İçindekiler
- Giriş
- Muris Muvazaası Nedir? Tanım ve Yasal Dayanak
- Muris Muvazaasının Unsurları
- Temlik Türlerine Göre Muvazaa Belirtileri
- İspat Yükü ve Muvazaa Emareleri
- Dava Hakkı: Kimler Dava Açabilir?
- İyiniyetli Üçüncü Kişilerin Durumu
- Tenkis ve Denkleştirme ile İlişki
- Görevli ve Yetkili Mahkeme
- Zamanaşımı ve Hak Düşürücü Süreler
- Emsal Yargıtay Kararları
- Sık Sorulan Sorular
- Sonuç
Giriş
Mirasbırakanın ölümünden sonra mirasçıların karşılaştığı en ağır durumlardan biri, yaşamı boyunca taşınmazlarını “sattığı” görünen ama aslında belirli bir mirasçıya ya da üçüncü bir kişiye bağışladığı işlemlerdir. Hukuk dünyasında muris muvazaası olarak adlandırılan bu durum, Türk miras hukukunun en zorlu ve en çok dava üretilen alanlarından birini oluşturmaktadır. Hak kaybı yaşayan mirasçılar, tapuyu iptal ettirmek ve pay oranlarında tescil yaptırmak için Asliye Hukuk Mahkemesi’ne başvurabilir; ancak bu davanın kazanılması titiz bir ispat çalışmasını zorunlu kılar. Muris muvazaası davalarının teknik boyutları ve sürecin doğru yönetilmesi için tecrübeli bir miras avukatı İstanbul‘dan destek almak, hak kayıplarını önlemenin en etkili yoludur.
Muris Muvazaası Nedir? Tanım ve Yasal Dayanak
Muris muvazaası; mirasbırakanın, mirasçılarını miras hakkından yoksun bırakmak amacıyla gerçek iradesine uymayan bir işlemi — genellikle bağışı — tapuda satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi olarak göstermesidir. Hukuki niteliği itibarıyla nispi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür; zira tarafların gerçek iradesini yansıtmayan görünürdeki işlemin arkasında, kamuoyundan gizlenen başka bir işlem (bağış) mevcuttur.
Yasal dayanağı birden fazla kaynaktan beslenir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 19. maddesi (mülga BK m.18), sözleşmelerin yorumunda tarafların gerçek ve ortak iradelerinin esas alınacağını hükme bağlamıştır. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 01.04.1974 tarihli ve 1/2 sayılı kararı (İBK) ise muris muvazaasına ilişkin uygulama çerçevesini çizmiş; saklı pay sahibi olsun ya da olmasın, miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılara dava hakkı tanımıştır.
Muris muvazaası aynı zamanda “tam muvazaa” özelliği de taşımaktadır: görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradesine uymadığı için TBK m.19 uyarınca geçersizdir; gizli bağış sözleşmesi ise tapu memuru huzurunda “bağış” olarak beyan edilmediğinden TMK m.706, TBK m.237 ve Tapu Kanunu m.26’da öngörülen şekil koşulunu taşımadığı için geçersizdir. Ortaya çıkan tapu kaydı, yolsuz tescil niteliğinde olup kesin hükümsüzlük yaptırımıyla maluldür.
Muris Muvazaasının Unsurları
Muvazaanın mahkemece kabul edilebilmesi için dört kurucu unsurun bir arada bulunması zorunludur. Bu unsurlardan herhangi birinin eksikliği, tapu iptal davasının reddine yol açar.
1. Görünüşteki İşlem
Tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacıyla yaptıkları, ancak kendi aralarında hüküm doğurmasını istemedikleri işlemdir. Uygulamada bu işlem tapu memuru huzurunda satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi olarak karşımıza çıkar. Görünürdeki sözleşme, tarafların gerçek iradelerine uymadığı için geçersizdir.
2. Gizli İşlem (Bağış)
Mirasbırakanın gerçek iradesine uygun olan, ancak dış dünyadan gizlediği işlemdir. Muris muvazaasında gizli işlem her zaman bağış sözleşmesi niteliğindedir. Bu sözleşme, taşınmaz mülkiyetinin devrini amaçlamasına karşın resmi şekle uygun yapılmadığından şekil noksanlığı nedeniyle geçersizdir.
