☎ 0507 551 87 38 WhatsApp: 0507 551 87 38

TCK Madde 38 Azmettirme

Bir suçu bizzat işlemeyen, silahı eline almayan, mağdura dokunmayan ama tüm bunların gerçekleşmesini sağlayan kişi nasıl cezalandırılacak? Ceza hukuku bu soruya azmettirme kurumunu geliştirerek yanıt vermiştir. TCK’nın 38. maddesi, başkasını suç işlemeye yönlendiren kişiyi asıl faile eşit cezayla sorumlu tutmaktadır. Ancak bu kurumun sınırları uygulamada son derece tartışmalıdır: suç işleme fikri zaten olan birine verilen destek nereye kadar azmettirme, nereden itibaren yardım etmedir? Azmettiren kişi suça fiilen katılırsa ne olur? Bu makalede TCK m. 38’in tüm boyutları Yargıtay içtihadı ışığında ele alınmaktadır.

TCK Madde 38 Azmettirme

Madde 38- (1) Başkasını suç işlemeye azmettiren kişi, işlenen suçun cezası ile cezalandırılır.

(2) Üstsoy ve altsoy ilişkisinden doğan nüfuz kullanılmak suretiyle suça azmettirme halinde, azmettirenin cezası üçte birden yarısına kadar artırılır. Çocukların suça azmettirilmesi halinde, bu fıkra hükmüne göre cezanın artırılabilmesi için üstsoy ve altsoy ilişkisinin varlığı aranmaz.

(3) Azmettirenin belli olmaması halinde, kim olduğunun ortaya çıkmasını sağlayan fail veya diğer suç ortağı hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine yirmi yıldan yirmibeş yıla kadar, müebbet hapis cezası yerine onbeş yıldan yirmi yıla kadar hapis cezasına hükmolunabilir. Diğer hallerde verilecek cezada, üçte bir oranında indirim yapılabilir.

TCK Madde 38/1 uyarınca başkasını suç işlemeye azmettiren kişi, o suçun faili gibi cezalandırılır. Maddenin ikinci fıkrası ise üstsoy, altsoy, eş veya kardeş tarafından gerçekleştirilen azmettirmeyi ağırlaştırıcı neden olarak düzenlemektedir.

Azmettirmenin özü, henüz suç işleme kararı bulunmayan bir kişinin iradesini etkileyerek onu suç yoluna sokmaktır. Yargıtay bu unsuru tutarlı biçimde aramaktadır: azmettirenin, asıl failin zihninde var olmayan bir suç işleme kararını oluşturmuş olması zorunludur.

“TCK’nın 38/2. maddesindeki düzenlemede, azmettiren kişi, fiilen suçun işlenmesine iştirak etmediği halde, kendisinde suç işleme fikri bulunmayan bir kişinin iradesini etkileyerek suç yoluna sokması nedeniyle cezalandırılmaktadır.”

Yargıtay içtihadından; Tayyip Eroğlu, Suça İştirakin Bir Türü Olarak Şeriklik, 2022 aktarımıyla

Azmettirme ile Manevi Yardım Etme Arasındaki İnce Çizgi

Uygulamada en sık karıştırılan mesele şudur: suç işleme fikri zaten mevcut olan birine verilen destek azmettirme mi yoksa manevi yardım etme midir?

Yargıtay’ın yerleşik içtihadına göre azmettirme ancak asıl failin zihninde daha önce suç işleme kararı bulunmadığı durumlarda söz konusudur. Fail zaten suç işlemeye karar vermişse, dışarıdan gelen teşvik, cesaret verme ya da onaylama bu kararı pekiştirmekten öteye gitmez. Bu durum TCK m. 39/2-a kapsamında “suç işleme kararını kuvvetlendirme” suretiyle manevi yardım etme olarak değerlendirilir ve zorunlu indirim uygulanır.

Yargıtay 1. Ceza Dairesi’nin 2024/6051 sayılı kararında bu ilke çarpıcı biçimde uygulanmıştır. Olay yerine gelen ve silah taşıyan diğer sanıkların yanında konumlanan sanıkların eylemi incelenmiş; sanıkların asıl faillerin suç işleme kararlarını kuvvetlendirmekten ibaret olan eylemlerinin TCK m. 39/2-a kapsamında manevi yardım etme oluşturduğuna, müşterek faillik veya azmettirme sayılamayacağına hükmedilmiş ve fazla ceza tayini bozulmuştur.

