Medeni usul hukuku, özel hukuktan doğan uyuşmazlıkların mahkeme önünde nasıl çözüleceğini düzenleyen hukuk dalıdır. Bir alacağın gerçekten var olup olmadığı maddi hukukun; o alacağın hangi mahkemede, hangi dilekçeyle, hangi süre içinde, hangi delillerle ileri sürüleceği ve verilen kararın hangi kanun yoluna tabi olacağı ise medeni usul hukukunun konusudur. Uygulamada kaybedilen davaların önemli bir bölümü hakkın kendisinden değil, usulden kaybedilir: süresinde açılmayan dava, yanlış mahkemeye verilen dilekçe, ön inceleme aşamasında ileri sürülmediği için dinlenmeyen itiraz, dava şartı arabuluculuğa başvurulmadan açılan dava. Bu sayfa, temel kaynağı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu olan medeni yargılama sistemini bütün olarak anlatmakta; mahkemeler, dava türleri, dava şartları, yargılama aşamaları, ispat, geçici hukuki korumalar ve kanun yolları başlıklarının her birinde ayrıntılı makalelerimize yönlendirmektedir.
Medeni Usul Hukuku Nedir?
Medeni usul hukuku, kişiler arasındaki özel hukuk uyuşmazlıklarının devlet yargısı eliyle çözülmesinin usul ve esaslarını düzenleyen kamu hukuku dalıdır. Alacak, tazminat, boşanma, mal rejimi, miras, tapu iptali, kira, işçilik alacağı, ticari uyuşmazlık gibi konuların hepsi maddi hukuk bakımından farklı kanunlara tabidir; ancak bunların mahkemede takip edilme biçimi ortak bir usul rejimine bağlıdır.
Bu hukuk dalının üç temel işlevi vardır. Birincisi, hak arama özgürlüğünü fiilen kullanılabilir hâle getirmek: kişi kendi hakkını zorla almak yerine mahkemeye başvurur. İkincisi, yargılamayı öngörülebilir kılmak: taraflar hangi aşamada ne yapabileceklerini önceden bilir. Üçüncüsü, adil yargılanma hakkının usuli güvencelerini (hukuki dinlenilme hakkı, silahların eşitliği, aleniyet, makul sürede yargılanma) somut kurallara dönüştürmektir.
Medeni usul hukuku, cezai uyuşmazlıkları düzenleyen ceza muhakemesi hukukundan ve idarenin işlem ve eylemlerine karşı açılan davaları düzenleyen idari yargılama usulünden ayrılır. İcra ve iflas hukuku ise medeni usul hukukunun tamamlayıcısıdır: mahkeme kararının kâğıt üzerinde kalmayıp fiilen gerçekleştirilmesini sağlar.
Medeni Usul Hukukunun Kaynakları Nelerdir?
Temel kaynak — 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK): Görev ve yetki (m. 1-23), yargı yeri belirlenmesi ve hâkimin yasaklılığı-reddi (m. 21-45), taraflar ve dava arkadaşlığı (m. 50-83), süreler ve eski hâle getirme (m. 90-104), dava çeşitleri (m. 105-113), dava şartları ve ilk itirazlar (m. 114-117), yazılı yargılama usulü (m. 118-186), ispat ve deliller (m. 187-293), hüküm (m. 294-315), basit yargılama usulü (m. 316-322), kanun yolları (m. 341-373), çekişmesiz yargı (m. 382-388), geçici hukuki korumalar (m. 389-406) ve tahkim (m. 407-444) bu Kanun’da düzenlenir.
HMK dışında kalan başlıca kaynaklar şunlardır: mahkemelerin kuruluşu ve görev dağılımı bakımından 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun; özel mahkemeler bakımından 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş Kanunu, 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun ve 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu; arabuluculuk bakımından 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu (HUAK); tebligat bakımından 7201 sayılı Tebligat Kanunu; harç ve giderler bakımından 492 sayılı Harçlar Kanunu; cebri icra bakımından 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu. Yabancılık unsuru taşıyan uyuşmazlıklarda 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun devreye girer.
