☎ 0507 551 87 38 WhatsApp: 0507 551 87 38

HMK m. 2 Asliye Hukuk Mahkemelerinin Görevi

HMK m. 2 Asliye Hukuk Mahkemelerinin Görevi

MADDE 2- (1) Dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesidir.

(2) Bu Kanunda ve diğer kanunlarda aksine düzenleme bulunmadıkça, asliye hukuk mahkemesi diğer dava ve işler bakımından da görevlidir.

6100 Sayılı HMK Tam Metin

Asliye Hukuk Mahkemesinin Yargı Sistemindeki Yeri ve Önemi

Türk yargı teşkilatında Asliye Hukuk Mahkemeleri, özel hukuk yargılamasının omurgasını oluşturmaktadır. Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) sistematiğinde, mahkemelerin görevi kamu düzenine ilişkin olup kanunla belirlenir. Asliye Hukuk Mahkemesi, yargı teşkilatında “asıl” ve “genel” mahkeme sıfatını taşır. Mahkeme teşkilatında tek genel görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesi olarak kalmış, diğer mahkemeler özel görevli mahkeme olmuştur. Bu durum, uyuşmazlıkların çözümünde bir boşluk oluşmasını engellemekte ve kanunla açıkça başka bir mahkemenin görevlendirilmediği her durumda Asliye Hukuk Mahkemesinin devreye girmesini sağlamaktadır. Yargıtay kararlarına göre, hukuk yargılaması sisteminde Asliye Hukuk Mahkemeleri “asıl”, Sulh Hukuk Mahkemeleri ise “istisna” niteliğindedir. Yargıtay 18. Hukuk Dairesi’nin 2016/3710 sayılı kararında belirtildiği üzere, özel bir kanun hükmü ile açıkça Sulh Hukuk Mahkemesinde bakılacağı bildirilmeyen bütün dava ve işler Asliye Hukuk Mahkemesinde görülür. Bu bağlamda Asliye Hukuk Mahkemesi, yargı sisteminin temelini oluşturan ve genel yargı yetkisine sahip mahkemedir.

Maddenin Sistematik Konumu ve Getirilme Amacı

HMK m.2, 1086 sayılı mülga HUMK dönemindeki “dava değeri” esaslı görev ayrımını terk ederek, “dava konusunun niteliği” esaslı bir sisteme geçişi temsil eder. Bu değişikliğin temel amacı, yargılamanın başında yaşanan görev uyuşmazlıklarını ve buna bağlı gecikmeleri önlemektir. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 8/1 hükmüne göre, mahkemelerin görevleri dava tarihindeki dava değerine göre belirlenmekteydi. Bu durum uygulamada, mahkemelerin karşılıklı görevsizlik kararları vermesi sebebiyle yargılamanın uzamasına sebep olmaktaydı. Nitekim asliye hukuk mahkemesinin görev kapsamını belirleyen HMK m. 2 ile bu sorun çözülmüştür. Kanun koyucu, miktar ayrımı yapmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarda Asliye Hukuk Mahkemesini yetkili kılarak görev karmaşasını önlemeyi hedeflemiştir.

Asliye Hukuk Mahkemesinin “Genel Görevli Mahkeme” Olma Niteliği: Asliye Hukuk Mahkemesi, özel bir kanun hükmü ile başka bir mahkemenin görevli kılınmadığı tüm hallerde görevlidir. 5235 sayılı Kanun’un 6. Maddesi gereği Asliye hukuk mahkemeleri, sulh hukuk mahkemelerinin görevleri dışında kalan ve özel hukuk ilişkilerinden doğan her türlü dava ve işler ile kanunların verdiği diğer dava ve işlere bakar. Yani hukuk muhakemesinde genel yetkili mahkeme asliye hukuk mahkemesidir. HMK m.2/1 uyarınca Asliye Hukuk Mahkemesi, malvarlığı ve şahıs varlığına ilişkin davalarda genel görevli mahkemedir. Yargıtay 5. Hukuk Dairesi’nin 2021/9231 sayılı kararında vurgulandığı üzere, kanunlarda aksine bir düzenleme bulunmadıkça uyuşmazlığın çözüm yeri burasıdır.