“Diğer sanıkların suç işleme kararlarını kuvvetlendirdikleri şeklindeki eylemlerinin, diğer sanıkların eylemlerine yardım niteliğinde olduğu gözetilmeden…”

Yargıtay 1. Ceza Dairesi, E. 2024/6051, K. 2025/5626, T. 09.07.2025

Bu ayrım savunma açısından kritik pratik sonuçlar doğurmaktadır. Azmettirme halinde fail gibi cezalandırma söz konusuyken, manevi yardım etmede TCK m. 39/2 gereği zorunlu indirim uygulanmaktadır. Asıl failin suç işleme kararının azmettirilmeden önce mi yoksa sonra mı oluştuğu, somut olayın tüm koşulları içinde titizlikle değerlendirilmelidir.

Azmettirme ile Müşterek Faillik Arasındaki Sınır: Failliğin Asliliği

Azmettirenin suçun icrasına doğrudan katılması durumunda azmettirme statüsü erimektedir. Yargıtay bu durumda “failliğin şerikliğe önceliği kuralı”nı işletmekte ve kişiyi müşterek fail olarak cezalandırmaktadır.

Yargıtay 1. Ceza Dairesi’nin 2015/1601 sayılı kararı bu ilkenin ders niteliğindeki örneğini sunmaktadır. Diğer sanığı suça azmettirdikten sonra birlikte olay yerine gelen ve mağdurun evini bizzat gösteren sanık hakkında yerel mahkeme azmettirme hükmü kurmuştu. Yargıtay, olay yerine gelip aktif katılım sağlamanın fiil üzerinde ortak hakimiyet kurulduğunu gösterdiğini belirterek hükmü düzeltmiş; sanığın TCK m. 37 uyarınca müşterek fail olarak yargılanması gerektiğine karar vermiştir.

“Müşterek fail olan sanığı azmettirmekle kalmayıp, onun ile olay yerine gelen, katılanın evini gösteren sanık hakkında failliğin şerikliğe önceliği kuralı gereğince 5237 sayılı TCK’nun 37. maddesi yollamasıyla cezalandırılmasına karar verilmesi gerektiği…”

Yargıtay 1. Ceza Dairesi, E. 2015/1601, K. 2016/766, T. 24.02.2016

Yargıtay 1. Ceza Dairesi’nin 2022/1520 sayılı kararı bu ilkeyi daha ileri taşımaktadır. Suça sürüklenen çocuğun, diğer sanıklarla plan yapması, evin anahtarını ve bıçağı temin etmesi, para ile silahların yerini göstermesi eylemlerinin bütünü değerlendirilmiş; tüm bu yoğun planlama ve icrayı yönlendirme eylemlerinin fiil üzerinde ortak hakimiyet kurulduğuna işaret ettiği belirlenmiş ve eylemin TCK m. 37/1 kapsamında müşterek faillik oluşturduğuna hükmedilmiştir.

“Şeklindeki eylemleri ile fiil üzerinde ortak hakimiyet kurduğu… 5237 sayılı Kanun’un 38. maddesi kapsamında azmettiren olarak cezalandırılmasına karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur.”

Yargıtay 1. Ceza Dairesi, E. 2022/1520, K. 2023/1650, T. 05.04.2023

Bu kararların ortaya koyduğu pratik kural şöyledir: ne kadar çok planlama ve hazırlık yapılırsa yapılsın, suçun icra anında fiil üzerinde hakimiyet kurulmadıkça kişi azmettiren kalır. Ama planlama icra sürecine dönüşmeye başladığında — olay yerine gitmek, konumu göstermek, süreci bizzat yönlendirmek — azmettirme statüsü müşterek failliğe dönüşmektedir.

Azmettirme Kastının İspatı

Azmettirme kasıtlı bir eylemdir; olası kastla azmettirme tartışmalıdır ve Yargıtay bu konuda katı bir tutum benimsemektedir. Azmettirenin asıl failin suç işleme kararını oluşturmayı bilerek ve isteyerek hedeflemiş olması aranmaktadır.

