Tüketim Ödüncü Sözleşmesi Nedir? Karz Akdi (TBK 386-392)

Tüketim ödüncü sözleşmesi (karz akdi), ödünç verenin bir miktar parayı veya tüketilebilen bir misli eşyayı ödünç alana devretmeyi, ödünç alanın da aynı nitelik ve miktarda şeyi geri vermeyi üstlendiği, Türk Borçlar Kanunu’nun 386-392. maddelerinde düzenlenen sözleşmedir. Bir yakınınıza borç para verme, arkadaşınıza altın veya buğday ödünç verme günlük hayatta en sık karşılaşılan tüketim ödüncü örnekleridir ve bu sözleşme sözlü olarak da geçerli şekilde kurulabilir. Ancak sözleşmenin geçerliliği ile ispatı birbirinden tamamen farklı meselelerdir; uygulamada asıl uyuşmazlık çoğu zaman “borç verildi mi, verilmediyse ne zaman geri istenebilir” sorusunun ispatı aşamasında ortaya çıkar. Bu yazıda tüketim ödüncünün unsurlarını, faiz rejimini, ispat kurallarını, zamanaşımı sürelerini ve dava sürecini 2026 itibarıyla yürürlükteki mevzuat ile güncel Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemesi kararları ışığında ele alıyoruz.

TBK Madde 386 – Tanımı: Tüketim ödüncü sözleşmesi, ödünç verenin, bir miktar parayı ya da tüketilebilen bir şeyi ödünç alana devretmeyi, ödünç alanın da aynı nitelik ve miktarda şeyi geri vermeyi üstlendiği sözleşmedir.

TBK Madde 387 – Faiz (Genel Olarak): Ticari olmayan tüketim ödüncü sözleşmesinde, taraflarca kararlaştırılmış olmadıkça faiz istenemez. Ticari tüketim ödüncü sözleşmesinde, taraflarca kararlaştırılmamış olsa bile faiz istenebilir.

TBK Madde 388 – Faize İlişkin Özel Kurallar: Tüketim ödüncü sözleşmesinde faiz oranı belirlenmemişse, kural olarak ödünç alma zamanında ve yerinde o tür ödünçlerde geçerli olan faiz oranı uygulanır. Sözleşmede aksine bir hüküm yoksa, belirlenen faiz, yıllık olarak ödenir. Faizin anaparaya eklenerek birlikte yeniden faiz yürütülmesi kararlaştırılamaz.

TBK Madde 389 – Zamanaşımı: Ödünç alanın, ödünç konusunun teslimine ve ödünç verenin de bu şeyin teslim alınmasına ilişkin istemleri, diğer tarafın bu konuda temerrüde düşmesinden başlayarak altı ayın geçmesiyle zamanaşımına uğrar.

TBK Madde 390 – Ödünç Alanın Ödeme Güçsüzlüğü: Ödünç alan, ödünç sözleşmesinin kurulmasından sonra ödeme güçsüzlüğüne düşerse ödünç veren, ödünç konusunun tesliminden kaçınabilir. Ödünç veren, ödünç alanın sözleşmenin kurulmasından önce ödeme güçsüzlüğüne düşmüş olduğunu daha sonra öğrenmişse, aynı hakka sahiptir.

TBK Madde 391 – Para Yerine Verilen Şeyler: Ödünç alana, sözleşmede kararlaştırılan para yerine, kıymetli evrak veya ticari mallar verilirse, borcun tutarı, bunların teslim zamanı ve yerindeki borsa ya da piyasa değeri üzerinden hesaplanır; aksine yapılan sözleşme geçersizdir.

TBK Madde 392 – Geri Verme Zamanı: Ödüncün geri verilmesi konusunda belirli bir gün ya da bildirim süresi veya borcun geri istendiği anda muaccel olacağı kararlaştırılmamışsa ödünç alan, ilk istemden başlayarak altı hafta geçmedikçe ödüncü geri vermekle yükümlü değildir.

Tüketim Ödüncü Sözleşmesi (Karz Akdi) Nedir?

Tüketim ödüncü sözleşmesi, TBK m.386 uyarınca ödünç verenin bir miktar parayı veya tüketilebilen bir misli eşyayı ödünç alana devretmeyi, ödünç alanın da aynı nitelik ve miktardaki şeyi geri vermeyi üstlendiği rızai bir sözleşmedir. Halk arasında ve eski hukuk dilinde “karz akdi” olarak da anılır. Sözleşmenin kurulabilmesi için dört unsurun bir arada bulunması gerekir:

  • Bir miktar para veya mislî (sayma, tartma ya da ölçmeyle belirlenip yerine bir başkası konulabilen) bir eşyanın varlığı,
  • Ödünç verenin bu şeyi ödünç alana devretmeyi üstlenmesi; devir, ödünç alana şeyi tüketme ve dilediği gibi tasarruf etme yetkisi tanır,
  • Ödünç alanın, teslim aldığı şeyin aynısını değil, aynı miktar ve nitelikteki mislini geri verme borcu altına girmesi,
  • Tarafların bu hususlarda anlaşması; sözleşme herhangi bir geçerlilik şekline tabi değildir, sözlü mutabakat ve teslimle dahi geçerli şekilde kurulur.

Sözleşmenin konusu yalnızca para ile sınırlı değildir; sayma, tartma veya ölçmeyle belirlenebilen her türlü misli eşya (altın, buğday, benzin, ticari mal vb.) tüketim ödüncüne konu olabilir. Buna karşılık bir heykeltıraşın ürettiği belirli bir heykel gibi misli olmayan, ferden belirlenmiş eşya tüketim ödüncünün değil, kullanım ödüncü (ariyet) veya kira sözleşmesinin konusunu oluşturabilir.

