Bir kişinin ölümünden sonra malvarlığının akıbetini belirleyen vasiyetname, kanunun aradığı sıkı şartlara aykırı düzenlenmiş olsa dahi kendiliğinden hükümsüz sayılmaz. Türk miras hukukunda geçerli olan favor testamenti (vasiyetname lehine yorum) ilkesi gereği hâkim, mirasbırakanın son iradesini olabildiğince ayakta tutmaya çalışır; sakat bir vasiyetname ancak açılacak özel bir dava ile ve mahkeme kararıyla ortadan kaldırılabilir. İşte bu dava, uygulamada ve mevzuatta “vasiyetnamenin iptali davası”, daha geniş ve teknik ifadeyle “ölüme bağlı tasarrufun iptali davası” olarak anılır.
1. Vasiyetnamenin İptali Davası Nedir?
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, konunun teorik çerçevesini istikrarlı biçimde şu şekilde ortaya koymaktadır: “Miras bırakanın ölümünden sonra meydana gelmesini arzu etmiş olduğu hususlara ilişkin her türlü irade açıklaması, ölüme bağlı tasarruf olarak nitelendirilir.” Ölüme bağlı tasarruf ibaresinin kullanılmasının sebebi, miras bırakanın mal varlığı üzerinde ölümünden sonra hüküm ifade edecek bir işlem yapması ve mal varlığının ölümünden sonraki kaderini belirlemesidir (Yargıtay HGK, E. 2020/540, K. 2021/1223, T. 14.10.2021; aynı doğrultuda Yargıtay HGK, E. 2023/656, K. 2024/469, T. 25.09.2024).
Kanun koyucu, ölüme bağlı tasarruflar bakımından iki farklı şekil öngörmüştür: mirasbırakanın tek taraflı olarak yaptığı ve her zaman dönebileceği vasiyetname (TMK m.531-544) ile iki taraflı ve bağlayıcı nitelikteki miras sözleşmesi (TMK m.545-549). Ölüme bağlı tasarrufların şekli bakımından sınırlı sayı (numerus clausus) ilkesi geçerli olduğundan, yalnızca vasiyetname ve miras sözleşmesi şekli anlamda ölüme bağlı tasarruf sayılır; bunların dışında herhangi bir işlem bu nitelikte kabul edilemez (HGK, E. 2023/656, K. 2024/469, T. 25.09.2024). Bu yazının ağırlık noktası vasiyetnamenin iptalidir; miras sözleşmesi ve mirastan feragat sözleşmesi gibi komşu kurumlara ise ilgili başlıklarda ayrıca değinilmiştir.
Vasiyetnamenin iptali davası, adından da anlaşılacağı gibi kurucu (yenilik doğurucu/inşai) bir davadır: vasiyetname, dava açılıp mahkemece iptaline karar verilene kadar geçerliliğini korur. Bu nedenle mirasçı veya vasiyet alacaklısı sıfatıyla vasiyetnameye itirazı olan kişinin, süresi içinde bizzat dava açması gerekir; salt itiraz beyanında bulunmak veya vasiyetnameyi kabul etmediğini söylemek, iptal sonucunu kendiliğinden doğurmaz.
2. İptal Sebepleri: TMK m.557 ve Sınırlı Sayı (Numerus Clausus) İlkesi
“Aşağıdaki sebeplerle ölüme bağlı bir tasarrufun iptali için dava açılabilir: 1. Tasarruf mirasbırakanın tasarruf ehliyeti bulunmadığı bir sırada yapılmışsa, 2. Tasarruf yanılma, aldatma, korkutma veya zorlama sonucunda yapılmışsa, 3. Tasarrufun içeriği, bağlandığı koşullar veya yüklemeler hukuka veya ahlâka aykırı ise, 4. Tasarruf kanunda öngörülen şekillere uyulmadan yapılmışsa.”
Yargıtay, madde metnindeki dört sebebin sınırlı sayıda (numerus clausus) olduğunu ve bu sebepler dışında herhangi bir gerekçeyle vasiyetnamenin iptalinin istenemeyeceğini kararlarında defalarca vurgulamıştır: “TMK’nın 557. maddesinde sayılan sebeplerin bulunması hâlinde vasiyetnamenin iptali gerekir. Bu sebepler dışında kalan durumlara dayanılarak ölüme bağlı tasarrufun iptali istenilemez ise de, koşullarının varlığı durumunda tenkis talebine konu edilebilir (TMK m.560-562)” (Yargıtay 7. HD, E. 2024/3012, K. 2025/1079, T. 26.02.2025). Aynı ilke, sınırlı sayıda sayılan sebepler dışında en sık karşılaşılan “mirastan mal kaçırma” iddiası bakımından da açıkça teyit edilmiştir: mahkeme, mal kaçırma kastıyla düzenlendiği ileri sürülen bir vasiyetnamenin iptali talebini, bu iddianın TMK m.557’nin numerus clausus sebepleri arasında yer almadığı gerekçesiyle reddetmiştir; mirasbırakanın tasarruf ehliyetine ve iradesinin sakatlanıp sakatlanmadığına ilişkin bir iddia bulunmadıkça, salt mal kaçırma saikiyle iptal istenemez (Yargıtay 7. HD, E. 2025/82, K. 2025/3906, T. 29.09.2025). Aşağıda dört sebep, konuya ilişkin emsal kararlarla birlikte ayrı ayrı incelenmiştir.
2.1. Tasarruf Ehliyetsizliği (TMK m.557/1)
Uygulamada en sık dayanılan iptal sebebi tasarruf ehliyetsizliğidir. Ehliyet meselesinin doğru değerlendirilebilmesi için öncelikle vasiyetname ehliyetinin, miras sözleşmesi ehliyetinden farklı ve daha hafif bir eşiğe bağlandığını bilmek gerekir. Hukuk Genel Kurulu bu farkı ayrıntılı biçimde açıklamıştır:
“4721 sayılı Kanun’un 502 nci maddesi uyarınca vasiyet yapabilmek için ayırt etme gücüne sahip ve onbeş yaşını doldurmuş olmak yeterlidir. Dolayısıyla vasiyetname yapabilmek için miras sözleşmesinin (4721 sayılı Kanun md. 503) aksine miras bırakanın tam fiil ehliyetine sahip olması gerekmez. […] vasiyetnamenin düzenlendiği anda kişinin onbeş yaşını doldurmuş olması ve ayırt etme gücünün bulunması şartıyla, münhasıran daha sonradan kısıtlanmış olması, vasiyetname düzenleme ehliyeti bulunmadığı anlamına gelmez.”
Bu tespitin pratik sonucu önemlidir: bir kişi vasiyetnameyi düzenledikten sonra kısıtlanmış (vesayet altına alınmış) olsa dahi, bu durum tek başına, vasiyetnamenin düzenlendiği tarihteki ehliyetsizliğin karinesi sayılmaz. Aynı kararda somut olayda, mirasbırakan hakkında vasiyetnameden 17 ay sonra alınmış bir tutanakta yer alan unutkanlığa dayalı ifadelerin, vasiyetname tarihindeki sağlık kurulu raporunun aksini ispatlamaya yetmediği, dolayısıyla TMK 557/1 anlamında ehliyetsizliğin kanıtlanamadığı sonucuna varılmıştır.
Ehliyet incelemesinde mahkemelerin ağırlıklı olarak Adli Tıp Kurumu (ATK) raporlarına itibar ettiği görülmektedir. Ancak resmî vasiyetnamenin düzenlenmesi sırasında bir sağlık raporu alınmış olması, vasiyetnamenin geçerlilik şartı değildir — yalnızca bir ispat aracıdır:
Mahkeme, resmî vasiyet düzenlenmesinde sağlık raporu alınmasının geçerlilik koşulu olmadığını, mutlaka heyet veya uzman raporu alınacağı yönünde bir zorunluluk bulunmadığını açıkça vurgulamıştır.
Bu ilkeyle bağlantılı olarak, düzenleme sırasında tek hekimden (örneğin aile hekiminden) alınan bir raporun “yetersiz” olduğu iddiasının da tek başına iptal sonucu doğurmadığı görülmektedir; zira yargılama sırasında alınan ATK kurul raporu, düzenleme anındaki raporun yerini alarak asıl belirleyici delil hâline gelmektedir (Yargıtay 7. HD, E. 2022/6307, K. 2023/6486, T. 21.12.2023). Aynı doğrultuda, işlem tarihinde vasiyet edenin fiil ehliyetine sahip olduğu ATK raporuyla tespit edildiğinde, davacı tanıklarının bunun aksini gösteren beyanlarının doğrudan görgüye değil duyuma dayanması hâlinde mahkemece itibar edilmeyeceği kabul edilmiştir (Yargıtay 7. HD, E. 2022/3229, K. 2023/4416, T. 04.10.2023).
Ehliyetsizlik iddiasının reddedildiği başkaca kararlarda da benzer bir örüntü görülmektedir: 90 yaşın üzerindeki bir mirasbırakan bakımından ATK’nın fiil ehliyetini teyit etmesi (Yargıtay 7. HD, E. 2023/4843, K. 2024/3969, T. 19.09.2024); 86 yaşındaki mirasbırakan bakımından ATK raporunun ehliyeti doğrulaması (Yargıtay 7. HD, E. 2023/1170, K. 2024/2096, T. 18.04.2024); 82 yaşındaki mirasbırakan bakımından da aynı sonuca varılması (Yargıtay 7. HD, E. 2023/1797, K. 2024/2206, T. 25.04.2024); murisin vasiyetnameyi düzenlerken vasiyetnameye ilişkin bir beyanının bulunmaması ve yalnızca vekâletnameyi hatırlayamamasının aldatma sonucu tasarrufa yeterli delil sayılmaması (HGK, E. 2023/656, K. 2024/469, T. 25.09.2024); 81 yaşındaki mirasbırakan bakımından tek imzalı aile hekimi raporuna karşı ATK’nın üstün tutulması (Yargıtay 7. HD, E. 2022/6307, K. 2023/6486, T. 21.12.2023); dava dilekçesinde ehliyetsizlik ve irade sakatlığı birlikte ileri sürülüp ikisinin de ispatlanamadığı örnekler (Yargıtay 7. HD, E. 2023/5322, K. 2024/4148, T. 30.09.2024 — bu kararda ayrıca davacı tanığı olarak dinlenen ve murisin dava dışı yasal mirasçısı olan kişinin beyanına HMK m.255 uyarınca itibar edilemeyeceği de vurgulanmıştır; Yargıtay 7. HD, E. 2023/3574, K. 2024/4023, T. 23.09.2024; Yargıtay 7. HD, E. 2023/1644, K. 2023/4133, T. 26.09.2023 — bu davada esasa girilmeden hak düşürücü süre nedeniyle ret kararı verilmiştir).
