Aydınlatılmış onam, hastanın kendisine uygulanacak tıbbi müdahalenin amacını, yöntemini, risklerini ve alternatiflerini anlayabileceği biçimde öğrendikten sonra, serbest iradesiyle o müdahaleye razı olmasıdır. Hasta yeterince aydınlatılmadan yapılan işlem, tıp kurallarına uygun uygulanmış olsa bile hukuka aykırı kabul edilir ve doğan zarardan hekim ile hastane sorumlu tutulabilir. Birçok dosya tıbbi kusur bulunamadığı hâlde yalnızca onam eksikliği nedeniyle hasta lehine sonuçlanır; usulüne uygun alınmış onam ise ağır bir komplikasyonda hekimi korur. Bu makalede aydınlatılmış onamın hukuki dayanağı, geçerlilik şartları, genel form ile işleme özgü form ayrımı, acil durum istisnası, küçük ve kısıtlı hastada onamı kimin vereceği, ispat yükü, komplikasyon gerçekleşse bile doğan sorumluluk, çok işlemli ameliyatlarda ayrı onam ve tazminat davasının yürütülmesi ele alınmaktadır. Tüm malpraktis türlerine ilişkin genel çerçeve için malpraktis tazminat davası rehberimize bakabilirsiniz.
1. Aydınlatılmış onam nedir ve hukuki dayanağı nedir?
Aydınlatılmış onam iki parçadan oluşur: hekimin hastayı bilgilendirmesi (aydınlatma) ve hastanın bu bilgiye dayanarak karar vermesi (rıza). Hasta Hakları Yönetmeliği bilgilendirmeyi, yapılması planlanan her türlü tıbbi müdahale öncesinde müdahaleyi gerçekleştirecek sağlık meslek mensubunun kişiye gerekli bilgiyi vermesi; rızayı ise kişinin tıbbi müdahaleyi serbest iradesiyle ve bilgilendirilmiş olarak kabul etmesi olarak tanımlar (m.4). İmzalı bir kâğıt bu sürecin yalnızca belgesidir; onamın kendisi değildir.
Kural Anayasa düzeyinde başlar. Vücut bütünlüğüne dokunulabilmesi için ya tıbbi zorunluluk ya kanunda yazılı bir hâl ya da hastanın rızası gerekir:
Anayasa m.17/2: “Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamaz.”
Medeni Kanun bu kuralı kişilik hakkı üzerinden somutlaştırır. Her tıbbi müdahale, hukuki açıdan vücut bütünlüğüne bir müdahale niteliği taşır; müdahaleyi hukuka uygun kılan şey hastanın rızasıdır:
TMK m.24/2: “Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır.”
İç hukukun parçası olan Biyotıp Sözleşmesi (5013 sayılı Kanunla onaylanmıştır) m.5’te sağlık alanındaki her müdahalenin, ilgili kişinin özgürce ve bilgilendirilmiş biçimde muvafakat etmesinden sonra yapılabileceğini, kişiye önceden müdahalenin amacı, niteliği, sonuçları ve tehlikeleri hakkında bilgi verileceğini ve muvafakatin her zaman geri alınabileceğini düzenler. Yargıtay kararlarında bu sözleşme, Hasta Hakları Yönetmeliği ve hekimlik meslek etiği kurallarının 26. maddesiyle birlikte anılır.
Yazılı onamın şekil kuralı ise 1219 sayılı Kanun m.70’te yer alır:
1219 sayılı Kanun m.70: “Tabipler, diş tabipleri ve dişçiler yapacakları her nevi ameliye için hastanın, hasta küçük veya tahtı hacirde ise veli veya vasisinin evvelemirde muvafakatını alırlar. Büyük ameliyei cerrahiyeler için bu muvafakatin tahriri olması lazımdır.”
Hasta ile hekim veya özel hastane arasındaki ilişki, kural olarak vekâlet sözleşmesidir. Bu yüzden Türk Borçlar Kanunu m.506 uyarınca hekim, hastanın haklı menfaatlerini gözeterek sadakat ve özenle davranmak zorundadır; aydınlatma da bu özen borcunun bir parçasıdır. Estetik gibi sonuç taahhüdü içeren müdahalelerde ilişki eser sözleşmesi sayılabilir; aydınlatma yükümlülüğü bu durumda da sürer. Kamu hastanesinde aynı yükümlülük idarenin hizmet kusuru olarak karşımıza çıkar.
2. Aydınlatılmış onamın geçerlilik şartları nelerdir?
Onamın geçerli olması için hastaya verilecek bilginin kapsamı, bilginin veriliş biçimi ve rızanın niteliği birlikte aranır. Kapsamı Hasta Hakları Yönetmeliği m.15 sayar:
Hasta Hakları Yönetmeliği m.15: “Hastaya; a) Hastalığın muhtemel sebepleri ve nasıl seyredeceği, b) Tıbbi müdahalenin kim tarafından nerede, ne şekilde ve nasıl yapılacağı ile tahmini süresi, c) Diğer tanı ve tedavi seçenekleri ve bu seçeneklerin getireceği fayda ve riskler ile hastanın sağlığı üzerindeki muhtemel etkileri, ç) Muhtemel komplikasyonları, d) Reddetme durumunda ortaya çıkabilecek muhtemel fayda ve riskleri, e) Kullanılacak ilaçların önemli özellikleri, f) Sağlığı için kritik olan yaşam tarzı önerileri, g) Gerektiğinde aynı konuda tıbbî yardıma nasıl ulaşabileceği, hususlarında bilgi verilir.”
