Ameliyatta Yabancı Cisim Unutulması Tazminat Davası

Ameliyatta yabancı cisim unutulması nedeniyle tazminat davası, cerrahi müdahale sırasında hastanın vücuduna giren gazlı bez, spanç, cerrahi alet veya benzeri bir malzemenin ameliyat sahası kapatılmadan önce çıkarılmadan unutulması sonucu ortaya çıkan zararın giderilmesi için açılır. Malpraktis davaları içinde en ağır kusur karinesini taşıyan görünümlerden biri budur; zira tıp biliminde vücuda sokulan bir cismin vücutta bir reaksiyon yaratacağı bilinen bir gerçek olduğundan, bu tür bir unutma neredeyse her zaman özen borcunun açık ihlali olarak değerlendirilir. Bu makalede, yabancı cisim unutulması davalarının hukuki dayanağını, kusur ve sorumluluk paylaşımının cerrah-hemşire-hastane arasında nasıl kurulduğunu, zamanaşımının bu tür davalarda neden farklı işlediğini ve dava sürecinin işleyişini güncel Yargıtay ve Danıştay içtihatları ışığında ele alıyoruz. Malpraktis sorumluluğunun genel çerçevesi için malpraktis tazminat davası rehberimize bakabilirsiniz.

1. Ameliyatta Yabancı Cisim Unutulması Davasının Hukuki Niteliği

Özel hastane veya muayenehanede yapılan ameliyatlarda hasta ile hekim arasındaki ilişki, vekalet sözleşmesi (TBK m. 502 vd.) esasına dayanır. Davanın temeli TBK’nın 502 ve devamı maddelerinde düzenlenen vekalet sözleşmesidir; vekil, yöneldiği sonucu garanti etmez, ancak bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın özenli olmayışından doğan zararlardan sorumludur (Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2023/1279, K. 2024/633, T. 15.02.2024). Kamu hastanelerinde ise ilişki, idarenin hizmet kusuru esasına göre idare hukuku kapsamında değerlendirilir.

Yabancı cisim unutulması davalarını diğer malpraktis türlerinden ayıran en belirgin özellik, olayın kendi içinde taşıdığı güçlü kusur karinesidir. Mesleği doktor olan bir kişinin, vücut içerisine giren yabancı cisimlere karşı vücudun tepki göstereceğini bilmemesi mümkün değildir; bu nedenle ameliyat sırasında kalitesiz malzeme kullanılması veya vücutta yabancı cisim unutulması başlı başına kusur sayılır ve bunun hekimin göstermesi gereken özenin dışında olduğunu kabul etmek mümkün değildir (Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, E. 2008/15209, K. 2009/7545, T. 01.06.2009). Bu ilke, davanın diğer malpraktis türlerine kıyasla davacı lehine önemli bir ispat kolaylığı sağladığı anlamına gelir; zira “tıbbın kabul ettiği bir komplikasyondur” savunması bu tür olaylarda neredeyse hiçbir zaman kabul görmez.

2. Yasal Dayanak

TBK m.506/2-3: “Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür. Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır.”

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 502, 506, 508: Hekim ile hasta arasındaki vekalet ilişkisinin ve özen borcunun temel dayanağıdır.

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 66 (Adam Çalıştıranın Sorumluluğu): Çalışanın, kendisine verilen işin görülmesi sırasında üçüncü kişilere verdiği zararlardan istihdam edenin (hastanenin) kusursuz olarak sorumlu olduğunu düzenler. Yabancı cisim unutulması davalarında hastanenin sorumluluğunun temel dayanağı bu maddedir.

1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun ile Hasta Hakları Yönetmeliği: Hekimin özen yükümlülüğünün kapsamını somutlaştırır.

2219 sayılı Hususi Hastaneler Kanunu ve kamu hastaneleri bakımından 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu m. 2/1-b (tam yargı davası): Kamu hastanesinde meydana gelen olaylarda idarenin hizmet kusuruna dayalı sorumluluğunun usul çerçevesini oluşturur.

Ameliyathane hizmet standartları: Adli Tıp Genel Kurulu’nun yerleşik yaklaşımına göre, tüm batın (ve diğer vücut boşluğu) operasyonlarında, operasyon sahası kapatılmadan önce kullanılan malzemelerin sayımının öncelikle ameliyat hemşiresi tarafından yapılıp kayda alınması, ameliyat bitiminde ameliyatı yapan hekim ve ameliyat hemşiresi tarafından tutanağın imzalanması gerekir.

