Türk boşanma hukukunda 2024 yılının en önemli gelişmesi TMK m. 166/4’te yaşandı. Eski hükme göre reddedilen bir boşanma davasından sonra yeniden dava açılabilmesi için üç yıl beklemek gerekirken, bu süre önce Anayasa Mahkemesi kararıyla iptal edildi, ardından yasa koyucu tarafından bir yıla indirildi.
AYM iptal kararı: Anayasa Mahkemesi, 22.02.2024 tarihli ve 2023/116 E., 2024/56 K. sayılı kararıyla TMK m. 166/4’teki “üç yıl” ibaresini Anayasa’nın 13. ve 20. maddelerine aykırı bularak iptal etti. Karar gerekçesinde; ret kararına karşı kanun yoluna başvurulmasının kararın kesinleşme süresini uzattığı, üstelik üç yıl ek beklemenin fiilen bitmiş bir evliliği hukuken zorla ayakta tutmak anlamına geldiği ve bireylerin özel hayatına ölçüsüz biçimde müdahale teşkil ettiği belirtildi. İptal kararı 19.04.2024 tarihli Resmî Gazete’de yayımlandı ve dokuz ay sonra, 19.01.2025 tarihinde yürürlüğe girdi.
Yasal düzenleme: TBMM, Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararının yürürlüğe girmesini beklemeksizin 14.11.2024 tarihli ve 7532 sayılı Kanun’un 13. maddesiyle TMK m. 166/4’ü yeniden düzenledi. Yeni düzenlemeyle üç yıllık bekleme süresi bir yıla indirildi. Artık reddedilen boşanma davasının kesinleşmesinden itibaren bir yıl geçmesi ve ortak hayatın yeniden kurulamaması hâlinde, eşlerden birinin talebi üzerine boşanmaya karar verilir.
Geçiş dönemi: 7532 sayılı Kanun, görülmekte olan davalara ilişkin özel bir geçiş hükmü öngörmemiştir. Bu düzenleme tarihi itibarıyla ilk davası reddedilmiş ancak üç yılı doldurmamış olan eşlerin hukuki durumu, henüz Yargıtay içtihadıyla netlik kazanmamıştır. Hâkim görüş, kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren sürmekte olan fiili ayrılık durumlarında yeni bir yıllık sürenin başlayacağı yönündedir; ancak bu konuda kesinleşmiş bir Yargıtay kararı henüz mevcut değildir. Önümüzdeki dönemde Bölge Adliye Mahkemesi ve Yargıtay içtihadının bu meseleyi netleştirmesi beklenmektedir.
“Ortak hayatın yeniden kurulamaması” kavramı: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 22.03.2023 tarihli, 2023/1385 E., 2023/1238 K. sayılı kararına göre fiili ayrılık süresi işlerken eşlerin bayramlaşma, taziye veya çocuklarla görüşme amacıyla kısa süreli bir araya gelmeleri, ortak hayatı yeniden kurma iradesi taşımadığı sürece fiili ayrılık süresini kesmez. Benzer biçimde aynı olaylardan önce 13.10.2010 tarihli, 2010/15450 E., 2010/16774 K. sayılı kararda da farklı evlerde yaşarken gerçekleşen kısa süreli temasların fiili ayrılığı ortadan kaldırmayacağı belirtilmişti.
Sıkça Sorulan Sorular
Evlilik birliğinin temelinden sarsılması ne anlama gelir?
Eşler arasında yaşanan olayların evliliği taraflardan en az biri açısından katlanılamaz kılması anlamına gelir. Somut olaylar, delillerle ispatlanmalı ve ortak hayatı çekilmez hale getirecek ağırlıkta olmalıdır. Sıradan tartışmalar, tek seferlik olaylar veya sonrasında affedilmiş eylemler bu kapsamda değerlendirilemez.
Eşim hiç kusurlu değilse dava açabilir miyim?
TMK m. 166/1 kapsamında boşanmaya hükmedilebilmesi için davalının az da olsa kusurunun ispatlanması gerekmektedir. Sarsılma tamamen davacının tutumlarından kaynaklanıyorsa ve davalıya atfedilecek hiçbir kusur bulunmuyorsa, davalının itirazı halinde dava reddedilir. Ancak böyle bir durumda TMK m. 166/4 kapsamında, daha önce açılıp reddedilmiş bir davanın kesinleşmesinden itibaren bir yıl geçmesi ve ortak hayatın yeniden kurulamaması hâlinde yeniden dava açılabilir.
Geçmişte barışmış olsak da boşanma davası açabilir miyim?
Evet; ancak kritik olan davanın hangi olaylara dayandırıldığıdır. Barışma öncesi yaşanan ve affedilmiş sayılan olaylara dayanılarak dava açılamaz. Barışma sonrası gerçekleşen ve ayrıca ispatlanan yeni kusurlu davranışlar ise bağımsız bir dava konusu oluşturabilir.
Sosyal medya mesajları boşanma davasında delil olur mu?
Hukuka uygun yollarla elde edilen sosyal medya içerikleri ve mesajlaşma kayıtları delil olarak kabul edilebilir. Ancak eşin hesabına izinsiz girilmesiyle elde edilen içerikler veya gizlice yapılan ortam kayıtları kural olarak hukuka aykırı delil sayılarak reddedilir.
Boşanma davasından sonra üç yıl beklemek gerekiyor muydu?
Eski hükme göre evet; ancak bu süre artık bir yıla indirilmiştir. 14.11.2024 tarihli 7532 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten sonra reddedilen bir boşanma davasının kesinleşmesinden itibaren bir yıl geçmesi ve ortak hayatın kurulamaması hâlinde yeniden dava açılabilmektedir.
Tamamen kusurlu eş yoksulluk nafakası alabilir mi?
Hayır. Boşanmaya sebep olan olaylarda tamamen kusurlu bulunan eş yoksulluk nafakası talep edemez. Aynı şekilde ağır kusurlu eş lehine maddi ve manevi tazminata da hükmedilemez.
Evlilik Birliğinin Sarsılması Davasında Avukat Desteğinin Önemi
TMK m. 166 kapsamında açılan davalar salt bir “geçimsizlik” iddiasının ötesinde, kusur oranlarının titizlikle hesaplandığı, delillerin usule uygun ve zamanında sunulmasının sonucu doğrudan etkilediği karmaşık süreçlerdir. Dava dilekçesinde dayanılmayan vakıaların sonradan ispatlanmış olsa bile dikkate alınmaması, affedilen olaylara yanlışlıkla dayanılmasının davayı redde götürmesi ve hukuka aykırı delillerin sunulmasının geri tepme riski taşıması; bu süreçte deneyimli bir İstanbul boşanma avukatı ile çalışmayı zorunlu kılmaktadır.
Sarıoğlu & Sefer Hukuk Bürosu olarak TMK m. 166 kapsamındaki çekişmeli boşanma davalarında, delil stratejisinin belirlenmesinden dava dilekçesinin hazırlanmasına, kusur analizinden feri taleplerin yönetimine kadar tüm aşamalarda müvekkillerimizin yanında yer alıyoruz. Dava süreciniz hakkında bilgi almak için bizimle iletişime geçebilirsiniz.
Bu makale, Sarıoğlu & Sefer Hukuk Bürosu adına Av. Mehmet SARIOĞLU tarafından hazırlanmıştır.