Bilginin veriliş biçimi de aynı derecede önemlidir. Yönetmelik m.18’e göre bilgi mümkün olduğunca sade biçimde, tereddüde yer vermeden ve hastanın sosyal ve kültürel düzeyine uygun olarak verilir; hasta, müdahaleyi gerçekleştirecek sağlık meslek mensubu tarafından sözlü olarak bilgilendirilir; acil durumlar dışında hastaya makul süre tanınır. Formu getirip “imzalayın” demek bu yükümlülüğü yerine getirmez.
Rızanın niteliği bakımından da şu ölçütler öne çıkar:
- Serbestlik: Hukuka ve ahlaka aykırı olarak alınan rıza hükümsüzdür ve bu rızaya dayanılarak müdahale yapılamaz (Yönetmelik m.28). Baskı, aldatma veya eksik aydınlatmayla alınan onam geçerli sayılmaz.
- Yeterlik: Rıza veren kişi, müdahalenin veya reddin sonuçlarını makul biçimde anlayıp değerlendirebilmelidir (Yönetmelik m.4).
- Zamanlama: Bilgi ve rıza müdahaleden önce gelmelidir. Karar vermek için zaman tanımayan, ameliyat öncesi hazırlık sırasında alınan imzalar tartışma yaratır.
- Geri alınabilirlik: Hasta rızasını her zaman geri alabilir. Tedaviyi reddeden hastadan, doğabilecek sonuçların kendisine anlatıldığını gösteren yazılı belge alınır (Yönetmelik m.25).
- Bilgi almama hakkı: Kişi, sağlık durumu hakkında kendisinin veya yakınlarının bilgilendirilmemesini isteyebilir; kararı yazılı olarak alınır (Yönetmelik m.20).
Şekil bakımından Yönetmelik m.28 kural olarak rızanın bir şekle bağlı olmadığını söyler; 1219 sayılı Kanun m.70 ise büyük ameliyelerde muvafakatin yazılı olmasını ister. 21.07.2025 tarihli 7557 sayılı Kanunla bu maddeye eklenen hükümle muvafakat, kimlik doğrulaması sağlayan yöntemlerle elektronik ortamda da alınabilir; usul ve esasları Sağlık Bakanlığı belirleyecektir. Elektronik ortam aydınlatmanın içeriğini değiştirmez.
3. Genel onam formu ile işleme özgü form arasındaki fark nedir?
Yönetmelik m.26, uyuşmazlığa yol açması tıbben muhtemel müdahaleler için sağlık kuruluşunun m.15’teki bilgileri içeren bir rıza formu hazırlamasını ister:
Hasta Hakları Yönetmeliği m.26: “Mevzuatta öngörülen durumlar ile uyuşmazlığa mahal vermesi tıbben muhtemel görülen tıbbi müdahaleler için sağlık kurum ve kuruluşunca 15 inci maddedeki bilgileri içeren rıza formu hazırlanır. Rıza formunda yer alan bilgiler; sözlü olarak hastaya aktarılarak rıza formu hastaya veya kanuni temsilcisine imzalatılır.”
Uygulamada iki tür belge görülür. Birincisi, yatış sırasında imzalatılan “genel cerrahi onam”, “yatış onamı” veya “ameliyat muvafakatnamesi” gibi matbu formlardır. İkincisi, belirli bir müdahalenin adını, hastaya özgü riskleri ve alternatifleri içeren işleme özgü formlardır. Yargıtay bu ikisini ayırır:
| Ölçüt | Genel / matbu form | İşleme özgü form |
|---|---|---|
| İçerik | “Risklerini biliyorum” gibi genel cümleler | Müdahalenin adı, hastaya özgü riskler, alternatifler, başarı şansı, reddin sonuçları |
| Komplikasyon | Anılmaz veya yalnızca genel biçimde anılır | Gerçekleşen komplikasyon adıyla yazılır |
| Delil değeri | Çoğunlukla yalnızca rıza gösterildiğini ispatlar; aydınlatmayı ispatlamaz | Aydınlatmanın yapıldığına ilişkin güçlü delildir; yine de mahkeme içeriği ve alınış koşullarını denetler |
| Alınış anı | Çoğunlukla yatış veya ameliyat sabahı | Karar için makul süre önce, hekimle görüşmenin ardından |
| İmza | Çoğu kez yalnızca hasta | Hasta veya temsilcisi ile bilgilendirmeyi yapan ve müdahaleyi gerçekleştirecek sağlık meslek mensubu |
Üç karar ayrımı somutlaştırır. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2023/5637, K. 2024/3954, T. 28.11.2024 sayılı kararda tiroid ameliyatı sonrasında sinir hasarına bağlı vokal kord felci ve ses kısıklığı gelişen hastanın meslekte kazanma gücü %16 oranında azalmıştı. Dosyadaki “cerrahi onam formu” yalnızca rıza niteliğindeydi, bu komplikasyonu içermiyordu; Adli Tıp Kurumu 7. İhtisas Kurulu ve ayrıca alınan uzman raporları formu tıbben yetersiz bulmuştu. Mahkeme buna rağmen aydınlatılmış rıza bulunduğu gerekçesiyle davayı reddetmişti; Daire hükmü bozdu ve aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmemesinin müdahaleyi hukuka aykırı kıldığını belirtti.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2024/1848, K. 2025/836, T. 13.02.2025 sayılı kararda prostat ameliyatı (TUR-P) olan hasta, ameliyattan sonra idrar kaçırma ve cinsel işlev bozukluğu yakınmasıyla dava açmıştı. Dosyada hastanın imzasını taşıyan yalnızca anesteziye ilişkin onam formu vardı; TUR-P onam formunda imza yoktu. Daire, anestezi formundaki imzanın hastanın ameliyat hakkında aydınlatıldığını ispatlamadığını, ilk derece mahkemesinin dayandığı tanığın ise tam tersini söylediğini belirtti. Sonuç ayrıştırıldı: idrar kaçırma ameliyatın komplikasyonuydu ve aydınlatma ispatlanmadığı için hekim bundan sorumluydu; cinsel işlev bozukluğuyla ameliyat arasında illiyet kurulamadığından bu kalem bakımından sorumluluk doğmadı. Daire, ilk derece kararını bozdu.