3. Muvazaa Anlaşması
Mirasbırakan ile devralan taraf arasında, görünüşteki işlemin hiçbir sonuç doğurmayacağına dair varılan gizli mutabakattır. Bu anlaşma herhangi bir şekil koşuluna bağlı değildir; sözlü ya da yazılı olarak gerçekleşebilir. Muris muvazaasının “tam muvazaa” niteliğini kazanmasını sağlayan unsur budur.
4. Mirasçıları Aldatma Kastı (Mal Kaçırma Amacı)
Muris muvazaasını diğer nispi muvazaa türlerinden ayıran en temel unsurdur. Mirasbırakanın asıl amacının, mirasçıları miras haklarından mahrum etmek ve terekeden mal kaçırmak olması gerekir. Bu kastın varlığı, davanın en kritik ispat meselesidir. Yargıtay, kastın araştırılmasında “kendisinden mal kaçırılan mirasçı” ifadesindeki “mirasçı”dan kastedilenin tek bir mirasçı değil, terekein bütünü olduğunu tutarlı biçimde vurgulamaktadır.
Şunu belirtmek gerekir ki; mirasbırakan sağlığında tüm mirasçıları kapsayan, hak dengesini gözeten ve makul ölçüde bir paylaştırma yapmışsa mal kaçırma kastından söz edilemez; 1974 tarihli İBK bu hâle uygulanmaz.
Temlik Türlerine Göre Muvazaa Belirtileri
Satış Görünümlü Muvazaa
Uygulamada en yaygın muvazaa biçimidir. Taraflar bir bedel karşılığında mülkiyetin devredildiğini beyan ederler; ancak gerçekte hiçbir bedel ödenmemekte ya da sembolik bir tutar kararlaştırılmaktadır. Yargıtay, satış bedelinin tapudaki değerin çok altında kalması, alıcının o tarihteki alım gücünün bulunmaması, banka kayıtlarında herhangi bir ödeme akışının görünmemesi ve devir sonrası mirasbırakanın taşınmazı kullanmaya devam etmesi gibi emarelerin bir arada bulunması hâlinde işlemin gerçek bir satış olmadığı sonucuna varmaktadır.
Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesi (TBK m.611) Görünümlü Muvazaa
Ölünceye kadar bakma sözleşmesi yapısı itibarıyla ivazlı bir akittir ve bakım borçlusuna ciddi yükümlülükler yükler. Ancak bu sözleşme mirastan mal kaçırmak için araçsallaştırıldığında mahkemeler, işlemin şekline değil tarafların asıl amacına odaklanır. Yargıtay 7. Hukuk Dairesi bu durumu net biçimde ortaya koymuştur: bakım alacaklısının temliki işlemde bakıp gözetilme koşulunu değil başka bir amacı — örneğin mirasçılardan mal kaçırmayı — gerçekleştirme iradesi taşıdığı saptanırsa, akdin ivazlı niteliği ortadan kalkar ve bağış amacının üstün tutulduğu sonucuna varılır. Özellikle mirasbırakanın emekli maaşı bulunması, elindeki tek taşınmazı devretmesi ve devir sonrası o taşınmazda oturmaya devam etmesi, ölünceye kadar bakma sözleşmesinin muvazaalı olduğuna işaret eden klasik göstergeler arasında yer almaktadır.
Tapusuz Taşınmazlarda Muris Muvazaası Uygulanmaz
Tapusuz taşınmazlar taşınır mal niteliğinde kabul edildiğinden, zilyetliğin devri suretiyle yapılan elden bağışlamalar şekil şartına bağlı değildir. Bu nedenle tapusuz taşınmazlarda muris muvazaası hükümleri uygulanmaz.
İspat Yükü ve Muvazaa Emareleri
Muris muvazaası davalarında ispat yükü, TMK m.6 ve HMK m.190 uyarınca muvazaanın varlığını iddia eden davacı taraftadır. Mirasçılar, mirasbırakanın yaptığı temlikin gerçek amacının mal kaçırmak olduğunu tanık dahil her türlü delille (HMK m.203/1-d) ispatlayabilirler; herhangi bir yazılı delil başlangıcı aranmaz. Mirasçılar bu davada mirasbırakanın halefi olarak değil, doğrudan kendi miras hakları çiğnenen “üçüncü kişi” sıfatıyla hareket ederler.
Yargıtay’ın içtihadıyla oturmuş ispat emareleri şunlardır:
Ülke ve yörenin gelenek-görenekleri ile toplumsal eğilimler: Örneğin kız çocukları yerine yalnızca erkek çocukları lehine yapılan temlikler, muvazaa iddiasının en klasik sosyal arka planını oluşturur.
