<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" >

<channel>
	<title>Sözleşmeler Hukuku &#8211; SARIOĞLU &amp; SEFER HUKUK BÜROSU</title>
	<atom:link href="https://www.sarioglusefer.com/kategori/sozlesmeler-hukuku/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sarioglusefer.com</link>
	<description>Hızlı ve Etkili Yasal Çözüm </description>
	<lastBuildDate>Sun, 11 Oct 2026 10:16:46 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.3</generator>

<image>
	<url>https://www.sarioglusefer.com/wp-content/uploads/2022/02/cropped-logo1-32x32.png</url>
	<title>Sözleşmeler Hukuku &#8211; SARIOĞLU &amp; SEFER HUKUK BÜROSU</title>
	<link>https://www.sarioglusefer.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesinin İptali</title>
		<link>https://www.sarioglusefer.com/olunceye-kadar-bakma-sozlesmesinin-iptali/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Av. Mehmet Sarıoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 11 Oct 2026 10:16:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sözleşmeler Hukuku]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sarioglusefer.com/?p=5133</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ölünceye kadar bakma sözleşmesinin iptali tek bir davayla değil, dayandığınız sebebe göre ayrılan altı farklı yolla istenir: muris muvazaası, ehliyetsizlik, hile ve diğer irade bozuklukları, tenkis, TBK m.615 uyarınca nafaka alacaklılarının iptal hakkı ve İİK m.277 vd. uyarınca borçlunun alacaklılarının tasarrufun iptali davası. Bu yolların süresi, davacısı, ispat yükü ve sonucu birbirinden farklıdır; yanlış davayı ... <a title="Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesinin İptali" class="read-more" href="https://www.sarioglusefer.com/olunceye-kadar-bakma-sozlesmesinin-iptali/" aria-label="Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesinin İptali hakkında daha fazlasını okuyun">Devamını oku</a></p>
<p><a rel="nofollow" href="https://www.sarioglusefer.com/olunceye-kadar-bakma-sozlesmesinin-iptali/">Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesinin İptali</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://www.sarioglusefer.com">SARIOĞLU &amp; SEFER HUKUK BÜROSU</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="ss-mak" style="line-height: 1.8;">
<p><strong>Ölünceye kadar bakma sözleşmesinin iptali tek bir davayla değil, dayandığınız sebebe göre ayrılan altı farklı yolla istenir: muris muvazaası, ehliyetsizlik, hile ve diğer irade bozuklukları, tenkis, TBK m.615 uyarınca nafaka alacaklılarının iptal hakkı ve İİK m.277 vd. uyarınca borçlunun alacaklılarının tasarrufun iptali davası.</strong> Bu yolların süresi, davacısı, ispat yükü ve sonucu birbirinden farklıdır; yanlış davayı seçmek ya da süreyi kaçırmak taşınmazın kaybına yol açabilir. Bu yazıda her yolu ölünceye kadar bakma sözleşmesine özgü yönüyle, güncel kanun metinleri ve Yargıtay kararları ışığında anlatıyorum. Sözleşmenin tanımı, şekli ve bakım borcunun kapsamı için <a href="https://www.sarioglusefer.com/olunceye-kadar-bakma-sozlesmesi/">ölünceye kadar bakma sözleşmesi</a> yazımıza bakabilirsiniz.</p>
<nav class="ss-nav" style="background: #f5f8fc; border: 1px solid #dce5ef; border-radius: 6px; padding: 14px 20px; margin: 18px 0;">
<p style="margin: 0 0 6px 0;"><strong>İçindekiler</strong></p>
<ol style="margin: 0;">
<li><a href="#iptal-yollari">Ölünceye kadar bakma sözleşmesi hangi yollarla iptal edilir?</a></li>
<li><a href="#muris-muvazaasi">Muris muvazaası nedeniyle iptal</a></li>
<li><a href="#tenkis">Tenkis: saklı payın korunması</a></li>
<li><a href="#ehliyetsizlik">Ehliyetsizlik nedeniyle iptal</a></li>
<li><a href="#hile">Hile, yanılma ve korkutma nedeniyle iptal</a></li>
<li><a href="#tbk-615">TBK m.615: nafaka alacaklılarının iptal hakkı</a></li>
<li><a href="#alacaklilar">Alacaklıların iptal davası (İİK m.277-284)</a></li>
<li><a href="#strateji">Dava stratejisi: hangi talep, hangi sırayla?</a></li>
<li><a href="#sss">Sık sorulan sorular</a></li>
<li><a href="#sonuc">Sonuç</a></li>
</ol>
</nav>
<h2 id="iptal-yollari">Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesi Hangi Yollarla İptal Edilir?</h2>
<p>Ölünceye kadar bakma sözleşmesi, bakım borçlusunun bakım alacaklısını ölünceye kadar bakıp gözetmeyi, bakım alacaklısının da bir malvarlığını veya bazı malvarlığı değerlerini ona devretmeyi üstlendiği ivazlı bir sözleşmedir (TBK m.611). Sözleşme, noterde miras sözleşmesi şeklinde düzenlenir ve tapuda devir yapılır. Sözleşme bu şekilde kurulmuş olsa bile resmî şekle uyulmuş olması onu iptal edilemez kılmaz; muvazaa, ehliyetsizlik ve irade bozukluğu gibi sebepler sözleşmenin ardındaki gerçeği tartışmaya açar. Uygulamada karşılaştığım tablo şudur: bir mirasçı, babasının ya da annesinin tüm taşınmazlarını bir çocuğuna ya da yeğenine bakım karşılığı devrettiğini öğrenir ve “bu sözleşme bozulabilir mi” diye sorar. Cevap, hangi olgulara dayanabildiğinize göre değişir.</p>
<table style="width: 100%; border-collapse: collapse; margin: 16px 0;">
<thead>
<tr>
<th style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em; background: #f5f8fc; text-align: left;">Yol</th>
<th style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em; background: #f5f8fc; text-align: left;">Kim açar?</th>
<th style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em; background: #f5f8fc; text-align: left;">Temel iddia</th>
<th style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em; background: #f5f8fc; text-align: left;">Süre</th>
<th style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em; background: #f5f8fc; text-align: left;">Sonuç</th>
</tr>
</thead>
<tbody>
<tr>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Muris muvazaası</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Miras hakkı çiğnenen mirasçılar</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Gerçek amaç bakım değil, mal kaçırmak (gizli bağış)</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Kural olarak süreye bağlı değildir</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Tapu iptali, miras payı oranında tescil</td>
</tr>
<tr>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Tenkis</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Saklı payı zedelenen mirasçılar</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Kazandırma saklı payı aşıyor</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Öğrenmeden 1 yıl, her hâlde 10 yıl (TMK m.571)</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Saklı pay oranında iade</td>
</tr>
<tr>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Ehliyetsizlik</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Mirasçılar (ve bakım alacaklısı sağken)</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Sözleşme anında ayırt etme gücü yoktu</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Süreye bağlı değildir</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Sözleşme hukuki sonuç doğurmaz, tapu terekeye döner</td>
</tr>
<tr>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Hile, yanılma, korkutma</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">İrade bozukluğuna uğrayan taraf</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">İrade sakatlığı</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Öğrenmeden/etkinin kalkmasından itibaren 1 yıl (TBK m.39)</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Sözleşmeyle bağlı olmama, verilenin iadesi</td>
</tr>
<tr>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">TBK m.615</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Bakım alacaklısından nafaka alma hakkı olanlar</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Sözleşme yüzünden nafaka verme imkânı kayboldu</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Madde metninde ayrı süre yoktur</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">İptal ya da nafakanın bakım edimlerinden mahsubu</td>
</tr>
<tr>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">İİK m.277 vd.</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Borçlunun alacaklıları</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Borçlu malvarlığını alacaklılardan kaçırdı</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Tasarruf tarihinden itibaren 5 yıl (İİK m.284)</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Taşınmaz üzerinde haciz ve satış yetkisi</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Bakım borcuna aykırı davranıldığı için sözleşmeyi sona erdirmek ayrı bir konudur. Önelli ve önelsiz fesih (TBK m.616-617) geçerli bir sözleşmenin sonlandırılmasıdır; burada anlattığım iptal sebepleri ise sözleşmenin baştan itibaren hukuken ayakta durmadığını ileri sürer. Fesih için hub yazımızdaki <a href="https://www.sarioglusefer.com/olunceye-kadar-bakma-sozlesmesi/">fesih bölümlerine</a> bakabilirsiniz.</p>
<h2 id="muris-muvazaasi">Muris Muvazaası Nedeniyle Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesinin İptali</h2>
<p>Muris muvazaasının genel çerçevesi (unsurları, ispat emareleri, dava hakkı) <a href="https://www.sarioglusefer.com/muris-muvazaasi-nedir/">muris muvazaası</a> yazımızda ayrıntılı anlatılıyor. Burada yalnızca ölünceye kadar bakma sözleşmesine özgü yönü ele alıyorum.</p>
<h3>Bakım sözleşmesi neden muvazaa aracı olarak kullanılır?</h3>
<p>Muris muvazaasında mirasbırakan, mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için gerçekte bağışlamak istediği taşınmazı tapu memuru önünde satış ya da ölünceye kadar bakma sözleşmesi görünümüyle devreder. Görünüşteki sözleşme geçersizdir; gizlenen bağış ise taşınmaz devrinin resmî şekline uymadığı için (TMK m.706, TBK m.237) hüküm doğurmaz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, ölünceye kadar bakma sözleşmesine ilişkin içtihadı birleştirme kararının doğrudan konusu olmamasına rağmen, yerleşik içtihadın bu sözleşmeyle yapılan devirlerin de muris muvazaası nedeniyle geçersiz olduğunun ileri sürülebileceğini kabul ettiğini belirtmiştir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2018/533, K. 2021/1189, T. 07.10.2021). Dava hakkı, 1.4.1974 tarihli 1974/1 E., 1974/2 K. sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca saklı pay sahibi olsun ya da olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılara aittir.</p>
<h3>Mahkeme gerçek iradeyi nasıl belirler?</h3>
<p>Hukuk Genel Kurulu&#8217;na göre bu uyuşmazlıklarda belirleyici olan, bakım borçlusuna yapılan temlikin gerçek yönünün, yani mirasbırakanın gerçek irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasıdır. Bunun için mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, bakım borçlusu ve diğer mirasçılarla ilişkileri, yaşı, sağlık durumu ve devredilen malın tüm malvarlığına oranı gibi olgulara bakılır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2018/533, K. 2021/1189, T. 07.10.2021; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2022/865, K. 2024/293, T. 29.05.2024). İspat yükü, muvazaayı ileri süren mirasçıya aittir; mirasçılar sözleşmenin tarafı olmadıklarından üçüncü kişi konumundadır ve iddialarını tanık dahil her türlü delille kanıtlayabilirler (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2022/865, K. 2024/293, T. 29.05.2024).</p>
<table style="width: 100%; border-collapse: collapse; margin: 16px 0;">
<thead>
<tr>
<th style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em; background: #f5f8fc; text-align: left;">Olgu</th>
<th style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em; background: #f5f8fc; text-align: left;">Gerçek bakım iradesi yönünde</th>
<th style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em; background: #f5f8fc; text-align: left;">Muvazaa yönünde</th>
</tr>
</thead>
<tbody>
<tr>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Yaş ve sağlık</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">İleri yaş, ağır hastalık, tek başına yaşama; bakım ihtiyacının fiilen büyük olması</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Sağlıklı, kendi işini gören ve bakıma ihtiyaç duymayan bir mirasbırakan</td>
</tr>
<tr>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Devredilen mal</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Mirasbırakanın başka taşınmazlarının kalması (mal kaçırmak isteseydi hepsini devrederdi)</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Tüm malvarlığının devri; bedelin bakım ihtiyacıyla orantısız olması</td>
</tr>
<tr>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Aile ilişkileri</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Mirasbırakanın yalnızlığı, bakım borçlusuna minnet ve bağlılığı</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Mirasçılarla küslük ve onları mirastan yoksun bırakma düşüncesine işaret eden olgular</td>
</tr>
<tr>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Bakımın ifası</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Aynı evde yaşama, hastane kayıtları, tedaviyle ilgilenme, tanıklar</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Bakımın hiç ya da yalnızca şekli olarak yapılması, mirasbırakanın başkasınca bakılması</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<h3>Sözleşme anında bakım ihtiyacı aranır mı?</h3>
<p>Hayır. Hukuk Genel Kurulu&#8217;na göre ölünceye kadar bakıp gözetme koşuluyla yapılan temlikin geçerliliği için sözleşmenin düzenlendiği tarihte bakım alacaklısının özel bir bakım gereksinimi içinde bulunması zorunlu değildir; bu gereksinimin sonradan doğması ya da alacaklının ölümüne kadar çok kısa bir süre sürmüş olması da geçerliliği etkilemez (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2022/865, K. 2024/293, T. 29.05.2024). Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, ölünceye kadar bakma sözleşmesinde bakıp gözetme borcunun kapsamının ne akdin başında ne de devamı sırasında belli olmadığını, bu yönüyle sözleşmenin hizmet akdinden ayrıldığını ve TBK&#8217;nın bakım alacaklısı bakımından gerçek kişi olmaktan başka özel bir nitelik aramadığı için sözleşme anında özel bakıma muhtaçlık aramanın kanuna yorum yoluyla ekleme anlamına geleceğini vurgulamıştır (Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2024/3004, K. 2024/4342, T. 07.10.2024). Aynı kararda Daire, mirasbırakanın malvarlığının çoğunluğunun devredilmiş olmasına dayanılarak sözleşmeyi muvazaalı sayan hükmü, bakım borçlusunun akit öncesi ve sonrası murise baktığı sabit olduğundan bozmuştur.</p>
<p>Bu nedenle “mirasbırakan sözleşme tarihinde sağlıklıydı” iddiası tek başına sonuç vermez. Bakım ihtiyacının yokluğu ancak diğer emarelerle birlikte mal kaçırma amacını gösteren bir olgu olarak değer kazanır.</p>
<h3>Bakım gerçekten yapıldıysa dava kazanılır mı?</h3>
<p>Çoğu zaman hayır. Hukuk Genel Kurulu, mirasbırakanın taşınmazı yalnızca bir görünüş yaratmak için değil, samimi olarak bakım sağlamak amacıyla devrettiği ve bakım borçlusunun karşı edimini ifa ettiği hâllerde gerçek bakım karşılığı yapılan sözleşmenin muris muvazaası nedeniyle geçersiz olduğundan söz edilemeyeceğini kabul etmiştir. Olayda mirasbırakan, kanser hastalığının son yedi yılında kızı tarafından bakılmış, sözleşmeden sonra kızı babasının yanına taşınmış ve ölümüne kadar bakmış; mirasbırakanın başka taşınmazları da bulunduğu için mal kaçırma amacı olsaydı onları da devredebileceği vurgulanmıştır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2018/533, K. 2021/1189, T. 07.10.2021). Yargıtay 7. Hukuk Dairesi de oy birliğiyle verdiği bir kararda, mirasbırakanın sözleşmeyi bakım gereksinimini karşılamak iradesiyle yaptığı ve bu gereksinimin davalı tarafından karşılandığı anlaşıldığından muris muvazaası nedeniyle iptale karar verilmesini isabetsiz bulmuştur (Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2025/3846, K. 2025/4020, T. 03.10.2025).</p>
<p>Mal kaçırma amacının bulunmadığı hâllerde İçtihadı Birleştirme Kararı&#8217;nın uygulanma imkânı yoktur; bu nedenle bakımın fiilen yerine getirilmediğini, murisin sağlığında başkası tarafından bakıldığını ya da bakım borçlusunun yalnızca taşınmazı devralıp çekildiğini gösteren delillerin toplanması davanın omurgasıdır.</p>
<h3>Tüm malvarlığının devri muvazaa sayılır mı?</h3>
<p>Tek başına sayılmaz, ancak tartışmalıdır. Hukuk Genel Kurulu&#8217;nun oy çokluğuyla verdiği bir kararda, saklı paylı mirasçısı olmayan, 76 yaşında, tekerlekli sandalyeye mahkûm ve tek başına yaşayan mirasbırakanın tüm taşınmazlarını kendisine yıllardır bakan davalıya devretmesinin makul sınırı aşmadığı kabul edilmiştir. Çoğunluk, bakım ihtiyacının ağırlığını ve devredilen taşınmazların niteliğini gözeterek muvazaa bulunmadığı sonucuna varmış; azınlık görüşü ise tüm malvarlığının devredilmesinin ve akrabalık ilişkilerinin iyi olmamasının temliklerin muvazaalı olduğunu gösterdiğini savunmuştur (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2022/865, K. 2024/293, T. 29.05.2024). Pratikte bu, “bütün mal devredildi” argümanının tek başına yeterli olmadığı, ama bakım ihtiyacının hafif, bakım borçlusunun bakımının zayıf olduğu dosyalarda ağırlık kazandığı anlamına gelir.</p>
<p>Aynı kararda dikkat çeken bir nokta da, mirasbırakanın saklı paylı mirasçısı bulunmadığında Daire&#8217;nin “mal kaçırmak isteseydi bağış yoluyla da devredebilirdi” gerekçesine dayanmasıdır. Kardeş ve yeğenler gibi saklı paysız mirasçıların açtığı davalarda ispat yükü bu nedenle özellikle ağırdır.</p>
<h3>Muvazaa davası kazanılırsa ne olur?</h3>
<p>Bakım borçlusu adına olan tapu kaydı mirasçıların miras payları oranında iptal edilir ve davacılar adına tescil edilir. Dava, taşınmaz üzerindeki ayni hak ve tapu kaydına ilişkin olduğundan tapu iptal ve tescil davası kuralları uygulanır; ayrıntılar için <a href="https://www.sarioglusefer.com/tapu-iptal-ve-tescil-davasi/">tapu iptal ve tescil davası</a> yazımıza bakabilirsiniz. Devralan taşınmazı davadan önce üçüncü kişiye devretmişse sonuç farklılaşır; bu risk nedeniyle tapu kaydına ihtiyati tedbir şerhi konulmasını dava ile birlikte talep etmek önemlidir.</p>
<h2 id="tenkis">Tenkis: Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesi Saklı Payı Zedeler mi?</h2>
<p>Tenkis davasının şartları, hesaplanması ve süreci <a href="https://www.sarioglusefer.com/tenkis-davasi/">tenkis davası</a> yazımızda ayrıntılı anlatılıyor; saklı pay kavramı için <a href="https://www.sarioglusefer.com/sakli-pay-nedir/">saklı pay nedir</a> yazımıza bakabilirsiniz. Burada ölünceye kadar bakma sözleşmesine özgü soruyu yanıtlıyorum.</p>
<div class="ss-kanun" style="background: #f5f8fc; border-left: 4px solid #20486f; padding: 12px 18px; margin: 16px 0;">
<p style="margin: 0 0 6px 0;"><strong>TMK m.560 – Genel olarak</strong></p>
<p style="margin: 0 0 6px 0;">Saklı paylarının karşılığını alamayan mirasçılar, mirasbırakanın tasarruf edebileceği kısmı aşan tasarruflarının tenkisini dava edebilirler.</p>
<p style="margin: 0 0 6px 0;"><strong>TMK m.565 – Tenkise tâbi kazandırmalar (ilgili bentler)</strong></p>
<p style="margin: 0 0 6px 0;">Aşağıdaki karşılıksız kazandırmalar, ölüme bağlı tasarruflar gibi tenkise tâbidir: [&#8230;] 3. Mirasbırakanın serbestçe dönme hakkını saklı tutarak yaptığı bağışlamalar ve ölümünden önceki bir yıl içinde âdet üzere verilen hediyeler dışında yapmış olduğu bağışlamalar, 4. Mirasbırakanın saklı pay kurallarını etkisiz kılmak amacıyla yaptığı açık olan kazandırmalar.</p>
<p style="margin: 0;"><strong>TMK m.571/1 – Hak düşürücü süreler</strong><br />
Tenkis davası açma hakkı, mirasçıların saklı paylarının zedelendiğini öğrendikleri tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde vasiyetnamelerde açılma tarihinin, diğer tasarruflarda mirasın açılması tarihinin üzerinden on yıl geçmekle düşer.</p>
</div>
<p>TMK m.565 yalnızca karşılıksız kazandırmaları tenkise tabi tutar. Ölünceye kadar bakma sözleşmesi ise karşılıklı borç yükleyen, ivazlı bir sözleşmedir; bu nedenle gerçek bakım karşılığı yapıldığı sürece kural olarak tenkise konu olmaz. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, muvazaa iddiası kanıtlanamadığı gibi mal kaçırma kastı bulunmayan ivazlı akitlerde tenkis iddiasının da dinlenemeyeceğini kabul ederek asıl ve birleşen davanın reddini usul ve kanuna uygun bulmuştur (Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2024/24, K. 2025/314, T. 03.02.2025). Yargıtay 1. Hukuk Dairesi&#8217;nin bozma ilamında ise, ölünceye kadar bakma akitleri ivazlı olduğundan tenkise tabi olmadığı, buna karşılık aynı mirasbırakanın bağış yoluyla temlik ettiği taşınmaz bakımından saklı payı zedeleme kastının araştırılması gerektiği belirtilmiştir (bozma ilamı, Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2020/3205, K. 2021/1980, T. 01.04.2021 sayılı kararda aktarılmıştır).</p>
<p>Pratikte bu şu anlama gelir: Tenkis, bakım sözleşmesine karşı birincil değil, terditli bir taleptir. Mirasçılar önce muvazaayı kanıtlamaya çalışır; çünkü muvazaa kanıtlanırsa sözleşmenin ardındaki gizli bağış geçersiz olur ve tapu miras payı oranında iade edilir. Muvazaa kanıtlanamazsa, aynı dava içinde ya da ayrı olarak, TMK m.565/4 kapsamında saklı pay kurallarını etkisiz kılma amacının açıkça ortaya çıktığı ender hâllerde tenkis talebi gündeme gelebilir. Süre bakımından TMK m.571 uyarınca saklı payın zedelendiğinin öğrenilmesinden itibaren bir yıl ve mirasın açılmasından itibaren on yıl dikkate alınmalıdır; tenkis iddiası her zaman def&#8217;i yoluyla da ileri sürülebilir. Tenkise konu miktarın hesabında esas alınan net tereke için <a href="https://www.sarioglusefer.com/tereke-nedir/">tereke nedir</a> yazımıza bakabilirsiniz.</p>
<h2 id="ehliyetsizlik">Ehliyetsizlik Nedeniyle Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesinin İptali</h2>
<p>Ölünceye kadar bakma sözleşmesini yapan bakım alacaklısı, sözleşme tarihinde ayırt etme gücüne sahip değilse sözleşme hukuki sonuç doğurmaz. TMK m.13 uyarınca yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk veya benzeri sebeplerle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkes ayırt etme gücüne sahiptir; TMK m.14-15 uyarınca ayırt etme gücü bulunmayanların fiil ehliyeti yoktur ve fiilleri hukuki sonuç doğurmaz. Kanunun aradığı, kısıtlama kararı değil, işlem anındaki fiilî ayırt etme gücüdür.</p>
<p>Dava, tapu iptali ve terekeye iade talebiyle açılır; ehliyetsizlik kamu düzenine ilişkin olduğundan mahkeme bu iddiayı öncelikle incelemelidir. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, ehliyetsizlik ve muris muvazaasına birlikte dayanılan bir davada verdiği bozma ilamında, ehliyetsizlik iddiası araştırılmadan karar verilmesini eksik inceleme saymış; murise ait doktor raporları, reçeteler ve hasta müşahede kâğıtlarının temin edilip Adli Tıp Kurumu 4. İhtisas Kurulu&#8217;ndan rapor alınmasını aramıştır (bozma ilamı, Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2021/8676, K. 2021/7551, T. 06.12.2021 sayılı kararda aktarılmıştır). Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, ehliyetsizlik hukuki nedenine dayalı ölünceye kadar bakım sözleşmesinin iptali isteminde mirasbırakanın sözleşme tarihinde fiil ehliyetinin bulunduğu gerekçesiyle verilen ret kararını eksik incelemeye dayanması nedeniyle yerinde bulmamıştır (Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2023/2304, K. 2024/5414, T. 03.12.2024).</p>
<p>Dosya kapsamında rapor çelişkisi varsa, istinaf aşamasında dahi Adli Tıp Genel Kurulu&#8217;ndan rapor aldırılması gündeme gelir; Hukuk Genel Kurulu önüne gelen bir dosyada Sağlık Kurulu raporu ile Adli Tıp İhtisas Kurulu raporu arasındaki çelişkinin giderilmesi için Adli Tıp Genel Kurulu raporu alınmıştır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2022/865, K. 2024/293, T. 29.05.2024). Ehliyetsizlik iddiasının reddedilmesi, muvazaa iddiasının ayrıca incelenmesine engel değildir; Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, Adli Tıp raporuyla ehliyetsizlik yönünden davanın reddini doğru bulsa da, muris muvazaası yönünden araştırma yapılmadan hüküm kurulmasını bozma nedeni saymıştır (bozma ilamı, Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2021/7347, K. 2022/2321, T. 22.03.2022 sayılı kararda aktarılmıştır).</p>
<p>Ehliyetsizliğe dayalı davanın tapu iptali boyutu ve işlem tarihi yönünden delil toplama yöntemi için <a href="https://www.sarioglusefer.com/tapu-iptal-ve-tescil-davasi/">tapu iptal ve tescil davasındaki ehliyetsizlik bölümüne</a> bakabilirsiniz. Sözleşme aynı zamanda mirasçı atanmasını da içeriyorsa, TBK m.611/2 uyarınca miras sözleşmesi hükümleri uygulanır; ölüme bağlı tasarrufun iptal sebeplerini sayan TMK m.557 de bu durumda dikkate alınır. Bu sebeplerin genel anlatımı için <a href="https://www.sarioglusefer.com/vasiyetnamenin-iptali-davasi/">vasiyetnamenin iptali davası</a> yazımıza bakabilirsiniz.</p>
<div class="ss-kanun" style="background: #f5f8fc; border-left: 4px solid #20486f; padding: 12px 18px; margin: 16px 0;">
<p style="margin: 0 0 6px 0;"><strong>TMK m.557 – Sebepleri</strong></p>
<p style="margin: 0;">Aşağıdaki sebeplerle ölüme bağlı bir tasarrufun iptali için dava açılabilir: 1. Tasarruf mirasbırakanın tasarruf ehliyeti bulunmadığı bir sırada yapılmışsa, 2. Tasarruf yanılma, aldatma, korkutma veya zorlama sonucunda yapılmışsa, 3. Tasarrufun içeriği, bağlandığı koşullar veya yüklemeler hukuka veya ahlâka aykırı ise, 4. Tasarruf kanunda öngörülen şekillere uyulmadan yapılmışsa.</p>
</div>
<h2 id="hile">Hile, Yanılma ve Korkutma Nedeniyle İptal</h2>
<p>Bakım alacaklısı sözleşmeyi hile, yanılma veya korkutma sonucunda yapmışsa iradesi sakatlanmıştır. TBK m.36 uyarınca taraflardan biri diğerinin aldatması sonucu sözleşme yapmışsa, yanılması esaslı olmasa bile sözleşmeyle bağlı değildir. Yargıtay, hileyi kişiyi irade beyanında bulunmaya, özellikle sözleşme yapmaya sevk etmek için onda kasten hatalı bir kanı uyandırmak veya var olan hatalı kanıyı koruma yahut devamını sağlamak olarak tanımlar; hatada yanılma, hilede yanıltma söz konusudur (Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2021/1403, K. 2021/6198, T. 01.11.2021).</p>
<div class="ss-kanun" style="background: #f5f8fc; border-left: 4px solid #20486f; padding: 12px 18px; margin: 16px 0;">
<p style="margin: 0 0 6px 0;"><strong>TBK m.39 – İrade bozukluğunun giderilmesi</strong></p>
<p style="margin: 0;">Yanılma veya aldatma sebebiyle ya da korkutulma sonucunda sözleşme yapan taraf, yanılma veya aldatmayı öğrendiği ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak bir yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmez veya verdiği şeyi geri istemezse, sözleşmeyi onamış sayılır. Aldatma veya korkutmadan dolayı bağlayıcılığı olmayan bir sözleşmenin onanmış sayılması, tazminat hakkını ortadan kaldırmaz.</p>
</div>
<p>Burada kritik nokta süredir: bir yıllık süre, aldatmanın öğrenildiği ya da korkutmanın etkisinin kalktığı andan işlemeye başlar. Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, ölünceye kadar bakma sözleşmesinin iptali istemiyle açılan bir davada, öncelikle davacılara hangi irade fesadı hâllerine dayandıklarının sorulmasını ve TBK m.39 uyarınca hak düşürücü sürenin değerlendirilmesini aramış; hilenin her türlü delille ispat edilebildiğini, iptal hakkının hiçbir şekle bağlı olmadığını ve aldatmanın öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl içinde karşı tarafa yöneltilecek bir irade açıklaması, def&#8217;i veya dava yoluyla kullanılabildiğini vurgulayarak eksik incelemeyle verilen hükmü hatalı bulmuştur (Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2023/679, K. 2024/893, T. 15.02.2024). Pratikte hile iddiası, ispat zorluğu ve kısa süre nedeniyle çoğu zaman muvazaa ve ehliyetsizlikle birlikte ikincil bir sebep olarak ileri sürülür.</p>
<h2 id="tbk-615">TBK m.615: Nafaka Alacaklılarının İptal Hakkı</h2>
<p>Ölünceye kadar bakma sözleşmesine özgü, diğer sözleşmelerde bulunmayan bir iptal yolu TBK m.615&#8217;te düzenlenmiştir.</p>
<div class="ss-kanun" style="background: #f5f8fc; border-left: 4px solid #20486f; padding: 12px 18px; margin: 16px 0;">
<p style="margin: 0 0 6px 0;"><strong>TBK m.615 – İptali ve tenkisi</strong></p>
<p style="margin: 0 0 6px 0;">Bakım alacaklısı, ölünceye kadar bakma sözleşmesi yüzünden kanuna göre nafaka yükümlüsü olduğu kişilere karşı yükümlülüğünü yerine getirme imkânını kaybediyorsa, bundan yoksun kalanlar sözleşmenin iptalini isteyebilirler.</p>
<p style="margin: 0 0 6px 0;">Hâkim, sözleşmenin iptali yerine, bakım borçlusunun ifa edeceği edimlerden mahsup edilmek üzere, bakım alacaklısının nafaka yükümlüsü olduğu kişilere nafaka ödemesine karar verebilir.</p>
<p style="margin: 0;">Mirasçıların tenkis ve alacaklıların iptal davası açma hakları saklıdır.</p>
</div>
<p>Madde, bakım alacaklısı bir yakınının nafaka yükümlüsüyse ve malvarlığını bakım karşılığı devretmekle bu yükümlülüğünü yerine getirme imkânını yitiriyorsa, nafakadan yoksun kalan kişilere iptal hakkı verir. Hangi yakınların bu kapsama girdiği, nafaka yükümlülüğünün kanuni dayanağına göre belirlenir; örneğin TMK m.364 uyarınca herkes, yardım etmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan üstsoyu ve altsoyu ile kardeşlerine nafaka vermekle yükümlüdür. Bu yolun diğerlerinden farkı, sözleşmenin gerçek ve geçerli olduğunu kabul etse bile sonuç doğurmasıdır: Bu hükme dayanan kişi, muvazaa ya da ehliyetsizlik iddiası ileri sürmek zorunda değildir.</p>
<p>Hâkim, ikinci fıkra uyarınca iptal yerine, bakım borçlusunun ifa edeceği edimlerden mahsup edilmek üzere nafaka ödenmesine karar verebilir. Bu, sözleşmeyi ayakta tutan, ancak nafaka alacaklısının korunmasını sağlayan orta bir yoldur. Üçüncü fıkra ise TBK m.615&#8217;in diğer iptal yollarını ortadan kaldırmadığını, mirasçıların tenkis ve alacaklıların iptal davası açma haklarının saklı kaldığını açıkça belirtir.</p>
<h2 id="alacaklilar">Alacaklıların İptal Davası: İİK m.277-284</h2>
<p>Borçlu durumundaki bir bakım alacaklısı, malvarlığını alacaklılarının elinden çıkarmak için ölünceye kadar bakma sözleşmesine başvurabilir. Bu durumda mirasçılar değil, borçlunun alacaklıları İcra ve İflas Kanunu&#8217;nun tasarrufun iptali hükümlerine dayanır. Davayı, elinde geçici veya kesin aciz belgesi bulunan her alacaklı ile iflas idaresi açabilir (İİK m.277). Güncel İİK m.278 metni şöyledir:</p>
<div class="ss-kanun" style="background: #f5f8fc; border-left: 4px solid #20486f; padding: 12px 18px; margin: 16px 0;">
<p style="margin: 0 0 6px 0;"><strong>İİK m.278 – İvazsız tasarrufların butlanı</strong> (24.12.2025 tarihli ve 7571 sayılı Kanunla değişik)</p>
<p style="margin: 0 0 6px 0;">Alışılmış hediyeler dışında, geçici veya kesin aciz belgesinin ya da aciz belgesi niteliğinde olan haciz tutanağının düzenlendiği yahut iflasın açıldığı tarihten önceki bir yıl içinde yapılan bütün bağışlamalar ve ivazsız tasarruflar iptale tabidir.</p>
<p style="margin: 0 0 6px 0;">Aşağıdaki tasarruflar bağışlama sayılır: [&#8230;] c) Uygun bir karşılığın sağlandığı ispatlanmadıkça, borçlunun kendisine veya üçüncü bir kişi yararına ömür boyu gelir sözleşmesi ya da intifa hakkı tesis ettiği sözleşmeler yahut ölünceye kadar bakma sözleşmeleri.</p>
</div>
<p>Bu hüküm, ölünceye kadar bakma sözleşmesini doğrudan hedef alır: Sözleşme, uygun karşılığın sağlandığı ispatlanmadıkça bağışlama sayılır ve aciz belgesinden ya da iflastan önceki bir yıl içinde yapılmışsa iptale tabidir. Madde metninin lafzı gereği, davacı alacaklının karşılığın uygun olmadığını kanıtlaması değil, devralan tarafın uygun karşılığı ispatlaması gerekir. Yargıtay&#8217;ın eski numaralandırmayla İİK m.278/3&#8217;e dayanarak verdiği kararlar, aynı kuralı içeren 278/2-c bendi bakımından da yol göstericidir: Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, borçlunun kendisine yahut üçüncü bir şahıs menfaatine düzenlediği ölünceye kadar bakma sözleşmelerinin batıl sayılması hükmünü ve borçlunun kızı ile oğluna yapılan devirlerde davalıların İİK m.280/1 uyarınca borçlunun mali durumunu ve alacaklıları zarara sokma kastını bilebilecek kişilerden olduğunu kabul ederek iptal hükmünü onamıştır (Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2021/25023, K. 2024/7353, T. 09.09.2024). Ömür boyu gelir sözleşmesi yönünden benzer sonuçlar için <a href="https://www.sarioglusefer.com/omur-boyu-gelir-sozlesmesi/">ömür boyu gelir sözleşmesi</a> yazımıza bakabilirsiniz.</p>
<p>Bir yıllık süreyi kaçırmış alacaklıların elinde İİK m.280 kalır. Bu hüküm, malvarlığı borçlarına yetmeyen borçlunun alacaklılarına zarar verme kastıyla yaptığı tüm işlemlerin, borçlunun içinde bulunduğu malî durumun ve zarar verme kastının işlemin diğer tarafınca bilindiği veya bilinmesini gerektiren açık emarelerin bulunduğu hâllerde iptal edilebileceğini öngörür; işlemin gerçekleştiği tarihten itibaren beş yıl içinde borçlu aleyhine haciz veya iflas yoluyla takipte bulunulmuş olması gerekir. Borçlunun karısı veya kocası, usul ve füruu ile üçüncü dereceye kadar kan ve sıhrî hısımları, evlat edineni veya evlatlığı bakımından borçlunun durumunu bildiği farz olunur; bu karine ancak 279 uncu maddenin son fıkrasına göre çürütülebilir.</p>
<div class="ss-kanun" style="background: #f5f8fc; border-left: 4px solid #20486f; padding: 12px 18px; margin: 16px 0;">
<p style="margin: 0 0 6px 0;"><strong>İİK m.284 – Hak düşürücü müddet</strong></p>
<p style="margin: 0;">İptal davası hakkı, batıl tasarrufun vukuu tarihinden itibaren beş sene geçmekle düşer.</p>
</div>
<p>Davanın usulü İİK m.281&#8217;de düzenlenmiştir: Mahkeme iptal davalarını basit yargılama usulüyle görür ve alacaklının talebi üzerine iptale tabi tasarrufların konusu olan mallar hakkında ihtiyati haciz kararı verebilir. Dava, borçlu ve borçlu ile hukuki muamelede bulunan kişiler ile mirasçıları aleyhine açılır; kötü niyetli üçüncü kişilere karşı da açılabilir, ancak iyi niyetli üçüncü kişilerin hakları saklıdır (İİK m.282). Dava kabul edilirse davacı alacaklı, konu taşınmazsa davalı üçüncü kişi üzerindeki kaydın düzeltilmesine gerek kalmadan o taşınmazın haciz ve satışını isteyebilir (İİK m.283). Yani alacaklı için sonuç, tapunun alacaklıya geçmesi değil, taşınmaz üzerinde alacağını cebri icra yoluyla tahsil yetkisidir.</p>
<h2 id="strateji">Dava Stratejisi: Hangi Talep, Hangi Sırayla?</h2>
<p>Bu altı yolu birbirinden bağımsız seçmek yerine somut olaya göre sıralamak gerekir. Mirasçı sıfatıyla dava açacak biri için tipik sıra şöyledir:</p>
<ol>
<li><strong>Önce ehliyet kontrolü.</strong> Mirasbırakanın sözleşme tarihine yakın doktor raporları, hastane kayıtları ve varsa vesayet dosyası toplanır; Adli Tıp Kurumu raporu istenebilir. Ehliyetsizlik kanıtlanırsa tapu iptali süreye bağlı olmadan, muvazaa ispatına gerek kalmadan sonuç verir.</li>
<li><strong>Ardından muris muvazaası.</strong> Bakımın gerçekten yapılıp yapılmadığı, devredilen malın tüm malvarlığına oranı ve mirasbırakanın niyeti tanık ve belgelerle ortaya konur.</li>
<li><strong>Terditli tenkis.</strong> Saklı payı zedelenen mirasçı için, muvazaa ya da ehliyetsizlik kabul edilmezse tenkis talebi aynı dilekçede terditli olarak ileri sürülür.</li>
<li><strong>Hile, yanılma ve korkutma.</strong> Süre bir yıl olduğundan, bu sebep gerçekten delillendirilebiliyorsa ayrıca ve zamanında ileri sürülmelidir.</li>
<li><strong>TBK m.615.</strong> Nafaka alacaklısı olan yakınlar bakımından ayrı bir dava veya talep olarak değerlendirilir.</li>
<li><strong>Alacaklılar için İİK m.277 vd.</strong> Aciz belgesi alınır, süre (bir yıl ve beş yıl) kontrol edilir ve ihtiyati haciz talep edilir.</li>
</ol>
<p>Taşınmazın üçüncü kişiye devredilmesini önlemek için dava ile birlikte tapu kaydına ihtiyati tedbir şerhi konulmasını talep etmek, özellikle devralanın taşınmazı elden çıkarma riski bulunduğunda hayati önemdedir. Tapu iptal ve tescil davalarında yetkili ve görevli mahkeme ile süre rejiminin tamamı için <a href="https://www.sarioglusefer.com/istanbul-gayrimenkul-avukati/">tapu iptal davası avukatı</a> desteği alınması dosyanın baştan doğru kurulması bakımından önemlidir. Miras hakkına dayanan davalarda saklı pay, tenkis ve muvazaa taleplerinin birlikte kurgulanması için <a href="https://www.sarioglusefer.com/istanbul-miras-avukati/">tenkis davası avukatı</a> ile çalışmak gerekir.</p>
<h2 id="sss">Sık Sorulan Sorular</h2>
<h3>Ölünceye kadar bakma sözleşmesi iptal edilebilir mi?</h3>
<p>Evet. Sözleşme muris muvazaası, bakım alacaklısının ehliyetsizliği, hile, yanılma veya korkutma, TBK m.615&#8217;teki nafaka alacaklılarının iptal hakkı ya da alacaklıların İİK m.277 vd. uyarınca açtığı iptal davası yoluyla ortadan kaldırılabilir; saklı payı zedeleyen kısım ise tenkis davasıyla geri alınabilir.</p>
<h3>Ölünceye kadar bakma sözleşmesinin iptalini kimler isteyebilir?</h3>
<p>Muvazaa davasını saklı pay sahibi olsun ya da olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar açabilir; tenkis davasını saklı payı zedelenen mirasçılar açar; TBK m.615&#8217;e dayanarak bakım alacaklısından nafaka alma hakkı olanlar iptal isteyebilir; İİK m.277 uyarınca ise elinde aciz belgesi bulunan alacaklılar iptal davası açabilir.</p>
<h3>Muris muvazaası bakım sözleşmesinde nasıl ispatlanır?</h3>
<p>İspat yükü mirasçıdadır ve mirasçılar üçüncü kişi konumunda olduklarından tanık dahil her türlü delille ispat yapabilirler. Mahkeme mirasbırakanın yaşını, sağlığını, aile ilişkilerini, malvarlığının tümüne oranla devrin büyüklüğünü ve bakımın fiilen yapılıp yapılmadığını birlikte değerlendirir; mirasbırakanın gerçek iradesinin bakım değil, mal kaçırmak olduğu duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkmalıdır.</p>
<h3>Mirasbırakan sözleşme anında bakıma muhtaç değilse sözleşme geçersiz mi olur?</h3>
<p>Hayır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu&#8217;na göre sözleşmenin geçerliliği için o tarihte özel bakım gereksinimi bulunması zorunlu değildir; gereksinim sonradan doğabilir ya da kısa sürebilir. Bakım ihtiyacının bulunmaması ancak diğer olgularla birlikte mal kaçırma amacını gösteren bir emare olarak değerlendirilir.</p>
<h3>Bakım borçlusu bakımı yaptıysa dava kazanılır mı?</h3>
<p>Genellikle kazanılamaz. Mirasbırakan taşınmazı samimi olarak bakım temini için devretmiş ve bakım borçlusu karşı edimini ifa etmişse, gerçek bakım karşılığı yapılan sözleşmenin muris muvazaası nedeniyle geçersiz olduğundan söz edilemez. Bu nedenle davanın merkezi, bakımın fiilen yapılıp yapılmadığı ve mirasbırakanın gerçek amacıdır.</p>
<h3>Ölünceye kadar bakma sözleşmesi tenkise tabi midir?</h3>
<p>Kural olarak değildir. Sözleşme ivazlı olduğundan TMK m.565&#8217;teki karşılıksız kazandırmalar arasında yer almaz ve mal kaçırma kastı bulunmayan ivazlı akitlerde tenkis iddiası dinlenmez. Muvazaa kanıtlanırsa ardındaki gizli bağış geçersiz olacağı için tenkise gerek kalmaz; bu sebeple tenkis genellikle terditli bir talep olarak ileri sürülür.</p>
<h3>Tenkis davası için süre ne kadardır?</h3>
<p>Tenkis davası açma hakkı, saklı payın zedelendiğinin öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl ve her hâlde mirasın açılmasından itibaren on yıl geçmekle düşer (TMK m.571). Tenkis iddiası ayrıca her zaman def&#8217;i yoluyla ileri sürülebilir.</p>
<h3>Ehliyetsizlik nedeniyle iptal için ne gerekir?</h3>
<p>Bakım alacaklısının sözleşme tarihinde ayırt etme gücünden yoksun olduğunu kanıtlamak gerekir. Bu ispat genellikle Adli Tıp Kurumu 4. İhtisas Kurulu raporuyla yapılır; mahkeme mirasbırakanın o döneme ait tıbbi kayıtlarını, tanık beyanlarını ve varsa vesayet dosyasını inceler. Ehliyetsizlik kamu düzenine ilişkin olduğundan öncelikle araştırılır.</p>
<h3>Hile nedeniyle iptal davası için süre ne zaman başlar?</h3>
<p>TBK m.39 uyarınca süre, aldatmanın öğrenildiği ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan itibaren bir yıldır. Bu süre içinde sözleşmeyle bağlı olunmadığı bildirilmez veya verilen şey geri istenmezse sözleşme onanmış sayılır; bildirim herhangi bir şekle bağlı olmayıp dava ya da def&#8217;i yoluyla da yapılabilir.</p>
<h3>TBK m.615 nedir?</h3>