Yargıtay 15. Hukuk Dairesi, E. 2017/2329, K. 2019/2441, T. 22.05.2019 sayılı kararda otizm tanılı küçük, sedasyon altında diş tedavisi için hastaneye getirilmiş, işlem sonrası uyanamayarak başka hastanelere sevk edilmişti ve kalıcı sekel kalmıştı. Anestezi bilgi formunda babanın imzası vardı, ancak hangi komplikasyonların gelişebileceği ayrıntılı yazılmamış, yalnızca genel cümlelerle kabul beyanı alınmıştı. Daire, aydınlatma ve komplikasyon yönetimi konusunda alınan raporları yetersiz bularak, anestezi, yoğun bakım ve diş tedavisi uzmanlarından oluşan yeni bir heyetten rapor alınması için hükmü bozdu.
4. Acil durumda onam aranır mı?
Hayır; ancak istisnanın sınırı dardır. Yönetmelik m.24, rızanın alınamadığı, hayati tehlikenin bulunduğu ve bilincin kapalı olduğu hâllerle, bir organın kaybı veya fonksiyonunu yitirmesi tehlikesinin bulunduğu hâlleri ayırır:
Hasta Hakları Yönetmeliği m.24: “Hastanın rızasının alınamadığı hayati tehlikesinin bulunduğu ve bilincinin kapalı olduğu acil durumlar ile hastanın bir organının kaybına veya fonksiyonunu ifa edemez hale gelmesine yol açacak durumun varlığı halinde, hastaya tıbbi müdahalede bulunmak rızaya bağlı değildir.”
Aynı madde, bu durumda gerekli müdahalenin yapılarak durumun kayıt altına alınmasını, mümkünse hastanın yakınının veya kanuni temsilcisinin bilgilendirilmesini, bilinç açıldıktan sonraki müdahaleler için ise yeniden rızaya başvurulmasını ister. Biyotıp Sözleşmesi m.8 de acil durum nedeniyle uygun muvafakatın alınamadığı hâllerde, kişinin sağlığı için tıbbi bakımdan gerekli müdahalenin derhâl yapılabileceğini söyler. Üç karar sınırı gösterir:
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2023/3100, K. 2024/1511, T. 06.05.2024 sayılı kararda doğumundan 24 gün sonra uyku hâli fark edilen yenidoğan hastaneye götürülmüş, menenjit tanısıyla tedavi edilmiş ve kalıcı hasar gelişmişti. Aile, yalnızca bakteriyel menenjit tedavisi uygulandığını ve aydınlatma yapılmadığını ileri sürdü. Bilirkişi raporları kusur bulmadı. Daire, ateşle gelen küçükte acil tedaviye başlanırken aydınlatılmış onamın alınmasının hayatın olağan akışına göre beklenemeyeceğini belirterek hükmü onadı. Bölge Adliye Mahkemesi ayrıca aydınlatma iddiasının dilekçede yer almadığını, sonraki celsede ileri sürüldüğünü ve karşı tarafın iddianın genişletilmesine muvafakat etmediğini vurgulamıştı; onam ihlalini dilekçede baştan ileri sürmenin önemi buradan gelir.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2023/5856, K. 2024/996, T. 05.03.2024 sayılı kararda kadın hastalıkları şikâyetiyle 26.09.2008 tarihinde ameliyata alınan hastada, ameliyat sırasında karın içine yayılmış tümör görünümü saptanmış; hasta genel anestezi altında olduğundan annesinden ve teyzesinden imza alınarak tüm alt batın ve rahim alınmıştı. Hasta sonradan kanser tanısının doğru olmadığını öğrendiğini ileri sürerek 500.000 TL manevi tazminat istedi. Bilirkişi raporlarına göre kusur yoktu. Daire karar düzeltme talebini reddederken, hayati riskin bulunduğu durumlarda hastadan onam alınmasının mümkün olmadığını, yakınından onam alınarak ameliyata devam edilmesinin usule uygun olduğunu kabul etti.
Buna karşılık Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2023/2080, K. 2023/1465, T. 16.05.2023 sayılı kararda bel ve bacak ağrısı nedeniyle 01.08.2003 tarihinde ameliyat edilen hastada kauda ekuina sendromuna yol açmış spinal stenoz nedeniyle yapılan ilk ameliyat acil girişim sayılmış ve aydınlatılmış onam aranmamıştı. Hastaya 19.07.2004’te yapılan ikinci ameliyat sonrasında ise omurilik hasarı artmış, hasta %100 malul kalmıştı. Hasarın komplikasyon olduğu belirlendi; ancak ikinci ameliyat bakımından hastanın bu komplikasyon konusunda aydınlatıldığı ispatlanamadı. Daire, davalıların sorumluluğuna ilişkin kabulü yerinde buldu ve karar düzeltme taleplerini reddetti. Daire, daha önceki bozma ilamında zamanaşımının ameliyat tarihinden değil, zararın net biçimde ortaya çıktığı tarihten itibaren işlemesi gerektiğini belirtmişti. Acil istisnası işlem başına değerlendirilir; planlı müdahale bu istisnaya girmez.