3. Sorumluluğun Unsurları ve Kusur Karinesi

Yabancı cisim unutulması davalarında da genel malpraktis sorumluluğunun dört unsuru (hukuka aykırı eylem, kusur, zarar, illiyet bağı) aranır; ancak bu dava türünde ilk üç unsurun ispatı büyük ölçüde kolaylaşmıştır. Vücutta ameliyat sonrası bir yabancı cismin bulunduğunun görüntüleme yöntemleri veya ikinci bir ameliyatla tespit edilmesi hâlinde, bu tespitin kendisi çoğu zaman hukuka aykırılığı ve kusuru da beraberinde ortaya koyar. Nitekim Yargıtay’ın istikrarlı yaklaşımı, vücuda giren yabancı cisimlere karşı vücudun bir tepki göstereceğinin doktor tarafından bilinmemesinin mümkün olmadığı yönündedir; bu nedenle “vücutta yabancı cisim unutulması” olgusunun tespiti, çoğunlukla ayrıca bir kusur değerlendirmesi yapılmasına gerek kalmaksızın sorumluluğu doğurur.

Davanın esas teknik tartışması, bu noktadan sonra kimin kusurlu olduğu ve illiyet bağının hangi ameliyata bağlanacağı üzerinde yoğunlaşır — özellikle hastanın geçmişte aynı bölgeden birden fazla ameliyat geçirdiği hâllerde bu belirsizlik önemli bir savunma zemini oluşturabilir. Bu husus aşağıda özel görünümler bölümünde ayrıca ele alınmaktadır.

4. Cerrah, Ameliyathane Hemşiresi ve Hastane Arasında Sorumluluk Paylaşımı

Yabancı cisim unutulması davalarının en karakteristik özelliği, sorumluluğun tek bir kişide değil, ameliyat ekibinin farklı üyeleri arasında paylaşılmasıdır. Yerleşik içtihada göre, gazlı bez/spanç unutulması olayında cerrahi materyal sayımından sorumlu olan ameliyat hemşiresi ile ameliyat sahasını kapatmadan önce yeterli kontrolü yapmayan cerrah kusurlu kabul edilir; hastane ise bu ikisinin kusurundan bağımsız olarak, adam çalıştıran sıfatıyla kusursuz sorumludur (Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2023/1513, K. 2024/564, T. 12.02.2024).

Bu ayrımın kamu hastanelerinde de aynı şekilde uygulandığı görülmektedir. Danıştay 15. Dairesi’nin bir kararında, genel uygulamada tüm batın operasyonlarında batın kapatılmadan önce kullanılan malzemelerin sayımının öncelikle ameliyat hemşiresi tarafından yapılıp kayda alınması, ameliyat bitiminde ameliyatı yapan hekim ve ameliyat hemşiresi tarafından tutanağın imzalanması gerektiği; kişinin operasyon bölgesinde gazlı bez unutulması olayında gazlı bez sayımını doğru yapmayan ameliyat hemşiresinin uygulamasının tıp kurallarına uygun olmadığı, ameliyattan sorumlu cerrahın ise ameliyat sahasını kapatmadan önce yeterli kontrolü yapmamasının bir eksiklik olduğu vurgulanmıştır (Danıştay 15. Daire, E. 2015/1411, K. 2016/72, T. 21.01.2016).

Hastanenin sorumluluğunun hukuki dayanağı TBK m. 66’da düzenlenen adam çalıştıranın sorumluluğudur. Çalışanın, kendisine verilen işi yürütürken üçüncü kişilere verdiği zararlardan istihdam edenin kusursuz olarak sorumlu olduğu açıkça vurgulanmaktadır (Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2025/1601, K. 2025/4238, T. 09.12.2025). Bu kusursuz sorumluluk, hastanenin kendi bünyesinde herhangi bir organizasyon hatası bulunmasa dahi devam eder: Adli Tıp Kurumu’nun hastaneye ayrıca bir organizasyon hatası atfetmediği hâllerde dahi, hastane personelinin (hekim ve/veya hemşirenin) kusurundan adam çalıştıran sıfatıyla sorumlu tutulmaktadır (Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2023/5804, K. 2024/4123, T. 05.12.2024). Bu ilke, davacı açısından önemli bir güvence sunar: hastanenin “biz organizasyonel olarak kusursuzuz” savunması, hemşire veya hekimin kişisel kusurunu ortadan kaldırmadığı sürece hastaneyi sorumluluktan kurtaramaz.

Uygulamada hastane bünyesindeki doktorun ayrıca bir mesleki sorumluluk sigortası bulunması hâlinde, sigorta şirketi de davaya feri müdahil olarak katılabilir veya ayrı bir dava ile doğrudan sigorta şirketine karşı TTK m. 1478 uyarınca talepte bulunulabilir; ancak bu durumda sigortalı hekimin kusurunun öncelikle ispatlanması gerekir.