<p>Bakım alacaklısı ölünceye kadar bakma sözleşmesi yüzünden kanuna göre nafaka yükümlüsü olduğu kişilere karşı yükümlülüğünü yerine getirme imkânını kaybediyorsa, bundan yoksun kalanların sözleşmenin iptalini isteyebileceğini düzenler. Hâkim iptal yerine bakım borçlusunun edimlerinden mahsup edilmek üzere nafaka ödemesine karar verebilir; mirasçıların tenkis ve alacaklıların iptal davası hakları saklıdır.</p>
<h3>Borçlunun alacaklıları ölünceye kadar bakma sözleşmesini iptal ettirebilir mi?</h3>
<p>Evet. İİK m.278/2-c uyarınca uygun bir karşılığın sağlandığı ispatlanmadıkça borçlunun yaptığı ölünceye kadar bakma sözleşmeleri bağışlama sayılır ve aciz belgesinin düzenlendiği ya da iflasın açıldığı tarihten önceki bir yıl içinde yapılmışsa iptale tabidir. Bu süre geçmişse İİK m.280&#8217;deki zarar verme kastına dayalı iptal yolu kalır; her iki davada da hak düşürücü süre tasarruf tarihinden itibaren beş yıldır (İİK m.284).</p>
<h3>İİK m.278 değişikliğiyle ne oldu?</h3>
<p>İİK m.278, 24.12.2025 tarihli ve 7571 sayılı Kanunla değiştirilmiştir. Güncel metinde ömür boyu gelir sözleşmesi, intifa hakkı ve ölünceye kadar bakma sözleşmeleri 278/2-c bendinde, uygun karşılık ispatlanmadıkça bağışlama sayılan tasarruflar arasında sayılır; Yargıtay kararlarında bu kural eski numaralandırmayla 278/3 olarak anılmaktadır.</p>
<h3>İptal ile fesih arasındaki fark nedir?</h3>
<p>İptal, sözleşmenin muvazaa, ehliyetsizlik veya irade fesadı gibi sebeplerle baştan itibaren hukuken ayakta durmadığını ileri sürer. Fesih ise geçerli bir sözleşmenin, bakım borcuna aykırılık gibi nedenlerle TBK m.616-617 uyarınca sona erdirilmesidir. İki yol farklı davacılar, süreler ve sonuçlar doğurur.</p>
<h3>İptal davası hangi mahkemede açılır?</h3>
<p>Tapu iptali ve tescil istemleri asliye hukuk mahkemesinde, kural olarak taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinde görülür; tenkis istemleri bakımından ise mirasbırakanın son yerleşim yeri mahkemesi yetkilidir. Alacaklıların iptal davası İİK m.281 uyarınca basit yargılama usulüyle görülür.</p>
<h2 id="sonuc">Sonuç</h2>
<p>Ölünceye kadar bakma sözleşmesinin iptali, tek bir sebebe değil, olayın gerçeklerine uygun bir dava kombinasyonuna dayanır. Bakım borcunun gerçekten yapılıp yapılmadığı, mirasbırakanın sözleşme anındaki ehliyeti, devredilen malın malvarlığına oranı ve sürelerin korunması dosyanın kaderini belirler. Bakım yapılmışsa muvazaa davası zorlaşır; yapılmamışsa ve mal kaçırma amacı ortaya konabiliyorsa tapu iptali ve tescil mümkündür. Süreler kaçırıldığında geri dönüş çoğu zaman imkânsız hâle gelir.</p>
<p>Bu konuda dosyanızı birlikte değerlendirmek isterseniz, <a href="https://www.sarioglusefer.com/sozlesme-avukati/">ölünceye kadar bakma sözleşmesinin iptali davası avukatı</a> olarak büromuzla iletişime geçebilirsiniz.</p>
<p style="font-size: .95em;"><em>Bu yazı Av. Mehmet Sarıoğlu tarafından hazırlanmış; Av. Fatih Sefer tarafından incelenip yayına uygun bulunmuştur.</em></p>
<p style="font-size: .95em;"><strong>Sarıoğlu &amp; Sefer Hukuk Bürosu</strong><br />
Osmaniye Mah., İsmail Erez Bulvarı No: 9/2, 34146 Bakırköy/İstanbul</p>
</div>
<p><a rel="nofollow" href="https://www.sarioglusefer.com/olunceye-kadar-bakma-sozlesmesinin-iptali/">Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesinin İptali</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://www.sarioglusefer.com">SARIOĞLU &amp; SEFER HUKUK BÜROSU</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesinin Feshi</title>
		<link>https://www.sarioglusefer.com/olunceye-kadar-bakma-sozlesmesinin-feshi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Av. Mehmet Sarıoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 11 Oct 2026 10:13:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sözleşmeler Hukuku]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sarioglusefer.com/?p=5130</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ölünceye kadar bakma sözleşmesinin feshi, bakım borçlusunun bakım borcuna aykırı davrandığı ya da edimler arasında önemli bir oransızlık doğduğu durumlarda Türk Borçlar Kanunu&#8217;nun üç ayrı hükmü üzerinden istenir: TBK m.616 (altı ay önceden bildirimle önelli fesih), TBK m.617 (önel verilmeden fesih) ve TBK m.618 (bakım borçlusunun ölümü hâlinde bir yıl içinde fesih). Kanun “fesih” dese ... <a title="Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesinin Feshi" class="read-more" href="https://www.sarioglusefer.com/olunceye-kadar-bakma-sozlesmesinin-feshi/" aria-label="Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesinin Feshi hakkında daha fazlasını okuyun">Devamını oku</a></p>
<p><a rel="nofollow" href="https://www.sarioglusefer.com/olunceye-kadar-bakma-sozlesmesinin-feshi/">Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesinin Feshi</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://www.sarioglusefer.com">SARIOĞLU &amp; SEFER HUKUK BÜROSU</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="ss-mak" style="line-height: 1.8;">
<p><strong>Ölünceye kadar bakma sözleşmesinin feshi, bakım borçlusunun bakım borcuna aykırı davrandığı ya da edimler arasında önemli bir oransızlık doğduğu durumlarda Türk Borçlar Kanunu&#8217;nun üç ayrı hükmü üzerinden istenir: TBK m.616 (altı ay önceden bildirimle önelli fesih), TBK m.617 (önel verilmeden fesih) ve TBK m.618 (bakım borçlusunun ölümü hâlinde bir yıl içinde fesih).</strong> Kanun “fesih” dese de Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, bakım borcuna aykırılık nedeniyle yapılan feshi geçmişe etkili bir dönme olarak değerlendirir; bu nedenle başarılı bir fesih davası çoğu zaman bakım borçlusu adına yapılmış tapu tescilinin iptaline ve taşınmazın bakım alacaklısına iadesine varır. Bu yazıda feshin şartlarını, ispatını, tapu iptali ve tescile etkisini, hâkimin ömür boyu irat bağlama yetkisini ve bakım borçlusunun ya da bakım alacaklısının ölümü hâlinde izlenecek yolu güncel kanun metinleri ve Yargıtay kararlarıyla anlatıyorum. Sözleşmenin tanımı, şekli ve bakım borcunun kapsamı için <a href="https://www.sarioglusefer.com/olunceye-kadar-bakma-sozlesmesi/">ölünceye kadar bakma sözleşmesi</a> yazımıza, sözleşmenin baştan geçersizliğini ileri süren yollar için <a href="https://www.sarioglusefer.com/olunceye-kadar-bakma-sozlesmesinin-iptali/">ölünceye kadar bakma sözleşmesinin iptali</a> yazımıza bakabilirsiniz.</p>
<nav class="ss-nav" style="background: #f5f8fc; border: 1px solid #dce5ef; border-radius: 6px; padding: 14px 20px; margin: 18px 0;">
<p style="margin: 0 0 6px 0;"><strong>İçindekiler</strong></p>
<ol style="margin: 0;">
<li><a href="#fesih-yollari">Fesih yolları: TBK m.616, 617 ve 618</a></li>
<li><a href="#onelli-fesih">TBK m.616: önel verilerek fesih</a></li>
<li><a href="#onelsiz-fesih">TBK m.617: önel verilmeden fesih</a></li>
<li><a href="#ispat">Bakım borcuna aykırılığın ispatı</a></li>
<li><a href="#donme">Feshin sonucu: dönme, tapu iptali ve tazminat</a></li>
<li><a href="#ucuncu-kisi">Taşınmaz üçüncü kişiye geçtiyse</a></li>
<li><a href="#irat">TBK m.617/son: ömür boyu gelir bağlanması</a></li>
<li><a href="#borclunun-olumu">TBK m.618: bakım borçlusunun ölümü</a></li>
<li><a href="#alacaklinin-olumu">Bakım alacaklısı öldükten sonra fesih</a></li>
<li><a href="#fesih-iptal">Fesih mi, iptal mi?</a></li>
<li><a href="#strateji">Dava stratejisi</a></li>
<li><a href="#sss">Sık sorulan sorular</a></li>
<li><a href="#sonuc">Sonuç</a></li>
</ol>
</nav>
<h2 id="fesih-yollari">Fesih Yolları: TBK m.616, 617 ve 618</h2>
<p>Ölünceye kadar bakma sözleşmesi, bakım borçlusunun bakım alacaklısını ölünceye kadar bakıp gözetmeyi, bakım alacaklısının da bir malvarlığını veya malvarlığı değerlerini ona devretmeyi üstlendiği, uzun süre devam eden bir sözleşmedir. Sözleşme kurulduktan sonra taraflar arasındaki ilişki bozulabilir; bakım yapılmaz, yetersiz yapılır ya da bakım alacaklısı ile bakım borçlusu aynı çatı altında yaşayamaz hâle gelir. Kanun bu durumlar için üç ayrı fesih yolu düzenler.</p>
<table style="width: 100%; border-collapse: collapse; margin: 16px 0;">
<thead>
<tr>
<th style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em; background: #f5f8fc; text-align: left;">Hüküm</th>
<th style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em; background: #f5f8fc; text-align: left;">Ne zaman uygulanır?</th>
<th style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em; background: #f5f8fc; text-align: left;">Önel</th>
<th style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em; background: #f5f8fc; text-align: left;">Sonuç</th>
</tr>
</thead>
<tbody>
<tr>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">TBK m.616</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Edimler arasında önemli ölçüde oransızlık varsa ve fazla alan taraf bağış amacını ispat edemezse</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Altı ay önce bildirim</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Sözleşme sona erer; ifa edilen edimler anapara ve faiziyle denkleştirilir</td>
</tr>
<tr>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">TBK m.617</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Borca aykırılık yüzünden devam çekilmez hâle gelirse ya da başka önemli sebepler devamı imkânsız veya aşırı güç kılarsa</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Önel gerekmez</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Kusurlu taraf aldığını geri verir ve uygun tazminat öder; hâkim ömür boyu gelir bağlayabilir</td>
</tr>
<tr>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">TBK m.618</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Bakım borçlusu ölmüşse</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Ölümden itibaren bir yıl içinde istem</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Bakım alacaklısı mirasçılardan para ister</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Uygulamada en çok dava, TBK m.617 uyarınca bakım borcuna aykırılığa dayanır. Bu yazı da ağırlığını oraya verecek, diğer iki yolu da kendi sınırları içinde anlatacaktır.</p>
<h2 id="onelli-fesih">TBK m.616: Önel Verilerek Fesih</h2>
<div class="ss-kanun" style="background: #f5f8fc; border-left: 4px solid #20486f; padding: 12px 18px; margin: 16px 0;">
<p style="margin: 0 0 6px 0;"><strong>TBK m.616 – Önel verilerek fesih</strong></p>
<p style="margin: 0;">Tarafların edimleri arasında önemli ölçüde oransızlık bulunur ve fazla alan taraf kendisine bağışta bulunulma amacı güdüldüğünü ispat edemezse diğer taraf, altı ay önce bildirimde bulunmak koşuluyla, sözleşmeyi her zaman feshedebilir. Bu oransızlığın tespitinde, ilgili sosyal güvenlik kurumunca, bakım borçlusuna verilenin değerine denk düşen anapara değeri ile bağlanacak irat arasındaki fark esas alınır. Sözleşmenin sona erdirilmesi anına kadar geçen sürede ifa edilmiş edimler, anapara ve faiziyle birlikte değerlendirilerek, denkleştirme sonucunda alacaklı çıkan tarafa geri verilir.</p>
</div>
<h3>Bu madde hangi durumda işe yarar?</h3>
<p>Madde, borca aykırılık bulunmasa bile taraflardan biri için sözleşmenin ekonomik olarak dayanılmaz hâle geldiği durumları ele alır. Örneğin bakım alacaklısı değeri çok yüksek bir taşınmazı devretmiş, bakım borçlusunun yaptığı ve yapacağı bakım ise bunun yanında çok küçük kalıyorsa ya da tersine, bakım borçlusu beklenenden çok ağır ve uzun bir bakım yükü altına girmişse, edimler arasındaki dengesizlik fesih sebebi olabilir. Burada kusur aranmaz; kanunun aradığı, edimler arasındaki oransızlığın “önemli ölçüde” olmasıdır.</p>
<h3>Oransızlık nasıl ölçülür?</h3>
<p>Kanun ölçütü kendisi verir: bakım borçlusuna verilenin değerine denk düşen anapara değeri ile bağlanacak irat arasındaki fark esas alınır ve bu hesap ilgili sosyal güvenlik kurumunca yapılır. Bu, bakım borçlusunun aldığı malın değerinin, karşılığında bakım alacaklısına ömür boyu bir irat ödemesi hâlinde ödemesi gereken tutarın anapara değeriyle kıyaslanması anlamına gelir. Bu fark önemli ölçüde ise oransızlık vardır.</p>
<h3>Bağış amacı kimin ispat yüküdür?</h3>
<p>Madde, ispat yükünü açıkça düzenler: fazla alan taraf, kendisine bağışta bulunulma amacı güdüldüğünü ispat edemezse fesih hakkı doğar. Yani fesih isteyen taraf oransızlığı göstermekle yetinir; oransızlığın bir bağış amacından doğduğunu, yani karşı tarafın fazlasını bilerek ve bağışlamak için verdiğini ispat etmek fazla alan tarafa düşer.</p>
<h3>Bildirim ve denkleştirme</h3>
<p>Fesih, altı ay önceden yapılan bildirimle kullanılır; kanun bildirim için özel bir şekil öngörmemiştir, ancak ispat açısından noter aracılığıyla yapılan bildirim tercih edilmelidir. Sözleşmenin sona erdirilmesi anına kadar ifa edilmiş edimler anapara ve faiziyle birlikte değerlendirilir; bu denkleştirme sonucunda alacaklı çıkan tarafa geri verilir. Böylece sözleşmeye göre yapılan bakım ve devredilen malın değeri birbirinden mahsup edilerek tasfiye yapılır.</p>
<p>TBK m.616 hükmü, Yargıtay uygulamasında TBK m.617 kadar sık karşımıza çıkmaz; bu bölümdeki anlatım madde metnine dayanmaktadır. İki hükmü ayırmak gerekir: m.616 kusur aramaz, oransızlığa dayanır ve altı aylık önel ister; m.617 ise borca aykırılığa ya da devamı çekilmez kılan başka önemli sebeplere dayanır ve önel gerektirmez. Bir de aşırı yararlanma (gabin) vardır. Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, bir ölünceye kadar bakma sözleşmesi uyuşmazlığında aşırı yararlanmanın TBK m.28 uyarınca karşılıklı edimler arasında açık orantısızlık (objektif unsur) gerektirdiğini, objektif unsur yoksa sübjektif unsurun değerlendirilemeyeceğini belirtmiştir (Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2025/2091, K. 2025/5334, T. 11.12.2025). Gabin, sözleşmenin kurulması anındaki sömürmeye dayanan bir irade bozukluğu iddiasıdır ve sözleşmenin baştan bağlayıcı olmamasını amaçlar; m.616 ise geçerli kurulmuş bir sözleşmedeki dengesizliği geleceğe yönelik sona erdirir.</p>
<h2 id="onelsiz-fesih">TBK m.617: Önel Verilmeden Fesih</h2>
<div class="ss-kanun" style="background: #f5f8fc; border-left: 4px solid #20486f; padding: 12px 18px; margin: 16px 0;">
<p style="margin: 0 0 6px 0;"><strong>TBK m.617 – Önel verilmeksizin fesih</strong></p>
<p style="margin: 0;">Sözleşmeden doğan borçlara aykırı davranılması sebebiyle sözleşmenin devamı çekilmez hâle gelir veya başkaca önemli sebepler sözleşmenin devamını imkânsız hâle getirir ya da aşırı ölçüde güçleştirirse, taraflardan her biri sözleşmeyi önel vermeksizin feshedebilir. Sözleşme bu sebeplerden birine dayanılarak feshedildiği takdirde kusurlu taraf, aldığı şeyi geri verir ve kusursuz tarafa, bu yüzden uğradığı zarara karşılık uygun bir tazminat ödemekle yükümlü olur. Hâkim, sözleşmenin önel verilmeksizin feshini yerinde bulabileceği gibi, taraflardan birinin istemiyle veya kendiliğinden, aile topluluğu içinde yaşamalarına son vererek, bakım alacaklısına ömür boyu gelir bağlayabilir.</p>
</div>
<h3>İki ayrı fesih sebebi</h3>
<p>Madde iki ayrı sebebi sayar. Birincisi, sözleşmeden doğan borçlara aykırı davranılması yüzünden sözleşmenin devamının çekilmez hâle gelmesidir. İkincisi, borca aykırılık olmasa da başkaca önemli sebeplerin sözleşmenin devamını imkânsız kılması ya da aşırı ölçüde güçleştirmesidir. Her iki sebep de taraflardan her birine fesih hakkı verir; yani yalnızca bakım alacaklısı değil, bakım borçlusu da sözleşmeyi bu hükme dayanarak sona erdirebilir.</p>
<h3>Bakım borcuna aykırılık</h3>
<p>Bakım borcunun kapsamını TBK m.614 belirler: bakım alacaklısı sözleşmeyle bakım borçlusunun aile topluluğuna katılmış olur; bakım borçlusu, aldığı malların değerine ve bakım alacaklısının önceki sosyal durumuna göre hakkaniyetin gerektirdiği edimleri ifa eder, özellikle uygun gıda ve konut sağlar, hastalığında gerekli özenle bakar ve tedavisini yaptırır. Bu edimlerin yerine getirilmemesi, ihmal edilmesi, bakım alacaklısına kötü davranılması ya da alacaklının evden çıkmak zorunda bırakılması borca aykırılık oluşturur. Aykırılığın sözleşmenin devamını çekilmez hâle getirecek ağırlıkta olması gerekir; küçük aksaklıklar fesih için yeterli değildir.</p>
<p>Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, bakım borcunun yerine getirilmediğinin sabit olduğu bir davada TBK m.617 uyarınca feshi yerinde bularak hükmü onamıştır (Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2024/722, K. 2025/153, T. 09.01.2025). Aynı yönde, Yargıtay 1. Hukuk Dairesi bakım borçlusunun yükümlülüğünü yerine getirmemesi hâlinde bakım alacaklısının fesih yoluna gidebileceğini ve verdiğini geri isteyebileceğini ifade etmiştir (Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2016/13443, K. 2019/5596, T. 31.10.2019). Buna karşılık Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, bakım borcunun davalının kusuruyla yerine getirilmediğinin ispatlanamadığı bir uyuşmazlıkta davanın kabulünü yerinde bulmamıştır (Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2024/530, K. 2024/5433, T. 03.12.2024). Dolayısıyla kusur ve aykırılık somut olgularla gösterilmelidir.</p>
<h3>Başkaca önemli sebepler</h3>
<p>Taraflardan hiçbirinin açık bir kusuru bulunmasa da sözleşmenin devamını imkânsız kılan ya da aşırı güçleştiren hâller de fesih sebebidir. Bakım borçlusunun ağır hastalığı, bakım alacaklısının özel ve sürekli tıbbi bakım gerektirecek duruma gelmesi, taraflar arasındaki ilişkinin bir arada yaşamayı olanaksız kılacak ölçüde bozulması bu kapsamda değerlendirilebilir. Bu hâllerde fesih haklı sayılsa da kusurlu taraf bulunmadığından “aldığını geri verme” ve tazminat sonuçlarının nasıl kurulacağı olayın özelliğine göre belirlenir; hâkim burada gerekirse TBK m.617/son hükmündeki ömür boyu irat yolunu seçebilir.</p>
<h2 id="ispat">Bakım Borcuna Aykırılığın İspatı</h2>
<p>Fesih davasının kaderini çoğu zaman ispat belirler. Bakım borcuna aykırılığı ileri süren taraf bunu somut olgularla göstermek zorundadır; “bakım yapılmadı” gibi genel bir iddia yeterli olmaz. Bakım bir hafta ya da bir ay değil yıllar boyu süren bir yaşam ilişkisi olduğundan mahkeme, tanık anlatımlarının hangi gözleme dayandığına dikkat eder.</p>
<h3>Tanık beyanlarında görgü şartı</h3>
<p>Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, çelişkili tanık beyanlarına dayanılarak sözleşmenin iptaline karar verilmesini yetersiz bulmuş ve hükmü bozmuştur (Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2021/5369, K. 2022/5971, T. 17.10.2022). Aynı Daire, duyuma dayalı davacı tanıklarının beyanlarını yetersiz görmüş, somut olaylara dayanan davalı tanık anlatımlarını ise daha değerli bulmuştur (Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2023/1025, K. 2024/1150, T. 27.02.2024). Daire ayrıca görgüye dayalı tanıklık aramaktadır (Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2024/1749, K. 2025/236, T. 13.01.2025). Dolayısıyla “komşu duymuş” ya da “bana böyle anlattı” türünden beyanlar delil olarak zayıftır; bakım alacaklısının yaşadığı evi sık gören, ihmali doğrudan gözlemiş kişilerin dinlenmesi gerekir.</p>
<h3>Tanık dışında hangi deliller önem taşır?</h3>
<table style="width: 100%; border-collapse: collapse; margin: 16px 0;">
<thead>
<tr>
<th style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em; background: #f5f8fc; text-align: left;">İddia</th>
<th style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em; background: #f5f8fc; text-align: left;">Gösterilebilecek deliller</th>
</tr>
</thead>
<tbody>
<tr>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Barınma ve gıda sağlanmadı</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Bakım alacaklısının fiilen nerede kaldığını gösteren kayıtlar, kira ya da fatura belgeleri, komşu ve mahalle tanıkları, keşif</td>
</tr>
<tr>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Hastalığında bakılmadı, tedavi ettirilmedi</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Hastane ve aile hekimi kayıtları, kimin götürdüğünü gösteren belgeler, ilaç ve bakım gideri belgeleri, hekim ve bakıcı tanıklıkları</td>
</tr>
<tr>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Kötü davranış, evden çıkarma</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Mesaj ve ses kayıtları, ihbar ve şikâyet tutanakları, görgü tanıkları</td>
</tr>
<tr>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Bakımın gerçekte başkasınca yapılması</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Bakımı üstlenen kişilerin tanıklığı, harcamaları kimin yaptığını gösteren ödeme kayıtları</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Bakımın parasal değeri ve kapsamı uyuşmazlık konusu ise mahkeme bilirkişiden yararlanır; TBK m.614&#8217;teki ölçütler (aldığı malın değeri, bakım alacaklısının önceki sosyal durumu, hakkaniyet) bu hesabın esasını oluşturur.</p>
<h2 id="donme">Feshin Sonucu: Dönme, Tapu İptali ve Tazminat</h2>
<p>TBK m.617&#8217;nin metni “fesih” der ve kusurlu tarafın “aldığı şeyi geri vereceğini” belirtir. Bu ifade doktrinde ve uygulamada uzun süre tartışılmıştır: sürekli borç ilişkilerinde fesih ileriye etkilidir, oysa bakım sözleşmesinde taşınmaz tek seferde devredilmiş ve bakım borcu zamana yayılmıştır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu bu konuyu iki kararıyla netleştirmiştir.</p>
<div class="ss-kanun" style="background: #f5f8fc; border-left: 4px solid #20486f; padding: 12px 18px; margin: 16px 0;">
<p style="margin: 0 0 6px 0;"><strong>TBK m.125 – Seçimlik haklar</strong></p>
<p style="margin: 0;">Temerrüde düşen borçlu, verilen süre içinde, borcunu ifa etmemişse veya süre verilmesini gerektirmeyen bir durum söz konusu ise alacaklı, her zaman borcun ifasını ve gecikme sebebiyle tazminat isteme hakkına sahiptir. Alacaklı, ayrıca borcun ifasından ve gecikme tazminatı isteme hakkından vazgeçtiğini hemen bildirerek, borcun ifa edilmemesinden doğan zararın giderilmesini isteyebilir veya sözleşmeden dönebilir. Sözleşmeden dönme hâlinde taraflar, karşılıklı olarak ifa yükümlülüğünden kurtulurlar ve daha önce ifa ettikleri edimleri geri isteyebilirler. Bu durumda borçlu, temerrüde düşmekte kusuru olmadığını ispat edemezse alacaklı, sözleşmenin hükümsüz kalması sebebiyle uğradığı zararın giderilmesini de isteyebilir.</p>
</div>
<h3>Hukuk Genel Kurulu&#8217;nun yaklaşımı</h3>
<p>Hukuk Genel Kurulu, ölünceye kadar bakma sözleşmesini ivazlı, rızai ve sürekli borç doğuran bir sözleşme olarak nitelendirmiş, TBK m.617&#8217;deki “fesih” ifadesini TBK m.125 ile birlikte değerlendirerek geçmişe etkili dönme olarak anlamıştır. Buna göre bakım borcuna aykırılık sebebiyle sözleşme feshedildiğinde sözleşme baştan itibaren ortadan kalkar; bakım borçlusu adına yapılan tescil de hukuki dayanaktan yoksun kalır ve tapu kaydının iptali ile bakım alacaklısı adına tescil istenebilir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2022/860, K. 2023/1041, T. 01.11.2023, oy çokluğuyla). Hukuk Genel Kurulu aynı yönde, ivazlı, rızai ve sürekli borç ilişkisi niteliği ile fesih-dönme ayrımını bir sonraki kararında da sürdürmüştür (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2023/507, K. 2024/93, T. 14.02.2024).</p>
<h3>Fesih sonrası talepler</h3>
<p>Pratikte fesih davasında şu talepler birlikte ileri sürülür: sözleşmenin TBK m.617 uyarınca feshi, bakım borçlusu adına olan tapu kaydının iptali ve bakım alacaklısı adına tescil, kusur varsa uğranılan zarar için uygun tazminat. Tapu iptali ve tescil davasının usul ve esasa ilişkin genel çerçevesi için <a href="https://www.sarioglusefer.com/tapu-iptal-ve-tescil-davasi/">tapu iptal ve tescil davası</a> yazımıza bakabilirsiniz.</p>
<h2 id="ucuncu-kisi">Taşınmaz Üçüncü Kişiye Geçtiyse: TMK m.1023 ve İyiniyet</h2>
<p>Bakım borçlusu taşınmazı üçüncü kişiye devretmiş ya da taşınmaz borçlunun borcu yüzünden satılmışsa tapu iptali, tapu sicilinin güvenilirliği ilkesiyle karşılaşır. TMK m.1023 uyarınca tapu kütüğündeki tescile iyiniyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak edinen kişinin bu edinimi korunur. Dolayısıyla fesih davasının üçüncü kişiye karşı sonuç verip vermeyeceği, o kişinin iyiniyetli olup olmadığına bağlıdır.</p>
<p>Hukuk Genel Kurulu, önüne gelen olayda bakım borçlusunun borcu nedeniyle yürütülen icra takibinde taşınmazı ihaleyle alan ve bakım borçlusunun eşi olan davalının TMK m.1023&#8217;ün sağladığı korumadan yararlanamayacağını kabul etmiş, tapu iptali istemini yerinde bulmuştur (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2022/860, K. 2023/1041, T. 01.11.2023). Kararda azınlıkta kalan görüş ise sözleşmelerin nisbiliği ilkesini ve ihale alıcısının iyiniyetini ön plana çıkarmıştır. Bu karar, taşınmaz kayden üçüncü kişiye geçmiş olsa da fesih davasının bitmediğini gösterir; ancak sonuç her olayda iyiniyet incelemesine bağlıdır.</p>
<p>Bu nedenle fesih davası açılırken taşınmazın tapu kaydına ihtiyati tedbir şerhi konulmasını talep etmek önemlidir. Dava süresince taşınmazın başkasına devredilmesi, iyiniyetli üçüncü kişi savunması yüzünden davayı tazminata indirgeyebilir.</p>
<h2 id="irat">TBK m.617/son: Ömür Boyu Gelir Bağlanması</h2>
<p>TBK m.617&#8217;nin son cümlesi, hâkime fesih yerine özel bir çözüm sunar: aile topluluğu içinde yaşamalarına son vererek bakım alacaklısına ömür boyu gelir bağlamak. Hâkim bunu taraflardan birinin istemiyle de, kendiliğinden de yapabilir. Bu yol, sözleşmenin bütünüyle ortadan kalkması yerine bakım borçlusunun taşınmazı elinde tutmasına, buna karşılık bakım alacaklısına süresiz bir gelir ödemesine imkân verir. İrat sözleşmesinin genel çerçevesi için <a href="https://www.sarioglusefer.com/omur-boyu-gelir-sozlesmesi/">ömür boyu gelir sözleşmesi</a> yazımıza bakabilirsiniz.</p>
<h3>Hangi durumlarda uygulanır?</h3>
<p>Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, bu hükmün bir arada yaşama imkânının ortadan kalktığı veya büyük ölçüde sınırlandığı hâller için düşünüldüğünü, bağlanacak iradın tarafların sosyal ve ekonomik durumuna uygun ve adil olması gerektiğini, bunun için de TBK m.614 esas alınarak bakım edimlerinin parasal değerinin bilirkişiyle hesaplanması gerektiğini belirtmiş; bu incelemeyi yapmadan karar veren mahkemenin hükmünü oy birliğiyle bozmuştur (Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2025/819, K. 2025/5179, T. 04.12.2025). Yargıtay 1. Hukuk Dairesi de iradın tarafların özel ve ekonomik durumuna uygun ve adil olması gerektiği yönünde karar vermiştir (Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2016/13443, K. 2019/5596, T. 31.10.2019).</p>
<p>Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, eşler arasında yapılan bir bakım sözleşmesinde sözleşmenin sürdürülememesindeki kusuru değerlendirmeden ve TBK m.617/son hükmünü tartışmadan verilen kararı bozmuştur (Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, E. 2020/672, K. 2020/5759, T. 02.07.2020). Bu karar, irat çözümünün sözleşmeyi ayakta tutmaya çalışan bir seçenek olarak mahkemece kendiliğinden de gündeme getirilebileceğini hatırlatır.</p>
<h3>Davacı açısından sonuç</h3>
<p>Bakım alacaklısı için irat, taşınmazını geri almak yerine düzenli gelir elde etmek anlamına gelir; bakım borçlusu için ise mülkiyetin korunmasıdır. Taşınmazın geri alınması öncelikli amaçsa dava, asıl talep olarak feshe ve tapu iptaline dayanmalı; irat ancak mahkemenin kendiliğinden ya da taraf istemiyle başvuracağı bir yol olarak göz önünde tutulmalıdır.</p>
<h2 id="borclunun-olumu">TBK m.618: Bakım Borçlusunun Ölümü</h2>
<div class="ss-kanun" style="background: #f5f8fc; border-left: 4px solid #20486f; padding: 12px 18px; margin: 16px 0;">
<p style="margin: 0 0 6px 0;"><strong>TBK m.618 – Bakım borçlusunun ölümü</strong></p>
<p style="margin: 0 0 6px 0;">Bakım borçlusu ölürse bakım alacaklısı, bir yıl içinde sözleşmenin feshini isteyebilir. Bu durumda bakım alacaklısı, bakım borçlusunun iflası hâlinde, iflas masasından isteyebileceği miktara eşit bir paranın kendisine ödenmesini, bakım borçlusunun mirasçılarından isteyebilir.</p>
<p style="margin: 0 0 6px 0;"><strong>TBK m.619 – Devredilemezlik, iflas ve haciz hâlinde istem (ilgili cümleler)</strong></p>
<p style="margin: 0;">[&#8230;] Bakım borçlusunun iflası hâlinde bakım alacaklısı, borçlunun ödemekle yükümlü olduğu dönemsel gelirin elde edilebilmesi için ilgili sosyal güvenlik kurumunca ödenmesi gereken anapara değerine eşit bir parayı, iflas masasına alacak kaydettirme hakkını elde eder. [&#8230;]</p>
</div>
<h3>Sözleşme ölümle sona ermez</h3>
<p>Bakım borçlusunun ölümü sözleşmeyi kendiliğinden sona erdirmez; bakım borcu mirasçılara geçer. Bakım alacaklısı için seçenek sözleşmeyi sürdürmek ya da bir yıl içinde feshi istemektir. Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, bakım borçlusunun ölümü hâlinde bakım alacaklısının bir yıllık hak düşürücü süre içinde sözleşmenin feshini isteyebileceğini ve verdiği malı aynen geri isteyemeyeceğini, yalnızca bakım borçlusunun iflası hâlinde iflas masasından isteyebileceği miktara eşit bir parayı mirasçılardan isteyebileceğini belirtmiştir; Daire bu ilkenin 05.06.1957 tarihli ve 25/22 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına da dayandığını vurgular (Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2024/1749, K. 2025/236, T. 13.01.2025). Aynı ilke Yargıtay 7. Hukuk Dairesi&#8217;nin (E. 2022/6029, K. 2023/6348, T. 18.12.2023) ve Yargıtay 1. Hukuk Dairesi&#8217;nin (E. 2016/3635, K. 2019/458, T. 24.01.2019) kararlarında da yer alır.</p>
<h3>Tapu iptali değil, para</h3>
<p>Burada TBK m.617&#8217;deki sonuçtan önemli bir fark vardır: bakım borçlusunun ölümünden sonra yapılan fesihte taşınmaz geri verilmez, bakım alacaklısı para alır. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, ölüm nedeniyle fesih ve para istemi kabul edilen davada tapu iptali ve tescil kararı verilemeyeceğini kabul etmiştir (Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2018/4638, K. 2020/3218, T. 29.06.2020). Aynı Daire, bir yıllık sürede fesih davası açılmadığı için taşınmaza ilişkin istemin reddi gerektiğini belirtmiştir (Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2019/3573, K. 2019/4678, T. 18.09.2019).</p>
<h3>Para miktarı nasıl belirlenir?</h3>
<p>Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, ölen bakım borçlusunun mirasçılarına karşı açılan bir davada, ilk derece mahkemesinin gabin gerekçesiyle tapu iptali ve tescile hükmetmesini yerinde bulmamıştır. Daire, aşırı yararlanma için TBK m.28&#8217;deki açık orantısızlık (objektif unsur) bulunmadığını, uyuşmazlığın bakım borcunun mirasçılarca artık yerine getirilemeyeceğini gösterdiğini ve bu nedenle TBK m.618&#8217;in uygulanması gerektiğini belirtmiş; paranın bilirkişiye hesaplatılarak davacıya ödenmesine karar verilmesi için hükmü bozmuştur (Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2025/2091, K. 2025/5334, T. 11.12.2025). Hesabın esası TBK m.619&#8217;daki ölçüttür: bakım borçlusunun ödemekle yükümlü olacağı dönemsel gelirin sosyal güvenlik kurumunca ödenmesi gereken anapara değeri.</p>
<p>Bakım borçlusunun mirasçıları sözleşmenin devamını isterse bakım borcunu sürdürebilir; ancak mirasçıların bakım borcunu ifa etmeyeceği anlaşılıyorsa ya da taraflar arasındaki ilişki bozulmuşsa bakım alacaklısı bir yıllık süreyi kaçırmadan fesih isteminde bulunmalıdır. Süre ölüm tarihinden başladığından, ölümü öğrenir öğrenmez dosyanın hukuki değerlendirmesi yapılmalıdır. Mirasçıların sorumluluğunun sınırı için <a href="https://www.sarioglusefer.com/tereke-nedir/">tereke nedir</a> yazımıza bakabilirsiniz.</p>
<h2 id="alacaklinin-olumu">Bakım Alacaklısı Öldükten Sonra Fesih</h2>
<p>Bakım alacaklısı öldüğünde sorun tersine döner: bakım borcu sona erer, bakım borçlusu ise taşınmazın kendisine geçmesini ister. Mirasçılar bu aşamada çoğunlukla “bakım yapılmadı” savunmasına başvurur. Yargıtay 7. Hukuk Dairesi bu savunmayı dinlememektedir: bakım borcuna aykırılık nedeniyle fesih hakkı, bakım alacaklısının sağlığında kullanması gereken bir haktır; alacaklı ölmeden bu hakkı kullanmamışsa mirasçılar sonradan bu gerekçeye dayanamaz (Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2021/6812, K. 2023/13, T. 09.01.2023; Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2021/7626, K. 2023/1364, T. 07.03.2023).</p>
<p>Bu durumda bakım borçlusu ya da külli halefleri, bakım alacaklısının mirasçılarına karşı sözleşmeye dayalı tapu iptali ve tescil davası açabilir; mirasçılar mülkiyeti geçirme borcuyla yükümlüdür (Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2021/8051, K. 2022/2687, T. 11.04.2022; Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2023/2967, K. 2024/2503, T. 09.05.2024; Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2021/5369, K. 2022/5971, T. 17.10.2022). Bu nedenle bakım alacaklısı bakıma ilişkin şikâyetlerini sağlığında dava ile ortaya koymalıdır. Aksi hâlde mirasçıların elinde fesih değil, ancak iptal sebepleri kalır: muris muvazaası, ehliyetsizlik ve irade bozuklukları. Bu yollar için <a href="https://www.sarioglusefer.com/olunceye-kadar-bakma-sozlesmesinin-iptali/">ölünceye kadar bakma sözleşmesinin iptali</a> yazımıza ve muvazaanın genel çerçevesi için <a href="https://www.sarioglusefer.com/muris-muvazaasi-nedir/">muris muvazaası</a> yazımıza bakabilirsiniz.</p>
<h2 id="fesih-iptal">Fesih mi, İptal mi?</h2>
<p>İki yol sıklıkla karıştırılır. Fesih, geçerli kurulmuş sözleşmenin bakım borcuna aykırılık gibi sebeplerle sona erdirilmesidir; iptal ise sözleşmenin baştan hukuken ayakta durmadığını (muvazaa, ehliyetsizlik, irade bozukluğu gibi) ileri sürer.</p>
<table style="width: 100%; border-collapse: collapse; margin: 16px 0;">
<thead>
<tr>
<th style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em; background: #f5f8fc; text-align: left;">Ölçüt</th>
<th style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em; background: #f5f8fc; text-align: left;">Fesih (TBK m.616-618)</th>
<th style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em; background: #f5f8fc; text-align: left;">İptal (muvazaa, ehliyetsizlik vb.)</th>
</tr>
</thead>
<tbody>
<tr>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Temel iddia</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Sözleşme geçerli, ancak bakım yapılmadı veya devam edilemez</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Sözleşme baştan geçersiz, gerçek amaç farklı</td>
</tr>
<tr>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Davacı</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Bakım alacaklısı (ve bakım borçlusu); alacaklının ölümünden sonra mirasçılar bu gerekçeye dayanamaz</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Çoğunlukla mirasçılar</td>
</tr>
<tr>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Sebep</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Borca aykırılık, oransızlık, devamı çekilmez kılan sebepler</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Mal kaçırma amacı, ayırt etme gücünün yokluğu, hile</td>
</tr>
<tr>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Süre</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">m.616: altı ay önce bildirim; m.618: ölümden itibaren bir yıl</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Sebebe göre değişir (muvazaada kural olarak süre yok, hilede bir yıl)</td>
</tr>
<tr>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Sonuç</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Dönme: tapu iptali ve tescil, tazminat; m.618&#8217;de para</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Tapu iptali, mirasçılar adına tescil</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Pratikte ayırıcı soru şudur: bakım borçlusu sözleşmeyi ciddi biçimde ifa etmeye başlayıp sonradan mı kötüleşti, yoksa sözleşme baştan bir mal kaçırma aracı mıydı? Birinci durumda fesih, ikincisinde iptal yolu öne çıkar. Çoğu zaman her ikisi birlikte, terditli taleplerle ileri sürülür; iptal sebeplerinin ayrıntısı için <a href="https://www.sarioglusefer.com/olunceye-kadar-bakma-sozlesmesinin-iptali/">ölünceye kadar bakma sözleşmesinin iptali</a> yazımıza bakabilirsiniz.</p>
<h2 id="strateji">Dava Stratejisi</h2>
<ol>
<li><strong>Sebebi belirleyin.</strong> Bakım yapılmadıysa TBK m.617; edimler arasındaki oransızlık varsa TBK m.616; bakım borçlusu öldüyse TBK m.618 uygulanır. Hangi hükme dayandığınız talep sonucunu belirler.</li>
<li><strong>Bildirimi ispatlanabilir yapın.</strong> Kanun fesih bildirimi için şekil aramaz; yine de noter ihtarnamesi, fesih iradesini ve tarihini kesinleştirir. TBK m.616&#8217;da altı aylık önelin başlangıcı için bu özellikle önemlidir.</li>
<li><strong>Talepleri birlikte kurun.</strong> Fesih, tapu iptali ve tescil, tazminat birlikte istenir; olayın niteliğine göre terditli taleplerle iptal sebepleri de eklenebilir.</li>
<li><strong>Delilleri baştan toplayın.</strong> Görgüye dayalı tanık listesi, sağlık kayıtları, mesajlar ve harcama belgeleri dava dilekçesiyle birlikte sunulmalıdır.</li>
<li><strong>İhtiyati tedbir isteyin.</strong> Tapu kaydına şerh konulması, taşınmazın üçüncü kişiye geçerek iyiniyet savunmasına konu olmasını önler.</li>
<li><strong>Zamanı kaybetmeyin.</strong> Bakım alacaklısı öldüğünde fesih hakkını mirasçılar kullanamaz; bakım borçlusu öldüğünde ise bir yıllık süre işler.</li>
</ol>
<p>Dava, taşınmazın bulunduğu yer asliye hukuk mahkemesinde açılır. Tapu iptal ve tescil taleplerinin birlikte yürütüldüğü bu dosyalarda dava dilekçesini ve talepleri baştan doğru kurmak için <a href="https://www.sarioglusefer.com/istanbul-gayrimenkul-avukati/">bakım sözleşmesi feshi ve tapu iptali davası avukatı</a> desteği alınması, mirasçıların bulunduğu dosyalarda ise <a href="https://www.sarioglusefer.com/istanbul-miras-avukati/">bakım sözleşmesi feshi davası avukatı</a> ile çalışılması süreci kısaltır ve hak kaybını önler.</p>
<h2 id="sss">Sık Sorulan Sorular</h2>
<h3>Ölünceye kadar bakma sözleşmesi nasıl feshedilir?</h3>
<p>Fesih, sebebe göre TBK m.616 (oransızlık nedeniyle altı ay önce bildirimle), TBK m.617 (bakım borcuna aykırılık ya da devamı çekilmez kılan sebeplerle önel vermeden) veya TBK m.618 (bakım borçlusunun ölümü hâlinde bir yıl içinde) uyarınca yapılır. Taşınmazın geri alınması isteniyorsa fesih ile birlikte tapu iptali ve tescil davası açılır.</p>
<h3>Bakım borcuna aykırılık nedeniyle fesih için süre var mı?</h3>
<p>TBK m.617&#8217;de fesih hakkı için ayrı bir süre öngörülmemiştir. Ancak fesih hakkı bakım alacaklısının sağlığında kullanılması gereken bir haktır; bakım alacaklısı ölürse mirasçılar bakım borcuna aykırılık savunmasına dayanamaz. Uzun süre beklemek ise ispatı zorlaştırır.</p>
<h3>Fesih ile dönme aynı şey midir?</h3>
<p>Kanun “fesih” der; ancak Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, bakım borcuna aykırılık nedeniyle yapılan feshi TBK m.125 ile birlikte değerlendirerek geçmişe etkili dönme olarak kabul etmiştir. Bu nedenle sözleşme baştan ortadan kalkar ve bakım borçlusu adına yapılan tescil hukuki dayanaktan yoksun kalır.</p>
<h3>Fesih davası kazanılırsa taşınmaz geri alınır mı?</h3>
<p>Bakım borcuna aykırılık sabit olursa tapu iptali ve bakım alacaklısı adına tescil istenebilir. Taşınmaz iyiniyetli üçüncü kişiye geçmişse TMK m.1023 koruması gündeme gelir; bu nedenle dava ile birlikte tapu kaydına ihtiyati tedbir şerhi konulması önemlidir.</p>
<h3>Bakım borçlusu ölürse sözleşme sona erer mi?</h3>
<p>Hayır. Bakım borcu mirasçılara geçer. Bakım alacaklısı bir yıl içinde fesih isteyebilir; bu durumda taşınmazı aynen geri alamaz, yalnızca bakım borçlusunun iflası hâlinde iflas masasından isteyebileceği miktara eşit parayı mirasçılardan isteyebilir (TBK m.618).</p>
<h3>TBK m.618&#8217;deki bir yıllık süre ne zaman başlar?</h3>
<p>Madde, bakım borçlusunun ölümü hâlinde bakım alacaklısının bir yıl içinde feshi isteyebileceğini söyler; Yargıtay bu süreyi hak düşürücü süre olarak değerlendirir. Süre bakım borçlusunun ölümünden itibaren işlediğinden, bakım alacaklısının ölümü öğrenir öğrenmez hukuki destek alması gerekir.</p>
<h3>Bakım alacaklısı öldükten sonra mirasçılar sözleşmeyi feshedebilir mi?</h3>