5. Küçük ve kısıtlı hastada onamı kim verir?
Yönetmelik m.24’e göre hasta küçük veya kısıtlıysa velisinden veya vasisinden izin alınır:
Hasta Hakları Yönetmeliği m.24: “Tıbbi müdahalelerde hastanın rızası gerekir. Hasta küçük veya mahcur ise velisinden veya vasisinden izin alınır. Hastanın, velisinin veya vasisinin olmadığı veya hazır bulunamadığı veya hastanın ifade gücünün olmadığı hallerde, bu şart aranmaz.”
Aynı madde, kanuni temsilcinin rızasının yeterli olduğu hâllerde dahi, küçük veya kısıtlı hastanın anlayabileceği ölçüde dinlenmesini ve bilgilendirme sürecine ve kararlara mümkün olduğu kadar katılmasını ister. Kanuni temsilci rıza vermezse ve müdahale tıbben gerekliyse, velayet veya vesayet altındaki hastaya müdahale ancak mahkeme kararıyla mümkündür; Yönetmelik burada Türk Medeni Kanunu m.346 ve m.487’ye atıf yapar:
TMK m.346: “Çocuğun menfaati ve gelişmesi tehlikeye düştüğü takdirde, ana ve baba duruma çare bulamaz veya buna güçleri yetmezse hâkim, çocuğun korunması için uygun önlemleri alır.”
Uygulamada üç sorun öne çıkar. Birincisi, veli imzasının da aydınlatmaya dayanmasıdır: ebeveyn imzalamış olsa bile genel ve içeriksiz form, 15. Hukuk Dairesi kararında görüldüğü gibi yeterli sayılmaz. İkincisi, hasta bilinçli bir yetişkinse yakınının imzası hastanın yerine geçmez. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2025/4039, K. 2026/4413, T. 02.07.2026 sayılı kararda anevrizma nedeniyle endovasküler tedavi planlanan hasta, ameliyat günü bilinci açık biçimde hastaneye gelmiş ve anestezi onamını kendisi imzalamıştı. Heyecanlı olduğu gerekçesiyle sedasyon uygulandıktan sonra ameliyata ilişkin form eşine imzalatıldı. İşlem sonrasında antitrombotik ilaca bağlı beyin kanaması gelişti ve hastada ağır sakatlık oluştu. Bilirkişiler komplikasyonda kusur bulmadı. Bölge Adliye Mahkemesi, sedasyon sonrası yakına imzalatılan formun geçerli aydınlatılmış onam göstergesi sayılamayacağına ve ispat yükünün davalıda olduğuna hükmetti; hasta için 200.000 TL, her bir davacı için ayrı ayrı 100.000 TL manevi tazminat verdi, maddi tazminat talebini reddetti. Daire bu kararı oybirliğiyle onadı. Üçüncüsü, yakın imzasının hangi hâllerde yeterli olduğudur: hastanın bilincinin kapalı olduğu ve hayati riskin bulunduğu, yukarıda anlatılan ameliyat içi durumlar dışında yakın imzası kural olarak hastanın rızasının yerine geçmez.
6. Aydınlatmanın yapıldığını kim ispat eder?
Yerleşik uygulamada ispat yükü hekimdedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2020/592, K. 2022/356, T. 22.03.2022 sayılı kararında mevzuatta ispat konusunda hüküm bulunmadığını, ancak her tıbbi müdahalenin vücut bütünlüğüne müdahale anlamına geldiğini ve TMK m.24 uyarınca kişinin müdahaleye rızasının bulunmadığına ilişkin yasal karine bulunduğunu belirtti. Rıza hukuka aykırılığı ortadan kaldırdığı için, rızanın ve aydınlatmanın varlığını savunan hekimin bunu ispatlaması gerekir. Hasta ile hekim arasında sözleşme bulunsun veya bulunmasın aynı sonuç geçerlidir.
Aynı karar, ispatın biçimi bakımından önemli bir sınırı da çizer. Türk hukukunda aydınlatmanın yazılı yapılmasını zorunlu kılan genel bir düzenleme yoktur; aydınlatma sözlü veya yazılı yapılabilir ve her türlü delille ispatlanabilir. Dosyada, 38 yaşında ve suni dölleme yöntemiyle gebe kalan hasta Down sendromlu bir çocuk doğurmuştu; üçlü tarama testinde risk 1/51 çıkmıştı ve hasta hekimin kendisini amniyosentez konusunda aydınlatmadığını ileri sürüyordu. Hekimin protokol defterinde amniyosentez istendiğine ve “Down bilgisi verildi” yönünde kayıtlar vardı; hasta lise mezunuydu. Genel Kurul, protokol defteri kayıtlarının aksinin ispatlanamadığı, amniyosentezin tedavi değil kesin tanı testi olduğu ve bu nedenle imzalı yazılı onam gerekmediği sonucuna vararak davanın reddine ilişkin direnme kararını onadı. Yani ispat yükü hekimdedir, ancak hekim bu yükü yalnızca imzalı formla değil, kayıtlar, protokol defteri ve tanıkla da taşıyabilir.
Büyük ameliyelerde denge farklıdır. 1219 sayılı Kanun m.70 yazılı muvafakat aradığından, yukarıdaki TUR-P ve tiroid kararlarında olduğu gibi, işleme özgü imzalı form yoksa aydınlatmanın tanıkla ispatı güçleşir. Tanık anlatımı işlemin niteliğine ve hastanın bilgi düzeyine göre değerlendirilir; nitekim TUR-P dosyasında davacı tanığı, ameliyat öncesinde risklerle ilgili bilgi verilmediğini söylemiştir.