5. Özel Görünümler: Çoklu Ameliyat, Farklı Vücut Bölgeleri, Ceza Yargılaması

Çoklu Geçmiş Ameliyat Hâlinde İlliyet Bağının Tespiti

Yabancı cisim unutulması davalarında en çekişmeli teknik konulardan biri, hastanın aynı vücut bölgesinden daha önce birden fazla ameliyat geçirmiş olması hâlinde, cismin hangi ameliyatta unutulduğunun tespitidir. Bu husus, davalı tarafın en sık başvurduğu savunma zeminlerinden biridir. Bir davada davalı taraf, ameliyatta çıkarılan parçaların gazlı beze sarılıp patoloji laboratuvarına gönderilmiş olmasının, o gazlı bezin hastanın karnından çıkarıldığı anlamına gelmediğini, gazlı bezin hastanın karnından çıkarıldığına dair bir rapor bulunmadığını ileri sürerek davanın reddini talep etmiştir (Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2024/3069, K. 2025/1658, T. 17.03.2025).

Bu tür belirsizlik hâllerinde mahkemeler, ameliyathane malzeme sayım kontrol formlarını, dava konusu ameliyat dışında hastanın aynı bölgeden başka bir ameliyat olup olmadığını ve tıbbi kayıtların bütününü değerlendirerek sonuca ulaşır. Nitekim bir kararda, ameliyathane malzeme sayım kontrol formunda sayımların tam olduğu kayıtlı olsa dahi, dava konusu ameliyat dışında hastanın aynı bölgeden başka bir ameliyat olduğuna dair bir bilgi bulunmadığından, çıkarılan gazlı bezin dava konusu ameliyatta unutulduğu kabul edilmiştir (Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2023/1513, K. 2024/564, T. 12.02.2024). Bu nedenle, hastanın tıbbi geçmişinin (özellikle aynı bölgeye ait önceki ameliyatların) eksiksiz olarak dosyaya sunulması, davanın seyri bakımından kritik önem taşır.

Farklı Vücut Bölgelerinde Örnek Olaylar

Yabancı cisim unutulması, yalnızca karın (batın) bölgesiyle sınırlı değildir; uygulamada kalp, boğaz, burun gibi farklı vücut bölgelerinde de sıkça karşılaşılan bir olgudur. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin bir kararında, by-pass ameliyatı sırasında hastanın kalbinde sargı bezi unutulması nedeniyle hastanın yeniden ameliyat olmak zorunda kaldığı bir olayda tazminat talebi değerlendirilmiştir (Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, E. 2011/7697, K. 2011/10489, T. 30.06.2011). Benzer şekilde, kamu hastanesinde gerçekleştirilen bir kalça ameliyatında yabancı cisim unutulması nedeniyle hastanın iki kez daha ameliyat olmak zorunda kaldığı bir olayda da maddi ve manevi tazminata hükmedilmiştir (Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2010/411, K. 2010/12220, T. 29.11.2010). Bu örnekler, yabancı cisim unutulması olgusunun ameliyatın türünden bağımsız olarak her cerrahi müdahalede ortaya çıkabilecek genel bir risk olduğunu ve buna bağlı sorumluluk ilkelerinin de vücut bölgesinden bağımsız olarak aynı şekilde uygulandığını göstermektedir.

Ceza Yargılaması ile Hukuk Davası Arasındaki İlişki

Yabancı cisim unutulması olayları, aynı zamanda taksirle yaralama suçunu da oluşturabileceğinden, çoğu zaman paralel bir ceza yargılamasına konu olur. Bir olayda, doğum sonrası batında gazlı bez unutulması nedeniyle davalı doktor ve hemşire hakkında taksirle yaralama suçundan yürütülen yargılama sonucunda Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılmasına (HAGB) karar verildiği, buna karşın hukuk davasında hastane, doktor ve hemşirenin kusurlu olduğu tespit edilerek tazminata hükmedildiği görülmektedir (Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2023/1915, K. 2023/3438, T. 29.11.2023). Bu örnek, HAGB kararının ceza yargılamasını sonuçlandırmakla birlikte, hukuk mahkemesinin kusur ve tazminat değerlendirmesini bağımsız olarak yapmaya devam ettiğini göstermektedir; ceza yargılamasında mahkûmiyet kararı verilmemiş olması, hukuk davasında tazminat sorumluluğunun doğmasına engel değildir.

Taksirle yaralama suçunun unsurları, HAGB kurumunun güncel uygulaması ve ceza yargılamasının hukuk davasına etkisi hakkında daha kapsamlı bilgi için Taksirle Yaralama madde şerhi sayfamıza başvurabilirsiniz.