Vasiyetnamenin iptali sebebi olarak ileri sürülemeyecek hususlara dair de somut bir emsal mevcuttur: noterce düzenlenen vasiyetnamenin, düzenlendikten sonra ilgili nüfus müdürlüğüne bildirilmemiş olması, kanunda iptal sebepleri arasında sayılmadığından tek başına iptal gerekçesi oluşturmaz (Yargıtay 7. HD, E. 2024/461, K. 2024/5485, T. 05.12.2024).
2.2. İrade Sakatlığı: Yanılma, Aldatma, Korkutma veya Zorlama (TMK m.557/2)
İkinci iptal sebebi, tasarrufun mirasbırakanın gerçek iradesini yansıtmaması, yani yanılma, aldatma (hile), korkutma veya zorlama etkisi altında yapılmış olmasıdır. Bu sebep, TMK m.504/1 ile doğrudan bağlantılıdır: “Mirasbırakanın yanılma, aldatma, korkutma veya zorlama etkisi altında yaptığı ölüme bağlı tasarruf geçersizdir. Ancak, mirasbırakan yanıldığını veya aldatıldığını öğrendiği ya da korkutma veya zorlamanın etkisinden kurtulduğu günden başlayarak bir yıl içinde tasarruftan dönmediği takdirde tasarruf geçerli sayılır.” (HGK, E. 2023/656, K. 2024/469, T. 25.09.2024).
Hukuk Genel Kurulu, hile ve yanılma kavramlarını da netleştirmiştir: “Hile (aldatma), genel olarak bir kimseyi irade beyanında bulunmaya […] sevk etmek için onda kasten hatalı bir kanı uyandırmak veya esasen var olan hatalı bir kanıyı korumak yahut devamını sağlamak şeklinde tanımlanır. Hatada yanılma, hilede ise yanıltma söz konusudur.” İradeyi sakatlayan bu hâllerin iptal davasında dikkate alınabilmesi için, tasarruf ile bu olgular arasında bir sebep-sonuç bağının bulunması, yani vasiyetnamenin tam da bu etkiler altında yapılmış olması gerekir; salt mirasbırakanın ileri yaşı, hastalığı veya lehtarla birlikte yaşaması, tek başına irade sakatlığının karinesi değildir (HGK, E. 2023/656, K. 2024/469, T. 25.09.2024). Anılan kararda Kurul, mirasbırakanın vasiyetnameyi düzenledikten sonra dönme iradesini gösteren hiçbir işlem yapmamış olmasını ve dosyada zorlama ya da aldatmaya dair somut bir delil bulunmamasını gerekçe göstererek iptal talebini reddetmiştir.
İrade sakatlığı iddialarının ispat yükünün ağırlığı, incelenen kararların büyük çoğunluğunda kendini göstermektedir: 90 yaşın üzerindeki bir mirasbırakanın davalı ve yakınlarının baskısıyla vasiyetname düzenlediği iddiası, tanık beyanlarıyla desteklenemediği için reddedilmiştir (Yargıtay 7. HD, E. 2023/4843, K. 2024/3969, T. 19.09.2024 — bu kararda ayrıca davacı tarafından bildirilmeyen tutanak tanıklarının HMK m.240/2 uyarınca dinlenemeyeceği de vurgulanmıştır). Davalıların korkutma veya zorlamasıyla hem vasiyetname hem de bağış işlemi yapıldığı iddiası da benzer şekilde ispat edilemeyerek reddedilmiştir (Yargıtay 7. HD, E. 2023/4540, K. 2024/4146, T. 30.09.2024). İki ayrı vasiyetnamenin davalıların manevi cebiriyle düzenlendiği iddiası incelenirken, ikinci vasiyetnamenin ilk vasiyetnameyi hükümsüz kıldığı (TMK m.542 rücu) iddiasının da gündeme geldiği, ancak asıl uyuşmazlığın irade sakatlığının ispatına odaklandığı ve bunun kanıtlanamadığı görülmektedir (Yargıtay 7. HD, E. 2024/1914, K. 2024/4728, T. 22.10.2024).
2.3. Tasarrufun İçeriğinin, Koşulunun veya Yüklemesinin Hukuka veya Ahlaka Aykırılığı (TMK m.557/3)
Üçüncü sebep, vasiyetnamenin içeriğinin, bağlandığı koşulun veya yüklemenin (mükellefiyetin) hukuka veya ahlaka aykırı olmasıdır. Bu bent uygulamada nispeten az sayıda davaya konu olsa da, kapsamı bakımından iki noktanın altı özellikle çizilmelidir.
Birincisi, yukarıda da değinildiği üzere, salt “mirastan mal kaçırma” veya “mirasçıları mağdur etme” saikiyle vasiyetname düzenlendiği” iddiası, bu bendin kapsamına girmez ve tek başına iptal sebebi oluşturmaz; mahkeme böyle bir iddiayı, TMK m.557’nin sınırlı sayıdaki sebepleri arasında yer almadığı gerekçesiyle reddetmiştir (Yargıtay 7. HD, E. 2025/82, K. 2025/3906, T. 29.09.2025). Mirasçıları mağdur ettiği düşünülen bir tasarrufa karşı asıl başvurulması gereken hukuki yol, aşağıda ayrıntılı olarak ele alınan tenkis davasıdır, iptal davası değildir.
İkincisi, bu bent kapsamında değerlendirilen tasarruflar genellikle vasiyetnameye eklenen koşul veya yükleme niteliğindeki hükümlerdir. Uygulamada sık karşılaşılan örnek, kazandırmanın belirli bir kişinin evlenmemesi, belirli bir dini/ahlaki tercihte bulunması veya benzer biçimde kişilik haklarını sınırlayan bir şarta bağlanmasıdır; bu tür şartlar, kişinin temel hak ve özgürlükleriyle bağdaşmadığı ölçüde hukuka veya ahlaka aykırı sayılabilir ve TMK m.558’in kısmi iptale ilişkin imkânı burada da devreye girerek yalnızca sakat koşulun (kazandırmanın tamamının değil) iptaline karar verilebilir. Bu bendin doğası gereği somut olay değerlendirmesine son derece bağlı olması nedeniyle, danışmanlık aşamasında koşul veya yüklemenin metninin birebir incelenmesi büyük önem taşır.
2.4. Tasarrufun Kanunda Öngörülen Şekillere Uyulmadan Yapılmış Olması (TMK m.557/4)
Dördüncü ve uygulamada ehliyetsizlik kadar sık dayanılan sebep, şekle aykırılıktır. TMK, vasiyetnamenin üç ayrı türünü düzenlemiştir: resmî vasiyetname (TMK m.532-537), el yazılı vasiyetname (TMK m.538) ve olağanüstü hâllere özgü sözlü vasiyetname (TMK m.539-541). Her birinin kendine özgü, sıkı şekil şartları vardır ve incelenen kararların önemli bir kısmı bu şekil şartlarının somut olayda gerçekleşip gerçekleşmediğine odaklanmaktadır.
Resmî Vasiyetnamede Okuma-Yazma Bilmeyen veya Okuyamayan/İmzalayamayan Mirasbırakan (TMK m.535)
TMK m.535 uyarınca mirasbırakan vasiyetnameyi bizzat okuyamaz veya imzalayamazsa, memur vasiyetnameyi iki tanığın önünde ona okur ve mirasbırakan vasiyetnamenin son arzularını içerdiğini beyan eder; tanıklar da hem bu beyanın kendi önlerinde yapıldığını ve mirasbırakanı tasarrufa ehil gördüklerini, hem vasiyetnamenin kendi önlerinde memur tarafından okunduğunu ve mirasbırakanın bunu son arzuları olarak kabul ettiğini vasiyetnameye yazarak imzalamalıdır. Bu maddenin uygulanmasında Yargıtay dairesi içinde dahi görüş ayrılığı yaşandığı görülmektedir:
Tanıkların vasiyetnameye yalnızca “mirasbırakanı tasarrufa ehil gördüklerini” ve “vasiyetnamenin kendi önlerinde okunduğunu” yazdığı, fakat “mirasbırakanın beyanının kendi önlerinde yapıldığı” ibaresini ayrıca belirtmediği bir olayda Daire, 26.03.1962 tarihli ve 23/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’na atıfla, bu tür eksikliklerin “gereği olmayan bir şekil fazlalığı” bağlamında değerlendirilmesi gerektiğini, favor testamenti ilkesi uyarınca ibarenin ayrı ayrı tekrarlanmamış olmasının tek başına iptal nedeni sayılamayacağını, işlemde birlik kuralına uygun düzenlenmiş bir vasiyetnamede beyanın tanıklar önünde yapıldığı vasiyetname bütününden anlaşılıyorsa şekli geçerliliğin korunacağını kabul etmiştir.
Aynı teknik noktada çoğunluk, tanıkların “mirasbırakanın beyanının kendi önlerinde yapıldığını” yazmamış olmasının tenkis incelemesine geçilmeden önce esastan değerlendirilmesi gerektiğine hükmederken, kararın karşı oyunda tam tersi görüş savunulmuştur: TMK m.535’te sayılan altı unsurun (mirasbırakanın bizzat okuyamaması/imzalayamaması, memurun tanıklar önünde okuması, mirasbırakanın beyanı, tanıkların bu beyanın kendi önlerinde yapıldığını görmesi, tanıkların mirasbırakanı tasarrufa ehil görmesi, vasiyetnamenin tanıklar önünde okunduğunun beyan edilmesi) eksiksiz yerine getirilmesi gerektiği, “mirasbırakanın beyanının kendi önlerinde yapıldığı” ibaresinin eksikliğinin şekil eksikliği teşkil ettiği ve vasiyetnamenin bu nedenle iptalinin gerektiği ileri sürülmüştür.