“Dava Konusunun Değer ve Miktarına Bakılmaksızın” İbaresinin Anlamı: HMK m.2’nin en belirgin özelliği, parasal sınırın kaldırılmasıdır. Uyuşmazlığın 1 TL veya 1 Milyon TL olması, Asliye Hukuk Mahkemesinin görevi açısından fark yaratmamaktadır. Bu ibare, Sulh Hukuk ve Asliye Hukuk arasındaki ayrımın artık niceliksel değil, niteliksel olduğunu vurgular. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu (2014/1023) ve Yargıtay 14. Hukuk Dairesi (2015/2962) kararlarına göre, bu ibare, dava konusu müddeabihin ekonomik değeri ne olursa olsun görevin değişmeyeceğini ifade eder. Örneğin, Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 2013/1707 sayılı kararında, 3.867,10 TL gibi düşük miktarlı bir kaçak elektrik alacağı davasında dahi, davanın malvarlığı hakkına ilişkin olması nedeniyle Sulh Hukuk Mahkemesi değil, Asliye Hukuk Mahkemesi görevli sayılmıştır. Bu hüküm, parasal sınıra dayalı görev ayrımını kesin olarak kaldırmıştır.

Malvarlığı Haklarına İlişkin Davalarda Görev

Malvarlığı Hakkı Kavramı: Malvarlığı hakları, kişinin maddi menfaatlerini konu alan, para ile ölçülebilen veya paraya çevrilebilen haklardır. Malvarlığı Davalarına Örnekler: Sebepsiz zenginleşme davaları, terekenin borca batık olduğunun tespiti ve mirasın hükmen reddi davaları, kira ilişkisine dayanmayan işgal tazminatı talepleri davaları, tapu kaydında yüzölçümü düzeltilmesi davaları, adi ortaklık alacağı davaları, kentsel dönüşüm kira yardımı güncellemesi davaları, inanç sözleşmesine dayalı tapu iptali davaları, tmk m.724 gereği tapu iptal tescil davaları.

Özel Kanunlarla Getirilen İstisnalar: HMK m.2’deki genel kuralın istisnası, özel kanunlardaki düzenlemelerdir. Bazı kanunlarda belirli kişiler arasındaki uyuşmazlıklara veya belli uyuşmazlık çeşitlerine bakmak üzere özel görevli mahkemeler belirlenmiştir. Asliye hukuk mahkemeleri dışındaki başlıca özel hukuk mahkemesi örneği, asliye ticaret mahkemeleridir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 5. maddesi gereği, asliye ticaret mahkemeleri, ticari davalarda görevli olup, asliye hukuk mahkemesi ile diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki görev ilişkisidir. İş mahkemeleri, tüketici mahkemeleri, icra mahkemeleri, aile mahkemeleri gibi özel görevli mahkemeler de vardır.

Şahıs Varlığına İlişkin Davalarda Görev

Şahıs Varlığı Hakkı Kavramı: Şahıs varlığı hakları, kişilerin şahsi durumlarına, kişilik haklarına ve tüzel kişilerin iç işleyişine ilişkin hakları ifade eder. Yargıtay 18. Hukuk Dairesi’nin 2013/14852 sayılı kararında, dernek genel kurul toplantısının iptali davası “şahıs varlığına ilişkin çekişmeli dava” olarak nitelendirilmiştir. Şahıs Varlığına İlişkin Davalara Örnekler: Dernek genel kurul toplantısına katılım listesinin tespiti, gündemin yeniden düzenlenmesi ve genel kurulun iptali davaları; Vakfın İhyası davaları.

Bu Davalarda Görev Kuralının Niteliği: Şahıs varlığına ilişkin davalarda kural olarak Asliye Hukuk Mahkemesi görevlidir. Ancak Yargıtay HGK’nın 2017/2441 sayılı kararında belirtildiği üzere, eğer uyuşmazlık Aile Mahkemesi veya Çocuk Mahkemesi gibi özel bir mahkemenin görev alanına giren (örneğin 2828 sayılı Kanun kapsamındaki) bir konudaysa, “aksine düzenleme” gereği özel mahkeme görevli olur.

