TCK Madde 26 Hakkın Kullanılması ve İlgilinin Rızası
5237 Sayılı TCK – Madde 26
(1) Hakkını kullanan kimseye ceza verilmez.
(2) Kişinin üzerinde mutlak surette tasarruf edebileceği bir hakkına ilişkin olmak üzere, açıkladığı rızası çerçevesinde işlenen fiilden dolayı kimseye ceza verilmez.
Birinci Fıkra: Hakkın Kullanılması
Bir kişi, hukuk düzeninin kendisine tanıdığı bir hakkı kullanıyorsa, bu kullanım sırasında gerçekleştirdiği eylem için cezalandırılamaz. Hakkın kullanılması, en geniş anlamıyla şunu ifade eder: kanun, tüzük, yönetmelik gibi yazılı mevzuattan ya da hukuken tanınmış bir meslekten doğan yetkiler çerçevesinde hareket eden kişi hukuka aykırı davranmış sayılmaz.Yargıtay 18. Ceza Dairesi – E. 2015/31618, K. 2017/11138, T. 18.10.2017
“TCK’nın 26. maddesinin birinci fıkrasına göre bir hakkı kullanan kimse hukuka aykırı bir şekilde hareket etmiş sayılamayacaktır. Bu hak, kanun, tüzük, yönetmelik, genelge gibi nizamlara dayanabileceği gibi hukuken tanınmış ve düzenlenmiş olmak kaydıyla bir mesleğin icrasından da doğabilir. Hukuka uygunluk nedeni olarak hakkın kullanılmasından söz edilebilmesi için, kişiye hukuk düzenince tanınmış subjektif bir hakkın varlığı gerekli olup, ancak kişinin bu hakkını sınırları içinde kullanması gerekir.”
Basın Özgürlüğü ve Eleştiri Hakkı
Hakkın kullanılması, uygulamada en sık basın haberciliği ve eleştiri özgürlüğü bağlamında gündeme gelir. Kamuoyunu ilgilendiren bir konuyu haberleştiren ya da kamuya mal olmuş kişilere yönelik eleştiri içeren ifadeler kullanıldığında, hakaret suçu iddiasıyla karşı karşıya kalınabilir. Bu gibi durumlarda sanık, eylemininin basın özgürlüğü ya da düşünceyi açıklama özgürlüğü kapsamında kalan bir hakkın kullanımı olduğunu savunabilir. Yargıtay’ın bu alandaki yaklaşımı tutarlıdır: ifade veya habercilik, Anayasa’nın 26. ve 28. maddelerinde güvence altına alınan hakların sınırları içinde kaldığı sürece cezai sorumluluk doğurmaz. Ancak bu sınır, gerçeklikten tamamen kopuk, hakaret kastı taşıyan ya da özel yaşama haksız biçimde saldıran ifadeleri kapsamaz.Şikâyet ve Başvuru Hakkı
Hakkın kullanılmasının bir diğer önemli alanı şikâyet ve başvuru hakkıdır. Yargıtay, anayasal şikâyet hakkı kapsamında kalan mesajların şantaj suçunu oluşturmadığına dair önemli bir karar vermiştir.Yargıtay 4. Ceza Dairesi – E. 2021/4498, K. 2022/5051, T. 16.02.2022
“Sanığın katılana göndermiş olduğu mesaj içeriklerinin bütünü ve söylendiği bağlam içinde değerlendirildiğinde, ifadelerin Anayasal şikâyet hakkı kapsamında kalması karşısında, şantaj suçunun unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden yerinde görülmeyen gerekçeyle mahkûmiyet kararı verilmesi kanuna aykırıdır.”