<p>Bakım borcuna aykırılığa dayanarak hayır. Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, bu fesih hakkının bakım alacaklısının sağlığında kullanılması gereken bir hak olduğunu kabul etmektedir. Mirasçıların elinde muris muvazaası, ehliyetsizlik ve irade bozukluğu gibi iptal sebepleri kalır.</p>
<h3>Bakım borçlusu sözleşmeyi feshedebilir mi?</h3>
<p>Evet. TBK m.617 sözleşmenin devamının çekilmez hâle gelmesi ya da başkaca önemli sebeplerle imkânsızlaşması veya aşırı güçleşmesi hâlinde taraflardan her birine fesih hakkı tanır. TBK m.616 da edimler arasında önemli oransızlık varsa “diğer tarafa” fesih hakkı verir.</p>
<h3>Bakım borcuna aykırılık nasıl ispatlanır?</h3>
<p>Aykırılık somut olgularla gösterilmelidir. Yargıtay görgüye dayalı tanıklık aramaktadır; duyuma dayalı tanık beyanları yetersiz sayılır. Hastane kayıtları, mesajlar, harcama belgeleri ve bakımı gözlemlemiş kişilerin tanıklığı delil olarak öne çıkar.</p>
<h3>TBK m.616 ile TBK m.617 arasındaki fark nedir?</h3>
<p>TBK m.616 kusur aramaz; edimler arasında önemli oransızlık varsa ve fazla alan taraf bağış amacını ispat edemezse altı ay önceden bildirimle feshe imkân verir. TBK m.617 ise borca aykırılığa ya da devamı çekilmez kılan başka önemli sebeplere dayanır, önel gerektirmez ve kusurlu tarafa geri verme ve tazminat yükler.</p>
<h3>Hâkim ömür boyu gelir bağlayabilir mi?</h3>
<p>Evet. TBK m.617/son uyarınca hâkim, taraflardan birinin istemiyle veya kendiliğinden, aile topluluğu içinde yaşamalarına son vererek bakım alacaklısına ömür boyu gelir bağlayabilir. Yargıtay iradın tarafların sosyal ve ekonomik durumuna uygun ve adil olmasını, bakım edimlerinin para değerinin bilirkişiyle hesaplanmasını arar.</p>
<h3>Ölünceye kadar bakma sözleşmesinin feshi ile iptali arasındaki fark nedir?</h3>
<p>Fesih, geçerli kurulmuş sözleşmenin bakım borcuna aykırılık gibi sebeplerle sona erdirilmesidir. İptal ise muvazaa, ehliyetsizlik ya da irade bozukluğu gibi sebeplerle sözleşmenin baştan geçersiz olduğunu ileri sürer. İki yolun davacısı, süresi ve sonucu farklıdır.</p>
<h3>Fesih davası hangi mahkemede açılır?</h3>
<p>Tapu iptali ve tescil istemini de içeren fesih davası, asliye hukuk mahkemesinde ve kural olarak taşınmazın bulunduğu yerde görülür.</p>
<h3>Fesih davası açarken tapuya şerh konulabilir mi?</h3>
<p>Evet. Dava ile birlikte ihtiyati tedbir talep edilerek tapu kaydına şerh konulması istenebilir. Bu, taşınmazın dava sürerken üçüncü kişilere devredilip iyiniyet savunmasına konu olmasını önlemek için önemlidir.</p>
<h2 id="sonuc">Sonuç</h2>
<p>Ölünceye kadar bakma sözleşmesinin feshi, doğru hükme dayanıldığında ve olgular ispatlandığında taşınmazın geri alınmasına varabilen güçlü bir yoldur; ancak yanlış hükme dayanmak ya da süreyi kaçırmak hakkın kaybına yol açar. Bakım borçlusu hayattaysa TBK m.617, bakım borçlusu ölmüşse TBK m.618 uygulanır; edimler arasındaki oransızlık ayrıca TBK m.616 ile gündeme gelebilir. Bakım alacaklısının hakkını sağlığında kullanması, delilleri baştan toplaması ve taşınmaz için tedbir istemesi dosyanın en önemli üç unsurudur.</p>
<p>Dosyanızı birlikte değerlendirmek isterseniz, <a href="https://www.sarioglusefer.com/sozlesme-avukati/">sözleşmenin feshi davası avukatı</a> olarak büromuzla iletişime geçebilirsiniz.</p>
<p style="font-size: .95em;"><em>Bu yazı Av. Mehmet Sarıoğlu tarafından hazırlanmış; Av. Fatih Sefer tarafından incelenip yayına uygun bulunmuştur.</em></p>
<p style="font-size: .95em;"><strong>Sarıoğlu &amp; Sefer Hukuk Bürosu</strong><br />
Osmaniye Mah., İsmail Erez Bulvarı No: 9/2, 34146 Bakırköy/İstanbul</p>
</div>
<p><a rel="nofollow" href="https://www.sarioglusefer.com/olunceye-kadar-bakma-sozlesmesinin-feshi/">Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesinin Feshi</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://www.sarioglusefer.com">SARIOĞLU &amp; SEFER HUKUK BÜROSU</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tali Satıcılık Sözleşmesi: İşçi mi, Bağımsız Satıcı mı?</title>
		<link>https://www.sarioglusefer.com/tali-saticilik-sozlesmesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Av. Mehmet Sarıoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 01 Oct 2026 09:11:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sözleşmeler Hukuku]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sarioglusefer.com/?p=4999</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tali satıcılık sözleşmesi, kural olarak ne iş sözleşmesi ne de Türk Borçlar Kanunu&#8217;nun 448 ve devamı maddelerindeki pazarlamacılık sözleşmesidir; satıcı kendi nam ve hesabına, kendi riskiyle ve işverenin emir-talimatı altında olmadan çalışıyorsa bağımsız satıcı sayılır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 16.11.2016 tarihli 2016/1072 sayılı kararında doğrudan satış sistemindeki tali satıcı ve takım öncüsü için bu sonuca ... <a title="Tali Satıcılık Sözleşmesi: İşçi mi, Bağımsız Satıcı mı?" class="read-more" href="https://www.sarioglusefer.com/tali-saticilik-sozlesmesi/" aria-label="Tali Satıcılık Sözleşmesi: İşçi mi, Bağımsız Satıcı mı? hakkında daha fazlasını okuyun">Devamını oku</a></p>
<p><a rel="nofollow" href="https://www.sarioglusefer.com/tali-saticilik-sozlesmesi/">Tali Satıcılık Sözleşmesi: İşçi mi, Bağımsız Satıcı mı?</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://www.sarioglusefer.com">SARIOĞLU &amp; SEFER HUKUK BÜROSU</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="line-height: 1.8;">
<p><strong>Tali satıcılık sözleşmesi, kural olarak ne iş sözleşmesi ne de Türk Borçlar Kanunu&#8217;nun 448 ve devamı maddelerindeki pazarlamacılık sözleşmesidir; satıcı kendi nam ve hesabına, kendi riskiyle ve işverenin emir-talimatı altında olmadan çalışıyorsa bağımsız satıcı sayılır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 16.11.2016 tarihli 2016/1072 sayılı kararında doğrudan satış sistemindeki tali satıcı ve takım öncüsü için bu sonuca varmış, kıdem ve ihbar tazminatı davalarında iş mahkemesinin görevli olmadığını kabul etmiştir. Buna karşılık sözleşmenin adı değil fiili uygulaması belirleyicidir: hukuki ve kişisel bağımlılık somut olayda kanıtlanırsa ilişki iş sözleşmesi sayılır ve işçilik alacakları doğar.</strong></p>
<p>Kozmetik, gıda takviyesi, ev gereçleri ve temizlik ürünlerinde yaygın olan doğrudan satış modelinde şirket, ürünlerini bireysel satıcılar aracılığıyla tüketiciye ulaştırır. Satıcılar yıllarca aynı şirketle çalışır, toplantılara katılır, hedef alır, bazen ekip kurar. Sözleşme feshedildiğinde ise aynı soru gündeme gelir: Bu kişi işçi miydi, pazarlamacı mıydı, yoksa kendi işini yapan bağımsız bir satıcı mı? Cevap, hangi mahkemeye gidileceğini, hangi alacakların istenebileceğini ve arabuluculuğun nasıl yürütüleceğini baştan belirler. Aşağıda kıdem, ihbar ve komisyon uyuşmazlıklarında uygulamanın nasıl işlediği, güncel Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemesi kararlarıyla birlikte anlatılmaktadır.</p>
<nav style="background: #f5f8fc; border: 1px solid #dce5ef; border-radius: 6px; padding: 14px 20px;"><strong>İçindekiler</strong></p>
<ol>
<li><a href="#tanim">Tali satıcılık sözleşmesi nedir?</a></li>
<li><a href="#pazarlamacilik">Tali satıcılık pazarlamacılık sözleşmesi sayılır mı?</a></li>
<li><a href="#isci-bagimsiz">İşçi ile bağımsız satıcı ayrımı nasıl yapılır?</a></li>
<li><a href="#network">Network marketing ve çok seviyeli satış üyeliği nasıl nitelendirilir?</a></li>
<li><a href="#bayilik">Bayilik ve distribütörlük tali satıcılıktan nasıl ayrılır?</a></li>
<li><a href="#tablo">Beş ilişki türünün karşılaştırması</a></li>
<li><a href="#gorev">Hangi mahkeme görevlidir?</a></li>
<li><a href="#arabuluculuk">Dava şartı arabuluculuk nasıl işler?</a></li>
<li><a href="#ispat">İspat ve zamanaşımı</a></li>
<li><a href="#rakamlar">2026 yılı rakamları</a></li>
<li><a href="#sss">Sık sorulan sorular</a></li>
<li><a href="#sonuc">Sonuç</a></li>
</ol>
</nav>
<h2 id="tanim">Tali satıcılık sözleşmesi nedir?</h2>
<p>Tali satıcılık sözleşmesi, bir şirketin ürünlerini satmak isteyen gerçek kişiyi kendi nam ve hesabına, belirli bir komisyon veya kâr marjı karşılığında satıcı olarak sisteme dahil ettiği, kanunda adı geçmeyen (isimsiz) bir sözleşmedir. Uygulamada &#8220;tali satıcı&#8221;, &#8220;satış temsilcisi&#8221;, &#8220;danışman&#8221;, &#8220;bağımsız satıcı&#8221; veya &#8220;takım öncüsü&#8221; gibi farklı adlarla karşımıza çıkar. Sözleşmelerde genellikle satıcının şirketin işçisi, acentesi, vekili veya ticari mümessili olmadığı, şirket adına taahhüde girme yetkisinin bulunmadığı, siparişlerin satıcı adına faturalandırıldığı ve sözleşmenin sebep göstermeksizin feshedilebileceği yazılıdır.</p>
<p>Bu ilişki Türk hukukunda tek bir kanun maddesine bağlanmamıştır. TBK m.19&#8217;daki yorum kuralı burada belirleyicidir: hukuki nitelendirmede sözleşmeye verilen ad değil, tarafların gerçek ve ortak iradesi ile sözleşmenin fiilen nasıl yürütüldüğü esas alınır.</p>
<div style="background: #f5f8fc; border-left: 4px solid #20486f; padding: 12px 18px;">
<p><strong>TBK m.19/1 – Sözleşmelerin yorumu:</strong> Sözleşme yapılırken, taraflar yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradelerini esas almak zorundadır.</p>
</div>
<p>Yargıtay 9. Hukuk Dairesi de 06.12.2022 tarihli 2022/14706 E., 2022/16049 K. sayılı kararında aynı ilkeyi hatırlatmış, bir sözleşmenin türü ve içeriği belirlenirken tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmayacağını vurgulamıştır. Dolayısıyla &#8220;tali satıcılık sözleşmesi&#8221; başlığını taşıyan bir belge, içeriği ve uygulaması işçi-işveren ilişkisini gösteriyorsa iş sözleşmesi, bağımsız ticari faaliyeti gösteriyorsa bağımsız satış ilişkisi olarak nitelendirilir.</p>
<h2 id="pazarlamacilik">Tali satıcılık pazarlamacılık sözleşmesi sayılır mı?</h2>
<p>Hayır, doğrudan satış sistemindeki tali satıcılık, Hukuk Genel Kurulu&#8217;na göre pazarlamacılık sözleşmesi niteliğinde değildir. Pazarlamacılık sözleşmesi, TBK m.448&#8217;de hizmet sözleşmesinin özel bir türü olarak düzenlenmiştir.</p>
<div style="background: #f5f8fc; border-left: 4px solid #20486f; padding: 12px 18px;">
<p><strong>TBK m.448 – Tanımı:</strong> Pazarlamacılık sözleşmesi, pazarlamacının sürekli olarak, bir ticari işletme sahibi işveren hesabına ve işletmesinin dışında, her türlü işlemin yapılmasına aracılık etmeyi veya yazılı anlaşma varsa, bu anlaşmada belirtilen işlemleri yapmayı, işletme sahibi işverenin de buna karşılık ücret ödemeyi üstlendiği sözleşmedir.</p>
</div>
<p>Kanun koyucu TBK m.469 ile pazarlamacılık sözleşmesinde hüküm bulunmayan hâllerde hizmet sözleşmesinin genel hükümlerinin uygulanacağını da belirtmiştir. Bu nedenle bir sözleşmenin pazarlamacılık sözleşmesi sayılabilmesi için m.448&#8217;deki unsurların yanında hizmet sözleşmesini karakterize eden bağımlılığın da bulunması gerekir. Pazarlamacılık sözleşmesinin ayrıntılı incelemesi için <a href="https://www.sarioglusefer.com/pazarlamacilik-sozlesmesi/">pazarlamacılık sözleşmesi</a> rehberine bakılabilir; burada yalnızca tali satıcılıkla ilişkisi ele alınmaktadır.</p>
<p>Konuda dönüm noktası, bir kozmetik doğrudan satış şirketinin tali satıcılık sözleşmesine ilişkin Yargıtay Hukuk Genel Kurulu&#8217;nun 16.11.2016 tarihli 2016/1414 E., 2016/1072 K. sayılı kararıdır. Dosyada davacı, 1998&#8217;den beri takım öncüsü olarak çalıştığını ileri sürerek kıdem tazminatı istemişti. İstanbul 23. İş Mahkemesi görevsizlik kararı vermiş, Yargıtay 9. Hukuk Dairesi ise sözleşmede tipik pazarlamacılık unsurlarının bulunduğunu, satış şartlarının ve fiyatların işverence belirlendiğini, bu nedenle iş mahkemesinin görevli olduğunu kabul ederek bozmuştu. Yerel mahkemenin direnmesi üzerine Hukuk Genel Kurulu oy çokluğuyla direnmeyi onadı. Gerekçenin özü şudur: Doğrudan satış sisteminde ürünün potansiyel müşteriye tanıtılması işin niteliğinin gereğidir ve bu nedenle bağımlı çalışma sonucuna varılamaz; satıcının çalışma koşul ve süresini kendisi belirler, işverenin emir, talimat, denetim ve gözetimi altında çalışmaz, gelir elde edip etmemesi ve miktarı kişisel ilişkilerinin yoğunluğuna, satış becerisine ve tercihlerine bağlıdır; sistem bir pazarlama ağıdır ve üst kademedeki kişi, kendi satış yapmasa bile alt gruptaki satışlardan pay alabilir. Bu yapı hizmet sözleşmesine yabancıdır. Sonuçta hizmet sözleşmesini karakterize eden bağımlılık unsuru bulunmadığı, ticari faaliyetin riskinin satıcıya ait olduğu ve ilişkinin pazarlamacılık sözleşmesi olmadığı kabul edilmiş, davanın iş mahkemelerinde görülemeyeceği sonucuna varılmıştır.</p>
<p>Aynı tarihli 2014/1173 E., 2016/1070 K. ve 2014/2382 E., 2016/1071 K. sayılı Hukuk Genel Kurulu kararları da bu doğrultudadır. 2016/1070 sayılı karar doğrudan satış sistemi çalışanlarını belirli bir mesaiye bağlı olmaksızın, faaliyet yeri ve zamanı konusunda işverenden talimat almayan, sattıkları ürün üzerinden kazanç elde eden kişiler olarak tanımlamış, 2016/1071 sayılı karar ise bağımlılık unsuru taşımayan bir iş görme sözleşmesinin iş hukuku anlamında iş sözleşmesi sayılamayacağını vurgulamıştır.</p>
<p>Kararın önemi yalnızca sonucunda değil, uygulama farkında da yatar. Hukuk Genel Kurulu öncesinde 9. Hukuk Dairesi, kozmetik tali satıcılık sözleşmelerinde tipik pazarlamacılık unsurlarını bulup iş mahkemesini görevli sayıyordu; dairenin 05.05.2016 tarihli 2016/14019 E., 2016/11324 K. sayılı kararı da satış şartları ve fiyatların işverence belirlendiği hâllerde pazarlamacılık sözleşmesi nedeniyle iş ilişkisi bulunduğunu kabul ediyordu. Hukuk Genel Kurulu&#8217;nun 2016 tarihli kararından sonra 9. Hukuk Dairesi bağımlılık ölçütünü merkeze almış ve bağımlılıktan yoksun satış ilişkilerinde iş mahkemesinin görevsiz olduğunu benimsemiştir. İki görüşün çatışması bu nedenle güncel uygulamada Hukuk Genel Kurulu çizgisi lehine çözülmüştür.</p>
<h2 id="isci-bagimsiz">İşçi ile bağımsız satıcı ayrımı nasıl yapılır?</h2>
<p>Ayrımın ölçütü hukuki ve kişisel bağımlılıktır. İş sözleşmesi, 4857 sayılı İş Kanunu m.8 ve TBK m.393 uyarınca işçinin bağımlı olarak iş görmesi, işverenin de ücret ödemesi üzerine kuruludur.</p>
<div style="background: #f5f8fc; border-left: 4px solid #20486f; padding: 12px 18px;">
<p><strong>4857 sayılı İş Kanunu m.8/1 – İş sözleşmesi:</strong> İş sözleşmesi, bir tarafın (işçi) bağımlı olarak iş görmeyi, diğer tarafın (işveren) da ücret ödemeyi üstlenmesinden oluşan sözleşmedir.</p>
<p><strong>TBK m.393 – Tanım:</strong> Hizmet sözleşmesi, işçinin işverene bağımlı olarak belirli veya belirli olmayan süreyle iş görmeyi ve işverenin de ona zamana veya yapılan işe göre ücret ödemeyi üstlendiği sözleşmedir.</p>
</div>
<p>Ücret ve iş görme unsurları eser, vekâlet, komisyon veya bayilik gibi birçok sözleşmede de bulunur; bu yüzden iş sözleşmesini diğerlerinden ayıran tek unsur bağımlılıktır. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi&#8217;nin 16.02.2021 tarihli 2020/8783 E., 2021/4012 K. sayılı kararı ölçütleri şöyle toplar: Bağımlılığın içeriğini işverenin talimatlarına göre hareket etmek ve iş sürecinin ve sonuçlarının işveren tarafından denetlenmesi oluşturur. İşin işverene ait işyerinde görülmesi, malzemenin işverence sağlanması, iş görenin işin görülme tarzı bakımından talimat alması, işin kontrol edilmesi, sermaye koymadan ve kendine ait bir organizasyon olmadan faaliyet gösterilmesi ve ücretin ödeniş şekli yardımcı olgulardır; bunların hiçbiri tek başına kesin ölçüt değildir. Çalışanın üretim araçlarına sahip olup olmaması, kâr ve zarara katılıp katılmaması ve karar verme özgürlüğü de önem taşır. Çalışanın işverenin emir ve talimatlarına uyma yükümlülüğü yoksa ilişki iş sözleşmesinin konusunu oluşturmaz.</p>
<p>Bu ölçütlerin tali satıcılığa uygulanması için şu somut göstergeler değerlendirilir:</p>
<ul>
<li><strong>Talimat ve denetim:</strong> Günlük ziyaret planı, rota, satış scripti, kota, zorunlu rapor ve bölge müdürünün yaptırım yetkisi varsa bağımlılık güçlenir. Serbest katılım esaslı toplantılar, motivasyon ödülleri ve hedef önerileri ise tek başına bağımlılık sayılmaz.</li>
<li><strong>Çalışma saati ve yeri:</strong> Satıcı gün ve saatini kendisi belirliyor, dönemlerde hiç faaliyet göstermeyebiliyorsa bağımsızlık; mesai, vardiya, zorunlu şube bulunma yükümlülüğü varsa bağımlılık göstergesidir.</li>
<li><strong>Ekonomik risk:</strong> Ürünü kendi adına faturalayan, tahsilat ve stok riskini taşıyan, satışı yapamazsa kazanç elde edemeyen kişi ticari riski üstlenmiştir. Sabit aylık ücret, asgari garanti ve masrafların şirkete ait olması işçilik lehine göstergelerdir.</li>
<li><strong>Kendi müşteri çevresi ve karar özgürlüğü:</strong> Müşteriyi, fiyat marjını ve satış yöntemini kendisi seçen satıcı bağımsızdır. Hukuk Genel Kurulu&#8217;nun 2016/1072 sayılı kararı da işverenin organizasyonunda yer alsa bile kendisine ait müşterisi olan, karar verme özgürlüğü bulunan ve kendi işletmesinin riskini taşıyan kişilerin iş sözleşmesine göre çalışmadığını belirtir.</li>
<li><strong>Münhasırlık:</strong> Yalnızca tek şirket için çalışma yasağı ve başka ürün satma yasağı, tek başına yeterli olmasa da bağımlılığa yönelik bir kanıt oluşturabilir.</li>
<li><strong>Sigorta ve vergi kaydı:</strong> Satıcının 4/b kapsamında kendi adına sigortalı olması, vergi mükellefi bulunması ve serbest meslek makbuzu veya fatura düzenlemesi bağımsızlığı destekler; ancak sırf bu belgeler düzenlendi diye iş ilişkisi ortadan kalkmaz.</li>
</ul>
<p>Fatura konusunda Yargıtay 9. Hukuk Dairesi&#8217;nin 21.11.2023 tarihli 2023/13959 E., 2023/17509 K. sayılı kararı öğreticidir: Danışmanlık sözleşmesi bulunmasına ve ödemelerin fatura karşılığı yapılması için çalışan adına şirket açtırılmasına rağmen, mesaisini tümüyle işverene ayıran, talimatları işverenden alan ve rapor veren çalışanın işçi olduğu kabul edilmiş, kıdem ve ihbar tazminatı ile yıllık izin alacağına hükmedilmiştir. Diğer yandan İstanbul BAM 17. Hukuk Dairesi&#8217;nin 18.04.2019 tarihli 2018/3174 E., 2019/703 K. sayılı kararında satış temsilcisinin kendi adına fatura düzenlemesi, kendi iş yeri adresi ve vergi kaydının bulunması ve satış komisyonu adı altındaki bedeli şirket adına faturalaması, ilişkinin ticari nitelikte olduğunun göstergesi sayılmıştır.</p>
<p>Atipik ilişkilerde kalıp hüküm verilmez. Hukuk Genel Kurulu&#8217;nun 07.02.2024 tarihli 2022/1252 E., 2024/72 K. sayılı kararı, yeni tip sözleşmelerde peşin hüküm verilemeyeceğini, her somut olayda ilişkinin kendi adına bağımsız çalışmayı aşıp aşmadığının, hizmet akdinde bulunması gereken bağımlılığın esnek de olsa mevcut olup olmadığının araştırılması gerektiğini belirtir. Hukuk Genel Kurulu&#8217;nun 18.06.2025 tarihli 2023/738 E., 2025/379 K. sayılı kararı ise bağımlılığın bugün hizmet akdinin olmazsa olmaz unsuru olmakla birlikte işletme içindeki mevki ve işin niteliğine göre her ilişkide farklı yoğunlukta, kapsam ve derece bakımından göreceli olduğunu, buna karşın kendi adına bağımsız çalışıp kazanç sağlayan kişilerin işçi statüsünde kabul edilemeyeceğini ifade eder. İşçi sıfatı iddia edilecekse dosyada bu yoğunluğun kanıtlanması gerekir.</p>
<p>Nitekim fiili olarak tali satıcı statüsünün işçiliğe dönüşebildiği durumlar vardır. İzmir BAM 13. Hukuk Dairesi&#8217;nin 27.01.2026 tarihli 2025/1447 E., 2026/128 K. sayılı kararında yıllık yenilenen &#8220;komisyon ve pazarlama sözleşmesi&#8221; ile satış danışmanı olarak çalıştığını ileri süren davacı, kıdem, ihbar ve fazla çalışma talep etmiş; dosya önce iş mahkemesi ile asliye ticaret mahkemesi arasında görevsizlik kararlarıyla gidip gelmiş; asliye ticaret mahkemesi bağımlılığın bulunup bulunmadığının iş mahkemesinde değerlendirilmesi gerektiği gerekçesiyle davayı görev yönünden reddetmiş, Bölge Adliye Mahkemesi de davalının istinaf başvurusunu esastan reddetmiştir. Karar, yıllık yenilenen bağımsızlık beyanlı sözleşmelerde bile davanın işçilik alacağı iddiasıyla iş mahkemesine açılabildiğini, bağımlılığın varlığının orada incelenmesi gerektiğini gösterir.</p>
<p>Sözleşmenin adının acentelik, satış temsilciliği veya komisyon usulü çalışma olması bağımlılık incelemesini ortadan kaldırmaz. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi&#8217;nin 24.04.2023 tarihli 2023/1921 E., 2023/4340 K. sayılı kararında, kapıdan satış yapan ve prim alan satış temsilcisinin acente olduğu gerekçesiyle hizmet tespiti davasını reddeden hüküm bozulmuştur. Günlük randevu listelerinin şirketçe hazırlanıp çalışana gönderilmesi, şirket aracının tahsis edildiği iddiası ve tanık beyanları, &#8220;komisyon usulü acente çalışma sözleşmesi&#8221; ile çeliştiğinden Daire; prim ve ciro tutarlarının, araç tahsisinin, kişinin aynı iş kolunda vergi, oda ve Kurum kaydının bulunup bulunmadığının ve davalıdan ayrı, kendi nam ve hesabına bağımsız çalışması olup olmadığının araştırılmasını istemiştir. Aynı Dairenin aynı tarihli 2023/3847 E., 2023/4324 K. sayılı kararında ise &#8220;Satış Temsilcisi Sözleşmesi&#8221; ve yüzde beş prim sistemine rağmen hizmet akdine dayalı çalışmayı tespit eden ilk derece hükmü Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddedilmiş, Yargıtay da hükmü onamıştır. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi&#8217;nin 29.12.2025 tarihli 2025/8656 E., 2025/10457 K. sayılı kararında da sözleşmeler &#8220;acentelik&#8221; adını taşımasına karşın TTK m.102&#8217;ye uygun geçerli bir acentelik sözleşmesi bulunmadığı ve davacının işçi olarak çalıştığı yönündeki kabul, temyiz itirazlarının büyük bölümü yerinde görülmeyerek korunmuştur; bozma yalnızca fazla çalışma ve birleşen davadaki alacak istemi bakımından yapılmıştır. Daire birleşen davada, davalının işvereni zarara uğratıp uğratmadığının işçi olup olmadığından bağımsız ele alınması gerektiğini de belirtmiştir.</p>
<h2 id="network">Network marketing ve çok seviyeli satış üyeliği nasıl nitelendirilir?</h2>
<p>Network marketing, çok seviyeli pazarlama veya doğrudan satış üyeliği, satıcının kendi satışları ile aşağı hatlarındaki satıcıların satışlarından kazanç elde ettiği bir sistemdir. Hukuk Genel Kurulu&#8217;nun 2016/1072 sayılı kararında incelenen yapı da tam olarak budur ve bu kişilerin iş sözleşmesine göre çalışmadığı sonucuna varılmıştır. Buna göre network marketing üyesi, kural olarak bağımsız satıcıdır; kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla çalışma ve yıllık izin gibi işçilik alacakları yerine sözleşmeden doğan komisyon, prim ve iade taleplerini ileri sürebilir.</p>
<p>Bu çizgi her zaman böyle olmamıştır. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi&#8217;nin 23.02.2010 tarihli 2008/10894 E., 2010/4618 K. ve 2009/12307 E., 2010/4620 K. sayılı kararlarında, &#8220;tanıtım ve satış temsilciliği&#8221; sözleşmesiyle kademeli bir satış ağında komisyon karşılığı çalışan kişilerin açtığı kıdem ve ihbar tazminatı davalarında iş mahkemelerinin kabul hükümleri oy çokluğuyla onanmıştır. Karşı oy yazısında ise ağ pazarlaması niteliğindeki bu sistemde temsilcilerin kendi işini işleten bağımsız iş sahipleri olduğu, işyeri düzenine ve işverene bağlı olmadıkları, bağımlılık ve zaman unsurundan yoksun ilişkinin iş hukuku kapsamında değerlendirilemeyeceği savunulmuştur. Hukuk Genel Kurulu&#8217;nun 2016 tarihli kararlarıyla bağımsız satıcılık yönündeki yaklaşım netleşmiştir; yine de ağ pazarlaması adı taşıyan her yapının otomatik olarak bağımsız satıcılık sayılmayacağı, dosyadaki gerçek çalışma biçimine bakılacağı unutulmamalıdır.</p>
<p>Ancak çok seviyeli yapının her biçimi hukuka uygun değildir. 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun m.80 piramit satış sistemlerini açıkça yasaklamıştır.</p>
<div style="background: #f5f8fc; border-left: 4px solid #20486f; padding: 12px 18px;">
<p><strong>6502 sayılı Kanun m.80/1-2 – Piramit satış sistemleri:</strong> Piramit satış; katılımcılarına bir miktar para veya malvarlığı ortaya koymak karşılığında, sisteme aynı şartlar altında başka katılımcılar bulma koşuluyla bir para veya malvarlığı kazancı olanağı ümidi veren ve malvarlığı kazancının elde edilmesini tamamen veya kısmen diğer katılımcıların da koşullara uygun davranmasına bağlı kılan, gerçekçi olmayan veya gerçekleşmesi çok güç olan kazanç beklentisi sistemidir. Piramit satış sisteminin kurulması, yayılması veya tavsiye edilmesi yasaktır.</p>
</div>
<p>Meşru doğrudan satış ile piramit sistemi arasındaki çizgi, kazancın asıl olarak gerçek ürün satışından mı yoksa yeni üye getirmeden mi doğduğudur. Hukuk Genel Kurulu kararına ekli karşı oy yazısında aktarılan İş Yeri Dışında Kurulan Sözleşmeler Yönetmeliği m.24 ve m.25&#8217;e göre doğrudan satış, satış temsilcisi, dağıtıcı veya distribütör adıyla hareket edenlerin ürün veya hizmeti tek veya çok katmanlı yöntemlerle iş yeri dışında tüketicilere sunmasıdır ve sisteme dahil olmak isteyenlerden giriş aidatı, başlangıç paketi, yenileme ücreti gibi isimlerle bedel alınamaz. Bu nedenle üyelikten önce ödenen paket, eğitim veya &#8220;yetki&#8221; bedelleri hukuki açıdan sorun yaratır. Piramit niteliği taşıyan sözleşme emredici hükme aykırı olduğundan geçersizdir; ödenen bedellerin iadesi sebepsiz zenginleşme ve sözleşmenin geçersizliği esaslarına göre istenebilir. Güncel yönetmelik metni işlem yapılmadan önce ayrıca kontrol edilmelidir.</p>
<p>Piramit iddiasının ispatı bakımından Yargıtay 13. Hukuk Dairesi&#8217;nin kararları belirleyicidir. Dairenin 02.04.2018 tarihli 2016/26407 E., 2018/4057 K. ve 2016/26406 E., 2018/4058 K. ile 19.02.2018 tarihli 2016/19855 E., 2018/2099 K. sayılı kararlarında tüketici mahkemesi satış sistemini &#8220;piramit satış&#8221; sayarak sözleşmeyi iptal etmiş ve ödenen bedelin iadesine hükmetmişti. Daire bu hükümleri bozmuş; yalnızca &#8220;piramit satış&#8221; nitelendirmesiyle yetinilemeyeceğini, 6502 sayılı Kanun m.80 uyarınca piramit satışın unsurlarının, şartlarının ve sistemin özelliklerinin somut olayda araştırılıp gerekçelendirilmesi gerektiğini, bunun için Gümrük ve Ticaret Bakanlığı&#8217;nın davalı şirket hakkındaki son denetim raporunun getirtilmesi ve konusunda uzman bilirkişiden mahkemenin ve Yargıtay&#8217;ın denetimine elverişli rapor alınması gerektiğini belirtmiştir. Bu nedenle piramit iddiasına dayanan iade taleplerinde kazancın asıl olarak yeni üye getirmeye bağlı olduğu ve kazanç beklentisinin gerçekçi olmadığı somut olgularla ve bilirkişi incelemesiyle ortaya konulmalıdır.</p>
<p>Pratikte bu sistemlerde iki tür uyuşmazlık görülür. Birincisi, sistemden çıkarılan satıcının alt hattından doğan komisyonlarını istemesidir; bu, bağımsız satıcının sözleşmeden doğan alacağıdır ve zamanaşımı bakımından komisyon alacaklarındaki beş yıllık süre akla gelir. İkincisi, yeni üye alımı için para ödeyen kişinin iade talebidir; burada 6502 m.80 ve sözleşmenin geçersizliği tartışılır. Her iki durumda da bağımlılık bulunmadıkça iş mahkemesi değil genel mahkemeler görevlidir.</p>
<h2 id="bayilik">Bayilik ve distribütörlük tali satıcılıktan nasıl ayrılır?</h2>
<p>Bayilik sözleşmesi, taraflardan birinin diğer tarafın mallarını satmak ve sürümünü artırmak üzere kendi adına ve hesabına dağıtmayı üstlendiği sürekli çerçeve sözleşmedir. Hukuk Genel Kurulu&#8217;nun 29.11.2017 tarihli 2017/1658 E., 2017/1464 K. sayılı kararı bayilik sözleşmesini Türk Borçlar Kanunu&#8217;nda veya özel kanunlarda düzenlenmemiş, kendine özgü bir sözleşme türü olarak tanımlamış ve bu sözleşmelerden doğan davaların ticari dava sayılması için uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması ve her iki tarafın tacir olması gerektiğini belirtmiştir.</p>
<p>Tali satıcı ile bayi arasındaki fark çoğunlukla ölçek ve organizasyondur. Bayi kural olarak bir işletme, iş yeri, stok ve çalışan organizasyonu kuran ve ürünleri kendi adına satın alıp satan tacirdir. Tali satıcı ise çoğu kez gerçek kişidir, işyeri kurmadan, sistem içinde bir başlangıç paketiyle satış yapar ve genellikle tacir sayılmayabilir. Yine de her iki ilişkide de kendi nam ve hesabına çalışma ve ekonomik risk ortaktır; bu yüzden ikisi de kural olarak işçi-işveren ilişkisi dışında kalır. İş mahkemesi değil genel mahkemeler görevlidir.</p>
<p>Bayilik ile acentelik de karıştırılmamalıdır. TTK m.102/1&#8217;e göre acente, işletmeye bağlı bir hukuki konumda olmaksızın, bir sözleşmeye dayanarak belirli bir yer veya bölge içinde sürekli olarak ticari bir işletmeyi ilgilendiren sözleşmelerde aracılık etmeyi veya bunları o tacir adına yapmayı meslek edinen kişidir. Acente müvekkili adına ve hesabına hareket eder, bayi ise kendi adına ve hesabına. Tali satıcı sözleşmelerinde satıcının şirket adına hukuki işlem yapma yetkisinin bulunmadığının yazılı olması, onu acenteden ayıran unsurdur.</p>
<p>Denkleştirme tazminatı bakımından ayrım pratik sonuç doğurur. TTK m.122/5 uyarınca acente için öngörülen denkleştirme hükmü, hakkaniyete aykırı düşmedikçe tek satıcılık ile benzeri tekel hakkı veren sürekli sözleşme ilişkilerinin sona ermesinde de uygulanır.</p>
<div style="background: #f5f8fc; border-left: 4px solid #20486f; padding: 12px 18px;">
<p><strong>TTK m.122/5 – Denkleştirme:</strong> Bu hüküm, hakkaniyete aykırı düşmedikçe, tek satıcılık ile benzeri diğer tekel hakkı veren sürekli sözleşme ilişkilerinin sona ermesi halinde de uygulanır.</p>
</div>
<p>Yargıtay 11. Hukuk Dairesi&#8217;nin 28.04.2025 tarihli 2024/4597 E., 2025/2897 K. sayılı kararında, davalının İstanbul genelinde birden fazla bayisi bulunan ve davacıya belirli bir bölgede münhasıran satış yetkisi verilmeyen ilişkinin ne acentelik ne de tek satıcılık, &#8220;alelade bayilik&#8221; olduğu, bu nedenle denkleştirme tazminatı istenemeyeceği yönündeki Bölge Adliye Mahkemesi hükmü onanmıştır. Bu içtihat, tali satıcılık ve network üyeliğinde de denkleştirme talebinin çoğunlukla yerinde olmayacağını gösterir; çünkü bu sistemlerde satıcıya belirli bir bölgede tekel hakkı tanınması istisnadır.</p>
<p>Yargıtay 11. Hukuk Dairesi&#8217;nin 13.05.2024 tarihli 2022/5800 E., 2024/3826 K. sayılı kararı, tek satıcılık ve bayilik sözleşmelerinin kanunda düzenlenmeyen atipik sözleşmeler olduğunu, bunlara TBK genel hükümlerinin yanında niteliğine uygun düştüğü ölçüde acentelik, vekâlet, adi ortaklık, satış ve hizmet sözleşmesi hükümlerinin uygulanabileceğini, tek satıcılığın bayiliğin bir alt türü sayıldığını ve bayilikte tek satıcılıktan farklı olarak belirli bölgede satış unsurunun aranmadığını belirtir. Dairenin 20.10.2022 tarihli 2021/3240 E., 2022/7221 K. sayılı kararı ise TTK m.122/5&#8217;e göre denkleştirme tazminatının distribütörlük, franchising ve bayilik gibi tekel veya tek satıcılık hakkı veren sözleşme ilişkilerine de uygulanabileceği konusunda tereddüt bulunmadığını açıkça yazar.</p>
<p>Sözleşmenin &#8220;bayilik&#8221; adını taşıması, işçilik iddiasını da kendiliğinden engellemez. Yargıtay 21. Hukuk Dairesi&#8217;nin 26.09.2019 tarihli 2018/4224 E., 2019/5540 K. sayılı kararında, davalı şirket &#8220;bayilik&#8221; ve prim sözleşmesi bulunduğunu, davacıya yalnızca satış başına komisyon ödendiğini, davacının çalışma koşullarını kendisinin belirlediğini savunmuş; ilk derece mahkemesi ise davacıya şirket e-posta adresi, laptop ve telefon verilmesi, müşteri temsilcisi olarak çalışacağının belirtilmesi ve tanık beyanlarına dayanarak bağımlılık ile zaman unsurlarının gerçekleştiğini kabul edip hizmet akdine dayalı çalışmayı tespit etmişti. Daire, esasa ilişkin bu kararı yerinde bulmuş, hükmü yalnızca diğer davalı şirketlerle organik bağ olup olmadığının araştırılması için bozmuştur.</p>
<h2 id="tablo">Beş ilişki türünün karşılaştırması</h2>
<div style="overflow-x: auto;">
<table style="border-collapse: collapse; width: 100%;">
<thead>
<tr>
<th style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em; background: #f5f8fc; text-align: left;">Ölçüt</th>
<th style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em; background: #f5f8fc; text-align: left;">Tali satıcı</th>
<th style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em; background: #f5f8fc; text-align: left;">Pazarlamacı</th>
<th style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em; background: #f5f8fc; text-align: left;">Bayi</th>
<th style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em; background: #f5f8fc; text-align: left;">Network marketing üyesi</th>
<th style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em; background: #f5f8fc; text-align: left;">İşçi</th>
</tr>
</thead>
<tbody>
<tr>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;"><strong>Hukuki dayanak</strong></td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">İsimsiz sözleşme, TBK m.19</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">TBK m.448-460, m.469</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">İsimsiz çerçeve sözleşme</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">İsimsiz sözleşme, 6502 m.80 sınırı</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">4857 m.8, TBK m.393</td>
</tr>
<tr>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;"><strong>Bağımlılık</strong></td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Yok (kural)</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Var (atipik iş sözleşmesi)</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Yok</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Yok (kural)</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Var</td>
</tr>
<tr>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;"><strong>Ekonomik risk</strong></td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Satıcıda</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">İşverende</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Bayide</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Üyede</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">İşverende</td>
</tr>
<tr>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;"><strong>Adına işlem</strong></td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Kendi nam ve hesabına</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">İşveren hesabına</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Kendi nam ve hesabına</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Kendi nam ve hesabına</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">İşveren adına</td>
</tr>
<tr>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;"><strong>Kazanç</strong></td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Komisyon veya satış marjı</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Ücret, prim veya komisyon</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Satış kârı</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Satış ve alt hat kazancı</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Ücret</td>
</tr>
<tr>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;"><strong>Kıdem ve ihbar tazminatı</strong></td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Yok (kural)</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Var</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Yok; denkleştirme tartışması</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Yok (kural)</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Var</td>
</tr>
<tr>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;"><strong>Görevli mahkeme</strong></td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Asliye hukuk veya asliye ticaret</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">İş mahkemesi</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Genellikle asliye ticaret</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Asliye hukuk veya asliye ticaret</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">İş mahkemesi</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</div>
<p>Tabloda &#8220;kural&#8221; ifadesi, sözleşmenin adına bakılmaksızın fiili uygulamada bağımlılığın bulunmadığı durumu anlatır. Her somut dosyada bu sonuç delillerle doğrulanmalıdır.</p>
<h2 id="gorev">Hangi mahkeme görevlidir?</h2>
<p>Görevli mahkeme, ilişkinin niteliğine göre belirlenir. Bağımlılık varsa iş mahkemesi, yoksa genel mahkemeler (asliye hukuk veya ticari dava niteliği varsa asliye ticaret) görevlidir. 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu m.5 uyarınca iş mahkemeleri, pazarlamacılık ve evde hizmet sözleşmeleri de dahil olmak üzere Türk Borçlar Kanunu&#8217;nun hizmet sözleşmesi bölümüne dayanan uyuşmazlıklarda görevlidir. Bu nedenle tali satıcının iş mahkemesine gidebilmesi için ilişkinin iş veya pazarlamacılık sözleşmesi niteliğinde olması gerekir.</p>
<p>Yargıtay 9. Hukuk Dairesi&#8217;nin 16.02.2021 tarihli 2020/8783 E., 2021/4012 K. sayılı kararı bu sonucu açıkça yazar: Satış yaptığı kazançtan belirli oranda pay alan, ekonomik riski kendisine ait olan, işyerinde emir ve talimat veren kimse bulunmayan, sigortalı görünmeyen ve işyeri organizasyonunda yer almasının işin mahiyetinden kaynaklandığı davacı bakımından bağımlılık ve zaman unsuru yoktur; &#8220;işçi sıfatını taşımayan kişinin talepleriyle ilgili davanın, iş mahkemesi yerine genel görevli mahkemelerde görülmesi gerekir&#8221;. Daire bu gerekçeyle işin esasına girilerek verilen kararı bozmuş ve davanın görev yönünden usulden reddini gerekli görmüştür. Görev kamu düzenindendir; HMK m.114/1-c ve m.115/2 uyarınca mahkeme görevsizliğini yargılamanın her aşamasında kendiliğinden gözetir.</p>
<p>Genel mahkemeler arasında asliye hukuk ve asliye ticaret ayrımı TTK m.4 ve m.5 uyarınca yapılır: uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması ve her iki tarafın tacir olması gerekir. İstanbul BAM 17. Hukuk Dairesi&#8217;nin 18.04.2019 tarihli 2018/3174 E., 2019/703 K. sayılı kararı bu açıdan örnektir. Davacı, satış temsilciliği sözleşmesinden doğan alacağı için önce iş mahkemesine başvurmuş, iş mahkemesi ticaret mahkemelerinin görevli olduğunu belirtmiş, ilk derece ticaret mahkemesi ise iş mahkemesinin görevli olduğu gerekçesiyle davayı görev yönünden reddetmişti. Bölge Adliye Mahkemesi, davacının kendi adına fatura düzenlediğini, iş yeri adresi ve vergi kaydı bulunduğunu, davalının sermaye şirketi olduğunu ve sözleşmenin her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olduğunu saptayarak davanın nispi ticari dava olduğunu, asliye ticaret mahkemesinin görevli bulunduğunu kabul etti ve ret kararını kaldırdı. Yerleşik uygulamada ilk derece mahkemeleri de bağımsız satıcının kendi adına fatura düzenleyen tacir olduğu hâllerde uyuşmazlığı ticari dava olarak değerlendirir.</p>
<p>Bayilik sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar için Hukuk Genel Kurulu&#8217;nun 2017/1464 sayılı kararı, sırf işin ticari olmasının veya bir tarafın tacir olmasının yetmediğini, her iki tarafın da tacir olması gerektiğini açıkça belirtir. Tali satıcı gerçek kişi tacir değilse uyuşmazlık asliye hukuk mahkemesinde görülür.</p>
<p>Davacının işçilik alacağı iddiasıyla iş mahkemesinde dava açması hâlinde ilk derece uygulaması değişkendir. İzmir BAM 13. Hukuk Dairesi&#8217;nin 2026/128 sayılı kararında görüldüğü gibi, bağımlılığın varlığının iş mahkemesince incelenmesi gerektiği yaklaşımı benimsenebilmektedir. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi ise bağımlılığın bulunmadığı açıkça saptanan dosyalarda iş mahkemesi kararını görev yönünden usulden red olarak bozmaktadır. Uygulamada en güvenli yaklaşım, baştan dosyanın niteliğini değerlendirip iddiayı ve görevli mahkemeyi ona göre belirlemektir.</p>