6. Benzer Malpraktis Davalarıyla Karşılaştırma

Dava TürüHukuki İlişkiİspatın Odağı
Ameliyatta Yabancı Cisim UnutulmasıVekalet sözleşmesi / hizmet kusuruKusur çoğunlukla karine; asıl tartışma hangi ameliyat ve kimin (cerrah/hemşire) sorumlu olduğu
Yanlış/Geç TeşhisVekalet sözleşmesi / hizmet kusuruİlliyet bağının somut ispatı davacıya aittir, karine yoktur
Hatalı Doğum ve SezaryenVekalet sözleşmesiDoğum eyleminin yönetimi, endikasyon uygunluğu
Hatalı Estetik AmeliyatEser sözleşmesiSonucun vaat edilenle örtüşüp örtüşmediği

Bu karşılaştırmadan görüleceği üzere, yabancı cisim unutulması davalarını diğer tedavi amaçlı malpraktis türlerinden ayıran temel özellik, kusurun ispatının çok daha az tartışmalı olmasıdır. Geç teşhis davalarında davacı illiyet bağını uzun bir bilirkişi süreciyle ispatlamak zorundayken, yabancı cisim unutulması davalarında “vücutta yabancı cisim bulunduğu” olgusunun kendisi çoğunlukla kusuru da beraberinde göstermektedir. Bu nedenle bu tür davalarda hukuki mücadele, kusurun varlığından çok, sorumluluğun kimler arasında ve hangi oranda paylaşılacağı ile zamanaşımı ve zarar miktarı üzerinde yoğunlaşır.

7. Görevli Mahkeme ve Husumet

Yabancı cisim unutulması davalarında görevli mahkeme, ameliyatın yapıldığı kurumun niteliğine göre belirlenir:

  • Özel hastane, muayenehane veya özel tıp merkezinde meydana gelen olaylarda: Hasta ile özel sağlık kuruluşu ve serbest çalışan hekim arasındaki ilişki 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun m.3/1-l anlamında bir tüketici işlemi olduğundan, görevli mahkeme m.73/1 uyarınca Tüketici Mahkemesidir. Dava, cerraha, ameliyathane hemşiresine ve hastaneye karşı birlikte açılabilir.
  • Dava şartı arabuluculuk ve tüketici hakem heyeti: 6502 m.73/A uyarınca Tüketici Mahkemesinde dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır; anlaşma sağlanamazsa son tutanak dava dilekçesine eklenir. Değeri her yıl ilan edilen parasal sınırın altında kalan uyuşmazlıklar ise tüketici hakem heyetinin görev alanına girer; bu uyuşmazlıklarda arabuluculuk şartı aranmaz.
  • Tıbbi kötü uygulama sorumluluk sigortasına dayalı taleplerde: Sigorta şirketine karşı açılacak dava, ticari dava niteliği taşıdığından Asliye Ticaret Mahkemesinde görülür.
  • Kamu hastanelerinde (devlet hastanesi, üniversite hastanesi) meydana gelen olaylarda: İdarenin hizmet kusuru esasına dayalı olarak İdare Mahkemesinde tam yargı davası açılması gerekir; hekime veya hemşireye karşı doğrudan adli yargıda dava açılamaz. İdareye yapılan başvurunun reddi veya 30 gün içinde cevap verilmemesi üzerine, 60 günlük dava açma süresi içinde dava açılmalıdır.

Husumetin doğru yöneltilmesi bu dava türünde özel önem taşır: ameliyathane hemşiresi kural olarak hastanenin çalışanı konumunda olduğundan, hemşireye karşı doğrudan dava açılması yerine, hastanenin adam çalıştıran sıfatıyla ve varsa sigortalı hekimin bizzat davaya dahil edilmesi tercih edilen yoldur. Ameliyatı gerçekleştiren cerrah ile hastane arasındaki ilişkinin niteliği (kadrolu çalışan mı, bağımsız çalışan mı) de husumetin doğru belirlenmesinde dikkate alınması gereken bir husustur.

8. Zamanaşımı Süreleri ve Öğrenme Tarihi

TBK m.147/5: “Aşağıdaki alacaklar için beş yıllık zamanaşımı uygulanır: (…) 5. Vekâlet, komisyon ve acentalık sözleşmelerinden, ticari simsarlık ücreti alacağı dışında, simsarlık sözleşmesinden doğan alacaklar.”

TBK m.72/1: “Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Ancak, tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu zamanaşımı uygulanır.”

