Hatalı Tüp Mide Ameliyatı Tazminat Davası

Hatalı tüp mide ameliyatı tazminat davası, obezite tedavisi amacıyla yapılan tüp mide (sleeve gastrektomi) ve benzeri mide ameliyatlarında hekimin ya da sağlık kuruluşunun özen yükümlülüğüne aykırı davranması sonucu hastanın uğradığı maddi ve manevi zararın giderilmesi için açılan davadır. Obezite cerrahisi acil olmayan, önceden planlanan bir müdahaledir; hastanın uygun aday olup olmadığı ameliyattan önce belirlenebilir ve karar çoğu zaman birden fazla uzmanlık dalının değerlendirmesine dayanır. Bu nedenle bu dosyalarda kusur yalnızca ameliyat masasında değil, ameliyat öncesi hazırlıkta ve ameliyat sonrası takipte de aranır. Kaçak, kanama, enfeksiyon ya da darlık gibi sonuçların her biri hukuken hata sayılmaz; komplikasyonun ne zaman fark edildiği ve nasıl yönetildiği çoğu dosyada sonucu belirler. Bu makalede tüp mide ve obezite ameliyatlarındaki hukuki nitelik, kusur aşamaları, komplikasyon ayrımı, aydınlatılmış onam, görevli mahkeme, süreler, deliller ve tazminat kalemleri ele alınmaktadır. Tüm malpraktis türlerine ilişkin genel çerçeve için malpraktis tazminat davası rehberimize bakabilirsiniz.

1. Hukuki Nitelik: Vekâlet Sözleşmesi ve Özen Yükümlülüğü

Tüp mide ameliyatı, morbid obezite gibi tıbbi bir sorunun tedavisine yönelik cerrahi bir müdahaledir. Hasta ile hekim ya da hastane arasındaki ilişki bu nedenle ağırlıklı olarak vekâlet sözleşmesi çerçevesinde değerlendirilir. Vekâlet sözleşmesinde hekim belirli bir sonucu değil, tıbbın gerektirdiği özeni borçlanır. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, tüp mide ameliyatına ilişkin iki dosyada (E.2025/885 K.2025/4483 T.01.10.2025 ve E.2024/1919 K.2025/1087 T.24.02.2025) uyuşmazlığı vekilin özen yükümlülüğüne aykırı davranmasından kaynaklanan bir tazminat istemi olarak ele almıştır. Kanun bu özeni şöyle düzenler:

TBK m.506/2-3: “Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür. Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır.”

Ölçüt, aynı alanda iş üstlenen basiretli bir vekilin, yani somut olayda deneyimli bir obezite cerrahisi ekibinin göstereceği davranıştır. Borca aykırılık ortaya konulduğunda kusurun bulunmadığını ispat yükü borçluya geçer (TBK m.112). Ancak tıbbi standarttan sapmanın varlığı kural olarak bilirkişi incelemesiyle belirlendiği için dosyanın kaderi çoğu zaman rapor içeriğine bağlıdır.

Özen borcu esasına dayanan bu yapının önemli bir sonucu vardır: ameliyattan sonra beklenen kilonun verilememesi, kilonun sonradan geri alınması ya da hastanın beklentisinin karşılanmaması tek başına hekim hatası anlamına gelmez. Ameliyat sonrası kilo kaybı hastanın beslenme düzenine ve yaşam tarzına uyumuna da bağlıdır. Hekim ya da klinik yazılı olarak belirli bir sonuç taahhüt etmişse veya işlem tıbbi endikasyon olmaksızın salt estetik amaçla yapılmışsa, sözleşmenin eser sözleşmesi sayılıp sayılmayacağı tartışılabilir. Böyle bir nitelendirmede seçimlik haklar bakımından TBK m.475 ile 6502 sayılı Kanun m.15 birlikte değerlendirilir ve seçimlik hakkın kullanılması tazminat istemine engel olmaz. Estetik niteliği ağır basan işlemler için hatalı estetik ameliyat tazminat davası rehberimiz ayrıca incelenebilir.

Davalı sıfatı da dosyanın önemli bir parçasıdır. İncelenen iki Yargıtay dosyasında da hastane, ameliyatı yapan hekimle kadrolu bir ilişkisinin bulunmadığını savunmuştur. E.2025/885 sayılı dosyada hekimle hastane arasında vaka bazlı bir sözleşme olduğu, E.2024/1919 sayılı dosyada ise hastanenin yalnızca ameliyathane ve otelcilik hizmeti verdiği, hastanın hekimin muayenehanesinden hizmet aldığı ileri sürülmüştür. Her iki dosyada da dava, hekime atfedilebilecek bir kusur bulunmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir. Hastane ile hekimin hangi hukuki ilişki üzerinden birlikte sorumlu tutulabileceği özel hastaneye dava nasıl açılır rehberimizde, hekimin mesleki sorumluluk sigortasına yöneltilebilecek talepler ise hekimin mesleki sorumluluk sigortasına karşı dava yazımızda ele alınmıştır.

