Bir mahkeme kararının adaletli olup olmadığını belirleyen yalnızca suçun doğru tespit edilmesi değildir. Verilen cezanın işlenen suçun ağırlığıyla orantılı olması ve yargılama süresince herkesin eşit muameleye tabi tutulması da en az bu kadar kritiktir. TCK’nın 3. maddesi tam olarak bu iki temel güvenceyi düzenler: orantılılık ilkesi ve kanun önünde eşitlik.
Bu iki ilke kağıt üzerinde soyut kalmaz. Yargıtay her yıl yüzlerce davada bu maddeye dayanarak hem alt sınırdan aşırı uzaklaşan cezaları hem de benzer suçlarda birbirinden belirgin biçimde ayrışan uygulamaları bozma gerekçesi olarak kullanmaktadır. Somut kararlarla bu ilkelerin nasıl işlediğini aşağıda ele alıyoruz.
Kanun Metni
(1) Suç işleyen kişi hakkında işlenen filin ağırlığıyla orantılı ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunur.(2) Ceza Kanununun uygulamasında kişiler arasında ırk, dil, din, mezhep, milliyet, renk, cinsiyet, siyasal veya diğer fikir yahut düşünceleri, felsefi inanç, milli veya sosyal köken, doğum, ekonomik ve diğer toplumsal konumları yönünden ayrım yapılamaz ve hiçbir kimseye ayrıcalık tanınamaz.
Orantılılık İlkesi: Ceza Suçla Ölçülü Olmalıdır
Maddenin birinci fıkrası orantılılık ilkesini düzenler. Bu ilkenin özü şudur: ceza, işlenen fiilin ağırlığıyla ölçülü olmalıdır. Ne fazla ne eksik.
Kulağa basit gelen bu kural, uygulamada son derece teknik bir değerlendirme gerektirir. Hakim, TCK’nın 61. maddesindeki ölçütleri, yani suçun işleniş biçimini, kullanılan araçları, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığını, failin kastının yoğunluğunu ve güttüğü amacı tek tek değerlendirdikten sonra temel cezayı belirler. Bu süreçte alt ve üst sınır arasında seçtiği nokta, yalnızca hakim takdirine değil, somut ve denetlenebilir gerekçelere dayanmak zorundadır.
Yargıtay bu noktada çok açık bir tutum almaktadır: hakim, kanun maddesindeki ifadeleri tekrarlayarak ceza belirleyemez. Gerekçe soyut kalmışsa, alt sınırdan uzaklaşmanın nedeni somut olarak açıklanmamışsa bu durum bozma sebebidir. Öte yandan verilen cezanın gereksiz yere ağır olması da orantılılık ilkesini çiğner.
Birden fazla kişinin birlikte gerçekleştirdiği kasten yaralama suçunda müşterek faillik hükümlerinin uygulandığı bu davada Kurul, TCK m.3’ü doğrudan yorumlamıştır. Kararda şu ilke belirleyici olmuştur: müşterek faillerin her biri kural olarak suçun nitelikli halleri de dahil olmak üzere tam cezayla sorumlu tutulur. Ancak her fail yönünden temel ceza belirlenirken TCK m.61’deki bireysel ölçütler ayrı ayrı gözetilmelidir. Meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığı gibi tüm failler için geçerli olan ortak ölçütlere dayalı olarak temel cezanın bazı faillere farklı biçimde belirlenmesi ise TCK m.3’teki eşitlik ilkesine aykırılık oluşturur ve çelişkiye neden olur.
Kasten yaralama ve hakaret suçlarından mahkumiyet verilen bu davada azınlık görüşü TCK m.3’ü doğrudan gündeme taşımıştır. Karşı oy şu gerekçeyi açıkça ortaya koymuştur: sanık hakkında temel ceza belirlenirken TCK m.61’deki ölçütler somut olarak uygulanmamış, alt sınırdan çok uzaklaşılan ceza için denetime olanak tanıyan bir gerekçe gösterilmemiştir. Orantısız ceza, adaletsizlik yaratır; suçla bozulan kamu düzenini tesis etmekten çok kamu vicdanını rahatsız eder. Suçla orantısız bir ceza, cezalandırma görüntüsü altında yapılan bir haksızlıktır.
