☎ 0507 551 87 38 WhatsApp: 0507 551 87 38

TCK Madde 33 Sağır ve Dilsizlik

İşitme ve konuşma yeteneğinden doğuştan ya da erken yaşta yoksun kalan bir kişinin dünyayla kurduğu iletişim, algılama biçimi ve toplumsal değerleri kavrama kapasitesi, işiten ve konuşan bir kişiyle özdeş değildir. Kanun koyucu bu gerçekliği görmezden gelmemiş; ceza sorumluluğunu belirlerken sağır ve dilsiz kişiler için ayrı bir düzenleme öngörmüştür. TCK’nın 33. maddesi, sağır ve dilsizlerin ceza sorumluluğunu yaşa bağlı kademeli bir sistemle düzenler. Temel mantık şudur: Bu kişilerin algılama ve davranışlarını yönlendirme yeteneği, işiten ve konuşan bireylere kıyasla daha geç gelişir. Bu gecikme, ceza hukukunda bir dizi koruyucu hükmün devreye girmesini zorunlu kılar.

Madde, yaş küçüklüğünü düzenleyen TCK m.31’le birebir örtüşmez; ancak ona paralel biçimde kurgulanmıştır. Fark şurada yatar: yaş eşikleri üçer yıl ileriye kaydırılmıştır. 21 yaşına kadar çocuklara uygulanan hükümlerin kıyasen uygulandığı bu sistem, uygulamada pek çok teknik soruyu da beraberinde getirir. Bu makalede TCK m.33’ü madde gerekçesiyle birlikte dört yaş dilimi çerçevesinde ele alıyor, Yargıtay içtihadından çıkan ilkeleri aktarıyor ve yargılama sürecindeki usul güvencelerini detaylandırıyoruz.

TCK Madde 33 Sağır ve Dilsizlik

“Bu Kanunun, fiili işlediği sırada oniki yaşını doldurmamış olan çocuklara ilişkin hükümleri, onbeş yaşını doldurmamış olan sağır ve dilsizler hakkında; oniki yaşını doldurmuş olup da onbeş yaşını doldurmamış olanlara ilişkin hükümleri, onbeş yaşını doldurmuş olup da onsekiz yaşını doldurmamış olan sağır ve dilsizler hakkında; onbeş yaşını doldurmuş olup da onsekiz yaşını doldurmamış olanlara ilişkin hükümleri, onsekiz yaşını doldurmuş olup da yirmibir yaşını doldurmamış olan sağır ve dilsizler hakkında da uygulanır.”

Kanun, tek fıkradan oluşur ve bir gönderme tekniği kullanır: Sağır ve dilsizler için bağımsız bir ceza rejimi kurmak yerine, TCK m.31’deki çocuklara ilişkin hükümlere atıfta bulunur. Yaş eşikleri üçer yıl ötelenmiş olarak uygulanır. Sonuç olarak dört farklı yaş dilimi, dört farklı hukuki sonuç doğurur.

Maddenin Gerekçesi: Neden Ayrı Bir Düzenleme?

Kanun koyucu bu maddeyi neden ihdas ettiğini gerekçede açıkça ortaya koymuştur. İşitme yeteneğine doğuştan sahip olmayan veya küçük yaşta bu yeteneği tamamen yitiren insanın algılama yeteneği yeterince gelişmez. Sağır ve dilsizin ceza sorumluluğunun belirlenmesinde, suç oluşturan fiili işlediği sıradaki yaşı ölçü alınmıştır. Sağır ve dilsizlerin algılama ve davranışlarını yönlendirme yeteneği daha geç gelişebileceği düşüncesiyle ayrı bir yaş grubu sınıflandırması yapılmıştır.

Sistem üç farklı yaklaşım arasından bilinçli olarak seçilmiştir. Birinci yaklaşımda kanunda özel hüküm bulunmaz, her olayda somut kusur incelemesi yapılır. İkinci yaklaşımda sağır ve dilsizlik için akıl hastalığı rejimine paralel hükümler öngörülür. Üçüncü yaklaşımda ise belirli bir yaşa kadar çocuk hükümleri, bu yaşın üzerinde ise akıl hastalığına paralel bir rejim uygulanır. Yeni TCK bu üçüncü yaklaşımı benimseyerek yaş-engellilik etkileşimini sistematik hale getirmiştir.

Önemli bir sınır da madde gerekçesinde çizilmiştir: TCK m.33’ün uygulanabilmesi için sağır ve dilsizliğin ya doğuştan ya da küçük yaşta ortaya çıkmış olması gereklidir. Dolayısıyla sonradan, örneğin 13 yaşında sağır ve dilsiz olan bir kişi için TCK m.33 değil, TCK m.32 değerlendirilecektir.

Dört Yaş Dilimi: Kim, Hangi Hükümlerden Yararlanır?