Tüketim Ödüncü ile Kullanım Ödüncü (Ariyet) Arasındaki Fark Nedir?

Türk Borçlar Kanunu iki ayrı ödünç sözleşmesi türü düzenler: TBK m.379-385 arasındaki kullanım ödüncü (ariyet) sözleşmesi ve TBK m.386-392 arasındaki tüketim ödüncü sözleşmesi. İki sözleşme de bir tarafın diğerine karşılıksız veya belirli koşullarla bir şey vermesini içerse de, hukuki sonuçları temelden farklıdır.

KriterTüketim ÖdüncüKullanım Ödüncü (Ariyet)
Sözleşmenin konusuPara veya mislî eşyaFerden belirlenmiş, misli olmayan eşya
Mülkiyetin durumuÖdünç alana geçer, dilediği gibi tasarruf edebilirÖdünç verende kalır, yalnızca kullanım hakkı devredilir
İade edilen şeyAynı miktar ve nitelikte misli (aynen değil)Bizzat teslim alınan eşyanın kendisi (aynen iade)
Karşılık (ivaz)İvazlı (faizli) veya ivazsız olabilirKural olarak karşılıksızdır

Tüketim Ödüncü Sözleşmesi İvazlı mı, İvazsız mı Kurulur?

Tüketim ödüncü, borçlar hukuku dogmatiğinde hem ivazlı (karşılıklı) hem de ivazsız (karşılıksız) olarak kurulabilen kendine özgü bir yapı taşır. Bu ayrım, sözleşmenin tabi olduğu hukuki rejimi ve faiz yükümlülüğünün doğup doğmayacağını doğrudan belirler.

TBK m.387/1 hükmü, ticari olmayan yani adi nitelikteki tüketim ödüncü sözleşmelerinde ivazsızlığı kural olarak benimser: taraflarca açıkça kararlaştırılmadıkça ödünç alan faiz ödemekle yükümlü tutulamaz. Faiz kararlaştırılmamışsa adi tüketim ödüncü ivazsız kalır ve eksik iki tarafa borç yükleyen sözleşmeler grubuna girer; çünkü ödünç verenin mülkiyeti devir borcuna karşılık ödünç alanın iade borcu hukuki anlamda bir karşı edim değil, ödünç ilişkisinin doğasından kaynaklanan bir yükümlülüktür.

Buna karşılık taraflar faiz kararlaştırırsa veya sözleşme ticari nitelik taşırsa (TBK m.387/2), tüketim ödüncü ivazlı hale gelir ve tam iki tarafa borç yükleyen (sinallagmatik) bir sözleşme vasfı kazanır. Ticari hayatın gerekleri ve sermayenin kullanım değeri, kanun koyucunun ticari tüketim ödüncünde faizi kararlaştırılmamış olsa dahi yasal bir sonuç olarak kabul etmesine zemin hazırlamıştır.

Bir Tüketim Ödüncü Sözleşmesi Ne Zaman Ticari Sayılır?

Bir ödünç ilişkisinin adi mi yoksa ticari mi olduğunun tespiti; faiz hakkını, zamanaşımı hükümlerini ve görevli mahkemeyi doğrudan etkilediği için büyük önem taşır. Tüketim ödüncü sözleşmesi doğrudan TBK’da düzenlenmiş bir akit tipi olduğundan, salt kanunda yer alma kıstasıyla mutlak ticari işler arasında sayılmaz; ticarilik, tarafların tacir sıfatına ve işlemin ticari işletmeyle bağlantısına göre belirlenir.

Bu noktada TTK m.19’daki ticari iş karinesi devreye girer. Buna göre bir tacirin borçları kural olarak ticaridir. Gerçek kişi tacir, işlemin ticari işletmesiyle ilgili olmadığını açıkça bildirmediği veya işin ticari sayılmasına durum elverişli olmadığı sürece, üstlendiği ödünç borcu kanunen ticari sayılır. Tüzel kişi tacirlerde (ticaret şirketleri) bu karine mutlaktır; çünkü tüzel kişi tacirin ayrı bir şahsi malvarlığı alanı bulunmaz, gerçekleştirdiği tüm işlemler ticari işletmesiyle ilgili kabul edilir. TTK m.19/2 uyarınca taraflardan yalnızca biri için ticari iş niteliğinde olan bir sözleşme, kanunda aksine hüküm bulunmadıkça diğer taraf için de ticari iş sayılır.

Ancak bu maddi hukuk karinesi ile uyuşmazlığın ticari dava sayılıp asliye ticaret mahkemesinin görev alanına girmesi ayrı meselelerdir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 19. Hukuk Dairesi’nin 14.04.2023 tarihli, E. 2020/1874 ve K. 2023/908 sayılı ilamında vurgulandığı üzere, Türk Ticaret Kanunu ticari davayı kanunda sayılan istisnalar dışında ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Bir tüketim ödüncü uyuşmazlığının nispi ticari dava sayılabilmesi için yalnızca işlemin ticari iş sayılması yetmez; her iki tarafın da tacir olması ve sözleşmenin her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması gerekir. Taraflardan biri tacir değilse, sözleşme TTK m.19 uyarınca maddi hukuk bakımından ticari iş hükümlerine tabi olsa dahi, görevli mahkemenin tayininde genel görevli asliye hukuk mahkemesinin görev alanı korunur.

Tüketim Ödüncünde Faiz Ne Zaman İstenebilir?