Usul hükümlerinde derhal uygulama ilkesi geçerlidir: kanun aksini öngörmedikçe yeni usul kuralı, yürürlüğe girdiği anda görülmekte olan davalara da uygulanır. Bu nedenle usul değişikliklerinde geçiş hükmü bulunup bulunmadığı, derdest dosyalar bakımından belirleyicidir.
Yargılamaya Hâkim Olan Temel İlkeler
HMK’nın 24-33. maddeleri, bütün medeni yargılamanın çerçevesini kuran ilkeleri düzenler. Bu ilkeler soyut temenniler değil, ihlali bozma sebebi oluşturan bağlayıcı kurallardır.
| İlke | Dayanak | Anlamı |
|---|---|---|
| Tasarruf ilkesi | HMK m. 24 | Dava açmak, davayı sürdürmek ve sona erdirmek taraflara aittir; hâkim kendiliğinden dava açamaz. |
| Taraflarca getirilme ilkesi | HMK m. 25 | Kanunda öngörülen istisnalar dışında hâkim, tarafların ileri sürmediği vakıaları esas alamaz ve delil toplayamaz. |
| Taleple bağlılık | HMK m. 26 | Hâkim, talepten fazlasına veya talep edilmeyen bir şeye hükmedemez. |
| Hukuki dinlenilme hakkı | HMK m. 27 | Taraflar yargılamadan haberdar edilme, açıklama ve ispat hakkını kullanma, mahkemenin açıklamalarını dikkate almasını isteme hakkına sahiptir. |
| Aleniyet | HMK m. 28 | Duruşmalar ve kararın bildirilmesi alenidir; genel ahlak veya kamu güvenliği gerektirirse kısmen ya da tamamen kapalı yapılabilir. |
| Dürüstlük kuralı ve doğruyu söyleme | HMK m. 29 | Taraflar dürüstlük kuralına uymak ve açıklamalarını gerçeğe uygun yapmakla yükümlüdür. |
| Usul ekonomisi | HMK m. 30 | Yargılamanın makul sürede, düzenli ve en az giderle yürütülmesi hâkimin görevidir. |
| Davayı aydınlatma ödevi | HMK m. 31 | Hâkim, uyuşmazlığın aydınlatılması için gerekli olduğunda taraflara soru sorabilir, açıklama yaptırabilir. |
| Hukukun uygulanması | HMK m. 33 | Hâkim Türk hukukunu resen uygular; tarafların hukuki nitelendirmesiyle bağlı değildir. |
Uygulamada en çok tartışılan nokta, HMK m. 33 ile m. 26’nın kesiştiği alandır: hâkim vakıaların hukuki nitelendirmesinde serbesttir, ancak talep sonucunu değiştiremez. Örneğin taraf “katkı payı alacağı” adı altında talepte bulunmuşsa hâkim bunu değer artış payı olarak niteleyebilir; ama talep edilmeyen bir kalem için hüküm kuramaz.
Görev ve Yetki: Dava Hangi Mahkemede Açılır?
Bir davada ilk çözülmesi gereken soru, uyuşmazlığa hangi mahkemenin bakacağıdır. Görev, davanın konusuna ve niteliğine göre hangi tür mahkemenin bakacağını; yetki ise hangi yerdeki mahkemenin bakacağını gösterir. Göreve ilişkin kurallar kamu düzenindendir; kanunla düzenlenir, sözleşmeyle değiştirilemez ve yargılamanın her aşamasında resen dikkate alınır (HMK m. 1). Yetki ise kural olarak kesin değildir; kesin yetki hâlleri dışında ilk itiraz olarak süresinde ileri sürülmezse mahkeme yetkili hâle gelir.
Genel yetkili mahkeme, davalının davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir (HMK m. 6). Bunun yanında sözleşmeden doğan davalarda ifa yeri (m. 10), haksız fiillerde fiilin işlendiği veya zararın meydana geldiği yer (m. 16), taşınmazın aynına ilişkin davalarda taşınmazın bulunduğu yer (m. 12 — kesin yetki) gibi özel yetki kuralları vardır.
Mahkemelerin görev alanlarını, birbirleriyle ilişkilerini ve sık karıştırılan sınır noktalarını ayrı ayrı ele aldığımız makaleler:
- Asliye Hukuk Mahkemesi — genel görevli mahkeme; başka bir mahkemenin görevine girmeyen tüm dava ve işler.