<p>Görev konusunda mahkemeler arasında olumsuz uyuşmazlık çıktığında İstanbul BAM 37. Hukuk Dairesi&#8217;nin 12.04.2022 tarihli 2021/2010 E., 2022/1006 K. sayılı kararı yol göstericidir. Asliye hukuk mahkemesi işçi-işveren ilişkisi bulunduğu, iş mahkemesi geniş kapsamlı ticari vekâlet ilişkisi bulunduğu, ticaret mahkemesi ise hizmet ilişkisi bulunduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermişti. Daire, pazarlamacılık sözleşmesinin İş Kanunu m.4&#8217;teki istisnalar arasında sayılmadığını, bu nedenle İş Kanunu kapsamında bir sözleşme olduğunu belirtmiş; davalının taşınmaz ürünleri üçüncü kişilere pazarladığı, SGK kayıtlarına göre hizmet akdiyle çalıştığı, satış sorumlusu olarak görev yaptığı ve müşteri bulup makbuz keserek para tahsil ettiği olgularına dayanarak TBK m.448&#8217;deki tipik pazarlamacılık sözleşmesi unsurlarının bulunduğuna, dolayısıyla iş mahkemesinin görevli olduğuna karar vermiştir. Karar, bir satış ilişkisinin &#8220;ticari&#8221; görünmesinin tek başına asliye ticaret mahkemesini görevli kılmadığını, hizmet ilişkisi ve pazarlamacılık unsurları varsa iş mahkemesinin görev alanında kalındığını gösterir.</p>
<p>Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu&#8217;nun 13.06.2025 tarihli 2023/1 E., 2025/3 K. sayılı kararı da bu tablonun dışında bir alanı düzenler. Karar, TBK m.444-447&#8217;deki rekabet yasağı sözleşmesinden doğan uyuşmazlıkların asliye ticaret mahkemesinin görevinde olduğunu ortaya koymuştur. Dolayısıyla tali satıcılık sözleşmesinin sona ermesinden sonra ileri sürülen rekabet yasağı ihlali iddiaları genel mahkemelerde görülürken, pazarlamacılık sözleşmesinin ifasından doğan talepler iş mahkemesinde görülmeye devam eder. Kararın gerekçesi de pazarlamacılık ve evde hizmet sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıkların iş mahkemelerinin görev alanında olduğunu hatırlatmaktadır.</p>
<h2 id="arabuluculuk">Dava şartı arabuluculuk nasıl işler?</h2>
<p>Dava şartı arabuluculuk, mahkeme türüne göre farklı kanuna bağlanır. İş mahkemesi davalarında 7036 sayılı Kanun m.3, ticari davalarda TTK m.5/A uygulanır.</p>
<div style="background: #f5f8fc; border-left: 4px solid #20486f; padding: 12px 18px;">
<p><strong>7036 sayılı Kanun m.3/1 – Dava şartı olarak arabuluculuk:</strong> Kanuna, bireysel veya toplu iş sözleşmesine dayanan işçi veya işveren alacağı ve tazminatı ile işe iade talebiyle açılan davalarda, arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır. Bu alacak ve tazminatla ilgili itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davaları hakkında birinci cümle hükmü uygulanır.</p>
<p><strong>TTK m.5/A/1 – Dava şartı olarak arabuluculuk:</strong> Bu Kanunun 4 üncü maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar para olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır.</p>
</div>
<p>Bağımlılığın bulunduğu ihtimalinde işçilik alacakları 7036 m.3 kapsamındadır; bulunmadığı ihtimalde ise ticari nitelikli para alacağı davaları TTK m.5/A kapsamındadır. Asliye hukuk mahkemesine açılacak bazı davalarda ise arabuluculuk dava şartı olmayabilir. Arabulucu, 7036 m.3/10 uyarınca görevlendirildiği tarihten itibaren üç hafta içinde başvuruyu sonuçlandırır ve bu süre zorunlu hâllerde en fazla bir hafta uzatılabilir; TTK m.5/A/2&#8217;de bu süreler altı hafta ve en fazla iki hafta olarak belirlenmiştir. 7036 m.3/17&#8217;ye göre arabuluculuk bürosuna başvurulmasından son tutanağın düzenlendiği tarihe kadar zamanaşımı durur ve hak düşürücü süre işlemez.</p>
<p>Dosyanın niteliği belirsizse arabuluculuk başvurusunda hata yapılması dava kaybına yol açabilir. Arabulucuya başvurulmadan dava açıldığı anlaşılırsa, 7036 m.3/2 gereği mahkeme herhangi bir işlem yapmaksızın davayı dava şartı yokluğundan usulden reddeder. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi&#8217;nin 14.02.2024 tarihli 2023/20372 E., 2024/2139 K. sayılı kararı bu noktada dengeleyici bir çözüm sunar: iş uyuşmazlığı görevsiz asliye hukuk mahkemesinde açılmış, görevsizlik kararı verildikten sonra arabuluculuk süreci başlatılıp dosya görevli mahkemenin esasına kaydedilmeden önce son tutanak alınmışsa, 7036 m.3 ve 6325 sayılı Kanun&#8217;un amacı ile usul ekonomisi gözetilerek arabuluculuk dava şartının yerine getirildiği kabul edilir. Karar, iki kanun arasında kalan tali satıcılık uyuşmazlıklarında görevsizlik sonrası yeniden başvuru yapılabileceğini gösteren bir örnek olarak önem taşır.</p>
<p>Görevsizlik kararı verildiğinde kesinleşmesinden itibaren iki hafta içinde başvuru yapılması gerektiği (HMK m.20) da unutulmamalıdır; aksi hâlde dava açılmamış sayılır.</p>
<h2 id="ispat">İspat ve zamanaşımı</h2>
<p>İspat yükü iddia eden tarafa aittir. İşçilik alacağı isteyen satıcı, bağımlılığı ve ücret-iş görme unsurlarını ispatlamak zorundadır; işveren ise satıcının bağımsız çalıştığı savunmasını destekleyen belgeleri sunmalıdır. Sözleşmenin başlığı ve &#8220;işçi değildir&#8221; kaydı, TBK m.19 gereği mahkemeyi bağlamaz; ancak içerik ve fiili uygulama bağımsızlığı gösteriyorsa işveren lehine güçlü bir delil oluşturur.</p>
<p>Davacı lehine sayılabilecek deliller şunlardır: bölge müdürünün verdiği talimat ve yazışmalar (WhatsApp, e-posta), zorunlu eğitim ve toplantı kayıtları, kota ve yaptırım belgeleri, sabit ödeme dekontları, şirket aracı, telefonu veya kıyafeti, rapor ve ziyaret planı, işe giriş ve çıkış kayıtları, işyeri tanıkları. Davalı lehine olanlar ise satıcının fatura veya serbest meslek makbuzu düzenlemesi, vergi mükellefiyeti, Bağ-Kur sigortalılığı, başka firmalarla çalışması, ürün stokunu kendi hesabına tutması, tahsilat riskini taşıması ve çalışma saatlerini serbestçe belirlemesidir. İzmir BAM 13. Hukuk Dairesi&#8217;nin 2026/128 sayılı dosyasında davalı bu unsurların hemen tamamını (serbest meslek makbuzu, Bağ-Kur sigortalılığı, başka şirketlerde çalışma, aracın ortak kullanımı) ileri sürmüş; mahkeme bunların bağımlılık incelemesinde iş mahkemesince değerlendirilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.</p>
<p>Zamanaşımı ilişkinin niteliğine göre değişir. İşçilik alacaklarında ücret için 4857 sayılı Kanun m.32 uyarınca beş yıllık zamanaşımı uygulanır. Bağımsız satıcının komisyon alacaklarında ise TBK m.147/5 devreye girer.</p>
<div style="background: #f5f8fc; border-left: 4px solid #20486f; padding: 12px 18px;">
<p><strong>TBK m.147/5 – Beş yıllık zamanaşımı:</strong> Aşağıdaki alacaklar için beş yıllık zamanaşımı uygulanır: Vekâlet, komisyon ve acentalık sözleşmelerinden, ticari simsarlık ücreti alacağı dışında, simsarlık sözleşmesinden doğan alacaklar.</p>
</div>
<p>Yargıtay 11. Hukuk Dairesi&#8217;nin 22.10.2018 tarihli 2017/928 E., 2018/6555 K. sayılı kararında taraflar arasındaki ilişkinin acentelik olduğu kabulü doğru görülmemiş, ancak ilişki vekâlet veya komisyon sözleşmesi sayılsa bile beş yıllık zamanaşımı süresi geçtiği için temyiz itirazları reddedilmiştir. Komisyon, bayi veya tali satıcı alacağı olarak nitelendirilebilecek taleplerde nitelendirme farkı zamanaşımını doğrudan etkileyebileceğinden, sözleşmenin niteliği dava öncesinde net belirlenmelidir. Arabuluculuk sürecinde zamanaşımının duracağı (7036 m.3/17) ayrıca hatırlanmalıdır. HMK m.109&#8217;daki kısmi dava imkânı ile alacağın bir bölümünü dava etmek mümkündür; kalan bölüm için zamanaşımı süresi, kısmi dava açılmasıyla yalnızca dava edilen kısım bakımından kesilir.</p>
<h2 id="rakamlar">2026 yılı rakamları</h2>
<p>2026 yılı için asgari ücret brüt 33.030,00 TL, net 28.075,50 TL olarak belirlenmiştir. Kıdem tazminatı tavanı 01.07.2026 ile 31.12.2026 arasında 73.729,87 TL&#8217;dir. Bu rakamlar yalnızca iş ilişkisinin kabul edildiği dosyalarda önem taşır: kıdem tazminatı, her tam yıl için otuz günlük brüt ücret üzerinden hesaplanır ve tavanı aşamaz. Bağımsız satıcı olarak nitelendirilen kişi bakımından ise kıdem ve ihbar tazminatı söz konusu olmaz; bu kişi yalnızca sözleşmeden doğan komisyon, prim ve iade taleplerini ileri sürebilir.</p>
<p>Talep kalemlerinin hukuki dayanağı farklı olabileceğinden (işçilik alacağı, komisyon alacağı, sebepsiz zenginleşme), kalemlerin baştan ayrıştırılması ve arabuluculuk son tutanağının bunların tamamını kapsayacak biçimde düzenlenmesi gerekir.</p>
<h2 id="sss">Sık sorulan sorular</h2>
<h3>Tali satıcılık sözleşmesi iş sözleşmesi midir?</h3>
<p>Kural olarak hayır. Hukuk Genel Kurulu&#8217;nun 2016/1072 sayılı kararına göre doğrudan satış sistemindeki tali satıcı kendi nam ve hesabına, işverenin emir ve talimatı olmadan çalışıyorsa hizmet sözleşmesini karakterize eden bağımlılık yoktur. Ancak fiili uygulamada bağımlılık kanıtlanırsa ilişki iş sözleşmesi sayılır.</p>
<h3>Tali satıcılık sözleşmesi pazarlamacılık sözleşmesi sayılır mı?</h3>
<p>Hayır. TBK m.448&#8217;deki pazarlamacılık sözleşmesi bir hizmet sözleşmesi türü olduğundan bağımlılık aranır; Hukuk Genel Kurulu doğrudan satış sistemindeki tali satıcılığın pazarlamacılık sözleşmesi olmadığına hükmetmiştir.</p>
<h3>Tali satıcı kıdem tazminatı alabilir mi?</h3>
<p>Bağımsız satıcı olarak kabul edilen kişi alamaz, çünkü kıdem tazminatı yalnızca iş sözleşmesine dayalı işçi için doğar. Bağımlılık ve diğer unsurlar kanıtlanıp ilişki iş sözleşmesi sayılırsa 2026 tavanı dahilinde kıdem tazminatı istenebilir.</p>
<h3>Takım öncüsü işçi sayılır mı?</h3>
<p>Kural olarak sayılmaz. Hukuk Genel Kurulu&#8217;nun 2016/1072 sayılı kararında 1998&#8217;den beri takım öncüsü olarak çalışan davacının kıdem tazminatı talebi, bağımlılık bulunmadığı ve ekonomik riskin kendisine ait olduğu gerekçesiyle iş mahkemesinde görülemez sonucuna bağlanmıştır.</p>
<h3>Network marketing üyesi işçi midir?</h3>
<p>Kural olarak hayır, bağımsız satıcıdır. Kazancı satış becerisine ve alt hatların performansına bağlıdır. Üyelik için para ödenmesi veya gerçek satıştan çok yeni üye getirmeye dayanan kazanç vaadi bulunursa 6502 m.80 piramit satış yasağı gündeme gelebilir. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi&#8217;nin 2010 tarihli kararlarında oy çokluğuyla iş ilişkisi kabul edildiğinden, ağ pazarlaması adı bu sonucu tek başına belirlemez; gerçek çalışma biçimine bakılır.</p>
<h3>Piramit satış sistemine ödenen para geri istenebilir mi?</h3>
<p>Piramit satış sisteminin kurulması ve yayılması 6502 m.80/2 ile yasaklanmıştır. Sözleşme emredici hükme aykırı olduğundan geçersizdir ve ödenen bedelin iadesi sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre talep edilebilir. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, yalnızca &#8220;piramit satış&#8221; nitelendirmesiyle yetinilemeyeceğini, unsurların somut olayda araştırılması, Bakanlığın denetim raporunun getirtilmesi ve bilirkişi raporu alınması gerektiğini belirttiğinden kesin sonuç sistemin fiili işleyişine bağlıdır.</p>
<h3>Bayi ile tali satıcı aynı şey midir?</h3>
<p>Hayır. Bayi genellikle iş yeri ve stok organizasyonu kuran, ürünü kendi adına alıp satan tacirdir; tali satıcı çoğu kez gerçek kişidir ve sisteme küçük ölçekli katılır. İkisi de kendi nam ve hesabına çalışır, bu nedenle kural olarak iş mahkemesi değil genel mahkemeler görevlidir.</p>
<h3>Bayilik sözleşmesinde denkleştirme tazminatı istenebilir mi?</h3>
<p>Yalnızca tek satıcılık veya benzeri tekel hakkı veren sözleşmelerde ve TTK m.122/5 uyarınca hakkaniyete aykırı düşmüyorsa istenebilir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, münhasırlık tanınmayan alelade bayilik ilişkilerinde talebi reddetmektedir.</p>
<h3>Tali satıcılık davası hangi mahkemede açılır?</h3>
<p>Bağımlılık yoksa genel mahkemelerde açılır: uyuşmazlık her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgiliyse ve her iki taraf tacirse asliye ticaret, değilse asliye hukuk mahkemesinde. Bağımlılık varsa iş mahkemesi görevlidir.</p>
<h3>İş mahkemesine açılan dava görevsizlikle dönerse ne olur?</h3>
<p>Mahkeme davayı görev yönünden usulden reddeder ve görevsizlik kararının kesinleşmesinden sonra iki hafta içinde HMK m.20 uyarınca başvurulmazsa dava açılmamış sayılır. Görevli mahkemeye gönderilen dosya için arabuluculuk bakımından Yargıtay 9. Hukuk Dairesi&#8217;nin 2024/2139 sayılı kararı önemlidir.</p>
<h3>Arabulucuya başvurmak zorunlu mudur?</h3>
<p>İşçilik alacağı davalarında 7036 m.3 gereği, ticari para alacağı davalarında TTK m.5/A gereği dava açmadan önce arabulucuya başvurulması dava şartıdır; başvurulmadan açılan dava usulden reddedilir.</p>
<h3>Komisyon alacağı kaç yıl sonra zamanaşımına uğrar?</h3>
<p>Komisyon sözleşmesinden doğan alacaklar TBK m.147/5 uyarınca beş yıllık zamanaşımına tabidir. İşçilik alacaklarında ücret için 4857 m.32 uyarınca süre beş yıldır. Arabuluculuk sürecinde zamanaşımı durur.</p>
<h3>Sözleşmede &#8220;işçi değildir&#8221; yazması yeterli midir?</h3>
<p>Hayır. TBK m.19 gereği mahkeme sözleşmenin adına değil gerçek iradeye ve fiili uygulamaya bakar. Sözleşmede bağımsızlık yazılı olsa da talimat, denetim, mesai ve sabit ödeme fiilen varsa bağımlılık kabul edilebilir.</p>
<h3>Fatura kesen satıcı işçi sayılabilir mi?</h3>
<p>Evet, fatura düzenlenmesi tek başına iş ilişkisini ortadan kaldırmaz. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi&#8217;nin 2023/17509 sayılı kararında fatura karşılığı çalışan kişinin fiilen bağımlı çalıştığı kabul edilerek işçi sayılmıştır. Buna karşılık, kendi iş yeri ve vergi kaydı bulunan satıcının faturaları ilişkinin ticari niteliğini destekler.</p>
<h2 id="sonuc">Sonuç</h2>
<p>Tali satıcılık sözleşmesi bakımından belirleyici soru, satıcının bağımlı olup olmadığıdır. Doğrudan satış sisteminde kendi nam ve hesabına, kendi riskiyle ve işverenin emir-talimatı dışında çalışan satıcı bağımsızdır; ilişki pazarlamacılık sözleşmesi de iş sözleşmesi de değildir ve genel mahkemeler görevlidir. Sözleşmenin adına rağmen gerçek uygulamada talimat, denetim, mesai, sabit ödeme ve şirket organizasyonuna dahil olma varsa ilişki iş sözleşmesi olarak kabul edilir ve iş mahkemesi, işçilik alacakları ve 2026 tavanı dahilinde kıdem tazminatı gündeme gelir. Görev, arabuluculuk ve zamanaşımı bu nitelendirmeye bağlı olduğundan, dosya açılmadan önce ilişkinin fiili yapısının delillerle çıkarılması gerekir. Bu süreçte <a href="https://www.sarioglusefer.com/sozlesme-avukati/">tali satıcılık sözleşmesi avukatı</a> desteği almak, doğru mahkeme ve doğru arabuluculuk yolunun baştan seçilmesini sağlar.</p>
<p>Av. Mehmet Sarıoğlu tarafından hazırlanmış; Av. Fatih Sefer tarafından incelenip yayına uygun bulunmuştur.</p>
<p>Sarıoğlu &amp; Sefer Hukuk Bürosu<br />
Osmaniye Mah., İsmail Erez Bulvarı No: 9/2, 34146 Bakırköy/İstanbul</p>
</div>
<p><a rel="nofollow" href="https://www.sarioglusefer.com/tali-saticilik-sozlesmesi/">Tali Satıcılık Sözleşmesi: İşçi mi, Bağımsız Satıcı mı?</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://www.sarioglusefer.com">SARIOĞLU &amp; SEFER HUKUK BÜROSU</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesi Nedir? Şartları ve Sonuçları</title>
		<link>https://www.sarioglusefer.com/olunceye-kadar-bakma-sozlesmesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Av. Mehmet Sarıoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 01 Oct 2026 00:22:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sözleşmeler Hukuku]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sarioglusefer.com/?p=4997</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ölünceye kadar bakma sözleşmesi, bakım borçlusunun bakım alacaklısını ölünceye kadar bakıp gözetmeyi, bakım alacaklısının da bir malvarlığını veya bazı malvarlığı değerlerini ona devretmeyi üstlendiği, Türk Borçlar Kanunu&#8217;nun 611-619. maddelerinde düzenlenmiş, tam iki tarafa borç yükleyen, ivazlı ve sürekli borç doğuran bir sözleşmedir. Miras sözleşmesi şeklinde, yani resmî vasiyetname şeklinde yapılmadıkça geçerli olmaz; bakım borcuna aykırı ... <a title="Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesi Nedir? Şartları ve Sonuçları" class="read-more" href="https://www.sarioglusefer.com/olunceye-kadar-bakma-sozlesmesi/" aria-label="Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesi Nedir? Şartları ve Sonuçları hakkında daha fazlasını okuyun">Devamını oku</a></p>
<p><a rel="nofollow" href="https://www.sarioglusefer.com/olunceye-kadar-bakma-sozlesmesi/">Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesi Nedir? Şartları ve Sonuçları</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://www.sarioglusefer.com">SARIOĞLU &amp; SEFER HUKUK BÜROSU</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="ss-mak" style="line-height: 1.8;">
<p><strong>Ölünceye kadar bakma sözleşmesi, bakım borçlusunun bakım alacaklısını ölünceye kadar bakıp gözetmeyi, bakım alacaklısının da bir malvarlığını veya bazı malvarlığı değerlerini ona devretmeyi üstlendiği, Türk Borçlar Kanunu&#8217;nun 611-619. maddelerinde düzenlenmiş, tam iki tarafa borç yükleyen, ivazlı ve sürekli borç doğuran bir sözleşmedir.</strong> Miras sözleşmesi şeklinde, yani resmî vasiyetname şeklinde yapılmadıkça geçerli olmaz; bakım borcuna aykırı davranılırsa fesih ve tapu iptali yolu açılır; kanun ayrıca edimler arasında oransızlık hâlinde önelli fesih ve bakım borçlusunun ölümü hâlinde bir yıllık fesih hakkı öngörür. Yaşlılık, hastalık veya bakıma muhtaçlık nedeniyle güvence arayan kişilerin başvurduğu bu sözleşme, mirasçılardan mal kaçırma iddialarına en sık konu olan işlemlerden biridir. Bu yazıda ölünceye kadar bakma sözleşmesinin tanımını, ivazlı ve sağlararası/ölüme bağlı niteliğini, şekil şartlarını, bakım borcunun kapsamını, yasal ipotek güvencesini, iptal ve tenkis hükümlerini, önelli ve önelsiz fesih rejimini, tarafların ölümünün sonuçlarını ve devredilemezlik, iflas, haciz hükümlerini, TBK m. 611-619 metniyle ve güncel Yargıtay kararlarıyla birlikte inceliyoruz.</p>
<nav class="ss-nav" style="background: #f5f8fc; border: 1px solid #dce5ef; border-radius: 6px; padding: 14px 20px;"><strong>İçindekiler</strong></p>
<ol>
<li><a href="#tanim">Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesinin Tanımı ve İvazlı Niteliği</a></li>
<li><a href="#saglararasi">Sağlararası İşlem mi, Ölüme Bağlı Tasarruf mu?</a></li>
<li><a href="#satis-farki">Satış Sözleşmesinden Ayıran Unsurlar</a></li>
<li><a href="#vasiyet-farki">Vasiyetnameden Farkı</a></li>
<li><a href="#sekil">Sözleşmenin Şekli ve Geçerlilik Şartları</a></li>
<li><a href="#bakim-kapsami">Bakım Borcunun Kapsamı Nasıl Belirlenir?</a></li>
<li><a href="#bizzat-ifa">Birlikte Yaşama Zorunlu mudur, Bakım Bizzat mı İfa Edilmelidir?</a></li>
<li><a href="#coklu-taraf">Birden Fazla Bakım Borçlusu veya Alacaklısı Olabilir mi?</a></li>
<li><a href="#kismi-devir">Malvarlığının Tamamını Devretmek Zorunlu mudur?</a></li>
<li><a href="#ipotek">Bakım Alacaklısının Yasal İpotek Hakkı</a></li>
<li><a href="#iptal-tenkis">Sözleşmenin İptali ve Tenkisi (TBK m. 615)</a></li>
<li><a href="#onelli-fesih">Önel Verilerek Fesih: Edimler Arasında Oransızlık (TBK m. 616)</a></li>
<li><a href="#onelsiz-fesih">Önel Verilmeksizin Fesih ve Ömür Boyu Irat (TBK m. 617)</a></li>
<li><a href="#alacaklinin-olumu">Bakım Alacaklısı Ölürse Ne Olur?</a></li>
<li><a href="#borclunun-olumu">Bakım Borçlusu Ölürse Ne Olur? (TBK m. 618)</a></li>
<li><a href="#devredilemezlik">Devredilemezlik, İflas ve Haciz Hükümleri (TBK m. 619)</a></li>
<li><a href="#sss">Sıkça Sorulan Sorular</a></li>
</ol>
</nav>
<h2 id="tanim">Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesinin Tanımı ve İvazlı Niteliği</h2>
<div class="ss-kanun" style="background: #f5f8fc; border-left: 4px solid #20486f; padding: 12px 18px;"><strong>TBK Madde 611 &#8211;</strong> Ölünceye kadar bakma sözleşmesi, bakım borçlusunun bakım alacaklısını ölünceye kadar bakıp gözetmeyi, bakım alacaklısının da bir malvarlığını veya bazı malvarlığı değerlerini ona devretme borcunu üstlendiği sözleşmedir.</p>
<p>Bakım borçlusu, bakım alacaklısı tarafından mirasçı atanmışsa, ölünceye kadar bakma sözleşmesine miras sözleşmesine ilişkin hükümler uygulanır.</p></div>
<p>Bu tanımdan anlaşılacağı üzere ölünceye kadar bakma sözleşmesi, taraflardan her birinin diğerine karşı bir edim üstlendiği, karşılıklı borç doğuran, tam iki tarafa borç yükleyen ve ivazlı bir hukuki ilişkidir. Bakım alacaklısının üstlendiği edim, belirli bir malvarlığı değerinin mülkiyetini veya intifa gibi sınırlı ayni bir hakkı bakım borçlusuna devretmekten ibarettir. Bakım borçlusunun üstlendiği edim ise bakım alacaklısına hayatı boyunca kişisel olarak bakmak, onu gözetmek, barındırmak, beslemek, tedavi ettirmek ve manevi destek sağlamaktır. Taraflarca yüklenilen bu edimler birbirinin sebebini ve karşılığını oluşturur.</p>
<p>Sözleşmenin ivazlı karakteri, onu karşılıksız kazandırma niteliği taşıyan bağışlama sözleşmesinden ve ölüme bağlı tek taraflı bir irade beyanı olan vasiyetnameden ayırır. Bağışlamada bağışlayan, karşılığında bir ivaz istemeksizin malvarlığından bir değeri karşı tarafa kazandırır; oysa ölünceye kadar bakma sözleşmesinde bakım alacaklısı, malvarlığı değerini ömrünün sonuna kadar bakılıp gözetilme taahhüdü ve bunun fiilen ifası karşılığında devreder. Tarafların ortak iradesi saf bir cömertlik değil, maddi ve manevi güvence sağlayan sürekli bir bakım ediminin elde edilmesidir.</p>
<p>Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2023/507, K. 2024/93, T. 14.02.2024 sayılı kararında sözleşmenin hukuki niteliğini ayrıntılı biçimde ortaya koymuştur. Kurul, ölünceye kadar bakma sözleşmesinin tam iki tarafa borç yükleyen, ivazlı, rızai ve sürekli borç doğuran bir sözleşme olduğunu belirtmiş; bakım borçlusunun asli edimi alacaklının ömrü boyunca bakılıp gözetilmesi olduğundan bu borcun süreklilik arz ettiğini, bakım alacaklısının asli edimini ise sağlararası ya da ölüme bağlı bir tasarrufla tek seferde ifa edebileceğinden onun borcunun ani edimli olduğunu vurgulamıştır. Aynı karar, sözleşmenin geçerliliği için bakım alacaklısının sözleşmenin düzenlendiği tarihte özel bakım gereksinimi içinde bulunmasının zorunlu olmadığını, bu gereksinimin sözleşmeden sonra doğmasının ya da alacaklının ölümüne kadar çok kısa bir süre sürmüş olmasının da geçerliliği etkilemediğini kabul etmiştir. Karar, Hukuk Genel Kurulunda oy çokluğuyla verilmiştir. Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2021/5375, K. 2022/5707, T. 03.10.2022 sayılı kararında da sözleşmenin tam iki tarafa borç yükleyen, ivazlı, rızai ve sürekli borç doğuran nitelikte olduğu belirtilmiştir. Yargıtay 7. Hukuk Dairesi&#8217;nin E. 2023/5214, K. 2024/4344, T. 07.10.2024 tarihli kararında ise ölünceye kadar bakım akdinin ivazlı olduğu vurgulanmış; somut olayda murisin yaşı ve hastalıkları dolayısıyla bakıma muhtaç olduğu, tüm mirasçılarıyla ilişkisinin iyi olduğu ve bu nedenle mal kaçırma kastıyla hareket etmesini gerektiren bir durumun bulunmadığı kabul edilmiştir.</p>
<p>Sözleşmenin ivazlı yapısının en önemli pratik sonuçlarından biri, saklı pay kuralları ve tenkis davaları karşısındaki konumudur. Tenkis kural olarak mirasbırakanın tasarruf özgürlüğünü aşan, saklı paylı mirasçıların haklarını ihlal eden karşılıksız kazandırmalarına karşı başvurulan bir yoldur; ivazlı bir sözleşme olduğundan ölünceye kadar bakma sözleşmesi bu sebeple kural olarak tenkise tabi değildir. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2024/24, K. 2025/314, T. 03.02.2025 sayılı kararında muris muvazaası ve tenkis iddialarıyla açılan asıl ve birleştirilen davada, muris muvazaası iddiasının kanıtlanamadığı gibi mal kaçırma kastı olmayan ivazlı akitlerde tenkis iddiasının da dinlenemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine ilişkin kararı onamıştır. Kararda yer alan &#8220;davalının murisin yasal mirasçısı olmaması&#8221; olgusu ilk derece mahkemesinin gerekçesinde geçmektedir; Yargıtay&#8217;ın onama gerekçesinde belirleyici olan, işlemin ivazlı olması ve mal kaçırma kastının bulunmamasıdır. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2023/686, K. 2024/1301, T. 19.02.2024 sayılı kararında da davalı oğlun hastalık döneminde ve diğer zamanlarda murisin tüm ihtiyaçlarını karşıladığı, murisin sağlığında bakım koşulunun yerine getirilmediğine dair bir ihtarı veya davası bulunmadığı, bu hâlde murise bakıldığının bir bakıma kabulü gerektiği, ölünceye kadar bakma akdinin ivazlı olması nedeniyle mal kaçırma amacının bulunmadığı ve tenkis hükümlerinin de uygulanamayacağı sonucuna varılmıştır.</p>
<p>Bu ivazlı niteliğe karşın uygulamada mirasbırakanın, saklı paylı mirasçılarından mal kaçırmak için aslında bağışlamak istediği taşınmazı ölünceye kadar bakma sözleşmesi görünümü altında devrettiği iddiasıyla muris muvazaası davaları açılmaktadır. Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2025/2512, K. 2025/4389, T. 17.10.2025 sayılı kararında bu sözleşmenin mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla yapılmasının mümkün olduğunu, ancak bunun hukuken ve yeterli delillerle ispatlanması gerektiğini, muris gerekmediği hâlde tüm malvarlığını veya büyük bölümünü devretmişse bunun diğer delillerle birlikte değerlendirilerek muvazaalı işlemin göstergesi sayılabileceğini belirtmiştir. Bakım borçlusu edimlerini fiilen ifa etmişse ve murisin gerçek bir bakım ihtiyacı varsa tasarruf karşılıksız bir bağışlama sayılamaz. Muris muvazaası davasının koşulları, ispat yükü ve sonuçları bu yazının kapsamını aşan ayrı bir konudur; muvazaa iddialarıyla karşı karşıya olan veya bu iddiayı ileri sürmek isteyen taraflar için <a href="/istanbul-miras-avukati/">muris muvazaası davası avukatı</a> desteği, delillerin toplanması ve ispat stratejisi bakımından belirleyicidir.</p>
<h2 id="saglararasi">Sağlararası İşlem mi, Ölüme Bağlı Tasarruf mu?</h2>
<p>Ölünceye kadar bakma sözleşmesi, bakım alacaklısının malvarlığı değerini devretme borcunu hangi rejim altında ve ne zaman ifa edeceğine göre ikili bir ayrıma tabidir. TBK m. 611/1 kapsamında bakım alacaklısı malvarlığını veya belirli bir değerini bakım borçlusuna sağlığında devretmeyi taahhüt eder ve bu devir taraflar hayattayken tapuda tescil veya teslim yoluyla ifa edilirse sözleşme <strong>sağlararası bir işlem</strong> niteliğindedir. Mülkiyet, taşınmazın tapuda tescili veya taşınırın teslimi anında bakım borçlusuna geçer; borçlu mirasçı sıfatı kazanmaz, sağlararası bir tasarruf işleminin tarafı ve malik olur. Devredilen mal, alacaklının terekesinden sağlığında çıktığı için ölüm anında terekede yer almaz.</p>
<p>TBK m. 611/2 uyarınca ise bakım borçlusu bakım alacaklısı tarafından mirasçı atanmışsa sözleşmeye miras sözleşmesine ilişkin hükümler uygulanır. Bu olasılıkta bakım alacaklısı sağlığında mülkiyeti doğrudan devretmez; bakım borcuna karşılık bakım borçlusunu terekesinin tamamına veya belirli bir oranına mirasçı atar ya da ona belirli bir malı bırakma yükümlülüğü altına girer. Bu nitelikteki sözleşme, maddi anlamda ölüme bağlı tasarruf niteliği taşır ve Türk Medeni Kanunu&#8217;nun miras sözleşmesine ilişkin hükümlerine tabidir (TMK m. 527, 545-548).</p>
<p>İki tür arasındaki temel farklar şöyle özetlenebilir:</p>
<table style="width: 100%; border-collapse: collapse; margin: 16px 0;">
<tbody>
<tr style="background: #f5f8fc;">
<th style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Kriter</th>
<th style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Sağlararası Sözleşme</th>
<th style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Mirasçı Atamayı İçeren Sözleşme</th>
</tr>
<tr>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Mülkiyetin geçişi</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Devir borcu alacaklının sağlığında ifa edilir; borçlu mülkiyetten doğan yetkileri hemen kullanmaya başlar.</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Mülkiyet alacaklının sağlığında geçmez; borçlu mülkiyeti ancak alacaklının ölümüyle, mirasçı sıfatıyla kazanır.</td>
</tr>
<tr>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Terekedeki konumu</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Devredilen mal ölüm anında tereke aktifinde yer almaz.</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Malvarlığı alacaklının mülkiyetinde kalır; alacaklı eskisi gibi serbestçe tasarruf edebilir, ancak sözleşmedeki yükümlülüğüyle bağdaşmayan ölüme bağlı tasarruflarına veya bağışlamalarına itiraz edilebilir (TMK m. 527/2).</td>
</tr>
<tr>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Bakım borçlusunun sıfatı</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Sözleşme alacaklısı ve malik; mirasçı değildir.</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Mirasçı sıfatını da kazandığı için miras hukukunun genel hükümleri çerçevesinde tereke borçlarından sorumluluk riskiyle karşılaşabilir.</td>
</tr>
<tr>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Şekil</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">TBK m. 612 gereği miras sözleşmesi, yani resmî vasiyetname şekli zorunludur.</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Aynı resmî şekil zorunludur; ayrıca miras sözleşmesinin ortadan kaldırılmasına ve sözleşmeden dönmeye ilişkin TMK m. 546-548 doğrudan uygulanır.</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Mirasçı atamayı içeren sözleşmelerde TMK m. 546 uyarınca miras sözleşmesi tarafların yazılı anlaşmasıyla her zaman ortadan kaldırılabilir; mirasçı atanan kişinin mirasçılıktan çıkarma sebebi oluşturan davranışı hâlinde mirasbırakan sözleşmeyi tek taraflı kaldırabilir. TMK m. 547 uyarınca sağlararası edimleri isteme hakkı bulunan taraf, bu edimler sözleşmeye uygun yerine getirilmezse veya güvenceye bağlanmazsa borçlar hukuku kuralları uyarınca sözleşmeden dönebilir. TMK m. 548 ise mirasçı atanan kişinin mirasbırakanın ölümünde sağ olmaması hâlinde miras sözleşmesinin kendiliğinden ortadan kalkacağını düzenler.</p>
<h2 id="satis-farki">Satış Sözleşmesinden Ayıran Unsurlar</h2>
<p>Ölünceye kadar bakma sözleşmesi ile satış sözleşmesi (TBK m. 207 vd.), ikisi de tam iki tarafa borç yükleyen ve ivazlı olduğundan ilk bakışta benzer görünür; ancak konu, edimlerin niteliği ve risk yapısı bakımından köklü biçimde ayrılırlar. Satışta alıcının borcu para ödemektir ve toplam parasal karşılık sözleşme anında bellidir. Ölünceye kadar bakma sözleşmesinde ise bakım borçlusunun karşı edimi bir para ödemesi değil, bakım alacaklısına hayatı boyunca sağlanacak şahsi bakım, ihtimam, gözetim ve manevi destektir; borç, zamana yayılmış, sürekli ve kesintisiz bir yapma borcudur.</p>
<p>Bir diğer ayırt edici unsur, sözleşmenin <strong>talih ve tesadüf (riziko) karakteridir</strong>. Bakım alacaklısının ne kadar yaşayacağı, hangi hastalıklara yakalanacağı, ne ölçüde bakıma ve masrafa ihtiyaç duyacağı sözleşme anında bilinemez. Alacaklı sözleşmeden kısa süre sonra ölebileceği gibi onlarca yıl ağır bir bakım ihtiyacıyla yaşayabilir. Bu, sözleşmenin doğasından kaynaklanan meşru bir rizikodur; alacaklının kısa süre sonra ölmesi tek başına sözleşmenin ivazsız olduğunu göstermez, bakım süresinin uzun sürmesi de borçlunun ediminin satış bedeliyle kıyaslanmasını gerektirmez.</p>
<p>Ayrıca sözleşme, taraflar arasında yoğun bir kişisel güven ilişkisine dayanır. Satışta tarafların kişiliği kural olarak ifayı etkilemezken, burada bakım borçlusunun şahsı ve alacaklıya gösterdiği ihtimam borcun ifasının merkezindedir. Yargıtay uygulamasında bakım borçlusunun yalnızca alacaklının bir taşınmazda oturmasına katlanması borcun ifası sayılmaz; şahsi ihtimam, besleme, giydirme, tedavi ettirme ve manevi yardım sözleşmenin zorunlu unsurudur. Bakım alacaklısının sosyal durumuna uygun bir bakım elde etmek sözleşmenin hedefidir; bu hedef nafaka veya ahlaki görevler kadar bir maddi destek elde etmekten ibaret değildir.</p>
<h2 id="vasiyet-farki">Vasiyetnameden Farkı</h2>
<p>Vasiyetname, mirasbırakanın tek taraflı irade beyanıyla kurulan, karşı tarafın kabulüne bağlı olmayan ve mirasbırakan hayattayken her zaman serbestçe geri alınabilen ölüme bağlı bir tasarruftur. Vasiyet lehtarı, mirasbırakanın ölümüne kadar bir edim yükümlülüğü altına girmez ve tasarruf karşılıksızdır. Ölünceye kadar bakma sözleşmesi ise iki taraflı bir akittir; kurulduğu andan itibaren bakım borçlusuna sürekli ve kapsamlı bir bakım borcu yükler, tek taraflı keyfi bir irade beyanıyla ortadan kaldırılamaz ve sona ermesi TBK m. 616-618&#8217;de düzenlenen özel şartlara bağlıdır.</p>
<h2 id="sekil">Sözleşmenin Şekli ve Geçerlilik Şartları</h2>
<div class="ss-kanun" style="background: #f5f8fc; border-left: 4px solid #20486f; padding: 12px 18px;"><strong>TBK Madde 612 &#8211;</strong> Ölünceye kadar bakma sözleşmesi, mirasçı atanmasını içermese bile, miras sözleşmesi şeklinde yapılmadıkça geçerli olmaz.</p>
<p>Sözleşme, Devletçe tanınmış bir bakım kurumu tarafından yetkili makamların belirlediği koşullara uyularak yapılmışsa, geçerliliği için yazılı şekil yeterlidir.</p></div>
<p>TBK m. 612/1 uyarınca sözleşme, mirasçı atanmasını içermese bile miras sözleşmesi şeklinde yapılmadıkça geçerli olmaz. TMK m. 545 uyarınca miras sözleşmesinin geçerli olması için resmî vasiyetname şeklinde düzenlenmesi gerekir; sözleşmenin tarafları arzularını resmî memura aynı zamanda bildirir ve düzenlenen sözleşmeyi memurun ve iki tanığın önünde imzalarlar. Resmî vasiyetnamenin hangi görevlilerce düzenlenebileceği TMK m. 532/2&#8217;de gösterilmiştir: sulh hâkimi, noter veya kanunla kendisine bu yetki verilmiş diğer bir görevli.</p>
<p>Kanunun aradığı resmî şekil bir ispat şartı değil, sözleşmenin geçerliliği için zorunlu olan kurucu bir şekil şartıdır. Adi yazılı yapılan, tanıkların hazır bulunmadığı veya yetkili görevli önünde usulüne uygun düzenlenmemiş sözleşmeler geçersizdir. Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2023/5611, K. 2024/3993, T. 19.09.2024 sayılı kararında ölünceye kadar bakma sözleşmesinin resmî şekilde yapılmadıkça geçerli olmadığını (TBK m. 612, TMK m. 545) belirtmiştir. Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2022/4574, K. 2023/6313, T. 18.12.2023 sayılı kararında da bu sözleşmelerin TBK m. 612 ve TMK m. 545 gereğince resmî şekilde düzenlenmesi gerektiği teyit edilmiştir.</p>
<p>Şekle aykırılığın sonucu, sözleşmeye dayanılarak tapu iptali ve tescil istenememesidir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2008/70, K. 2008/104, T. 06.02.2008 sayılı kararında bu ilkeyi benimsemiş; Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2022/59, K. 2023/1542, T. 16.03.2023 sayılı kararı da resmî şekilde düzenlenmeyen ölünceye kadar bakım sözleşmelerine değer verilerek tapu iptali ve tescil hükmü kurulamayacağını belirtmiştir. Geçersiz sözleşmeye dayanan devir hukuki sebepten yoksun kalır; bu durumda devredenin, mülkiyet hakkına dayanarak tapu iptali ve tescil davası açması gündeme gelir. Şekil eksikliği yargılamanın her aşamasında ileri sürülebilir ve hâkim tarafından resen gözetilir.</p>
<p><strong>Hangi görevli sözleşmeyi düzenleyebilir?</strong> Konu, Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu&#8217;nun E. 1952/4, K. 1952/5, T. 10.12.1952 sayılı kararıyla çözülmüştür. Bu karar, taraflardan birinin ölünceye kadar bakmak ve gözetmek şartıyla diğerine bir gayrimenkul temlikini içeren sözleşmeleri düzenlemeye sulh hâkimlerinin, noterlerin ve tapu sicil muhafız veya memurlarının yetkili olduğuna hükmetmiştir. Yani taşınmaz devrini içeren sözleşme tapu müdürlüğünde düzenlenebileceği gibi noterde de düzenlenebilir; ayrıca tapu memuru önünde yapılan işlemde de miras sözleşmesine ilişkin şekil kurallarına (TMK m. 545) uyulması gerekir. Tapu Kanunu m. 26, tapu sicil müdürü veya görevlilerince tanzim edilecek resmî senetlere ilişkin genel düzenlemeyi içerir; bu maddede &#8220;kanunların tanık bulundurulmasını zorunlu kıldığı hükümler saklıdır&#8221; denmektedir. Taşınmaz dışındaki malvarlığı değerlerinin (taşınır, mevduat, hisse gibi) devrini içeren sözleşmeler ise tapu siciliyle ilgili olmadığından TMK m. 532/2&#8217;deki yetkili görevlilerden biri, uygulamada noter önünde düzenlenir.</p>
<p><strong>Yazılı şekil istisnası:</strong> TBK m. 612/2 uyarınca sözleşme, Devletçe tanınmış bir bakım kurumu tarafından yetkili makamların belirlediği koşullara uyularak yapılmışsa yazılı şekil yeterlidir. Bu istisna, kurumsal bakım hizmeti sunan kuruluşlarla yapılan sözleşmelere yöneliktir. İstisnanın uygulanması için kurumun Devletçe tanınmış bir bakım kurumu olması ve sözleşmenin yetkili makamların belirlediği koşullara uygun yapılmış bulunması birlikte aranır; bu şartlardan biri eksikse TBK m. 612/1&#8217;deki genel kural uygulanır ve sözleşmenin resmî şekilde yapılması gerekir.</p>
<h2 id="bakim-kapsami">Bakım Borcunun Kapsamı Nasıl Belirlenir?</h2>
<div class="ss-kanun" style="background: #f5f8fc; border-left: 4px solid #20486f; padding: 12px 18px;"><strong>TBK Madde 614 &#8211;</strong> Bakım alacaklısı, sözleşmenin kurulmasıyla bakım borçlusunun aile topluluğuna katılmış olur. Bakım borçlusu, almış olduğu malların değerine ve bakım alacaklısının daha önce sahip olduğu sosyal durumuna göre hakkaniyetin gerektirdiği edimleri, bakım alacaklısına ifa etmekle yükümlüdür.</p>
<p>Bakım borçlusu, bakım alacaklısına özellikle uygun gıda ve konut sağlamak, hastalığında gerekli özenle bakmak ve onu tedavi ettirmek zorundadır.</p>
<p>Kabul ettikleri kişilere ölünceye kadar bakma amacıyla kurulmuş olan kurumların bakım borcunun kapsamı ve ifası, kendilerince hazırlanarak yetkili makamların onayından geçen genel düzenlemelerle belirlenir. Bu düzenlemeler, sözleşmenin içeriğinden sayılır.</p></div>
<p>TBK m. 614/1&#8217;e göre bakım alacaklısı sözleşmenin kurulmasıyla bakım borçlusunun aile topluluğuna katılmış olur; bakım borçlusu, aldığı malların değerine ve bakım alacaklısının daha önce sahip olduğu sosyal duruma göre hakkaniyetin gerektirdiği edimleri ifa etmekle yükümlüdür. Bu ölçüt, bakım borcunun tekdüze bir edim olmadığını, her somut olayda devredilen malvarlığının büyüklüğüne ve alacaklının geçmiş yaşam standardına göre belirlenen hakkaniyete dayalı bir içeriğe sahip olduğunu gösterir. İkinci fıkra asgari unsurları somutlaştırır: uygun gıda ve konut sağlamak, hastalığında gerekli özenle bakmak ve tedavi ettirmek. Üçüncü fıkra, kurumsal bakım ilişkilerinde borcun kapsamının kurumların hazırladığı ve yetkili makamlarca onaylanan genel düzenlemelerle belirleneceğini ve bu düzenlemelerin sözleşmenin içeriğinden sayılacağını hükme bağlar.</p>
<p>Birinci ölçüt devredilen malvarlığı değerlerinin kıymetidir. Devredilen değer yükseldikçe borçlunun sunması gereken bakımın düzeyi de yükselir; değerin mütevazı olduğu hâllerde bile borçlu, kanunun öngördüğü asgari barınma, beslenme ve tedavi standardının altına inemez. İkinci ölçüt alacaklının daha önce sahip olduğu sosyal durumdur: alacaklının mesleği, çevresi ve geçmiş yaşam tarzı borçlunun sunacağı bakımın kapsamını etkiler.</p>
<p>Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2024/1703, K. 2025/213, T. 13.01.2025 sayılı kararında bakım borcunun kapsamı şöyle ifade edilmiştir: alacaklı borçlunun ev topluluğuna girer; borçlu, aldığı malların kıymetine ve alacaklının evvelce sahip olduğu sosyal mevkiye göre hakkaniyetin gerektirdiği şeyleri, özellikle uygun gıda ve elbise vermeye, hastalığında gerekli ihtimamla bakmaya ve hekim getirmeye mecburdur. Hukuk Genel Kurulu&#8217;nun 2023/507 sayılı kararında da bakım borçlusunun bakıp gözetme yükümlülüğünün, aksi kararlaştırılmadıkça alacaklıyı ailesi içine alıp ikametgâh temini, besleme-giydirme, hastalığında tedavi ve manevi yönden her türlü yardım ve desteği sağlamayı kapsadığı belirtilmiştir.</p>
<p>Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2026/224, K. 2026/598, T. 04.02.2026 sayılı kararı, bakım borcunun kapsamının mahkemelerce somut ve denetlenebilir verilerle belirlenmesi gerektiğini gösterir. Davada bakım alacaklısı, davalıya 1/2 payını devrettiği taşınmaz bakımından sözleşmenin feshini ve tapu iptalini istemiş, mahkemeler tapu iptali yerine irat bağlamıştır. Dairenin önceki bozma ilamında tarafların sosyal ve ekonomik durumlarının araştırılması, bilirkişi incelemesiyle alacaklı lehine uygun bir irat bağlanması gerektiği belirtilmişti. Daire, bozmadan sonra bu hususlarda değerlendirme içermeyen yetersiz bilirkişi raporuyla yetinilmesini, hangi ölçüye göre takdir edildiğinin gerekçede gösterilmemesini, paranın alım gücü ve tarafların sosyo-ekonomik durumları gözetildiğinde belirlenen iradın düşük kalmasını ve artırım oranının (ÜFE/TÜFE) gösterilmemesini hatalı bularak hükmü bozmuştur. Karar oy çokluğuyla verilmiştir; karşı oyda, bakım borcunun davalı tarafından yerine getirilmediği olgusu karşısında TBK m. 617/2&#8217;deki irat bağlama şartlarının oluşmadığı, tapu iptali ve tescile karar verilmesi gerektiği görüşü savunulmuştur. Kararın fesih ve irat yönü aşağıda <a href="#onelsiz-fesih">önelsiz fesih</a> başlığında ele alınmaktadır.</p>
