☎ 0507 551 87 38 WhatsApp: 0507 551 87 38

TCK Madde 32 Akıl Hastalığı

Ceza hukuku, suç işleyen kişiyi yalnızca eyleminden değil; o eylemi gerçekleştirirken sahip olduğu zihinsel kapasiteden de sorumlu tutar. Bir kişi ne yaptığını, bunun hukuken ne anlama geldiğini ve davranışlarını kontrol edip edemediğini kavrayamıyorsa, ceza sorumluluğu ya hiç doğmaz ya da önemli ölçüde azalır.

TCK’nın 32. maddesi, akıl hastalığının ceza sorumluluğuna etkisini düzenler. Bu madde, sanığın psikiyatrik durumuna göre iki farklı sonuç öngörür: tam sorumsuzluk ya da kısmi sorumsuzluk. Her iki halde de ceza hukukunun yanıtı yalnızca cezadan ibaret değildir; toplumun korunması ve sanığın tedavisi için güvenlik tedbirleri de gündeme gelebilir.

Uygulamada bu maddenin doğru işleyebilmesi için yerine getirilmesi gereken çok sayıda usul adımı bulunmaktadır. Rapor alınması, raporlar arasındaki çelişkilerin giderilmesi ve güvenlik tedbirinin içeriğinin doğru belirlenmesi bunların başında gelir. Yargıtay, bu adımların herhangi birinin eksik kalmasını bozma nedeni olarak kabul etmektedir.

TCK Madde 32 Akıl Hastalığı

“Akıl hastalığı nedeniyle, işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamayan veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği önemli derecede azalmış olan kişiye ceza verilmez. Ancak, bu kişiler hakkında güvenlik tedbirlerine hükmolunur.”

“Birinci fıkrada yazılı derecede olmamakla birlikte işlediği fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği azalmış olan kişiye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine yirmibeş yıl, müebbet hapis cezası yerine yirmi yıl hapis cezası verilir. Diğer hallerde verilecek ceza, altıda birden fazla olmamak üzere indirilebilir.”

Kanun metni iki ayrı eşiği düzenlemektedir. Birincisi, algılama ya da yönlendirme yeteneğinin tamamen ortadan kalktığı durum: tam sorumsuzluk. İkincisi, bu yeteneklerin azaldığı ancak tamamen yok olmadığı durum: kısmi sorumsuzluk ve indirimli ceza.

Tam Sorumsuzluk (TCK m. 32/1): Ceza Verilmez, Tedbir Uygulanır

Birinci fıkra iki alternatif koşuldan birinin gerçekleşmesi halinde ceza verilmemesini öngörür: Sanık ya işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamamaktadır ya da bu fiil bakımından davranışlarını yönlendirme yeteneği önemli derecede azalmıştır. Her iki durumda da sonuç aynıdır: ceza verilmesine yer olmadığına dair karar.

Şizofreni ve Ağır Psikiyatrik Tablolar

Yargıtay 1. Ceza Dairesi, şizofreni tanısı konulan sanığın babasını kasten öldürmeye teşebbüs eyleminde fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını anlama yeteneğinin bulunmadığını saptayarak TCK m. 32/1 uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına hükmetmiştir (1. CD, E.2010/5159, K.2012/69, T.19.01.2012).

Aynı daire, paranoid şizofreni tanısı alan bir sanık hakkında da şuur ve hareket serbestisinin bulunmadığını tespit ederek tam sorumsuzluk halini kabul etmiştir (1. CD, E.2011/6191, K.2012/99, T.19.01.2012). Önemli bir alıntıyla bu ilke şu şekilde özetlenmiştir:

“Cezai sorumluluğuna müessir, şuur ve hareket serbestisini ortadan kaldıracak mahiyet ve derecede olan şizofreni… fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını anlama, bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğini ortadan kaldıracak derecedeki bu akıl hastalığının etkisi altında olduğu…” (Yargıtay 1. CD, E.2010/5159)

Yargıtay 1. Ceza Dairesi, hezeyanlı bozukluk teşhisi konulan sanık hakkında da irade yeteneğini ortadan kaldıran akıl hastalığı nedeniyle cezai ehliyetin bulunmadığına hükmetmiştir (1. CD, E.2010/6766, K.2011/430, T.07.02.2011).