Hakaret suçundan beş ayrı mağdura yönelik mahkumiyet verilen davada azınlık görüşü, seçimlik ceza içeren suçlarda orantılılık ilkesini somutlaştırmıştır. Hakaret suçunda hapis veya adli para cezası seçeneği bulunmasına karşın hapis cezasının tercih edilmesinin hangi toplumsal gereksinimi karşıladığı, hangi acil sosyal ihtiyaca karşılık geldiği hiçbir biçimde gerekçelendirilmemiştir. TCK m.3/1’deki orantılılık ilkesiyle örtüşmeyen bu tercih, denetimi olanaksız kılmaktadır. Karar oy çokluğuyla onanmış, ancak azınlık görüşü orantılılık ilkesinin gerekçelendirilme yükümlülüğünü bu kararla güçlü biçimde kayıt altına almıştır.
Orantılılık Hem Kanun Koyucuyu Hem Hakimi Bağlar
Orantılılık ilkesi yalnızca yargılama aşamasında değil, kanun yapım sürecinde de bağlayıcıdır. Kanun koyucu, bir suç için öngördüğü yaptırımın ulaşılmak istenen amaçla ölçülü olmasını sağlamak zorundadır. Anayasa Mahkemesi de bu denetimi yapar; bir suç için öngörülen ceza sınırlarının eylemle orantısız olduğu durumlarda iptal kararı verebilir.
Hakimi bağlayan boyutta ise şunu söylemek gerekir: hakim, alt ve üst sınır arasında ceza belirlerken bu aralıktaki her noktanın gerekçesini somut olgularla açıklamak durumundadır. Takdir yetkisi keyfi tercih anlamına gelmez. Özellikle deneyimli bir İstanbul ceza avukatı, bu gerekçelerin denetimini temyiz ve istinaf aşamasında sistematik biçimde kullanmaktadır.
Silahlı terör örgütü adına suç işleme suçundan mahkumiyet verilen bu davada Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, aynı davadan tefrik edilen diğer sanıklara alt sınırdan uzaklaşılarak daha yüksek ceza verilmesini eşitlik ilkesi açısından sorunlu bularak itiraz kanun yoluna başvurmuştur. Daire, TCK m.3/1 orantılılık ilkesine ilişkin şu tespiti yapmıştır: yerel mahkemece temel cezanın belirlenmesinde gösterilen “suçun işleniş biçimi” gerekçesi TCK m.61’e ve dosya kapsamına uygundur. Sanığı birebir gözlemleyen hakimin, somut delillere dayalı takdiri orantılılık ilkesini çiğnememektedir. Böylece Daire, orantılılık denetiminin hem gerekçenin varlığını hem de içeriğini kapsadığını ortaya koymuştur.
Zincirleme Suçta Orantılılık: İçtihat Birliği Sorunu
TCK m.3’teki orantılılık ve eşitlik ilkeleri, zincirleme suç uygulamasında özellikle belirgin bir sorun alanı oluşturmaktadır. Farklı bölge adliye mahkemelerinin aynı nitelikteki eylemleri kimi zaman zincirleme suç, kimi zaman ayrı suç olarak değerlendirmesi, benzer konumdaki sanıkların birbirinden çok farklı ceza alması sonucunu doğurmaktadır. Bu durum doğrudan Anayasa’nın 10. maddesindeki kanun önünde eşitlik ilkesini ve TCK m.3/2’yi ihlal eder.
Kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçlarında zincirleme suç uygulaması konusunda Antalya ve İstanbul bölge adliye mahkemeleri arasındaki içtihat ayrılığının giderilmesine ilişkin bu emsal kararda Daire, TCK m.3’e açıkça atıf yapmıştır. İçtihat ayrılığı şu sonucu doğuruyordu: 3 ay 20 günlük arayla suç işleyen sanığın eylemleri ayrı suç sayılırken, 8 aylık arayla suç işleyen başka bir sanığın eylemleri zincirleme tek suç kabul ediliyordu. Bu çelişki, Anayasa’nın 10. maddesi ve TCK m.3/2’deki eşitlik ilkesini açıkça çiğniyordu. Daire, kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının kesinleşmesinden önce işlenen tüm eylemlerin tek suç sayılacağını, bu kararın kesinleşmesinden sonra iddianame düzenlenmeksizin işlenen eylemlerin ise zincirleme suç kapsamında değerlendirileceğini kesin olarak belirlemiş ve içtihat birliğini sağlamıştır.