- Sulh Hukuk Mahkemesi — kiralanan taşınmazların tahliyesi, taşınır-taşınmaz paylaştırılması ve ortaklığın giderilmesi, zilyetlik davaları ve çekişmesiz yargı işlerinin önemli bölümü.
- Aile Mahkemesi — boşanma, nafaka, velayet, mal rejimi tasfiyesi ve 6284 sayılı Kanun kapsamındaki koruyucu-önleyici tedbirler.
- Asliye Ticaret Mahkemesi — mutlak ve nispi ticari davalar, şirketler hukuku uyuşmazlıkları, tahkim ve tenfiz işleri.
- İş Mahkemesi — işçi-işveren uyuşmazlıkları, hizmet tespiti, sendikal davalar.
- İcra Hukuk Mahkemesi — şikâyet, itirazın kaldırılması, istihkak, ihalenin feshi, sıra cetveline itiraz.
- Tüketici Mahkemesi — tüketici işlemlerinden ve tüketiciye yönelik uygulamalardan doğan uyuşmazlıklar.
- Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi — FSEK ve SMK’dan doğan uyuşmazlıklar.
- Kadastro Mahkemesi — kadastro tespitine itiraz ve tespitten doğan mülkiyet uyuşmazlıkları.
Görevsizlik veya yetkisizlik kararı verilmesi hâlinde dava sona ermez; karar kesinleştikten sonra iki hafta içinde görevli veya yetkili mahkemeye gönderilmesi talep edilmelidir (HMK m. 20). Bu süre kaçırılırsa dava açılmamış sayılır ve bu arada zamanaşımı işlemeye devam ettiğinden hak kaybı doğabilir.
Dava Şartları ve İlk İtirazlar
Dava şartları, mahkemenin işin esasına girebilmesi için bulunması gereken şartlardır (HMK m. 114). Bunların başlıcaları şunlardır: Türk mahkemelerinin yargı hakkı, yargı yolunun caiz olması, mahkemenin görevli olması, kesin yetki hâllerinde yetkili olması, tarafların taraf ve dava ehliyetinin bulunması, davayı takip yetkisi, vekilin geçerli vekâletnamesinin olması, teminat gösterilmesi gereken hâllerde teminatın yatırılması, davacının hukuki yararının bulunması, aynı davanın daha önce açılmamış ve kesin hükme bağlanmamış olması ve kanunun dava şartı saydığı diğer hâller.
Dava şartı eksikliği mahkemece yargılamanın her aşamasında resen gözetilir; eksiklik giderilebilir nitelikteyse süre verilir, giderilemezse dava usulden reddedilir. Usulden ret, esasa ilişkin kesin hüküm oluşturmaz; şart tamamlandığında dava yeniden açılabilir. Ancak bu arada zamanaşımı veya hak düşürücü süre dolmuşsa sonuç fiilen hak kaybıdır.
İlk itirazlar ise sınırlı sayıdadır (HMK m. 116): kesin yetki hâlleri dışında yetki itirazı, uyuşmazlığın tahkim yoluyla çözülmesi gerektiği itirazı ve iş bölümü niteliğindeki itirazlar. İlk itirazların tamamı cevap dilekçesinde ileri sürülmelidir; süresinde ileri sürülmeyen ilk itiraz dinlenmez (m. 117). Dava şartı ile ilk itiraz arasındaki bu ayrım pratikte belirleyicidir: yetki kesin değilse ve cevap dilekçesinde itiraz edilmemişse, mahkeme yetkisiz olsa dahi davaya bakmaya devam eder.
Dava Şartı Arabuluculuk
Bazı uyuşmazlıklarda dava açmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır. Arabuluculuk zorunluluğunun kapsamı HMK’daki dava türüne göre değil, ilgili kanun hükümlerine göre belirlenir; HUAK m. 18/A/1 açıkça “ilgili kanunlarda … dava şartı olarak kabul edilmiş ise” ifadesini kullanır.