2. Ameliyat Öncesi: Endikasyon ve Hazırlık Kusurları

Obezite cerrahisi her kilolu kişiye uygulanan bir işlem değildir. Üniversite hastanelerinin hasta bilgilendirme sayfalarında yaygın olarak anılan ölçüt, vücut kitle indeksinin 40 ve üzerinde olması ya da 35 ve üzerinde olup diyabet, hipertansiyon veya uyku apnesi gibi obeziteyle ilişkili bir hastalığın bulunmasıdır. SGK’nın geri ödeme koşulları ayrıca Sağlık Uygulama Tebliği’nde düzenlendiği ve zaman içinde değişebildiği için, bir dosyada ameliyat tarihinde geçerli metne bakmak gerekir. Bilirkişi incelemesinde ilk sorulan konulardan biri, ameliyat endikasyonunun bulunup bulunmadığıdır.

Endikasyon kadar hazırlık süreci de kusur incelemesinin konusudur. Uygulamada endokrinoloji, göğüs hastalıkları, kardiyoloji, anestezi ve psikiyatri gibi dallardan konsültasyon istenmesi, gerekli tetkiklerin tamamlanması ve çoğu zaman sağlık kurulu raporu alınması beklenir. Hazırlık eksikliğinin tek başına tazminat doğurup doğurmadığı ise Yargıtay 3. HD E.2025/885 K.2025/4483 T.01.10.2025 sayılı kararda görülebilir.

Bu dosyada hasta, ön kontrol yapılmadan 29.05.2020 tarihinde endoskopik balonun çıkarıldığını, ertesi gün de tüp mide ameliyatının yapıldığını ileri sürmüştür. Dilekçeye göre bilgisayarlı tomografi 01.06.2020 tarihinde çekilmiş, hasta 04.06.2020 tarihinde taburcu edilmiş, üç gün sonra durumu kötüleşince aynı hastaneye yeniden yatırılmış ve sonrasında başka bir hastanede tedavi görmüştür. Dava dilekçesinde ikinci hastanedeki tedavi için 198.202,48 TL, ameliyatın yapıldığı hastanede yapılan tetkikler için 15.000 TL ödendiği ve 250.000 TL manevi tazminat istendiği belirtilmiştir. Bakırköy 8. Tüketici Mahkemesi davayı reddetmiş, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 19. Hukuk Dairesi istinaf başvurusunu esastan reddetmiştir. Adli Tıp Kurumu heyet raporunda ve itiraz üzerine alınan üniversite heyeti raporunda, psikiyatrik ve endokrinolojik konsültasyon eksikliğinin bulunduğu, ancak bu eksiklikler tamamlansa da cerrahi müdahale kararının değişmeyeceği ve eksikliğin sonradan gelişen kaçak ile ilişkili olmadığı belirtilmiştir. Yargıtay 3. HD bu değerlendirmeyi benimseyerek kararı onamıştır.

Karar, hazırlık kusurlarında neyin aranacağını gösterir: eksik konsültasyon ya da eksik tetkik tek başına yetmez; bu eksikliğin sonradan ortaya çıkan zararlı sonuca etkisi, yani nedensellik bağı kanıtlanmalıdır. Hazırlıktaki eksiklik, gözden kaçan bir sağlık sorununun ameliyat sonrası tabloyu hazırlamış olması hâlinde dava açısından güç kazanır.

3. Ameliyat Sırasındaki Teknik Hatalar

Ameliyat sırasında ileri sürülen kusurlar genellikle şunlardır: mide kesi hattının güvenli biçimde kapatılmaması, komşu organ veya damar yaralanması, kanamanın geç fark edilmesi ya da kanamaya gereken müdahalenin gecikmesi ve gerektiğinde ilgili uzmanlık dalının ameliyathaneye çağrılmaması. Ameliyat notu, anestezi kayıtları, varsa laparoskopik görüntü kaydı ve sarf malzeme kayıtları bu aşamanın temel delilleridir. Anestezi ile ilgili iddialar için anestezi hatası tazminat davası rehberimize bakılabilir.

Teknik hata iddiasında en önemli ayrım, ortaya çıkan sonucun bilinen bir komplikasyon olup olmadığıdır. Hekimin ameliyatı tıp kurallarına uygun yaptığı hâlde kaçak ya da kanama gelişmesi, hukuken hata olarak kabul edilmez. Hata, sonucun kendisinde değil, tekniğin, endikasyonun ya da sonrasındaki yönetimin standardın altında kalmasında aranır.

4. Ameliyat Sonrası Takip ve Komplikasyon Yönetimi

Tüp mide dosyalarının büyük bölümü ameliyat sonrası ilk günlerde verilen kararlar üzerinde düğümlenir. Ateş, nabız artışı, karın ağrısı, nefes darlığı ve yüksek enfeksiyon değerleri gibi bulgular kaçağı düşündürebilir. Bu durumda tıbbın gerektirdiği özen; kaçak şüphesini çabuk ortaya koyacak uygun görüntülemenin yapılmasını, sonucun zamanında değerlendirilmesini, hastanın taburcu edilmemesini ya da beslenmeye geçirilmemesini ve gerektiğinde zamanında yeniden müdahaleyi kapsar.