Maddenin uygulanması, suç tarihindeki yaşa göre belirlenen dört farklı kategoriye ayrılır. Her kategoride TCK m.31’deki farklı bir yaş grubuna ait hükümler kıyasen uygulanır.

15 Yaşını Doldurmamış Sağır ve Dilsizler

Bu grupta, 12 yaşını doldurmamış çocuklara ilişkin hükümler uygulanır. Yani ceza sorumluluğu mutlak olarak kalkar. Haklarında ceza kovuşturması açılamaz; yalnızca Çocuk Koruma Kanunu kapsamındaki koruyucu ve destekleyici tedbirler uygulanabilir. Bu, takdire bırakılmamış kesin bir kuraldır.

15-18 Yaş Arasındaki Sağır ve Dilsizler

Bu grupta, 12-15 yaş arasındaki çocuklara ilişkin hükümler devreye girer. Bu yaş diliminde algılama yeteneği araştırması zorunludur. Fiili işlediği sırada 15 yaşını doldurmuş 18 yaşını doldurmamış olan sağır ve dilsiz, işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamıyorsa ceza sorumluluğu yoktur. Algılama yeteneği var ise ceza verilir; ancak ceza yarı oranında (1/2) indirilir. Müebbet yerine 9 ila 11 yıl, diğer süreli cezalarda yarısı indirilir ve hükmedilen ceza her hâlde 7 yılı geçemez.

Bu yaş grubunda sosyal inceleme raporu alınması zorunludur. Fiili işlediği sırada 15-18 yaş aralığında bulunan sağır ve dilsiz çocuklar bakımından sosyal inceleme raporu alınması zorunludur.

18-21 Yaş Arasındaki Sağır ve Dilsizler

Bu grupta, 15-18 yaş arasındaki çocuklara ilişkin hükümler uygulanır. Yani cezada otomatik indirim söz konusudur; ayrıca bir algılama yeteneği araştırması yapılmaz. Ağırlaştırılmış müebbet yerine 18 ila 24 yıl, müebbet yerine 12 ila 15 yıl hapis cezası verilir. Diğer süreli cezalarda üçte bir (1/3) indirim uygulanır ve hükmedilen ceza her hâlde 12 yılı geçemez.

Yargıtay 14. Ceza Dairesi, bu ilkeyi somut bir davayla pekiştirmiştir:

“Dosyada yer alan nüfus kaydına göre, 28.12.1976 doğumlu olup, suç tarihinde 20 yaşı içerisinde bulunup sağır ve dilsiz olan sanık hakkında anılan Kanunun 33. maddesi uyarınca 15-18 yaş grubundaki çocuklara dair hükümlerin uygulanması gerektiği, TCK’nın 66/2. maddesine göre 15-18 yaş aralığındaki sanıklar için atılı suçla ilgili kanun maddesinde öngörülen zamanaşımı süresinin üçte ikisinin hesaplanması gerektiği…” (Yargıtay 14. CD, E.2014/10545, K.2015/1015, T.12.02.2015)

Bu karar iki açıdan önemlidir: Birincisi, 18-21 yaş arasındaki sağır ve dilsiz sanığa m.31/3 hükümlerinin uygulanması gerektiğini teyit eder. İkincisi, indirim uygulamasının zamanaşımı hesabını da doğrudan etkilediğini ortaya koyar. Ceza indiriminden sonra ortaya çıkan yeni üst sınır üzerinden hesaplanan zamanaşımı, somut davada davanın düşmesine yol açmıştır.

21 Yaşını Doldurmuş Sağır ve Dilsizler

21 yaşından itibaren TCK m.33 kapsamındaki özel rejim sona erer. Bu kişiler diğer yetişkinlerle aynı hukuki statüye tabidir. Ancak bu nokta, hiçbir güvencenin kalmadığı anlamına gelmez. TCK madde 33, 21 yaşını dolduran sağır ve dilsizleri diğer insanlarla bir tutmuş, onlar için ayrı bir düzenleme getirmemiştir. Ancak madde gerekçesine göre bu kişilerin işledikleri fiilde algılama veya irade yeteneğinin olup olmadığı yönünde araştırma yapılarak TCK m.32’deki akıl hastalarına ilişkin sorumluluk rejiminin göz önünde bulundurulması gerekmektedir. Başka bir deyişle, 21 yaşını aşmış sağır ve dilsiz sanık hakkında soyut bir yaş indirimi artık söz konusu değildir; ancak bireysel kusur yeteneği somut olarak araştırılabilir.

Sadece İşitme Engeli Yeterli Mi? Maddenin Kapsamı

Uygulamada zaman zaman karşılaşılan bir soru şudur: İşitme engelli ancak konuşabilen biri TCK m.33’ten yararlanabilir mi?