<h2 id="bizzat-ifa">Birlikte Yaşama Zorunlu mudur, Bakım Bizzat mı İfa Edilmelidir?</h2>
<p>TBK m. 614/1&#8217;deki aile topluluğuna katılma kuralı tamamlayıcı niteliktedir. Bakım alacaklısı ile borçlunun aynı konutta yaşaması geçerlilik şartı değildir; taraflar alacaklının kendi konutunda yaşamaya devam etmesini, borçlunun düzenli olarak gelip bakım sağlamasını, fatura, alışveriş ve sağlık giderlerini karşılamasını kararlaştırabilir. Hukuk Genel Kurulu&#8217;nun 2023/507 sayılı kararında da, Bölge Adliye Mahkemesinin sözleşmenin aynı evde yaşama zorunluluğu gerektirmediği yönündeki gerekçesi anılmış; ancak Kurul, bakım alacaklısının beklediği manevi desteğin davalı tarafından sağlanmadığı olguları karşısında tapu iptali ve tescil talebinin kabulü gerektiği sonucuna varmıştır.</p>
<p>Ayrı yaşamanın kararlaştırılmış olması bakım ve gözetim edimlerinin fiilen ifa edilmesi yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2023/1204, K. 2023/2066, T. 10.04.2023 sayılı kararında bakım borçlusunun devredilen payın bulunduğu yapıda bakım alacaklısının oturmasına rıza göstermesinin bakım borcunun yerine getirilmesi için yeterli olmadığı belirtilmiştir.</p>
<p>Bakım borcunun ifasında kural, edimin bizzat bakım borçlusu tarafından yerine getirilmesidir; çünkü alacaklı malvarlığını bizzat güvendiği borçlunun şahsi ilgisini elde etmek için devretmiştir. Bu kural katı değildir: ağır hastalık, sürekli hemşirelik gibi hâllerde uzman üçüncü kişilerden yararlanmak mümkündür ve özen borcunun gereğidir. Bu durumda bakım borçlusu, yardımcı kişilerin fiillerinden TBK m. 116 gereğince sorumludur ve genel gözetim ile manevi destek yükümlülüğünü sürdürmek zorundadır. Alacaklıyı tamamen profesyonel bakıcılara terk edip kişisel bağı koparmak borca aykırılık oluşturur.</p>
<p>Akrabalık ilişkisinden doğan mutat ziyaretler veya geçici ilgilenmeler de sözleşmesel bakım borcunun ifası sayılmaz. Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2025/667, K. 2025/1349, T. 06.03.2025 sayılı kararında, davacının hastalık yaşayana kadar kendini idare ettiği, davalının ve eşinin bir süre onunla ilgilendiği, ancak bu ilgilenmenin ölünceye kadar bakıp gözetme borcunun kapsamına girdiğinden söz edilemeyeceği ve davalının bakım ve gözetim borcunu tapu devrinden sonra yerine getirmediği tespit edilmiştir. Bakım borcuna aykırılığın hukuki sonuçları <a href="#onelsiz-fesih">önelsiz fesih</a> başlığında anlatılmıştır.</p>
<h2 id="coklu-taraf">Birden Fazla Bakım Borçlusu veya Alacaklısı Olabilir mi?</h2>
<p>Uygulamada bir kişinin birden fazla kişiye karşı bakım borcu altına girdiği (anne ve babaya birlikte bakılması gibi) veya birden fazla kişinin tek bir bakım alacaklısına karşı birlikte bakım yükümlülüğü üstlendiği (kardeşlerin birlikte bakım borçlusu olması gibi) durumlar görülür.</p>
<p><strong>Birden fazla bakım borçlusu:</strong> Müteselsil sorumluluk, TBK m. 162 uyarınca ancak borçlulardan her birinin borcun tamamından sorumlu olmayı kabul ettiğini bildirmesi hâlinde veya kanunda öngörülen hâllerde doğar; TBK m. 611-619 bakım borçlularının müteselsil sorumluluğunu ayrıca öngörmemiştir. Bu nedenle sözleşmede borçlulardan her birinin borcun tamamından sorumlu olacağının açıkça kararlaştırılması, bakım alacaklısı bakımından önemli bir güvencedir. Müteselsil sorumluluk kararlaştırılmışsa TBK m. 163 uyarınca alacaklı, borcun tamamının veya bir kısmının ifasını dilerse borçluların hepsinden, dilerse yalnız birinden isteyebilir; borçlular kendi aralarında işbölümü yapmış olsalar da bu iç ilişki alacaklıyı bağlamaz. Müteselsil sorumluluk bulunmayan hâllerde borçların kapsamı sözleşmedeki paylaşım ve edimin niteliğine göre belirlenir. Bakım edimini yerine getirmeyen borçlunun kusuru nedeniyle sözleşmenin devamı çekilmez hâle gelirse alacaklı TBK m. 617 çerçevesinde fesih yoluna gidebilir.</p>
<p><strong>Birden fazla bakım alacaklısı:</strong> Birden fazla kişinin (karı-kocanın gibi) tek sözleşmeyle malvarlıklarını tek bir bakım borçlusuna devredip kendilerine bakılmasını şart koştuğu hâllerde her alacaklı kendi bakımının ifasını borçludan isteyebilir. Alacaklılardan birinin ölümü hâlinde sözleşmede aksi öngörülmedikçe sözleşme kendiliğinden sona ermez; borçlu sağ kalan alacaklıya bakmaya devam eder. Borçlu yalnızca bir alacaklıya karşı borca aykırı davranmışsa, devredilen malvarlığı değerinin bölünebilir olup olmadığı ve devrin nasıl yapıldığı, feshin ve tapu iptalinin hangi pay yönünden isteneceğini etkiler; bu hususlar somut sözleşmeye göre değerlendirilmelidir.</p>
<h2 id="kismi-devir">Malvarlığının Tamamını Devretmek Zorunlu mudur?</h2>
<p>TBK m. 611/1 bakım alacaklısının &#8220;bir malvarlığını veya bazı malvarlığı değerlerini&#8221; devretme borcunu üstlenmesinden söz eder; malvarlığının tamamının devri zorunlu değildir. Alacaklı mülkiyetindeki tek bir taşınmazı, bir taşınmazdaki payı, bir miktar parayı veya intifa gibi sınırlı bir ayni hakkı devrederek de geçerli sözleşme kurabilir. Sözleşme özgürlüğü (TBK m. 26) çerçevesinde taraflar devredilecek değeri serbestçe belirler.</p>
<p>Alacaklının malvarlığının yalnızca bir bölümünü devretmesi sözleşmenin geçerliliğini zedelemez; muris muvazaası incelemesinde ise murisin tüm malvarlığını veya büyük bölümünü gerekmediği hâlde devretmiş olması, diğer delillerle birlikte muvazaanın göstergesi sayılabilir (Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2025/2512, K. 2025/4389). Devredilen değerin kapsamı, TBK m. 614 uyarınca borçlunun sunacağı bakımın standardını da belirler.</p>
<h2 id="ipotek">Bakım Alacaklısının Yasal İpotek Hakkı</h2>
<div class="ss-kanun" style="background: #f5f8fc; border-left: 4px solid #20486f; padding: 12px 18px;"><strong>TBK Madde 613 &#8211;</strong> Bakım borçlusuna bir taşınmazını devretmiş olan bakım alacaklısı, haklarını güvence altına almak üzere, bu taşınmaz üzerinde satıcı gibi yasal ipotek hakkına sahiptir.</div>
<p>Bakım alacaklısı taşınmazını sağlığında bakım borçlusuna devrettiğinde, bakım borcunun ömür boyu ifa edileceği inancıyla hareket eder. TBK m. 613, alacaklının bu süreçte güvencesiz kalmaması için ona, devrettiği taşınmaz üzerinde satıcı gibi yasal ipotek hakkı tanır.</p>
<p>TMK m. 893/1 uyarınca satıştan doğan alacağı için satılan taşınmaz üzerinde satıcı, kanunî ipotek hakkının <strong>tescilini isteyebilir</strong>. TBK m. 613&#8217;ün satıcıya yaptığı yollama nedeniyle bakım alacaklısının hakkı da bu nitelikte, yani tescili istenebilen yasal ipotek hakkıdır; kanun metni &#8220;tescilini isteyebilirler&#8221; dediği için ipotek kendiliğinden doğmaz, tapu sicil müdürlüğüne yapılacak talep ve tescil gerekir. Alacaklı bu talebi devir sırasında resmî senet düzenlenirken yapabilir. TMK m. 893 son cümlesi gereğince alacaklıların bu kanunî ipotek hakkından önceden feragat etmeleri geçerli değildir. Tescil edilen yasal ipotek, borca aykırılık veya sözleşmenin sona ermesi hâlinde doğacak iade, tasfiye ve irat alacaklarını taşınmazı üçüncü kişilere devredilse bile ayni bir güvenceye bağlar. Yasal ipoteğin kapsamı ve tescilinin usulü, tapu müdürlüğü uygulamasına göre somut olayda ayrıca değerlendirilmelidir.</p>
<h2 id="iptal-tenkis">Sözleşmenin İptali ve Tenkisi (TBK m. 615)</h2>
<div class="ss-kanun" style="background: #f5f8fc; border-left: 4px solid #20486f; padding: 12px 18px;"><strong>TBK Madde 615 &#8211;</strong> Bakım alacaklısı, ölünceye kadar bakma sözleşmesi yüzünden kanuna göre nafaka yükümlüsü olduğu kişilere karşı yükümlülüğünü yerine getirme imkânını kaybediyorsa, bundan yoksun kalanlar sözleşmenin iptalini isteyebilirler.</p>
<p>Hâkim, sözleşmenin iptali yerine, bakım borçlusunun ifa edeceği edimlerden mahsup edilmek üzere, bakım alacaklısının nafaka yükümlüsü olduğu kişilere nafaka ödemesine karar verebilir.</p>
<p>Mirasçıların tenkis ve alacaklıların iptal davası açma hakları saklıdır.</p></div>
<p>TBK m. 615 üç ayrı konuyu düzenler. Birinci fıkra, bakım alacaklısının ölünceye kadar bakma sözleşmesi yüzünden kanuna göre nafaka yükümlüsü olduğu kişilere (örneğin çocuklarına, eşine veya bakmakla yükümlü olduğu diğer yakınlarına) karşı yükümlülüğünü yerine getirme imkânını kaybetmesi hâlini ele alır. Alacaklı malvarlığını devrettiği için nafaka ödeyemez hâle gelmişse, bundan yoksun kalan kişiler sözleşmenin iptalini isteyebilir. Madde, iptal hakkını nafaka alacaklısı konumundaki kişilere tanımıştır; bu hak, sözleşmenin tarafı olan bakım alacaklısının fesih hakkından ayrı bir haktır.</p>
<p>İkinci fıkra hâkime esneklik tanır: hâkim, sözleşmeyi iptal etmek yerine, bakım borçlusunun ifa edeceği edimlerden mahsup edilmek üzere, bakım alacaklısının nafaka yükümlüsü olduğu kişilere nafaka ödenmesine karar verebilir. Böylece sözleşme ayakta kalırken nafaka alacaklısının korunması sağlanır; ödenen nafaka bakım borçlusunun yükümlülüğünden mahsup edilir.</p>
<p>Üçüncü fıkra, mirasçıların tenkis ve alacaklıların iptal davası açma haklarını saklı tutar. Tenkis, saklı paylı mirasçıların TMK&#8217;nın tenkise ilişkin hükümlerine (TMK m. 560 vd.) dayanarak açtığı davadır. Daha önce görüldüğü üzere Yargıtay, ivazlı niteliği nedeniyle ölünceye kadar bakma sözleşmelerinin kural olarak tenkise tabi olmadığını kabul etmektedir (Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2024/24, K. 2025/314; E. 2023/686, K. 2024/1301). Bakım alacaklısının alacaklıları ise, sözleşmenin kendilerine zarar vermek amacıyla yapıldığı iddiasıyla İcra ve İflas Kanunu&#8217;nun tasarrufun iptaline ilişkin hükümlerine (İİK m. 277 vd.) dayanabilir. Her iki hak da bu maddeyle saklı tutulmuştur; hangisinin somut olayda kullanılabileceği, işlemin ivazlı olup olmadığı ve edimler arasındaki dengeye göre belirlenir.</p>
<h2 id="onelli-fesih">Önel Verilerek Fesih: Edimler Arasında Oransızlık (TBK m. 616)</h2>
<div class="ss-kanun" style="background: #f5f8fc; border-left: 4px solid #20486f; padding: 12px 18px;"><strong>TBK Madde 616 &#8211;</strong> Tarafların edimleri arasında önemli ölçüde oransızlık bulunur ve fazla alan taraf kendisine bağışta bulunulma amacı güdüldüğünü ispat edemezse diğer taraf, altı ay önce bildirimde bulunmak koşuluyla, sözleşmeyi her zaman feshedebilir. Bu oransızlığın tespitinde, ilgili sosyal güvenlik kurumunca, bakım borçlusuna verilenin değerine denk düşen anapara değeri ile bağlanacak irat arasındaki fark esas alınır.</p>
<p>Sözleşmenin sona erdirilmesi anına kadar geçen sürede ifa edilmiş edimler, anapara ve faiziyle birlikte değerlendirilerek, denkleştirme sonucunda alacaklı çıkan tarafa geri verilir.</p></div>
<p>TBK m. 616, sözleşmenin kusur aranmaksızın sona erdirilebileceği bir yol öngörür. Tarafların edimleri arasında <strong>önemli ölçüde oransızlık</strong> bulunuyorsa, bu oransızlıktan zarar gören taraf, altı ay önce bildirimde bulunmak koşuluyla sözleşmeyi her zaman feshedebilir. Hak, her iki tarafa da tanınmıştır: bakım alacaklısı devrettiği değerin, bakım borçlusu ise üstlendiği bakımın karşılığına göre fazla olduğunu ileri sürebilir. Fazla alan tarafın, kendisine bağışta bulunulma amacı güdüldüğünü ispat etmesi hâlinde ise bu fesih hakkı doğmaz. Yani tarafların bilerek ve isteyerek bir bağışlama (karma sözleşme) kastıyla hareket ettikleri ispatlanırsa, oransızlık tek başına feshe imkân vermez; bu ispat yükü fazla alan taraftadır.</p>
<p>Oransızlığın nasıl tespit edileceği de kanun metninde belirlenmiştir: ilgili sosyal güvenlik kurumunca, bakım borçlusuna verilenin değerine denk düşen anapara değeri ile bağlanacak irat arasındaki fark esas alınır. Böylece oransızlık, devredilen değere denk düşen anapara değeri ile bağlanacak irat arasındaki farkın sosyal güvenlik kurumunca hesaplanmasıyla ölçülür; kanun bu konuda &#8220;önemli ölçüde&#8221; ifadesini kullanmış, sayısal bir oran öngörmemiştir.</p>
<p>İkinci fıkra tasfiyeyi düzenler. Sözleşmenin sona erdirilmesi anına kadar ifa edilmiş edimler, anapara ve faiziyle birlikte değerlendirilerek denkleştirilir ve denkleştirme sonucunda alacaklı çıkan tarafa geri verilir. Bu tasfiye, TBK m. 617&#8217;deki kusura dayalı fesihten farklıdır; m. 616 kapsamındaki fesihte kanun kusurlu bir taraf aramaz ve tazminat öngörmez, yalnızca ifa edilmiş edimlerin denkleştirilmesini düzenler.</p>
<h2 id="onelsiz-fesih">Önel Verilmeksizin Fesih ve Ömür Boyu Irat (TBK m. 617)</h2>
<div class="ss-kanun" style="background: #f5f8fc; border-left: 4px solid #20486f; padding: 12px 18px;"><strong>TBK Madde 617 &#8211;</strong> Sözleşmeden doğan borçlara aykırı davranılması sebebiyle sözleşmenin devamı çekilmez hâle gelir veya başkaca önemli sebepler sözleşmenin devamını imkânsız hâle getirir ya da aşırı ölçüde güçleştirirse, taraflardan her biri sözleşmeyi önel vermeksizin feshedebilir. Sözleşme bu sebeplerden birine dayanılarak feshedildiği takdirde kusurlu taraf, aldığı şeyi geri verir ve kusursuz tarafa, bu yüzden uğradığı zarara karşılık uygun bir tazminat ödemekle yükümlü olur.</p>
<p>Hâkim, sözleşmenin önel verilmeksizin feshini yerinde bulabileceği gibi, taraflardan birinin istemiyle veya kendiliğinden, aile topluluğu içinde yaşamalarına son vererek, bakım alacaklısına ömür boyu gelir bağlayabilir.</p></div>
<p>Uygulamada ölünceye kadar bakma sözleşmesine ilişkin davaların büyük bölümü TBK m. 617&#8217;ye dayanır. Sözleşmeden doğan borçlara aykırı davranılması yüzünden sözleşmenin devamı çekilmez hâle gelirse veya başka önemli sebepler devamı imkânsız ya da aşırı güç hâle getirirse, taraflardan her biri sözleşmeyi önel vermeksizin feshedebilir. En tipik örnek, bakım borçlusunun bakım ve gözetim borcunu yerine getirmemesidir.</p>
<p><strong>Fesihten doğan sonuç: dönme.</strong> TBK m. 617&#8217;de &#8220;fesih&#8221; sözcüğü kullanılsa da hukuki sonucu geçmişe etkilidir; çünkü kusurlu taraf &#8220;aldığı şeyi geri verir&#8221;. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2023/507, K. 2024/93 sayılı kararında bu konuyu açıkça ele almıştır: fesih, sürekli bir borç ilişkisini ileriye etkili olarak sona erdiren bozucu yenilik doğuran bir haktır; ancak TBK m. 617 uyarınca ifa edilen edimlerin geri verilmesi gerektiğinden ölünceye kadar bakma sözleşmesi sürekli borç doğursa da kanunla bu kurala istisna getirilmiş ve ilişkinin geçmişe etkili olarak sona ereceği kabul edilmiştir. Kurula göre madde metnindeki fesih ifadesi &#8220;dönme&#8221; olarak anlaşılmalıdır. Sonuç olarak bakım alacaklısı, yükümlülüklerini yerine getirmeyen bakım borçlusuna karşı her zaman fesih hakkını kullanabilir ve verdiği şeyi de geri isteyebilir. Bu uyuşmazlıklarda devredilen taşınmaz için borçlu adına olan tapu kaydının iptali ve alacaklı adına tesciline karar verilir.</p>
<p><strong>Hukuk Genel Kurulu&#8217;nun somut olayı.</strong> Anılan davada bakım alacaklısı, torunu olan bakım borçlusunun kendisiyle ilgilenmediğini, bayramlarda dahi gelmediğini ileri sürmüştür. Borçlu ise başka bir şehirde görev yapan bir polis memuruydu ve aile içi anlaşmazlıklar yüzünden görüşmenin engellendiğini savunmuştu. İlk derece mahkemesi davayı kabul etmiş, Bölge Adliye Mahkemesi reddetmiş, Yargıtay 7. Hukuk Dairesi bu kararı bozmuş, Bölge Adliye Mahkemesinin direnmesi üzerine uyuşmazlık Hukuk Genel Kurulu&#8217;na gelmiştir. Kurul, bakım alacaklısının sözleşme anında özel bakıma muhtaç olması gerekmediğini ve bakım borcunun kapsamının ne akdin başında ne de devamı sırasında belirli olmayıp alacaklının hayatı boyunca oluşacak şartlara göre belirlendiğini belirtmiştir. Kurul, alacaklının maddi yönden bakıma muhtaç olmadığını tespit etmesine rağmen, dinlenen tanık beyanlarına göre alacaklının beklediği manevi desteğin davalı tarafından sağlanmadığı sonucuna varmıştır. Bu nedenle tapu iptali ve tescil talebinin kabulü gerektiği, TBK m. 617/2&#8217;de düzenlenen şartların oluşmadığı sonucuna varılmıştır. Karar oy çokluğuyla verilmiştir.</p>
<p><strong>Yargıtay uygulamasından örnekler.</strong> Yargıtay 7. Hukuk Dairesi&#8217;nin E. 2024/4021, K. 2025/2495, T. 08.05.2025; E. 2024/1456, K. 2025/40, T. 06.01.2025; E. 2024/2569, K. 2025/1010, T. 24.02.2025 ve E. 2025/2052, K. 2025/5561, T. 23.12.2025 sayılı kararları ile Yargıtay 3. Hukuk Dairesi&#8217;nin E. 2024/722, K. 2025/153, T. 09.01.2025 sayılı kararı, bakım borcunun yerine getirilmemesi nedeniyle sözleşmenin devamının çekilmez hâle geldiği ve tapu iptaline ilişkin hükümlerin hukuka uygun bulunduğu örneklerdir. Taraflar anlaşarak sözleşmeyi karşılıklı feshederse devredilen taşınmazın tapu kaydı da dayanaksız kalır: Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2022/7468, K. 2024/667, T. 07.02.2024 sayılı kararında, tarafların fesih senedinde sözleşmeyi karşılıklı feshedip birbirlerini ibra ettikleri olayda, devredilen taşınmaz üzerindeki tapu kaydının dayanaksız kaldığı sonucuna varılmıştır.</p>
<p><strong>İspat ve süre bakımından dikkat edilecek hususlar.</strong> Bakım borcunun yerine getirilmediği iddiasının ispatı, davayı açan bakım alacaklısına aittir. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2023/686, K. 2024/1301 sayılı kararında olduğu gibi, alacaklının sağlığında bakım koşulunun yerine getirilmediğine dair bir ihtarı veya dava açmamış olması, mirasçılar tarafından açılan davalarda bakıldığının bir bakıma kabulü yönünde değerlendirilebilir. Hukuk Genel Kurulu&#8217;na konu davada Özel Dairenin bozma gerekçesinde ise, bakım borcunun yerine getirilmediği iddiasıyla sözleşmenin feshini isteme hakkının bakım alacaklısının sağlığında kullanması gereken bir hak olduğu, bu nedenle bakım alacaklısı mirasçılarının, bakım borçlusunun edimini yerine getirmediği savunmasının bu davada dinlenemeyeceği belirtilmiştir. Bu nedenle borca aykırılık hâlinde alacaklının sağlığında ihtar çekmesi, tanık ve belge toplaması ve gerekirse sağlığında dava açması, hakkın korunması bakımından önemlidir.</p>
<p><strong>Hâkimin ömür boyu irat bağlaması (TBK m. 617/2).</strong> İkinci fıkra hâkime, feshe karar vermek yerine, taraflardan birinin istemiyle veya kendiliğinden, aile topluluğu içinde yaşamalarına son vererek bakım alacaklısına ömür boyu gelir bağlama yetkisi tanır. Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2026/224, K. 2026/598 sayılı kararındaki olayda, ilk derece mahkemesi irat bağlamış, Bölge Adliye Mahkemesi önce tapu iptaline karar vermiş, Daire bozmuş ve bozma üzerine irat bağlanmıştır. Daire, irat miktarının tarafların sosyal ve ekonomik durumlarının ve devredilen malın değerinin araştırılması, yeterli bilirkişi incelemesi yapılması ve artırım oranının gösterilmesi suretiyle belirlenmesi gerektiğini vurgulamıştır. Karşı oyda ise bakım borcunun hiç ifa edilmediği olgusu karşısında TBK m. 617/2 şartlarının oluşmadığı ve tapu iptali ve tescile karar verilmesi gerektiği savunulmuştur. Hukuk Genel Kurulu da 2023/507 sayılı kararında, bakım borcunun yerine getirilmediği olgusu karşısında TBK m. 617/2&#8217;deki şartların oluşmadığını belirterek tapu iptali ve tescile hükmetmiştir. Dolayısıyla feshe mi yoksa iradı mı karar verileceği, somut olayın olgularına ve kusur durumuna göre belirlenir.</p>
<p>Fesih davası, tapu iptali ve tescil talebiyle birlikte açılır. Tapu kaydında değişiklik talep edildiği için dava aynı zamanda gayrimenkul uyuşmazlığıdır; bakım borçlusunun taşınmazı üçüncü kişiye devretmesi hâlinde tasfiye yolları değişebilir. Tapu iptali ve tescil davalarına ilişkin genel esaslar ve uyuşmazlık sürecinin yönetimi için <a href="/istanbul-gayrimenkul-avukati/">tapu iptali ve tescil davası avukatı</a> desteği alınması, dava dilekçesinin ve delillerin doğru kurgulanması bakımından önem taşır.</p>
<h2 id="alacaklinin-olumu">Bakım Alacaklısı Ölürse Ne Olur?</h2>
<p>Ölünceye kadar bakma sözleşmesi, bakım alacaklısının ölümüne kadar süren bir ilişkidir; alacaklının ölümüyle bakım ediminin konusu sona erer ve borçlunun asli borcu tamamlanmış olur. Alacaklının ölümünün sonuçları, devir borcunun alacaklının sağlığında ifa edilip edilmediğine göre değişir.</p>
<p>Devir alacaklının sağlığında yapılmış ve mülkiyet borçluya geçmişse, alacaklı sağlığında fesih hakkını kullanmamışsa mirasçıları, sağlararası ivazlı bu işlemin iptalini ancak muris muvazaası veya tenkis gibi miras hukukundan doğan hakları çerçevesinde isteyebilir. Yukarıda gösterildiği üzere bakım borcunun yerine getirilmediği iddiasıyla sözleşmenin feshini isteme hakkı alacaklının sağlığında kullanması gereken bir hak olduğundan, mirasçıların bu iddiayı savunma olarak ileri sürmeleri dinlenmez.</p>
<p>Devir alacaklının ölümüne bırakılmışsa, yani tapu devri henüz yapılmamışsa, Hukuk Genel Kurulu&#8217;nun 2023/507 sayılı kararında aktarılan Yargıtay 7. Hukuk Dairesi bozma gerekçesine göre bakım borcuna karşılık bir taşınmazın devri kararlaştırıldığında, bakım alacaklısının ölümünden sonra onun mirasçıları mülkiyeti geçirme borcu ile yükümlüdür. Bakım borçlusu bakım görevlerini yerine getirmişse ve mirasçılar mülkiyeti geçirmezse, bakım borçlusu veya külli halefleri sözleşmeye dayanarak mirasçılara karşı tapu iptali ve tescil davası açabilir. Bu davanın da kabul edilebilmesi için sözleşmenin resmî şekilde yapılmış olması gerekir; resmî şekilde düzenlenmeyen sözleşmeye değer verilerek tapu iptali ve tescil hükmü kurulamaz.</p>
<h2 id="borclunun-olumu">Bakım Borçlusu Ölürse Ne Olur? (TBK m. 618)</h2>
<div class="ss-kanun" style="background: #f5f8fc; border-left: 4px solid #20486f; padding: 12px 18px;"><strong>TBK Madde 618 &#8211;</strong> Bakım borçlusu ölürse bakım alacaklısı, bir yıl içinde sözleşmenin feshini isteyebilir. Bu durumda bakım alacaklısı, bakım borçlusunun iflası hâlinde, iflas masasından isteyebileceği miktara eşit bir paranın kendisine ödenmesini, bakım borçlusunun mirasçılarından isteyebilir.</div>
<p>Sözleşme borçlunun şahsına ve karşılıklı güvene dayandığından kanun, bakım borçlusunun alacaklıdan önce ölmesi hâlinde özel bir düzenleme getirmiştir: bakım alacaklısı, bir yıl içinde sözleşmenin feshini isteyebilir. Alacaklı borçlunun mirasçılarıyla birlikte yaşamak veya onların bakımına katlanmak zorunda bırakılamaz. Bu bir yıllık süre, borçlunun ölümüyle işlemeye başlayan ve kullanılmazsa hakkı sona erdiren nitelikte bir süredir; alacaklının bu süre içinde fesih iradesini açıklaması ve gerekirse dava yoluyla hakkını kullanması gerekir.</p>
<p>Alacaklı fesih hakkını kullanırsa, TBK m. 618&#8217;in ikinci cümlesi gereğince, bakım borçlusunun iflası hâlinde iflas masasından isteyebileceği miktara eşit bir parayı bakım borçlusunun mirasçılarından isteyebilir. Bu miktarın hesaplanma yöntemi TBK m. 619/2&#8217;de gösterilmiştir: ilgili sosyal güvenlik kurumunca ödenmesi gereken anapara değeri esas alınır. Böylece alacaklı, borçlunun mirasçıları karşısında, borçlunun iflası hâlindeki konumuna eşdeğer bir alacak hakkı kazanır.</p>
<p>Alacaklı bir yıllık süre içinde fesih hakkını kullanmazsa sözleşme kural olarak ayakta kalır ve borçlunun mirasçıları sözleşmedeki bakım borcunu üstlenmeyi önerebilir. Bakım alacaklısının buna razı olması hâlinde ilişki borçlunun mirasçılarıyla devam eder; alacaklının rızası olmadan hiçbir mirasçı bakım edimini zorla ifa edemez.</p>
<h2 id="devredilemezlik">Devredilemezlik, İflas ve Haciz Hükümleri (TBK m. 619)</h2>
<div class="ss-kanun" style="background: #f5f8fc; border-left: 4px solid #20486f; padding: 12px 18px;"><strong>TBK Madde 619 &#8211;</strong> Bakım alacaklısı, hakkını başkasına devredemez.</p>
<p>Bakım borçlusunun iflası hâlinde bakım alacaklısı, borçlunun ödemekle yükümlü olduğu dönemsel gelirin elde edilebilmesi için ilgili sosyal güvenlik kurumunca ödenmesi gereken anapara değerine eşit bir parayı, iflas masasına alacak kaydettirme hakkını elde eder.</p>
<p>Bakım alacaklısı, bu alacağını karşılamak üzere, üçüncü kişilerce borçluya karşı yürütülmekte olan hacze katılabilir.</p></div>
<p>TBK m. 619/1 uyarınca bakım alacaklısı, hakkını başkasına devredemez. Bu kural, sözleşmenin şahsa bağlı niteliğinin sonucudur: borçlu, belirli ve tanıdığı bir kişiye karşı bakım edimini ifa etmeyi üstlenmiştir; bakım alacağının üçüncü kişiye devri bu güven ilişkisini ortadan kaldırır.</p>
<p>İkinci fıkra, bakım borçlusunun iflası hâlindeki korumayı düzenler. Bakım alacaklısı, borçlunun ödemekle yükümlü olduğu dönemsel gelirin elde edilebilmesi için ilgili sosyal güvenlik kurumunca ödenmesi gereken anapara değerine eşit parayı iflas masasına alacak olarak kaydettirme hakkını kazanır. Böylece sürekli nitelikteki bakım edimi, iflas masasında somut ve tahsil edilebilir bir alacağa dönüşür. Üçüncü fıkra uyarınca bakım alacaklısı, bu alacağını karşılamak üzere üçüncü kişilerce borçluya karşı yürütülen hacze de katılabilir; bu sayede alacaklının güvencesi yalnızca iflas hâlinde değil, borçlunun malvarlığına yönelik bireysel icra takiplerinde de korunur.</p>
<h2 id="sss">Sıkça Sorulan Sorular</h2>
<h3>Ölünceye kadar bakma sözleşmesi nedir?</h3>
<p>Bakım borçlusunun bakım alacaklısını ölünceye kadar bakıp gözetmeyi, bakım alacaklısının da bir malvarlığını veya bazı malvarlığı değerlerini ona devretmeyi üstlendiği, TBK m. 611-619&#8217;da düzenlenen, ivazlı ve sürekli borç doğuran sözleşmedir.</p>
<h3>Ölünceye kadar bakma sözleşmesi noterde mi yapılır?</h3>
<p>Sözleşme miras sözleşmesi şeklinde, yani resmî vasiyetname şeklinde ve iki tanık huzurunda yapılmak zorundadır. Sulh hâkimi ve noter bu sözleşmeyi düzenleyebilir; taşınmaz devrini içeren sözleşmeyi tapu sicil memurları da düzenleyebilir (Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu, E. 1952/4, K. 1952/5). Devletçe tanınmış bir bakım kurumunca yetkili makamların belirlediği koşullara uyularak yapılan sözleşmelerde ise yazılı şekil yeterlidir.</p>
<h3>Ölünceye kadar bakma sözleşmesi noterde yapılmazsa geçerli olur mu?</h3>
<p>Hayır. Resmî şekil bir geçerlilik şartıdır; resmî şekilde yapılmayan sözleşmeye değer verilerek tapu iptali ve tescil hükmü kurulamaz (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2008/70, K. 2008/104).</p>
<h3>Bakım alacaklısı ile bakım borçlusu aynı evde yaşamak zorunda mıdır?</h3>
<p>Hayır. Aile topluluğuna katılma kuralı tamamlayıcıdır ve taraflarca aksi kararlaştırılabilir; ancak ayrı yaşama kararlaştırılsa da bakım borçlusu bakım ve gözetim edimlerini fiilen ifa etmekle yükümlüdür.</p>
<h3>Bakım alacaklısının sözleşme anında bakıma muhtaç olması gerekir mi?</h3>
<p>Hayır. Hukuk Genel Kurulu&#8217;na göre sözleşmenin geçerliliği için alacaklının sözleşme tarihinde özel bakım gereksinimi içinde bulunması zorunlu değildir; bu gereksinimin sözleşmeden sonra doğması veya alacaklının ölümüne kadar kısa bir süre sürmüş olması da geçerliliği etkilemez (E. 2023/507, K. 2024/93).</p>
<h3>Bakım borcunu bir bakıcı veya sağlık personeli üzerinden yerine getirmek mümkün müdür?</h3>
<p>Kural olarak bakım edimi bizzat bakım borçlusu tarafından ifa edilir; tıbbi uzmanlık gerektiren hâllerde üçüncü kişilerden yararlanılabilir. Bu durumda bakım borçlusu yardımcı kişilerin fiillerinden TBK m. 116 uyarınca sorumlu kalır ve genel gözetim ile manevi destek yükümlülüğünü sürdürmek zorundadır.</p>
<h3>Malvarlığımın tamamını devretmek zorunda mıyım?</h3>
<p>Hayır. Tek bir taşınmazı, bir taşınmazdaki payı veya belirli bir malvarlığı değerini devrederek de geçerli bir sözleşme kurabilirsiniz; ancak murisin tüm malvarlığını gerekmediği hâlde devretmesi, muris muvazaası incelemesinde diğer delillerle birlikte muvazaanın göstergesi sayılabilir.</p>
<h3>Birden fazla bakım borçlusu müteselsilen mi sorumludur?</h3>
<p>Kendiliğinden değil. TBK m. 162 uyarınca müteselsil borçluluk, borçluların her birinin borcun tamamından sorumlu olmayı kabul ettiğini bildirmesiyle veya kanunda öngörülen hâllerde doğar; bakım alacaklısının güvencesi için sözleşmede müteselsil sorumluluğun açıkça kararlaştırılması önerilir.</p>
<h3>Taşınmazımı devrettikten sonra hakkımı nasıl güvence altına alabilirim?</h3>
<p>TBK m. 613 uyarınca taşınmazını devreden bakım alacaklısı, satıcı gibi yasal ipotek hakkına sahiptir. TMK m. 893 bu ipoteğin tescilinin istenebileceğini düzenler; hak kendiliğinden doğmaz, tapu sicil müdürlüğünden tescil talep edilmesi gerekir ve bu haktan önceden feragat geçerli değildir.</p>
<h3>Bakım borcu yerine getirilmezse ne yapabilirim?</h3>
<p>TBK m. 617 uyarınca sözleşmeyi önel vermeksizin feshedebilir, devrettiğiniz malın iadesini ve uygun bir tazminatı isteyebilirsiniz; taşınmaz bakımından borçlu adına olan tapu kaydının iptali ve sizin adınıza tescili talep edilir. Hâkim feshe karar vermek yerine aile topluluğu içinde yaşamaya son vererek ömür boyu gelir de bağlayabilir (TBK m. 617/2).</p>
<h3>Fesih TBK m. 617&#8217;ye göre geçmişe etkili midir?</h3>
<p>Evet. Hukuk Genel Kurulu, TBK m. 617&#8217;deki fesih ifadesinin dönme olarak anlaşılması gerektiğini, ilişkinin geçmişe etkili olarak sona erdiğini ve tarafların verdiklerini geri isteyebileceğini kabul etmiştir (E. 2023/507, K. 2024/93).</p>
<h3>Edimler arasında oransızlık varsa sözleşmeyi feshedebilir miyim?</h3>
<p>TBK m. 616 uyarınca tarafların edimleri arasında önemli ölçüde oransızlık varsa ve fazla alan taraf kendisine bağış amacı güdüldüğünü ispat edemezse, diğer taraf altı ay önce bildirimde bulunmak koşuluyla sözleşmeyi her zaman feshedebilir; ifa edilmiş edimler anapara ve faiziyle denkleştirilir.</p>
<h3>Bakım borçlusu benden önce ölürse ne olur?</h3>
<p>TBK m. 618 uyarınca bakım alacaklısı, borçlunun ölümünden itibaren bir yıl içinde sözleşmenin feshini isteyebilir; bu hâlde borçlunun iflası hâlinde iflas masasından isteyebileceği miktara eşit parayı borçlunun mirasçılarından isteyebilir. Süre içinde fesih istenmezse ve alacaklı razı olursa ilişki mirasçılarla devam edebilir.</p>
<h3>Bakım alacaklısı ölürse ne olur?</h3>
<p>Alacaklının ölümüyle bakım borcu sona erer. Devir alacaklının sağlığında yapılmışsa mülkiyet borçluda kalır; mirasçılar bakım borcuna aykırılığı ileri sürerek fesih isteyemez, ancak muris muvazaası veya tenkis gibi miras hukukundan doğan haklarını kullanabilir. Devir henüz yapılmamışsa mirasçılar mülkiyeti geçirme borcu altındadır.</p>
<h3>Mirasçılar ölünceye kadar bakma sözleşmesinin iptalini isteyebilir mi?</h3>
<p>Mirasçılar, sözleşmenin murisin mal kaçırma amacıyla yaptığı muvazaalı bir işlem olduğunu ispat ederek tapu iptali ve tescil isteyebilir; ivazlı niteliği nedeniyle tenkis kural olarak kabul edilmez. Mal kaçırma kastının ispatı, bakımın fiilen ifa edilip edilmediği ve murisin gerçek bir bakım ihtiyacının bulunup bulunmadığı gibi olgulara bağlıdır.</p>
<h3>Ölünceye kadar bakma sözleşmesi ile vasiyetname arasındaki fark nedir?</h3>
<p>Vasiyetname tek taraflı, karşılıksız ve her zaman geri alınabilen bir tasarruftur. Ölünceye kadar bakma sözleşmesi iki taraflı, ivazlı bir akittir; bakım borçlusuna sürekli bir bakım borcu yükler ve ancak TBK m. 616-618&#8217;deki sebeplerle sona erdirilebilir.</p>
<h3>Sözleşme mirasçı ataması içerebilir mi?</h3>
<p>Evet. TBK m. 611/2 uyarınca bakım borçlusu bakım alacaklısı tarafından mirasçı atanmışsa sözleşmeye miras sözleşmesine ilişkin hükümler uygulanır; bu durumda mülkiyet alacaklının sağlığında geçmez, borçlu mirasçı sıfatıyla alacaklının ölümüyle kazanır.</p>
<h3>Bakım alacaklısı alacağını başkasına devredebilir mi?</h3>
<p>Hayır. TBK m. 619/1 uyarınca bakım alacaklısı hakkını başkasına devredemez.</p>
<h3>Bakım borçlusu iflas ederse bakım alacaklısı ne yapabilir?</h3>
<p>TBK m. 619/2 uyarınca bakım alacaklısı, ilgili sosyal güvenlik kurumunca ödenmesi gereken anapara değerine eşit parayı iflas masasına alacak kaydettirebilir; ayrıca üçüncü kişilerce borçluya karşı yürütülen hacze katılabilir.</p>
<h2>Sonuç</h2>
<p>Ölünceye kadar bakma sözleşmesi, bakım alacaklısına ömür boyu güvence sağlarken bakım borçlusuna ağır ve kişisel yükümlülükler yükleyen, resmî şekle sıkı sıkıya bağlı bir sözleşmedir. Sözleşmenin geçerli kurulması, bakım borcunun kapsamının açıkça belirlenmesi, birden fazla borçlu varsa müteselsil sorumluluğun kararlaştırılması ve alacaklının yasal ipotek gibi güvencelerden usulüne uygun yararlanması, ileride doğabilecek fesih, tapu iptali ve muvazaa uyuşmazlıklarının önüne geçmenin temel yoludur. Sözleşmenin hazırlanması, bakım borcuna aykırılık iddiaları, edimler arasındaki oransızlık veya miras hukukundan doğan uyuşmazlıklarda süreç, hak düşürücü sürelere ve delillere dikkat edilerek yönetilmelidir; bu aşamada sözleşme hukuku ile gayrimenkul ve miras hukukunu birlikte değerlendiren bir <a href="/sozlesme-avukati/">ölünceye kadar bakma sözleşmesi avukatı</a> ile çalışmak hak kayıplarının önlenmesi açısından belirleyicidir.</p>
<p><em>Av. Mehmet Sarıoğlu tarafından hazırlanmış; Av. Fatih Sefer tarafından incelenip yayına uygun bulunmuştur.</em></p>
<p>Osmaniye Mah., İsmail Erez Bulvarı No: 9/2, 34146 Bakırköy/İstanbul</p>
</div>
<p><a rel="nofollow" href="https://www.sarioglusefer.com/olunceye-kadar-bakma-sozlesmesi/">Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesi Nedir? Şartları ve Sonuçları</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://www.sarioglusefer.com">SARIOĞLU &amp; SEFER HUKUK BÜROSU</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Pazarlamacılık Sözleşmesi Nedir? Şartları, Feshi ve Görevli Mahkeme</title>
		<link>https://www.sarioglusefer.com/pazarlamacilik-sozlesmesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Av. Mehmet Sarıoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 30 Sep 2026 23:42:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sözleşmeler Hukuku]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sarioglusefer.com/?p=4995</guid>

					<description><![CDATA[<p>Pazarlamacılık sözleşmesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu&#8217;nun 448 ila 460. maddeleri arasında düzenlenen, pazarlamacının sürekli olarak bir ticari işletme sahibi işveren hesabına ve işletmesinin dışında işlemlere aracılık etmeyi, işverenin de buna karşılık ücret ödemeyi üstlendiği, hizmet sözleşmesinin özel bir türüdür. Uygulamada en çok karıştırılan ve en fazla uyuşmazlığa yol açan nokta, bu sözleşmeye taraflarca &#8220;danışmanlık&#8221;, ... <a title="Pazarlamacılık Sözleşmesi Nedir? Şartları, Feshi ve Görevli Mahkeme" class="read-more" href="https://www.sarioglusefer.com/pazarlamacilik-sozlesmesi/" aria-label="Pazarlamacılık Sözleşmesi Nedir? Şartları, Feshi ve Görevli Mahkeme hakkında daha fazlasını okuyun">Devamını oku</a></p>
<p><a rel="nofollow" href="https://www.sarioglusefer.com/pazarlamacilik-sozlesmesi/">Pazarlamacılık Sözleşmesi Nedir? Şartları, Feshi ve Görevli Mahkeme</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://www.sarioglusefer.com">SARIOĞLU &amp; SEFER HUKUK BÜROSU</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div style="line-height: 1.8;">
<p><strong>Pazarlamacılık sözleşmesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu&#8217;nun 448 ila 460. maddeleri arasında düzenlenen, pazarlamacının sürekli olarak bir ticari işletme sahibi işveren hesabına ve işletmesinin dışında işlemlere aracılık etmeyi, işverenin de buna karşılık ücret ödemeyi üstlendiği, hizmet sözleşmesinin özel bir türüdür.</strong> Uygulamada en çok karıştırılan ve en fazla uyuşmazlığa yol açan nokta, bu sözleşmeye taraflarca &#8220;danışmanlık&#8221;, &#8220;bayilik&#8221;, &#8220;tali satıcılık&#8221; veya &#8220;serbest meslek sözleşmesi&#8221; gibi başka bir ad verilmiş olsa dahi, ilişkinin içeriği TBK m.448&#8217;deki unsurları taşıyorsa hukuken pazarlamacılık sözleşmesi sayılacağı ve doğan uyuşmazlıkların iş mahkemesinde görüleceğidir. Bu makalede pazarlamacılık sözleşmesinin tanımından fesih sonuçlarına, nitelendirme sorunundan görevli mahkemeye kadar konunun tamamını kanun metni ve Yargıtay/Bölge Adliye Mahkemesi kararlarıyla birlikte ele alıyoruz.</p>
<nav style="background: #f5f8fc; border: 1px solid #dce5ef; border-radius: 6px; padding: 14px 20px;"><strong>İçindekiler</strong></p>
<ol>
<li><a href="#tanimi">Pazarlamacılık Sözleşmesi Nedir? Unsurları Nelerdir?</a></li>
<li><a href="#kurulmasi">Pazarlamacılık Sözleşmesi Nasıl Kurulur? Yazılı Şekil Şartı Var mıdır?</a></li>
<li><a href="#yukumlulukleri">Pazarlamacının Yükümlülükleri, Sadakat Borcu ve Sözleşme Süresince Rekabet Yasağı</a></li>
<li><a href="#garanti-yasagi">Müşterinin Ödeme Riskinin Pazarlamacıya Yüklenmesi (Garanti Yasağı)</a></li>
<li><a href="#yetkileri">Pazarlamacının Yetkileri Ne Kadar Geniştir?</a></li>
<li><a href="#pazarlama-alani">Pazarlama Alanı ve Müşteri Çevresi Nasıl Korunur?</a></li>
<li><a href="#ucret-komisyon">İşverenin Ücret ve Komisyon Ödeme Yükümlülüğü</a></li>
<li><a href="#engelleme-tazminati">Pazarlama Faaliyetinin Engellenmesi Halinde Ücret ve Tazminat</a></li>
<li><a href="#harcamalar">Harcamaların Paylaşımı</a></li>
<li><a href="#hapis-hakki">Pazarlamacının Hapis Hakkı</a></li>
<li><a href="#sona-ermesi-mevsimlik">Sözleşmenin Sona Ermesi ve Mevsimlik Faaliyette Özel Fesih Süresi</a></li>
<li><a href="#sona-ermenin-sonuclari">Sözleşmenin Sona Ermesinin Özel Sonuçları</a></li>
<li><a href="#nitelendirme">Pazarlamacılık Sözleşmesi mi, Başka Bir Sözleşme mi? Nitelendirme Sorunu</a></li>
<li><a href="#gorevli-mahkeme">Pazarlamacılık Sözleşmesinden Doğan Uyuşmazlıklarda Görevli Mahkeme</a></li>
<li><a href="#benzer-kurumlar">Pazarlamacı ile Benzer Kurumlar Arasındaki Farklar</a></li>
<li><a href="#rekabet-yasagi-sonrasi">Sözleşme Sona Erdikten Sonra Rekabet Yasağı Geçerli midir?</a></li>
<li><a href="#haksiz-fesihte-rekabet-yasagi">Haksız Fesihte veya İşçinin Haklı Feshinde Rekabet Yasağı Sona Erer mi?</a></li>
<li><a href="#zamanasimi">Pazarlamacılık Sözleşmesinden Doğan Alacaklarda Zamanaşımı Süresi</a></li>
<li><a href="#sss">Sıkça Sorulan Sorular</a></li>
<li><a href="#sonuc">Sonuç</a></li>
</ol>
</nav>
<h2 id="tanimi">Pazarlamacılık Sözleşmesi Nedir? Unsurları Nelerdir?</h2>
<p>Pazarlamacılık sözleşmesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu&#8217;nun &#8220;Hizmet Sözleşmesi&#8221; başlıklı altıncı bölümünün ikinci ayrımında, m.448-460 arasında düzenlenmiştir. Kanun koyucu bu sözleşmeyi genel hizmet sözleşmesinden ayrı, kendine özgü hükümlere tabi özel bir tür olarak kurgulamıştır.</p>
<div style="background: #f5f8fc; border-left: 4px solid #20486f; padding: 12px 18px;">
<p><strong>TBK m.448 – Tanımı:</strong> Pazarlamacılık sözleşmesi, pazarlamacının sürekli olarak, bir ticari işletme sahibi işveren hesabına ve işletmesinin dışında, her türlü işlemin yapılmasına aracılık etmeyi veya yazılı anlaşma varsa, bu anlaşmada belirtilen işlemleri yapmayı, işletme sahibi işverenin de buna karşılık ücret ödemeyi üstlendiği sözleşmedir.</p>
</div>
<p>Bu tanımdan hareketle bir hukuki ilişkinin pazarlamacılık sözleşmesi olarak nitelendirilebilmesi için belirli kurucu unsurların birlikte gerçekleşmesi aranır. Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi&#8217;nin 04.11.2021 tarihli, E.2021/3072 ve K.2021/2389 sayılı kararında bu unsurlar; ticari işletmenin varlığı, süreklilik, işletme dışında faaliyet yürütme, ticari işletme sahibi işveren hesabına çalışma, aracılık ve sözleşme yapma, ücret (komisyon-prim) alma olarak altı başlık halinde açıkça ortaya konulmuştur. Bu altı unsurun somut olayda birlikte gerçekleşip gerçekleşmediğinin tespiti, ilişkinin doğru hukuki zemine oturtulması bakımından zorunludur; bu konuya nitelendirme sorunu başlığı altında ayrıca dönülecektir.</p>
<p>Tanımdan çıkan ilk unsur, pazarlamacının faaliyetinin daimi (sürekli) nitelikte olmasıdır; tek seferlik veya geçici bir aracılık ilişkisi pazarlamacılık sözleşmesi sayılmaz. İkinci unsur, pazarlamacının işletmenin fiziki sınırları dışında, sahada ve gezici surette faaliyet göstermesidir. Üçüncü unsur, pazarlamacının kendi adına değil, münhasıran ticari işletme sahibi işveren hesabına hareket etmesidir. Dördüncü unsur, faaliyetin ya sözleşmelerin kurulmasına aracılık etmek (aracı pazarlamacı) ya da yazılı anlaşma varsa bizzat işlem yapmak (sözleşme yapmaya yetkili pazarlamacı) şeklinde ortaya çıkmasıdır; bu ayrımın kapsamı yetkiler başlığı altında ayrıca açıklanmaktadır. Son unsur ise işverenin buna karşılık ücret ödeme yükümlülüğüdür.</p>