TBK m.387’ye göre faiz talebinin koşulları ödüncün adi mi ticari mi olduğuna göre değişir: adi tüketim ödüncünde faiz ancak açıkça kararlaştırılmışsa istenebilirken, ticari tüketim ödüncünde taraflar kararlaştırmamış olsa bile faiz kanunen istenebilir. Faiz oranı sözleşmede belirlenmemişse TBK m.388/1 uyarınca kural olarak ödünç alma zamanında ve yerinde o tür ödünçlerde geçerli olan faiz oranı uygulanır; adi işlerde bu oran 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun’a göre belirlenen yasal faiz oranı, ticari işlerde ise TTK m.9 yollamasıyla yine aynı Kanun esas alınarak tespit edilir. Sözleşmede aksine hüküm yoksa kararlaştırılan faiz yıllık olarak ödenir.

Kanun koyucu, ödünç alanın zayıf konumunu korumak amacıyla TBK m.388’in son fıkrasında faizin anaparaya eklenerek yeniden faiz yürütülmesini, yani bileşik (mürekkep) faizi kesin olarak yasaklamıştır. Bu emredici yasak, borç yükünün geometrik olarak artmasını engeller. Ayrıca belirtmek gerekir ki, tarafların sözleşmede kararlaştırdığı faiz alacağı ile anapara iade alacağı farklı zamanaşımı sürelerine tabidir; bu ayrıma zamanaşımı başlığında ayrıca değiniyoruz.

Ödünç Konusu Yerine Kıymetli Evrak veya Ticari Mal Verilirse Borç Tutarı Nasıl Hesaplanır?

Uygulamada ödünç verenin, sözleşmede kararlaştırılan nakit para yerine ödünç alana hisse senedi, tahvil, bono, çek gibi kıymetli evrak veya doğrudan ticari mal (örneğin inşaat demiri, kumaş) devretmesi sık görülür. Kanun koyucu, ödünç verenin bu üstün konumunu kötüye kullanmasını engellemek için TBK m.391’de koruyucu bir değerleme esası getirmiştir: borcun tutarı, teslim edilen kıymetli evrak veya malın teslim zamanı ve yerindeki borsa ya da piyasa değeri üzerinden hesaplanır — nominal (itibari) değer üzerinden değil. Örneğin üzerinde 1.000.000 TL yazılı bir tahvil paketi teslim edilmiş ancak teslim tarihindeki borsa değeri 750.000 TL ise, ödünç alanın borcu 750.000 TL olarak kabul edilir.

Değerleme anı olarak teslim zamanı, değerleme yeri olarak teslim yeri kanunen emredici biçimde belirlenmiştir; kıymetli evrakın sonradan değer kazanması veya kaybetmesi borç tutarını etkilemez. TBK m.391’in son cümlesindeki “aksine yapılan sözleşme geçersizdir” hükmü, sözleşme özgürlüğünü kamu düzeni gerekçesiyle sınırlayan emredici bir kuraldır; amaç tefecilik, örtülü faiz ve borçlunun zor durumundan yararlanma (gabin) girişimlerinin önüne geçmektir. Maddeye aykırı kayıtlar tamamen değil, yalnızca piyasa değerini aşan kısım bakımından geçersizdir (kısmi hükümsüzlük); sözleşmenin geri kalanı geçerliliğini korur ve borç tutarı doğrudan kanunun emrettiği piyasa değerine göre belirlenir. Uyuşmazlık halinde mahkeme, taraflarca kararlaştırılan nominal kayıtlara bağlı kalmaksızın teslim anındaki borsa veya piyasa değerini bilirkişi marifetiyle re’sen araştırmakla yükümlüdür.

Ödünç Alan Ödeme Güçsüzlüğüne Düşerse Ödünç Veren Ne Yapabilir?

Tüketim ödüncü sözleşmesinin kurulması ile ifası arasındaki zaman aralığı, ödünç verenin edimini yerine getirdikten sonra karşı tarafın iade borcunu yerine getirememe riskini barındırır. TBK m.390, bu riske karşı ödünç vereni koruyan özel bir mekanizma öngörür: ödünç alan sözleşmenin kurulmasından sonra ödeme güçsüzlüğüne düşerse ya da ödünç veren, ödünç alanın sözleşmeden önce zaten ödeme güçsüzlüğü içinde olduğunu sonradan öğrenirse, ödünç veren ödünç konusunun tesliminden kaçınabilir. Bu hüküm, TBK m.98’de düzenlenen genel ifadan kaçınma hakkının tüketim ödüncüne uyarlanmış özel bir görünümüdür.

Ödeme güçsüzlüğü, borçlunun ödeme kabiliyetini sürekli ve ciddi biçimde kaybetmiş olmasını ifade eder; iflas kararı, konkordato mühleti, aciz belgesi veya semeresiz kalan icra takipleri bu durumun somut göstergeleridir. Kanun bu riskin ortaya çıkış zamanına göre ikili bir ayrım öngörür: sözleşmenin kurulmasından sonra ödeme güçsüzlüğü ortaya çıkarsa ödünç veren doğrudan teslimden kaçınabilir; sözleşmenin kurulmasından önce mevcut olan bir ödeme güçsüzlüğü söz konusuysa, ödünç veren bunu sözleşme sırasında biliyor veya basiretli bir kişiden beklenen özenle bilmesi gerekiyorsa bu hakkı kullanamaz — kendi kusuruyla üstlendiği riski sonradan ileri sürmesi dürüstlük kuralıyla bağdaşmaz.

Bu hak hukuki niteliği itibarıyla bir def’idir ve kullanılması sözleşmeyi kendiliğinden sona erdirmez, yalnızca ifayı durdurur. Ödünç alan, geri verme borcunu güvence altına alacak yeterli bir teminat (banka teminat mektubu, ipotek, muteber kefalet vb.) sunarsa ödünç verenin teslimden kaçınma hakkı ortadan kalkar. Buna karşılık ödünç verenin tanıdığı süre içinde yeterli teminat sunulamazsa, ödünç veren genel hükümler uyarınca sözleşmeden dönerek akdi bağı tasfiye edebilir.