Delil Elde Etme Hakkı: Ses ve Görüntü Kayıtları
Hakkın kullanılması kurumunun en tartışmalı uygulamalarından biri, kişinin kendi hakkını kanıtlamak amacıyla yaptığı ses ya da görüntü kayıtlarının delil niteliğidir. Yargıtay bu konuda net bir sınır çizmiştir.Yargıtay Ceza Genel Kurulu – E. 2019/311, K. 2023/13, T. 18.01.2023
“Ani gelişen durumlarda haberleşmenin tarafı olan kimsenin yaptığı kaydın, sonradan ele geçirilmesi mümkün olmayan delillerin muhafazası ve şikâyet hakkının kullanılması amacını taşıdığından hukuka aykırı sayılmamıştır. Ancak ani gelişen durum olmaksızın, plan yaparak ya da bir kurgu oluşturarak muhataplarının görüntülerinin veya seslerinin kayda alınması hâlinde bu kayıtların delil niteliği bulunmadığı gibi, alınan kayıtlar özel hayatın gizliliği kapsamında suç teşkil edebilecektir.”
İkinci Fıkra: İlgilinin Rızası
TCK’nın 26. maddesinin ikinci fıkrası, ilgilinin açıkladığı rıza çerçevesinde işlenen fiiller için ceza verilmeyeceğini öngörür. Ancak rızanın geçerli bir hukuka uygunluk nedeni olabilmesi için bir dizi koşulun birlikte gerçekleşmesi şarttır. Bu koşullardan herhangi birinin eksik olması, rızayı geçersiz kılar ve eylemi suç olmaktan çıkarmaz. Yargıtay, bu koşulları kararlarında tutarlı biçimde şu şekilde sıralamaktadır:Yargıtay Ceza Genel Kurulu – E. 2018/226, K. 2022/478, T. 23.06.2022
“İlgilinin rızasına dayalı hukuka uygunluk nedeninin varlığı için gerekli koşullar: a) İlgili kişinin suç konusu üzerinde serbestçe tasarruf hakkı olmalıdır. b) Rıza göstereceği hususlarda aydınlatılmış olmalıdır. c) Rızayı serbest olarak özgürce açıklamalıdır. d) Rıza baştan itibaren bulunmalı, eylemin gerçekleştirilmesinden önce veya en geç suçun işlendiği sırada açıklanmalıdır. Failin hareketini yapmasından sonra açıklanan rıza, artık rıza değil bir icazet olacak ve eylemde hukuka uygunluk etkisi yaratmayacaktır. e) İlgili kişi rızaya ehil olmalıdır.”
Tasarruf Hakkı: Her Hakka Rıza Verilemez
Rızanın geçerli olabilmesi için ilk ve en temel koşul, ilgili kişinin o hak üzerinde serbestçe tasarruf yetkisine sahip olmasıdır. Kişinin üzerinde mutlak surette tasarruf edemeyeceği haklara verilen rıza geçersizdir ve fail bu güvenceden yararlanamaz. Yaşam hakkı bunun en açık örneğidir. Hiç kimse, kendi yaşamı üzerinde rıza göstererek bir başkasını öldürtme konusunda geçerli bir izin veremez. Benzer biçimde, kanunun çocukların rızasını kabul etmediği durumlarda, çocuğun açıkladığı rıza hukuka uygunluk nedeni oluşturmaz. Yargıtay, özellikle cinsel suçlar alanında bu ilkeyi kararlılıkla uygulamaktadır.Yargıtay Ceza Genel Kurulu – E. 2015/136, K. 2018/98, T. 13.03.2018
“Kişinin rıza ehliyetinin varlığından söz edebilmek için o kişinin mutlaka reşit olması gerekmez. Ancak kanunun özel olarak mağdurun yaşı konusunda belirlemeye gittiği durumlarda, mağdurun rızası failin ceza sorumluluğunu ortadan kaldırmayacaktır. Türk Ceza Kanunu 103 ve 104. maddelerinde çocukların bu konudaki rıza açıklamalarını kabul etmemiştir.”