Bu iki kararın birlikte okunması, TMK m.535’in en ince ayrıntısına kadar uygulanmasının tartışmalı bir alan olduğunu ve dava dilekçesi ile savunmanın bu noktadaki delillerin (vasiyetname metninin birebir dili) titizlikle işlenmesini gerektirdiğini göstermektedir.
Tanıklık ve Memurluk Yasağı (TMK m.536)
“Fiil ehliyeti bulunmayanlar, bir ceza mahkemesi kararıyla kamu hizmetinden yasaklılar, okur yazar olmayanlar, mirasbırakanın eşi, üstsoy ve altsoy kan hısımları, kardeşleri ve bu kişilerin eşleri, resmî vasiyetnamenin düzenlenmesine memur veya tanık olarak katılamazlar. Resmî vasiyetnamenin düzenlenmesine katılan memura ve tanıklara, bunların üstsoy ve altsoy kan hısımlarına, kardeşlerine ve bu kişilerin eşlerine o vasiyetname ile kazandırmada bulunulamaz.”
Bu yasağın kapsamı, Yargıtay kararlarında dar yorumlanmaktadır. Bir davada, vasiyetname tanıklarından birinin murisin torununun eşi olduğu, diğerinin ise torunun eşinin babası olduğu ileri sürülmüş; ancak Daire, TMK m.536’da sayılan yasak dereceler arasında bu hısımlık türlerinin yer almadığını tespit ederek şekil eksikliği iddiasını reddetmiştir (Yargıtay 7. HD, E. 2023/1797, K. 2024/2206, T. 25.04.2024). Vakıf çalışanlarının vasiyetname tanığı olmasının da TMK m.536’da sayılan yasaklı kişilerden sayılmadığı, bu nedenle şekli sakatlamayacağı ayrıca kabul edilmiştir (Yargıtay 7. HD, E. 2022/3864, K. 2023/4696, T. 12.10.2023).
Buna karşılık, tanıklık yasağının gerçekten ihlal edildiği hâllerde kanun, tasarrufun tamamının değil yalnızca sakat kazandırmanın iptaline imkân tanır — bu husus aşağıda “kısmi iptal” başlığında ayrıca ele alınmıştır.
Kısmi İptal İmkânı (TMK m.558, son fıkra)
“İptal davası, tasarrufun iptal edilmesinde menfaati bulunan mirasçı veya vasiyet alacaklısı tarafından açılabilir. Dava, ölüme bağlı tasarrufun tamamının veya bir kısmının iptaline ilişkin olabilir. İptal davası, ölüme bağlı tasarrufla kendilerine, eşlerine veya hısımlarına kazandırma yapılanların tasarrufun düzenlenmesine katılmalarının yol açtığı sakatlığa dayandığı takdirde tasarrufun tamamı değil, yalnız bu kazandırmalar iptal edilir.”
Bu istisnanın somut uygulamasını gösteren güzel bir örnek, vasiyetname tanıklarından birinin, kazandırma yapılan iki ayrı davalıdan yalnızca biriyle hısımlık ilişkisinin bulunduğu bir olayda ortaya çıkmıştır: Yargıtay, tanığın kayınpederi/kayınvalidesi ilişkisi bulunan davalıya yapılan kazandırmanın iptal edilmesini isabetli bulurken, tanıkla herhangi bir hısımlık ilişkisi bulunmayan diğer davalıya yapılan kazandırma yönünden de vasiyetnamenin tamamının değerlendirilmesi gerektiğine, o davalı yönünden hısıma yapılan bir kazandırma bulunmadığından iptal talebinin reddedilmesi gerektiğine hükmetmiştir (Yargıtay 3. HD, E. 2019/3204, K. 2019/5938, T. 27.06.2019). Bu karar, TMK m.558’in son fıkrasının şekle aykırılığı yalnızca ilgili kazandırmayla sınırlı tuttuğunu, vasiyetnamenin tamamını otomatik olarak geçersiz kılmadığını somut biçimde ortaya koymaktadır.
Sözlü Vasiyetname ve Olağanüstü Hâl Şartı (TMK m.539-541)
Sözlü vasiyetname, ancak mirasbırakanın yakın ölüm tehlikesi, ulaşımın kesilmesi, hastalık, savaş gibi olağanüstü bir durum nedeniyle resmî veya el yazılı vasiyetname yapamaması hâlinde başvurulabilecek istisnai bir yoldur. Bu şartın somut olayda gerçekleşip gerçekleşmediği, uygulamada tartışmalı olabilmektedir:
89 yaşındaki, hastanede tedavi görmekte olan ve vefatından bir gün önce iki tanığa sözlü vasiyette bulunan bir mirasbırakanın vasiyetnamesi incelenmiştir. Çoğunluk, mirasbırakanın bulunduğu hastanenin ulaşım sıkıntısı olmayan merkezi bir konumda yer aldığını, tıbbın geldiği nokta dikkate alındığında sağlığında noter katılımıyla resmî vasiyetname düzenlenebileceğini, dolayısıyla sözlü vasiyete başvurulmasını haklı kılan olağanüstü hâlin somut olayda gerçekleşmediğini kabul ederek kararı bozmuştur. Karşı oyda ise, mirasbırakanın genel durumunun “orta-kötü” olarak kayıtlara geçtiği, tanıkların hastaneye mesai bitiminden sonra ulaşabildiği ve mirasbırakanın ertesi gün vefat ettiği somut zaman çizelgesi vurgulanarak, yakın ölüm tehlikesinin gerçekten var olduğu ve başka bir vasiyetname türüne başvurma imkânının bulunmadığı savunulmuştur.
Bu karar, sözlü vasiyetnamenin -adının aksine- en sıkı denetime tabi tutulan vasiyet türü olduğunu ve olağanüstü hâl şartının zamanlama, sağlık durumu ve ulaşılabilirlik gibi somut olgularla titizlikle ispatlanması gerektiğini göstermektedir.
El Yazılı Vasiyetnamede Ehliyetsizlik ve Okuma-Yazma İddiaları
El yazılı vasiyetnamelerde de şekil ve ehliyet iddiaları birlikte ileri sürülebilmektedir. Bir davada, vasiyetnamedeki el yazısının varlığının, mirasbırakanın okuma yazma bilmediği iddiasıyla çeliştiği, noter huzurunda düzenlenen bir evrakta okuma yazma bilmeyen bir kişinin el yazısının bulunmasının hayatın olağan akışına aykırı olacağı gerekçesiyle şekil eksikliği iddiası reddedilmiştir (Yargıtay 7. HD, E. 2023/3574, K. 2024/4023, T. 23.09.2024). Ayrıca resmî vasiyetnamenin, vasiyetnamenin baştan sona aynı memur tarafından düzenlenmediği iddiasına dayalı iptal talepleri de imza ve düzen bütünlüğü incelemesiyle değerlendirilmektedir (Yargıtay 7. HD, E. 2023/1170, K. 2024/2096, T. 18.04.2024).
3. Davanın Tarafları ve Dava Hakkı (TMK m.558)
TMK m.558’in ilk cümlesi uyarınca iptal davasını, tasarrufun iptalinde menfaati bulunan mirasçı veya vasiyet alacaklısı açabilir. Bu davacı çevresi kanunda bilinçli olarak dar tutulmuştur ve kıyas yoluyla genişletilemez. Bu sınırın en çarpıcı uygulaması, bir müflisin miras payının iflas masasına girdiği bir olayda ortaya çıkmıştır:
İflas idaresi, müflisin mirasçı olduğu bir mirasbırakanın iki ayrı vasiyetnamesinin iptalini talep etmiştir. Kurul, TMK m.558’de dava hakkı tanınanların “mirasçı” ve “vasiyet alacaklısı” ile sınırlı sayıda belirlendiğini, İİK m.184’teki “iflasın kapanmasına kadar müflisin uhdesine geçen mallar masaya girer” hükmünün bu sınırlı listeyi genişletmeye elverişli olmadığını, kanun koyucunun iflas idaresine dava hakkı tanımamasının bilinçli bir tercih olduğunu belirterek iflas idaresinin vasiyetnamenin iptalini isteyemeyeceğine hükmetmiştir. Buna karşılık Kurul, aynı kararda TMK m.562’nin ayrı ve dar bir istisna içerdiğini de vurgulamıştır: saklı payı zedelenen mirasçı, kendisine yapılan ihtara rağmen tenkis davası açmazsa, iflas idaresi veya alacaklılar — yalnızca tenkis davasını, iptal davasını değil — kendi adlarına açabilir. Bu hak da ihtarın usulüne uygun tebliğ edilmiş olmasına bağlı ayrı bir dava şartıdır; somut olayda ihtarın bila tebliğ iade edilmesi nedeniyle tenkis talebi de usulden reddedilmiştir.
Bu karardan çıkan pratik sonuç şudur: alacaklısı veya iflas idaresi konumunda olan üçüncü kişiler, mirasçının veya vasiyet alacaklısının yerine geçerek doğrudan iptal davası açamaz; onlara tanınan tek yol, saklı paylı mirasçının ihtara rağmen harekete geçmemesi hâlinde TMK m.562 çerçevesinde tenkis davası açmaktır.