Satış bedeli ile gerçek değer arasındaki fahiş fark: Bu fark tek başına kesin kanıt sayılmaz; ancak diğer emarelerle desteklendiğinde mal kaçırma kastının en güçlü göstergesidir. Yargıtay, taşınmazın gerçek değerinin yaklaşık yirmi bir katı düzeyinde bir fark bulunması hâlinde işlemin gerçek satış olmadığının açık olduğunu vurgulamıştır.
Davalının alım gücünün bulunmaması: Devir tarihinde devralan kişinin o değerde bir taşınmazı satın alacak ekonomik güce sahip olmaması ve banka kayıtlarında ödemeye ilişkin herhangi bir iz bulunmaması güçlü bir emaredir.
Olayların olağan akışına aykırılık: Mirasbırakanın satışa ihtiyacı bulunmaması, taşınmazı devrettikten sonra oturmaya ya da kullanmaya devam etmesi, devrin ağır hastalık dönemine ya da ölüme yakın bir zamana denk gelmesi somut olgulardır.
Taraflar arasındaki beşeri ilişkiler: Tanıkların aktardığı aile içi gerilimler, mirasçılar arasındaki eşitsiz muamele ve mirasbırakanın sözlü beyanları, mahkemenin vicdani kanaatinin şekillenmesinde belirleyici rol oynar.
Bilirkişi incelemesi ise hem taşınmazın rayiç değerini hem de devralan kişinin ekonomik gücünü araştırmalıdır. Yalnızca değer tespiti yaptırılan eksik bir bilirkişi raporu bozma sebebi sayılmaktadır.
Dava Hakkı: Kimler Dava Açabilir?
1974 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararı’nın en devrimci yönü, dava hakkını saklı paylı mirasçılarla sınırlı tutmamasıdır. Saklı pay sahibi olsun veya olmasın, miras hakkı çiğnenen tüm yasal mirasçılar tapu iptal ve tescil davası açabilir. Dava hakkı, mirasbırakanın ölümüyle doğar; muris hayattayken bu dava ikame edilemez.
Mirasçılık sıfatı ölüm anına göre belirlenir. Bu nedenle temlik tarihinde henüz mirasçı olmayan ancak ölüm anında mirasçı sıfatını kazanan kişiler — örneğin sonradan evlenilen eş ya da sonradan doğan çocuk — da bu davayı açabilir. Koruma altına alınan değer, belirli bir mirasçının şahsi hakkı değil, terekenin bütünlüğüdür.
Elbirliği mülkiyetine tabi tereke söz konusu olsa dahi mirasçılar, kendi payları oranında tapu iptali ve tescil talep edebilir. Davanın, tapuda kayıtlı son malike yöneltilmesi zorunludur.
İyiniyetli Üçüncü Kişilerin Durumu
Muvazaalı işlemle taşınmazı devralan kişinin bu taşınmazı daha sonra başka birine devretmesi durumunda, üçüncü kişinin kazanımı TMK m.1023 kapsamında değerlendirilir. Tapu siciline güvenerek iyiniyetle edinen üçüncü kişinin kazanımı korunur; ancak bu koruma için devir anında muvazaayı bilmemesi ya da bilebilecek durumda olmaması gerekir.
Yargıtay uygulamasında akrabalık bağları, aile içindeki bilgi paylaşımı ve ortak menfaat ilişkileri, iyiniyet karinesini çürüten en güçlü emareler arasındadır. Aynı aile üyelerinin birbirlerine yaptığı zincirleme devirlerde mahkemeler “bilmesi gereken kişi” kavramını oldukça geniş yorumlamakta; yakın akrabalığın muvazaadan bihaber olmayı pratikte imkânsız kıldığını kabul etmektedir.
Buna karşın banka, finans kuruluşu gibi kurumsal yapıların muvazaalı işlemle devredilen taşınmaz üzerinde kurduğu ipotek hakkı, bankanın muvazaayı bildiği ispat edilmedikçe korunabilmektedir. Kötüniyetin ispatı her davalı için ayrı ayrı yapılmalıdır.
Taşınmaz iyiniyetli bir üçüncü kişiye devredilmişse tapu iptal ve tescil talebi bu kişiye yöneltilemez; bu durumda ilk devralana karşı tazminat (bedel) davası açılması gündeme gelir. Tazminat miktarı dava tarihindeki değer üzerinden hesaplanır.