<h2 id="kurulmasi">Pazarlamacılık Sözleşmesi Nasıl Kurulur? Yazılı Şekil Şartı Var mıdır?</h2>
<div style="background: #f5f8fc; border-left: 4px solid #20486f; padding: 12px 18px;">
<p><strong>TBK m.449 – Kurulması:</strong> Pazarlamacılık sözleşmesi, sözleşmenin süresini, sona ermesini, pazarlamacının yetkilerini, ücret ve masrafların nasıl ödeneceğini, taraflardan birinin yerleşim yeri yabancı ülkede ise uygulanacak hukukun ve yetkili mahkemenin hangisi olduğunu içerir. Yukarıdaki fıkra uyarınca sözleşmede yer alması öngörülen hususlar taraflarca belirlenmemişse, kanun hükümleri ve alışılmış hizmet koşulları uygulanır.</p>
</div>
<p>Pazarlamacılık sözleşmesinin kuruluşunda şekil serbestisi ilkesi geçerlidir. TBK m.449&#8217;da sözleşmenin içermesi öngörülen hususların sayılmış olması, sözleşmenin geçerliliğini resmi veya adi yazılı bir şekle bağlayan kurucu bir sıhhat şartı anlamına gelmez. TBK m.12&#8217;deki genel kural uyarınca kanunda aksine bir açıklık bulunmadıkça sözleşmeler herhangi bir şekle tabi değildir; TBK m.448-460 arasında da sözleşmenin bütünü için bir geçerlilik şekli öngörülmemiştir. Dolayısıyla taraflar arasında zımni veya sözlü olarak kurulan, fiilen ifasına başlanan bir pazarlamacılık ilişkisi hukuken tamamen geçerlidir; yazılı şekil kural olarak yalnızca bir ispat şartı işlevi görür.</p>
<p>Bu genel kuralın kanunda açıkça düzenlenen istisnaları vardır; aşağıdaki dört husus münhasıran yazılı şekle bağlıdır ve bunlar dışında sözleşmenin asıl unsurları yönünden yazılı metin bulunmaması sözleşmeyi geçersiz kılmaz:</p>
<ul>
<li>Pazarlamacıya sadece aracılık etme değil bizzat işlem (sözleşme) yapma yetkisi verilmesi (TBK m.448, m.452)</li>
<li>Müşterilerin borçlarını ifa etmemesi rizikosunun kanuni sınırlar dahilinde pazarlamacı tarafından üstlenilmesi (TBK m.451/2-3)</li>
<li>Tahsis edilen tekel niteliğindeki pazarlama alanının veya müşteri çevresinin aksinin kararlaştırılması (TBK m.453/1)</li>
<li>Hizmet ilişkisinin sona ermesinden sonraki döneme ilişkin rekabet yasağı taahhüdünde bulunulması (TBK m.444 vd.)</li>
</ul>
<p>Sözleşmede TBK m.449/1&#8217;de sayılan hususların taraflarca belirlenmemiş olması halinde devreye giren kanuni ikame mekanizması TBK m.449/2&#8217;de &#8220;alışılmış hizmet koşulları&#8221; olarak ifade edilmiştir. Bu boşluklar üç aşamalı bir ölçütle doldurulur. İlk olarak taraflar arasındaki fiili tatbikat ve işyeri uygulamaları esas alınır: çalışma temposu, sahada izlenen mutat güzergâhlar, önceki masraf ödemeleri, avans verme periyotları, prim/komisyon hesaplama tabloları ve aynı işyerinde benzer pozisyondaki diğer pazarlamacılara uygulanan genel şartlar. İkinci olarak, böyle bir yerleşik uygulama yoksa sektörel teamüller ve ticari örf-âdet kuralları araştırılır; bu tespitte ilgili ticaret ve sanayi odalarının, meslek kuruluşlarının görüşlerine ve varsa tip sözleşmelere başvurulur. Üçüncü ve üst denetim normu ise Türk Medeni Kanunu m.2&#8217;deki dürüstlük kuralı ile iş hukukuna hâkim işçi lehine yorum ilkesidir: belirlenecek hizmet koşulları pazarlamacıyı aşırı ve tek taraflı külfetler altına sokamaz; işverenin tek taraflı olarak dayattığı keyfi uygulamalar alışılmış hizmet koşulu sayılmaz. Başka bir anlatımla TBK m.449/2 anlamındaki alışılmış hizmet koşulları, objektif hakkaniyet, sektörel örf-âdet ve işçinin korunması dengesi gözetilerek somutlaştırılan normatif kurallar bütünüdür.</p>
<p>Uygulamada bu boşluk doldurma mekanizması şöyle işler: sözleşmede çalışma süresi belirlenmemişse ilişki belirsiz süreli kabul edilir; fesih bildirim süreleri düzenlenmemişse TBK m.432 ve özel hâllerde TBK m.459 hükümleri uygulanır; ücret ve komisyon oranları tayin edilmemişse emsal ücretler, asgari ücret düzenlemeleri ve sektör teamülleri esas alınır; masrafların ödenmesi kararlaştırılmamışsa TBK m.414 gereği zorunlu harcamalar işverence karşılanır. Yazılı bir metnin bulunmaması veya metindeki eksiklikler, işverenin sözleşmesel ve kanuni yükümlülüklerini ortadan kaldıran bir savunma olarak ileri sürülemez.</p>
<h2 id="yukumlulukleri">Pazarlamacının Yükümlülükleri, Sadakat Borcu ve Sözleşme Süresince Rekabet Yasağı</h2>
<div style="background: #f5f8fc; border-left: 4px solid #20486f; padding: 12px 18px;">
<p><strong>TBK m.450 – Yükümlülükleri:</strong> Pazarlamacı, talimata uymamasını zorunlu kılan haklı bir sebep olmadıkça, kendisine verilen talimata uygun olarak müşterileri ziyaret etmekle yükümlüdür; işverenin izni olmadıkça, kendisi veya üçüncü kişiler hesabına işlem yapamaz, aracılık edemez. Pazarlamacı, işlem yapmaya yetkiliyse, talimatta öngörülen fiyatlara ve diğer işlem koşullarına uymak zorundadır; işveren razı olmadıkça, bunlarda değişiklik yapamaz. Pazarlamacı, pazarlama faaliyetleri ile ilgili olarak düzenli biçimde ayrıntılı bilgi vermek, aldığı siparişleri işverene derhâl ulaştırmak ve müşteri çevresini ilgilendiren önemli olayları bildirmekle yükümlüdür.</p>
</div>
<p>Pazarlamacılık ilişkisi güven temelli bir hizmet ilişkisidir ve pazarlamacı, kuruluşundan sona erme anına kadar işverene karşı sadakat borcu altındadır. Bu genel yükümlülük TBK m.396/1&#8217;de; işçinin, yüklendiği işi özenle yapmak ve işverenin haklı menfaatinin korunmasında sadakatle davranmak zorunda olduğu şeklinde ifade edilmiştir. Sadakat borcunun sözleşme süresince en somut görünümü rekabet etmeme yükümlülüğüdür. TBK m.396/3 hükmü, işçinin hizmet ilişkisi devam ettiği sürece bir ücret karşılığında üçüncü kişiye hizmette bulunamayacağını ve özellikle kendi işvereniyle rekabete girişemeyeceğini emretmektedir. Pazarlamacılık ilişkisinde bu genel kural, TBK m.450&#8217;de sözleşmeye özgü olarak somutlaştırılmıştır: pazarlamacı talimata uygun müşteri ziyareti yapmakla yükümlüdür ve işverenin izni olmadıkça kendisi veya üçüncü kişiler hesabına işlem yapamaz, aracılık edemez.</p>
<p>Bu çerçevede pazarlamacı; işverenin portföyündeki müşterileri kendi şahsi ticari faaliyetine yönlendiremez, işverenle aynı veya benzer sektörde faaliyet gösteren rakip firmaların ürünlerinin tanıtımını veya aracılığını üstlenemez, rakip bir şirkette ortak, yönetici veya danışman sıfatıyla yer alamaz ve işverenin belirlediği fiyat/satış koşullarını gizlice delerek kendisine veya üçüncü kişilere haksız kazanç sağlayamaz. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi&#8217;nin 30.06.2025 tarihli, E.2024/6897 ve K.2025/4677 sayılı kararında, pazarlama faaliyeti yürüten çalışanların görevleri gereği edindikleri bilgileri ve müşteri portföyünü dürüstlük kuralına aykırı şekilde kullanmalarının TBK m.396&#8217;daki özen yükümlülüğüne aykırı olduğu vurgulanmış; kararda ayrıca rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına diğer şekillerde aykırı davranışlar ile ticari uygulamaların haksız ve hukuka aykırı olduğu tespit edilmiştir.</p>
<p>Sözleşme devam ederken bu yasaklara aykırı davranılması, iş ilişkisinin temelindeki güveni sarsan ağır bir ihlaldir. İşveren, sadakat borcunu ve talimatları ağır şekilde çiğneyen pazarlamacının sözleşmesini 4857 sayılı İş Kanunu m.25/II-e ve TBK m.435 uyarınca haklı nedenle derhal feshedebilir; ayrıca uğradığı doğrudan/dolaylı zararların ve kâr mahrumiyetinin tazminini genel hükümlere göre talep edebileceği gibi, pazarlamacının bu yasak işlemlerden elde ettiği menfaatlerin kendisine devrini de isteyebilir.</p>
<p>Maddenin ikinci fıkrası, işlem yapmaya yetkili kılınmış pazarlamacıyı ayrıca bağlar: pazarlamacı talimatta öngörülen fiyatlara ve diğer işlem koşullarına uymak zorundadır, işveren razı olmadıkça bunlarda değişiklik yapamaz. Üçüncü fıkra ise bilgi verme, sipariş iletme ve müşteri çevresini ilgilendiren önemli olayları bildirme yükümlülüklerini düzenler; bu yükümlülükler pazarlamacının işletme dışında bağımsız hareket ediyor görünmesine rağmen fiilen işverenin denetim ve gözetimi altında çalıştığının en açık göstergelerindendir.</p>
<h2 id="garanti-yasagi">Müşterinin Ödeme Riskinin Pazarlamacıya Yüklenmesi (Garanti Yasağı)</h2>
<div style="background: #f5f8fc; border-left: 4px solid #20486f; padding: 12px 18px;">
<p><strong>TBK m.451 – Garanti:</strong> Pazarlamacının, müşterilerin ödememelerinden veya diğer yükümlülüklerini ifa etmemelerinden sorumlu olacağına ya da alacağın tahsili için yapılacak masrafları tamamen veya kısmen karşılayacağına ilişkin anlaşmalar, kesin olarak hükümsüzdür. Pazarlamacı, kendi müşteri çevresiyle işlem yapıyorsa, müşterilerin borçlarını ifa etmemesi durumunda, işverenin her bir işlemde uğrayacağı zararın dörtte birini geçmemek üzere karşılamayı, uygun bir ek komisyon kararlaştırılması koşuluyla yazılı olarak üstlenebilir. Sigorta sözleşmelerinde aracılık yapan pazarlamacılar, bir primin tamamının veya bir kısmının ödenmemesi sebebiyle, bunun tahsili için dava veya icra takibi yoluna başvurulması durumunda, bu amaçla yapılacak masrafların en çok yarısını karşılayacaklarını, yazılı olarak üstlenebilirler.</p>
</div>
<p>Hizmet sözleşmelerinin temel niteliği gereği, ticari işletmenin faaliyetinden doğan iktisadi riskler ve müşterilerin ödeme güçlüğü çekmesi tehlikesi münhasıran işveren üzerindedir; işçi konumundaki pazarlamacı, işverenin kâr-zarar dengesinin taşıyıcısı veya müşteri borçlarının kefili haline getirilemez. TBK m.451/1 bu ilkeyi emredici biçimde koruma altına alır: müşterinin mal bedelini ödememesi, temerrüde düşmesi, iflas etmesi, konkordato ilan etmesi veya çek/senedinin karşılıksız çıkması nedeniyle doğan zararların pazarlamacıdan tahsil edileceğine, ücretinden kesileceğine ya da kendisine rücu edileceğine dair sözleşme hükümleri ve sonradan imzalatılan taahhütnameler kesin hükümsüzdür. Aynı şekilde, ödenmeyen alacakların takibi için yapılan icra masrafları, avukatlık ücretleri ve harçların pazarlamacıya yükletilmesine dair klozlar da bu yaptırıma tabidir.</p>
<p>Kanun koyucu bu mutlak yasağa TBK m.451/2 ve m.451/3&#8217;te iki dar istisna tanımıştır. Birinci istisnanın (m.451/2) uygulanabilmesi için dört şartın birlikte gerçekleşmesi zorunludur:</p>
<ul>
<li>Üstlenimde bulunulacak müşterilerin, işletmenin mevcut portföyünde yer alan değil, pazarlamacının bizzat kendi kişisel ilişkileriyle kazandırdığı kendi özel müşteri çevresi olması</li>
<li>Üstlenim anlaşmasının açık bir yazılı metinle yapılmış olması; sözlü veya zımni üstlenimler geçersizdir</li>
<li>Üstlenilecek azami sorumluluğun, işverenin her bir işlemde uğrayacağı zararın dörtte birini (%25) kesinlikle aşmaması; bu oranı aşan kısım kendiliğinden hükümsüzdür</li>
<li>Pazarlamacıya, üstlendiği bu riskin karşılığı olarak mutat ücret ve komisyona ilaveten müstakil ve hakkaniyete uygun bir ek komisyon (del credere primi) kararlaştırılması; ek komisyon öngörülmemişse veya sembolik derecede düşükse üstlenim geçersiz kalır</li>
</ul>
<p>İkinci istisna (m.451/3) yalnızca sigorta sözleşmelerinde aracılık yapan pazarlamacılara özgülenmiştir: bu pazarlamacılar, primin ödenmemesi nedeniyle yapılacak dava veya icra takibi masraflarının en çok yarısını (%50) yazılı olarak üstlenebilirler; bu hüküm sigorta priminin asıl borcunu değil yalnızca tahsilat/takip masraflarının azami yarısını kapsar.</p>
<p>TBK m.451&#8217;in emredici niteliğine aykırı yapılan tüm anlaşmalar TBK m.27 uyarınca kesin hükümsüzdür. İşveren, hükümsüz klozlara dayanarak pazarlamacının ücret veya komisyon alacaklarından takas/mahsup yapamaz, pazarlamacıdan teminat senedi, bono veya kefalet talep edemez; yapılmış hukuka aykırı kesintiler pazarlamacı tarafından yasal faiziyle birlikte geriye dönük olarak talep ve tahsil edilebilir.</p>
<h2 id="yetkileri">Pazarlamacının Yetkileri Ne Kadar Geniştir?</h2>
<div style="background: #f5f8fc; border-left: 4px solid #20486f; padding: 12px 18px;">
<p><strong>TBK m.452 – Yetkileri:</strong> Aksine yazılı anlaşma olmadıkça pazarlamacı, sadece işlemlere aracılık etmeye yetkilidir. Pazarlamacı, işlem yapmaya yetkili kılınmışsa yetkisi, bu işlerin icrası için gereken bütün olağan hukuki işlem ve fiilleri kapsar; özel yetki verilmedikçe müşterilerden tahsilat yapamaz ve ödeme günlerini değiştiremez.</p>
</div>
<p>Pazarlamacının kanuni karinesi aracılık yetkisiyle sınırlıdır. TBK m.452/1 uyarınca, aksine açık bir yazılı anlaşma yoksa pazarlamacı yalnızca işlemlere aracılık etmeye yetkilidir: müşterilerle müzakere yürütür, siparişleri toplar, teklifleri iletir ve sözleşmenin kurulmasına aracılık eder; ancak işveren adına bizzat satış sözleşmesi akdetme yetkisi yoktur ve topladığı siparişlerin bağlayıcılığı işverenin icazetine tabidir. Taraflar yazılı olarak pazarlamacıya işlem yapma yetkisi tanımışsa, bu yetki TBK m.452/2 gereği söz konusu işlerin icrası için gereken bütün olağan hukuki işlem ve fiilleri kapsar; pazarlamacı bu sınırlar içinde işveren adına satış sözleşmesi kurabilir ve rutin sözleşmesel beyanlarda bulunabilir.</p>
<p>Kanun koyucu, işletmenin mali güvenliğini korumak amacıyla genel işlem yetkisi tanınmış olsa bile iki işlem yönünden özel yetki şartı getirmiştir: pazarlamacı, özel yetki verilmedikçe müşterilerden tahsilat yapamaz ve ödeme günlerini (vadeleri) değiştiremez. Tahsilat yasağı bakımından; pazarlamacıya nakit tahsilat, çek/senet teslim alma veya kredi kartıyla ödeme kabul etme konusunda açık ve tercihen yazılı özel yetki verilmemişse, yapılan tahsilat kural olarak işvereni bağlamaz; üstelik tahsilat yetkisi olmaksızın tahsilat yapılması, hizmet sözleşmesinden doğan talimat ve sadakat borcunun ağır bir ihlalini oluşturur. Bununla birlikte işverenin bu duruma uzun süre göz yumması ve tahsil edilen paraları itirazsız kabul etmesi, yetkisiz temsile zımni icazet verildiği sonucunu doğurabilir. Vade değiştirme yasağı bakımından ise pazarlamacı, özel yetki tanınmadıkça fiyat listelerindeki vade sürelerini uzatamaz, ödeme günlerini erteleyemez veya indirim/iskonto oranlarını tek taraflı değiştiremez; yetkisiz tanınan vadeler işvereni bağlamaz ve işveren alacağını orijinal vadede talep etme hakkını korur.</p>
<h2 id="pazarlama-alani">Pazarlama Alanı ve Müşteri Çevresi Nasıl Korunur?</h2>
<div style="background: #f5f8fc; border-left: 4px solid #20486f; padding: 12px 18px;">
<p><strong>TBK m.453 – Faaliyet alanı:</strong> Pazarlamacıya belirli bir pazarlama alanında veya belirli bir müşteri çevresinde faaliyette bulunma yetkisi verilmiş ve aksine yazılı anlaşma da yapılmamışsa işveren, başkalarına aynı alan veya çevrede faaliyette bulunma yetkisi veremez; ancak, kendisi üçüncü kişilerle işlem yapabilir. Sözleşmenin pazarlama alanı veya müşteri çevresine ilişkin hükmünün değiştirilmesini gerektiren bir sebep varsa işveren, söz konusu hükmü, sözleşmede fesih bildirim süresi öngörülmüş olsa bile bu süreye uymadan tek taraflı olarak değiştirebilir; ancak, bu durumda pazarlamacının tazminat ve hizmet sözleşmesini haklı sebeple sona erdirme hakkı saklıdır.</p>
</div>
<p>Pazarlamacıya belirli bir bölgede veya müşteri çevresinde faaliyet yetkisi verilmiş ve aksi yazılı olarak kararlaştırılmamışsa, bu durum pazarlamacıya kanuni bir tekel hakkı sağlar: işveren aynı alan veya çevrede başka pazarlamacılara yetki veremez. Ancak işverenin kendisi bizzat o bölgedeki üçüncü kişilerle doğrudan işlem yapma hakkını korur; işverenin doğrudan yaptığı bu işlemlerden dahi TBK m.455/1 gereği pazarlamacıya komisyon ödeme yükümlülüğü devam eder.</p>
<p>İşveren, kararlaştırılan pazarlama alanını veya müşteri çevresini keyfi olarak daraltamaz. TBK m.453/2&#8217;ye göre bu hükmün değiştirilmesini gerektiren haklı ve objektif bir sebep varsa işveren, sözleşmede fesih bildirim süresi öngörülmüş olsa dahi bu süreye uymaksızın tek taraflı değişiklik yapabilir. Ancak bu yetki mutlak değildir: kanun koyucu, değişiklik nedeniyle pazarlamacının kazancında düşüş meydana gelmesi halinde tazminat talep etme hakkını ve çalışma şartlarındaki bu esaslı değişiklik nedeniyle sözleşmeyi haklı sebeple derhal feshetme hakkını açıkça saklı tutmuştur. İşverenin tek taraflı tasarrufu pazarlamacının komisyon/gelir kaybına yol açtığında, oluşan zararın işverence tam olarak tazmini yasal bir zorunluluktur.</p>
<h2 id="ucret-komisyon">İşverenin Ücret ve Komisyon Ödeme Yükümlülüğü</h2>
<div style="background: #f5f8fc; border-left: 4px solid #20486f; padding: 12px 18px;">
<p><strong>TBK m.454 – Ücret (Genel olarak):</strong> İşveren, pazarlamacıya sadece belirli bir miktardan veya bu miktarla birlikte komisyondan oluşan bir ücret ödemekle yükümlüdür. Ücretin tamamının veya önemli kısmının komisyondan oluşacağına ilişkin yazılı anlaşma, kararlaştırılan komisyonun, pazarlamacının faaliyetinin uygun karşılığını oluşturması koşuluyla geçerlidir. Deneme süresi için ödenecek ücret, serbestçe kararlaştırılabilir. Ancak, deneme süresi iki ayı geçemez.</p>
<p><strong>TBK m.455 – Komisyon:</strong> Pazarlamacı, belirli bir pazarlama alanı veya belirli bir müşteri çevresinde faaliyette bulunma yetkisi sadece kendisine verilmişse, kendisinin veya işverenin bu alan veya çevrede yaptığı bütün işlerde kararlaştırılmış ya da alışılmış olan komisyonun ödenmesini isteyebilir. Belirli bir pazarlama alanı veya belirli müşteri çevresinde faaliyette bulunma yetkisi pazarlamacıyla birlikte başkalarına da verilmişse pazarlamacıya, sadece kendisinin aracılık ettiği veya bizzat yaptığı işler için komisyon ödenir. Komisyonun muaccel olması anında, yapılan işin değeri henüz kesin olarak belirlenemiyorsa komisyon, önce alışılmış olan en az değeri üzerinden, geri kalanı ise, en geç işin yerine getirilmesinde ödenir.</p>
</div>
<p>Kanun koyucu, pazarlamacıya ödenecek ücretin sabit tutar, salt komisyon veya ikisinin birleşiminden oluşabileceğini kabul etmiştir; ancak pazarlamacının iktisadi bağımlılığı gözetilerek ücretin tamamının veya önemli kısmının komisyondan oluşacağına dair yazılı anlaşmanın geçerliliği, kararlaştırılan komisyonun pazarlamacının faaliyetinin uygun karşılığını oluşturması koşuluna bağlanmıştır (TBK m.454/2). İşverenin işletme rizikosunu bütünüyle pazarlamacının üzerine yıkacak şekilde sembolik veya yetersiz bir komisyon sistemi kurması bu yolla engellenmiştir. TBK m.454&#8217;ün son fıkrası uyarınca deneme süresi kararlaştırılabilir; deneme süresince ödenecek ücret serbestçe belirlenebilirse de deneme süresi kesin olarak iki ayı geçemez, aşan kısım kendiliğinden hükümsüz kalır ve sözleşme iki ayın dolmasıyla kesinleşmiş bir hizmet akdine dönüşür.</p>
<p>Komisyon hakkının kapsamı TBK m.455&#8217;te düzenlenmiştir. Pazarlamacıya münhasır (tek başına) bir pazarlama alanı veya müşteri çevresi tahsis edilmişse, hem kendisinin hem işverenin o alan/çevrede yaptığı bütün işler için komisyon istenebilir. Aynı alan/çevrede başka pazarlamacılara da yetki verilmişse, pazarlamacıya yalnızca bizzat aracılık ettiği veya yaptığı işler için komisyon ödenir. Komisyonun muacceliyeti anında işin değeri henüz kesin olarak belirlenemiyorsa, komisyon önce alışılmış en az değer üzerinden ödenir, kalan kısım ise en geç işin ifasında tamamlanır. Komisyon ve prim ödemeleri geniş anlamda ücret kavramı içinde değerlendirildiğinden, muacceliyet ve zamanaşımı bakımından da ücretle aynı rejime tabidir; bu husus zamanaşımı başlığı altında ayrıca ele alınmaktadır.</p>
<p>Deneme süresi bakımından da şu sonuçlar doğar: deneme süresi içinde taraflardan her biri sözleşmeyi herhangi bir fesih bildirim süresine uymak zorunda kalmaksızın ve ihbar tazminatı ödeme yükümlülüğü altına girmeksizin derhâl feshedebilir. Ancak feshin deneme süresinde gerçekleşmiş olması, pazarlamacının bu süre zarfında ifa ettiği emeğin ve işletmeye kazandırdığı işlemlerin karşılıksız kalacağı anlamına gelmez; fiilen çalışılan günlerin ücreti ve TBK m.460 uyarınca komisyon hakkı saklıdır.</p>
<h2 id="engelleme-tazminati">Pazarlama Faaliyetinin Engellenmesi Halinde Ücret ve Tazminat</h2>
<div style="background: #f5f8fc; border-left: 4px solid #20486f; padding: 12px 18px;">
<p><strong>TBK m.456 – Pazarlama faaliyetinin engellenmesi:</strong> Pazarlamacının pazarlama işlerini yürütmesi, kendi kusuru olmaksızın imkânsız hâle gelir ve sözleşme veya kanun gereği bu hâlde bile kendisine ücret ödenmesi gerekirse ücret, sabit ücrete ve komisyonun kaybı sebebiyle ödenebilecek uygun tazminata göre belirlenir. Ancak komisyon, ücretin beşte birinden az ise, komisyon kaybı sebebiyle tazminat ödenmeyeceği yazılı olarak kararlaştırılabilir. Pazarlamacı, pazarlama işlerini kendi kusuru olmaksızın yürütme imkânını bulamamasına karşın ücretinin tamamını almışsa, işverenin istemi üzerine, kendisinin yapabileceği ve kendisinden beklenebilecek işleri onun işletmesinde yapmakla yükümlüdür.</p>
</div>
<p>Pazarlamacının sahada yürüttüğü faaliyetin işverenin kusuruyla veya harici sebeplerle aksaması hâlinde ücret güvencesi TBK m.456 ile özel olarak korunur. Pazarlama işlerinin pazarlamacının kusuru olmaksızın imkânsız hâle gelmesi ve bu durumda dahi kendisine ücret ödenmesi gerekiyorsa, ödenecek tutar yalnızca sabit ücretten ibaret kalmaz; sabit ücrete ilaveten komisyon kaybı sebebiyle &#8220;uygun tazminat&#8221; da hesaplanır. Bu düzenleme; işverenin iş organizasyonunu yönetememesi, ürün tedarikini durdurması, sahada araç/yakıt sağlamaması, ziyaret rotalarını onaylamaması veya pazarlamacının faaliyetini fiilen engellemesi gibi durumlarda pazarlamacının komisyon gelirinden mahrum kalmasını önlemeyi amaçlar; aynı kural işverenin alacaklı temerrüdüne düştüğü hallerde de uygulanır. Uygun tazminatın belirlenmesinde, engelleme öncesindeki son bir yıllık veya makul bir dönemdeki ortalama komisyon kazancı, sektördeki dönemsel satış eğilimleri ve emsal pazarlamacıların aynı dönemdeki komisyon ortalamaları esas alınır.</p>
<p>Kanun koyucu, engelleme tazminatının ödenmeyeceğine dair sözleşme kayıtlarını kural olarak geçersiz saymış, tek bir istisna öngörmüştür: kararlaştırılan komisyon toplam ücretin beşte birinden (1/5) az ise, taraflar tazminat ödenmeyeceğini yazılı olarak kararlaştırabilir. Komisyonun sabit ücretin beşte birini aştığı durumlarda ise tazminat ödenmeyeceğine dair hükümler kesin hükümsüzdür. TBK m.456/2 ise menfaatler dengesini gözeterek, pazarlamacının faaliyetini kendi kusuru olmaksızın yürütememesine karşın sabit ücret ve engelleme tazminatını tam olarak alması hâlinde, işverenin talebi üzerine kendisinden dürüstlük kuralı çerçevesinde beklenebilecek işleri işletme merkezinde yapmakla yükümlü olduğunu düzenler; bu yükümlülük pazarlamacının niteliğine aykırı veya onur kırıcı işleri kapsamaz; işverenin talep edebileceği işler, pazarlamacının uzmanlığına uygun idari veya operasyonel destek işleriyle sınırlıdır.</p>
<h2 id="harcamalar">Harcamaların Paylaşımı</h2>
<div style="background: #f5f8fc; border-left: 4px solid #20486f; padding: 12px 18px;">
<p><strong>TBK m.457 – Harcamalar:</strong> Pazarlamacı, aynı zamanda birden fazla işveren hesabına faaliyette bulunuyorsa, aksi yazılı şekilde kararlaştırılmadıkça, her işveren, pazarlamacının harcamalarına eşit olarak katılmakla yükümlüdür. Harcamaların tamamen veya kısmen sabit ücrete veya komisyona dâhil edilmesine ilişkin anlaşmalar kesin olarak hükümsüzdür.</p>
</div>
<p>Pazarlamacının aynı anda birden fazla işveren hesabına faaliyet göstermesi mümkündür; bu durumda aksi yazılı kararlaştırılmadıkça her işveren, pazarlamacının harcamalarına eşit oranda katılmak zorundadır. Kanun koyucu ayrıca, ulaşım, konaklama ve temsil gibi zorunlu harcamaların tamamen veya kısmen sabit ücrete ya da komisyona dahil edilmesini kesin hükümsüzlükle yasaklamıştır; bu yolla işverenin harcama karşılama yükümlülüğünü örtülü biçimde pazarlamacının ücretine yıkması engellenmektedir. Bu hüküm, hizmet sözleşmelerinin genel kuralı olan TBK m.414 ile birlikte okunmalıdır: işveren, işin görülmesinin gerektirdiği her türlü harcamayı ve işçiyi işyeri dışında çalıştırdığı takdirde geçimi için zorunlu harcamaları ödemekle yükümlüdür; zorunlu harcamaların kısmen veya tamamen işçi tarafından karşılanmasına ilişkin anlaşmalar geçersizdir. Harcamalar için götürü günlük, haftalık veya aylık ödeme öngörülebilir; ancak bu ödeme zorunlu harcamaları karşılayacak miktardan az olamaz.</p>
<h2 id="hapis-hakki">Pazarlamacının Hapis Hakkı</h2>
<div style="background: #f5f8fc; border-left: 4px solid #20486f; padding: 12px 18px;">
<p><strong>TBK m.458 – Hapis hakkı:</strong> Pazarlamacılık ilişkisinden doğan muaccel alacaklar ile işverenin ödeme güçsüzlüğüne düşmesi durumunda, henüz muaccel olmayan alacakların güvence altına alınması için pazarlamacı, taşınırlar, kıymetli evrak ve tahsil yetkisine dayanarak müşterilerden almış olduğu paralar üzerinde hapis hakkına sahiptir. Pazarlamacı, araç ve taşıma belgelerini, fiyat tarifelerini, müşterilerle ilgili kayıtlar ile diğer belgeleri alıkoyamaz.</p>
</div>
<p>Pazarlamacının alacaklarını güvence altına almak için tanınan bu hak, Türk Medeni Kanunu m.950 vd.&#8217;nda düzenlenen genel hapis hakkı hükümleriyle uyumlu, ancak konusu itibarıyla sınırlandırılmış özel bir haktır. Pazarlamacı; muaccel alacakları için, işverenin ödeme güçsüzlüğüne düştüğü hallerde ise henüz muaccel olmayan alacakları için dahi, elinde bulunan taşınırlar, kıymetli evrak ve tahsil yetkisine dayanarak müşterilerden aldığı paralar üzerinde hapis hakkını kullanabilir. Buna karşılık kanun koyucu, işletmenin operasyonel sürekliliğini korumak amacıyla belirli belge ve kayıtları hapis hakkının kapsamı dışında bırakmıştır: pazarlamacı araç ve taşıma belgelerini, fiyat tarifelerini, müşterilerle ilgili kayıtları ve diğer belgeleri alıkoyamaz. Bu istisna, sözleşmenin sona ermesi hâlinde belge iade yükümlülüğüyle de doğrudan bağlantılıdır ve aşağıda ayrıca ele alınmaktadır.</p>
<h2 id="sona-ermesi-mevsimlik">Sözleşmenin Sona Ermesi ve Mevsimlik Faaliyette Özel Fesih Süresi</h2>
<div style="background: #f5f8fc; border-left: 4px solid #20486f; padding: 12px 18px;">
<p><strong>TBK m.459 – Özel fesih süresi:</strong> Komisyon, sabit ücretin en az beşte birini oluşturuyor ve önemli mevsimlik dalgalanmalardan etkileniyorsa işveren, bir önceki mevsimin sona ermesinden beri kendisiyle çalışmaya devam eden pazarlamacının sözleşmesini, yeni mevsim sırasında iki aylık fesih süresine uyarak feshedebilir. Aynı koşullar altında pazarlamacı da, kendisini bir önceki mevsim sonuna kadar çalıştırmış ve bundan sonra da çalıştırmaya devam eden işverene karşı, bir sonraki mevsimin başlamasına kadar olan dönemde, iki aylık fesih süresine uyarak sözleşmeyi feshedebilir.</p>
</div>
<p>Pazarlamacılık sözleşmelerinin sona erdirilmesinde kural olarak genel hizmet sözleşmesine ilişkin bildirim süreleri (TBK m.432) ve 4857 sayılı İş Kanunu m.17&#8217;deki kıdeme dayalı fesih süreleri uygulanır. Ancak mevsimlik nitelik taşıyan ticari faaliyetlerde tarafların menfaatlerini dengelemek amacıyla TBK m.459&#8217;da istisnai bir özel fesih bildirim süresi öngörülmüştür. Bu hükmün uygulanabilmesi için iki şartın kümülatif olarak gerçekleşmesi gerekir: komisyonun sabit ücretin en az beşte birini (%20) oluşturması ve pazarlama faaliyetinin/ilgili sektörün önemli mevsimlik dalgalanmalardan fiilen ve yoğun biçimde etkilenmesi. Komisyonun sabit ücretin beşte birinden az olduğu hallerde mevsimlik dalgalanma bulunsa dahi TBK m.459 uygulanamaz; genel fesih süreleri geçerliliğini korur.</p>
<p>Önemli mevsimlik dalgalanma kavramı; yılın belirli dönemlerinde talebin ve sipariş hacminin olağanüstü yoğunlaştığı, diğer dönemlerde faaliyetin durma veya asgariye inme noktasına geldiği iş kollarını ifade eder. Tarım ürünleri, tohum ve gübre pazarlaması, turizm ve otelcilik bağlantılı satışlar, kışlık/yazlık tekstil ve konfeksiyon sezonları, kırtasiye ve eğitim yayıncılığı sektörü gibi belirli takvim periyotlarında yoğunlaşan ticari alanlar bu kapsama girer. Şartların varlığı hâlinde fesih hakkı taraflar bakımından simetrik biçimde düzenlenmiştir: işveren, bir önceki mevsimin sonundan beri çalışmaya devam eden pazarlamacının sözleşmesini yeni mevsim sırasında iki aylık fesih süresiyle sona erdirebilir (bu hak, pazarlamacının mevsim dışı durgun dönemde de istihdam edilmiş ve ücretinin ödenmiş olmasına dayanır; işveren böylece sezonun açılmasıyla birlikte sözleşmeyi iki aylık önelle sona erdirme esnekliğine kavuşur); pazarlamacı da kendisini bir önceki mevsim sonuna kadar çalıştırmış ve sonrasında da istihdam etmeye devam eden işverene karşı, bir sonraki mevsimin başlamasına kadar olan durgun dönemde iki aylık fesih süresiyle sözleşmeyi feshedebilir; bu düzenleme, pazarlamacının sezon yoğunluğu bittikten sonra bir sonraki sezona kadar başka bir iş bularak ayrılabilmesine yasal zemin sağlar. TBK m.459&#8217;daki iki aylık süre nispi emredici niteliktedir; sözleşmeyle pazarlamacı aleyhine kısaltılamaz, ancak tarafların mutabakatıyla artırılabilir. Beşte birlik komisyon eşiğinin altında kalan sözleşmelerde taraflar bu hükme dayanamaz; fesih ve ihbar tazminatı hesapları İş Kanunu m.17 ve TBK m.432&#8217;deki genel kıdem kademelerine göre yürütülür.</p>
<h2 id="sona-ermenin-sonuclari">Sözleşmenin Sona Ermesinin Özel Sonuçları</h2>
<div style="background: #f5f8fc; border-left: 4px solid #20486f; padding: 12px 18px;">
<p><strong>TBK m.460 – Özel sonuçları:</strong> Sözleşmenin sona ermesi hâlinde, pazarlamacının bizzat yaptığı veya yapılmasına aracılık ettiği bütün işlemler ile kabul ve yerine getirme zamanına bakılmaksızın, sözleşmenin sona ermesine kadar işverene iletilen bütün siparişler için komisyon ödenir. Sözleşmenin sona ermesi hâlinde pazarlamacı, pazarlamacılık faaliyetinde bulunması için kendisine verilen örnek ve modelleri, fiyat tarifelerini, müşterilerle ilgili kayıtları ve diğer belgeleri işverene geri vermekle yükümlüdür. Ancak, pazarlamacının hapis hakkı saklıdır.</p>
</div>
<p>Bu hüküm, deneme süresi içinde gerçekleşen fesihler dahil, sözleşmenin herhangi bir nedenle sona ermesi hâlinde uygulanır: pazarlamacının bizzat yaptığı veya aracılık ettiği bütün işlemler ile fesih tarihine kadar işverene iletilen bütün siparişler için komisyon hakkı doğar; bu hakkın doğumu, siparişlerin kabul edilme veya ifa edilme zamanına bağlı değildir. Pazarlamacının işletmeden ayrıldığı tarihe kadar topladığı siparişlerin teslimatı, faturalandırılması veya bedelinin tahsili fesihten sonraki aylarda gerçekleşse dahi, işveren bu işlemlerin komisyonunu tam olarak ödemekle yükümlüdür.</p>
<p>Sözleşmenin sona ermesinin diğer sonuçları şunlardır: pazarlamacı deneme süresi içinde fiilen çalıştığı günlere ait temel ücretini eksiksiz alma hakkına sahiptir; TBK m.414 gereği işin görülmesinin gerektirdiği harcamalar ile işyeri dışında çalıştırılan pazarlamacının geçimi için zorunlu harcamalar (ulaşım, konaklama, temsil ve ağırlama gibi) işverence karşılanmalı, TBK m.416 uyarınca bu giderlerden doğan alacak, daha kısa bir süre kararlaştırılmamışsa her defasında ücretle birlikte ödenmelidir; pazarlamacı TBK m.460/2 uyarınca kendisine teslim edilen numuneleri, modelleri, fiyat listelerini, müşteri kayıtlarını ve işverene ait belgeleri iade etmekle yükümlüdür. Ancak maddenin son cümlesi pazarlamacının hapis hakkını açıkça saklı tutmuştur: işverenin ücret, komisyon, masraf ve tazminat borçlarını ödememesi hâlinde pazarlamacı, elinde bulunan işverene ait taşınır mallar ve kıymetli evrak üzerinde TMK m.950 vd. uyarınca hapis hakkını kullanarak alacaklarını güvence altına alabilir; hapis hakkının kapsam dışı bıraktığı belgeler (araç ve taşıma belgeleri, fiyat tarifeleri, müşteri kayıtları) yukarıda TBK m.458 başlığında belirtildiği gibi bu haktan istisnadır.</p>
<h2 id="nitelendirme">Pazarlamacılık Sözleşmesi mi, Başka Bir Sözleşme mi? Nitelendirme Sorunu</h2>
<p>Uygulamada işverenler, işçilik haklarını bertaraf etmek, sosyal güvenlik yükümlülüklerinden kaçınmak ya da iş güvencesi hükümlerini etkisiz kılmak amacıyla, taraflar arasındaki ilişkiyi danışmanlık, aracılık, vekâlet, bayilik, tali satıcılık, komisyonculuk veya serbest meslek sözleşmesi gibi farklı adlar altında kurgulayabilmektedir. Ancak borçlar hukukunun ve iş hukukunun temel prensipleri gereğince bir hukuki ilişkinin nitelendirilmesinde, tarafların sözleşmeye verdiği isme veya metindeki şekli terimlere değil, edimlerin fiili ifa biçimine ve tarafların gerçek iradesine itibar edilir. Bu ilke TBK m.19/1&#8217;de; bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın gerçek ve ortak iradelerinin esas alınacağı kuralında doğrudan karşılığını bulur.</p>
<p>Bu doğrultuda bir hukuki ilişkinin pazarlamacılık sözleşmesi sayılıp sayılmayacağı, yukarıda açıklanan altı unsurun (Bursa BAM 3. HD, E.2021/3072, K.2021/2389, T.04.11.2021) somut olayda birlikte gerçekleşip gerçekleşmediğine göre belirlenir. Uygulamada bu unsurların varlığının tespitinde &#8220;pazarlamacı&#8221; sıfatını ve içeriği tayin eden en belirleyici kıstas bağımlılık unsurudur. 4857 sayılı İş Kanunu m.8&#8217;de iş sözleşmesi, bir tarafın bağımlı olarak iş görmeyi, diğer tarafın da ücret ödemeyi üstlenmesinden oluşan sözleşme olarak tanımlanmıştır. Bağımlılık; ekonomik bağımlılık, kişisel bağımlılık ve en önemlisi hukuki (şahsi) bağımlılık boyutlarıyla değerlendirilir. Pazarlamacı faaliyetlerini işletmenin fiziki sınırları dışında (sahada, müşteri ziyaretlerinde, seyahatlerde) yürütse dahi bu durum onu bağımsız kılmaz; pazarlamacının işverenin talimatlarına, rota ve müşteri ziyaret planlarına, satış politikalarına, fiyat listelerine ve raporlama yükümlülüklerine tabi olması hukuki bağımlılığı somutlaştırır.</p>
<p>Pazarlamacının kendi adına değil işveren nam ve hesabına hareket etmesi, ticari riskin işverene ait olması, kendisine araç, telefon, bilgisayar gibi iş araçlarının tahsis edilmesi ve düzenli bir temel ücret veya garanti edilmiş asgari kazanç sağlanması ise ekonomik bağımlılığın göstergeleridir. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi&#8217;nin 14.02.2022 tarihli, E.2022/704 ve K.2022/1737 sayılı kararında, hâkimin davayı aydınlatma yükümü (HMK m.31) gereği, dosyadaki mail dökümlerinin, banka kayıtlarındaki ödemelerin, davacıya çek alımı konusunda verilen yetkilerin, davacıya tahsis edildiği iddia edilen aracın ve davacı adına düzenlenen kartvizitin, tarafların hukuki ilişkisinin niteliğini tayin etmede taraflara açıklattırılması ve eksik incelemeyle sonuca gidilmemesi gerektiği vurgulanmıştır. Bu içtihat; unvan verilmesi, kartvizit basılması, araç tahsisi, ödeme trafiği ve e-posta yazışmalarındaki talimat ilişkisinin sözleşmenin gerçek niteliğini tayinde belirleyici olduğunu göstermektedir.</p>
<p>Nitelendirme yapılırken sözleşmenin adının değil içeriğinin esas alınacağı ilkesi, uygulamada birbirine zıt sonuçlar doğurabilmektedir: bir olayda kozmetik ürünleri &#8220;tali satıcılık sözleşmesi&#8221; adı altında yürütülen bir ilişki, içeriğindeki unsurlar (sürekli aracılık, işveren hesabına çalışma, komisyon karşılığı, fiyat ve satış şartlarının işverence belirlenmesi) itibarıyla tipik pazarlamacılık sözleşmesi sayılmış ve buna bağlı olarak uyuşmazlığın iş mahkemesinde görülmesi gerektiğine hükmedilmiştir; buna karşılık başka bir olayda mahkeme, ilişkiyi pazarlamacılık sözleşmesi olarak nitelendirmeyip iş mahkemesinin görevsizliğine karar verebilmektedir. Dolayısıyla her somut olayda altı unsurun ayrı ayrı denetlenmesi, davanın hem esası hem de görevli mahkemenin tespiti bakımından zorunludur.</p>
<p>Tarihsel açıdan bakıldığında, 6098 sayılı TBK&#8217;da düzenlenen pazarlamacılık sözleşmesi, 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu&#8217;nun 347-352. maddelerinde yer alan seyyar tüccar memurluğu kurumunun günümüz ticari ihtiyaçlarına göre yeniden yapılandırılmış hâlidir. Mülga kanun döneminde seyyar tüccar memurları, işletme dışında gezici olarak işveren hesabına müşteri bulan ve sözleşme akdeden yardımcılar olarak hizmet sözleşmesi çerçevesinde korunmaktaydı; yürürlükteki TBK m.448 vd. hükümleri bu müesseseyi terminolojik ve sistemsel olarak modernize etmiş, pazarlamacının hak ve borçlarını, komisyon güvencelerini, faaliyetin engellenmesi hâlindeki tazminat haklarını ve fesih rejimini çok daha ayrıntılı ve emredici kurallarla düzenlemiştir. Bu nedenle mülga kanundaki seyyar tüccar memurluğu ile yürürlükteki pazarlamacılık sözleşmesi aynı hukuki temele, yani işletmeye bağımlı gezici hizmet ilişkisine dayanmaktadır.</p>
<p>Nitelendirme uyuşmazlıklarında ispat yükü büyük önem taşır. Uygulamada bir ilişkinin pazarlamacılık sözleşmesi olduğunun ve buna bağlı hakların ispatında şu delil türlerine başvurulur: taraflar arasındaki yazılı/sözlü sözleşme kayıtları; banka hesap hareketleri, maaş ve komisyon ödeme dekontları; aylık komisyon hesap tabloları, prim bordroları ve ücret hesap pusulaları; müşteri sipariş formları, onaylanan/iptal edilen satış sözleşmeleri ve teklif mektupları; müşteri cari hesap ekstreleri, teslim tesellüm tutanakları ve fatura dökümleri; araç takip sistemi (GPS) kayıtları ve güzergâh dökümleri; seyahat, yakıt, konaklama ve ağırlama masraf formları ile avans makbuzları; taraflar arasındaki e-posta ve mesajlaşma dökümleri; pazarlamacı adına bastırılan kartvizitler, vekâletname ve yetki belgeleri; SGK tescil ve hizmet döküm cetvelleri; ticari işletme defter ve kayıtları; ilgili ticaret ve sanayi odalarından temin edilecek sektörel komisyon/ücret baremleri; tanık anlatımları ve bilirkişi incelemesi. Bu delillerin bütününden çıkan fiili tablo, sözleşmenin adından bağımsız olarak nitelendirmeyi belirler.</p>
<h2 id="gorevli-mahkeme">Pazarlamacılık Sözleşmesinden Doğan Uyuşmazlıklarda Görevli Mahkeme</h2>
<p>Pazarlamacılık sözleşmesinin TBK&#8217;da özel bir sözleşme tipi olarak düzenlenmiş olması, bu sözleşmeden kaynaklanan ihtilafların genel mahkemelerde (Asliye Hukuk veya Asliye Ticaret Mahkemelerinde) görüleceği anlamına gelmez. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olup yargılamanın her aşamasında mahkemece resen gözetilmek zorundadır; bir dava ancak görevli mahkemece incelenebilir ve mahkeme her şeyden önce görevli olmalıdır. Uygulamada taraflar arasındaki uyuşmazlığın hizmet ve pazarlamacılık ilişkisi barındırdığı tespit edildiğinde, uyuşmazlığın yanlış görülen bir ticaret mahkemesince görevsizlik kararı verilerek iş mahkemesine gönderilmesi gerekir; yerleşik uygulamaya göre taraflar arasında tipik pazarlamacılık sözleşmesinin unsurlarının bulunduğu ve aralarındaki ilişkinin hizmet ilişkisi/pazarlamacılık sözleşmesi olduğu toplanan delillerle anlaşıldığında mahkemece görevsizlik kararı verilmesi gerekmektedir.</p>
<p>7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu&#8217;nun 5. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca iş mahkemeleri; 4857 sayılı İş Kanununa veya 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu&#8217;nun İkinci Kısmının Altıncı Bölümünde düzenlenen hizmet sözleşmelerine tabi işçiler ile işveren veya işveren vekilleri arasında, iş ilişkisi nedeniyle sözleşmeden veya kanundan doğan her türlü hukuk uyuşmazlıklarına bakmakla görevlidir. Pazarlamacılık sözleşmesi tam olarak bu Altıncı Bölümün ikinci ayırımında (TBK m.448-460) hizmet sözleşmesinin özel bir türü olarak düzenlenmiştir; dolayısıyla kanun koyucu pazarlamacılık ilişkisini doğrudan iş mahkemelerinin görev alanına dahil etmiştir.</p>
<p>Yargıtay içtihatları da pazarlamacının İş Kanunu kapsamı dışında tutulmadığını tereddütsüz kabul etmektedir. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi&#8217;nin 08.11.2016 tarihli, E.2016/24670 ve K.2016/19553 sayılı kararında; pazarlamacılık sözleşmesinin İş Kanunu&#8217;nun 4. maddesindeki istisnalar arasında sayılmadığı için İş Kanunu kapsamında bir sözleşme olduğu tespit edilmiş ve pazarlamacılık sözleşmesinden doğan uyuşmazlıklarda da iş mahkemesinin görevli olduğu açıkça hükme bağlanmıştır. Aynı doğrultuda Yargıtay 7. Hukuk Dairesi&#8217;nin 15.04.2013 tarihli, E.2013/10193 ve K.2013/6740 sayılı ilamında, 5521 sayılı (mülga) İş Mahkemeleri Kanunu&#8217;nun 1. maddesi uyarınca İş Kanununa göre işçi sayılan kimselerle işveren veya işveren vekilleri arasındaki iş akdinden doğan uyuşmazlıkların çözüm yerinin iş mahkemeleri olduğu belirtilerek, TBK&#8217;daki düzenlemelerin genel nitelikte olduğu ve davacının yaptığı işin İş Kanunu m.4&#8217;teki istisnalar içinde yer almadığı gerekçesiyle uyuşmazlığın iş mahkemesinde çözümlenmesi gerektiği hükme bağlanmıştır.</p>