Dava hakkının kime ait olduğu belirlenirken, hak düşürücü sürenin de kişiye özgü (şahsa bağlı) işlediği ve halefiyet yoluyla intikal ettiği unutulmamalıdır: bir mirasçı için süre dolduktan sonra vefat etmişse, onun yerine geçen alt mirasçılar da aynı süre sınırlamasına tabi olur; kendi adlarına yeni ve ayrı bir süre işlemeye başlamaz (Yargıtay 7. HD, E. 2025/1071, K. 2025/4922, T. 24.11.2025 — bu husus aşağıda “Hak Düşürücü Süreler” başlığında ayrıca ele alınmıştır). Davalı taraf ise kural olarak vasiyetnameden kazandırma elde eden veya elde edecek olan kişi ya da kişilerdir; birden fazla mirasçı bulunan hâllerde doğru davalıya husumet yöneltilmesi de kararın isabetli olması açısından kritik önemdedir (Yargıtay 7. HD, E. 2022/6307, K. 2023/6486, T. 21.12.2023).
4. Görevli ve Yetkili Mahkeme — 1 Temmuz 2026 Tarihli Değişiklik
Vasiyetnamenin iptali davası, malvarlığına ilişkin bir dava olduğundan HMK m.2 uyarınca Asliye Hukuk Mahkemesinde görülür. Yetki bakımından ise TMK m.576 uygulanır: miras, malvarlığının tamamı için mirasbırakanın yerleşim yerinde açılır; mirasbırakanın tasarruflarının iptali veya tenkisi, mirasın paylaştırılması ve miras sebebiyle istihkak davaları da bu yerleşim yeri mahkemesinde görülür. İncelenen kararların tamamında ilk derece yargılamasının Asliye Hukuk Mahkemelerinde yürütülmüş olması (örn. Menemen 2. Asliye Hukuk Mahkemesi, Ankara 26. Asliye Hukuk Mahkemesi, Antalya 4. Asliye Hukuk Mahkemesi) bu kuralı doğrulamaktadır.
Vasiyetnamenin iptali davası, vasiyetnamenin açılması ve tenfizi davalarıyla karıştırılmamalıdır. Vasiyetnamenin açılması, mirasbırakanın son yerleşim yeri Sulh Hukuk Mahkemesince resen yürütülen, vasiyetnamenin mirasçılara duyurulmasına yönelik bir işlemdir; iptal davası ise bu açılmadan sonra, Asliye Hukuk Mahkemesinde ayrıca açılması gereken bağımsız bir davadır. Vasiyetnameden rücu edildiğine (TMK m.542) ilişkin iddiaların da iptal davasında değil, vasiyetnamenin tenfizi davasında ileri sürülebileceği Yargıtay tarafından açıkça vurgulanmıştır (Yargıtay 7. HD, E. 2022/3864, K. 2023/4696, T. 12.10.2023).
🔑 Kritik Güncel Gelişme: Yargıtay’da Yeni İhtisas Düzeni (1 Temmuz 2026)
Yargıtay Büyük Genel Kurulu’nun 29 Haziran 2026 tarihli ve 2026/1 sayılı kararı, 30 Haziran 2026 tarihli ve 33296 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yayımı izleyen ayın başından, yani 1 Temmuz 2026 tarihinden itibaren yürürlüğe girmiştir. Bu kararla hukuk daireleri arasındaki iş bölümü, “ihtisas alanı” esasına göre yeniden düzenlenmiştir. Buna göre:
- 7. Hukuk Dairesi (Gayrimenkul-Medeni Hukuk ihtisas alanı): şahsi haklar, sınırlı ayni haklar, kamu orta malları, gayrimenkul mülkiyetinin sınırları, ortaklığın giderilmesi ve miras hukuku — dolayısıyla vasiyetnamenin iptali davaları da dahil olmak üzere miras hukukuna ilişkin temyiz incelemeleri bu Daireye aittir.
- 1. Hukuk Dairesi (Gayrimenkul Hukuku ihtisas alanı): gayrimenkul mülkiyeti, tapu sicili, kadastro hukuku — tapu iptali ve tescil davaları ile muris muvazaası kaynaklı davalar dâhil.
Bu ayrım yalnızca temyiz (cassation) aşamasını ilgilendirir; ilk derece görev/yetki kuralı (Asliye Hukuk Mahkemesi / mirasbırakanın son yerleşim yeri) bu düzenlemeden etkilenmez. İncelenen 33 karardan görüleceği üzere, vasiyetnamenin iptali davalarında 7. Hukuk Dairesi zaten fiilen 2023 yılından bu yana temyiz incelemesini yürütmekteydi (bkz. Yargıtay 7. HD, E. 2022/6755, K. 2023/3394, T. 15.06.2023 — bu dosyada ilk bozma kararının 2015 yılında (kapatılan) Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nden geldiği, dosyanın daha sonra 7. Hukuk Dairesi önüne geldiği görülmektedir); 1 Temmuz 2026 tarihli düzenleme bu fiili durumu resmî bir ihtisas esasına bağlamış ve aynı zamanda miras hukuku ile muris muvazaası davalarının (aşağıda ayrı başlıkta ele alındığı üzere zaten doktriner olarak farklı iki müessese olan bu davaların) artık farklı dairelerce temyizen incelenmesini de netleştirmiştir.
5. Hak Düşürücü Süreler (TMK m.559)
“İptal davası açma hakkı, davacının tasarrufu, iptal sebebini ve kendisinin hak sahibi olduğunu öğrendiği tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde vasiyetnamelerde açılma tarihinin, diğer tasarruflarda mirasın geçmesi tarihinin üzerinden, iyiniyetli davalılara karşı on yıl, iyiniyetli olmayan davalılara karşı yirmi yıl geçmekle düşer. Hükümsüzlük, def’i yoluyla her zaman ileri sürülebilir.”
Madde, davacının niteliğine göre üç kademeli bir süre yapısı öngörür: (i) sübjektif süre — davacının tasarrufu, iptal sebebini ve kendi hak sahipliğini öğrendiği tarihten itibaren 1 yıl; (ii) objektif süre — iyiniyetli davalıya karşı vasiyetnamenin açılma tarihinden (veya diğer tasarruflarda mirasın geçmesi tarihinden) itibaren 10 yıl; (iii) objektif süre — iyiniyetli olmayan (kötüniyetli) davalıya karşı aynı tarihten itibaren 20 yıl. Bu süreler hak düşürücü nitelikte olduğundan, tarafların ileri sürmesine gerek kalmaksızın mahkemece ve temyiz aşamasında Yargıtay’ca resen gözetilir (Yargıtay 7. HD, E. 2025/1071, K. 2025/4922, T. 24.11.2025). Hatta davalının davayı açıkça ve yazılı olarak kabul etmiş olması dahi, hak düşürücü sürenin resen uygulanmasını engellemez; mahkeme yine de süre yönünden inceleme yapmak ve süre dolmuşsa davayı bu sebeple reddetmek zorundadır (Yargıtay 7. HD, E. 2023/2493, K. 2024/2375, T. 06.05.2024).
5.1. Sübjektif Sürenin (1 Yıl) Başlangıcı — “Öğrenme” Anının Belirlenmesi
Uygulamada en çok tartışılan nokta, bir yıllık sürenin tam olarak hangi anda işlemeye başladığıdır. Emsal kararlardan çıkan ilkeler şöyle özetlenebilir:
- Vasiyetnamenin açılması davasının kesinleşmesi beklenmez. Davacıların, vasiyetnamenin açılması duruşmasında hazır bulunup içeriğini tebellüğ ederek kabul etmediklerini beyan ettikleri tarih, öğrenme tarihi olarak kabul edilir; bu duruşmadan itibaren bir yıl içinde iptal davası açılmamışsa süre dolmuş sayılır (Yargıtay 7. HD, E. 2021/6384, K. 2023/14, T. 09.01.2023).
- Fiilen öğrenme, usulsüz tebligatın önüne geçer. Davacı, vasiyetnamenin açılması davasının ilk duruşmasında bizzat hazır bulunup vasiyetnameyi öğrenmişse; sonradan kendisine yapılan tebligatın usulsüz olması ve gerekçeli kararın çok daha geç bir tarihte tebliğ edilmiş olması, sürenin başlangıcını değiştirmez — süre, fiilen öğrenilen ilk duruşma tarihinden işlemeye başlar (Yargıtay 7. HD, E. 2024/3012, K. 2025/1079, T. 26.02.2025).
- Süre, halefiyet yoluyla intikal eder, yeniden başlamaz. Asıl hak sahibi mirasçı için süre dolduktan sonra vefat etmiş olması hâlinde, onun yerine geçen alt mirasçılar da aynı (dolmuş) süreye tabi olur; kendi adlarına ayrı ve yeni bir bir yıllık süre işlemeye başlamaz. Aynı kararda, davaya sonradan asli müdahil olarak katılan ve vasiyetnamenin açılması duruşmasında ayrıca hazır bulunmuş başka bir kişi için de, o duruşma tarihinden itibaren ayrı bir bir yıllık sürenin işlediği ve bu sürenin de dolduğu tespit edilmiştir (Yargıtay 7. HD, E. 2025/1071, K. 2025/4922, T. 24.11.2025).
- Posta yoluyla tebliğ de öğrenme anı sayılabilir. Vasiyetnamenin davacıya posta yoluyla tebliğ edilerek içeriğinden haberdar edilmesi de sürenin başlangıcı olarak kabul edilmiştir (Yargıtay 7. HD, E. 2024/269, K. 2024/5117, T. 20.11.2024).
- Dava dilekçesinin tebliği de bir öğrenme yoludur. Vasiyetname alacaklısı tarafından açılan bir tenfiz davasında, davalı Hazine’nin vasiyetnameden ilk kez dava dilekçesinin kendisine tebliğ edilmesiyle haberdar olduğu, bu tarihin sübjektif sürenin başlangıcı sayılması gerektiği kabul edilmiştir (Yargıtay 7. HD, E. 2025/3167, K. 2026/893, T. 19.02.2026).
Bu ilkelerin somut uygulandığı diğer kararlarda da benzer sonuçlara varılmıştır: ehliyetsizlik ve irade sakatlığı iddiasıyla açılan bir davada, vasiyetnamenin açılıp okunduğu duruşmadan itibaren bir yıllık sürenin geçmiş olması nedeniyle esasa girilmeden ret kararı verilmiştir (Yargıtay 7. HD, E. 2023/1644, K. 2023/4133, T. 26.09.2023).