Tenkis ve Denkleştirme ile İlişki
Muris muvazaası davası ile tenkis davası (TMK m.560) birbirinin alternatifi değil, terditli olarak birlikte ileri sürülebilecek taleplerdir. Muvazaa davası, işlemin baştan geçersiz olduğu iddiasına dayanırken; tenkis davası, işlemin geçerli olduğu kabul edilerek yalnızca saklı payı aşan kısmın iadesini amaçlar. Mantıksal çelişki terditli talebi engellememektedir.
Uygulamadaki doğru strateji şudur: asıl talep olarak muvazaa nedeniyle tapu iptali ve tescil; mahkemenin muvazaa iddiasını reddetmesi hâlinde fer’i talep olarak tenkis. Muvazaa kabul edilirse işlem kökten geçersiz olduğundan ayrıca tenkis incelemesi gerekmez. Muvazaa reddedilirse mahkeme, tenkis talebini TMK m.560 ve devamı hükümleri çerçevesinde bağımsız olarak değerlendirmek zorundadır.
Denkleştirme talebi (TMK m.669) ise mirasbırakanın sağlığında mirasçılara verdiği kazandırmaların miras payına mahsuben yapılmış sayılmasını konu alır. Muvazaa iddiasıyla birlikte terditli olarak ileri sürülebilir; ancak muvazaa kabul edilirse denkleştirme incelemesine geçilmez.
Görevli ve Yetkili Mahkeme
Görevli Mahkeme
Muris muvazaasına dayalı tapu iptal ve tescil davaları, taşınmazın aynına (mülkiyet hakkına) ilişkin davalardır. HMK m.2 uyarınca görevli mahkeme, dava değerinden bağımsız olarak Asliye Hukuk Mahkemesi‘dir.
Yetkili Mahkeme
HMK m.12/1 uyarınca taşınmaz üzerindeki ayni haklara ilişkin davalarda taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi kesin yetkilidir. Bu kesin yetki kuralı nedeniyle yetki sözleşmesiyle başka bir mahkeme yetkilendirilemez; mahkeme de davanın her aşamasında yetkisizliği re’sen gözetmek zorundadır.
Farklı yargı çevrelerinde birden fazla taşınmaz dava konusu edilmişse, HMK m.12/3 uyarınca bu taşınmazlardan herhangi birinin bulunduğu yer mahkemesi diğerleri bakımından da yetkilidir.
İstanbul özelinde: Muris muvazaası davalarında belirleyici olan mirasbırakanın son ikamet adresi değil, dava konusu taşınmazın bulunduğu adliye çevresidir.
Bakırköy, Bahçelievler, Bağcılar, Güngören, Zeytinburnu ve Esenler’deki taşınmazlar için Bakırköy Asliye Hukuk Mahkemesi; Beşiktaş, Beyoğlu, Şişli, Sarıyer, Kağıthane, Fatih ve Bayrampaşa’daki taşınmazlar için Çağlayan Asliye Hukuk Mahkemesi; Kadıköy, Üsküdar, Ümraniye, Maltepe, Kartal, Pendik ve Tuzla’daki taşınmazlar için Anadolu Asliye Hukuk Mahkemesi; Küçükçekmece, Başakşehir ve Avcılar’daki taşınmazlar için Küçükçekmece Asliye Hukuk Mahkemesi yetkilidir.
Zamanaşımı ve Hak Düşürücü Süreler
Genel Kural: Zamanaşımı Yoktur
Muvazaa iddiası, işlemin mutlak butlanla sakat olması sonucunu doğurur. Görünürdeki satış sözleşmesi başından beri geçersiz olduğundan bu geçersizlik zaman geçmekle ya da tarafların icazetiyle düzeltilemez. Yargıtay içtihadına göre muvazaa iddiası herhangi bir zamanaşımı veya hak düşürücü süreye tabi olmaksızın her zaman ileri sürülebilir. Yargıtay, işlemin üzerinden 33 yıl, hatta 40 yıl geçmiş davalarda bile davanın açılmasını hakkın kötüye kullanılması olarak nitelendirmemiştir.