Kastın ispatı uygulamada çoğunlukla dolaylı delillere dayanmaktadır. Taraflar arasındaki ilişkinin niteliği, iletişim kayıtları, olaydan önce ve sonra kurulan iletişim trafiği, menfaat ilişkileri ve tanık beyanları bu delillerin başında gelmektedir. Yargıtay, azmettirme kastının ispatında çevresel delilleri bütün olarak değerlendirmekte; yalnızca “birlikte hareket ettiler” ya da “aralarında iletişim vardı” tespitinin yeterli olmadığını, suç kararını oluşturma iradesinin açıkça ortaya konulması gerektiğini vurgulamaktadır.

CGK’nın 2023/343 sayılı kararında konum bildirme ve yoğun iletişim trafiğinin tek başına azmettirme için değil, yardım etme için yeterli sayıldığı görülmektedir. Azmettirme iddiası ispatlanamamışsa eylem yardım etme kapsamında değerlendirilmekte ve daha düşük ceza uygulanmaktadır.

Dolaylı Faillik ile Azmettirme Karışıklığı

Kusur yeteneği olmayan kişilerin suçta kullanılması uygulamada azmettirme ile dolaylı faillik (TCK m. 37/2) arasında ciddi nitelendirme sorunlarına yol açmaktadır. Yargıtay bu ayrımı net bir ilkeyle çözmektedir: kişi hem suça doğrudan katılmış hem de kusur yeteneği olmayan birini araç olarak kullanmışsa dolaylı faillik söz konusudur; suça bizzat katılmadan yalnızca yönlendirme yapılmışsa azmettirme hükümleri uygulanır.

2. Ceza Dairesi’nin 2014/14811 sayılı kararında küçük bir çocukla birlikte hırsızlığa katılan sanıkların eylemine TCK m. 38/2 artırımı uygulanması hatalı bulunmuş; doğru hükmün TCK m. 37/2 (dolaylı faillik) olduğu belirtilmiştir. Çocuğu araç olarak kullanan ve eyleme doğrudan katılan kişi azmettirenin değil, dolaylı failin statüsündedir.

TCK Madde 38/2: Üstsoy, Altsoy, Eş veya Kardeş Tarafından Azmettirme

Kanun, azmettirmenin üstsoy, altsoy, eş veya kardeş tarafından gerçekleştirilmesi halinde cezanın artırılmasını öngörmektedir. Bu ağırlaştırıcı nedenin uygulanabilmesi için failin bu sıfatları taşıdığının somut delillerle ispat edilmesi gerekmektedir; soyut bir yakınlık ilişkisi yetmez. Yargıtay, TCK m. 38/2’nin koşulları oluşmadan uygulanması hallerini fazla ceza tayini olarak değerlendirerek bozmaktadır.

Azmettirme Savunmasında Belirleyici Sorular

Azmettirme isnadıyla karşılaşan bir sanığın savunmasında odaklanılması gereken sorular şunlardır: asıl failin suç işleme kararı, iddia edilen azmettirme eyleminden önce zaten mevcut muydu? Sanığın eylemi bu kararı oluşturmaktan mı yoksa yalnızca pekiştirmekten mi ibaretti? Sanık suçun icrasına fiilen katıldıysa müşterek fail olarak yargılanmalı mı? Bu soruların yanıtları somut olayın koşullarından çıkarılmakta; her ayrıntı nitelendirmeyi ve dolayısıyla cezayı belirleyici ölçüde etkilemektedir. Azmettirme, müşterek faillik veya yardım etme boyutunu içeren suç ortaklığı davalarında sürecin en başından itibaren İstanbul ceza avukatı desteği almak belirleyici fark yaratmaktadır. Suça iştirak hükümlerinin sınırlarını belirleyen ince çizgiler, savunmayı hem lehe hem aleyhte sonuçlara taşıyabilmekte; bu nedenle deneyimli bir ceza avukatı ile erken dönemde çalışmak kritik önem taşımaktadır.


0507 551 87 38