Kapsam iki kaynaktan doğar. Birincisi özel kanunlardır: ticari davalarda konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri (TTK m. 5/A), işçi-işveren alacak ve tazminat talepleri ile işe iade davaları (7036 sayılı Kanun m. 3), tüketici uyuşmazlıkları (6502 sayılı Kanun m. 73/A). İkincisi HUAK m. 18/B kataloğudur: kira ilişkisinden kaynaklanan uyuşmazlıklar (ilamsız icra yoluyla tahliye hariç), taşınır ve taşınmazların paylaştırılmasına ve ortaklığın giderilmesine ilişkin uyuşmazlıklar, Kat Mülkiyeti Kanunu’ndan kaynaklanan uyuşmazlıklar ve komşu hakkından doğan uyuşmazlıklar.
Bu ayrımın önemi şuradadır: ortaklığın giderilmesi davası inşai bir dava olduğu hâlde kapsam içindedir, boşanma davası inşai olduğu hâlde kapsam dışıdır, ticari menfi tespit davası ise tespit davası olduğu hâlde kapsam içindedir. Dolayısıyla “tespit ve inşai davalar arabuluculuk kapsamı dışındadır” biçimindeki genelleme yanlıştır; her uyuşmazlık kendi özel kanunu ve HUAK m. 18/B listesi karşısında ayrıca değerlendirilmelidir.
Arabuluculuk dava şartı yerine getirilmeden açılan dava, herhangi bir işlem yapılmaksızın usulden reddedilir. Zorunluluğun kapsamı, süreleri, yetkili arabuluculuk bürosu ve son tutanağın sonuçları için Dava Şartı Arabuluculuk makalelerimize bakılabilir.
Dava Türleri
HMK m. 105-113, talep sonucunun niteliğine ve talebin ileri sürülüş biçimine göre dava türlerini düzenler. Dava türünün doğru seçilmesi hem hukuki yarar (dolayısıyla dava şartı) hem harç hem de hükmün icra kabiliyeti bakımından belirleyicidir.
| Dava türü | Madde | Talep sonucu |
|---|---|---|
| Eda davası | m. 105 | Bir şeyin verilmesi, yapılması veya yapılmaması |
| Tespit davası | m. 106 | Bir hakkın veya hukuki ilişkinin var olup olmadığının tespiti |
| İnşai dava | m. 108 | Yeni bir hukuki durumun yaratılması, mevcudun değiştirilmesi veya kaldırılması |
| Kısmi dava | m. 109 | Bölünebilir alacağın yalnızca bir kısmının dava edilmesi |
| Davaların yığılması | m. 110 | Aynı davalıya karşı birden fazla talebin tek dilekçede birlikte ileri sürülmesi |
| Terditli dava | m. 111 | Asıl talep kabul edilmezse yardımcı talebin incelenmesi |
| Seçimlik dava | m. 112 | Seçimlik borçlarda edimlerden birinin ifasının istenmesi |
| Topluluk davası | m. 113 | Dernek ve diğer tüzel kişilerin üyelerinin menfaatini korumak için açtığı tespit ve giderim davası |
Her bir dava türünü, kapsamına giren dava örnekleriyle birlikte ayrı makalelerde ele aldık: Eda Davası, Tespit Davası, İnşai Dava, Kısmi Dava, Davaların Yığılması, Terditli Dava, Seçimlik Dava, Topluluk Davası ve mülga düzenlemenin derdest dosyalardaki durumunu açıklayan Belirsiz Alacak Davası.
Yargılama Usulleri: Yazılı ve Basit Usul
HMK iki temel yargılama usulü öngörür. Yazılı yargılama usulü (m. 118-186) genel usuldür; kanunda aksi belirtilmedikçe asliye hukuk ve asliye ticaret mahkemelerinde bu usul uygulanır. Dilekçe teatisi dört aşamalıdır: dava dilekçesi, cevap, cevaba cevap ve ikinci cevap.
Basit yargılama usulü (m. 316-322) ise sulh hukuk mahkemesinin görev alanına giren işler, çekişmesiz yargı işleri, hızlı görülmesi gereken belirli davalar ve kanunun açıkça öngördüğü hâllerde uygulanır. Bu usulde dilekçe teatisi dava ve cevap dilekçesiyle sınırlıdır, cevap süresi iki haftadır, iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağı dilekçelerin verilmesiyle başlar ve mahkeme kural olarak tahkikatı tek duruşmada bitirmeye çalışır. Aile ve iş mahkemelerinde de basit yargılama usulü geçerlidir.