Yargıtay bu soruyu kararlılıkla yanıtlamıştır. Sanıklardan birinin sadece işitme engelli olduğu, TCK’nın 33. maddesinin uygulanabilmesi için sağır ve dilsiz olması gerektiği anlaşılmakla sanık hakkında Kanun’un 33. maddesinin uygulanmamasında bir hukuka aykırılık bulunmamıştır. (Yargıtay 2. CD, E.2023/8192, K.2025/1630)

Bu karar, maddenin dar yorumlandığını ortaya koymaktadır. Yalnızca işitme engeli, madde kapsamına girmek için yeterli değildir; hem sağırlık hem dilsizliğin birlikte bulunması aranır. Bu iki durumun aynı anda var olmasının temel gerekçesi de kanunun gerekçesiyle örtüşür: Dilsizlik, işitme yokluğunun kaçınılmaz bir uzantısıdır; çünkü işitmeden yoksun doğan ya da erken yaşta işitmesini yitiren kişi, doğal dil öğrenme sürecini de tamamlayamaz.

Yargılama Sürecindeki Usul Güvenceleri

Zorunlu Müdafi Atanması

Sağır ve dilsiz sanık veya şüphelinin müdafii yoksa, istem aranmaksızın kendisine müdafi atanması zorunludur. Bu, CMK m.150/2’den doğan ve mahkemenin resen yerine getirmesi gereken bir yükümlülüktür.

Yargıtay 4. Ceza Dairesi bu zorunluluğu açıkça teyit etmiştir:

“Sağır ve dilsiz olduğu anlaşılan sanığa CMK’nın 150/2. maddesi gereğince müdafi atanmasının zorunlu olduğu gözetilmeden yargılamaya devamla hüküm kurulması…” (Yargıtay 4. CD, E.2017/5248, K.2018/722, T.16.01.2018)

Müdafi yokken yargılamanın sürdürülüp hüküm kurulması bozma nedenidir. Bu, sağır ve dilsiz sanığın adil yargılanma hakkının en temel güvencelerinden birini oluşturur.

İşaret Dili Tercümanı Zorunluluğu

Sağır ve dilsiz bir kişinin ifadesi, doğrudan alınamaz; CMK m.202 uyarınca bir tercüman aracılığıyla alınmalıdır. İşaret dili tercümanı bulundurulması zorunludur. Savunma hakkı daha geniş yorumlanır ve müdafi bulundurulması zorunludur. Sanığın iletişim güçlüklerinden dolayı yanlış anlaşılmaların önüne geçmek için tüm işlemler ayrıntılı şekilde kayda alınır.

Bu güvence, hem soruşturma hem kovuşturma aşamasında geçerlidir. Sağır ve dilsiz mağdur için de işaret dili tercümanından yararlanma hakkı tanınmıştır (CMK m.239/2).

Kanun Yolunda Müdafiin İradesine Üstünlük

Sağır ve dilsiz sanığın kanun yolu başvurusu konusundaki iradesiyle müdafiinin iradesi çeliştiğinde, kanun müdafiinin iradesine üstünlük tanır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu bu kuralı teyit etmiştir: Sağır veya dilsiz sanığın kanun yoluna başvurulması ya da başvurunun geri alınması konusundaki iradesiyle müdafiinin iradesinin çelişmesi halinde müdafiinin iradesine üstünlük tanınır (CGK, E.2017/20-292).

Tekerrür ve Zamanaşımı: Gözden Kaçan İki Kritik Kural

21 Yaşını Doldurmamış Sağır ve Dilsizlere Tekerrür Uygulanamaz

TCK m.58/5, 18 yaşından küçüklerin işledikleri suçlar nedeniyle verilen mahkumiyetlerin tekerrüre esas alınamayacağını düzenler. Bu hüküm, TCK m.33 ile birlikte değerlendirildiğinde 21 yaşını doldurmamış sağır ve dilsizlere de uygulanır.

“Sanığın tekerrüre esas alınan ilamında TCK’nın 33. maddesi uyarınca ceza indirimi uygulanmış olması ve başkaca tekerrüre esas ilamının bulunmaması karşısında, tekerrüre esas alınan ilamın TCK’nın 58/5. maddesine göre tekerrüre esas alınamayacağının gözetilmemesi, bozma nedenidir.” (Yargıtay 13. CD, Karar: 2016/8511)

TCK m.58/5 ile TCK m.33 birlikte değerlendirildiğinde, 18 yaşından küçükler için öngörülen tekerrür dışılık prensibi, 21 yaşını doldurmamış sağır ve dilsizler yönünden kıyas yoluyla uygulanır. Böylece failin engelliliğe bağlı gelişimsel gecikmesi nedeniyle ağır sonuçlar doğurabilecek tekerrür rejimi devreye sokulmaz.