Kanun Önünde Eşitlik: Ayrım Yasağının Kapsamı
Maddenin ikinci fıkrası, ceza hukukunun uygulanmasında hiçbir kişiye ırk, dil, din, milliyet, cinsiyet, doğum ya da ekonomik konum gibi gerekçelerle ayrım yapılmasını kesinlikle yasaklar. Bu liste tahdidi değil örnekseme niteliğindedir; madde “diğer toplumsal konumlar” ifadesiyle kapsamı açık uçlu bırakmıştır.
Eşitlik ilkesi burada biçimsel değil gerçek anlamda uygulanır. Yani yalnızca aynı kurallara tabi tutulmak değil, aynı hukuksal durumda olan kişilerin aynı sonuçla karşılaşması güvence altındadır. Farklı hukuksal durumların farklı biçimde düzenlenmesi ise eşitlik ilkesini çiğnemez.
Açık ceza infaz kurumlarına ayrılma yönetmeliğindeki bir düzenlemenin iptali istemiyle açılan bu davada Danıştay, TCK m.3/2 ve Anayasa m.10’daki eşitlik ilkesini birlikte değerlendirmiştir. Söz konusu yönetmelik, aynı suçu işleyen yabancı uyruklu hükümlüler için açık kuruma ayrılmayı, Türk vatandaşlarına kıyasla çok daha uzun bir süre erteleyecek şekilde düzenlenmişti. Daire; ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazında milliyet yönünden ayrım yapılamayacağını, dava konusu düzenlemenin 5275 sayılı Kanun’un 2. maddesindeki temel infaz ilkesine, Anayasa’daki kanun önünde eşitliğe ve AİHS’in 14. maddesindeki ayrımcılık yasağına aykırı olduğunu tespit ederek ilgili yönetmelik ibaresini iptal etmiştir.
Sincan T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu bulunan kişinin kapalı ve açık görüş haklarından yararlandırılmaması nedeniyle açtığı tazminat davasında yargı yolu uyuşmazlığı doğmuş, dosya Uyuşmazlık Mahkemesi’ne taşınmıştır. Mahkeme, infaz idaresinin hükümlü ve tutuklulara ayrım gözetmeksizin eşit davranma yükümlülüğünü Anayasa, AİHS ve 5275 sayılı Kanun’daki eşitlik hükümleri çerçevesinde incelemiş; görüş haklarının kısıtlanmasından doğan tazminat davasının idari yargıda görülmesi gerektiğine hükmetmiştir. Bu karar, infaz aşamasındaki eşitlik ihlallerinin idare hukuku aracılığıyla da denetlenebileceğini gösteren önemli bir emsal niteliği taşımaktadır.
Eşitlik İlkesinin Müşterek Failliğe Yansıması
TCK m.3’teki eşitlik ilkesi, birden fazla kişinin aynı suçu birlikte işlediği durumlarda özellikle belirgin bir pratik sonuç doğurur. Her müşterek failin temel cezası bireysel ölçütlere göre farklılaşabilir; bu ayrışma makul ve somut bir gerekçeye dayanıyorsa eşitlik ilkesine aykırılık yoktur. Ancak tüm failler için ortak olan bir ölçüte, örneğin meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığına dayanılarak failler arasında farklı ceza belirlenmesi, hem çelişkiye hem de eşitlik ihlalине yol açar.
Bu konuda hukuki bir sorunla karşılaşıyorsanız, ceza avukatına başvurmanız gerekip gerekmediğini erken aşamada değerlendirmeniz, ilerleyen süreçte telafi edilmesi güç sonuçların önüne geçer.