7. Komplikasyon gerçekleşse bile onamsızlık sorumluluk doğurur mu?
Evet. Komplikasyon, tıbbi standartlara uygun bir müdahale yapılsa bile ortaya çıkabileceği tıp çevrelerince kabul edilen ve her türlü tedbire rağmen meydana gelebilecek zarardır. Hasta o riski bilerek kabul etmediyse müdahale baştan hukuka aykırıdır ve gerçekleşen risk hekimin üzerine yüklenir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 2025 tarihli TUR-P kararında da aynı çerçeve çizilmiş, aydınlatma yapılmamışsa meydana gelen komplikasyondan hekimin sorumlu olduğu belirtilmiştir.
Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, E. 2013/19631, K. 2013/26901, T. 01.11.2013 sayılı kararda göğüs kanseri nedeniyle mastektomi yapılan hastada, sırttan alınan doku parçasıyla yeni göğüs oluşturulmuştu; sırtta yara izi, çukurlaşma ve sarkma kalmıştı. Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulu işlemlerin tıp kurallarına uygun olduğunu, izlerin bu tür ameliyatlarda görülebildiğini ve hizmet kusuru bulunmadığını bildirdi. Daire, hastaya sırttan parça alınmasının olası komplikasyonlarının anlatıldığına ve onamının alındığına ilişkin hiçbir delil sunulmadığını, ispat yükünün hekimde veya hastanede olduğunu belirterek ret kararını bozdu.
Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, E. 2016/23372, K. 2019/12469, T. 12.12.2019 sayılı kararda kalça bölgesine yapılan intramusküler enjeksiyon sonrasında sinir hasarı gelişmişti. Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulu, hasarın enjeksiyon tekniği doğru olsa da öngörülemeyen ve önlenemeyen bir komplikasyon olduğunu bildirmişti. İlk derece mahkemesi, komplikasyon öngörülebilir olmadığından aydınlatma beklenemeyeceği gerekçesiyle davayı reddetti. Daire, ortaya çıkan hasarın komplikasyon olmasının aydınlatma yükümlülüğünü ortadan kaldırmadığını, komplikasyonlar hakkında bilgi verilmesinin aydınlatma yükümlülüğünün gereği olduğunu belirterek hükmü bozdu.
Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, E. 2016/25663, K. 2018/7615, T. 04.07.2018 sayılı kararda guatr ameliyatı sonrası ses telleri zarar görmüş, hastada ses kısıklığı ve nefes darlığı gelişmişti. Bilirkişi heyeti, Adli Tıp Genel Kurulu ve Yüksek Sağlık Şurası bunu komplikasyon saymış, mahkeme maddi tazminat talebini reddetmiş ve yalnızca aydınlatma eksikliği nedeniyle 10.000 TL manevi tazminat vermişti. “Muvafakatname” başlıklı belge yalnızca rıza niteliğindeydi, aydınlatmayı içermiyordu. Daire, aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmemesi müdahaleyi hukuka aykırı kıldığı için davalıların manevi tazminatın yanında maddi tazminattan da sorumlu olması gerektiğini belirterek hükmü bozdu.
Onamsızlık her zaman bütün zararın karşılanması demek değildir. Yukarıdaki TUR-P kararında olduğu gibi, aydınlatılmayan risk ile gerçekleşen zarar arasında illiyet bağı aranır; ilaca bağlı beyin kanaması dosyasında ise maddi tazminat talebinin reddi onanmış, yalnızca manevi tazminata hükmedilmiştir. Zararın kalem kalem hesabı için malpraktiste tazminat hesaplama rehberimize, komplikasyon ile hata arasındaki ayrım için komplikasyon ve malpraktis farkı yazımıza bakılabilir.
Kamu hastanelerinde de tablo benzerdir, ancak sonuç manevi tazminat ağırlıklıdır. Danıştay 10. Dairesi, E. 2021/7228, K. 2023/631, T. 16.02.2023 sayılı kararda baş ağrısı nedeniyle acil servise başvuran hastaya kalçadan enjeksiyon yapılmış, hasta siyatik sinir lezyonu nedeniyle %41 engelli kalmıştı. Adli Tıp Kurumu hizmet kusuru bulmadı; ancak yazılı onam alınmamıştı. İdare mahkemesi hasta için 50.000 TL, diğer davacı için 5.000 TL manevi tazminata hükmetti; Bölge İdare Mahkemesi bunları 15.000 TL ve 5.000 TL’ye indirdi. Danıştay maddi tazminatın reddini onadı, manevi tazminat kısmını ise tutarı uğranılan zarara göre orantısız ve düşük bularak bozdu. Danıştay 10. Dairesi, E. 2024/4033, K. 2025/2203, T. 22.04.2025 sayılı kararda ise devlet hastanesinde kolonoskopi sırasında bağırsak delinmiş, hasta sepsisten ölmüştü. Hizmet kusuru saptanamadığı için maddi tazminat reddedildi; ancak kolonoskopiye özgü aydınlatılmış onam formunun bulunmadığı idarenin cevabıyla sabit olduğundan Daire, manevi tazminat talebinin reddine ilişkin kısmı bozdu. Ayrıntı için kamu hastanesinde malpraktis ve tam yargı davası yazımıza bakılabilir.
8. Çok işlemli ameliyatlarda her işlem için ayrı onam gerekir mi?