Özel hekim ve özel hastaneye karşı vekâlet sözleşmesine dayanan tazminat taleplerinde TBK m.147/5 uyarınca 5 yıllık zamanaşımı uygulanır. Yargıtay, tıbbi müdahaleden doğan sözleşmesel taleplerde bu sürenin işlem tarihinden değil, hastanın zararı öğrendiği tarihten itibaren başlatılmasını kabul etmektedir (Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2023/396, K. 2023/194, T. 22.02.2023; Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, E. 2011/2343, K. 2011/11552, T. 14.07.2011). Sürenin başlaması için zararın varlığının öğrenilmesi yeterlidir; zararın bütün kapsamıyla kesinleşmesi beklenmez (Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, E. 2005/5697, K. 2005/13292, T. 16.09.2005). Talep haksız fiile dayandırılırsa TBK m.72 uyarınca öğrenmeden itibaren 2 yıl, her hâlde fiilden itibaren 10 yıl içinde dava açılmalıdır; fiil aynı zamanda suç oluşturuyor ve ceza kanunu daha uzun bir dava zamanaşımı öngörüyorsa bu uzun süre uygulanır.

Kamu hastanelerine karşı tam yargı yolunda ise İYUK m.13 uyarınca, zararın öğrenildiği tarihten itibaren 1 yıl ve her hâlde olay tarihinden itibaren 5 yıl içinde önce idareye başvurulmalı; başvurunun reddi veya 30 gün içinde cevap verilmemesi (zımni ret) üzerine 60 gün içinde İdare Mahkemesinde dava açılmalıdır.

Yabancı cisim unutulması davalarında zamanaşımı konusu, diğer malpraktis türlerine kıyasla özellikle önemlidir; çünkü unutulan cisim, hastanın vücudunda uzun yıllar boyunca hiçbir belirti vermeden sessiz kalabilir. Bu nedenle zamanaşımı süresinin başlangıcı, kural olarak ameliyat tarihinden değil, hastanın zararı ve failini öğrendiği tarihten itibaren hesaplanır. Zamanaşımı süresinin başlaması için, zarar görenin faili ve zararı öğrenmiş olması gerekir; zararın kapsamı ve esaslı unsurlarının, davayı açmaya elverişli bütün şartlarıyla öğrenilmesi anlamına gelir. Vücut bütünlüğünün ihlalinden doğan zarar “gelişmekte olan bir durum” ise ve ancak tedavi sonucunda düzenlenecek doktor raporu ile kesin olarak belirlenebilecekse, zamanaşımı süresi bu son tıbbi raporun verilmesinden sonra işlemeye başlar (Yargıtay 21. Hukuk Dairesi, E. 2006/152, K. 2006/1979, T. 2006).

Bu ilke, idari yargı uygulamasında da aynı şekilde benimsenmiştir. Bir olayda, hastanın bacağının kesilmesine neden olan tıbbi hatanın öğrenildiği tarihin, hastanın üçüncü kez ameliyat olduğu ve durumun kendisine bildirildiği tarih olduğu kabul edilmiş; mahkeme, usul kurallarının uygulanmasında abartılı şekilcilikten kaçınılması ve hak arama hürriyetinin gözetilmesi gerektiğini vurgulamıştır (Danıştay 10. Daire, E. 2019/5988, K. 2021/3202, T. 09.06.2021). Buna karşılık, davalı taraf çoğu zaman zamanaşımının ameliyat tarihinden itibaren işlemeye başladığını ve bu sürenin dolduğunu savunarak davanın reddini talep etmektedir; bu nedenle davacının, zararı öğrendiği kesin tarihi (ikinci ameliyat, tanı raporu, uzman görüşü gibi somut bir delille) net biçimde ortaya koyması davanın kazanılması bakımından kritik önem taşır.

9. Zarar Kalemleri ve Tazminat Miktarı

Ameliyatta yabancı cisim unutulması davalarında talep edilebilecek başlıca zarar kalemleri şunlardır:

  • İkinci ameliyat ve tedavi masrafları: Yabancı cismin çıkarılması için gerekli hâle gelen ek ameliyat, hastane yatışı, ilaç ve tedavi giderleri.
  • İş gücü/efor kaybı tazminatı: Yabancı cismin uzun süre fark edilmemesi nedeniyle kalıcı sakatlık veya iş göremezlik doğmuşsa, TRH-2010 yaşam tablosuna göre hesaplanan efor kaybı tazminatı; ağır vakalarda bu kalem milyonlarca liraya ulaşabilmektedir.
  • Bakıcı gideri: Hastanın sürekli bakıma muhtaç hâle gelmesi durumunda talep edilebilir; ancak bu husus somut olayda bilirkişi raporuyla ayrıca ispatlanmalıdır.
  • Manevi tazminat: Hem hasta hem de yakınları için; hastanın ölümden döndüğü ağır vakalarda hem hasta hem de eşi ve çocukları için ayrı ayrı manevi tazminata hükmedilebilmektedir.
  • Destekten yoksun kalma tazminatı: Yabancı cisim kaynaklı komplikasyonun ölümle sonuçlanması hâlinde, bakmakla yükümlü olduğu kişiler için.