Bu aşamanın nasıl tartışıldığını Danıştay 10. Daire’nin E.2019/5545 K.2022/4873 T.31.10.2022 sayılı kararı somut biçimde gösterir. Antalya’da bir eğitim ve araştırma hastanesinde 15.09.2015 tarihinde tüp mide ameliyatı olan hastada, ameliyatın üçüncü gününde yüksek CRP değeri üzerine çekilen grafide kaçak izlenmediği yorumu yapılmış ve takip sürmüştür. Dördüncü gün ultrasonografide serbest sıvı saptanmış ve bilgisayarlı tomografi önerilmiştir. Beşinci gün (20.09.2015) çekilen tomografide oral kontrast maddenin karın boşluğuna geçtiği raporlanmış, hasta ise raporlamadan yaklaşık 29 saat sonra, altıncı gün (21.09.2015) kaçak şüphesiyle ameliyata alınmıştır. Ameliyatta midede küçük bir delik saptanmış, hasta aynı gece kalp durması nedeniyle yaşamını yitirmiştir. Hastanın yakını, perforasyonun ameliyatın komplikasyonu olduğunu kabul etmiş, ancak komplikasyonun zamanında anlaşılıp yönetilmediğini ileri sürmüştür.

Dosyada iki rapor çelişmiştir. Soruşturma sırasında üniversitede görevli bir genel cerrahi öğretim üyesinin raporu, üçüncü günden itibaren kaçağı düşündüren tablonun geliştiğini, literatüre göre oral kontrastlı bilgisayarlı tomografi çekilmesi gerekirken düz grafi ile yetinildiğini, kaçak görülmediği gerekçesiyle oral beslenmeye başlandığını ve komplikasyon yönetiminde gecikme bulunduğunu belirtmiştir. Adli Tıp Kurumu ihtisas kurulu ise tüm süreçte kusur bulunmadığı sonucuna varmıştır. İdare mahkemesi ATK raporuna dayanarak davayı reddetmiş, bölge idare mahkemesi istinaf başvurusunu reddetmiştir. Danıştay 10. Daire kararı bozmuştur: ATK raporu, davacının ileri sürdüğü gecikme iddialarını (düz grafi tercihi, tomografinin zamanlaması, raporlamadan sonraki 29 saatlik bekleme gibi) ayrı ayrı değerlendirmemiş, aleyhe sonuç içeren üniversite raporunu da ele almamıştır. Bu nedenle rapor hükme esas alınmaya elverişli bulunmamıştır. Daire, ATK’nın ilgili üst kurulundan ya da konuyla ilgili öğretim üyelerinin de katıldığı üniversite adli tıp kurulundan, ceza dosyasındaki Yüksek Sağlık Şurası kararı da getirtilerek yeni bir rapor alınmasını istemiştir. Aynı olayda ameliyatı yapan hekim ceza yargılamasında beraat etmiş ve bu karar kesinleşmiştir; buna rağmen Danıştay, idare yargısındaki kusur incelemesini yeniden yaptırmıştır.

Mide bandı ameliyatına ilişkin bir başka dosyada, Yargıtay 13. HD E.2015/10933 K.2016/17641 T.03.10.2016 sayılı kararda, laparoskopik mide bandı sonrası dikiş yerindeki kaçak nedeniyle gelişen karın içi enfeksiyon, sepsis ve çoklu organ yetmezliğiyle hasta yaşamını yitirmiştir. Adli Tıp Kurumu raporlarının bir kısmı perforasyonun zamanında saptanmaması nedeniyle gerekli dikkat ve özenin gösterilmediği sonucuna varmış, hükme esas alınan heyet raporu ise tedavi yöntemlerinin yeterli olduğunu, yalnızca zamanlamanın tartışılabileceğini belirtmiştir. Yargıtay, bu raporlar arasındaki çelişkinin giderilmediği gerekçesiyle kararı bozmuş; kaçağın tekniğin hatalı uygulanmasından kaynaklanıp kaynaklanmadığının, perforasyon tanısında gecikme olup olmadığının ve ölümde hekim hatasının bulunup bulunmadığının, genel cerrah ve gastroenterolog da dahil beş kişilik üniversite bilirkişi kurulundan yeniden sorulmasını istemiştir.

Aşağıdaki tablo, tüp mide dosyalarında kusurun hangi aşamada ve hangi belgelerle araştırıldığını özetler:

AşamaSık tartışılan konularÖne çıkan belgeler
Ameliyat öncesiEndikasyon, konsültasyonlar, tetkikler, sağlık kurulu raporu, aydınlatmaMuayene notları, konsültasyon formları, onam belgeleri, laboratuvar sonuçları
Ameliyat sırasındaTeknik uygulama, organ ve damar yaralanması, kanama yönetimiAmeliyat notu, anestezi formu, görüntü kaydı, sarf malzeme kaydı
Ameliyat sonrası ilk günlerKaçağın erken tanısı, uygun görüntüleme, beslenmeye başlama, taburculuk kararıHemşire gözlem formları, vital bulgular, tomografi ve grafi raporlarının saat kayıtları, epikriz
Komplikasyon tanısından sonraStent, drenaj ya da yeniden ameliyat kararında gecikme, sevkKonsültasyon istemleri, yeniden ameliyat kayıtları, sevk belgeleri, tedaviyi reddetme tutanağı
Taburculuk sonrasıKontrol çağrısı, hastaya ulaşılabilirlik, şikâyetlere yanıtPoliklinik kayıtları, yazışmalar, telefon ve mesaj kayıtları