Yönetmelik m.31, rızanın sınırını belirler. Hastanın verdiği rıza, müdahalenin gerektirdiği sürecin devamı olan ve zorunlu sayılabilecek rutin işlemleri kapsar; ancak müdahale rızanın sınırları içinde kalmalıdır:
Hasta Hakları Yönetmeliği m.31: “Tıbbi müdahale, hasta tarafından verilen rızanın sınırları içerisinde olması gerekir. Hastaya tıbbi müdahalede bulunulurken yapılan işlemin genişletilmesi gereği doğduğunda müdahale genişletilmediği takdirde hastanın bir organının kaybına veya fonksiyonunu ifa edemez hale gelmesine yol açabilecek tıbbi zaruret hâlinde rıza aranmaksızın tıbbi müdahale genişletilebilir.”
Kural şudur: aynı seansta birden fazla farklı işlem yapılacaksa, her işlemin ayrı amacı, riski ve alternatifi vardır; her biri için ayrı aydınlatma ve onam gerekir. İstisna, ameliyatın genişletilmemesi hâlinde organ kaybı veya fonksiyon kaybı doğacak gerçek bir tıbbi zarurettir. “Bir daha ameliyat olmasın”, “fırsattan yararlanıp yapayım” gibi kolaylık gerekçeleri bu istisnaya girmez. Yargıtay’ın aşağıdaki kararları bunu gösterir:
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2020/5809, K. 2021/7071, T. 23.06.2021 sayılı kararda 15.01.2010 tarihinde myomektomi ameliyatı olan 34 yaşındaki hastanın tüpleri, ameliyat sırasında yapışıklık görüldüğü için bağlanmıştı. Hasta bunu yıllar sonra İsveç’te tüp bebek tedavisi için başvurduğu merkezde öğrendi. Onam formu yalnızca myom ameliyatına ilişkindi; tüplerin bağlanması için rıza yoktu ve doktor bu işlemi ileride yeni bir ameliyat gerekmesin diye yaptığını söylemişti. Bilirkişi raporları hekime kusur yüklemedi. Daire, bu işlemin ikinci ameliyatı önleme amacından başka, hastanın yaşam hakkı için acil ve zorunlu olup olmadığının ve ayrı bir aydınlatılmış onam formunun gerekip gerekmediğinin araştırılmadığını belirterek ret kararını bozdu.
Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, E. 2014/18592, K. 2015/9714, T. 26.03.2015 sayılı kararda hasta, kist nedeniyle yumurtalık alınması için değil, başka bir teşhisle ameliyata alınmıştı; ameliyat sırasında yumurtalıklarından biri alındı. Ameliyat notunda spinal anestezi altındaki hastanın sözlü rızasının alındığı yazılıydı, ancak ameliyat öncesine ait onam belgesi yoktu. Adli Tıp Kurumu kusur bulmamış, mahkeme davayı reddetmişti. Daire, uzuv zayıflığı yaratacak bir müdahale için anestezi altındaki hastanın ameliyat masasındaki sözlü onayının ne kadar yeterli olacağının tartışmalı olduğunu belirterek, rızanın yeterli ve uygun olup olmadığının uzman heyetle incelenmesi için hükmü bozdu.
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2024/1991, K. 2025/2335, T. 16.06.2025 sayılı kararda hasta 10.04.2014 tarihinde meme küçültme, dikleştirme ve kol germe ameliyatı olmuş, 13.01.2015’te revizyon ameliyatı geçirmişti. Bozma ilamında, meme küçültme ve dikleştirme için aydınlatılmış onam alındığı, ancak aynı operasyondaki kol germe için onam alınmadığı, revizyondaki meme büyütme için de onam alınmadığı ve ilişkinin eser sözleşmesi niteliğinde olduğu belirtilmişti. Tüketici mahkemesi, bozmaya uyarak yaptığı yargılamada kanıtlanabilen 5.250 TL maddi ve 30.000 TL manevi tazminata hükmetti; Daire hükmü onadı.
Buna karşılık yukarıda anlatılan kadın hastalıkları dosyasında (Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2023/5856, K. 2024/996, T. 05.03.2024) ameliyat sırasında hayati risk doğuran bir tablo saptanmış, genişletilen işlem bu zarurete dayandırılmış ve Daire bunu kabul etmişti. İstisna, yalnızca gerçek bir tıbbi zorunluluğun varlığı hâlinde uygulanır. Estetik ameliyatlar bakımından çok işlemli ameliyat ve seçimlik haklar için hatalı estetik ameliyat tazminat davası yazımıza bakılabilir; anestezi onamının ameliyat onamı yerine geçmediği hususu için anestezi hatası tazminat davası yazımıza; yanlış taraf veya organ ameliyatı bakımından yanlış organ ve taraf ameliyatı tazminat davası yazımıza bakılabilir.
9. Onamsız müdahale nedeniyle nerede ve nasıl dava açılır?
Hangi mahkeme? Özel hastane, serbest hekim, özel klinik veya güzellik salonu işletmesine karşı açılan davalarda Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun m.3/1-l ve m.73/1 uyarınca Tüketici Mahkemesi görevlidir. Dava açılmadan önce arabulucuya başvurmak dava şartıdır (m.73/A); parasal sınırın altındaki uyuşmazlıklarda ise tüketici hakem heyetine başvurulur ve arabuluculuk şartı aranmaz. Yalnızca sigorta şirketine karşı açılacak dava Asliye Ticaret Mahkemesinde görülür. Kamu hastanesinde hizmet idare mahkemesinde tam yargı davasıyla istenir; hekime husumet yöneltilemez. Özel hastaneye başvuru adımları için özel hastaneye dava açma rehberimize bakılabilir.