Tüketim Ödüncü Sözleşmesinin İspatı Nasıl Yapılır?

Tüketim ödüncü sözleşmesi herhangi bir geçerlilik şekline tabi değildir; ancak sözleşmenin geçerliliği ile mahkeme önünde ispatı ayrı meselelerdir. Uygulamada uyuşmazlıkların büyük kısmı, banka havalesi ya da elden verilen paranın gerçekten “borç” olarak mı yoksa mevcut bir borcun ödemesi olarak mı verildiğinin ispatında yoğunlaşır.

Banka Havalesi Tek Başına Ödünç İlişkisini İspatlar mı?

TBK m.555 vd. maddelerinde düzenlenen havale, hukuken soyut bir ödeme emri niteliğindedir. Yerleşik yargısal uygulama, açıklama içermeyen banka havalelerinin mevcut bir borcun ifası amacıyla yapıldığı yönünde bir karine oluşturduğunu kabul eder. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 01.12.2011 tarihli, E. 2011/9883 ve K. 2011/17917 sayılı ilamında “havale bir ödeme vasıtasıdır” tespiti bu ilkenin temelini oluşturur; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi ile Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi’nin güncel kararları da aynı karineyi teyit etmektedir.

Açıklamasız gönderilen paranın aslında ödünç olduğunu iddia eden taraf, bu yasal karinenin aksini kanıtlamakla yükümlüdür; zira HMK m.190 uyarınca ispat yükü, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 04.03.2021 tarihli, E. 2017/702 ve K. 2021/215 sayılı ilamında da bu ilke açıkça vurgulanmış, ayrıca kimin ne amaçla para yatırdığı belli olmayan salt bir “bankamatik yatan” ibaresinin ödünç iddiasını ispata yeterli olmadığı belirtilmiştir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin hem 02.04.2026 tarihli E. 2025/4302 K. 2026/1832 sayılı ilamında hem de 10.10.2023 tarihli E. 2023/16 K. 2023/2608 sayılı ilamında bu karinenin tersini ispat külfetinin parayı gönderen tarafa (havaleciye) ait olduğu istikrarlı biçimde tekrarlanmış; ikinci kararda ayrıca mesaj yazışmalarının tek başına yazılı delil başlangıcı sayılamayacağı ve sayılsa dahi tek başına ödünç iddiasını ispata yetmeyeceği vurgulanmıştır. Salt banka dekontunun ibrazı veya paranın karşı tarafın hesabına geçmiş olması, tüketim ödüncü sözleşmesinin kurulduğunu ispatlamaya hukuken yeterli değildir.

Havale Açıklamasına “Borç” Yazılması İspat Yükünü Nasıl Değiştirir?

Gönderici, havale veya EFT açıklamasına paranın ödünç olarak aktarıldığını açıkça gösteren bir kayıt düşerse, havalenin salt ödeme vasıtası olduğu yönündeki karine çürür ve ispat yükü karşı tarafa geçer. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 03.03.2026 tarihli, E. 2025/3585 ve K. 2026/1140 sayılı ilamında, davalının hesabına “borç olarak” açıklamasıyla gönderilen bir meblağın ödünç sözleşmesinden kaynaklandığının ve ödeme karinesinin aksinin ispatlanmış sayıldığının kabulüyle, borcun ödendiğini ispat yükünün artık davalıya geçtiği hükme bağlanmıştır. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 14.04.2025 tarihli, E. 2024/2773 ve K. 2025/2077 sayılı ilamında da aynı doğrultuda, açıklamasında “borç” ibaresi bulunan havale dekontunun ödünç iddiasını ispatladığı kabul edilmiştir.

Uygulamada ilk derece mahkemeleri de aynı ilkeyi istikrarlı şekilde uygulamaktadır: havale açıklamasında sarih bir “borç” veya “ödünç” kaydı bulunması hâlinde ispat yükünün parayı alan tarafa geçtiği, buna karşılık açıklaması bulunmayan ya da tek bir harf veya belirsiz bir kısaltmadan ibaret kayıtların ödünç ilişkisini kanıtlamaya yetmediği yönünde kararlar yerleşik hâldedir. Nitekim Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi’nin 07.01.2026 tarihli, E. 2025/2424 ve K. 2026/40 sayılı kararında, dekontta yer alan tek bir harften ibaret bir kısaltmanın taraflar arasındaki ödünç ilişkisini kanıtlamaya yeterli olmadığı açıkça belirtilmiştir. Açıklama hiç bulunmuyorsa, dekont yazılı delil başlangıcı olarak dahi kabul edilemez.

Davalı tarafın, açıklamalı havaleye rağmen paranın aslında başka bir hukuki ilişki (ticari alacak, vekalet, cari hesap vb.) sebebiyle gönderildiğini savunması, usul hukukunda “gerekçeli inkâr (vasıflı ikrar)” niteliğindedir ve ikrarın bölünemezliği ilkesi gereği ispat külfetini davacıya geri döndürmez; davalı bu karşı iddiasını kendisi kanıtlamak zorundadır. Davacı taraf karineyi çürütecek delil sunamazsa, mahkemenin davacıya yemin teklif etme hakkını hatırlatarak sonuca gitmesi gerektiği de Yargıtay içtihadında yerleşiktir.

Senetle İspat Zorunluluğu ve Delil Başlangıcı Nedir?