Manevi tazminat miktarının takdirinde mahkeme; tarafların sosyal ve ekonomik durumlarını, kusurun ağırlığını, zararın niteliği ve büyüklüğünü, hastanın yaşadığı süreç ve travmanın boyutunu gözetir. Ameliyat bölgesinde unutulan gazlı bezden kaynaklı olarak hastanın ölümden dönmesi gibi ağır vakalarda, hem hasta hem de eşi ve çocukları için ayrı ayrı manevi tazminata hükmedildiği, hasta lehine yüz binlerce lira, yakınları lehine de onlarca bin lira düzeyinde tazminatlara ulaşıldığı görülmektedir.

12. Yargı Paketi ile gelen değişiklikler: 7589 sayılı Kanun (RG 31.07.2026) ile HMK m.107’de düzenlenen belirsiz alacak davası yürürlükten kaldırılmıştır. Bu tarihten sonra açılan davalarda tazminat talebi kısmi dava olarak açılır ve HMK m.109/4 uyarınca tahkikatın sonuna kadar bir defaya mahsus artırılabilir; artırılan kısım bakımından da zamanaşımı dava tarihinden itibaren kesilmiş sayılır. TBK m.55’e eklenen fıkralarla da iş gücü kaybı ve destekten yoksun kalma tazminatlarında, kazancın bilindiği döneme ilişkin tazminata olay tarihinden, bilinmeyen döneme ilişkin tazminata karar tarihinden itibaren faiz işletileceği ve tahkikat başlayıncaya kadar yapılan ödemelerin oransal olarak mahsup edileceği düzenlenmiştir. Değişikliklerin geçiş etkileri için malpraktis tazminat davası rehberimize bakabilirsiniz.

10. İspat Araçları: Bilirkişi Raporu, ATK ve Adli Tıp Genel Kurulu

Yabancı cisim unutulması davalarında en belirleyici delil, ilgili uzmanlık alanından oluşturulan bilirkişi heyeti raporu, Adli Tıp Kurumu (ATK) ihtisas kurulu raporu veya gerekli hâllerde Adli Tıp Genel Kurulu raporudur. Bu tür davalarda bilirkişi incelemesi tipik olarak şu hususlara odaklanır:

  • Vücutta tespit edilen yabancı cismin niteliği (gazlı bez, spanç, cerrahi alet vb.) ve bu cismin hangi ameliyatla ilişkilendirilebileceği,
  • Ameliyathane malzeme sayım kontrol formlarının usulüne uygun tutulup tutulmadığı,
  • Cerrahi materyal sayımından sorumlu ameliyat hemşiresinin uygulamalarının tıp kurallarına uygun olup olmadığı,
  • Ameliyattan sorumlu cerrahın, ameliyat sahasını kapatmadan önce yeterli kontrolü yapıp yapmadığı,
  • Hastanın daha önce aynı bölgeden geçirdiği ameliyatların bulunup bulunmadığı ve bunların illiyet bağı üzerindeki etkisi.

Çelişkili raporlar bu dava türünde sık görülen bir durumdur; özellikle hastanın birden fazla geçmiş ameliyatı bulunan olaylarda, Adli Tıp Kurumu ihtisas kurulu raporu ile Yüksek Sağlık Şurası raporu arasında farklı sonuçlara ulaşılabilmektedir. Böyle bir çelişki hâlinde, Yargıtay’ın yerleşmiş içtihadına göre üniversitelerin ana bilim dallarından seçilecek akademik kariyere sahip doktorlardan oluşturulacak bir bilirkişi kuruluna dosyanın tevdi edilerek yeni bir rapor alınması ve raporlar arasındaki çelişkinin giderilmesi gerekir; bu yapılmadan verilen karar bozma sebebidir. Bu nedenle, ilk alınan rapor davacı aleyhine sonuçlar içeriyorsa, rapora usulüne uygun itiraz edilmesi ve gerektiğinde yeni bir heyetten rapor talep edilmesi davanın seyrini önemli ölçüde değiştirebilir.