Zamanaşımı İndirilen Ceza Üzerinden Hesaplanır

Sağır ve dilsiz sanığın bağlı olduğu yaş grubuna göre uygulanan indirim, aynı zamanda dava zamanaşımı süresini de etkiler. Dava zamanaşımı, indirimden sonra ortaya çıkan yeni üst ceza sınırı esas alınarak hesaplanır. Yargıtay 14. Ceza Dairesi’nin yukarıda aktardığımız kararında, 20 yaşındaki sağır ve dilsiz sanık hakkında m.31/3 hükümlerinin uygulanması sonucu hesaplanan zamanaşımı süresi dolmuş; bu nedenle dava düşürülmüştür.

Sağır ve dilsiz sanığın yaş grubu ve ilgili madde atıfları cezayı etkilediği için, dava zamanaşımı hesabı da suçun vasfı ve öngörülen cezanın türü ile üst sınırı esas alınarak yapılır.

Hak Yoksunluklarının Uygulanmaması

TCK m.53/4 gereğince, 18 yaşını doldurmamış kişilere hak yoksunlukları uygulanamaz. TCK m.33 kapsamında 18-21 yaş arasındaki sağır ve dilsizler, 15-18 yaş arasındaki çocuklara ilişkin hükümlere tabi olduğundan, bu gruba da hak yoksunlukları uygulanamaz. Bu kapsamda kamu görevinden yoksunluk, seçme-seçilme hakları, velayet-vesayet-kayyımlık, vakıf-dernek-sendika-şirket yöneticiliği ve meslek icrasına ilişkin kısıtlamalar otomatik sonuç değildir.

Sık Sorulan Sorular

Sadece işaret dili bilen bir kişi sağır-dilsiz sayılır mı?

İşaret dili bilmek başlı başına sağır ve dilsiz sayılmak için yeterli değildir; aksine, işaret dili eğitimi almış ve algılama yeteneği gelişmiş bir sağır-dilsiz sanık, bu eğitimi nedeniyle tam ceza ehliyetine sahip kabul edilebilir. Belirleyici olan, fiilin işlendiği sıradaki yaş ile birlikte o kişinin gerçek algılama ve yönlendirme kapasitesidir. Her dava kendi koşullarında değerlendirilir.

Sonradan sağır ve dilsiz olan kişiye TCK m.33 uygulanır mı?

Hayır. Maddenin uygulanabilmesi için sağır ve dilsizliğin doğuştan ya da küçük yaşta ortaya çıkmış olması gerekir. Yetişkinlik çağında kazanılmış işitme ve konuşma kaybı, m.33 kapsamına girmez. Bu kişiler bakımından bireysel kusur yeteneği değerlendirmesi yapılmak gerekiyorsa TCK m.32 gündeme gelebilir.

21 yaşını doldurmuş sağır ve dilsiz için hiçbir güvence kalmaz mı?

Yaşa dayalı otomatik indirim kalkar; ancak bu kişinin algılama ve irade yeteneği değerlendirmesini talep etme hakkı devam eder. Bireysel durumuna göre TCK m.32 kapsamında psikiyatrik değerlendirme istenebilir. Ayrıca yargılama sürecindeki zorunlu müdafi ve tercüman güvenceleri 21 yaş sonrasında da geçerliliğini korur.

Sonuç: Teknik Ama Hayati Bir Düzenleme

TCK m.33, görünürde yalın bir gönderme maddesidir. Ancak uygulaması, doğru yaş grubunun tespitinden tekerrür hesabına, zamanaşımı süresinden hak yoksunluklarının uygulanmamasına kadar uzanan teknik bir zincir gerektirir. Bu zincirin herhangi bir halkasının gözden kaçması; fazla ceza tayinine, hak kaybına ya da dosyanın bozulmasına yol açabilir.

Yargıtay içtihadı, bu maddenin sanık lehine ve titizlikle uygulanması gerektiğini her fırsatta ortaya koymaktadır. Sağır ve dilsiz sanığa müdafi atanmaması, tercümansız ifade alınması, tekerrür hükümlerinin hatalı uygulanması ya da indirimden sonraki cezaya göre zamanaşımının hesaplanmaması; bunların tümü birer bozma nedenidir.

Sağır ve dilsiz bir yakınınız veya kendiniz hakkında yürütülen bir ceza soruşturması ya da kovuşturmasında, maddenin tüm güvencelerinden eksiksiz yararlanılabilmesi için sürecin başından itibaren hukuki destek almak büyük önem taşır. İstanbul ceza avukatı olarak, yaş grubu tespitinden temyiz aşamasına, zorunlu müdafilik görevinden zamanaşımı hesaplamalarına kadar tüm süreci takip ediyoruz.

Durumunuzu değerlendirmek için İstanbul ceza avukatı ekibimizle iletişime geçebilirsiniz.

0507 551 87 38