Hangi süre? Vekâlet sözleşmesinden doğan alacaklar TBK m.147/5 uyarınca beş yıllık zamanaşımına tabidir. Eser sözleşmesinden doğan alacaklar ise TBK m.147/6 uyarınca beş yıldır; yüklenicinin yükümlülüklerini ağır kusuruyla hiç ya da gereği gibi ifa etmediği hâllerde TBK m.146 uyarınca on yıl uygulanır. Haksız fiil iddiasında TBK m.72 uyarınca zararın ve tazminat yükümlüsünün öğrenilmesinden itibaren iki yıl ve her hâlde fiilden itibaren on yıl geçerlidir; fiil suç oluşturuyorsa daha uzun ceza zamanaşımı uygulanır. Estetik işlemlerde ayrıca Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun m.16 uyarınca hizmetin ifasından itibaren iki yıllık süre vardır; ağır kusur veya hileyle gizleme hâlinde bu süre uygulanmaz. Kamu hastanesinde İdari Yargılama Usulü Kanunu m.13 uyarınca öğrenmeden itibaren bir yıl ve her hâlde olaydan itibaren beş yıl içinde idareye başvurulur; ret veya otuz gün içinde cevap verilmemesi üzerine altmış gün içinde dava açılır. Tüm süreler için malpraktis davasında zamanaşımı yazımıza bakılabilir.
Nasıl bir dava? 7589 sayılı Kanunla (Resmî Gazete 31.07.2026) belirsiz alacak davası düzenlemesi olan HMK m.107 yürürlükten kaldırıldı. Talep artık kısmi dava olarak açılır; HMK m.109/4 uyarınca talep, tahkikatın sona ermesine kadar bir defaya mahsus artırılabilir ve zamanaşımı artırılan kısım bakımından da dava tarihinde kesilmiş sayılır. Kaldırılmadan önce açılmış davalar kendi hükümlerine göre devam eder; artırılan kısımda faizin başlangıcı henüz netleşmemiştir. Aynı Kanunla TBK m.55’e eklenen fıkralara göre iş gücü kaybı ve destekten yoksun kalma zararlarında kazancın bilindiği döneme olay tarihinden, bilinmeyen döneme karar tarihinden itibaren kanuni faiz işler; tahkikattan önce yapılan ödemeler oransal olarak mahsup edilir. Hesapta yaşam tablosu olarak TRH-2010 esas alınır.
Hangi talepler? Onamsız müdahale kural olarak hem maddi hem manevi tazminat istemine dayanak olabilir (Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin yukarıdaki guatr kararı). Kamu hastanesinde hizmet kusuru yoksa Danıştay manevi tazminata hükmeder. Eser sözleşmesi niteliğindeki estetik müdahalelerde seçimlik haklar TBK m.475 ve 6502 sayılı Kanun m.15 birlikte değerlendirilir; seçimlik hakkı kullanmak tazminat istemeye engel değildir.
Ceza davasıyla ilişkisi. TBK m.74 uyarınca hukuk hâkimi, kusurun değerlendirilmesinde ceza hâkiminin beraat kararıyla bağlı değildir; ceza hâkiminin kusura ve zararın belirlenmesine ilişkin değerlendirmesi de hukuk hâkimini bağlamaz. Yerleşik içtihada göre yalnızca mahkûmiyet kararında kesinleşen maddi olgu tespitleri bağlayıcıdır. Bu nedenle ceza dosyasında takipsizlik veya beraat çıkması, onam eksikliğine dayalı tazminat davasının sonucunu belirlemez. Cezai boyut için doktorların cezai sorumluluğu yazımıza bakılabilir; bilirkişi sürecinde onam belgelerinin nasıl incelendiği ise malpraktis davasında bilirkişi raporu ve ATK süreci yazımızdadır.
10. Onam dosyası nasıl incelenir?
Hasta, Yönetmelik m.16 uyarınca sağlık durumuyla ilgili dosyayı ve kayıtları doğrudan veya vekili ya da kanuni temsilcisi aracılığıyla inceleyebilir ve bir suretini alabilir. Tıbbi kayıtların nasıl toplanacağı ve delillerin nasıl korunacağı malpraktiste delil tespiti ve tıbbi kayıtlar yazımızın konusudur. Onam belgeleri açısından şu noktalar dosyada bakılacak ilk yerlerdir:
- Belge işleme mi özgü? Formda ameliyatın veya işlemin adı yazıyor mu, yoksa “her türlü cerrahi girişim” gibi genel ifadeler mi var?
- Gerçekleşen komplikasyon formda geçiyor mu? Sinir hasarı, enfeksiyon, ikinci ameliyat ihtiyacı gibi gerçekleşen risk adıyla yazılmış mı?
- Tarih ve saat nedir? Form ameliyat sabahı, premedikasyondan sonra veya hasta sedasyon altındayken mi imzalanmış?
- Kim imzalamış? Hasta mı, yakını mı? Hasta bilinci yerindeyken yakınının imzası alınmışsa neden?
- Hekimin imzası var mı? Yönetmelik m.26 formun bilgilendirmeyi yapan ve müdahaleyi gerçekleştirecek sağlık meslek mensubu tarafından da imzalanmasını ister.
- Sonradan ekleme var mı? Boş bırakılan alanlara sonradan el yazısıyla eklenmiş risk ibareleri, iki ayrı onam formunun çelişmesi ve imzasız formlar ayrı delil değeri taşır.
- İddia dilekçede açıkça ileri sürülmeli. Aydınlatma yükümlülüğünün ihlali, kusur iddiasından bağımsız bir dava nedeni olarak dilekçede açıkça yazılmalıdır.
Hekim ve hastane bakımından aynı liste tersten okunur: işleme özgü form, hasta dosyasına kaydedilen bilgilendirme ve hastaya tanınan karar süresi onam savunmasının dayanaklarıdır. Gebelik takibinde aydınlatmanın önemi için hatalı doğum ve sezaryen tazminat davası ile prenatal tanı hatası ve engelli doğum tazminatı yazılarına bakılabilir.