11. Dava Süreci Nasıl İşler?

Ameliyatta yabancı cisim unutulması nedeniyle tazminat davası süreci genel hatlarıyla şu aşamalardan oluşur:

  1. Tanı ve tıbbi kayıtların temini: Yabancı cismin tespit edildiği görüntüleme raporları, ikinci ameliyata ait epikriz, ilk ameliyata ait ameliyathane malzeme sayım kontrol formu ve hasta dosyası eksiksiz olarak temin edilmelidir.
  2. Geçmiş ameliyat öyküsünün netleştirilmesi: Hastanın aynı bölgeden daha önce ameliyat geçirip geçirmediği araştırılarak, illiyet bağı tartışmasına karşı hazırlıklı olunmalıdır.
  3. Dava açılması ve husumetin doğru yöneltilmesi: Cerrah, ameliyathane hemşiresi (veya hastane üzerinden istihdam eden sıfatıyla), hastane ve varsa mesleki sorumluluk sigortası şirketi husumet bakımından doğru şekilde belirlenmelidir.
  4. Bilirkişi incelemesi: Mahkeme, ilgili uzmanlık dallarından oluşan bir bilirkişi heyeti veya ATK’dan rapor talep eder; taraflar rapora itiraz edebilir, çelişki hâlinde ek rapor veya yeni heyetten rapor istenmesini talep edebilir.
  5. Yargılama ve karar: Toplanan deliller ve raporlar ışığında mahkeme, cerrah-hemşire-hastane arasındaki kusur oranını ve tazminat miktarını belirler.
  6. İstinaf ve temyiz: Taraflardan biri kararı hukuka aykırı bulursa, Bölge Adliye Mahkemesi ve gerekirse Yargıtay nezdinde kanun yoluna başvurulabilir.

Bu süreçte, özellikle zamanaşımı savunmasına karşı hastanın zararı ne zaman öğrendiğini gösteren somut delillerin (ikinci ameliyat tarihi, tanı raporu tarihi) erken aşamada toplanması ve dosyaya sunulması, davanın usulden reddedilmesinin önüne geçilmesi bakımından büyük önem taşır.

Sık Sorulan Sorular

Ameliyatta yabancı cisim unutulması tek başına kusur sayılır mı?

Evet. Mesleği doktor olan kişinin, vücut içerisine giren yabancı cisimlere karşı vücudun bir tepki göstereceğini bilmemesi mümkün olmadığından, vücutta yabancı cisim unutulması başlı başına kusur olarak kabul edilir. Bu durumun hekimin göstermesi gereken özenin dışında olduğu savunması kural olarak kabul görmez.

Bu tür davalarda kimlere karşı dava açılır?

Kural olarak ameliyatı gerçekleştiren cerraha, cerrahi materyal sayımından sorumlu ameliyathane hemşiresine (genellikle hastane üzerinden istihdam eden sıfatıyla) ve ameliyatın yapıldığı hastaneye karşı birlikte dava açılır. Hastanenin sorumluluğu, TBK m. 66 uyarınca adam çalıştıran sıfatıyla kusursuz sorumluluk esasına dayanır.

Hastane, kendi organizasyonunda hata olmadığını ispatlayarak sorumluluktan kurtulabilir mi?

Hayır, kural olarak kurtulamaz. Adli Tıp Kurumu’nun hastaneye ayrıca bir organizasyon hatası atfetmediği hâllerde dahi, hastane personelinin (hekim ve/veya hemşirenin) kişisel kusurundan adam çalıştıran sıfatıyla sorumlu tutulmaya devam eder.

Hastanın daha önce aynı bölgeden ameliyat olmuş olması davayı nasıl etkiler?

Bu durum, yabancı cismin hangi ameliyatta unutulduğu konusunda bir belirsizlik yaratabilir ve davalı tarafın en sık kullandığı savunma zeminlerinden biridir. Mahkemeler bu belirsizliği, ameliyathane malzeme sayım kontrol formlarını ve hastanın tıbbi geçmişindeki diğer ameliyatlara ait kayıtları birlikte değerlendirerek çözmeye çalışır.

Zamanaşımı süresi ameliyat tarihinden mi işlemeye başlar?

Hayır. Zamanaşımı süresinin başlaması için zarar görenin faili ve zararı öğrenmiş olması gerekir. Yabancı cisim unutulması olaylarında zarar genellikle “gelişmekte olan bir durum” niteliğinde olduğundan, süre kural olarak ameliyat tarihinden değil, hastanın zararı kesin olarak öğrendiği (örneğin ikinci ameliyat veya tanı raporu) tarihten itibaren işlemeye başlar.

Kamu hastanesinde geçirilen ameliyatta yabancı cisim unutulursa hangi mahkemeye başvurulur?

Devlet hastanesi veya üniversite hastanesinde meydana gelen olaylarda, hekime veya hemşireye karşı doğrudan adli yargıda dava açılamaz; idarenin hizmet kusuru esasına dayalı olarak önce idareye başvuru yapılması, ardından İdare Mahkemesinde tam yargı davası açılması gerekir.