5. Komplikasyon mu, Hekim Hatası mı?

Tüp mide dosyalarında en sık karşılaşılan savunma, ortaya çıkan sonucun bilinen bir komplikasyon olduğudur. Kaçak, kanama, enfeksiyon, apse, fistül ve darlık bu ameliyatlarda her türlü dikkat ve özene rağmen gelişebilen sonuçlardır. Yargıtay 3. HD E.2024/1919 K.2025/1087 T.24.02.2025 sayılı kararda bu yaklaşım açıkça görülür. Hasta, doktorun telkiniyle 25.01.2019 tarihinde tüp mide ameliyatı olduğunu, üç gün sonra taburcu edildiğini ve iki gün sonra karın ağrısı ile şişlik başladığını ileri sürmüş; 13.03.2019 tarihinde başvurduğu bir üniversite hastanesinde karın içi apse ve fistül saptanarak yeniden ameliyat edilmiştir. Hasta 10.000 TL maddi ve 250.000 TL manevi tazminat istemiştir. Mahkemece alınan bilirkişi raporlarında kaçak, enfeksiyon, apse ve fistül gibi tabloların bu ameliyatlardan sonra tıbbi bir kusurdan kaynaklanmadan ortaya çıkabilen komplikasyonlar olduğu, endikasyonda, tekniğte ve komplikasyon yönetiminde kusur bulunmadığı belirtilmiştir. Ankara 7. Tüketici Mahkemesi davayı reddetmiş, istinaf başvurusu da reddedilmiş, Yargıtay 3. HD kararı onamıştır.

Bu iki sonuç birlikte okunmalıdır. Danıştay’ın incelediği dosyada kaçak komplikasyon olarak kabul edilmiş, ancak komplikasyonun yönetimi tartışmaya açılmıştır. Yargıtay’ın incelediği dosyada ise bilirkişi, yönetimin de uygun olduğunu söylemiştir. Demek ki tazminat davasının hedefi, komplikasyonun kendisi değil, tanıdaki ve tedavideki gecikme, eksik tetkik ya da yanlış karar olmalıdır. Konunun genel ölçütleri için komplikasyon ile malpraktis farkı rehberimiz incelenebilir. Tanıdaki gecikme iddialarının genel çerçevesi için yanlış ve geç teşhis tazminat davası, ameliyat sonrası enfeksiyon ve apse tabloları için hastane enfeksiyonu tazminat davası rehberlerimize bakılabilir. Gecikme iddiasında ayrıca gecikmenin zararlı sonucu ne ölçüde etkilediği sorulmalıdır; Danıştay’ın yukarıdaki kararında da bilirkişiden gecikme varsa ölüm veya zarar üzerindeki etkisinin açıklanması istenmiştir.

Yargıtay 3. HD E.2025/885 K.2025/4483 T.01.10.2025 sayılı kararda bu ilke bir başka yönden görünür. İlk derece mahkemesi, tomografinin geç raporlandığını kabul etmiş, ancak hekimin raporlama beklenirken sözlü yorum alarak kaçak yönetimini başlattığını ve gecikmenin tedaviyi olumsuz etkilemediğini, kaçak tanısı konulduktan sonra mide stenti önerilmesinin tıbben uygun olduğunu belirtmiştir. Gecikme tek başına yeterli görülmemiş, sonuca etkisi aranmıştır.

6. Aydınlatılmış Onam ve Obezite Cerrahisi

Tüp mide ameliyatı büyük bir cerrahi müdahale olduğundan hastanın yazılı rızası gerekir. 1219 sayılı Kanun m.70 bu konuda şunu öngörür:

1219 sayılı Kanun m.70: “Tabipler, diş tabipleri ve dişçiler yapacakları her nevi ameliye için hastanın, hasta küçük veya tahtı hacirde ise veli veya vasisinin evvelemirde muvafakatını alırlar. Büyük ameliyei cerrahiyeler için bu muvafakatin tahriri olması lazımdır.”

Rızanın geçerli olması için hastanın yeterince aydınlatılmış olması gerekir. Yargıtay 3. HD E.2024/1848 K.2025/836 T.13.02.2025 sayılı kararda, Hasta Hakları Yönetmeliği’nin 18, 24, 28 ve 31. maddelerine atıfla rızanın, hastanın müdahalenin konusu ve sonuçları hakkında anlayabileceği biçimde bilgilendirilmesinden sonra alınması gerektiği ve aydınlatılmış rızanın alındığını ispat yükünün hekime ait olduğu belirtilmiştir. Yargıtay 3. HD E.2023/2156 K.2024/214 T.17.01.2024 sayılı kararda ise yalnızca ameliyata rıza göstermenin yeterli olmadığı, komplikasyonların da hastaya açıklanması gerektiği ve ispat külfetinin hekim ya da hastanede olduğu vurgulanmıştır. Ayrıntılar için aydınlatılmış onam ve onamsız tıbbi müdahalede tazminat rehberimize bakabilirsiniz.

Obezite cerrahisinde aydınlatma, genel bir ameliyat formuyla yetinilmesini kaldırmaz. Onam; tüp mide ameliyatının amacını, kilo vermenin hastanın uyumuna bağlı olduğunu, kaçak, kanama ve enfeksiyon gibi riskleri, alternatif yöntemleri (mide bypass, mide balonu, tıbbi tedavi) ve ameliyatı yaptırmama hâlinde ortaya çıkabilecek sonuçları kapsamalıdır. Aynı hastaya ayrı işlemler yapılıyorsa, örneğin 3. HD E.2025/885 sayılı dosyada olduğu gibi endoskopik balon çıkarılması ve ertesi gün tüp mide ameliyatı gibi, her işlemin kendi riskleri için ayrı aydınlatma yapılması gerekir. Danıştay 10. Daire’nin E.2023/6681 K.2024/3890 T.09.10.2024 sayılı kararında da anestezi işlemi için alınan onamın, ameliyata özgü aydınlatma yükümlülüğünü tek başına karşılamadığı belirtilmiştir. Aynı kararda, ameliyat öncesi riskler anlatılıp yazılı onam alınmamışsa, sonuç komplikasyon olsa bile hastanın karar verme hakkının elinden alındığı için manevi tazminatın gündeme geleceği ifade edilmiştir.