Aksine Düzenleme Bulunmadıkça Şartı

Bu ibare, HMK m.2’nin genel görev kuralının, başka kanunlarda yer alan özel görev kuralları karşısında geri çekileceğini ifade eder. İş mahkemesi, aile mahkemesi, asliye ticaret mahkemesi, tüketici mahkemesi gibi özel kanunla görevlendirilen mahkemeler ile asliye hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki görev ilişkisidir.

Özel Görevli Mahkemeler: Yargıtay 3. Hukuk Dairesi (2017/5264) kararına göre, TTK m.4’te sayılan mutlak ticari davalar ve her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili nispi ticari davalar Asliye Ticaret Mahkemesinin görevindedir. İzmir BAM 6. HD (2023/2811) kararında, taraflar tacir değilse ve iş ticari işletmeyle ilgili değilse, Asliye Ticaret Mahkemesi yerine Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli olduğu vurgulanmıştır.

Görev Kurallarının Çatışması Halinde Uygulanacak İlkeler: Görev çatışmalarında öncelikle özel kanun hükümleri (TTK, Aile Mah. Kanunu vb.) incelenir.  Yargıtay HGK (2023/604) kararlarına göre, sonradan kurulan özel mahkemelerin (örneğin yeni kurulan Asliye Ticaret Mahkemesi) görevi, HSK kararları ve “tabii hakim ilkesi” çerçevesinde değerlendirilir. Derdest davaların, devir yetkisi verilmediği sürece açıldığı mahkemede (Asliye Hukuk) görülmeye devam etmesi gerektiği ifade edilmiştir.

HMK m.2/2 Kapsamında Asliye Hukuk Mahkemesinin Genel Görevi

Diğer Dava ve İşler İfadesinin Kapsamı: HMK m.2/2, “Bu Kanunda ve diğer kanunlarda aksine düzenleme bulunmadıkça, asliye hukuk mahkemesi diğer dava ve işler bakımından da görevlidir” hükmünü içerir. Yargıtay 18. Hukuk Dairesi (2014/3263), bu hükmün Asliye Hukuk Mahkemesini, kanunlarda açıkça başka bir mahkemeye bırakılmamış tüm işler için yetkili kıldığını belirtmiştir.

Asliye Hukuk Mahkemesinin Tali ve Tamamlayıcı Görevi: Asliye Hukuk Mahkemesi, yargı sistemindeki boşlukları dolduran tamamlayıcı bir role sahiptir. Yargıtay 18. Hukuk Dairesi (2016/3710) kararında ifade edildiği gibi, özel bir hüküm yoksa görev otomatik olarak Asliye Hukuk Mahkemesine düşer.

Sulh Hukuk – Asliye Hukuk Görev Ayrımı

Bu ayrım, HMK m.4’te Sulh Hukuk Mahkemesi için sayılan sınırlı görevler ile özel kanunlarda sulh hukuk mahkemelerinin görevlendirildiği durumları kapsar.

Kira İlişkisi Ayrımı: Yargıtay 8. Hukuk Dairesi (2018/5705) ve Yargıtay 20. Hukuk Dairesi (2015/13286) kararlarına göre, taraflar arasında geçerli bir kira sözleşmesi yoksa (örneğin imza inkarı veya sözleşme yokluğu), uyuşmazlık kira hukukundan değil mülkiyet hakkından (ecrimisil, el atma) kaynaklanır ve görev Asliye Hukuk Mahkemesinindir.

Kat Mülkiyeti Ayrımı: Yargıtay 3. Hukuk Dairesi (2012/22835) ve Yargıtay 18. Hukuk Dairesi (2016/3710) kararlarına göre, Kat Mülkiyeti Kanunu kapsamına girmeyen (örneğin sebepsiz zenginleşme veya KMK dışı ecrimisil) davalar Asliye Hukuk Mahkemesinde görülür.