Bir Davanın Aşamaları Nelerdir?
Medeni yargılama, dava dilekçesinin harcı yatırılarak mahkeme kalemine verilmesiyle başlar ve kural olarak beş aşamada ilerler.
1. Dilekçeler aşaması. Dava dilekçesinde bulunması gereken unsurlar HMK m. 119’da sayılmıştır; taraf ve mahkeme bilgileri, davanın konusu, dava değerinin gösterilmesi (m. 119/1-ğ), vakıalar, deliller, hukuki sebepler, açık bir talep sonucu ve imza. Bu unsurlardan bazıları eksikse hâkim bir haftalık kesin süre verir; eksiklik tamamlanmazsa dava açılmamış sayılır.
2. Ön inceleme. Yargılamanın en kritik aşamasıdır (m. 137-142). Mahkeme dava şartlarını ve ilk itirazları inceler, uyuşmazlık konularını tespit eder, tarafları sulhe teşvik eder ve delillerin sunulması için kesin süre verir. Ön inceleme duruşması tamamlandıktan sonra iddia ve savunma, karşı tarafın açık muvafakati veya ıslah dışında genişletilemez ve değiştirilemez.
3. Tahkikat. Uyuşmazlık konusu vakıaların ispatına yönelik aşamadır: tanık dinlenir, bilirkişi incelemesi yapılır, keşif icra edilir, belgeler değerlendirilir. Duruşmalar arasındaki sürenin kural olarak üç ayı aşamayacağı HMK m. 147/3’te düzenlenmiştir.
4. Sözlü yargılama. Taraflara son sözlerini söyleme imkânı verilir.
5. Hüküm. Hüküm, HMK m. 297’de gösterilen unsurları taşımak zorundadır; gerekçe bu unsurların en önemlisidir. Gerekçesiz veya çelişkili gerekçeli karar, hukuki dinlenilme hakkının ihlali sayılır ve kaldırma-bozma sebebidir.
İspat ve Deliller
İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir (HMK m. 190). Yalnızca çekişmeli ve uyuşmazlığın çözümünde etkili olan vakıalar ispata konu olur; herkesçe bilinen vakıalar ile ikrar edilen vakıalar ispat gerektirmez (m. 187).
Deliller kesin ve takdiri olmak üzere ikiye ayrılır. Kesin deliller (senet, kesin hüküm, yemin, ikrar) hâkimi bağlar; takdiri deliller (tanık, bilirkişi, keşif, uzman görüşü) hâkimin serbest değerlendirmesine tabidir. Senetle ispat zorunluluğu ve senede karşı tanık dinlenememesi kuralları (m. 200-201) uygulamada en çok hak kaybına yol açan hükümlerdir; bu kuralların istisnaları, delil başlangıcı ve delil sözleşmeleri ayrı makalelerimizde ele alınmıştır.
Hukuka aykırı yolla elde edilen deliller hiçbir şekilde hükme esas alınamaz (m. 189/2). Belirli bir delilin usulüne uygun sunulmaması hâlinde ise mahkeme, o delile dayanan tarafın iddiasını ispatlanmamış sayar.
Geçici Hukuki Korumalar
Yargılama süresince hakkın elde edilmesinin imkânsız hâle gelmesini veya önemli bir zararın doğmasını önlemek için geçici hukuki korumalara başvurulur.
İhtiyati tedbir (m. 389-399), mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağı ya da tamamen imkânsızlaşacağı veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağı endişesi bulunan hâllerde talep edilir. Talep eden, hakkının yaklaşık olarak ispatı ile yükümlüdür; kural olarak teminat gösterilmesi gerekir. Dava açılmadan önce alınan tedbir kararı, iki hafta içinde esas hakkında dava açılmazsa kendiliğinden kalkar (m. 397/1).
İhtiyati haciz ise HMK’da değil İcra ve İflas Kanunu m. 257 vd.’nda düzenlenmiştir ve yalnızca para alacakları için uygulanır; ihtiyati tedbirle karıştırılmamalıdır. Delil tespiti (m. 400-406), delilin ileride kaybolması veya ileri sürülmesinin zorlaşması ihtimalinde başvurulan geçici korumadır. Ayrıca HMK m. 406’da, taşınmaz üzerindeki hak sahipliğine ilişkin uyuşmazlıklarda tapu kütüğüne şerh verilmesi imkânı düzenlenmiştir.