5.2. Def’i Hakkı: Süreler Dolsa Bile Sona Ermeyen Bir İmkân
TMK m.559’un son cümlesi, uygulamada sıklıkla gözden kaçan ama son derece önemli bir istisna içerir: hükümsüzlük iddiası, def’i yoluyla her zaman ileri sürülebilir. Bunun anlamı, bir yıllık ve on/yirmi yıllık dava açma süreleri dolmuş olsa dahi, vasiyetnameye dayanılarak kendisinden bir edim (örneğin bir taşınmazın devri) talep edilen kişinin, bu talebe karşı savunma (def’i) olarak vasiyetnamenin hükümsüzlüğünü ileri sürebilmesidir — tabii ki vasiyetname henüz ifa edilmemiş olmak kaydıyla. Bu ilkenin en güncel ve öğretici uygulaması, 2026 tarihli bir kararda karşımıza çıkmaktadır:
Mirasçı bırakmadan ölen bir mirasbırakanın vasiyetnamesinin tenfizi istenmiştir. Son mirasçı sıfatını kazanan Hazine, vasiyetnameden ancak dava dilekçesinin tebliğiyle haberdar olmuş ve cevap dilekçesinde, vasiyetnamenin TMK m.557’deki sebeplerle hükümsüz olduğunu def’i yoluyla ileri sürmüştür. İlk derece mahkemesi, bir yıllık sübjektif sürenin dava dilekçesinin tebliğinden itibaren işlediğini ve bu sürenin dolduğunu kabul ederek tenfiz talebini kabul etmiş; ancak Yargıtay, TMK m.559’un ikinci cümlesi uyarınca hükümsüzlüğün def’i yoluyla süresiz ileri sürülebileceğini, Hazine’nin bunu süresi içinde (cevap dilekçesiyle) yaptığını, dolayısıyla mahkemenin bu def’i incelemeden karar veremeyeceğini belirterek kararı bozmuştur.
Bu karar, dava açma hakkı düşmüş olan bir mirasçı veya ilgilinin dahi, kendisinden vasiyetname temelinde bir talepte bulunulduğunda savunma hakkını hiçbir zaman kaybetmediğini göstermesi bakımından, hem davacı hem davalı vekilleri için stratejik önem taşır.
5.3. Tenkis Davasının Süresiyle Karşılaştırma
Tenkis davası için öngörülen hak düşürücü süreler (TMK m.571), iptal davasınınkilerden yapı olarak farklıdır ve bu fark aşağıdaki “İptal – Tenkis Farkı” başlığında ayrıntılı bir tabloyla ele alınmıştır.
6. Vasiyetnamenin İptali – Tenkis Davası Farkı
Uygulamada en sık karşılaşılan hatalardan biri, iptal ve tenkis davalarının birbirine karıştırılması ya da bu iki talebin gerekçeleri netleştirilmeden aynı dilekçede iç içe geçirilmesidir. Oysa bu iki dava, sebepleri, tarafları, sonuçları ve süreleri bakımından belirgin biçimde farklıdır. Bu fark, incelenen kararlarda defalarca vurgulanmıştır — özellikle saklı payın (tasarruf nisabının) aşılmasının, TMK m.557’nin sınırlı sayıdaki iptal sebepleri arasında yer almadığı, ancak tenkis talebine konu edilebileceği ilkesi (Yargıtay 7. HD, E. 2024/3012, K. 2025/1079, T. 26.02.2025). Bu nedenle dava dilekçelerinde uygulamada sıkça “vasiyetnamenin iptali, olmadığı takdirde tenkisi” şeklinde terditli (kademeli) talep ileri sürülmesi tercih edilmektedir (örn. Yargıtay HGK, E. 2023/656, K. 2024/469, T. 25.09.2024; Yargıtay 7. HD, E. 2023/4540, K. 2024/4146, T. 30.09.2024; Yargıtay 7. HD, E. 2023/3606, K. 2024/4022, T. 23.09.2024; Yargıtay 7. HD, E. 2024/1914, K. 2024/4728, T. 22.10.2024).
| Kriter | Vasiyetnamenin İptali Davası | Tenkis Davası |
|---|---|---|
| Yasal dayanak | TMK m.557-559 | TMK m.560-562, 570-571 |
| Dava sebebi | Ehliyetsizlik, irade sakatlığı, hukuka/ahlaka aykırılık, şekle aykırılık (sınırlı sayı) | Saklı payı zedeleyen, tasarruf edilebilir sınırı aşan kazandırma (ölüme bağlı veya sağlararası) |
| Davanın niteliği | Yenilik doğurucu — tasarrufun tamamen veya kısmen geçersizliğinin tespiti | Yenilik doğurucu — saklı payı aşan kısmın yasal sınıra indirilmesi (eda niteliği taşıyabilir) |
| Davacı sıfatı | Menfaati bulunan mirasçı veya vasiyet alacaklısı (TMK m.558) | Yalnızca saklı paylı mirasçılar (Yargıtay 7. HD, E. 2023/3606, K. 2024/4022, T. 23.09.2024 — saklı paylı olmayan mirasçının tenkis talebi bu gerekçeyle reddedilmiştir) |
| Hak düşürücü süre (sübjektif) | Öğrenmeden itibaren 1 yıl | Saklı payın zedelendiğini öğrenmeden itibaren 1 yıl |
| Hak düşürücü süre (objektif) | İyiniyetli davalıya karşı 10 yıl / kötüniyetli davalıya karşı 20 yıl | Tek kademeli: 10 yıl (iyi niyet ayrımı yok) |
| Def’i imkânı | Hükümsüzlük her zaman def’i yoluyla ileri sürülebilir | Tenkis iddiası da her zaman def’i yoluyla ileri sürülebilir |
| Harç rejimi | Maktu (tespit niteliğinde) — bkz. aşağıda “Harç” başlığı | Nispi (malvarlığı/eda unsuru içerdiğinden) |
Tenkis davasına ilişkin hak düşürücü süre, TMK m.571’de ayrıca ve iptal davasından farklı bir yapıda düzenlenmiştir:
“Tenkis davası açma hakkı, mirasçıların saklı paylarının zedelendiğini öğrendikleri tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde vasiyetnamelerde açılma tarihinin, diğer tasarruflarda mirasın açılması tarihinin üzerinden on yıl geçmekle düşer. Bir tasarrufun iptali bir öncekinin yürürlüğe girmesini sağlarsa, süreler iptal kararının kesinleşmesi tarihinde işlemeye başlar. Tenkis iddiası, def’i yoluyla her zaman ileri sürülebilir.” (Yargıtay 7. HD, E. 2023/2493, K. 2024/2375, T. 06.05.2024; aynı madde Yargıtay 7. HD, E. 2023/4724, K. 2024/3962, T. 19.09.2024 kararında da aynen alıntılanmıştır)
Görüldüğü gibi TMK m.571, iptal davasındaki 10/20 yıllık iyiniyet ayrımını içermez; tenkis davası için tek ve düz bir 10 yıllık azami süre öngörülmüştür. Ayrıca m.571/2’deki özel kural — bir tasarrufun iptali önceki bir tasarrufun yeniden yürürlüğe girmesine yol açıyorsa, tenkis süresinin iptal kararının kesinleşmesinden itibaren yeniden işlemeye başlayacağı — art arda düzenlenmiş birden fazla vasiyetnamenin bulunduğu (TMK m.542 rücu ihtimalinin gündeme geldiği) olaylarda özel önem taşır (bkz. Yargıtay 7. HD, E. 2024/1914, K. 2024/4728, T. 22.10.2024; Yargıtay 7. HD, E. 2022/3864, K. 2023/4696, T. 12.10.2023).
Tenkis sürecinde saklı payın zedelenip zedelenmediğinin belirlenmesi, ayrı ve teknik bir hesaplama gerektirir. Yargıtay, terekenin aktif ve pasifinin tam olarak tespit edilmesi, “sabit tenkis oranının” (tasarrufun tümünün değeri ile davalıya yapılan fazla teberru arasındaki oran) 11.11.1994 tarihli ve 4/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı doğrultusunda hesaplanması ve tenkisin önce ölüme bağlı tasarruflardan, yetmediği takdirde en yeni tarihliden en eskiye doğru sağlararası kazandırmalardan yapılması gerektiğini istikrarlı biçimde vurgulamaktadır (Yargıtay 3. HD, E. 2019/3052, K. 2019/10364, T. 19.12.2019; ayrıca bkz. Yargıtay 7. HD, E. 2022/6755, K. 2023/3394, T. 15.06.2023 — TMK m.564, 570 ve 561 uyarınca tenkis hesabının usulünü ayrıntılı biçimde ortaya koyan bir diğer karar).
7. Muris Muvazaası ile Karıştırılmaması Gereken Bir Dava
Vasiyetnamenin iptali davası ile muris muvazaası nedeniyle tapu iptali ve tescil davası, mirasçılar tarafından sıklıkla birbirine karıştırılan, ancak doktriner temeli ve hukuki dayanağı tamamen farklı iki müessesedir. Muris muvazaası, mirasbırakanın saklı paylı mirasçısını mirastan yoksun bırakmak amacıyla, gerçekte bağış olan bir kazandırmayı satış gibi göstererek yaptığı iki taraflı ve bedelli görünümlü bir işlemin (tipik olarak tapuda yapılan bir satışın) muvazaa nedeniyle geçersizliğinin tespitine dayanır; hukuki temeli TBK m.19’da düzenlenen nisbi muvazaadır. Vasiyetname ise mirasbırakanın tek taraflı ve karşı tarafın kabulüne ihtiyaç duymayan bir irade açıklamasıdır; iptali de yalnızca TMK m.557’de sayılan dört sınırlı sebebe dayanabilir.