Tam Sorumsuzlukta Suçun İspatı Hâlâ Gereklidir

Önemli bir pratik nokta: TCK m. 32/1 uygulanabilmesi için mahkeme önce suçun sanık tarafından işlendiğini ispat etmek zorundadır. Suçun kanıtlanamaması halinde beraat kararı verilir; güvenlik tedbiri ancak suçun ispatlanması durumunda gündeme gelir. Yargıtay 4. Ceza Dairesi bu ayrımı açıkça ortaya koymuştur (4. CD, E.2014/18956, K.2014/34742, T.02.12.2014).

Kısmi Sorumsuzluk (TCK m. 32/2): İndirimli Ceza ve Güvenlik Tedbiri

İkinci fıkra, akıl hastalığının birinci fıkradaki ağırlığa ulaşmadığı; ancak davranışları yönlendirme yeteneğini azalttığı durumu düzenler. Bu halde ceza verilir; ancak indirim uygulanır. Aynı zamanda güvenlik tedbirine de hükmedilebilir.

Zeka Geriliği ve Kişilik Bozuklukları

Kısmi sorumsuzluk, uygulamada en sık zeka geriliği (mental retardasyon) ve bazı kişilik bozukluklarında karşımıza çıkar. Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesi, hafif derecede mental retardasyon saptanan sanık hakkında davranışlarını yönlendirme yeteneğinin azaldığını kabul ederek TCK m. 32/2 uyarınca indirimli ceza uygulamıştır (Bursa BAM 1. CD, E.2019/65, K.2020/8, T.06.01.2020).

Yargıtay 1. Ceza Dairesi, orta düzeyde zeka geriliğinin davranış yönlendirme yeteneğini önemli derecede azaltabileceğini ve m.32/2 uygulamasının söz konusu olabileceğini vurgulamıştır (1. CD, E.2010/5093, K.2010/6777, T.19.10.2010).

Ayrıca “atipik afektif bozukluk” tanısı alan bir sanık hakkında da kısmi sorumsuzluk değerlendirmesi yapılmış; algılama yeteneğinin kısmen yitirildiği ve m.32/2’den yararlanılması gerektiği yönündeki raporlar tartışılmıştır (1. CD, E.2022/9530, K.2024/2415, T.04.04.2024).

İndirim Oranı Ne Kadar Olur?

İkinci fıkra, indirim konusunda mahkemeye sınırlı bir takdir alanı tanır: ceza altıda birden fazla olmamak üzere indirilebilir. Bu, zorunlu bir indirim değil; koşullar oluştuğunda uygulanabilecek bir indirimdir. Öte yandan müebbet gerektiren suçlarda sabit sınırlar öngörülmüştür: ağırlaştırılmış müebbet yerine 25 yıl, müebbet yerine 20 yıl hapis cezası.

Güvenlik Tedbirleri: Ceza Değil, Koruma ve Tedavi

Akıl hastalığı nedeniyle ceza verilmediğinde toplum korumasız bırakılamaz. TCK m. 57 bu boşluğu doldurur: akıl hastası sanıkların yüksek güvenlikli sağlık kurumlarında koruma ve tedavi altına alınmasına hükmolunur.

Güvenlik Tedbirinin Süresi

Yargıtay 1. Ceza Dairesi, güvenlik tedbirinin süresine ilişkin kritik bir ilkeyi ortaya koymuştur: Kararda “toplum açısından tehlikeliliğinin ortadan kalkması veya önemli ölçüde azalmasına kadar” ibaresinin yer alması zorunludur (1. CD, E.2011/6191, K.2012/99). Bu ibare olmadan verilen güvenlik tedbiri kararları hukuka aykırı bulunmakta ve bozulmaktadır.

Kısmi sorumsuzluk halinde ise güvenlik tedbiri ceza süresiyle sınırlı olarak uygulanır. Bursa BAM, TCK m. 32/2 kapsamında mahkumiyet hükmü kurulurken ceza süresiyle sınırlı olmak kaydıyla koruma ve tedavi amaçlı güvenlik tedbirine de hükmedilmesi gerektiğini vurgulamıştır (Bursa BAM 1. CD, E.2019/65, K.2020/8).