Yargıtay Uygulaması Işığında HMK m.2

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi (2017/5264) ve Yargıtay 1. Hukuk Dairesi (2013/7948) kararlarına göre, görev kuralları kamu düzenine ilişkindir. HMK m.114/1-c gereği görev bir dava şartıdır ve HMK m.115/1 uyarınca taraflar ileri sürmese dahi yargılamanın her aşamasında mahkemece re’sen (kendiliğinden) gözetilmelidir. Yargıtay, dava değerine bakılmaksızın malvarlığı davalarının Asliye Hukuk’ta görülmesi gerektiği yönündeki içtihadını istikrarlı bir şekilde sürdürmektedir.

Yargıtay, 3. Hukuk Dairesi, E. 2015/10606, K. 2016/6597, T. 27.04.2016

“Dava tarihinde yürürlükte bulunan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 1.maddesine göre mahkemelerin görevi kanunla düzenlenir.

HMK 2. maddesine göre ise dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarla şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça Asliye Hukuk Mahkemesidir ve Bu Kanunda ve diğer kanunlarda aksine düzenleme bulunmadıkça, asliye hukuk mahkemesi diğer dava ve işler bakımından da görevlidir.

Aynı kanunun 4/1-ç maddesinde; bu kanunla diğer kanunların Sulh Hukuk Mahkemesi veya Sulh Hukuk Hakiminin görevlendirdiği davaları bakacağı belirtilmiştir.

Mahkemelerin görevleriyle ilgili 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun düzenlemesi gereği 2. maddeye göre asliye hukuk mahkemesinin görevi asıl, aynı Kanunun 4. maddesine göre sulh hukuk mahkemesinin görevi ise istisna olduğundan, malvarlığı ve şahıs varlığına ilişkin davalar ile kanunun açık biçimde sulh hukuk mahkemesini görevlendirmediği tüm davalar asliye hukuk mahkemesinde görülür.

Ayrıca; görevle ilgili düzenlemeler kamu düzenine ilişkin olup, taraflar ileri sürmese dahi yargılamanın her aşamasında re’sen gözetilir. Taraflar da yargılama bitinceye kadar görev itirazında bulunabilirler. Görev itirazı yapılmamış olsa bile re’sen mahkeme, ilk önce görevli olup olmadığını inceleyip karara bağlamalıdır.

Somut olayda; muris tarafından düzenlenen vasiyetnamenin iptali istenilmekle görevli mahkeme; açıkça Sulh Hukuk Mahkemesinin görevi kapsamında olduğuna ilişkin kanuni düzenleme bulunmadığından Asliye Hukuk Mahkemesidir.

O halde; mahkemece vasiyetnamenin iptali davasında Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli olduğu anlaşılmakla görevsizlik kararının verilmesi gerekirken; işin esası hakkında karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bu husus bozmayı gerektirmiştir.”

Yargıtay, Hukuk Genel Kurulu, E. 2023/151, K. 2023/367, T. 26.04.2023

”Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Asliye hukuk mahkemelerinin görevi” başlıklı 2 nci maddesine göre dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesidir. Bu Kanunda ve diğer Kanunlarda aksine düzenleme bulunmadıkça, asliye hukuk mahkemesi diğer dava ve işler bakımından da görevlidir.

6335 sayılı Türk Ticaret Kanunu ile Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 2 nci maddesi ile değişik TTK’nın 5 inci maddesinin birinci fıkrası; “Aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın, asliye ticaret mahkemesi tüm ticarî davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir” hükmünü, 5 inci maddesinin üçüncü fıkrası ise; “Asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki görev ilişkisi olup, bu durumda göreve ilişkin usul hükümleri uygulanır” hükümlerini içermektedir.

Görüldüğü üzere, asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki hukuki ilişki, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’ndan ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 6335 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki hâlinden farklı olarak iş bölümü ilişkisi değil görev ilişkisidir. Bu nedenle, asliye ticaret mahkemesinin bakması gereken davalarda, asliye hukuk mahkemesi görevli sayılamaz. Göreve ilişkin düzenlemeler, HMK’nın 1 inci maddesi uyarınca kamu düzenine ilişkin olup mahkemelerce ve temyiz incelemesi aşamasında Yargıtayca resen dikkate alınır. Bu kuralın tek istisnası, 6335 sayılı Kanun’un 2 nci maddesi ile değişik 6102 sayılı TTK’nın 5/4 üncü maddesinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemeye göre, yargı çevresinde ayrı bir asliye ticaret mahkemesi bulunmayan yerlerde, asliye hukuk mahkemelerine açılan davalarda görev kuralına dayanılmamış olması görevsizlik kararı verilmesini gerektirmez.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Kanuni hakim güvencesi” başlığını taşıyan 37 nci maddesi; “Hiç kimse kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamaz” hükmünü öngörmektedir.