Pratik bir uyarı da Yargıtay 3. HD E.2024/1919 K.2025/1087 T.24.02.2025 sayılı karardan çıkar: bölge adliye mahkemesi, hastanın yeterince aydınlatılmadığı iddiasının ilk derece yargılamasında ileri sürülmediğini, istinaf aşamasında ileri sürülemeyeceğini belirtmiş; Yargıtay da kararı onamıştır. Aydınlatma eksikliği iddiası bu nedenle dava dilekçesinde ve ilk derece yargılamasında, bilirkişi raporuna itirazlarla birlikte açıkça yer almalıdır.

Hastanın ameliyat sonrası kendi isteğiyle hastaneden ayrılması da tartışma konusu olabilir. E.2025/885 sayılı dosyada hasta, Türkçe tedavi ret tutanağını imzalarken dili anlamadığını ileri sürmüş, ilk derece mahkemesi ise hastanın belgenin sonuçlarını anlayabildiğini, başka bir hastanede tedavisine devam etmek için ayrıldığını açıkça ifade ettiğini kabul etmiştir. Yabancı hastalar bakımından ortaya çıkan sorunlar için sağlık turizminde malpraktis yazımıza bakabilirsiniz.

7. Kamu Hastanesinde Yapılan Tüp Mide Ameliyatı

Ameliyat devlet hastanesinde, eğitim ve araştırma hastanesinde ya da devlet üniversitesi hastanesinde yapılmışsa dava idare mahkemesinde tam yargı davası olarak açılır. Anayasa’nın 129. maddesinin beşinci fıkrası gereği kamu görevlisi hekime doğrudan husumet yöneltilemez; dava ilgili idareye karşı açılır ve idare kusurlu bulduğu hekime rücu edebilir. Dava açmadan önce İYUK m.13 uyarınca idareye başvurmak gerekir. Başvuru, zararı öğrenmeden itibaren bir yıl ve her hâlde olaydan itibaren beş yıl içinde yapılmalıdır; istem reddedilirse ya da otuz gün içinde cevap verilmezse, altmış gün içinde idare mahkemesinde dava açılabilir. Detaylar için kamu hastanesinde malpraktis ve tam yargı davası rehberimiz incelenebilir.

İdare yargısında kusurun bulunmadığı sonucuna varıldığında bile dava her zaman sona ermez. Danıştay 10. Daire’nin E.2020/338 K.2021/3358 T.16.06.2021 sayılı kararında, ameliyat sonrası gelişen idrar yapamama sorunu komplikasyon olarak değerlendirilmiş ve hizmet kusuru bulunmamıştır. İdare mahkemesi, sonucun tümüyle hastaya yükletilmesinin hakkaniyete uygun olmadığı gerekçesiyle 40.000 TL manevi tazminat vermiş, Danıştay bu kararı onamıştır. Bu yaklaşım, kamu hastanesinde komplikasyon sonucu zarar gören hastalar için kusur bulunmasa da tazminat yolunun tamamen kapanmadığını gösterir.

8. Görevli Mahkeme ve Dava Öncesi Süreç

Özel hastane, serbest hekim ve özel klinik aleyhine açılan tüp mide davalarında, 6502 sayılı Kanun m.3/1-l ve m.73/1 uyarınca tüketici mahkemesi görevlidir. İncelenen Yargıtay dosyaları da bunu doğrular; her ikisi de ilk derecede tüketici mahkemesinde (Bakırköy 8. ve Ankara 7. Tüketici Mahkemeleri) görülmüştür. Yalnızca sigorta şirketine karşı açılacak davalar asliye ticaret mahkemesinde görülür. Kamu hastanesinde ise idare mahkemesine başvurulur.

Tüketici mahkemelerinde dava açmadan önce arabulucuya başvurmak dava şartıdır:

6502 sayılı Kanun m.73/A/1 (ilk cümle): “Tüketici mahkemelerinde görülen uyuşmazlıklarda dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır.”

Parasal sınırın altındaki uyuşmazlıklarda ise tüketici hakem heyetine başvurmak zorunludur ve arabuluculuk şartı aranmaz. Parasal sınırın üzerindeki uyuşmazlıklarda arabuluculuk sürecinin ardından tüketici mahkemesinde dava açılır. Yetki, hastane ve hekim arasındaki ilişki ile dava açma aşamalarının ayrıntıları özel hastaneye dava nasıl açılır rehberimizde ele alınmıştır.