Kadastro Kanunu İstisnası
Taşınmazın kadastro tespiti yapılmışsa, 3402 sayılı Kadastro Kanunu m.12/3 uyarınca kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayalı davalar için 10 yıllık hak düşürücü süre uygulanır. Ancak mirasbırakan kadastro tespitinden sonra ölmüşse bu süre işlemez; bu durum “zamanaşımı yoktur” kuralının en önemli istisnasıdır.
| Konu | Süre | Dayanak |
|---|---|---|
| Muris muvazaası — genel kural | Süresiz | TBK m.19; 1/2 İBK |
| Kadastro öncesi hukuki sebep | 10 yıl (hak düşürücü) | Kadastro K. m.12/3 |
| Tenkis davası | 1 yıl (öğrenmeden) + 10 yıl (mirasın açılmasından) | TMK m.571 |
| Tapu iptal-tescil (yolsuz tescil) | Süresiz | TMK m.1025 |
Emsal Yargıtay Kararları
Tüm malvarlığının devri ve alım gücü yokluğu bir arada olduğunda muris muvazaası kaçınılmaz biçimde sübuta erer. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, taşınmazların murisin tüm malvarlığını oluşturduğu, davalının alım gücünün bulunmadığı, tanık beyanlarının çelişkili olduğu ve bakımın ahlaki görev kapsamında kaldığı bir olayda mal kaçırma kastının ispat edildiğini kabul ederek direnme kararını bozmuştur. (YHGK, E. 2022/1014, K. 2023/1004, T. 25.10.2023)
Bakım ihtiyacı var olsa dahi makul sınırı aşan temlik muvazaayı ele verir. Yargıtay, 1926 doğumlu mirasbırakanın bakım ihtiyacını çok daha az bir mülkle karşılaması mümkünken malvarlığının makul sınırı çok aşan bölümünü ölünceye kadar bakma akdiyle devretmesi ve aile içi gerginliklerin varlığı birlikte değerlendirilerek muvazaanın ispatlandığına hükmetmiştir. (YHGK, E. 2022/388, K. 2024/97, T. 14.02.2024)
Mirastan ıskat girişimi ve devir sonrası tasarruf, mal kaçırma kastını açığa çıkarır. Yargıtay, mirasbırakanın tek malvarlığı olan taşınmazı ölünceye kadar bakma akdinden geri alıp kısa süre sonra davalıya satması, aynı dönemde davacı evlatlık kızına ıskat davası açması ve devir sonrası taşınmazın muris ile eşinin tasarrufunda kalmaya devam etmesi olgularının tümünü değerlendirerek muvazaanın ispatlandığı sonucuna varmıştır. (YHGK, E. 2024/400, K. 2025/554, T. 24.09.2025)
İyiniyetli aile üyesi olamaz; aynı aile içinde muvazaadan haberdar olmayan kalmaz. Yargıtay, muvazaalı işlemle devredilen taşınmazı murisin kızından devralan torununun da bu aile içi muvazaayı bildiğini ya da bilmesi gerektiğini saptayarak TMK m.1023 korumasından yararlanamayacağına hükmetmiştir. (YHGK, E. 2017/2654, K. 2021/886, T. 01.07.2021)
Tüm mirasçılar kapsanmış ve aralarında husumet bulunmuyorsa muvazaa iddiası çöker. Yargıtay, murisin dava konusu taşınmazın yanı sıra beş taşınmazı daha paylaştırdığı, tanık beyanlarında mal kaçırma kastına yer verilmediği ve taraflar arasında herhangi bir husumetin olmadığı durumda davacının ispat yükünü yerine getiremediğine hükmederek davanın reddine karar vermiştir. (YHGK, E. 2022/818, K. 2023/1118, T. 22.11.2023)
Ehliyetsizlik ön sorun olarak önce çözülür; ehliyetsiz kişi muvazaa iradesine sahip olamaz. Yargıtay, mirasbırakanın işlem tarihinde ehliyetsiz olduğunun saptanması hâlinde mal kaçırma kastının değerlendirilemeyeceğini, dolayısıyla önce ehliyetsizlik iddiasının karara bağlanması gerektiğini hükme bağlamıştır. (Yargıtay 1. HD, E. 2023/3777, K. 2023/7238, T. 06.12.2023)
33 yıllık sessizlik dahi hakkın kötüye kullanılması sayılmaz. Yargıtay, dava hakkının kullanılmamasının uzun bir süreye yayılmasının TMK m.2 anlamında hakkın kötüye kullanılması oluşturmayacağını, muris muvazaasına dayalı davaların hiçbir süre sınırı olmaksızın açılabileceğini teyit etmiştir. (Yargıtay 1. HD, E. 2016/5249, K. 2019/1814, T. 13.03.2019)
Sık Sorulan Sorular
Muris muvazaası davası ne zaman açılabilir?