Tebligat
Yargılamanın her aşamasında tarafların usulüne uygun biçimde haberdar edilmesi, hukuki dinlenilme hakkının ön şartıdır. Tebligat usulü 7201 sayılı Tebligat Kanunu ve Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik’te düzenlenir. Usulsüz tebligat hâlinde süreler işlemez; muhatap tebliği öğrendiğini beyan ettiği tarih, tebliğ tarihi sayılır. Vekille takip edilen işlerde tebligatın vekile yapılması zorunludur; asile yapılan tebligat süreleri başlatmaz. Avukatlar, tüzel kişiler ve kanunda sayılan diğer kişiler bakımından elektronik tebligat zorunludur.
Tebligatın muhatabına göre türleri, adres değişikliğinin sonuçları, ilanen tebligat, yurt dışı tebligat ve usulsüz tebligata itiraz konularını kapsayan otuzu aşkın makaleden oluşan Tebligat Hukuku kümemiz bu başlığı ayrıntılı olarak ele almaktadır.
Kanun Yolları: İstinaf ve Temyiz
İlk derece mahkemesi kararlarına karşı olağan kanun yolu istinaftır (HMK m. 341-360). İstinaf başvurusu, kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde yapılır. Bölge adliye mahkemesi hem hukuka uygunluk hem de maddi vakıa denetimi yapar; gerekirse tahkikat yaparak yeniden esas hakkında karar verir. Miktar veya değeri kanunda gösterilen kesinlik sınırının altında kalan mal varlığı davalarına ilişkin kararlar kesindir; bu sınır HMK Ek Madde 1 uyarınca her takvim yılı başından itibaren yeniden değerleme oranında artırılır. 2026 yılı için istinaf kesinlik sınırı 50.000 TL’dir.
Temyiz (m. 361-373), bölge adliye mahkemesi kararlarına karşı, kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde Yargıtay’a başvurma yoludur. Yargıtay kural olarak yalnızca hukuka uygunluk denetimi yapar, vakıa incelemesi yapmaz. Temyiz edilemeyecek kararlar HMK m. 362’de sayılmıştır; temyiz kesinlik sınırı da aynı yeniden değerleme mekanizmasına tabidir. 7589 sayılı Kanun ile m. 362’ye eklenen üçüncü fıkra, bölge adliye mahkemesinin yeniden esas hakkında verdiği kararlar bakımından temyiz sınırını yeniden düzenlemiştir.
Olağanüstü kanun yolu olan yargılamanın yenilenmesi (m. 374-381), kesin hükme rağmen sınırlı sayıdaki sebeplerin varlığı hâlinde davanın yeniden görülmesini sağlar. Ayrıca iç hukuk yolları tüketildikten sonra Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru imkânı bulunmaktadır.
Çekişmesiz Yargı
Çekişmesiz yargı işleri, ilgililer arasında bir uyuşmazlık bulunmayan, hâkimin talebi inceleyip karar verdiği işlerdir. HMK m. 382, bu işleri kişiler hukuku, aile hukuku, miras hukuku, eşya hukuku, borçlar hukuku ve ticaret hukuku başlıkları altında kapsamlı biçimde sayar: ad-soyad değişikliği, gaiplik kararı, mirasçılık belgesi verilmesi, terekede defter tutulması, vasi atanması ve vesayet işleri, mirasın reddi, taşınmaz üzerindeki bazı işlemler bunlar arasındadır.
Çekişmesiz yargı işlerinde aksine hüküm bulunmadıkça sulh hukuk mahkemesi görevlidir (m. 383) ve basit yargılama usulü uygulanır (m. 385). Bu işlerde verilen kararlar maddi anlamda kesin hüküm oluşturmaz; şartlar değiştiğinde karar kaldırılabilir veya değiştirilebilir. Ayrıca bu işlerde resen araştırma ilkesi geçerlidir; hâkim taraflarca getirilme ilkesiyle bağlı değildir.