Tüketim ödüncü sözleşmesi şekle tabi olmasa da, bu sözleşmeden doğan uyuşmazlıkların ispatı HMK’nın senetle ispat kurallarına tabidir. HMK m.200/1 uyarınca bir hukuki işlemin, yapıldığı zamanki miktar veya değeri senetle ispat sınırını aşıyorsa, bu işlem kural olarak ancak yazılı senetle ispat edilebilir. 2026 yılı itibarıyla senetle ispat zorunluluğu sınırı 41.000 TL’dir. Bu sınırı aşan bir tüketim ödüncü iddiası, tanık beyanıyla değil, yazılı delille kanıtlanmalıdır; aynı kural borcun ödendiğine ilişkin itfa savunmaları için de geçerlidir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 20.12.2022 tarihli, E. 2021/5581 ve K. 2022/9251 sayılı ilamında, ödünç sözleşmesinin yazılı olması şart olmasa da ispatının yazılı şarta bağlı olduğu açıkça vurgulanmıştır.

Bu katı kural, HMK m.202’de düzenlenen delil başlangıcı kurumuyla yumuşatılmıştır: senetle ispat zorunluluğu bulunan hallerde delil başlangıcı varsa tanık dinlenebilir. Bir belgenin delil başlangıcı sayılabilmesi için üç şart bir arada gerçekleşmelidir:

  • Yazılı veya elektronik ortamda saklanabilir bir belge bulunmalı,
  • Bu belge, aleyhine delil olarak ileri sürülen taraftan (borçludan) sadır olmalı,
  • Belge, ödünç ilişkisini tam olarak ispatlamasa da bu ilişkiyi kuvvetle muhtemel göstermelidir.

Borçludan sadır olduğu teknik olarak doğrulanabilen imzalı mektuplar, hesap dökümleri veya güvenli elektronik imzalı yazışmalar delil başlangıcı sayılabilirken, salt davacı tarafından tek taraflı düzenlenmiş belgeler veya borçludan sadır olduğu ispatlanamayan mesaj kayıtları bu niteliği taşımaz. Delil başlangıcı bulunmayan hallerde tanık dinlenmesi veya soyut tanık beyanına dayanılarak hüküm kurulması usule aykırıdır.

Yakın Akrabalar Arasında Tanık Delili Kullanılabilir mi?

Tüketim ödüncü ilişkileri sıklıkla aile bireyleri ve yakın akrabalar arasında kurulur; bu ilişkilerde senet düzenlenmesini beklemek hayatın olağan akışına aykırıdır. HMK m.203/1-a bu gerçeği gözeterek, altsoy ve üstsoy, kardeşler, eşler, kayınbaba, kaynana ile gelin ve damat arasındaki işlemlerde, miktar senetle ispat sınırını aşsa dahi tanık dinlenebilmesine imkân tanır. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 05.06.2023 tarihli, E. 2023/533 ve K. 2023/1758 sayılı ilamında, havale dekontunda ödünç kaydı bulunmasa dahi birbirini doğrulayan tanık beyanlarına göre paranın ödünç olarak verildiğinin kabul edilebileceği hükme bağlanmıştır. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 04.02.2025 tarihli, E. 2023/5703 ve K. 2025/599 sayılı kararında da kardeşler arasındaki bir uyuşmazlıkta HMK m.203 gereği tanık dinlenmesinin ve aile büyüklerinin beyanlarının hükme esas alınmasının usule uygun olduğu teyit edilmiştir. Bu istisna sayesinde açıklamasız havalelerde dahi, taraflar arasında kanunda sayılan bir akrabalık bağı varsa, ödünç ilişkisi tanıkla ispatlanabilmektedir.

Tüketim Ödüncü ile Bağışlama Arasındaki Fark Nedir?

Bir malvarlığı değerinin bir taraftan diğerine devredilmesi yönüyle tüketim ödüncü ile bağışlama dış görünüş itibarıyla benzeşse de, temel hukuki saik bakımından zıt kutuplardadır. Tüketim ödüncünde kazandırmanın temel unsuru geçicilik ve geri alma iradesidir; ödünç veren, ödünç alanın malvarlığını nihai ve karşılıksız olarak artırma amacı gütmez, yalnızca belirli süreliğine tüketme yetkisi tanıyarak aynı miktar ve nitelikteki şeyin iadesini talep etme hakkını saklı tutar. Bağışlamada ise iade yükümlülüğü kesinlikle yoktur; bağışlayan, geri isteme hakkından feragat ederek karşı tarafın malvarlığını zenginleştirme iradesiyle (animus donandi) hareket eder. İade borcunun bulunup bulunmadığı, iki kurum arasındaki asli sınır çizgisidir.

Şekil şartları bakımından da önemli bir fark vardır: tüketim ödüncü herhangi bir geçerlilik şekline tabi değilken, gelecekte karşılıksız bir kazandırma taahhüdü içeren bağışlama sözü verme (vaadi) sözleşmesi TBK m.288/1 uyarınca yazılı şekle, taşınmazlara ilişkin bağışlama vaatlerinde ise resmi şekle tabidir. Şekle uyulmadan yapılan bağışlama vaadi kural olarak kesin hükümsüzdür; ancak TBK m.288/3 uyarınca bağışlayan tarafından bizzat ifa edilirse elden bağışlama hükmünü kazanır ve şekil eksikliği ifayla düzelir. Bu nedenle elden veya havaleyle verilen bir paranın geri istenmesi halinde, parayı veren tarafın tüketim ödüncüne, alan tarafın ise bağışlamaya dayanması durumunda, hangi hukuki ilişkinin gerçekleştiği somut olayda titizlikle incelenmelidir.