Bu davanın açılabilmesi için mirasbırakanın ölmüş olması şarttır. Dava hakkı ölüm anında doğar; mirasbırakan hayattayken açılan dava usulden reddedilir. Mirasbırakanın ölümünden sonra mirasçı olan kişiler de — örneğin sonradan kurulan evlilik yoluyla eş konumuna geçenler — bu davayı açma hakkına sahiptir.
Yalnızca erkek çocuklara yapılan temlikte ne yapmalıyım?
Yargıtay’ın yerleşik içtihadına göre mirasbırakanın tüm malvarlığını ya da önemli bir bölümünü yalnızca erkek çocuklarına devretmesi, kız çocukları bakımından en klasik mal kaçırma emaresini oluşturur. Bu davada tanıklar aracılığıyla aile içindeki tutumun ve eşitsiz muamelenin ispatlanması, hukuki süreçte belirleyici olacaktır.
Taşınmaz üçüncü kişiye devredildiyse ne olur?
Taşınmazı devralan üçüncü kişinin muvazaayı bildiği ya da bilmesi gerektiği (kötüniyet) ispatlanırsa, o kişiye karşı da tapu iptal ve tescil davası açılabilir. İyiniyetle iktisap söz konusuysa üçüncü kişiye karşı iptal istenemez; bu durumda ilk devralana karşı tazminat (bedel) davası gündeme gelir. Tazminat miktarı dava tarihindeki rayiç değer üzerinden hesaplanır.
Muris muvazaası davası ile tenkis davası aynı anda açılabilir mi?
Evet. Asıl talep olarak muvazaa nedeniyle tapu iptali ve tescil; muvazaanın ispat edilemediği ihtimale karşı yedek talep olarak tenkis, aynı dava dilekçesinde terditli biçimde ileri sürülebilir. Bu iki talebin mantıksal çelişkisi terditli sunumu engellemez.
Muvazaa davası ne kadar sürer?
Davanın süresi, taşınmaz sayısına, bilirkişi incelemesinin kapsamına ve tanık sayısına göre değişir. İstanbul’da asliye hukuk mahkemelerindeki iş yükü gözetildiğinde bu tür davaların 2 ila 4 yıl sürmesi olağandır; Yargıtay aşaması da hesaba katıldığında süreç uzayabilmektedir.
Bu davayı kazanmak için mutlaka avukat tutmam gerekiyor mu?
Muris muvazaası davaları teknik hukuki bilgi gerektiren, delil toplama ve ispat stratejisinin belirleyici olduğu davalardır. Muvazaa emarelerinin doğru tespit edilmesi, bilirkişi raporunun etkin biçimde takip edilmesi ve terditli taleplerin usulüne uygun sunulması için deneyimli bir miras hukuku avukatı ile çalışmak hak kaybını önlemenin en güvenilir yoludur.
Sonuç
Muris muvazaası, Türk miras hukukunun mirasçılara tanıdığı en güçlü koruma araçlarından biridir. TBK m.19 ve 1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı çerçevesinde şekillenen bu dava türü; görünürdeki işlemin iradeye aykırılığı ile gizli bağış işleminin şekil noksanlığı zemininde yükselir. Uygulamada davanın başarıya ulaşması, mal kaçırma kastının tanık beyanları, ekonomik veriler ve hayatın olağan akışına aykırılık emareleriyle somutlaştırılmasına bağlıdır. Tek başına fahiş bedel farkı muvazaanın kanıtı sayılamaz; ancak davalının alım gücü yokluğu, banka kaydı bulunmaması ve devir sonrası kullanım gibi olgularla birleştiğinde sonucu belirleyici hâle gelmektedir. Mirasbırakanın ölümünün üzerinden onlarca yıl geçmiş olması dahi dava hakkını ortadan kaldırmaz; zamanaşımı bu davalara uygulanmaz. Hak kaybı yaşandığından şüphelenilen her durumda gecikmeden uzman bir miras avukatı İstanbul‘a danışmak, tapu sicilindeki yolsuz tescilin giderilmesi için atılacak en sağlıklı ilk adımdır.
Bu makale, Sarıoğlu & Sefer Hukuk Bürosu adına Av. Mehmet SARIOĞLU tarafından hazırlanmıştır.