Güvenlik Tedbiri Bir Ceza Değildir

Bu ayrım hem hukuki hem de pratik açıdan önemlidir. Güvenlik tedbiri, suçlunun cezalandırılması amacı taşımaz; toplumun korunmasını ve sanığın sağlık durumunun iyileştirilmesini hedefler. Bu nedenle tam sorumsuzluk halinde bile uygulanması zorunludur ve sanığın ceza almadığı gerçeği bunu engellemez.

Rapor Zorunluluğu: Yargıtay’ın Titiz Tutumu

TCK m. 32’nin doğru uygulanabilmesi için her şeyden önce uzman raporu alınması gerekir. Yargıtay, sanığın akıl sağlığına ilişkin en küçük bir emare bulunması halinde dahi bu zorunluluğun yerine getirilmesini kararlılıkla aramaktadır.

Hangi Emareler Rapor Alınmasını Zorunlu Kılar?

Yargıtay’ın kararlarından çıkan tablo son derece kapsamlıdır. Rapor alınmasını zorunlu kılan emareler şunlardır: sanığın akıl hastalığı nedeniyle askerlikten muaf tutulmuş olması, daha önce psikiyatri tedavisi görmüş olması, adli sicil kaydında eski güvenlik tedbirlerinin bulunması, sanığın savunmasında belirttiği psikiyatrik şikayetler ve hatta vasisi olan sanık yakınlarının ruhsal durumuna ilişkin iddialar.

Yargıtay 16. Ceza Dairesi, hafif derece mental retardasyon tanısı olan sanık hakkında Adli Tıp Kurumu’ndan (ATK) rapor alınmadan hüküm kurulmasını eksik araştırma saymıştır (16. CD, E.2020/1350, K.2021/4308, T.23.06.2021).

Yargıtay 23. Ceza Dairesi ise sanığın epilepsi hastası olduğu ve vasisinin şizofreni iddiasının bulunduğu bir davada rapor alınmadan karar verilmesini hukuka aykırı bulmuştur (23. CD, E.2016/5874, K.2016/7517, T.09.06.2016).

Eski Tarihli Rapora Dayanılamaz

Bir diğer kritik ilke: Başka bir dosyada mevcut olan veya uzun süre önce düzenlenmiş eski tarihli bir rapora dayanılarak karar verilemez. Güncel durumun tespiti için yeni rapor alınması zorunludur. Yargıtay 8. Ceza Dairesi bu kuralı açıkça hükme bağlamıştır:

“Başka bir dosyada mevcut olan eski tarihli rapora dayanılarak karar verilemeyeceği, güncel durumun tespiti için yeni rapor alınması gerektiği…” (Yargıtay 8. CD, E.2020/18049, K.2023/1299, T.14.03.2023)

Bu ilkenin arkasındaki mantık açıktır: Psikiyatrik durumlar zamanla değişebilir. Geçmişte alınmış bir rapor, sanığın suç tarihindeki ruhsal durumunu yansıtmayabilir. Yargılama için belirleyici olan, fiilin işlendiği andaki durumdur.

Savunma Alındıktan Sonra Uygulama Yapılmalıdır

Yargıtay 13. Ceza Dairesi, akıl hastası olduğu saptanan sanığın savunması alınıp deliller tartışıldıktan sonra TCK m. 32/1 ve m.57 maddelerinin uygulanması gerektiğini vurgulamıştır (13. CD, E.2011/32164, K.2013/5432, T.07.03.2013). Yani akıl hastalığının tespiti, savunma hakkının kullanılmasını devre dışı bırakmaz.

Raporlar Arasındaki Çelişkinin Giderilmesi

Uygulamada sıkça karşılaşılan bir sorun, farklı sağlık kuruluşlarından alınan raporların birbiriyle çelişmesidir. Bir hastane tam ehliyet, diğeri kısmi ehliyet raporu vermiş olabilir. Bu çelişki, mahkemenin doğrudan bir tercih yapmasına değil; ATK Genel Kurulu veya İhtisas Kurulları aracılığıyla çözüme kavuşturulmasına zemin hazırlar.