Yargılama Giderleri, Harçlar ve Adli Yardım
Yargılama giderleri, harçlar ile yargılama sırasında yapılan tebligat, bilirkişi, keşif, tanık ve benzeri masraflardan oluşur (HMK m. 323). Kural olarak yargılama giderleri haksız çıkan tarafa yükletilir (m. 326); dava kısmen kabul edilmişse gider haklılık oranında paylaştırılır. Vekâlet ücreti de yargılama giderlerine dahildir ve Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’ne göre hükmedilir.
Harçlar 492 sayılı Harçlar Kanunu’na tabidir. Konusu belirli bir değerle ölçülebilen davalarda nispi, ölçülemeyen davalarda maktu harç alınır. Dava açılırken nispi harcın dörtte biri peşin yatırılır; kalan kısmın karar verilinceye kadar tamamlanması gerekir.
Adli yardım (m. 334-340), yargılama giderlerini kısmen veya tamamen karşılayamayacak durumda olan kişilerin, iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olmaması şartıyla giderlerden geçici olarak muaf tutulmasını sağlar. Talep, asıl davaya bakan mahkemeye veya dava açılmadan önce yerleşim yeri sulh hukuk mahkemesine yapılır. Adli yardım talebinin reddine ilişkin karara karşı bir hafta içinde itiraz edilebilir.
7589 Sayılı Kanun’un Medeni Yargılamaya Etkisi
Güncel durum (31.07.2026): 7589 sayılı Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun (RG 31.07.2026, Sayı: 33326) ile HMK m. 107’de düzenlenen belirsiz alacak davası yürürlükten kaldırılmıştır. Geçici Madde 1 uyarınca, kaldırılmadan önce açılmış davalarda mülga hüküm uygulanmaya devam eder.
Belirsiz alacak davasının işlevi, aynı Kanun’la HMK m. 109’a eklenen dördüncü fıkraya taşınmıştır. Bu fıkraya göre alacağın sadece bir kısmının dava edildiği durumlarda talep konusu, aynı davada bir defaya mahsus olmak üzere iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın tahkikatın sona ermesine kadar artırılabilir; zamanaşımı, artırılan kısım bakımından da dava tarihinden itibaren kesilmiş sayılır.
Bu düzenlemenin iki pratik sonucu vardır. Birincisi, m. 109/4 ıslah kurumunu kaldırmamakta, ıslaha gerek olmayan bir defalık artırım imkânı eklemektedir; taleple bağlılık ilkesi (m. 26) aynen yürürlüktedir, yani talep artırılmazsa fazlasına hükmedilmez. İkincisi, bu fıkra için geçiş hükmü öngörülmediğinden, derhal uygulama ilkesi gereği görülmekte olan davalarda da kullanılabilir. Artırılan kısma hangi tarihten itibaren faiz yürütüleceği ise Kanun’da düzenlenmemiştir; ıslahla artırılan kısma ıslah tarihinden faiz yürütülmesine ilişkin yerleşik içtihadın bu artırıma uygulanıp uygulanmayacağı henüz netleşmemiştir.
Aynı Kanun’la HMK m. 147/3 (duruşmalar arasındaki sürenin kural olarak üç ayı aşamaması), m. 166 ve m. 168 (davaların birleştirilmesi ve ayrılması), m. 362/3 (bölge adliye mahkemesinin yeniden esas hakkında verdiği kararlarda temyiz sınırı) değiştirilmiş; m. 149/4 ile elektronik duruşmalarda elle atılan imzaya ilişkin hükümlerin uygulanmayacağı öngörülmüştür (yürürlük 31.10.2026).
Sıkça Sorulan Sorular
Medeni usul hukuku ile maddi hukuk arasındaki fark nedir?
Maddi hukuk hakkın var olup olmadığını, medeni usul hukuku ise o hakkın mahkeme önünde nasıl ileri sürüleceğini ve nasıl korunacağını düzenler.
Görevsiz mahkemede açılan dava ne olur?
Mahkeme görevsizlik kararı verir; karar kesinleştikten sonra iki hafta içinde dosyanın görevli mahkemeye gönderilmesi talep edilmezse dava açılmamış sayılır.
Yetki itirazı ne zaman yapılmalıdır?