Bilimsel çevrelerde ve uygulamada, kanuni hâkim güvencesi, uyuşmazlığı yargılayacak ve çözecek olan mahkemenin o uyuşmazlığın doğmasından önce kanunen belli olması olarak kabul edilmektedir. 1982 tarihli Anayasa’yı kabul eden Danışma Meclisinin Anayasa Komisyonunun gerekçesinde “…Bu suretle davanın olaydan sonra çıkarılacak bir kanunla yaratılan bir mahkeme önüne getirilmesi yasaklanmakta, yani kişiye yahut olaya göre kişiyi yahut olayı göz önünde tutarak mahkeme kurma imkanı ortadan kaldırılmaktadır. Bu ise tarafsız yargı merciinin ilk gereğidir.” denilmektedir.

Dikkat edilecek olursa Anayasa’daki bu düzenleme hukuk ya da ceza davaları yönünden herhangi bir ayrım gözetmemiş ve uyuşmazlığın doğduğu tarihte bu uyuşmazlığı çözecek olan mahkemenin belli olması durumunda yargılama yapacak veya yargılamaya devam edecek mahkemeyi gösteren yasal bir düzenleme yapılmadığı takdirde davanın, mutlaka bu mahkeme tarafından çözüme kavuşturulması öngörülmüştür.

Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere; uyuşmazlık konusunu teşkil eden her hukuki olay, meydana geldiği tarihteki yasal düzenlemelere tâbidir ve olayın meydana geldiği zamanda mevcut olan mahkemeler tarafından çözümlenmelidir.

O hâlde yeni bir mahkeme kurulurken o mahkemenin kuruluş yasasında zaman bakımından faaliyete geçme gününden önceki uyuşmazlıklara bakacak mahkemelerle ilgili özel bir düzenleme bulunmadığı taktirde her uyuşmazlık, meydana geldiği tarihte bu işe bakacak olan mahkemece çözümlenecektir. Başka bir anlatımla her dava açıldığı koşullara göre görülüp sonuçlandırılacaktır.

Dava konusu edilen hukuki uyuşmazlığın meydana geldiği tarihte yürürlükte olan yasalara göre kurulmuş bulunan mahkemelerin uyuşmazlığı çözmesi ana kural olmakla birlikte bazen yasal düzenlemelerle böyle bir uyuşmazlığın çözümü yeni kurulan mahkemelere de verilebilmektedir.

Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 04.04.2019 tarihli ve 2017/11-10 Esas, 2019/401 Karar sayılı kararında da vurgulanmıştır.

Hâkimler ve Savcılar Kurulunun (HSK) 07.07.2021 tarihli ve 608 sayılı kararı ile yeni kurulan (Alanya, Aydın, Balıkesir, …, Manisa, …, Sakarya ve Tekirdağ) asliye ticaret mahkemeleri ile mevcut bulunan (Adana, Ankara, Ankara Batı, Antalya, Bakırköy, …, Denizli, Erzurum, Eskişehir, Gaziantep, …, İskenderun, …, … Anadolu, …, Karşıyaka, Kayseri, Kocaeli, Konya, Mersin, Samsun, Şanlıurfa ve Trabzon) asliye ticaret mahkemelerinin yargı çevreleri belirlenmiştir. Ancak kararda hâlihazırda açılmış davaların yeni kurulan mahkemeye devredileceğine ilişkin bir düzenlemeye yer verilmemiştir.

Öte yandan Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri Başkan ve Hâkimlerinin Müstemir Yetkilerinin Belirlenmesine İlişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu 1. Dairesinin 08.07.2021 tarihli ve 568 sayılı kararında da yeni kurulan mahkemelerde görevli başkan ve hâkimlerin müstemir yetkileri belirlenmiş, daha önceden açılmış ve derdest olan davaların devrine ilişkin herhangi bir ifadeye yer verilmemiştir.