Sıkça Sorulan Sorular
Aydınlatılmış onam nedir?
Hastanın, kendisine uygulanacak tıbbi müdahalenin amacını, yöntemini, risklerini, komplikasyonlarını ve alternatiflerini anlayacağı biçimde öğrendikten sonra serbest iradesiyle müdahaleye razı olmasıdır.
Onam formunu imzalamak, aydınlatıldığımı gösterir mi?
Tek başına göstermez. Yargıtay, yalnızca rıza niteliğindeki, hastaya özgü risk ve komplikasyon bilgisi taşımayan formları aydınlatılmış onam yerine saymamaktadır.
Aydınlatılmış onam yazılı olmak zorunda mıdır?
Kural olarak hayır; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu aydınlatmanın sözlü veya yazılı yapılabileceğini kabul eder. Ancak 1219 sayılı Kanun m.70 büyük ameliyelerde muvafakatin yazılı olmasını arar; muvafakat kimlik doğrulaması sağlayan yöntemlerle elektronik ortamda da alınabilir.
Tıbbi kusur yoksa onam eksikliği tek başına tazminat doğurur mu?
Evet. Aydınlatma yükümlülüğü ihlal edilmişse müdahale hukuka aykırı sayılır; kusursuz bile olsa gerçekleşen komplikasyondan hekim ve hastane sorumlu olabilir. Maddi tazminat için aydınlatılmayan risk ile zarar arasında illiyet aranır; manevi tazminat ise çoğunlukla gündeme gelir.
Acil durumda onam alınmazsa hekim sorumlu olur mu?
Hayati tehlike bulunan ve bilinci kapalı hastada ya da organ veya fonksiyon kaybı tehlikesinde onam aranmaz. Müdahale sonrası durum kayda geçirilir ve yakın veya temsilci bilgilendirilir. Planlı veya randevulu müdahale bu istisnaya girmez.
Küçük hastada onamı kim verir?
Velisi veya vasisi. Anlatılanları anlayabileceği ölçüde çocuk da dinlenir ve sürece katılır. Kanuni temsilci tıbben gerekli müdahaleye rıza vermezse müdahale için mahkeme kararı gerekir (TMK m.346 ve m.487).
Aydınlatma yapıldığını kim ispat etmek zorundadır?
Hekim veya hastane. Hukuk Genel Kurulu, TMK m.24’teki rıza bulunmadığı karinesine dayanarak ispat yükünün hekimde olduğunu kabul eder; hekim bu yükü sözlü bilgi, kayıtlar, tanık ve belgelerle yerine getirebilir.
Ameliyat sırasında ek işlem yapılırsa yeni onam gerekir mi?
Kural olarak evet. Genişletme ancak yapılmadığı takdirde organ veya fonksiyon kaybına yol açacak gerçek bir tıbbi zaruret hâlinde onamsız yapılabilir (Yönetmelik m.31). Kolaylık gerekçesi bu istisnaya girmez.
Onamsız müdahale nedeniyle hangi mahkemede dava açılır?
Özel hastane, serbest hekim, özel klinik veya güzellik salonuna karşı Tüketici Mahkemesinde (arabuluculuk dava şartıdır; parasal sınırın altında hakem heyeti); yalnızca sigorta şirketine karşı Asliye Ticaret Mahkemesinde; kamu hastanesinde idareye başvurulup idare mahkemesinde tam yargı davası açılır.
Maddi ve manevi tazminat birlikte istenebilir mi?
Evet. Yargıtay, onamsız müdahalenin hukuka aykırılığı nedeniyle maddi tazminata da hükmedilebileceğini kabul etmiştir. Kamu hastanesinde hizmet kusuru yoksa Danıştay çoğunlukla yalnızca manevi tazminata hükmeder.
Ceza davasında beraat, onam nedeniyle açılacak tazminat davasını engeller mi?
Hayır. TBK m.74 uyarınca hukuk hâkimi, ceza hâkiminin beraat kararıyla bağlı değildir; yalnızca mahkûmiyet kararında kesinleşen maddi olgu tespitleri hukuk hâkimini bağlar.
Sonuç
Aydınlatılmış onam, tıbbi müdahalenin hukuka uygunluk şartıdır ve imzalı bir kâğıttan çok daha fazlasını ister: hastaya özgü, anlaşılır, zamanında verilmiş bilgi ve buna dayanan serbest rıza. Yargıtay uygulamasında ispat yükü hekimdedir; hekim bu yükü sözlü bilgilendirme kayıtları, protokol defteri, tanık ve işleme özgü formlarla taşıyabilir. Onam yoksa kusursuz bir müdahalede de gerçekleşen komplikasyondan sorumluluk doğabilir; kamu hastanelerinde ise bu ihlal çoğunlukla manevi tazminatla karşılanır. Çok işlemli ameliyatlarda her işlem için ayrı onam aranması, acil istisnasının dar yorumlanması ve küçük hastada temsilcinin aydınlatılması, dosyanın seyrini belirleyen noktalardır. Konu hakkında ayrıntılı bilgi ve hukuki destek için İstanbul tazminat avukatı hizmetlerimizden yararlanabilirsiniz.
Bu makale, Sarıoğlu & Sefer Hukuk Bürosu adına Av. Fatih SEFER tarafından hazırlanmıştır.
Sarıoğlu & Sefer Hukuk ve Danışmanlık Bürosu
Osmaniye Mah., İsmail Erez Bulvarı No: 9/2, 34146 Bakırköy/İstanbul