KriterTüketim ÖdüncüBağışlama
İade borcuVardır (aynı miktar ve nitelikte)Yoktur
Kazandırma iradesiGeçici tasarruf yetkisi tanımaNihai ve karşılıksız zenginleştirme (animus donandi)
Şekil şartıYok, sözlü de kurulabilirBağışlama vaadinde yazılı (taşınmazda resmi) şekil zorunlu

Tüketim Ödüncü ile Tüketici Kredisi Sözleşmesi Arasındaki Fark Nedir?

TBK’daki genel tüketim ödüncü ile 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 22. maddesinde düzenlenen tüketici kredisi sözleşmesi, ikisi de finansman sağlanmasına dayanmakla birlikte köklü farklılıklar taşır. Tüketim ödüncü, tarafların eşitliği ilkesine dayanan, şekil serbestisinin geçerli olduğu, taraflarından birinin mesleki finans kuruluşu olmasının zorunlu olmadığı genel bir borçlar hukuku sözleşmesidir. Tüketici kredisinde ise kredi veren taraf mutlaka bir banka, finansman şirketi veya yetkili kredi kuruluşu olmak zorundadır; karşı tarafta yer alan tüketici ise ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eder. İki birey arasında dostluk veya aile güvenine dayalı olarak akdedilen bir ödünç ilişkisi, alan tarafın parayı kişisel ihtiyacı için kullanması durumunda dahi tüketici kredisi sayılmaz; çünkü ödünç veren mesleki kredi kuruluşu vasfına sahip değildir.

KriterTüketim ÖdüncüTüketici Kredisi
Kredi veren tarafın niteliğiHerhangi bir gerçek/tüzel kişi olabilirBanka veya yetkili finans kuruluşu olmalıdır
Şekil şartıYokYazılı veya mesafeli sözleşme zorunlu (6502 s.K. m.22/3)
Ön bilgilendirmeKanuni yükümlülük yokSözleşme öncesi bilgi formu zorunlu
Cayma / erken ödeme hakkıÖzel bir düzenleme yokKanunla tanınmış nispi emredici haklar
Faiz denetimiTBK m.88 ve m.120’deki genel ahlak/fahiş faiz sınırlarıMerkez Bankası/BDDK tavan sınırlamalarına tabi

Ödüncün Geri Verilmesi Ne Zaman İstenebilir?

Taraflar sözleşmede geri verme için kesin bir vade veya bildirim süresi kararlaştırmışsa, TBK m.117/2 uyarınca bu vadenin dolmasıyla borç kendiliğinden muaccel olur ve borçlu ayrıca ihtara gerek kalmaksızın temerrüde düşer. Uygulamada tüketim ödüncü ilişkileri çoğunlukla açık bir vade belirlenmeden kurulur; bu durumda TBK m.392 devreye girer: geri verme konusunda belirli bir gün, bildirim süresi veya istem anında muacceliyet kararlaştırılmamışsa, ödünç alan ilk istemden itibaren altı hafta geçmedikçe ödüncü geri vermekle yükümlü değildir. Bu süre, borçlunun edindiği parayı ekonomik amacına uygun kullanıp ardından makul bir sürede karşılığını tedarik edebilmesi için tanınmış kanuni bir önel niteliğindedir.

Altı haftalık sürenin işletilmesi, alacağın muaccel hâle gelmesi ve dava şartı olan hukuki yararın oluşması bakımından zorunludur. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi’nin 21.03.2025 tarihli, E. 2022/978 ve K. 2025/312 sayılı ilamında, altı haftalık süre beklenmeden başlatılan icra takibinde alacağın henüz muaccel hâle gelmediği, bu durumda açılan itirazın iptali davasında hukuki yarar bulunmadığı ve davanın reddi gerektiği açıkça hükme bağlanmıştır. Bu nedenle vadesiz tüketim ödüncü ilişkilerinde, yasal yollara başvurmadan önce borçluya iade talebinin ispatı mümkün bir yolla (noter ihtarnamesi, iadeli taahhütlü mektup vb.) iletilmesi ve altı haftalık sürenin dolmasının beklenmesi gerekir.

Tüketim Ödüncü Alacağında Zamanaşımı Süresi Nedir?

Tüketim ödüncü ilişkisinde birbirine paralel görünen ancak kapsamları tamamen farklı iki zamanaşımı rejimi bulunur; bu ikisinin karıştırılması uygulamada haksız zamanaşımı itirazlarına yol açmaktadır.

TBK m.389’daki altı aylık kısa zamanaşımı süresi, yalnızca sözleşmenin ifa aşamasına geçilmeden önceki safhaya özgülenmiştir: ödünç alanın, ödünç konusunun kendisine teslimini istemesi veya ödünç verenin, ödünç alanın teslim edilen şeyi teslim almasını istemesi bu kapsamdadır ve karşı tarafın temerrüde düşmesinden itibaren altı ay içinde ileri sürülmezse zamanaşımına uğrar. Buna karşılık, ödünç konusu fiilen teslim edildikten sonra doğan iade (geri verme) alacağı TBK m.389 kapsamında değildir; TBK m.146’daki genel on yıllık zamanaşımına tabidir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi’nin 12.12.2024 tarihli, E. 2022/597 ve K. 2024/1824 sayılı ilamında bu ayrım net biçimde ortaya konmuş; davalının altı aylık süreye dayalı zamanaşımı itirazı reddedilerek, ödüncün geri verilmesi talebinde on yıllık genel zamanaşımının uygulanacağı içtihat edilmiştir. Sözleşmede kararlaştırılan faiz alacağı ise TBK m.147/1 uyarınca beş yıllık kısa zamanaşımına tabidir ve bu süre anapara iade alacağından ayrı değerlendirilmelidir.