9. Zamanaşımı ve Süreler

Tüp mide davalarında uygulanacak süre, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine göre belirlenir:

Hukuki ilişkiSüreDayanak
Vekâlet sözleşmesi (özel hastane, serbest hekim)5 yılTBK m.147/5
Eser sözleşmesi (nitelendirme tartışmalıysa)5 yıl; hekimin ağır kusuru varsa 10 yılTBK m.147/6 ve m.146
Haksız fiilÖğrenmeden itibaren 2 yıl, her hâlde fiilden itibaren 10 yıl; fiil suçsa daha uzun ceza zamanaşımıTBK m.72
Kamu hastanesiÖğrenmeden itibaren 1 yıl, her hâlde olaydan itibaren 5 yıl içinde idareye başvuru; ret veya 30 gün cevapsızlık sonrası 60 gün içinde davaİYUK m.13

Yargıtay, sözleşmesel taleplerde de sürenin başlangıcı bakımından öğrenme tarihini esas almaktadır (3. HD E.2023/396 K.2023/194 T.22.02.2023). Zararın varlığının öğrenilmesi yeterlidir; kapsamının tam olarak bilinmesi gerekmez (13. HD E.2005/5697 K.2005/13292 T.16.09.2005). Tüp mide bakımından bu, kaçağın ya da komplikasyonun hastaya bildirildiği ve zararın ortaya çıktığı tarihin kritik olduğu anlamına gelir. Başka bir hastanede yapılan tetkikle hatanın öğrenildiği tarih de, olayın niteliğine göre tartışılabilir.

İşlemin tıbbi endikasyonla değil estetik amaçla yapıldığı yönünde bir tartışma varsa, ayıplı hizmete ilişkin 6502 sayılı Kanun m.16’daki ifa tarihinden itibaren iki yıllık süre de gündeme gelebilir (ağır kusur veya hileyle gizlemede uygulanmaz). Bu belirsizlik nedeniyle ameliyat tarihinden itibaren iki yıl içinde harekete geçmek ihtiyatlı olur. Sürelerin tamamı ve kesilme ile durma halleri için malpraktis davasında zamanaşımı rehberimize bakılabilir.

10. Deliller ve Bilirkişi Süreci

Tüp mide davalarında en önemli delil, hasta dosyasıdır. Hasta dosyasında şunlar bulunmalıdır: muayene ve konsültasyon notları, ameliyat öncesi tetkikler, sağlık kurulu raporu, onam ve bilgilendirme formları, ameliyat ve anestezi notları, hemşire gözlem formları, vital bulgular, laboratuvar ve görüntüleme raporları (özellikle çekim ve raporlama saatleri), epikriz, taburculuk ve tedaviyi reddetme belgeleri. Bu kayıtlara ulaşma ve delilleri koruma yolları için tıbbi kayıtlara erişim ve delil tespiti rehberimiz incelenebilir.

Tıbbi kusur teknik bir konu olduğundan mahkeme bilirkişi raporu alır. Raporun kimden alındığı ve neyi kapsadığı sonucu doğrudan etkiler. Yukarıdaki dosyalardan şu noktalar çıkar:

  1. Heyette konunun uzmanı bulunmalıdır. Yargıtay 13. HD, mide bandı dosyasında genel cerrah ve gastroenterolog da dahil beş kişilik üniversite kurulundan rapor alınmasını istemiştir.
  2. Rapor, tarafların bütün itirazlarını tek tek karşılamalıdır. Danıştay 10. Daire, ATK raporunu bu nedenle yetersiz bulmuştur.
  3. Raporlar arasında çelişki varsa giderilmelidir; ceza dosyasındaki Yüksek Sağlık Şurası kararı da dosyaya getirtilmelidir.
  4. Gecikme iddiasında bilirkişiden gecikme olup olmadığı ve varsa zararlı sonuca etkisi açıkça sorulmalıdır.
  5. Rapora itiraz süresi kısadır: HMK m.281/1 uyarınca taraflar, raporun tebliğinden itibaren iki hafta içinde eksiklerin tamamlanmasını, belirsizliklerin açıklanmasını ya da yeni bilirkişi atanmasını isteyebilir.

ATK ihtisas kurulları, Genel Kurul, Yüksek Sağlık Şurası ve üniversite heyetleri arasındaki farklar ile rapora itiraz yöntemi malpraktis davasında bilirkişi raporu ve ATK süreci rehberimizde ayrıca anlatılmıştır.

11. Tazminat Kalemleri ve 7589 Sonrası Dava Yöntemi

Tüp mide davalarında talep edilebilecek başlıca kalemler şunlardır: ikinci ameliyat ve ikinci hastanede yapılan tedavi giderleri (E.2025/885 sayılı dosyada olduğu gibi), geçici ve kalıcı iş gücü kaybı (yaşam tablosu olarak TRH-2010 esas alınır), bakıcı gideri, tedavi ve ilaç masrafları ile manevi tazminat. Manevi tazminat TBK m.56’ya dayanır; hâkim, bedensel bütünlüğün zedelenmesi hâlinde olayın özelliklerini gözeterek uygun bir miktara hükmedebilir. Ameliyat veya komplikasyon nedeniyle hasta yaşamını yitirmişse yakınlar destekten yoksun kalma tazminatı ve manevi tazminat isteyebilir; bu konu için doktor hatası nedeniyle ölüm ve destekten yoksun kalma tazminatı rehberimize bakılabilir. Kalemlerin nasıl hesaplandığı malpraktiste tazminat hesaplama yazımızda ayrıntılı olarak ele alınmıştır.