Bu ayrımın somut hukuki sonucu, incelenen kararlardan biriyle açıkça teyit edilmiştir: mirasçıları mağdur etmek amacıyla, yani mal kaçırma kastıyla düzenlendiği ileri sürülen bir vasiyetnamenin iptali istemi, mahkemece “mirastan mal kaçırma durumunun TMK m.557’de sayılan iptal sebepleri arasında yer almadığı” gerekçesiyle reddedilmiştir; davacı taraf bu iddiasını ehliyetsizlik veya irade sakatlığına dayandırmadıkça, salt muvazaa/mal kaçırma iddiasıyla vasiyetnamenin iptalini isteyemez (Yargıtay 7. HD, E. 2025/82, K. 2025/3906, T. 29.09.2025). Diğer bir deyişle, muris muvazaası doktrini — büromuzun tapu iptali ve tescili davasına ilişkin ayrı yazısında ayrıntılı olarak ele alındığı üzere — tapulu taşınmazların bedelli görünümlü devirlerine özgü bir savunma aracıdır ve vasiyetname yoluyla yapılan tek taraflı tasarruflara doğrudan uygulanamaz.
Bu doktriner ayrım, 1 Temmuz 2026 tarihinden itibaren kurumsal olarak da pekişmiştir: yukarıda açıklandığı üzere, muris muvazaası kaynaklı davalar artık Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nin (Gayrimenkul Hukuku ihtisas alanı), vasiyetnamenin iptali davaları ise Yargıtay 7. Hukuk Dairesi’nin (Gayrimenkul-Medeni Hukuk ihtisas alanı) görev alanındadır. Bir mirasçının, mirasbırakanın hem tapulu bir taşınmazı düşük bedel görünümüyle devretmiş hem de ayrıca bir vasiyetname düzenlemiş olması durumunda, önündeki iki ayrı hukuki yol — tapu iptali ve tescil davası ile vasiyetnamenin iptali davası — birbirinden bağımsız dava şartlarına, ispat yüklerine ve (temyiz aşamasında) inceleme mercilerine tabi olacaktır.
8. Harç ve Vekâlet Ücreti Rejimi
Vasiyetnamenin iptali davasının harca tabi olma biçimi, uygulamada zaman zaman tereddüt yaratmaktadır. Konuya ilişkin temel içtihat, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 13.03.1996 tarihli ve 1996/2-6 E., 1996/154 K. sayılı kararına dayanmaktadır ve bu ilke doğrudan uygulanmış hâliyle şu şekilde karşımıza çıkmaktadır:
“Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 13.03.1996 tarih ve 1996/2-6 E.- 1996/154 K. sayılı kararında belirtildiği üzere, vasiyetnamenin iptali davasında ayna taalluk eden bir ihtilaf mevcut değildir. Bu nedenle de belirlenmesi gereken yön, dayanılan kişisel hakkın bulunup bulunmadığı ve vasiyetnamenin geçerli olup olmadığının tespitinden ibarettir. Buna bağlı olarak da, yalnızca vasiyetnamenin geçerliliğinin tespiti istemine yönelik olarak açılan davada, verilecek kararın eda isteğini içermediği gözetilerek dava lehine sonuçlanan taraf yararına maktu vekâlet ücreti takdir edilmelidir” (aynı ilkeye atfen ayrıca bkz. Yargıtay 3. HD, 22.05.2017, E. 2016/16587, K. 2017/7643).
Bu ilkenin dayandığı temel gerekçe, vasiyetnamenin iptali davasının — taşınmazın aynına (mülkiyetine) ilişkin bir hüküm içermediği, yalnızca vasiyetnamenin geçerli olup olmadığının tespitine yönelik olduğu sürece — bir tespit davası niteliği taşımasıdır. Bu niteliği nedeniyle harç ve vekâlet ücreti maktu olarak hesaplanır. Buna karşılık, aynı yargılamada terditli olarak istenen tenkis talebi, saklı payı aşan kısmın parasal veya ayni olarak iadesini (bir eda unsurunu) içerdiğinden, dava değeri üzerinden nispi harç ve vekâlet ücretine tabi tutulur — nitekim aynı kararda, tenkis talebi reddedilen tarafın istinaf başvurusu, ilk derece mahkemesinin bu kısımda maktu değil nispi vekâlet ücretine hükmetmesi gerektiği gerekçesiyle kabul edilmiştir.
Pratik sonuç: dava dilekçesinde yalnızca vasiyetnamenin iptali isteniyorsa harç ve vekâlet ücreti maktu olacak; iptal talebine terditli olarak tenkis de eklenmişse, tenkis kısmı için ayrıca nispi harç yatırılması ve dava değerinin doğru belirlenmesi gerekecektir. Uygulamada nispi harcın hatalı biçimde tüm dava için (iptal kısmı dahil) talep edildiği görülebilmektedir; bu, hem gereksiz harç yükü hem de usul itirazına açık bir zemin yaratabilir.
9. İptal Kararının Hukuki Sonuçları
Mahkemece verilen iptal kararı, kesinleştiği andan itibaren vasiyetnameyi (veya iptal edilen kısmını) geçmişe etkili olarak (ex tunc) ortadan kaldırır. Kararın kapsamına göre üç farklı sonuç doğabilir:
9.1. Tam İptal
İptal sebebi tasarrufun bütününü etkiliyorsa (örneğin mirasbırakanın vasiyetname anında tam bir ehliyetsizlik içinde olması), vasiyetnamenin tamamı hükümsüz hâle gelir ve terekenin yasal mirasçılar arasında miras hükümlerine göre paylaşılması gerekir.
9.2. Kısmi İptal
Yukarıda TMK m.558’in son fıkrası bağlamında incelendiği üzere, iptal sebebi yalnızca belirli bir kazandırmayı (örneğin tanıklık yasağı ihlal edilerek yapılan bir kazandırmayı) ilgilendiriyorsa, yalnızca o kazandırma iptal edilir; vasiyetnamenin geri kalanı geçerliliğini korur (Yargıtay 3. HD, E. 2019/3204, K. 2019/5938, T. 27.06.2019).
9.3. Önceki Vasiyetnamenin Yeniden Yürürlüğe Girmesi
Mirasbırakan tarafından birden fazla vasiyetname düzenlenmiş olması hâlinde, TMK m.542 uyarınca mirasbırakan yeni bir vasiyetname yaparak önceki vasiyetnameden her zaman dönebilir (“rücu”). Ancak bu rücu iddialarının, vasiyetnamenin iptali davasında değil, vasiyetnamenin tenfizi davasında ileri sürülüp incelenmesi gerektiği Yargıtay tarafından açıkça vurgulanmıştır (Yargıtay 7. HD, E. 2022/3864, K. 2023/4696, T. 12.10.2023). Buna karşılık, sonraki (ikinci) vasiyetnamenin mahkeme kararıyla iptal edilmesi hâlinde, ilk vasiyetnamenin yeniden geçerlilik kazanıp kazanmayacağı meselesi, somut olayda mirasbırakanın gerçek iradesinin ve TMK m.571/2’deki “bir tasarrufun iptali bir öncekinin yürürlüğe girmesini sağlarsa” kuralının birlikte değerlendirilmesini gerektirir; art arda düzenlenmiş birden fazla vasiyetnamenin bulunduğu olaylarda bu husus davanın kurgusunda mutlaka gözetilmelidir (bkz. Yargıtay 7. HD, E. 2024/1914, K. 2024/4728, T. 22.10.2024 — bu davada da mirasbırakanın önceki vasiyetnameyi ikinci vasiyetnameyle hükümsüz kıldığı ileri sürülmüştür).
9.4. Kesin Hükmün Üçüncü Kişilere Etkisi
İptal davası sonucunda verilen kararın kesinleşmesi, davada taraf olmayan ancak vasiyetnameden menfaati bulunabilecek üçüncü kişileri de dolaylı olarak etkileyebileceğinden, dava sırasında olası tüm ilgili mirasçı ve vasiyet alacaklılarının davaya dahil edilmesi (gerekirse zorunlu dava arkadaşlığı kurallarının gözetilmesi) önem taşır; aksi hâlde yeni açılacak davalarda usul ekonomisi kaybı ve çelişkili kararlar riski doğabilir.
10. İlişkili Bir Diğer Ölüme Bağlı Tasarruf: Miras Sözleşmesi ve Mirastan Feragat
Yazının başında da belirtildiği üzere, “ölüme bağlı tasarruf” kavramı vasiyetnameyi değil, vasiyetname ve miras sözleşmesini birlikte kapsayan üst bir kategoridir. Miras sözleşmesi (TMK m.545-549), iki taraflı ve bağlayıcı olması nedeniyle vasiyetnameden temelden farklıdır; bu sözleşmeyi yapabilmek için TMK m.503 uyarınca tam fiil ehliyeti aranır — vasiyetname için yeterli olan “15 yaş ve ayırt etme gücü” eşiği burada geçerli değildir (HGK, E. 2023/656, K. 2024/469, T. 25.09.2024).
Miras sözleşmesinin özel bir türü olan mirastan feragat sözleşmesi de resmî vasiyetname şeklinde düzenlenmesi zorunlu olan, TMK m.528 vd. hükümlerine tabi bir işlemdir. Bu sözleşmenin iptali istenen bir olayda, sözleşmenin ivazlı (bir karşılık öngörülerek) yapıldığı, ancak öngörülen karşılığın (araç, nakit, taşınmaz bedeli) yerine getirilmediği ve sözleşmeyi tanık sıfatıyla imzalayan kişinin davalının eşi olması nedeniyle TMK m.536/2’ye aykırı düzenlendiği ileri sürülmüştür. Yargıtay bu davada, TMK m.559’daki bir yıllık hak düşürücü sürenin mirasbırakanın ölümünden itibaren değil, davacının düşüncesizlik veya deneyimsizliğini öğrendiği tarihten itibaren işleyeceğine, ayrıca TBK m.28’deki “aşırı yararlanma (gabin)” hükümlerinin de somut olayda değerlendirilmesi gerektiğine hükmetmiştir (Yargıtay 7. HD, E. 2024/3648, K. 2025/2309, T. 29.04.2025). Bu karar, mirastan feragat sözleşmelerinin hem TMK’nın ölüme bağlı tasarruflara ilişkin şekil kurallarına hem de TBK’nın genel sözleşme hükümlerine (gabin gibi) tabi olabileceğini göstermesi bakımından dikkat çekicidir; ancak bu sözleşme türü, konu ve kapsam bakımından işbu yazının ana ekseni olan vasiyetnamenin iptalinden ayrı bir başlık olarak değerlendirilmelidir.