Talep türüSüreDayanak
Ödünç konusunun teslimi/teslim alınması istemi6 ayTBK m.389
Ödüncün geri verilmesi (iade/anapara) alacağı10 yılTBK m.146
Sözleşmede kararlaştırılan faiz alacağı5 yılTBK m.147/1

Tüketim Ödüncüne Dayalı Alacağın Tahsili İçin Hangi Yollara Başvurulabilir?

Vadesi gelmiş veya usulünce muaccel kılınmış bir tüketim ödüncü alacağı ödenmezse, alacaklının izleyebileceği yol özetle şu şekildedir: vade kararlaştırılmamışsa önce borçluya iade talebini içeren bir ihtar gönderilir ve TBK m.392’deki altı haftalık süre beklenir; süre dolduğunda alacak muaccel hâle gelir ve borçlu temerrüde düşer. Bu aşamadan sonra alacaklı, doğrudan alacak davası açabilir veya ilamsız icra takibi başlatabilir. Borçlunun icra takibine itiraz etmesi hâlinde itirazın iptali davası yoluna gidilir. Alacak davası sonucunda alınan ilam, ilamlı icra takibiyle kesin hükümle desteklenmiş, borçlunun itiraz imkânlarının sınırlı olduğu güçlü bir tahsil aracı sağlar. Sürecin her aşamasında, yukarıda anlatılan ispat kurallarına uygun delillerin (yazılı sözleşme, açıklamalı dekont, delil başlangıcı niteliğindeki belgeler) hazır bulundurulması davanın seyrini doğrudan etkiler.

Tüketim Ödüncü Davasında Görevli Mahkeme Hangisidir?

Görevli mahkemenin tespiti HMK m.1 uyarınca kamu düzenine ilişkindir ve yargılamanın her aşamasında mahkemece re’sen gözetilir. Tüketim ödüncü davalarında görev, tarafların tacir sıfatına ve işlemin niteliğine göre üçlü bir ayrıma tabidir:

İlişkinin niteliğiGörevli mahkemeDayanak
Adi (taraflardan en az biri tacir değil veya işlem her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili değil)Asliye Hukuk MahkemesiHMK m.2
Ticari (her iki taraf da tacir ve işlem her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili — nispi ticari dava)Asliye Ticaret MahkemesiTTK m.4-5
Tüketici işlemi (banka/finans kuruluşu – tüketici arasındaki tüketici kredisi)Tüketici Mahkemesi6502 s.K. m.73

HMK m.2/1 uyarınca, dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarda aksine bir kanun hükmü bulunmadıkça genel görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesidir. Tüketim ödüncü sözleşmesi, TTK m.4/1’de mutlak ticari dava olarak sayılmadığından, bir ödünç uyuşmazlığının ticaret mahkemesinin görevine girmesi için nispi ticari dava koşullarının — her iki tarafın da tacir olması ve sözleşmenin her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması — birlikte gerçekleşmesi gerekir. Taraflardan yalnızca birinin tacir olması, davayı ticari hale getirmez; bu hâlde de görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesidir. Kredi veren tarafın mesleki bir finans kuruluşu olduğu tüketici kredisi uyuşmazlıklarında ise 6502 sayılı Kanun m.73 uyarınca dava şartı arabuluculuk sürecinin ardından tüketici mahkemesi görevlidir.

Tüketim Ödüncü Davasında Yetkili Mahkeme Neresidir?

Yetki bakımından alacaklının iki seçimlik hakkı bulunur. HMK m.6/1 uyarınca genel yetkili mahkeme, davalının davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir; alacaklı her hâlükârda borçlunun yerleşim yerinde dava açabilir. Ayrıca HMK m.10 uyarınca sözleşmeden doğan davalar, sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesinde de açılabilir. TBK m.89/1 uyarınca, aksine anlaşma olmadıkça para borçları alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim yerinde ifa edilmesi gereken götürülecek borçlardandır; bu nedenle tüketim ödüncü alacaklısı kendi yerleşim yerindeki mahkemede dava açma veya kendi yerleşim yerindeki icra dairesinde takip başlatma hakkına da sahiptir. Uyuşmazlık 6502 sayılı Kanun kapsamında bir tüketici işleminden doğuyorsa, aynı Kanun’un 73/5. maddesi uyarınca tüketicinin yerleşim yerindeki tüketici mahkemesinde de dava açılabilir.

Sıkça Sorulan Sorular

Tüketim ödüncü sözleşmesi yazılı yapılmak zorunda mıdır?

Hayır, tüketim ödüncü sözleşmesi herhangi bir geçerlilik şekline tabi değildir ve sözlü anlaşmayla dahi kurulabilir; ancak bu, uyuşmazlık hâlinde ispatının kolay olacağı anlamına gelmez, 41.000 TL’yi (2026) aşan tutarlarda kural olarak yazılı delil aranır.

Arkadaşıma verdiğim borç parayı nasıl ispatlarım?

En güvenli yol, havale açıklamasına “borç” veya “ödünç” ibaresi yazmak ya da mümkünse kısa bir yazılı sözleşme düzenlemektir; açıklamasız havale tek başına yeterli görülmemekte, ayrıca dekontta borç ibaresinin bulunması durumunda ispat yükü karşı tarafa geçmektedir.

Banka havalesine “borç” yazmayı unuttum, param karşılıksız mı sayılır?

Hayır, ancak yasal olarak havale mevcut bir borcun ödemesi sayılır ve ödünç iddiasını siz ispatlamak zorunda kalırsınız; bu durumda WhatsApp yazışmaları, tanık beyanı (varsa yakın akrabalık ilişkisi) veya sonradan alınan yazılı bir kabul yazısı gibi ek delillere ihtiyaç duyulur.