7589 sayılı Kanun (Resmî Gazete, 31.07.2026) ile dava yöntemi değişmiştir. HMK m.107’de düzenlenen belirsiz alacak davası yürürlükten kaldırılmıştır. Bu nedenle tüp mide davasında talep, kısmi dava olarak açılır. HMK m.109’a eklenen dördüncü fıkra, artırım imkânını şöyle düzenler:

HMK m.109/4: “Alacağın sadece bir kısmının dava edildiği durumlarda talep konusu, aynı davada bir defaya mahsus olmak üzere iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın tahkikatın sona ermesine kadar artırılabilir. Bu durumda zamanaşımı, artırılan kısım bakımından da dava tarihinden itibaren kesilmiş sayılır.”

Kaldırılmadan önce açılmış belirsiz alacak davaları kendi hükümlerine göre devam eder. Artırılan kısım için faizin hangi tarihten işleyeceği ise henüz netleşmemiştir. Ayrıca TBK m.55’e eklenen fıkralar uyarınca, çalışma gücü kaybı ve destekten yoksun kalma zararlarında kazancın bilindiği döneme ilişkin tutara olay tarihinden, bilinmeyen döneme ilişkin tutara karar tarihinden itibaren faiz işler. İfa amacıyla tahkikat başlayıncaya kadar yapılan ödemeler, ödeme tarihine göre belirlenecek tazminat miktarından oransal olarak mahsup edilir.

12. Ceza Soruşturması ile Tazminat Davasının İlişkisi

Ağır sonuçlu tüp mide dosyalarında çoğunlukla ceza soruşturması da açılır. Hasta yaşamını yitirmişse taksirle öldürme, yaralanma hâlinde taksirle yaralama suçları gündeme gelir. Hekimlerin ceza sorumluluğunun genel çerçevesi doktorların cezai sorumluluğu yazımızda, şikâyet yolları ve kamu görevlisi hekimler için 4483 sayılı Kanun kapsamındaki soruşturma izni süreci doktor hakkında şikâyet nasıl yapılır rehberimizde anlatılmıştır.

Ceza dosyasının sonucu hukuk davasını bağlamaz. Kanun bu konuda şunu söyler:

TBK m.74: “Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir. Aynı şekilde, ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hâkimini bağlamaz.”

Yerleşik içtihada göre hukuk hâkimini yalnızca mahkûmiyet kararında kesinleşen maddi olgu tespitleri bağlar. Beraat kararı ise kusurun bulunmadığı anlamına gelmez; nitekim Danıştay, yukarıda anlatılan dosyada ceza yargılamasındaki kesinleşmiş beraate rağmen yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırmıştır.

Ceza yargılamasında nedensellik bağı da ayrıca tartışılır. Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin E.2020/12128 K.2025/3338 T.26.03.2025 sayılı kararına konu olayda, Bağcılar’da bir eğitim ve araştırma hastanesinde 24.04.2012 tarihinde mide katlama ameliyatı yapılan hasta, 25.04.2012 tarihinde taburcu edilmiş, 28.04.2012 tarihinde kusma şikâyetiyle yeniden yatırılmış ve 03.05.2012 tarihinde yaşamını yitirmiştir. Çekilen batın tomografisinde hava-sıvı seviyeleri görülmesi üzerine barsak perforasyonu düşünülerek acil ameliyat yapılmaması nedeniyle ATK ihtisas kurulu bir hekimi kusurlu bulmuş; ATK İhtisas Kurulu ve Genel Kurulun sonraki raporlarında ise acil müdahale yapılsa bile hastanın kurtulacağının kesin olmadığı, bu nedenle kusur ile ölüm arasında kesin nedensellik bağı kurulamayacağı belirtilmiştir. Asliye ceza mahkemesi iki sanık hekimden birini beraat ettirmiş, diğerini taksirle öldürmeden mahkûm etmiştir. Yargıtay 12. Ceza Dairesi, taksirle öldürme suçunun unsurlarının oluşmadığını, eylemin görevi kötüye kullanma (TCK m.257/2) niteliğinde olduğunu ve bu suçun zamanaşımının dolduğunu belirterek mahkûmiyeti bozmuş, kamu davasının düşmesine karar vermiştir. Bu karar, hukuk davalarında da gecikme iddiası ile ölüm arasındaki bağın ayrıca kanıtlanması gerektiğini hatırlatır.

13. Dava Öncesinde Atılması Gereken Adımlar

  1. Hastane ve ameliyatı yapan hekimden tüm tıbbi kayıtları (hasta dosyası, onam formları, ameliyat ve anestezi notları, görüntüleme raporları, epikriz) talep edin; ikinci hastanenin kayıtlarını da toplayın.
  2. Ameliyattan itibaren yaşananları saat ve gün bazında kronolojik bir tabloya dökün: hangi tetkik ne zaman çekildi, ne zaman raporlandı, hangi kararlar ne zaman verildi, hasta ne zaman taburcu edildi.
  3. Tedavi giderlerini fatura ve makbuzlarla belgeleyin; iş kaybı ve bakıcı ihtiyacını gösteren belgeleri saklayın.
  4. Hukuki ilişkinin türünü (özel hastane, serbest hekim, kamu hastanesi) belirleyin; görevli mahkemeyi, arabuluculuk ya da idareye başvuru yükümlülüğünü ve süreleri buna göre belirleyin.
  5. Dava dilekçesinde aydınlatma eksikliği dahil tüm kusur iddialarını baştan ileri sürün; ilk derecede ileri sürülmeyen iddia istinafta incelenmeyebilir.
  6. Bilirkişi raporuna iki haftalık süre içinde ayrıntılı itiraz hazırlayın.