11. Dava Sürecinde Dikkat Edilmesi Gereken Usul İlkeleri
11.1. Taleple Bağlılık İlkesi
Vasiyetnamenin iptali davasında hâkim, yalnızca davacının dava dilekçesinde açıkça dayandığı iptal sebebiyle bağlıdır; TMK m.557’de dört ayrı sebep sayılmış olması, mahkemeye bunlardan davacının ileri sürmediği bir sebebi kendiliğinden inceleme ve o sebeple iptal kararı verme yetkisi tanımaz. Bu ilke, Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin öğretici bir kararında açıkça ortaya konmuştur:
Davacı, mirasçılıktan çıkarma (ıskat) sebeplerinin gerçek olmadığını ve mirasbırakanın vasiyetname anında akıl sağlığının yerinde olmadığını (ehliyetsizlik) ileri sürerek vasiyetnamenin iptalini talep etmiştir. Yerel mahkeme ise davacının hiç dayanmadığı bir gerekçeyle — tanıkların vasiyetnameye “mirasbırakanı tasarrufa ehil gördük” ibaresini yazmadıkları şeklindeki bir şekil eksikliğiyle — vasiyetnamenin iptaline karar vermiştir. Yargıtay bu kararı bozarak şu ilkeyi koymuştur: “Hâkim iptal sebebiyle bağlı olup, örneğin sadece esasa ilişkin sebeplere dayanılarak iptal davası açılmışsa, şekle ilişkin iptal sebeplerini inceleyemez.” Karar, hüküm tarihinde yürürlükte olan 6100 sayılı HMK’nın 26 ncı maddesindeki taleple bağlılık ilkesine açıkça aykırı bulunmuştur.
Bu ilkenin dava dilekçesi hazırlama pratiğine yansıması nettir: dört iptal sebebinden birden fazlası somut olayda mevcut görünüyorsa (örneğin hem ehliyetsizlik hem şekle aykırılık iddia edilebilecekse), bunların dilekçede açıkça ve ayrı ayrı ileri sürülmesi gerekir; yalnızca birine dayanmak, mahkemenin diğerini resen inceleyebileceği anlamına gelmez.
11.2. İspat Yükü ve Tanık Beyanının Niteliği
İncelenen kararların büyük çoğunluğunda ispat yükünün davacı üzerinde olduğu ve bu yükün önemli ölçüde ATK raporlarıyla (ehliyetsizlik iddialarında) veya somut, görgüye dayalı tanık beyanlarıyla (irade sakatlığı iddialarında) karşılanması gerektiği görülmektedir. Yargıtay, davacı tanıklarının beyanlarının doğrudan görgüye değil duyuma (aktarmaya) dayanması hâlinde bu beyanlara itibar edilmeyeceğini birden fazla kararında vurgulamıştır (Yargıtay 7. HD, E. 2022/3229, K. 2023/4416, T. 04.10.2023). Aynı doğrultuda, davacının kendisiyle aynı yönde menfaati bulunan (örneğin murisin dava dışı yasal mirasçısı olan) bir tanığın beyanına HMK m.255 uyarınca itibar edilemeyeceği de ayrıca kabul edilmiştir (Yargıtay 7. HD, E. 2023/5322, K. 2024/4148, T. 30.09.2024). Tanık listesinde bildirilmeyen kişilerin de HMK m.240/2 uyarınca sonradan tanık olarak dinlenemeyeceği unutulmamalıdır (Yargıtay 7. HD, E. 2023/4843, K. 2024/3969, T. 19.09.2024).
11.3. Vasiyetnamenin Açılması / İptali / Tenfizi Davalarının Birbirinden Ayrılması
Yukarıda “Görevli ve Yetkili Mahkeme” başlığında değinildiği üzere, bu üç işlem farklı mahkemelerde, farklı amaçlarla ve farklı zamanlarda gerçekleşir. Vasiyetnamenin açılması, içeriğin geçerliliği hakkında bir karar niteliği taşımaz; sadece mirasçılara duyurulmasını sağlar. İptal davası, geçerliliğe ilişkin asıl uyuşmazlığın çözüldüğü davadır. Tenfiz davası ise iptal davası açılmaksızın (veya açılan iptal davası reddedilerek) kesinleşen bir vasiyetnamenin fiilen yerine getirilmesini sağlar; vasiyetnameden rücu iddiaları da (yukarıda belirtildiği üzere) bu davada ileri sürülür. Bu üç davanın birbirine karıştırılması, hem süre hesaplamalarında hem de doğru davanın doğru mahkemede açılmasında ciddi usul hatalarına yol açabilir.
12. Sıkça Sorulan Sorular
Vasiyetnamenin iptali davası hangi hallerde açılabilir?
TMK m.557’de sayılan dört sınırlı sebepten en az birinin varlığı gerekir: mirasbırakanın tasarruf anında ehliyetsiz olması, tasarrufun yanılma/aldatma/korkutma/zorlama sonucu yapılmış olması, içeriğin/koşulun/yüklemenin hukuka veya ahlaka aykırı olması ya da kanunda öngörülen şekillere uyulmadan yapılmış olması. Bu dört sebep dışında (örneğin salt mirasçıları mağdur etme kastıyla düzenlendiği iddiasıyla) iptal istenemez.
Vasiyetnamenin iptali davasında görevli ve yetkili mahkeme neresidir?
Görevli mahkeme, malvarlığı davası niteliği gereği Asliye Hukuk Mahkemesidir. Yetkili mahkeme ise TMK m.576 uyarınca mirasbırakanın son yerleşim yeri mahkemesidir. Vasiyetnamenin açılması ayrı bir işlem olup mirasbırakanın son yerleşim yeri Sulh Hukuk Mahkemesinin görevindedir.
Vasiyetnamenin iptali davası kaç yıl içinde açılmalıdır?
TMK m.559 uyarınca üç kademeli süre söz konusudur: davacının tasarrufu, iptal sebebini ve hak sahipliğini öğrendiği tarihten itibaren 1 yıl; her hâlde vasiyetnamenin açılma tarihinden itibaren iyiniyetli davalıya karşı 10 yıl, iyiniyetli olmayan davalıya karşı 20 yıl. Bu süreler hak düşürücü olup mahkemece resen gözetilir.
Hak düşürücü süre geçtikten sonra vasiyetnameye itiraz etme imkânı var mıdır?
Evet, sınırlı bir imkân vardır. TMK m.559’un son cümlesi uyarınca hükümsüzlük iddiası def’i yoluyla her zaman ileri sürülebilir. Yani dava açma süresi dolmuş olsa dahi, vasiyetname temelinde kendisinden bir talepte bulunulan kişi, henüz ifa edilmemiş bir vasiyetnameye karşı hükümsüzlüğü savunma (def’i) olarak öne sürebilir.
Vasiyetnamenin iptali davası ile tenkis davası arasındaki fark nedir?
İptal davası, vasiyetnamenin TMK m.557’deki sınırlı sebeplerden biriyle sakat olduğunu ileri sürer ve tasarrufun tamamen veya kısmen geçersizliğini amaçlar. Tenkis davası ise geçerli bir tasarrufun saklı payı aşan kısmının yasal sınıra indirilmesini amaçlar ve yalnızca saklı paylı mirasçılar tarafından açılabilir. Saklı payın aşılması tek başına iptal sebebi değildir; ancak tenkise konu olabilir.
Muris muvazaası ile vasiyetnamenin iptali aynı dava mıdır?
Hayır. Muris muvazaası, mirasbırakanın saklı paylı mirasçısını mirastan yoksun bırakmak amacıyla yaptığı, gerçekte bağış olan ama satış gibi gösterilen iki taraflı işlemlere (tipik olarak tapulu taşınmaz devirlerine) özgü bir tapu iptali ve tescili davasıdır. Vasiyetname ise tek taraflı bir işlemdir ve iptali yalnızca TMK m.557’deki sebeplere dayanabilir; salt “mal kaçırma” iddiası vasiyetnamenin iptali için yeterli değildir. 1 Temmuz 2026’dan itibaren bu iki dava türü, Yargıtay’da da farklı dairelerin (muris muvazaası: 1. HD; vasiyetname iptali: 7. HD) görev alanına girmektedir.
Vasiyetnamenin iptali davasını kimler açabilir?
TMK m.558 uyarınca yalnızca tasarrufun iptalinde menfaati bulunan mirasçı (yasal veya atanmış) veya vasiyet alacaklısı bu davayı açabilir. İflas idaresinin doğrudan iptal davası açma hakkı yoktur; iflas idaresi ancak TMK m.562 çerçevesinde, saklı paylı mirasçının ihtara rağmen tenkis davası açmaması hâlinde kendi adına tenkis davası açabilir.
Sağlık raporu olmadan düzenlenen vasiyetname geçersiz midir?
Hayır, tek başına değildir. Resmî vasiyetname düzenlenirken sağlık raporu alınması, kanuni bir geçerlilik şartı değildir; yalnızca vasiyetname anındaki ehliyeti güçlendiren bir ispat aracıdır. Ehliyetsizlik iddiası ileri sürüldüğünde mahkeme, gerekirse yargılama sırasında Adli Tıp Kurumu’ndan rapor alarak ehliyeti değerlendirir.
Vasiyetnamenin iptali davasında harç ve vekâlet ücreti nasıl hesaplanır?
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun yerleşik içtihadına göre, vasiyetnamenin iptali davası taşınmazın aynına ilişkin bir hüküm içermediğinden ve salt geçerliliğin tespitine yönelik olduğundan maktu harca ve maktu vekâlet ücretine tabidir. Buna karşılık, aynı dilekçede terditli olarak istenen tenkis talebi, eda unsuru taşıdığından dava değeri üzerinden nispi harca tabidir.
Vasiyetnamenin bir kısmının iptali mümkün müdür?