Kardeşime/eşime verdiğim borcu tanıkla ispatlayabilir miyim?

Evet, HMK m.203/1-a uyarınca altsoy-üstsoy, kardeşler, eşler ve belirli kayın hısımları arasındaki işlemlerde miktar senetle ispat sınırını aşsa dahi tanık dinlenebilir.

Borç verdiğim kişi parayı iade etmezse ne kadar sürede dava açabilirim?

Ödüncün iadesi alacağı TBK m.146 uyarınca on yıllık genel zamanaşımına tabidir; TBK m.389’daki altı aylık kısa süre yalnızca ödünç konusunun teslim edilmesine ilişkin istemler için geçerlidir, iade talebi için uygulanmaz.

Vade belirlemeden verdiğim borcu ne zaman geri isteyebilirim?

Vade kararlaştırılmamışsa borçludan istediğiniz an geri isteyebilirsiniz; ancak borçlu, TBK m.392 uyarınca ilk istemden itibaren altı hafta geçmedikçe parayı geri vermekle yükümlü değildir.

Tüketim ödüncünde faiz her zaman istenebilir mi?

Hayır; adi (ticari olmayan) tüketim ödüncünde faiz ancak taraflarca açıkça kararlaştırılmışsa istenebilir, ticari tüketim ödüncünde ise kararlaştırılmamış olsa dahi kanunen istenebilir.

Bileşik faiz (faize faiz) tüketim ödüncünde uygulanabilir mi?

Hayır, TBK m.388’in son fıkrası faizin anaparaya eklenerek yeniden faiz yürütülmesini kesin olarak yasaklamıştır; bu emredici bir kuraldır.

Borç aldığım kişi ödeme güçlüğüne düşerse parayı vermek zorunda mıyım?

TBK m.390 uyarınca ödünç veren, ödünç alanın ödeme güçsüzlüğüne düştüğünü öğrenirse teslimden kaçınabilir; ancak ödünç alan yeterli bir teminat sunarsa bu hak ortadan kalkar.

Para yerine hisse senedi/altın/mal ödünç verdim, borç tutarı nasıl hesaplanır?

TBK m.391 uyarınca borç tutarı, verilen kıymetli evrak veya malın teslim zamanı ve yerindeki borsa ya da piyasa değeri üzerinden hesaplanır; buna aykırı sözleşme kayıtları geçersizdir.

Tüketim ödüncü ile bağışlama arasındaki fark nedir, hangisi olduğuna nasıl karar verilir?

Belirleyici kriter iade borcunun varlığıdır; geri verme yükümlülüğü olan kazandırma tüketim ödüncü, geri verme yükümlülüğü bulunmayan karşılıksız kazandırma ise bağışlamadır.

Şirketler arasındaki borç para ilişkisi ticari tüketim ödüncü sayılır mı?

Evet, tüzel kişi tacirlerin taraf olduğu işlemler TTK m.19 uyarınca mutlak olarak ticari sayılır; ancak davanın asliye ticaret mahkemesinde görülebilmesi için her iki tarafın da tacir olması ve işlemin her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması aranır.

Tüketim ödüncüne dayalı davada hangi mahkemede dava açmalıyım?

Taraflardan en az biri tacir değilse veya işlem her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili değilse asliye hukuk mahkemesinde, her iki taraf da tacir ve işlem her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgiliyse asliye ticaret mahkemesinde, kredi veren mesleki bir finans kuruluşuysa tüketici mahkemesinde dava açılır.

Borç davasını kendi ilimde mi yoksa borçlunun bulunduğu yerde mi açabilirim?

İkisi de mümkündür; HMK m.6 uyarınca borçlunun yerleşim yerinde, HMK m.10 ve TBK m.89/1 uyarınca da alacaklının kendi yerleşim yerinde (para borcunun ifa yeri) dava açılabilir.

Banka/finansman kuruluşundan aldığım kredi tüketim ödüncü müdür?

Hayır, bir banka veya yetkili finans kuruluşundan alınan ve 6502 sayılı Kanun kapsamına giren krediler tüketici kredisi rejimine tabidir; bu rejim, şekil şartı, ön bilgilendirme, cayma hakkı ve faiz tavanı bakımından genel tüketim ödüncünden farklı ve daha koruyucu kurallar içerir.

Sonuç

Tüketim ödüncü sözleşmesi görünüşte basit ama uygulamada ispat, faiz ve zamanaşımı bakımından incelikli bir hukuki ilişkidir. Sözleşmenin şekle tabi olmaması, tarafları rahatlatsa da uyuşmazlık çıktığında asıl mücadele mahkemede kanıtlama aşamasında yaşanır; banka havalesi açıklamasının doğru yazılması, gerekiyorsa kısa bir yazılı sözleşme düzenlenmesi ve zamanaşımı sürelerinin doğru hesaplanması, hem alacaklının hem borçlunun haklarını korumak için kritik önem taşır. Tüketim ödüncünden doğan bir alacağınız varsa veya böyle bir iddiayla karşı karşıyaysanız, somut olayınızın adi mi ticari mi olduğunun, hangi delillerle ispat imkânı bulunduğunun ve hangi mahkemede dava açılması gerektiğinin doğru tespiti sürecin sonucunu doğrudan etkiler.

Av. Mehmet Sarıoğlu tarafından hazırlanmış; Av. Fatih Sefer tarafından incelenip yayına uygun bulunmuştur.

Sarıoğlu & Sefer Hukuk Bürosu
Osmaniye Mah., İsmail Erez Bulvarı No: 9/2, 34146 Bakırköy/İstanbul