Sıkça Sorulan Sorular

Tüp mide ameliyatı sonrası kaçak hekim hatası sayılır mı?

Kaçak, tek başına hekim hatası sayılmaz; bilirkişi raporlarında bu ameliyatın bilinen bir komplikasyonu olarak değerlendirilir. Hatanın aranacağı yer, kaçağın zamanında tanınıp tanınmadığı ve uygun şekilde yönetilip yönetilmediğidir.

Tüp mide ameliyatı olup kilo veremedim, tazminat isteyebilir miyim?

Kilo verememek tek başına tazminat doğurmaz; hekim bir sonuç değil, özen borcu altındadır. Ancak endikasyon yokken ameliyat yapılmışsa, sonuç taahhüt edilmişse ya da kusurlu bir uygulama varsa dava konusu olabilir.

Dava nerede açılır?

Özel hastane, serbest hekim ve özel klinik aleyhine tüketici mahkemesinde, kamu hastanesinde idare mahkemesinde açılır. Yalnızca sigorta şirketine karşı açılacak dava asliye ticaret mahkemesinde görülür.

Dava açmadan önce arabulucuya başvurmak zorunlu mu?

Tüketici mahkemesinde evet, arabuluculuk dava şartıdır. Parasal sınırın altındaki uyuşmazlıklarda ise tüketici hakem heyetine başvurulur ve arabuluculuk şartı aranmaz.

Dava açma süresi ne kadardır?

Vekâlet sözleşmesinde beş yıl, haksız fiilde öğrenmeden itibaren iki yıl ve her hâlde on yıldır. Kamu hastanesinde öğrenmeden itibaren bir yıl içinde idareye başvurulur. İhtiyaten iki yıl içinde hareket etmek önerilir.

Aydınlatılmış onam formunu imzaladım, dava hakkım biter mi?

Hayır. İmzalı bir form, yeterli aydınlatmanın yapıldığını gösterebilir; ancak hatalı uygulama ya da komplikasyon yönetimindeki kusur için onam hekimi sorumluluktan kurtarmaz.

Hekime mi, hastaneye mi dava açılır?

Özel sağlık kuruluşunda genellikle ikisine birlikte dava açılır. Hastane, hekimle ilişkisine göre sorumlu tutulabilir; bu konuda hukuki nitelendirme önemlidir.

Kamu hastanesinde ameliyat olduysam hekime dava açabilir miyim?

Hayır. Kamu görevlisi hekime doğrudan husumet yöneltilemez; dava idareye karşı açılır. İdare, kusurlu hekime rücu edebilir.

Hangi deliller önemlidir?

Hasta dosyası, onam formları, ameliyat ve anestezi notları, tomografi ve laboratuvar raporları ile bunların saat kayıtları, epikriz ve ikinci hastanedeki kayıtlar önemlidir.

Hangi tazminat kalemlerini isteyebilirim?

Tedavi giderleri, iş gücü kaybı, bakıcı gideri ve manevi tazminat istenebilir. Ölüm hâlinde yakınlar destekten yoksun kalma ve manevi tazminat isteyebilir.

Ceza davasında beraat edilirse tazminat davası kaybedilir mi?

Hayır. Beraat kararı hukuk hâkimini bağlamaz (TBK m.74). Hukuk davasında kusur ayrıca incelenir.

Belirsiz alacak davası açabilir miyim?

Hayır. HMK m.107 yürürlükten kaldırılmıştır; talep kısmi dava olarak açılır ve tahkikat sonuna kadar bir defaya mahsus artırılabilir (HMK m.109/4).

Sonuç

Hatalı tüp mide ameliyatı davalarında asıl soru, ortaya çıkan sonucun kendisi değil, sürecin hangi aşamasında hangi özen yükümlülüğünün ihlal edildiğidir. Endikasyon, hazırlık, ameliyat tekniği, ameliyat sonrası takip ve komplikasyon yönetimi ayrı ayrı incelenir; kusurun yanında kusurla zarar arasındaki nedensellik bağı da kanıtlanmalıdır. Yargıtay ve Danıştay kararları, kusur bulunmadığı yönündeki bilirkişi raporlarının çoğu dosyada davanın sonucunu belirlediğini; bu nedenle raporun kapsamının, heyetin uzmanlığının ve çelişkilerin giderilmesinin dava stratejisinin merkezinde yer aldığını göstermektedir. Aydınlatma iddiasının ilk derecede ileri sürülmesi, sürelerin kaçırılmaması ve 7589 sayılı Kanun sonrası kısmi dava yönteminin doğru kullanılması da sonucu etkileyen pratik unsurlardır. Konu hakkında ayrıntılı bilgi ve hukuki destek için İstanbul tazminat avukatı hizmetlerimizden yararlanabilirsiniz.

Bu makale, Sarıoğlu & Sefer Hukuk Bürosu adına Av. Fatih SEFER tarafından hazırlanmıştır.

Sarıoğlu & Sefer Hukuk ve Danışmanlık Bürosu
Osmaniye Mah., İsmail Erez Bulvarı No: 9/2, 34146 Bakırköy/İstanbul