Evet. TMK m.558’in son fıkrası uyarınca, iptal sebebi yalnızca vasiyetnamenin düzenlenmesine katılan memur veya tanıklara ya da bunların eş/hısımlarına yapılan bir kazandırmadan kaynaklanıyorsa, vasiyetnamenin tamamı değil yalnızca bu kazandırma iptal edilir; vasiyetnamenin geri kalan kısmı geçerliliğini korur.
Vasiyetnamenin iptali davası hangi Yargıtay dairesinde temyiz incelemesine tabidir?
Yargıtay Büyük Genel Kurulu’nun 29 Haziran 2026 tarihli ve 2026/1 sayılı kararı ile 1 Temmuz 2026’dan itibaren, miras hukukuna ilişkin uyuşmazlıklar (vasiyetnamenin iptali dahil) Yargıtay 7. Hukuk Dairesi’nin (Gayrimenkul-Medeni Hukuk ihtisas alanı) görev alanına girmektedir. Bu düzenleme öncesinde de 7. Hukuk Dairesi bu davalara fiilen bakmaktaydı.
Miras bırakan hayattayken vasiyetnamenin iptali istenebilir mi?
Hayır. Vasiyetnamenin iptali davası, ancak mirasbırakanın ölümünden ve vasiyetnamenin açılmasından sonra, hak sahibi olacak mirasçı veya vasiyet alacaklısı sıfatıyla açılabilir. Mirasbırakan hayattayken, vasiyetnameyi her zaman kendisi TMK m.542 uyarınca yeni bir vasiyetname düzenleyerek değiştirebilir veya geri alabilir; üçüncü kişilerin bu aşamada dava açma hakkı bulunmaz.
13. Sonuç
Vasiyetnamenin iptali davası, mirasbırakanın son iradesi ile mirasçıların hakları arasındaki hassas dengeyi konu alan, sınırlı sayıda sebebe dayanabilen ve sıkı hak düşürücü sürelere tabi teknik bir davadır. TMK m.557’deki dört sebebin (ehliyetsizlik, irade sakatlığı, hukuka/ahlaka aykırılık, şekle aykırılık) her biri kendi ispat standardına ve emsal birikimine sahiptir; davanın tenkis davasıyla, muris muvazaası davasıyla ve vasiyetnamenin açılması/tenfizi işlemleriyle doğru biçimde ayrıştırılması, hem dava stratejisinin hem de harç/vekâlet ücreti hesabının isabetli kurulması açısından belirleyicidir. 1 Temmuz 2026’dan itibaren yürürlükte olan Yargıtay içi ihtisas düzenlemesi de, miras hukuku uyuşmazlıklarının artık istikrarlı biçimde 7. Hukuk Dairesi’nin ihtisas alanında toplanmasını sağlamıştır.
Vasiyetnamenin iptali, tenkis, muris muvazaası veya tereke ile ilgili tüm süreçlerde uzman bir miras hukuku danışmanlığına ihtiyaç duyan mirasçılar, büromuzun İstanbul Miras Avukatı hizmet sayfasından veya tereke ve tereke koruma önlemlerine ilişkin yazımızdan detaylı bilgi alabilir.
İncelenen Yargıtay Kararları (Tam Liste — 33 Karar)
Bu yazının hazırlanmasında incelenen ve metin içinde işlenen tüm kararların eksiksiz dökümü, konu başlıklarına göre gruplandırılmış olarak aşağıda yer almaktadır.
| # | Esas / Karar | Tarih | Merci | Konu |
|---|---|---|---|---|
| Genel İlkeler, Ehliyetsizlik ve İspat | ||||
| 1 | E. 2020/540, K. 2021/1223 | 14.10.2021 | HGK | Ölüme bağlı tasarruf kavramı; iflas idaresinin dava hakkı bulunmadığı; TMK m.562 tenkis istisnası |
| 2 | E. 2023/656, K. 2024/469 | 25.09.2024 | HGK | Vasiyetname/miras sözleşmesi ehliyet farkı (TMK 502-503); irade sakatlığı doktrini; TMK 504 |
| 3 | E. 2024/461, K. 2024/5485 | 05.12.2024 | 7. HD | Nüfusa bildirim eksikliğinin iptal sebebi olmadığı |
| 4 | E. 2023/4843, K. 2024/3969 | 19.09.2024 | 7. HD | 90 yaş üstü ehliyet incelemesi; HMK m.240/2 bildirilmeyen tanık |
| 5 | E. 2023/2763, K. 2024/2486 | 09.05.2024 | 7. HD | Sağlık raporunun geçerlilik şartı olmadığı |
| 6 | E. 2022/6307, K. 2023/6486 | 21.12.2023 | 7. HD | Tek hekim raporuna karşı ATK üstünlüğü; süre başlangıcı |
| 7 | E. 2023/5322, K. 2024/4148 | 30.09.2024 | 7. HD | HMK m.255 menfaatli tanık beyanına itibar edilemeyeceği |
| 8 | E. 2023/1170, K. 2024/2096 | 18.04.2024 | 7. HD | Aynı memur/imza incelemesi ile ehliyet tespiti |
| 9 | E. 2023/1797, K. 2024/2206 | 25.04.2024 | 7. HD | TMK m.536 tanıklık yasağının dar yorumu |
| 10 | E. 2023/3574, K. 2024/4023 | 23.09.2024 | 7. HD | El yazısı varlığının okuma-yazma bilmeme iddiasıyla çelişmesi |
| 11 | E. 2023/1644, K. 2023/4133 | 26.09.2023 | 7. HD | Ehliyetsizlik/irade sakatlığı iddiası, hak düşürücü süre nedeniyle esasa girilmemesi |
| 12 | E. 2022/3229, K. 2023/4416 | 04.10.2023 | 7. HD | Duyuma dayalı tanık beyanına itibar edilmemesi |
| 13 | E. 2024/3012, K. 2025/1079 | 26.02.2025 | 7. HD | Numerus clausus ilkesinin teyidi; fiilen öğrenmenin usulsüz tebligata üstünlüğü |
| İrade Sakatlığı | ||||
| 14 | E. 2023/4540, K. 2024/4146 | 30.09.2024 | 7. HD | Korkutma/zorlama iddiası; vasiyetname+bağış birlikte; TMK 560-561 tenkis hesabı |
| 15 | E. 2024/1914, K. 2024/4728 | 22.10.2024 | 7. HD | Manevi cebir iddiası; iki vasiyetname; TMK 542 rücu iddiası |
| Şekle Aykırılık | ||||
| 16 | E. 2022/3864, K. 2023/4696 | 12.10.2023 | 7. HD | TMK 536 vakıf çalışanı tanıklığı; rücu iddiasının tenfiz davasında ileri sürülmesi gerektiği |
| 17 | E. 2022/1481, K. 2023/2792 | 24.05.2023 | 7. HD | Sözlü vasiyetname, olağanüstü hâl şartı (karşı oylu) |
| 18 | E. 2019/3204, K. 2019/5938 | 27.06.2019 | 3. HD | TMK 536 tanıklık yasağı tam metni; kısmi iptal (TMK 558) |
| 19 | E. 2024/2557, K. 2024/3759 | 11.09.2024 | 7. HD | TMK 535 yorumu; 1962 İBK; “şekil fazlalığı” ilkesi |
| 20 | E. 2023/2399, K. 2024/2568 | 13.05.2024 | 7. HD | TMK 535 yorumu (karşı oylu — çoğunluğun aksi yönde) |
| 21 | E. 2023/3606, K. 2024/4022 | 23.09.2024 | 7. HD | Şekil+akıl zayıflığı iddiası; tenkis davacı sıfatı (saklı paylı olmayan mirasçının reddi) |
| Dava Hakkı, Taraflar ve Süreler | ||||
| 22 | E. 2025/1071, K. 2025/4922 | 24.11.2025 | 7. HD | Hak düşürücü sürenin halefiyet yoluyla intikali; birden fazla asli müdahil |
| 23 | E. 2021/6384, K. 2023/14 | 09.01.2023 | 7. HD | Sürenin başlangıcı için açılma davasının kesinleşmesinin beklenmeyeceği |
| 24 | E. 2024/269, K. 2024/5117 | 20.11.2024 | 7. HD | Posta yoluyla tebliğ ile öğrenme anının belirlenmesi |
| 25 | E. 2025/3167, K. 2026/893 | 19.02.2026 | 7. HD | TMK 559/2 def’i hakkının tenfiz davasında uygulanması (en güncel karar) |
| 26 | E. 2023/2493, K. 2024/2375 | 06.05.2024 | 7. HD | Davalının kabulüne rağmen sürenin resen gözetilmesi; TMK 559/571 karşılaştırması |
| 27 | E. 2023/4724, K. 2024/3962 | 19.09.2024 | 7. HD | Tenkis davası hak düşürücü süresi (TMK 571) |
| Tenkis Hesaplaması | ||||
| 28 | E. 2022/6755, K. 2023/3394 | 15.06.2023 | 7. HD | Tenkis hesap usulü (TMK 561, 564, 570); dosyanın 3. HD’den 7. HD’ye geçiş süreci |
| 29 | E. 2019/3052, K. 2019/10364 | 19.12.2019 | 3. HD | Sabit tenkis oranı; net terekenin tespiti usulü |
| Muris Muvazaası Ayrımı | ||||
| 30 | E. 2025/82, K. 2025/3906 | 29.09.2025 | 7. HD | Mal kaçırma kastının TMK 557’deki iptal sebepleri arasında olmadığı |
| Harç ve Vekâlet Ücreti | ||||
| 31 | E. 2017/908, K. 2017/1076 | 17.10.2017 | İstanbul BAM 2. HD | HGK 1996/154 uygulaması: iptal davasının maktu harca tabi olduğu |
| İlişkili Kurumlar ve Usul | ||||
| 32 | E. 2024/3648, K. 2025/2309 | 29.04.2025 | 7. HD | Mirastan feragat sözleşmesinin iptali; TBK 28 gabin ile ilişkisi |
| 33 | E. 2015/9476, K. 2016/9176 | 08.06.2016 | 3. HD | Taleple bağlılık ilkesi — hâkimin dayanılmayan iptal sebebini inceleyememesi |