Orantılılık İlkesi ile TCK m.61 Arasındaki Bağ
Yargıtay içtihadında orantılılık ilkesi neredeyse her zaman TCK’nın 61. maddesiyle birlikte işler. Bu iki madde birbirini tamamlar: 61. madde hakime somut değerlendirme ölçütlerini gösterirken 3. madde bu değerlendirmenin sonucunun fiille orantılı olmasını zorunlu kılar.
Pratikte bu bağ şu anlama gelir: hakim, 61. maddedeki ölçütleri tek tek değerlendirmiş olsa bile sonuç ceza fiilin ağırlığıyla açıkça orantısızsa bu durum tek başına bozma sebebi oluşturabilir. Ölçütlerin doğru uygulanması, sonucun orantılı olduğu anlamına gelmez; ikisi ayrı denetim basamaklarıdır.
Suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, yağma, tefecilik ve tehdit suçlarından oluşan çok sanıklı bu davada Yargıtay, ayrılık görüşünde eşitlik ilkesini merkeze almıştır. Özel yetkili mahkemeler kaldırıldıktan sonra dosyası henüz karara bağlanmamış sanıklarla dosyası Yargıtay’a gönderilmiş sanıklar arasında farklı yargılama usulü uygulanması, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi m.7 ve AİHS m.14’teki eşitlik ilkesiyle çelişmekteydi. Karşı oy, Anayasa’nın 90/5. maddesi uyarınca uluslararası sözleşme hükümlerine üstünlük tanınması gerektiğini ve bu farklı uygulamanın TCK m.3’teki kanun önünde eşitlik güvencesini zedelediğini açıklamıştır.
Sonuç: Bu İki İlke Birbirinden Ayrılmaz
TCK’nın 3. maddesi, tek bir cümleye sığdırılmış iki köklü ilkeyi barındırır. Orantılılık olmadan ceza, keyfi bir ağırlık kazanır ve kişiyi fiilinin gerektirdiğinden fazla ezebilir. Eşitlik olmadan ise hukuk sistemi, benzer durumdaki insanlara benzer olmayan sonuçlar üretir; bu da yargıya olan güveni temelden sarsar.
Yargıtay’ın yukarıda ele aldığımız kararlarına bakıldığında bu iki ilkenin soyut kalmadığı görülür: somut ceza miktarlarını, seçimlik cezalar arasındaki tercihleri, birden fazla sanığın olduğu davalarda uygulama tutarlılığını ve infaz aşamasındaki muameleyi doğrudan etkileyen birer denetim aracıdır.
Kaynaklar
Bu makalede aşağıdaki mahkeme kararları incelenmiştir:
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2019/321, K. 2021/577, T. 23.11.2021 – Kasten yaralama, müşterek faillik ve eşitlik ilkesi. Yargıtay 10. Ceza Dairesi, E. 2023/14153, K. 2023/9363, T. 02.11.2023 – Zincirleme suç içtihat ayrılığının giderilmesi, TCK m.3 atfı. Uyuşmazlık Mahkemesi, E. 2025/603, K. 2025/702, T. 24.11.2025 – İnfazda eşitlik ihlali ve yargı yolu. Yargıtay 6. Ceza Dairesi, E. 2014/15420, K. 2017/799, T. 09.03.2017 – Örgütlü suçlarda eşitlik ilkesi, karşı oy. Danıştay 10. Daire, E. 2018/3834, K. 2021/1718, T. 08.04.2021 – Yabancı uyruklu hükümlülere yönelik ayrımcı yönetmelik hükmünün iptali. Yargıtay 18. Ceza Dairesi, E. 2018/7458, K. 2019/16914, T. 02.12.2019 – Orantılılık ilkesi ve ceza gerekçesi, karşı oy. Yargıtay 4. Ceza Dairesi, E. 2025/400, K. 2025/3169, T. 19.02.2025 – Hakaret suçunda seçimlik ceza ve orantılılık, karşı oy. Yargıtay 16. Ceza Dairesi, E. 2016/5470, K. 2017/3997, T. 03.05.2017 – Terör suçunda temel ceza belirleme ve orantılılık denetimi.