Yargıtay 9. Ceza Dairesi, farklı hastanelerden alınan “tam ehliyet” ve “kısmi ehliyet” raporları arasındaki çelişkinin ATK İhtisas Kurulu aracılığıyla giderilmesi gerektiğini açıkça hükme bağlamıştır:

“Farklı hastanelerden alınan ‘tam ehliyet’ ve ‘kısmi ehliyet’ raporları arasındaki çelişkinin ATK İhtisas Kurulu aracılığıyla giderilmesi gerektiği…” (Yargıtay 9. CD, E.2021/10965, K.2023/543, T.08.02.2023)

Yargıtay 17. Ceza Dairesi de hastane raporu ile askerlik raporu arasında çelişki bulunan bir davada sanığın ATK’ya sevk edilmesini zorunlu görmüştür (17. CD, E.2016/13484, K.2018/13954, T.07.11.2018).

Basit Yargılama Usulünde de Araştırma Zorunluluğu Devam Eder

TCK m. 32 kapsamındaki araştırma zorunluluğu, yargılama usulüne göre değişmez. Yargıtay 8. Ceza Dairesi önüne gelen bir davada, sanığın “uyum bozukluğu” nedeniyle askerlikten muaf tutulduğu iddiasının basit yargılama usulünde dahi TCK m. 32 kapsamında araştırılması gerektiği Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından vurgulanmıştır (8. CD, E.2023/2419, K.2024/8404, T.06.11.2024). Bu, araştırma yükümlülüğünün dava türüne göre daralmasına izin verilmediğini gösterir.

Sık Sorulan Sorular

Akıl hastası bir sanık her durumda ceza almaz mı?

Hayır. Öncelikle suçun sanık tarafından işlendiğinin kanıtlanması gerekir. Kanıtlanamıyorsa beraat kararı verilir. Kanıtlanmışsa psikiyatrik durumun ağırlığına göre değerlendirme yapılır: algılama ve yönlendirme yeteneği tamamen ortadan kalkmışsa ceza verilmez ve güvenlik tedbirine hükmolunur; yalnızca azalmışsa indirimli ceza ve güvenlik tedbiri birlikte uygulanabilir.

Hangi hastalıklar TCK m. 32 kapsamında değerlendirilebilir?

Kanun, hastalık türü bakımından sınır çizmemiştir. Belirleyici olan, hastalığın sanığın algılama ya da davranışlarını yönlendirme yeteneği üzerindeki etkisidir. Şizofreni, paranoid bozukluk, hezeyanlı bozukluk, ağır depresyon, demans gibi ağır tablolar birinci fıkra kapsamına girebilirken; zeka geriliği ve bazı kişilik bozuklukları çoğunlukla ikinci fıkra kapsamında değerlendirilir. Her dava kendi koşullarında ve uzman raporları ışığında değerlendirilir.

Güvenlik tedbiri ne kadar sürer?

Tam sorumsuzluk halinde, güvenlik tedbirinin süresi “toplum açısından tehlikeliliğin ortadan kalkması veya önemli ölçüde azalması” koşuluna bağlıdır. Yani belirli bir üst sınır öngörülmemiştir; tehlikelilik hali devam ettiği sürece tedbir de sürer. Kısmi sorumsuzlukta ise güvenlik tedbiri hükmedilen ceza süresiyle sınırlıdır.

Sonuç: Psikiyatrik Savunma Teknik Bilgi ve Doğru Usul Gerektirir

TCK m. 32, ceza hukukunun en hassas ve teknik alanlarından birini oluşturur. Sanığın ruhsal durumunun doğru değerlendirilmesi, doğru uzman kurumlardan rapor alınması, raporlar arasındaki çelişkilerin usule uygun biçimde giderilmesi ve güvenlik tedbirinin içeriğinin hukuka uygun belirlenmesi; bunların her biri hem maddi hem de usul hukuku açısından ayrı bir dikkat gerektirir.

Yargıtay içtihadı bu alanda titiz bir denetim sergilemektedir. Herhangi bir adımın eksik kalması, dosyanın bozulmasına ya da hak kayıplarına yol açabilir. Bu nedenle akıl sağlığı savunmasının gündeme geldiği ya da gelebileceği her davada sürecin en başından itibaren deneyimli hukuki destek almak belirleyici önem taşır.

Kendiniz veya yakınınız hakkında açılmış bir ceza davasında TCK m. 32 kapsamında bir değerlendirme yapılması gerekiyorsa, İstanbul ceza avukatı olarak psikiyatrik savunmanın kurgulanmasından temyiz aşamasına kadar tüm süreci takip ediyoruz. Davanızı değerlendirmek için İstanbul ceza avukatı ekibimizle iletişime geçebilirsiniz.

0507 551 87 38