Rıza Zamanı: Sonradan Verilen Rıza Geçersizdir
Rızanın geçerli olabilmesi için eylem gerçekleştirilmeden önce ya da en geç eylem sırasında açıklanmış olması gerekir. Eylem bittikten sonra ortaya çıkan rıza artık hukuka uygunluk nedeni değildir; bu, hukuki açıdan “icazet” olarak nitelendirilir. İcazet mağdurun zararını belirli hukuk dallarında karşılayabilir, ama fail için cezai sorumluluktan kurtarıcı etkisi yoktur.Özgür İrade: Hile ve Baskıyla Alınan Rıza
Rıza, serbest ve özgürce açıklanmış olmalıdır. Hile, yanıltma, baskı ya da tehdit yoluyla elde edilen rıza geçersizdir ve eylemi hukuka uygun hale getirmez. Bu alan, özellikle dini ya da manevi otorite kullanarak rıza sağlandığı ileri sürülen davalarda Yargıtay kararlarına sıkça konu olmuştur.Yargıtay Ceza Genel Kurulu – E. 2017/785, K. 2019/404, T. 09.05.2019
“Hile, kişiyi ikna etmeye yönelik sözlerle gerçeğin gizlenmesi veya gerçeğe ilişkin kişinin algısının değiştirilmesi için söylenen söz ve davranışlardır; kişinin gerçeğe ilişkin olarak aldatılması, iradesinin yanılgıya sevk edilmesidir. Mağdurelerin dini duygularını istismar edip hile kullanmak suretiyle iradelerini fesada uğratarak rızalarının sakatlanıp sakatlanmadığının irdelenmesi gerekmektedir.”
Rıza Ehliyeti: Zihinsel Yeterlilik
Rızanın geçerliliği için aranan son koşul, kişinin rıza açıklama ehliyetine sahip olmasıdır. Bu iki anlama gelir: birincisi, rızayı açıklaması gereken kişi, korunan hukuksal yararın bizzat sahibi olmalıdır. İkincisi, bu kişinin akıl ve ruh sağlığı yerinde olmalı; rızayı anlamlandırma ve sonuçlarını kavrama yeteneği bulunmalıdır. Yargıtay, zeka geriliği olan bir bireyin cinsel eylem için verdiği rızanın geçerliliğini ele aldığı bir davada bu ilkeyi somutlaştırmıştır: kişinin eyleminin hukuki anlam ve sonuçlarını kavrayıp kavrayamayacağı, rızanın geçerli sayılıp sayılamayacağı açısından belirleyicidir.Yargıtay 9. Ceza Dairesi – E. 2023/5534, K. 2024/1178, T. 14.02.2024
“İlk Derece Mahkemesi, sanığın eylemini mağdurenin rızası doğrultusunda işlendiği kabul etmekle birlikte, Adli Tıp Kurumu raporuyla mağdurdaki zeka geriliğinin fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılamasını engellediği saptandığından rıza geçerli kabul edilmemiştir.”
Rızanın Geri Alınması
Rıza, kişinin kendi hakkı üzerinde bir tasarrufu olduğundan prensip olarak geri alınabilir. Ancak bu geri almanın hukuki sonuçları, rızanın işlev gördüğü alana göre farklılaşabilir. Özellikle tıbbi işlemler gibi alanlarda, rızanın geri alınmasının mümkün olup olmadığı ve ne zaman etkili olduğu tartışmalı olmaya devam etmektedir. Genel ilke şudur: eylem başladıktan sonra yapılan geri alma, eylemin tamamlanmış kısmı açısından artık bir etki yaratmayabilir.Çocukların Rızası: Kanunun Özel Düzenlemeleri
Çocukların rızası meselesi, TCK’nın 26. maddesi bağlamında özellikle cinsel suçlar açısından ayrıca ele alınmalıdır. Kanun, on beş yaşını tamamlamamış çocukların cinsel suçlara ilişkin her türlü rıza açıklamasını geçersiz saymıştır. On beş ile on sekiz yaş arasındaki çocuklar bakımından ise rızanın belirli koşullarda dikkate alınabileceği; ancak cebir, tehdit ve hile durumlarında bu rızanın da korumasız kalacağı düzenlenmiştir.Yargıtay Ceza Genel Kurulu – E. 2016/73, K. 2020/40, T. 30.01.2020
“Kanun koyucu çocuğu cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçların düzenlendiği bölümde ‘onbeş yaşını bitirmiş’ ve ‘onbeş yaşını tamamlamamış’ şeklinde iki ayrı dönem olarak ele almıştır. On beş yaşını tamamlamamış çocuklara karşı her türlü cinsel davranış cinsel istismar olarak tanımlanmışken, diğer çocuklara karşı sadece cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir hal varlığında suç oluşmaktadır.”