Kesin yetki hâlleri dışında yetki itirazı bir ilk itirazdır ve cevap dilekçesinde ileri sürülmelidir; süresinde ileri sürülmezse mahkeme yetkili hâle gelir.
Dava şartı eksikliği sonradan giderilebilir mi?
Giderilebilir nitelikteki dava şartı eksiklikleri için mahkeme süre verir; süre içinde tamamlanmazsa dava usulden reddedilir.
Ön inceleme duruşmasına katılmamanın sonucu nedir?
Usulüne uygun çağrıya rağmen duruşmaya katılmayan taraf, yokluğunda yapılan işlemlere itiraz edemez ve sulhe teşvik dahil bu aşamada kullanılabilecek imkânları kaybeder.
İddia ve savunmanın genişletilmesi yasağı ne zaman başlar?
Yazılı yargılama usulünde dilekçeler aşaması tamamlandıktan sonra, basit yargılama usulünde ise dava ve cevap dilekçelerinin verilmesiyle başlar; bu yasak ıslah veya karşı tarafın açık muvafakatiyle aşılabilir.
Belirsiz alacak davası hâlâ açılabilir mi?
Hayır; HMK m. 107, 7589 sayılı Kanun’la yürürlükten kaldırılmıştır. Yalnızca kaldırılmadan önce açılmış derdest davalarda mülga hüküm uygulanmaya devam eder.
Kısmi davada talep nasıl artırılır?
HMK m. 109/4 uyarınca talep konusu, aynı davada bir defaya mahsus olmak üzere ve iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın tahkikatın sona ermesine kadar artırılabilir.
Arabuluculuğa başvurmadan dava açılırsa ne olur?
Dava şartı arabuluculuğun zorunlu olduğu uyuşmazlıklarda arabulucuya başvurulmadan açılan dava, herhangi bir işlem yapılmaksızın usulden reddedilir.
İhtiyati tedbir kararı ne kadar süreyle geçerlidir?
Dava açılmadan önce alınan ihtiyati tedbir kararı, kararın uygulanmasından itibaren iki hafta içinde esas hakkında dava açılmazsa kendiliğinden kalkar.
İstinaf ve temyiz süresi kaç gündür?
Hem istinaf hem temyiz başvurusu, kural olarak kararın usulüne uygun tebliğinden itibaren iki hafta içinde yapılır.
Hangi kararlar kesindir?
Miktar veya değeri kanunda gösterilen kesinlik sınırının altında kalan mal varlığı davalarına ilişkin kararlar kesindir; bu sınır HMK Ek Madde 1 uyarınca her yıl yeniden değerleme oranında artırılır ve 2026 yılı için istinaf bakımından 50.000 TL’dir.
Çekişmesiz yargı işlerinde hangi mahkeme görevlidir?
Aksine hüküm bulunmayan hâllerde sulh hukuk mahkemesi görevlidir ve basit yargılama usulü uygulanır.
Yargılama giderlerini kim öder?
Kural olarak davada haksız çıkan taraf; dava kısmen kabul edilmişse giderler haklılık oranında paylaştırılır.
Sonuç
Medeni usul hukuku, hakkın kendisi kadar belirleyici bir alandır: doğru mahkemede, doğru dava türüyle, süresinde ve usulüne uygun delillerle açılmayan bir dava, maddi hukuk bakımından ne kadar haklı olursa olsun sonuçsuz kalabilir. Ön inceleme aşamasında kaçırılan bir itiraz, cevap dilekçesinde ileri sürülmeyen bir yetki itirazı veya senetle ispat kuralının gözden kaçırılması, telafisi çoğu zaman mümkün olmayan sonuçlar doğurur.
Bu sayfada özetlenen her başlık, ayrı makalelerimizde uygulama örnekleri ve yargı kararlarıyla birlikte ayrıntılı olarak ele alınmaktadır. Devam eden veya açılması düşünülen bir uyuşmazlıkta usuli stratejinin baştan doğru kurulması için hukuki destek almanız önerilir.
Av. Mehmet Sarıoğlu tarafından hazırlanmış; Av. Fatih Sefer tarafından incelenip yayına uygun bulunmuştur.
Sarıoğlu & Sefer Hukuk Bürosu — Osmaniye Mah., İsmail Erez Bulvarı No: 9/2, 34146 Bakırköy/İstanbul