Bu durumda yeni bir mahkemenin faaliyete geçirildiği tarihten önce derdest bulunan davaların, istek üzerine veya doğrudan görevsizlik ya da gönderme kararı ile yeni kurulan mahkemeye devredilmesine olanak bulunmamaktadır.

Yukarıda açıklanan tüm bu maddi ve hukuki olgular ışığında Anayasa’nın 37 nci maddesinde düzenlenen tabii hâkim ilkesi de gözetilmek suretiyle somut olay değerlendiğinde; Hâkimler ve Savcılar Kurulunun ilgili kararlarında asliye ticaret mahkemesi olmayan yerlerde asliye hukuk mahkemesinin ticaret mahkemesi sıfatıyla baktığı derdest dosyaların devredilerek asliye ticaret mahkemesinde görülmesi gerektiğine dair herhangi bir hüküm bulunmadığından ve asliye hukuk mahkemesinin ticaret mahkemesi sıfatıyla baktığı derdest dosyaların yargılamasına devam etmesi gerektiğinden, taraflar arasındaki uyuşmazlığı yargılayacak ve çözecek olan mahkeme, uyuşmazlığın doğmasından önce kanunen belli olan Sakarya 3. Asliye Hukuk Mahkemesi olup, dava tarihinden sonra kurulan ve faaliyete geçirilen Sakarya Asliye Ticaret Mahkemesince davaya bakılması olanaklı değildir.

Sonuç olarak Sakarya Asliye Ticaret Mahkemesince, mahkemenin kurulup faaliyete geçtiği 01.09.2021 tarihinden önce açılmış olan eldeki davanın yargılamasına Sakarya 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde (Ticaret Mahkemesi sıfatıyla) devam edilmesi gerektiği gerekçesiyle verilen direnme kararı yerinde ve doğru olmuştur.

Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; dava tarihinde Sakarya’da müstakil ticaret mahkemesinin bulunmaması nedeniyle, 6102 sayılı Kanun’un 5/4 üncü maddesi gereğince ticarî nitelikteki uyuşmazlığa bakmaya davanın açıldığı asliye hukuk mahkemesinin görevli olduğu, ancak yargılama sırasında Hâkimler ve Savcılar Kurulunun (HSK) 07.07.2021 tarihli ve 608 sayılı kararı ile Sakarya’da 01.09.2021 tarihinden itibaren asliye ticaret mahkemesinin kurulup faaliyetine başladığı ve uyuşmazlıkta artık asliye ticaret mahkemesinin görevli olduğu gerekçesiyle direnme kararının bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.

Hâl böyle olunca, usul ve yasaya uygun olan direnme kararı onanmalıdır.”

Sonuç ve Değerlendirme

6100 sayılı HMK’nın 2. maddesi, Asliye Hukuk Mahkemesini malvarlığı ve şahıs varlığı haklarına ilişkin davalarda, dava değerine bakılmaksızın “genel görevli mahkeme” olarak tayin etmiştir. Yargı kararları, bu maddenin uygulanmasında “aksine düzenleme bulunmadıkça” ilkesinin titizlikle incelenmesi gerektiğini, özel kanunlarla (TTK, Aile Mah. Kanunu vb.) veya HMK m.4 ile Sulh Hukuk Mahkemesine bırakılmayan tüm uyuşmazlıkların Asliye Hukuk Mahkemesinin görev alanında olduğunu ortaya koymaktadır. Görev hususu kamu düzeninden olup, yargılamanın her aşamasında re’sen dikkate alınmaktadır.

İletişim & Danışma

Açacağınız davada HMK madde 2 kapsamında Asliye Hukuk Mahkemesinin mi özel görevli diğer bir mahkemenin mi görevli olduğu  konusunda hata yapmamak ve bilgi almak için bizimle iletişime geçebilirsiniz.

📍 Adres: Osmaniye, İsmail Erez Blv No: 9/2, 34146 Bakırköy/İstanbul
📞 Telefon: 0507 551 87 38
📧 E-posta: av.mehmetsarioglu1@gmail.com

0507 551 87 38