Yabancı cisim unutulması yalnızca karın bölgesinde mi görülür?

Hayır. Uygulamada batın (karın) bölgesi en sık karşılaşılan görünüm olmakla birlikte, kalp (by-pass ameliyatı), boğaz, burun gibi farklı vücut bölgelerinde de sıkça karşılaşılan bir olgudur. Sorumluluk ilkeleri vücut bölgesinden bağımsız olarak aynı şekilde uygulanır.

Ceza yargılamasında HAGB kararı verilmesi hukuk davasını etkiler mi?

Hayır, kural olarak etkilemez. Doktor ve/veya hemşire hakkında taksirle yaralama suçundan yürütülen ceza yargılamasında HAGB kararı verilmiş olması, hukuk mahkemesinin kusur ve tazminat değerlendirmesini bağımsız olarak yapmasına engel değildir; hukuk davasında ayrıca kusur tespiti yapılarak tazminata hükmedilebilir.

Bilirkişi raporları arasında çelişki olursa ne yapılır?

Adli Tıp Kurumu raporu ile Yüksek Sağlık Şurası raporu gibi farklı kurumlardan alınan raporlar arasında çelişki bulunması hâlinde, üniversitelerin ana bilim dallarından seçilecek akademik kariyere sahip doktorlardan oluşturulacak bir bilirkişi kuruluna dosya tevdi edilerek yeni bir rapor alınması ve çelişkinin giderilmesi gerekir. Bu yapılmadan verilen karar bozma sebebidir.

Yabancı cisim unutulması nedeniyle hangi zarar kalemleri talep edilebilir?

İkinci ameliyat ve tedavi masrafları, kalıcı sakatlık doğmuşsa iş gücü/efor kaybı tazminatı, sürekli bakım gerekiyorsa bakıcı gideri, hasta ve yakınları için manevi tazminat, ölüm hâlinde ise destekten yoksun kalma tazminatı talep edilebilir.

Ameliyathane hemşiresinin kusuru hastaneyi de sorumlu kılar mı?

Evet. Çalışanın (ameliyathane hemşiresinin) kendisine verilen işi yürütürken üçüncü kişilere verdiği zararlardan, istihdam eden hastane TBK m. 66 uyarınca kusursuz olarak sorumludur. Hemşirenin kusuru tespit edildiğinde, bu kusur aynı zamanda hastanenin sorumluluğunun da dayanağını oluşturur.

Bu tür davalarda “komplikasyondur” savunması kabul edilir mi?

Nadiren. Yabancı cisim unutulması, tıp biliminde önlenebilir bir hata olarak kabul edildiğinden, “tıbben kabul edilen bir komplikasyondur” savunması bu dava türünde genellikle başarılı olmaz. Sayım prosedürlerine tam uyulduğu ve buna rağmen makul biçimde tespit edilemeyecek istisnai bir durumun varlığı somut delillerle ortaya konulmadıkça, kusur karinesi aşılamaz.

Sonuç

Ameliyatta yabancı cisim unutulması nedeniyle tazminat davaları, diğer malpraktis türlerine kıyasla kusurun ispatının nispeten daha kolay olduğu, ancak sorumluluğun cerrah, ameliyathane hemşiresi ve hastane arasında doğru biçimde paylaştırılmasının, zamanaşımının öğrenme tarihine göre doğru hesaplanmasının ve özellikle çoklu geçmiş ameliyat hâllerinde illiyet bağının teknik olarak ispatlanmasının belirleyici olduğu bir dava türüdür. Davanın başarıya ulaşması; tıbbi kayıtların ve ameliyathane sayım formlarının eksiksiz temini, doğru mahkemede ve doğru husumetle dava açılması, çelişkili bilirkişi raporlarına usulüne uygun itiraz edilmesi gibi birçok teknik unsurun bir arada, zamanında ve usulüne uygun şekilde yerine getirilmesine bağlıdır. Bu süreçte deneyimli bir sağlık hukuku avukatından destek almak, hem hak kaybının önlenmesi hem de adil bir tazminata ulaşılması bakımından belirleyici olacaktır. Konu hakkında ayrıntılı bilgi ve hukuki destek için İstanbul tazminat avukatı hizmetlerimizden yararlanabilirsiniz.

Bu makale, Sarıoğlu & Sefer Hukuk Bürosu adına Av. Fatih SEFER tarafından hazırlanmıştır.

Sarıoğlu & Sefer Hukuk ve Danışmanlık Bürosu
Osmaniye Mah., İsmail Erez Bulvarı No: 9/2, 34146 Bakırköy/İstanbul