<p>Bu yasal düzenlemeler ve yerleşik yüksek yargı içtihatları çerçevesinde; pazarlamacılık sözleşmesine dayanan temel ücret alacakları, komisyon (prim) talepleri, harcırah ve gider avansları, fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücretleri, yıllık ücretli izin alacakları, ihbar ve kıdem tazminatları ile TBK m.456 uyarınca pazarlama faaliyetinin engellenmesi sebebiyle talep edilen tazminatlara ilişkin tüm bireysel uyuşmazlıklarda görevli merci iş mahkemeleridir. İş mahkemesinin bulunmadığı yerlerde bu davalar Asliye Hukuk Mahkemesince &#8220;iş mahkemesi sıfatıyla&#8221; görülüp karara bağlanır. Bu görev kuralının, sözleşme sona erdikten sonraki rekabet yasağı davalarına uygulanmadığına ve bu davalarda asliye ticaret mahkemesinin görevli olduğuna aşağıda rekabet yasağı başlığı altında ayrıca değinilmektedir; iki görev kuralının birbirine karıştırılmaması önemlidir.</p>
<div style="background: #f5f8fc; border-left: 4px solid #20486f; padding: 12px 18px;">
<p><strong>7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu m.3/1 – Dava şartı olarak arabuluculuk:</strong> Kanuna, bireysel veya toplu iş sözleşmesine dayanan işçi veya işveren alacağı ve tazminatı ile işe iade talebiyle açılan davalarda, arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır. Bu alacak ve tazminatla ilgili itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davaları hakkında birinci cümle hükmü uygulanır.</p>
</div>
<p>Pazarlamacının ücret, komisyon, engelleme tazminatı, kıdem ve ihbar tazminatı gibi alacakları işçi alacağı niteliğinde olduğundan, bu davaları açmadan önce arabulucuya başvurmak zorunludur. Arabulucuya başvurulmadan dava açılırsa dava, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddedilir (7036 sayılı Kanun m.3/2). Arabuluculuk bürosuna başvurulmasından son tutanağın düzenlendiği tarihe kadar geçen sürede zamanaşımı durur ve hak düşürücü süre işlemez (m.3/17); dolayısıyla zamanaşımı süresi dolmak üzere olan alacaklarda bile arabulucuya başvuru süreyi korur. Arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamaması hâlinde son tutanağın aslı veya arabulucu tarafından onaylanmış örneği dava dilekçesine eklenmelidir.</p>
<h2 id="benzer-kurumlar">Pazarlamacı ile Benzer Kurumlar Arasındaki Farklar</h2>
<p>Pazarlamacılık sözleşmesinin doğru nitelendirilmesi, ticari hayatta benzer işlevleri icra eden diğer tacir yardımcıları ve aracılık sözleşmeleriyle sınırlarının net çizilmesini gerektirir. Pazarlamacı; acente, ticari temsilci, ticari vekil, simsar ve komisyoncudan bağımlılık derecesi, temsil yetkisi ve hukuki statüsü itibarıyla temel farklılıklar gösterir.</p>
<table style="width: 100%; border-collapse: collapse;">
<tbody>
<tr>
<th style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em; background: #f5f8fc;">Kurum</th>
<th style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em; background: #f5f8fc;">Temel ayrım noktası</th>
</tr>
<tr>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Acente (TTK m.102)</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Bağımsız bir tacirdir; kendi işletmesine, vergi levhasına ve ticaret unvanına sahiptir, masraflarını kendisi karşılar. Pazarlamacı ise işverenin işletmesine şahsen ve hukuken bağımlı bir çalışandır (işçidir), bağımsız işletmesi yoktur, işverenin doğrudan denetim ve talimatına tabidir.</td>
</tr>
<tr>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Ticari Temsilci (TBK m.504 vd.)</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">İşletmenin gayesine giren her türlü hukuki işlemi işveren adına yapmaya yetkilidir, en geniş temsil kudretine sahiptir ve faaliyetini genellikle işletme merkezinde icra eder. Pazarlamacı ise münhasıran işletme dışında faaliyet gösterir ve asıl edimi işlem yapmaktan çok aracılıktır.</td>
</tr>
<tr>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Ticari Vekil (TBK m.515 vd.)</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Ticari temsilci sıfatı olmaksızın işletmenin veya belirli işlemlerin yönetimini üstlenir; temsil yetkisi mutat/olağan işlerle sınırlıdır. Pazarlamacının bizzat işlem yapabilmesi ve tahsilat/vade değişikliği yetkisi ise ancak açık yazılı anlaşmayla mümkündür (TBK m.448, m.452).</td>
</tr>
<tr>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Simsar (TBK m.520)</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Belirli, tekil bir işlemin kurulmasına bağımsız olarak aracılık eder; işverenle sürekli hizmet/talimat bağı yoktur ve sözleşme kurulmadıkça ücrete hak kazanamaz. Pazarlamacının ilişkisi ise süreklidir ve işverenin emir/gözetimi altında yürütülür.</td>
</tr>
<tr>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Komisyoncu (TBK m.532)</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Kendi adına fakat müvekkili hesabına işlem yapar; üçüncü kişilerle hukuki bağ doğrudan komisyoncu ile kurulur ve bağımsız çalışır. Pazarlamacı ise işlemleri kendi adına değil her hâlükârda işveren hesabına yürütür.</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Pazarlamacı ile acente arasındaki en belirleyici ayrım hukuki ve idari bağımsızlıktır: acente, kendi bürosunu ve personelini yöneten, ticari kazanç saikiyle hareket eden bağımsız bir tacir yardımcısıdır; pazarlamacı ise işverenin ticari işletmesine şahsen ve hukuken bağımlı, temel ücret ve komisyon geliriyle çalışan bir işçidir. Ticari temsilci ve ticari vekilden farkı ise faaliyet yerinde ve temsil kudretinin genişliğindedir: ticari temsilci ve vekil işletme merkezinde/şubesinde ve geniş yetkilerle iş görürken, pazarlamacı münhasıran işletme dışında, sınırlı ve kural olarak sadece aracılık niteliğinde bir edim yerine getirir. Simsar ile arasındaki fark süreklilik ve bağımlılıktadır; pazarlamacı tacirin daimi yardımcısıyken simsar geçici olarak iş görür ve simsarın müvekkilini temsil yetkisi bulunmaz, oysa pazarlamacı TBK m.452 uyarınca bazı durumlarda temsil yetkisini de haiz olabilir. Komisyoncudan farkı ise işlemin kimin adına yapıldığıdır: komisyoncu kendi adına, pazarlamacı ise her zaman işveren adına ve hesabına hareket eder.</p>
<h2 id="rekabet-yasagi-sonrasi">Sözleşme Sona Erdikten Sonra Rekabet Yasağı Geçerli midir?</h2>
<div style="background: #f5f8fc; border-left: 4px solid #20486f; padding: 12px 18px;">
<p><strong>TBK m.444 – Koşulları:</strong> Fiil ehliyetine sahip olan işçi, işverene karşı, sözleşmenin sona ermesinden sonra herhangi bir biçimde onunla rekabet etmekten, özellikle kendi hesabına rakip bir işletme açmaktan, başka bir rakip işletmede çalışmaktan veya bunların dışında, rakip işletmeyle başka türden bir menfaat ilişkisine girişmekten kaçınmayı yazılı olarak üstlenebilir. Rekabet yasağı kaydı, ancak hizmet ilişkisi işçiye müşteri çevresi veya üretim sırları ya da işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkânı sağlıyorsa ve aynı zamanda bu bilgilerin kullanılması, işverenin önemli bir zararına sebep olacak nitelikteyse geçerlidir.</p>
<p><strong>TBK m.445 – Sınırlandırılması:</strong> Rekabet yasağı, işçinin ekonomik geleceğini hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye düşürecek biçimde yer, zaman ve işlerin türü bakımından uygun olmayan sınırlamalar içeremez ve süresi, özel durum ve koşullar dışında iki yılı aşamaz. Hâkim, aşırı nitelikteki rekabet yasağını, bütün durum ve koşulları serbestçe değerlendirmek ve işverenin üstlenmiş olabileceği karşı edimi de hakkaniyete uygun biçimde göz önünde tutmak suretiyle, kapsamı veya süresi bakımından sınırlayabilir.</p>
<p><strong>TBK m.446 – Aykırı davranışların sonuçları:</strong> Rekabet yasağına aykırı davranan işçi, bunun sonucu olarak işverenin uğradığı bütün zararları gidermekle yükümlüdür. Yasağa aykırı davranış bir ceza koşuluna bağlanmışsa ve sözleşmede aksine bir hüküm de yoksa, işçi öngörülen miktarı ödeyerek rekabet yasağına ilişkin borcundan kurtulabilir; ancak, işçi bu miktarı aşan zararı gidermek zorundadır. İşveren, ceza koşulu ve doğabilecek ek zararlarının ödenmesi dışında, sözleşmede yazılı olarak açıkça saklı tutması koşuluyla, kendisinin ihlal veya tehdit edilen menfaatlerinin önemi ile işçinin davranışı haklı gösteriyorsa, yasağa aykırı davranışa son verilmesini de isteyebilir.</p>
<p><strong>TBK m.447 – Sona ermesi:</strong> Rekabet yasağı, işverenin bu yasağın sürdürülmesinde gerçek bir yararının olmadığı belirlenmişse sona erer. Sözleşme, haklı bir sebep olmaksızın işveren tarafından veya işverene yüklenebilen bir nedenle işçi tarafından feshedilirse, rekabet yasağı sona erer.</p>
</div>
<p>Hizmet ilişkisi sona erdikten sonra pazarlamacının kural olarak rekabet etme özgürlüğü yeniden doğar; Anayasa m.48&#8217;de güvence altına alınan çalışma ve sözleşme hürriyeti gereğince herkes dilediği alanda çalışma ve mesleğini icra etme hakkına sahiptir. Fesihten sonraki dönemi kapsayan bir rekabet yasağı, ancak tarafların bu yönde açık, geçerli ve kanuni şartlara uygun bir rekabet yasağı sözleşmesi akdetmiş olmaları hâlinde istisnai olarak hüküm doğurabilir. Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi&#8217;nin 11.06.2024 tarihli, E.2024/731 ve K.2024/994 sayılı kararında belirtildiği üzere, hizmet sözleşmesi içinde ayrı bir hüküm olarak rekabet yasağı kaydı bulunması hâlinde, taraflar arasında hem hizmet ilişkisinin devamı süresince geçerli bir hizmet sözleşmesinin, hem de hizmet ilişkisi sona erdikten sonraki döneme dair yükümlülükler içeren bir rekabet yasağı sözleşmesinin varlığı kabul edilir ve tarafların her iki sözleşmeyle de bağlı oldukları esas alınır.</p>
<p>Sözleşme sonrası rekabet yasağının geçerlilik koşulları TBK m.444 ve m.445&#8217;te emredici bir çerçeveye bağlanmıştır. Yerleşik uygulamaya göre rekabet yasağı sözleşmesinin geçerli olabilmesi için bir iş sözleşmesinin bulunması, işçinin fiil ehliyetine sahip olması, iş sahibinin (işverenin) menfaatinin bulunması, yasağın sınırlı olması, sözleşmenin yazılı olması ve rekabet yasağının zaman, yer ve konu bakımından sınırlandırılmış olması gerekir; bu şartların kümülatif olarak gerçekleşmemesi hâlinde rekabet yasağı kaydı mutlak surette hükümsüz kalır.</p>
<p>Kanun koyucu işverenin salt ticari rekabetten korunma arzusunu tek başına meşru bir hak olarak görmemiş, yasağın varlığını işçinin işletmede edindiği özel bilgilere ve bu bilgilerin işverene verebileceği somut zarar tehlikesine bağlamıştır. Yerleşik uygulamaya göre rekabet yasağı kaydı, ancak hizmet ilişkisi işçiye müşteri çevresi veya üretim sırları ya da işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkânı sağlıyorsa ve aynı zamanda bu bilgilerin kullanılması işverenin önemli bir zararına sebep olacak nitelikteyse geçerlidir. Bu çerçevede geçerlilik denetiminde aranan temel kriterler şunlardır:</p>
<ul>
<li><strong>Müşteri çevresi veya ticari sırlara nüfuz edebilme:</strong> Pazarlamacının görevi sebebiyle işletmenin üretim sırlarına, gizli fiyatlandırma bilgilerine, özel iskonto baremlerine, tedarik kaynaklarına veya kritik müşteri verilerine muttali olması zorunludur; piyasada herkesçe bilinen veya kamuya açık rehberlerden ulaşılabilecek müşteri isimleri tek başına rekabet yasağının meşru sebebi olamaz.</li>
<li><strong>Önemli zarar tehlikesinin varlığı:</strong> Elde edilen bilgilerin rakip bir işletmede kullanılması neticesinde eski işverenin pazar payında, müşteri portföyünde veya ticari operasyonlarında önemli ve somut bir zarara uğrama ihtimalinin bulunması gerekir; soyut ve varsayımsal zarar ihtimalleri yeterli değildir.</li>
<li><strong>Zaman bakımından sınırlama:</strong> TBK m.445/1 gereğince rekabet yasağının süresi, özel durum ve zorunlu koşullar bulunmadıkça iki yılı aşamaz; aşan sözleşme kayıtları kanuni azami sınıra indirilir.</li>
<li><strong>Yer (coğrafi alan) bakımından sınırlama:</strong> Rekabet yasağının geçerli olabilmesi için belirli bir il, bölge veya pazarlamacının fiilen sorumlu olduğu coğrafi alanla sınırlandırılmış olması zorunludur. Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi&#8217;nin 20.11.2024 tarihli, E.2023/566 ve K.2024/1497 sayılı kararında, rekabet yasağına ilişkin hükmün yer itibarıyla sınırlama içermediği tespit edilerek sözleşmedeki rekabet yasağının geçersiz olduğuna hükmedilmiştir; tüm Türkiye&#8217;yi veya belirsiz yabancı ülkeleri kapsayan, yer sınırlaması içermeyen yasaklar geçersizdir.</li>
<li><strong>İşlerin türü bakımından sınırlama:</strong> Yasak, ancak pazarlamacının önceki işveren nezdinde fiilen yürüttüğü uzmanlık alanı ve ürün gamıyla sınırlı olabilir; işçinin tüm sektördeki genel mesleki faaliyetini engelleyen geniş klozlar dürüstlük kuralına aykırıdır.</li>
</ul>
<p>Rekabet yasağı anlaşmalarına bağlanan cezai şartlar da sıkı bir yargısal denetime tabidir. Cezai şartın miktarının sözleşme imzalanırken açık ve belirli olması şarttır. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi&#8217;nin 23.01.2026 tarihli, E.2024/647 ve K.2026/192 sayılı kararında, cezai şartın şartın gerçekleşmesinden sonra alacaklı tarafından belirlenmesini öngören bir hükmün, cezai şartın miktarının taraflarca serbestçe belirleneceği ilkesine aykırı olduğu ve bu şekilde belirlenen cezai şart koşulunun geçersiz olduğu hükme bağlanmıştır. Cezai şartın yalnızca işçi aleyhine öngörülmüş olması ise tek başına geçersizlik sebebi değildir. TBK m.420 uyarınca hizmet sözleşmelerine sadece işçi aleyhine konulan ceza koşulu geçersizdir; ancak İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi&#8217;nin 23.10.2025 tarihli, E.2023/393 ve K.2025/1701 sayılı kararında, somut olayda dayanılan şeyin hizmet sözleşmesi değil TBK m.444 vd. maddelerinde düzenlenen rekabet yasağı sözleşmesi olduğu, iş ilişkisinin sona ermesinden sonraki dönem için rekabet yasağı sözleşmelerinde kararlaştırılan ceza koşulunun karşılıklı olmasının gerekmediği ve yargı uygulamasında bu görüşün genel olarak kabul gördüğü belirtilmiştir. Aynı kararda, rekabet yasağı kaydı karşısında işverenin somut bir zarara uğramasının gerekmediği, işçinin işi nedeniyle edindiği bilgileri rakip işletmede kullanarak işverene önemli ölçüde zarar verme ihtimalinin bulunmasının yeterli olduğu vurgulanmıştır. Bununla birlikte taraflar arasında geçerli bir rekabet yasağı sözleşmesi bulunmasa dahi işçinin haksız rekabet eyleminde bulunamayacağı açıktır.</p>
<p>Rekabet yasağının ihlali hâlinde hâkimin cezai şartı hakkaniyete göre indirmesi uygulamada en sık karşılaşılan sonuçtur. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi yukarıdaki kararında, işten ayrıldığında 10.010 TL brüt ücret alan ve altı aylık brüt ücrete denk gelen 60.060 TL cezai şarta mahkûm edilen çalışan bakımından bu tutarı fahiş bularak yüzde kırk oranında tenkis yapmış ve 36.036 TL&#8217;ye hükmetmiştir; aynı kararda, davalının sigorta brokerliği sektöründe müşteri portföy bilgilerine vakıf olduğu ve işten ayrıldıktan sonra rakip şirkette çalışırken işverenin portföyündeki şirketlerle iletişime geçtiği tespit edilmiştir. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi&#8217;nin 06.11.2024 tarihli, E.2023/2160 ve K.2024/1898 sayılı kararında ise, marka patent danışmanı olarak çalışan ve ayrıldıktan sonra kendi kurduğu şirketle aynı alanda ve aynı bölgede faaliyet göstererek eski işverenin müşteri çevresinden yararlanan çalışanın rekabet etmeme klozunu ihlal ettiği kabul edilmiş; dava tarihi, çalışanın aldığı maaş, ortak olduğu şirkette imza ve temsil yetkisinin bulunmaması ve ekonomik geleceği birlikte değerlendirilerek sözleşmedeki 30 aylık brüt ücret tutarındaki cezai şart yerine, ilk derece mahkemesince takdir edilen 20.000 TL&#8217;lik cezai şart hakkaniyete uygun bulunmuş, işverenin ispatlanamayan maddi zarar ve manevi tazminat talepleri ise reddedilmiştir. Bu kararlar, sözleşmede ne kadar yüksek bir cezai şart öngörülürse öngörülsün, hâkimin çalışanın ücreti, pozisyonu ve ekonomik durumunu gözeterek tutarı indirebildiğini göstermektedir.</p>
<p>Sözleşmedeki rekabet yasağı veya cezai şart aşırı nitelikteyse hâkimin doğrudan müdahale ve tenkis yetkisi devreye girer. TBK m.445/2 uyarınca hâkim, aşırı nitelikteki rekabet yasağını, bütün durum ve koşulları serbestçe değerlendirmek ve işverenin üstlenmiş olabileceği karşı edimi de hakkaniyete uygun biçimde göz önünde tutmak suretiyle, kapsamı veya süresi bakımından sınırlayabilir. Aynı şekilde TBK m.182/son gereğince fahiş cezai şartların resen indirilmesi zorunludur; cezai şartın fahiş olup olmadığı belirlenirken tarafların ekonomik durumu, borçlunun ödeme kabiliyeti, borcunu yerine getirmemiş olması nedeniyle sağladığı menfaat, kusur derecesi ve borca aykırı davranışının ağırlığı ölçü alınarak hak, adalet ve nesafet kurallarına göre karar verilir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi&#8217;nin 17.10.2024 tarihli, E.2021/1024 ve K.2024/1474 sayılı kararında; davacının cezai şart talep etme hakkı bulunmakla birlikte TBK m.182/son uyarınca hâkimin fahiş bulduğu cezai şartı resen tenkis edebileceği vurgulanmış ve somut olayda davalının işyerindeki pozisyonu, son yıl aldığı ortalama ücret, gizlilik ve rekabet yasağına aykırılık nedeniyle davacının uğrayacağı zarar ihtimalinin boyutu ile davacı işverenin üstlendiği karşı bir edimin bulunmaması birlikte değerlendirilerek mahkemece belirlenen cezai şarttan 1/2 oranında tenkis yapılmasında isabetsizlik görülmemiştir.</p>
<p>Öte yandan iş akdinin feshinden sonraki rekabet yasağı ihlallerinden doğan davaların çözümünde görevli mahkeme, pazarlamacılık sözleşmesinin kendisinden doğan uyuşmazlıklardan farklı olarak, iş mahkemesi değil ticaret mahkemeleridir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi&#8217;nin 26.06.2025 tarihli, E.2024/1736 ve K.2025/882 sayılı ilamında, davanın rekabet yasağı sözleşmesiyle kararlaştırılan, iş akdinin feshinden sonra işçinin rekabet etmeme yasağına aykırı davranışları iddiasına dayalı zararın ve cezai şartın tahsili istemine ilişkin olduğu tespit edilerek, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu&#8217;nun 13.06.2025 tarihli, E.2023/1 ve K.2025/3 sayılı kararı ile TBK m.444 ve m.447 uyarınca rekabet yasağına aykırılık sebebiyle açılacak davalarda görevli mahkemenin asliye ticaret mahkemeleri olması gerektiğine karar verildiği belirtilmiştir. Dolayısıyla pazarlamacılık ilişkisinin kendisinden doğan ücret, komisyon ve tazminat davalarında iş mahkemesi görevliyken, sözleşme sona erdikten sonraki rekabet yasağı ihlaline dayalı cezai şart ve tazminat davalarında görevli mahkeme asliye ticaret mahkemesidir; bu iki görev kuralı birbirinden bağımsız değerlendirilmelidir.</p>
<h2 id="haksiz-fesihte-rekabet-yasagi">Haksız Fesihte veya İşçinin Haklı Feshinde Rekabet Yasağı Sona Erer mi?</h2>
<p>Sözleşme sonrası rekabet yasağı taahhütleri ve bunlara bağlı cezai şartlar mutlak ve her şartta ayakta kalan kayıtlar değildir. Bu borcun ayakta kalması, sözleşmenin hangi tarafça ve ne şekilde sona erdirildiği olgusuyla doğrudan bağlıdır. Kanun koyucu, işverenin kendi kusuru veya sözleşmeye aykırı haksız tutumu neticesinde iş ilişkisinin bozulması hâlinde, işçiyi rekabet yasağıyla bağlı tutmasını iş hukukunun temel koruma amacına aykırı bulmuştur.</p>
<p>Bu koruma prensibi TBK m.447&#8217;de emredici olarak düzenlenmiştir. TBK m.447/1 uyarınca rekabet yasağı, işverenin bu yasağın sürdürülmesinde gerçek bir yararının olmadığı belirlenmişse sona erer; işletmenin tasfiye edilmesi, ilgili ürün gamından veya faaliyet alanından tamamen çekilmesi ya da ticari sırların güncelliğini yitirmesi hâllerinde yasağın hukuki zemini ortadan kalkar. TBK m.447/2 ise fesih türünün rekabet yasağı üzerindeki etkisini düzenler: sözleşme, haklı bir sebep olmaksızın işveren tarafından veya işverene yüklenebilen bir nedenle işçi tarafından feshedilirse, rekabet yasağı sona erer.</p>
<p>Bu düzenlemeler gereğince rekabet yasağının kendiliğinden sona erdiği iki temel fesih hâli mevcuttur. Birincisi, sözleşmenin işveren tarafından haksız veya geçersiz olarak feshedilmesidir: işveren, sözleşmeyi 4857 sayılı İş Kanunu m.25/II veya TBK m.435 anlamında haklı bir nedene dayanmaksızın tek taraflı feshettiğinde, fesih bildirimiyle birlikte sözleşmedeki rekabet yasağı maddesi ve buna bağlı cezai şart hükümleri kendiliğinden hükümsüz kalır. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi&#8217;nin 05.03.2026 tarihli, E.2022/1774 ve K.2026/408 sayılı kararında, TBK m.447/2&#8217;deki düzenlemenin, iş akdinin işçi tarafından haklı nedenle feshi veya işveren tarafından haksız şekilde feshi hâlinde rekabet yasağının sona ereceği yönünde olduğu tespit edilmiş; somut olayda davacı işverenin iş akdini haksız feshettiği iş mahkemesince kesin hükümle belirlendiğinden davalının rekabet yasağının sona erdiğinin kabulü gerektiği sonucuna varılmıştır.</p>
<p>İkinci hâl, sözleşmenin işverenin kusurlu davranışları nedeniyle pazarlamacı tarafından haklı nedenle feshedilmesidir: temel ücretin, prim ve komisyonların ödenmemesi, geciktirilmesi veya eksik yatırılması, masraf ve avansların karşılanmaması, çalışma koşullarının tek taraflı ağırlaştırılması, müşteri çevresinin haklı sebep olmaksızın elinden alınması veya mobbinge maruz bırakılması gibi işverene yüklenebilen sebeplerle pazarlamacı sözleşmeyi haklı nedenle feshettiğinde de rekabet yasağı kaydı anında hükümsüz hâle gelir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi&#8217;nin 02.07.2026 tarihli, E.2023/2328 ve K.2026/1352 sayılı kararında bu sonuç açıkça ortaya konulmuştur: davalının hizmet sözleşmesini davacı işverenden kaynaklanan sebeplerle haklı olarak feshettiği kesinleşmiş olup, TBK m.447/2 hükmü uyarınca rekabet yasağı sona erdiğinden, davacı işveren tarafından davalıdan rekabet yasağı sözleşmesine aykırı davranıldığından bahisle cezai şart bedeli ile aşkın zarar talebinde bulunulamayacağı gerekçesiyle dava reddedilmiştir.</p>
<p>TBK m.447/2 gereğince rekabet yasağının sona ermesi geçmişe etkili değildir; feshin yapıldığı andan itibaren ileriye dönük olarak yasağın hukuken kalkması sonucunu doğurur. Yasağın sona ermesiyle birlikte pazarlamacı derhal aynı sektörde, aynı coğrafi bölgede başka bir rakip işletmede işe başlayabilir veya kendi adına bağımsız ticari işletme kurabilir; işverenin rekabet yasağı sözleşmesine dayanarak cezai şart talep etme hakkı tamamen düşer; işverenin rekabet yasağının ihlali iddiasıyla maddi-manevi tazminat veya munzam zarar talep etme imkânı ortadan kalkar; işverence talep edilebilecek muhtemel ihtiyati tedbir veya faaliyetin durdurulması istemleri de hukuki dayanaktan yoksun kalır. Hizmet ilişkisini kendi kusurlu eylemleriyle veya haksız feshiyle sona erdiren bir işverenin, iş akdi bittikten sonra çalışanının anayasal çalışma hürriyetini kısıtlamaya ve ondan cezai yaptırım talep etmeye hakkı bulunmamaktadır.</p>
<h2 id="zamanasimi">Pazarlamacılık Sözleşmesinden Doğan Alacaklarda Zamanaşımı Süresi</h2>
<p>Pazarlamacılık sözleşmesi kapsamında doğan parasal hak ve alacakların zamanaşımı süresi, hem TBK hem de İş Kanunu bakımından yeknesak bir esasa bağlanmıştır. Pazarlamacının temel (sabit) ücreti, satış ve aracılık komisyonları, prim alacakları, harcırah ve gider karşılıkları ile TBK m.456 uyarınca talep edilen pazarlama faaliyetinin engellenmesi tazminatı dönemsel edim niteliğindedir. TBK m.147/1 hükmü kira bedelleri, anapara faizleri ve ücret gibi diğer dönemsel edimler için beş yıllık zamanaşımı süresi öngörür; aynı doğrultuda 4857 sayılı İş Kanunu m.32&#8217;nin son fıkrasında ücret alacaklarında zamanaşımı süresinin beş yıl olduğu düzenlenmiştir. İş hukukunda ve borçlar hukukunda komisyon ve prim ödemeleri de geniş anlamda ücret kavramı içinde değerlendirildiğinden, pazarlamacılık ilişkisinden doğan tüm periyodik alacaklar beş yıllık zamanaşımı süresine tabidir.</p>
<p>Zamanaşımı süresinin başlangıcı, her bir alacak kalemi bakımından o alacağın muaccel olduğu tarihtir (TBK m.149/1). Sabit ücret alacaklarında muacceliyet, sözleşmede kararlaştırılan ödeme gününde veya en geç ay sonunda doğar; beş yıllık süre her bir ayın ücreti için ayrı ayrı işlemeye başlar. Komisyon alacaklarında muacceliyet, TBK m.455 ve m.460 hükümleri uyarınca işlemin kurulduğu, siparişin işverene intikal ettiği veya en geç hesap döneminin sona erdiği anda gerçekleşir; yıllık veya dönemsel komisyon hesap özetlerinin çıkarılması gereken tarihten itibaren beş yıllık süre işler. Pazarlama faaliyetinin engellenmesi tazminatında muacceliyet, faaliyetin imkânsız hâle getirildiği veya engellemenin gerçekleştiği ilgili ücret ödeme döneminde doğar. Sözleşmenin sona ermesiyle birlikte muaccel hâle gelen bakiye komisyon, yıllık izin ücreti ve kıdem/ihbar tazminatlarında ise zamanaşımı süresi fesih tarihinden itibaren işlemeye başlar.</p>
<p>Alacak ve tazminat taleplerinin yargı mercileri önünde ileri sürülmesinde dava türünün doğru tayini usul ekonomisi bakımından önemlidir. 7589 sayılı Kanun&#8217;la 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu&#8217;nun 107. maddesinde düzenlenen belirsiz alacak davası müessesesi 31 Temmuz 2026 tarihi itibarıyla yürürlükten kaldırılmıştır. Bu değişiklik doğrultusunda, pazarlamacılık sözleşmesinden doğan sabit ücret, komisyon farkı, engelleme tazminatı ve sair işçilik haklarına ilişkin uyuşmazlıklarda alacaklar belirsiz alacak davası olarak değil, HMK m.109 uyarınca fazlaya ilişkin haklar saklı tutulmak kaydıyla kısmi dava şeklinde ikame edilmelidir. Bu yöntem, pazarlamacının hak kazandığı alacakların zamanaşımı def&#8217;i riski gözetilerek yargısal güvence altına alınmasını sağlar.</p>
<h2 id="sss">Sıkça Sorulan Sorular</h2>
<h3>Pazarlamacılık sözleşmesi nedir?</h3>
<p>Pazarlamacılık sözleşmesi, TBK m.448 uyarınca pazarlamacının sürekli olarak bir ticari işletme sahibi işveren hesabına ve işletmesinin dışında işlemlere aracılık etmeyi veya yazılı anlaşma varsa bu anlaşmada belirtilen işlemleri yapmayı, işverenin de buna karşılık ücret ödemeyi üstlendiği, hizmet sözleşmesinin özel bir türüdür.</p>
<h3>Pazarlamacılık sözleşmesi yazılı yapılmak zorunda mıdır?</h3>
<p>Hayır; sözleşme kural olarak şekil serbestisine tabidir ve yazılı olmayan bir pazarlamacılık ilişkisi de geçerlidir. Yazılı şekil yalnızca pazarlamacıya işlem yapma yetkisi verilmesi, garanti üstlenimi, tekelin aksinin kararlaştırılması ve sözleşme sonrası rekabet yasağı gibi istisnai kayıtlar için aranır.</p>
<h3>Sözleşmenin adı &#8220;danışmanlık&#8221; veya &#8220;bayilik&#8221; olsa da pazarlamacılık sözleşmesi sayılır mı?</h3>
<p>Evet; TBK m.19/1 uyarınca sözleşmenin niteliği tarafların verdiği isme değil gerçek içeriğine göre belirlenir. İlişki TBK m.448&#8217;deki altı unsuru (süreklilik, işletme dışında faaliyet, işveren hesabına çalışma, aracılık/işlem yapma, ücret) taşıyorsa, ad ne olursa olsun pazarlamacılık sözleşmesi olarak nitelendirilir.</p>
<h3>Pazarlamacılık sözleşmesinden doğan uyuşmazlıklarda hangi mahkeme görevlidir?</h3>
<p>Kural olarak iş mahkemesi görevlidir; çünkü pazarlamacılık sözleşmesi TBK&#8217;nın hizmet sözleşmelerine ayrılan bölümünde düzenlenmiştir ve 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu bu tür sözleşmelerden doğan uyuşmazlıkları iş mahkemelerinin görevine vermiştir.</p>
<h3>Pazarlamacı, İş Kanunu anlamında işçi sayılır mı?</h3>
<p>Evet; pazarlamacılık faaliyeti İş Kanunu m.4&#8217;teki istisnalar arasında sayılmadığından pazarlamacı İş Kanunu kapsamındadır ve bağımlılık unsurunun (talimatlara tabilik, ekonomik bağımlılık) somut olayda gerçekleşmesi hâlinde kıdem ve ihbar tazminatı gibi işçilik haklarına hak kazanabilir.</p>
<h3>Pazarlamacının müşterinin ödememesinden sorumlu tutulması mümkün müdür?</h3>
<p>Kural olarak hayır; TBK m.451/1 uyarınca bu yönde yapılan anlaşmalar kesin hükümsüzdür. Yalnızca pazarlamacının kendi getirdiği müşterilerle sınırlı, yazılı, zararın dörtte birini aşmayan ve karşılığında ek komisyon öngörülen dar kapsamlı bir üstlenim istisnai olarak geçerlidir.</p>
<h3>Pazarlamacı müşteriden tahsilat yapabilir mi?</h3>
<p>Hayır; TBK m.452/2 uyarınca özel bir yazılı yetki verilmedikçe pazarlamacı müşterilerden tahsilat yapamaz ve ödeme günlerini değiştiremez. Bu yetki olmadan yapılan tahsilat kural olarak işvereni bağlamaz.</p>
<h3>Pazarlamacının komisyon hakkı sözleşme sona erdikten sonra da devam eder mi?</h3>
<p>Evet; TBK m.460 uyarınca sözleşmenin sona ermesine kadar işverene iletilen tüm siparişler için komisyon ödenir; siparişin kabul veya ifa edilme zamanının fesihten sonraki bir tarihe denk gelmesi bu hakkı ortadan kaldırmaz.</p>
<h3>Deneme süresi en fazla ne kadar olabilir?</h3>
<p>TBK m.454&#8217;ün son fıkrası uyarınca deneme süresi en çok iki ay olabilir; bu süreyi aşan kısım kendiliğinden hükümsüz kalır ve sözleşme iki ayın dolmasıyla kesinleşmiş bir hizmet akdine dönüşür.</p>
<h3>Mevsimlik faaliyette özel fesih süresi nasıl işler?</h3>
<p>TBK m.459 uyarınca komisyonun sabit ücretin en az beşte birini oluşturması ve faaliyetin önemli mevsimlik dalgalanmadan etkilenmesi hâlinde, işveren ve pazarlamacı yeni mevsim sırasında veya bir sonraki mevsime kadar olan dönemde iki aylık fesih bildirim süresine uyarak sözleşmeyi feshedebilir.</p>
<h3>Pazarlamacının hapis hakkı hangi mallar üzerinde kullanılabilir?</h3>
<p>TBK m.458 ve m.460/2 uyarınca pazarlamacı, alacaklarını güvence altına almak için elindeki taşınırlar, kıymetli evrak ve tahsil ettiği paralar üzerinde hapis hakkını kullanabilir; ancak araç ve taşıma belgelerini, fiyat tarifelerini ve müşteri kayıtlarını alıkoyamaz.</p>
<h3>Sözleşme sonrası rekabet yasağı her zaman geçerli midir?</h3>
<p>Hayır; yazılı olması, işverenin gerçek bir menfaatinin (müşteri çevresi/ticari sır bilgisi ve önemli zarar tehlikesi) bulunması, süre bakımından iki yılı aşmaması, yer ve iş türü bakımından sınırlandırılmış olması gerekir. Bu şartlardan biri eksikse yasak hükümsüz kalır veya hâkim tarafından sınırlandırılır.</p>
<h3>İşveren haksız feshederse rekabet yasağı geçerliliğini korur mu?</h3>
<p>Hayır; TBK m.447/2 uyarınca sözleşme işveren tarafından haklı sebep olmaksızın feshedilirse veya işverene yüklenebilen bir nedenle pazarlamacı tarafından haklı nedenle feshedilirse, rekabet yasağı ve buna bağlı cezai şart kendiliğinden sona erer.</p>
<h3>Rekabet yasağına aykırılık davalarında hangi mahkeme görevlidir?</h3>
<p>Pazarlamacılık sözleşmesinin ifasından doğan davalardan farklı olarak, sözleşme sonrası rekabet yasağına aykırılığa dayalı cezai şart ve tazminat davalarında Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu&#8217;nun 13.06.2025 tarihli kararı uyarınca asliye ticaret mahkemesi görevlidir.</p>
<h3>Pazarlamacı alacak davası açmadan önce arabulucuya başvurmak zorunda mı?</h3>
<p>Evet; 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu m.3/1 uyarınca işçi alacağı ve tazminatı davalarında arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır; başvuru yapılmadan açılan dava usulden reddedilir ve arabuluculuk süresince zamanaşımı durur.</p>
<h3>Pazarlamacılık sözleşmesinden doğan alacaklarda zamanaşımı ne kadardır?</h3>
<p>Sabit ücret, komisyon, prim ve engelleme tazminatı alacakları TBK m.147/1 ve İş Kanunu m.32 uyarınca beş yıllık zamanaşımına tabidir; süre her alacak kaleminin muaccel olduğu tarihten itibaren ayrı ayrı işlemeye başlar.</p>
<h2 id="sonuc">Sonuç</h2>
<p>Pazarlamacılık sözleşmesi, TBK m.448-460 arasında ayrıntılı ve büyük ölçüde emredici hükümlerle korunan, hizmet sözleşmesinin özel bir türüdür. Uygulamada en sık karşılaşılan uyuşmazlık, sözleşmeye verilen adın gerçek içerikle örtüşmemesidir: işverenler bu ilişkiyi danışmanlık, bayilik veya tali satıcılık gibi adlar altında kurgulasa dahi, TBK m.19/1 gereği gerçek irade ve fiili çalışma biçimi esas alınır ve unsurlar gerçekleşmişse ilişki pazarlamacılık sözleşmesi sayılır. Bunun en somut sonucu, doğan uyuşmazlıkların iş mahkemesinde görülmesi ve pazarlamacının kıdem/ihbar tazminatı dahil işçilik haklarına hak kazanabilmesidir. Sözleşme sona erdikten sonraki rekabet yasağı ise ayrı bir hukuki rejime tabidir; geçerliliği sıkı şartlara bağlıdır, işverenin haksız feshi veya pazarlamacının haklı feshi hâlinde kendiliğinden sona erer ve buna dayalı davalarda görevli mahkeme asliye ticaret mahkemesidir. Somut bir pazarlamacılık ilişkisinin doğru nitelendirilmesi, alacakların hesaplanması ve dava stratejisinin belirlenmesi teknik bilgi gerektiren bir süreç olduğundan, bu süreçte bir <a href="https://www.sarioglusefer.com/sozlesme-avukati/">pazarlamacılık sözleşmesi avukatı</a> ile çalışmak hak kayıplarının önlenmesi bakımından önem taşımaktadır.</p>
<p>Av. Mehmet Sarıoğlu tarafından hazırlanmış; Av. Fatih Sefer tarafından incelenip yayına uygun bulunmuştur.</p>
<p>Sarıoğlu &amp; Sefer Hukuk Bürosu<br />
Osmaniye Mah., İsmail Erez Bulvarı No: 9/2, 34146 Bakırköy/İstanbul</p>
</div>
<p><a rel="nofollow" href="https://www.sarioglusefer.com/pazarlamacilik-sozlesmesi/">Pazarlamacılık Sözleşmesi Nedir? Şartları, Feshi ve Görevli Mahkeme</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://www.sarioglusefer.com">SARIOĞLU &amp; SEFER HUKUK BÜROSU</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tüketim Ödüncü Sözleşmesi Nedir? Karz Akdi (TBK 386-392)</title>
		<link>https://www.sarioglusefer.com/tuketim-oduncu-sozlesmesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Av. Mehmet Sarıoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 05 Sep 2026 20:14:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sözleşmeler Hukuku]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sarioglusefer.com/?p=4690</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tüketim ödüncü sözleşmesi (karz akdi), ödünç verenin bir miktar parayı veya tüketilebilen bir misli eşyayı ödünç alana devretmeyi, ödünç alanın da aynı nitelik ve miktarda şeyi geri vermeyi üstlendiği, Türk Borçlar Kanunu&#8217;nun 386-392. maddelerinde düzenlenen sözleşmedir. Bir yakınınıza borç para verme, arkadaşınıza altın veya buğday ödünç verme günlük hayatta en sık karşılaşılan tüketim ödüncü örnekleridir ... <a title="Tüketim Ödüncü Sözleşmesi Nedir? Karz Akdi (TBK 386-392)" class="read-more" href="https://www.sarioglusefer.com/tuketim-oduncu-sozlesmesi/" aria-label="Tüketim Ödüncü Sözleşmesi Nedir? Karz Akdi (TBK 386-392) hakkında daha fazlasını okuyun">Devamını oku</a></p>
<p><a rel="nofollow" href="https://www.sarioglusefer.com/tuketim-oduncu-sozlesmesi/">Tüketim Ödüncü Sözleşmesi Nedir? Karz Akdi (TBK 386-392)</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://www.sarioglusefer.com">SARIOĞLU &amp; SEFER HUKUK BÜROSU</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="ss-mak" style="line-height: 1.8;">
<p><strong>Tüketim ödüncü sözleşmesi (karz akdi), ödünç verenin bir miktar parayı veya tüketilebilen bir misli eşyayı ödünç alana devretmeyi, ödünç alanın da aynı nitelik ve miktarda şeyi geri vermeyi üstlendiği, Türk Borçlar Kanunu&#8217;nun 386-392. maddelerinde düzenlenen sözleşmedir.</strong> Bir yakınınıza borç para verme, arkadaşınıza altın veya buğday ödünç verme günlük hayatta en sık karşılaşılan tüketim ödüncü örnekleridir ve bu sözleşme sözlü olarak da geçerli şekilde kurulabilir. Ancak sözleşmenin geçerliliği ile ispatı birbirinden tamamen farklı meselelerdir; uygulamada asıl uyuşmazlık çoğu zaman &#8220;borç verildi mi, verilmediyse ne zaman geri istenebilir&#8221; sorusunun ispatı aşamasında ortaya çıkar. Bu yazıda tüketim ödüncünün unsurlarını, faiz rejimini, ispat kurallarını, zamanaşımı sürelerini ve dava sürecini 2026 itibarıyla yürürlükteki mevzuat ile güncel Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemesi kararları ışığında ele alıyoruz.</p>
<nav class="ss-nav" style="background: #f5f8fc; border: 1px solid #dce5ef; border-radius: 6px; padding: 14px 20px;"><strong>İçindekiler</strong></p>
<ol>
<li><a href="#tuketim-oduncu-nedir">Tüketim Ödüncü Sözleşmesi (Karz Akdi) Nedir?</a></li>
<li><a href="#kullanim-oduncu-farki">Tüketim Ödüncü ile Kullanım Ödüncü (Ariyet) Arasındaki Fark Nedir?</a></li>
<li><a href="#ivazli-ivazsiz">Tüketim Ödüncü Sözleşmesi İvazlı mı, İvazsız mı Kurulur?</a></li>
<li><a href="#ticari-nitelik">Bir Tüketim Ödüncü Sözleşmesi Ne Zaman Ticari Sayılır?</a></li>
<li><a href="#faiz">Tüketim Ödüncünde Faiz Ne Zaman İstenebilir?</a></li>
<li><a href="#kiymetli-evrak">Ödünç Konusu Yerine Kıymetli Evrak veya Ticari Mal Verilirse Borç Tutarı Nasıl Hesaplanır?</a></li>
<li><a href="#odeme-gucsuzlugu">Ödünç Alan Ödeme Güçsüzlüğüne Düşerse Ödünç Veren Ne Yapabilir?</a></li>
<li><a href="#ispat">Tüketim Ödüncü Sözleşmesinin İspatı Nasıl Yapılır?</a></li>
<li><a href="#bagislama-farki">Tüketim Ödüncü ile Bağışlama Arasındaki Fark Nedir?</a></li>
<li><a href="#tuketici-kredisi-farki">Tüketim Ödüncü ile Tüketici Kredisi Sözleşmesi Arasındaki Fark Nedir?</a></li>
<li><a href="#geri-verme-zamani">Ödüncün Geri Verilmesi Ne Zaman İstenebilir?</a></li>
<li><a href="#zamanasimi">Tüketim Ödüncü Alacağında Zamanaşımı Süresi Nedir?</a></li>
<li><a href="#tahsil-yollari">Tüketim Ödüncüne Dayalı Alacağın Tahsili İçin Hangi Yollara Başvurulabilir?</a></li>
<li><a href="#gorevli-mahkeme">Tüketim Ödüncü Davasında Görevli Mahkeme Hangisidir?</a></li>
<li><a href="#yetkili-mahkeme">Tüketim Ödüncü Davasında Yetkili Mahkeme Neresidir?</a></li>
<li><a href="#sss">Sıkça Sorulan Sorular</a></li>
</ol>
</nav>
<div class="ss-kanun" style="background: #f5f8fc; border-left: 4px solid #20486f; padding: 12px 18px;">
<p><strong>TBK Madde 386 – Tanımı:</strong> Tüketim ödüncü sözleşmesi, ödünç verenin, bir miktar parayı ya da tüketilebilen bir şeyi ödünç alana devretmeyi, ödünç alanın da aynı nitelik ve miktarda şeyi geri vermeyi üstlendiği sözleşmedir.</p>
<p><strong>TBK Madde 387 – Faiz (Genel Olarak):</strong> Ticari olmayan tüketim ödüncü sözleşmesinde, taraflarca kararlaştırılmış olmadıkça faiz istenemez. Ticari tüketim ödüncü sözleşmesinde, taraflarca kararlaştırılmamış olsa bile faiz istenebilir.</p>
<p><strong>TBK Madde 388 – Faize İlişkin Özel Kurallar:</strong> Tüketim ödüncü sözleşmesinde faiz oranı belirlenmemişse, kural olarak ödünç alma zamanında ve yerinde o tür ödünçlerde geçerli olan faiz oranı uygulanır. Sözleşmede aksine bir hüküm yoksa, belirlenen faiz, yıllık olarak ödenir. Faizin anaparaya eklenerek birlikte yeniden faiz yürütülmesi kararlaştırılamaz.</p>
<p><strong>TBK Madde 389 – Zamanaşımı:</strong> Ödünç alanın, ödünç konusunun teslimine ve ödünç verenin de bu şeyin teslim alınmasına ilişkin istemleri, diğer tarafın bu konuda temerrüde düşmesinden başlayarak altı ayın geçmesiyle zamanaşımına uğrar.</p>
<p><strong>TBK Madde 390 – Ödünç Alanın Ödeme Güçsüzlüğü:</strong> Ödünç alan, ödünç sözleşmesinin kurulmasından sonra ödeme güçsüzlüğüne düşerse ödünç veren, ödünç konusunun tesliminden kaçınabilir. Ödünç veren, ödünç alanın sözleşmenin kurulmasından önce ödeme güçsüzlüğüne düşmüş olduğunu daha sonra öğrenmişse, aynı hakka sahiptir.</p>
<p><strong>TBK Madde 391 – Para Yerine Verilen Şeyler:</strong> Ödünç alana, sözleşmede kararlaştırılan para yerine, kıymetli evrak veya ticari mallar verilirse, borcun tutarı, bunların teslim zamanı ve yerindeki borsa ya da piyasa değeri üzerinden hesaplanır; aksine yapılan sözleşme geçersizdir.</p>
<p><strong>TBK Madde 392 – Geri Verme Zamanı:</strong> Ödüncün geri verilmesi konusunda belirli bir gün ya da bildirim süresi veya borcun geri istendiği anda muaccel olacağı kararlaştırılmamışsa ödünç alan, ilk istemden başlayarak altı hafta geçmedikçe ödüncü geri vermekle yükümlü değildir.</p>
</div>
<h2 id="tuketim-oduncu-nedir">Tüketim Ödüncü Sözleşmesi (Karz Akdi) Nedir?</h2>
<p>Tüketim ödüncü sözleşmesi, TBK m.386 uyarınca ödünç verenin bir miktar parayı veya tüketilebilen bir misli eşyayı ödünç alana devretmeyi, ödünç alanın da aynı nitelik ve miktardaki şeyi geri vermeyi üstlendiği rızai bir sözleşmedir. Halk arasında ve eski hukuk dilinde &#8220;karz akdi&#8221; olarak da anılır. Sözleşmenin kurulabilmesi için dört unsurun bir arada bulunması gerekir:</p>
<ul>
<li>Bir miktar para veya mislî (sayma, tartma ya da ölçmeyle belirlenip yerine bir başkası konulabilen) bir eşyanın varlığı,</li>
<li>Ödünç verenin bu şeyi ödünç alana devretmeyi üstlenmesi; devir, ödünç alana şeyi tüketme ve dilediği gibi tasarruf etme yetkisi tanır,</li>
<li>Ödünç alanın, teslim aldığı şeyin aynısını değil, aynı miktar ve nitelikteki mislini geri verme borcu altına girmesi,</li>
<li>Tarafların bu hususlarda anlaşması; sözleşme herhangi bir geçerlilik şekline tabi değildir, sözlü mutabakat ve teslimle dahi geçerli şekilde kurulur.</li>
</ul>
<p>Sözleşmenin konusu yalnızca para ile sınırlı değildir; sayma, tartma veya ölçmeyle belirlenebilen her türlü misli eşya (altın, buğday, benzin, ticari mal vb.) tüketim ödüncüne konu olabilir. Buna karşılık bir heykeltıraşın ürettiği belirli bir heykel gibi misli olmayan, ferden belirlenmiş eşya tüketim ödüncünün değil, kullanım ödüncü (ariyet) veya kira sözleşmesinin konusunu oluşturabilir.</p>
<h2 id="kullanim-oduncu-farki">Tüketim Ödüncü ile Kullanım Ödüncü (Ariyet) Arasındaki Fark Nedir?</h2>
<p>Türk Borçlar Kanunu iki ayrı ödünç sözleşmesi türü düzenler: TBK m.379-385 arasındaki <a href="https://www.sarioglusefer.com/kullanim-oduncu-sozlesmesi/">kullanım ödüncü (ariyet) sözleşmesi</a> ve TBK m.386-392 arasındaki tüketim ödüncü sözleşmesi. İki sözleşme de bir tarafın diğerine karşılıksız veya belirli koşullarla bir şey vermesini içerse de, hukuki sonuçları temelden farklıdır.</p>
<table style="width: 100%; border-collapse: collapse;">
<tbody>
<tr>
<th style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em; background: #f5f8fc;">Kriter</th>
<th style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em; background: #f5f8fc;">Tüketim Ödüncü</th>
<th style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em; background: #f5f8fc;">Kullanım Ödüncü (Ariyet)</th>
</tr>
<tr>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Sözleşmenin konusu</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Para veya mislî eşya</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Ferden belirlenmiş, misli olmayan eşya</td>
</tr>
<tr>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Mülkiyetin durumu</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Ödünç alana geçer, dilediği gibi tasarruf edebilir</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Ödünç verende kalır, yalnızca kullanım hakkı devredilir</td>
</tr>
<tr>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">İade edilen şey</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Aynı miktar ve nitelikte misli (aynen değil)</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Bizzat teslim alınan eşyanın kendisi (aynen iade)</td>
</tr>
<tr>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Karşılık (ivaz)</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">İvazlı (faizli) veya ivazsız olabilir</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Kural olarak karşılıksızdır</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<h2 id="ivazli-ivazsiz">Tüketim Ödüncü Sözleşmesi İvazlı mı, İvazsız mı Kurulur?</h2>
<p>Tüketim ödüncü, borçlar hukuku dogmatiğinde hem ivazlı (karşılıklı) hem de ivazsız (karşılıksız) olarak kurulabilen kendine özgü bir yapı taşır. Bu ayrım, sözleşmenin tabi olduğu hukuki rejimi ve faiz yükümlülüğünün doğup doğmayacağını doğrudan belirler.</p>
<p>TBK m.387/1 hükmü, ticari olmayan yani adi nitelikteki tüketim ödüncü sözleşmelerinde ivazsızlığı kural olarak benimser: taraflarca açıkça kararlaştırılmadıkça ödünç alan faiz ödemekle yükümlü tutulamaz. Faiz kararlaştırılmamışsa adi tüketim ödüncü ivazsız kalır ve <strong>eksik iki tarafa borç yükleyen</strong> sözleşmeler grubuna girer; çünkü ödünç verenin mülkiyeti devir borcuna karşılık ödünç alanın iade borcu hukuki anlamda bir karşı edim değil, ödünç ilişkisinin doğasından kaynaklanan bir yükümlülüktür.</p>
<p>Buna karşılık taraflar faiz kararlaştırırsa veya sözleşme ticari nitelik taşırsa (TBK m.387/2), tüketim ödüncü ivazlı hale gelir ve <strong>tam iki tarafa borç yükleyen (sinallagmatik)</strong> bir sözleşme vasfı kazanır. Ticari hayatın gerekleri ve sermayenin kullanım değeri, kanun koyucunun ticari tüketim ödüncünde faizi kararlaştırılmamış olsa dahi yasal bir sonuç olarak kabul etmesine zemin hazırlamıştır.</p>
<h2 id="ticari-nitelik">Bir Tüketim Ödüncü Sözleşmesi Ne Zaman Ticari Sayılır?</h2>
<p>Bir ödünç ilişkisinin adi mi yoksa ticari mi olduğunun tespiti; faiz hakkını, zamanaşımı hükümlerini ve görevli mahkemeyi doğrudan etkilediği için büyük önem taşır. Tüketim ödüncü sözleşmesi doğrudan TBK&#8217;da düzenlenmiş bir akit tipi olduğundan, salt kanunda yer alma kıstasıyla mutlak ticari işler arasında sayılmaz; ticarilik, tarafların tacir sıfatına ve işlemin ticari işletmeyle bağlantısına göre belirlenir.</p>
<p>Bu noktada TTK m.19&#8217;daki ticari iş karinesi devreye girer. Buna göre bir tacirin borçları kural olarak ticaridir. Gerçek kişi tacir, işlemin ticari işletmesiyle ilgili olmadığını açıkça bildirmediği veya işin ticari sayılmasına durum elverişli olmadığı sürece, üstlendiği ödünç borcu kanunen ticari sayılır. Tüzel kişi tacirlerde (ticaret şirketleri) bu karine mutlaktır; çünkü tüzel kişi tacirin ayrı bir şahsi malvarlığı alanı bulunmaz, gerçekleştirdiği tüm işlemler ticari işletmesiyle ilgili kabul edilir. TTK m.19/2 uyarınca taraflardan yalnızca biri için ticari iş niteliğinde olan bir sözleşme, kanunda aksine hüküm bulunmadıkça diğer taraf için de ticari iş sayılır.</p>
<p>Ancak bu maddi hukuk karinesi ile uyuşmazlığın <strong>ticari dava</strong> sayılıp asliye ticaret mahkemesinin görev alanına girmesi ayrı meselelerdir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 19. Hukuk Dairesi&#8217;nin 14.04.2023 tarihli, E. 2020/1874 ve K. 2023/908 sayılı ilamında vurgulandığı üzere, Türk Ticaret Kanunu ticari davayı kanunda sayılan istisnalar dışında ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Bir tüketim ödüncü uyuşmazlığının nispi ticari dava sayılabilmesi için yalnızca işlemin ticari iş sayılması yetmez; her iki tarafın da tacir olması ve sözleşmenin her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması gerekir. Taraflardan biri tacir değilse, sözleşme TTK m.19 uyarınca maddi hukuk bakımından ticari iş hükümlerine tabi olsa dahi, görevli mahkemenin tayininde genel görevli asliye hukuk mahkemesinin görev alanı korunur.</p>
<h2 id="faiz">Tüketim Ödüncünde Faiz Ne Zaman İstenebilir?</h2>
<p>TBK m.387&#8217;ye göre faiz talebinin koşulları ödüncün adi mi ticari mi olduğuna göre değişir: adi tüketim ödüncünde faiz ancak açıkça kararlaştırılmışsa istenebilirken, ticari tüketim ödüncünde taraflar kararlaştırmamış olsa bile faiz kanunen istenebilir. Faiz oranı sözleşmede belirlenmemişse TBK m.388/1 uyarınca kural olarak ödünç alma zamanında ve yerinde o tür ödünçlerde geçerli olan faiz oranı uygulanır; adi işlerde bu oran 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun&#8217;a göre belirlenen yasal faiz oranı, ticari işlerde ise TTK m.9 yollamasıyla yine aynı Kanun esas alınarak tespit edilir. Sözleşmede aksine hüküm yoksa kararlaştırılan faiz yıllık olarak ödenir.</p>
<p>Kanun koyucu, ödünç alanın zayıf konumunu korumak amacıyla TBK m.388&#8217;in son fıkrasında faizin anaparaya eklenerek yeniden faiz yürütülmesini, yani bileşik (mürekkep) faizi kesin olarak yasaklamıştır. Bu emredici yasak, borç yükünün geometrik olarak artmasını engeller. Ayrıca belirtmek gerekir ki, tarafların sözleşmede kararlaştırdığı faiz alacağı ile anapara iade alacağı farklı zamanaşımı sürelerine tabidir; bu ayrıma <a href="#zamanasimi">zamanaşımı başlığında</a> ayrıca değiniyoruz.</p>
<h2 id="kiymetli-evrak">Ödünç Konusu Yerine Kıymetli Evrak veya Ticari Mal Verilirse Borç Tutarı Nasıl Hesaplanır?</h2>
<p>Uygulamada ödünç verenin, sözleşmede kararlaştırılan nakit para yerine ödünç alana hisse senedi, tahvil, bono, çek gibi kıymetli evrak veya doğrudan ticari mal (örneğin inşaat demiri, kumaş) devretmesi sık görülür. Kanun koyucu, ödünç verenin bu üstün konumunu kötüye kullanmasını engellemek için TBK m.391&#8217;de koruyucu bir değerleme esası getirmiştir: borcun tutarı, teslim edilen kıymetli evrak veya malın <strong>teslim zamanı ve yerindeki borsa ya da piyasa değeri</strong> üzerinden hesaplanır — nominal (itibari) değer üzerinden değil. Örneğin üzerinde 1.000.000 TL yazılı bir tahvil paketi teslim edilmiş ancak teslim tarihindeki borsa değeri 750.000 TL ise, ödünç alanın borcu 750.000 TL olarak kabul edilir.</p>
<p>Değerleme anı olarak teslim zamanı, değerleme yeri olarak teslim yeri kanunen emredici biçimde belirlenmiştir; kıymetli evrakın sonradan değer kazanması veya kaybetmesi borç tutarını etkilemez. TBK m.391&#8217;in son cümlesindeki &#8220;aksine yapılan sözleşme geçersizdir&#8221; hükmü, sözleşme özgürlüğünü kamu düzeni gerekçesiyle sınırlayan emredici bir kuraldır; amaç tefecilik, örtülü faiz ve borçlunun zor durumundan yararlanma (gabin) girişimlerinin önüne geçmektir. Maddeye aykırı kayıtlar tamamen değil, yalnızca piyasa değerini aşan kısım bakımından geçersizdir (kısmi hükümsüzlük); sözleşmenin geri kalanı geçerliliğini korur ve borç tutarı doğrudan kanunun emrettiği piyasa değerine göre belirlenir. Uyuşmazlık halinde mahkeme, taraflarca kararlaştırılan nominal kayıtlara bağlı kalmaksızın teslim anındaki borsa veya piyasa değerini bilirkişi marifetiyle re&#8217;sen araştırmakla yükümlüdür.</p>
<h2 id="odeme-gucsuzlugu">Ödünç Alan Ödeme Güçsüzlüğüne Düşerse Ödünç Veren Ne Yapabilir?</h2>
<p>Tüketim ödüncü sözleşmesinin kurulması ile ifası arasındaki zaman aralığı, ödünç verenin edimini yerine getirdikten sonra karşı tarafın iade borcunu yerine getirememe riskini barındırır. TBK m.390, bu riske karşı ödünç vereni koruyan özel bir mekanizma öngörür: ödünç alan sözleşmenin kurulmasından sonra ödeme güçsüzlüğüne düşerse ya da ödünç veren, ödünç alanın sözleşmeden önce zaten ödeme güçsüzlüğü içinde olduğunu sonradan öğrenirse, ödünç veren ödünç konusunun tesliminden kaçınabilir. Bu hüküm, TBK m.98&#8217;de düzenlenen genel ifadan kaçınma hakkının tüketim ödüncüne uyarlanmış özel bir görünümüdür.</p>
<p>Ödeme güçsüzlüğü, borçlunun ödeme kabiliyetini sürekli ve ciddi biçimde kaybetmiş olmasını ifade eder; iflas kararı, konkordato mühleti, aciz belgesi veya semeresiz kalan icra takipleri bu durumun somut göstergeleridir. Kanun bu riskin ortaya çıkış zamanına göre ikili bir ayrım öngörür: sözleşmenin kurulmasından sonra ödeme güçsüzlüğü ortaya çıkarsa ödünç veren doğrudan teslimden kaçınabilir; sözleşmenin kurulmasından önce mevcut olan bir ödeme güçsüzlüğü söz konusuysa, ödünç veren bunu sözleşme sırasında biliyor veya basiretli bir kişiden beklenen özenle bilmesi gerekiyorsa bu hakkı kullanamaz — kendi kusuruyla üstlendiği riski sonradan ileri sürmesi dürüstlük kuralıyla bağdaşmaz.</p>
<p>Bu hak hukuki niteliği itibarıyla bir <strong>def&#8217;idir</strong> ve kullanılması sözleşmeyi kendiliğinden sona erdirmez, yalnızca ifayı durdurur. Ödünç alan, geri verme borcunu güvence altına alacak yeterli bir teminat (banka teminat mektubu, ipotek, muteber kefalet vb.) sunarsa ödünç verenin teslimden kaçınma hakkı ortadan kalkar. Buna karşılık ödünç verenin tanıdığı süre içinde yeterli teminat sunulamazsa, ödünç veren genel hükümler uyarınca sözleşmeden dönerek akdi bağı tasfiye edebilir.</p>
<h2 id="ispat">Tüketim Ödüncü Sözleşmesinin İspatı Nasıl Yapılır?</h2>
<p>Tüketim ödüncü sözleşmesi herhangi bir geçerlilik şekline tabi değildir; ancak sözleşmenin geçerliliği ile mahkeme önünde ispatı ayrı meselelerdir. Uygulamada uyuşmazlıkların büyük kısmı, banka havalesi ya da elden verilen paranın gerçekten &#8220;borç&#8221; olarak mı yoksa mevcut bir borcun ödemesi olarak mı verildiğinin ispatında yoğunlaşır.</p>
<h3>Banka Havalesi Tek Başına Ödünç İlişkisini İspatlar mı?</h3>
<p>TBK m.555 vd. maddelerinde düzenlenen havale, hukuken soyut bir ödeme emri niteliğindedir. Yerleşik yargısal uygulama, açıklama içermeyen banka havalelerinin <strong>mevcut bir borcun ifası</strong> amacıyla yapıldığı yönünde bir karine oluşturduğunu kabul eder. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi&#8217;nin 01.12.2011 tarihli, E. 2011/9883 ve K. 2011/17917 sayılı ilamında &#8220;havale bir ödeme vasıtasıdır&#8221; tespiti bu ilkenin temelini oluşturur; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi ile Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi&#8217;nin güncel kararları da aynı karineyi teyit etmektedir.</p>
<p>Açıklamasız gönderilen paranın aslında ödünç olduğunu iddia eden taraf, bu yasal karinenin aksini kanıtlamakla yükümlüdür; zira HMK m.190 uyarınca ispat yükü, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu&#8217;nun 04.03.2021 tarihli, E. 2017/702 ve K. 2021/215 sayılı ilamında da bu ilke açıkça vurgulanmış, ayrıca kimin ne amaçla para yatırdığı belli olmayan salt bir &#8220;bankamatik yatan&#8221; ibaresinin ödünç iddiasını ispata yeterli olmadığı belirtilmiştir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi&#8217;nin hem 02.04.2026 tarihli E. 2025/4302 K. 2026/1832 sayılı ilamında hem de 10.10.2023 tarihli E. 2023/16 K. 2023/2608 sayılı ilamında bu karinenin tersini ispat külfetinin parayı gönderen tarafa (havaleciye) ait olduğu istikrarlı biçimde tekrarlanmış; ikinci kararda ayrıca mesaj yazışmalarının tek başına yazılı delil başlangıcı sayılamayacağı ve sayılsa dahi tek başına ödünç iddiasını ispata yetmeyeceği vurgulanmıştır. Salt banka dekontunun ibrazı veya paranın karşı tarafın hesabına geçmiş olması, tüketim ödüncü sözleşmesinin kurulduğunu ispatlamaya hukuken yeterli değildir.</p>
<h3>Havale Açıklamasına &#8220;Borç&#8221; Yazılması İspat Yükünü Nasıl Değiştirir?</h3>
<p>Gönderici, havale veya EFT açıklamasına paranın ödünç olarak aktarıldığını açıkça gösteren bir kayıt düşerse, havalenin salt ödeme vasıtası olduğu yönündeki karine çürür ve ispat yükü karşı tarafa geçer. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi&#8217;nin 03.03.2026 tarihli, E. 2025/3585 ve K. 2026/1140 sayılı ilamında, davalının hesabına &#8220;borç olarak&#8221; açıklamasıyla gönderilen bir meblağın ödünç sözleşmesinden kaynaklandığının ve ödeme karinesinin aksinin ispatlanmış sayıldığının kabulüyle, borcun ödendiğini ispat yükünün artık davalıya geçtiği hükme bağlanmıştır. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi&#8217;nin 14.04.2025 tarihli, E. 2024/2773 ve K. 2025/2077 sayılı ilamında da aynı doğrultuda, açıklamasında &#8220;borç&#8221; ibaresi bulunan havale dekontunun ödünç iddiasını ispatladığı kabul edilmiştir.</p>
<p>Uygulamada ilk derece mahkemeleri de aynı ilkeyi istikrarlı şekilde uygulamaktadır: havale açıklamasında sarih bir &#8220;borç&#8221; veya &#8220;ödünç&#8221; kaydı bulunması hâlinde ispat yükünün parayı alan tarafa geçtiği, buna karşılık açıklaması bulunmayan ya da tek bir harf veya belirsiz bir kısaltmadan ibaret kayıtların ödünç ilişkisini kanıtlamaya yetmediği yönünde kararlar yerleşik hâldedir. Nitekim Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi&#8217;nin 07.01.2026 tarihli, E. 2025/2424 ve K. 2026/40 sayılı kararında, dekontta yer alan tek bir harften ibaret bir kısaltmanın taraflar arasındaki ödünç ilişkisini kanıtlamaya yeterli olmadığı açıkça belirtilmiştir. Açıklama hiç bulunmuyorsa, dekont yazılı delil başlangıcı olarak dahi kabul edilemez.</p>
<p>Davalı tarafın, açıklamalı havaleye rağmen paranın aslında başka bir hukuki ilişki (ticari alacak, vekalet, cari hesap vb.) sebebiyle gönderildiğini savunması, usul hukukunda &#8220;gerekçeli inkâr (vasıflı ikrar)&#8221; niteliğindedir ve ikrarın bölünemezliği ilkesi gereği ispat külfetini davacıya geri döndürmez; davalı bu karşı iddiasını kendisi kanıtlamak zorundadır. Davacı taraf karineyi çürütecek delil sunamazsa, mahkemenin davacıya yemin teklif etme hakkını hatırlatarak sonuca gitmesi gerektiği de Yargıtay içtihadında yerleşiktir.</p>
<h3>Senetle İspat Zorunluluğu ve Delil Başlangıcı Nedir?</h3>
<p>Tüketim ödüncü sözleşmesi şekle tabi olmasa da, bu sözleşmeden doğan uyuşmazlıkların ispatı HMK&#8217;nın senetle ispat kurallarına tabidir. HMK m.200/1 uyarınca bir hukuki işlemin, yapıldığı zamanki miktar veya değeri senetle ispat sınırını aşıyorsa, bu işlem kural olarak ancak yazılı senetle ispat edilebilir. <strong>2026 yılı itibarıyla senetle ispat zorunluluğu sınırı 41.000 TL&#8217;dir.</strong> Bu sınırı aşan bir tüketim ödüncü iddiası, tanık beyanıyla değil, yazılı delille kanıtlanmalıdır; aynı kural borcun ödendiğine ilişkin itfa savunmaları için de geçerlidir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi&#8217;nin 20.12.2022 tarihli, E. 2021/5581 ve K. 2022/9251 sayılı ilamında, ödünç sözleşmesinin yazılı olması şart olmasa da ispatının yazılı şarta bağlı olduğu açıkça vurgulanmıştır.</p>
<p>Bu katı kural, HMK m.202&#8217;de düzenlenen <strong>delil başlangıcı</strong> kurumuyla yumuşatılmıştır: senetle ispat zorunluluğu bulunan hallerde delil başlangıcı varsa tanık dinlenebilir. Bir belgenin delil başlangıcı sayılabilmesi için üç şart bir arada gerçekleşmelidir:</p>
<ul>
<li>Yazılı veya elektronik ortamda saklanabilir bir belge bulunmalı,</li>
<li>Bu belge, aleyhine delil olarak ileri sürülen taraftan (borçludan) sadır olmalı,</li>
<li>Belge, ödünç ilişkisini tam olarak ispatlamasa da bu ilişkiyi kuvvetle muhtemel göstermelidir.</li>
</ul>
<p>Borçludan sadır olduğu teknik olarak doğrulanabilen imzalı mektuplar, hesap dökümleri veya güvenli elektronik imzalı yazışmalar delil başlangıcı sayılabilirken, salt davacı tarafından tek taraflı düzenlenmiş belgeler veya borçludan sadır olduğu ispatlanamayan mesaj kayıtları bu niteliği taşımaz. Delil başlangıcı bulunmayan hallerde tanık dinlenmesi veya soyut tanık beyanına dayanılarak hüküm kurulması usule aykırıdır.</p>
<h3>Yakın Akrabalar Arasında Tanık Delili Kullanılabilir mi?</h3>
<p>Tüketim ödüncü ilişkileri sıklıkla aile bireyleri ve yakın akrabalar arasında kurulur; bu ilişkilerde senet düzenlenmesini beklemek hayatın olağan akışına aykırıdır. HMK m.203/1-a bu gerçeği gözeterek, altsoy ve üstsoy, kardeşler, eşler, kayınbaba, kaynana ile gelin ve damat arasındaki işlemlerde, miktar senetle ispat sınırını aşsa dahi tanık dinlenebilmesine imkân tanır. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi&#8217;nin 05.06.2023 tarihli, E. 2023/533 ve K. 2023/1758 sayılı ilamında, havale dekontunda ödünç kaydı bulunmasa dahi birbirini doğrulayan tanık beyanlarına göre paranın ödünç olarak verildiğinin kabul edilebileceği hükme bağlanmıştır. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi&#8217;nin 04.02.2025 tarihli, E. 2023/5703 ve K. 2025/599 sayılı kararında da kardeşler arasındaki bir uyuşmazlıkta HMK m.203 gereği tanık dinlenmesinin ve aile büyüklerinin beyanlarının hükme esas alınmasının usule uygun olduğu teyit edilmiştir. Bu istisna sayesinde açıklamasız havalelerde dahi, taraflar arasında kanunda sayılan bir akrabalık bağı varsa, ödünç ilişkisi tanıkla ispatlanabilmektedir.</p>
<h2 id="bagislama-farki">Tüketim Ödüncü ile Bağışlama Arasındaki Fark Nedir?</h2>
<p>Bir malvarlığı değerinin bir taraftan diğerine devredilmesi yönüyle tüketim ödüncü ile bağışlama dış görünüş itibarıyla benzeşse de, temel hukuki saik bakımından zıt kutuplardadır. Tüketim ödüncünde kazandırmanın temel unsuru geçicilik ve geri alma iradesidir; ödünç veren, ödünç alanın malvarlığını nihai ve karşılıksız olarak artırma amacı gütmez, yalnızca belirli süreliğine tüketme yetkisi tanıyarak aynı miktar ve nitelikteki şeyin iadesini talep etme hakkını saklı tutar. Bağışlamada ise iade yükümlülüğü kesinlikle yoktur; bağışlayan, geri isteme hakkından feragat ederek karşı tarafın malvarlığını zenginleştirme iradesiyle (animus donandi) hareket eder. <strong>İade borcunun bulunup bulunmadığı, iki kurum arasındaki asli sınır çizgisidir.</strong></p>
<p>Şekil şartları bakımından da önemli bir fark vardır: tüketim ödüncü herhangi bir geçerlilik şekline tabi değilken, gelecekte karşılıksız bir kazandırma taahhüdü içeren bağışlama sözü verme (vaadi) sözleşmesi TBK m.288/1 uyarınca yazılı şekle, taşınmazlara ilişkin bağışlama vaatlerinde ise resmi şekle tabidir. Şekle uyulmadan yapılan bağışlama vaadi kural olarak kesin hükümsüzdür; ancak TBK m.288/3 uyarınca bağışlayan tarafından bizzat ifa edilirse elden bağışlama hükmünü kazanır ve şekil eksikliği ifayla düzelir. Bu nedenle elden veya havaleyle verilen bir paranın geri istenmesi halinde, parayı veren tarafın tüketim ödüncüne, alan tarafın ise bağışlamaya dayanması durumunda, hangi hukuki ilişkinin gerçekleştiği somut olayda titizlikle incelenmelidir.</p>
<table style="width: 100%; border-collapse: collapse;">
<tbody>
<tr>
<th style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em; background: #f5f8fc;">Kriter</th>
<th style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em; background: #f5f8fc;">Tüketim Ödüncü</th>
<th style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em; background: #f5f8fc;">Bağışlama</th>
</tr>
<tr>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">İade borcu</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Vardır (aynı miktar ve nitelikte)</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Yoktur</td>
</tr>
<tr>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Kazandırma iradesi</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Geçici tasarruf yetkisi tanıma</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Nihai ve karşılıksız zenginleştirme (animus donandi)</td>
</tr>
<tr>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Şekil şartı</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Yok, sözlü de kurulabilir</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Bağışlama vaadinde yazılı (taşınmazda resmi) şekil zorunlu</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<h2 id="tuketici-kredisi-farki">Tüketim Ödüncü ile Tüketici Kredisi Sözleşmesi Arasındaki Fark Nedir?</h2>
<p>TBK&#8217;daki genel tüketim ödüncü ile 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun&#8217;un 22. maddesinde düzenlenen tüketici kredisi sözleşmesi, ikisi de finansman sağlanmasına dayanmakla birlikte köklü farklılıklar taşır. Tüketim ödüncü, tarafların eşitliği ilkesine dayanan, şekil serbestisinin geçerli olduğu, taraflarından birinin mesleki finans kuruluşu olmasının zorunlu olmadığı genel bir borçlar hukuku sözleşmesidir. Tüketici kredisinde ise kredi veren taraf mutlaka bir banka, finansman şirketi veya yetkili kredi kuruluşu olmak zorundadır; karşı tarafta yer alan tüketici ise ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eder. İki birey arasında dostluk veya aile güvenine dayalı olarak akdedilen bir ödünç ilişkisi, alan tarafın parayı kişisel ihtiyacı için kullanması durumunda dahi tüketici kredisi sayılmaz; çünkü ödünç veren mesleki kredi kuruluşu vasfına sahip değildir.</p>
<table style="width: 100%; border-collapse: collapse;">
<tbody>
<tr>
<th style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em; background: #f5f8fc;">Kriter</th>
<th style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em; background: #f5f8fc;">Tüketim Ödüncü</th>
<th style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em; background: #f5f8fc;">Tüketici Kredisi</th>
</tr>
<tr>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Kredi veren tarafın niteliği</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Herhangi bir gerçek/tüzel kişi olabilir</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Banka veya yetkili finans kuruluşu olmalıdır</td>
</tr>
<tr>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Şekil şartı</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Yok</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Yazılı veya mesafeli sözleşme zorunlu (6502 s.K. m.22/3)</td>
</tr>
<tr>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Ön bilgilendirme</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Kanuni yükümlülük yok</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Sözleşme öncesi bilgi formu zorunlu</td>
</tr>
<tr>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Cayma / erken ödeme hakkı</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Özel bir düzenleme yok</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Kanunla tanınmış nispi emredici haklar</td>
</tr>
<tr>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Faiz denetimi</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">TBK m.88 ve m.120&#8217;deki genel ahlak/fahiş faiz sınırları</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Merkez Bankası/BDDK tavan sınırlamalarına tabi</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<h2 id="geri-verme-zamani">Ödüncün Geri Verilmesi Ne Zaman İstenebilir?</h2>
<p>Taraflar sözleşmede geri verme için kesin bir vade veya bildirim süresi kararlaştırmışsa, TBK m.117/2 uyarınca bu vadenin dolmasıyla borç kendiliğinden muaccel olur ve borçlu ayrıca ihtara gerek kalmaksızın temerrüde düşer. Uygulamada tüketim ödüncü ilişkileri çoğunlukla açık bir vade belirlenmeden kurulur; bu durumda TBK m.392 devreye girer: geri verme konusunda belirli bir gün, bildirim süresi veya istem anında muacceliyet kararlaştırılmamışsa, ödünç alan ilk istemden itibaren <strong>altı hafta</strong> geçmedikçe ödüncü geri vermekle yükümlü değildir. Bu süre, borçlunun edindiği parayı ekonomik amacına uygun kullanıp ardından makul bir sürede karşılığını tedarik edebilmesi için tanınmış kanuni bir önel niteliğindedir.</p>
<p>Altı haftalık sürenin işletilmesi, alacağın muaccel hâle gelmesi ve dava şartı olan hukuki yararın oluşması bakımından zorunludur. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi&#8217;nin 21.03.2025 tarihli, E. 2022/978 ve K. 2025/312 sayılı ilamında, altı haftalık süre beklenmeden başlatılan icra takibinde alacağın henüz muaccel hâle gelmediği, bu durumda açılan itirazın iptali davasında hukuki yarar bulunmadığı ve davanın reddi gerektiği açıkça hükme bağlanmıştır. Bu nedenle vadesiz tüketim ödüncü ilişkilerinde, yasal yollara başvurmadan önce borçluya iade talebinin ispatı mümkün bir yolla (noter ihtarnamesi, iadeli taahhütlü mektup vb.) iletilmesi ve altı haftalık sürenin dolmasının beklenmesi gerekir.</p>
<h2 id="zamanasimi">Tüketim Ödüncü Alacağında Zamanaşımı Süresi Nedir?</h2>
<p>Tüketim ödüncü ilişkisinde birbirine paralel görünen ancak kapsamları tamamen farklı iki zamanaşımı rejimi bulunur; bu ikisinin karıştırılması uygulamada haksız zamanaşımı itirazlarına yol açmaktadır.</p>
<p>TBK m.389&#8217;daki altı aylık kısa zamanaşımı süresi, yalnızca sözleşmenin ifa aşamasına geçilmeden önceki safhaya özgülenmiştir: ödünç alanın, ödünç konusunun kendisine <strong>teslimini</strong> istemesi veya ödünç verenin, ödünç alanın teslim edilen şeyi <strong>teslim almasını</strong> istemesi bu kapsamdadır ve karşı tarafın temerrüde düşmesinden itibaren altı ay içinde ileri sürülmezse zamanaşımına uğrar. Buna karşılık, ödünç konusu fiilen teslim edildikten sonra doğan <strong>iade (geri verme) alacağı</strong> TBK m.389 kapsamında değildir; TBK m.146&#8217;daki genel on yıllık zamanaşımına tabidir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi&#8217;nin 12.12.2024 tarihli, E. 2022/597 ve K. 2024/1824 sayılı ilamında bu ayrım net biçimde ortaya konmuş; davalının altı aylık süreye dayalı zamanaşımı itirazı reddedilerek, ödüncün geri verilmesi talebinde on yıllık genel zamanaşımının uygulanacağı içtihat edilmiştir. Sözleşmede kararlaştırılan faiz alacağı ise TBK m.147/1 uyarınca beş yıllık kısa zamanaşımına tabidir ve bu süre anapara iade alacağından ayrı değerlendirilmelidir.</p>
<table style="width: 100%; border-collapse: collapse;">
<tbody>
<tr>
<th style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em; background: #f5f8fc;">Talep türü</th>
<th style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em; background: #f5f8fc;">Süre</th>
<th style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em; background: #f5f8fc;">Dayanak</th>
</tr>
<tr>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Ödünç konusunun teslimi/teslim alınması istemi</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">6 ay</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">TBK m.389</td>
</tr>
<tr>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Ödüncün geri verilmesi (iade/anapara) alacağı</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">10 yıl</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">TBK m.146</td>
</tr>
<tr>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Sözleşmede kararlaştırılan faiz alacağı</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">5 yıl</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">TBK m.147/1</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<h2 id="tahsil-yollari">Tüketim Ödüncüne Dayalı Alacağın Tahsili İçin Hangi Yollara Başvurulabilir?</h2>
<p>Vadesi gelmiş veya usulünce muaccel kılınmış bir tüketim ödüncü alacağı ödenmezse, alacaklının izleyebileceği yol özetle şu şekildedir: vade kararlaştırılmamışsa önce borçluya iade talebini içeren bir ihtar gönderilir ve TBK m.392&#8217;deki altı haftalık süre beklenir; süre dolduğunda alacak muaccel hâle gelir ve borçlu temerrüde düşer. Bu aşamadan sonra alacaklı, doğrudan alacak davası açabilir veya ilamsız icra takibi başlatabilir. Borçlunun icra takibine itiraz etmesi hâlinde itirazın iptali davası yoluna gidilir. Alacak davası sonucunda alınan ilam, ilamlı icra takibiyle kesin hükümle desteklenmiş, borçlunun itiraz imkânlarının sınırlı olduğu güçlü bir tahsil aracı sağlar. Sürecin her aşamasında, yukarıda anlatılan ispat kurallarına uygun delillerin (yazılı sözleşme, açıklamalı dekont, delil başlangıcı niteliğindeki belgeler) hazır bulundurulması davanın seyrini doğrudan etkiler.</p>
<h2 id="gorevli-mahkeme">Tüketim Ödüncü Davasında Görevli Mahkeme Hangisidir?</h2>
<p>Görevli mahkemenin tespiti HMK m.1 uyarınca kamu düzenine ilişkindir ve yargılamanın her aşamasında mahkemece re&#8217;sen gözetilir. Tüketim ödüncü davalarında görev, tarafların tacir sıfatına ve işlemin niteliğine göre üçlü bir ayrıma tabidir:</p>
<table style="width: 100%; border-collapse: collapse;">
<tbody>
<tr>
<th style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em; background: #f5f8fc;">İlişkinin niteliği</th>
<th style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em; background: #f5f8fc;">Görevli mahkeme</th>
<th style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em; background: #f5f8fc;">Dayanak</th>
</tr>
<tr>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Adi (taraflardan en az biri tacir değil veya işlem her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili değil)</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Asliye Hukuk Mahkemesi</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">HMK m.2</td>
</tr>
<tr>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Ticari (her iki taraf da tacir ve işlem her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili — nispi ticari dava)</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Asliye Ticaret Mahkemesi</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">TTK m.4-5</td>
</tr>
<tr>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Tüketici işlemi (banka/finans kuruluşu – tüketici arasındaki tüketici kredisi)</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">Tüketici Mahkemesi</td>
<td style="border: 1px solid #dce5ef; padding: 8px 10px; font-size: .97em;">6502 s.K. m.73</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>HMK m.2/1 uyarınca, dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarda aksine bir kanun hükmü bulunmadıkça genel görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesidir. Tüketim ödüncü sözleşmesi, TTK m.4/1&#8217;de mutlak ticari dava olarak sayılmadığından, bir ödünç uyuşmazlığının ticaret mahkemesinin görevine girmesi için nispi ticari dava koşullarının — her iki tarafın da tacir olması ve sözleşmenin her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması — birlikte gerçekleşmesi gerekir. Taraflardan yalnızca birinin tacir olması, davayı ticari hale getirmez; bu hâlde de görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesidir. Kredi veren tarafın mesleki bir finans kuruluşu olduğu tüketici kredisi uyuşmazlıklarında ise 6502 sayılı Kanun m.73 uyarınca dava şartı arabuluculuk sürecinin ardından tüketici mahkemesi görevlidir.</p>
<h2 id="yetkili-mahkeme">Tüketim Ödüncü Davasında Yetkili Mahkeme Neresidir?</h2>
<p>Yetki bakımından alacaklının iki seçimlik hakkı bulunur. HMK m.6/1 uyarınca genel yetkili mahkeme, davalının davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir; alacaklı her hâlükârda borçlunun yerleşim yerinde dava açabilir. Ayrıca HMK m.10 uyarınca sözleşmeden doğan davalar, sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesinde de açılabilir. TBK m.89/1 uyarınca, aksine anlaşma olmadıkça para borçları alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim yerinde ifa edilmesi gereken götürülecek borçlardandır; bu nedenle tüketim ödüncü alacaklısı kendi yerleşim yerindeki mahkemede dava açma veya kendi yerleşim yerindeki icra dairesinde takip başlatma hakkına da sahiptir. Uyuşmazlık 6502 sayılı Kanun kapsamında bir tüketici işleminden doğuyorsa, aynı Kanun&#8217;un 73/5. maddesi uyarınca tüketicinin yerleşim yerindeki tüketici mahkemesinde de dava açılabilir.</p>
<h2 id="sss">Sıkça Sorulan Sorular</h2>
<h3>Tüketim ödüncü sözleşmesi yazılı yapılmak zorunda mıdır?</h3>
<p>Hayır, tüketim ödüncü sözleşmesi herhangi bir geçerlilik şekline tabi değildir ve sözlü anlaşmayla dahi kurulabilir; ancak bu, uyuşmazlık hâlinde ispatının kolay olacağı anlamına gelmez, 41.000 TL&#8217;yi (2026) aşan tutarlarda kural olarak yazılı delil aranır.</p>
<h3>Arkadaşıma verdiğim borç parayı nasıl ispatlarım?</h3>
<p>En güvenli yol, havale açıklamasına &#8220;borç&#8221; veya &#8220;ödünç&#8221; ibaresi yazmak ya da mümkünse kısa bir yazılı sözleşme düzenlemektir; açıklamasız havale tek başına yeterli görülmemekte, ayrıca dekontta borç ibaresinin bulunması durumunda ispat yükü karşı tarafa geçmektedir.</p>
<h3>Banka havalesine &#8220;borç&#8221; yazmayı unuttum, param karşılıksız mı sayılır?</h3>
<p>Hayır, ancak yasal olarak havale mevcut bir borcun ödemesi sayılır ve ödünç iddiasını siz ispatlamak zorunda kalırsınız; bu durumda WhatsApp yazışmaları, tanık beyanı (varsa yakın akrabalık ilişkisi) veya sonradan alınan yazılı bir kabul yazısı gibi ek delillere ihtiyaç duyulur.</p>
<h3>Kardeşime/eşime verdiğim borcu tanıkla ispatlayabilir miyim?</h3>
<p>Evet, HMK m.203/1-a uyarınca altsoy-üstsoy, kardeşler, eşler ve belirli kayın hısımları arasındaki işlemlerde miktar senetle ispat sınırını aşsa dahi tanık dinlenebilir.</p>
<h3>Borç verdiğim kişi parayı iade etmezse ne kadar sürede dava açabilirim?</h3>
<p>Ödüncün iadesi alacağı TBK m.146 uyarınca on yıllık genel zamanaşımına tabidir; TBK m.389&#8217;daki altı aylık kısa süre yalnızca ödünç konusunun teslim edilmesine ilişkin istemler için geçerlidir, iade talebi için uygulanmaz.</p>
<h3>Vade belirlemeden verdiğim borcu ne zaman geri isteyebilirim?</h3>
<p>Vade kararlaştırılmamışsa borçludan istediğiniz an geri isteyebilirsiniz; ancak borçlu, TBK m.392 uyarınca ilk istemden itibaren altı hafta geçmedikçe parayı geri vermekle yükümlü değildir.</p>
<h3>Tüketim ödüncünde faiz her zaman istenebilir mi?</h3>
<p>Hayır; adi (ticari olmayan) tüketim ödüncünde faiz ancak taraflarca açıkça kararlaştırılmışsa istenebilir, ticari tüketim ödüncünde ise kararlaştırılmamış olsa dahi kanunen istenebilir.</p>
<h3>Bileşik faiz (faize faiz) tüketim ödüncünde uygulanabilir mi?</h3>
<p>Hayır, TBK m.388&#8217;in son fıkrası faizin anaparaya eklenerek yeniden faiz yürütülmesini kesin olarak yasaklamıştır; bu emredici bir kuraldır.</p>
<h3>Borç aldığım kişi ödeme güçlüğüne düşerse parayı vermek zorunda mıyım?</h3>
<p>TBK m.390 uyarınca ödünç veren, ödünç alanın ödeme güçsüzlüğüne düştüğünü öğrenirse teslimden kaçınabilir; ancak ödünç alan yeterli bir teminat sunarsa bu hak ortadan kalkar.</p>
<h3>Para yerine hisse senedi/altın/mal ödünç verdim, borç tutarı nasıl hesaplanır?</h3>
<p>TBK m.391 uyarınca borç tutarı, verilen kıymetli evrak veya malın teslim zamanı ve yerindeki borsa ya da piyasa değeri üzerinden hesaplanır; buna aykırı sözleşme kayıtları geçersizdir.</p>
<h3>Tüketim ödüncü ile bağışlama arasındaki fark nedir, hangisi olduğuna nasıl karar verilir?</h3>
<p>Belirleyici kriter iade borcunun varlığıdır; geri verme yükümlülüğü olan kazandırma tüketim ödüncü, geri verme yükümlülüğü bulunmayan karşılıksız kazandırma ise bağışlamadır.</p>
<h3>Şirketler arasındaki borç para ilişkisi ticari tüketim ödüncü sayılır mı?</h3>
<p>Evet, tüzel kişi tacirlerin taraf olduğu işlemler TTK m.19 uyarınca mutlak olarak ticari sayılır; ancak davanın asliye ticaret mahkemesinde görülebilmesi için her iki tarafın da tacir olması ve işlemin her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması aranır.</p>
<h3>Tüketim ödüncüne dayalı davada hangi mahkemede dava açmalıyım?</h3>
<p>Taraflardan en az biri tacir değilse veya işlem her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili değilse asliye hukuk mahkemesinde, her iki taraf da tacir ve işlem her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgiliyse asliye ticaret mahkemesinde, kredi veren mesleki bir finans kuruluşuysa tüketici mahkemesinde dava açılır.</p>
<h3>Borç davasını kendi ilimde mi yoksa borçlunun bulunduğu yerde mi açabilirim?</h3>
<p>İkisi de mümkündür; HMK m.6 uyarınca borçlunun yerleşim yerinde, HMK m.10 ve TBK m.89/1 uyarınca da alacaklının kendi yerleşim yerinde (para borcunun ifa yeri) dava açılabilir.</p>
<h3>Banka/finansman kuruluşundan aldığım kredi tüketim ödüncü müdür?</h3>
<p>Hayır, bir banka veya yetkili finans kuruluşundan alınan ve 6502 sayılı Kanun kapsamına giren krediler tüketici kredisi rejimine tabidir; bu rejim, şekil şartı, ön bilgilendirme, cayma hakkı ve faiz tavanı bakımından genel tüketim ödüncünden farklı ve daha koruyucu kurallar içerir.</p>
<h2>Sonuç</h2>
<p>Tüketim ödüncü sözleşmesi görünüşte basit ama uygulamada ispat, faiz ve zamanaşımı bakımından incelikli bir hukuki ilişkidir. Sözleşmenin şekle tabi olmaması, tarafları rahatlatsa da uyuşmazlık çıktığında asıl mücadele mahkemede kanıtlama aşamasında yaşanır; banka havalesi açıklamasının doğru yazılması, gerekiyorsa kısa bir yazılı sözleşme düzenlenmesi ve zamanaşımı sürelerinin doğru hesaplanması, hem alacaklının hem borçlunun haklarını korumak için kritik önem taşır. Tüketim ödüncünden doğan bir alacağınız varsa veya böyle bir iddiayla karşı karşıyaysanız, somut olayınızın adi mi ticari mi olduğunun, hangi delillerle ispat imkânı bulunduğunun ve hangi mahkemede dava açılması gerektiğinin doğru tespiti sürecin sonucunu doğrudan etkiler.</p>
<p><em>Av. Mehmet Sarıoğlu tarafından hazırlanmış; Av. Fatih Sefer tarafından incelenip yayına uygun bulunmuştur.</em></p>
<p>Sarıoğlu &amp; Sefer Hukuk Bürosu<br />
Osmaniye Mah., İsmail Erez Bulvarı No: 9/2, 34146 Bakırköy/İstanbul</p>
</div>
<p><a rel="nofollow" href="https://www.sarioglusefer.com/tuketim-oduncu-sozlesmesi/">Tüketim Ödüncü Sözleşmesi Nedir? Karz Akdi (TBK 386-392)</a> yazısı ilk önce <a rel="nofollow" href="https://www.sarioglusefer.com">SARIOĞLU &amp; SEFER HUKUK BÜROSU</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
