Sağlık Turizminde Malpraktis: Yabancı Hastaların Hakları

Sağlık turizminde malpraktis, tedavi amacıyla yurt dışından Türkiye’ye gelen hastanın, Türkiye’deki hekim, hastane veya aracı kuruluşun kusuru nedeniyle uğradığı zararın Türk hukukuna göre tazmin edilmesini konu alan uyuşmazlıktır. Bu dosyaları sıradan bir hatalı tedavi davasından ayıran şey tıbbi içerik değil, usul ve belge düzenidir: hasta ameliyattan sonra ülkesine döner, kayıtlar yabancı dilde kalır, sözleşmeye bir aracı şirket de karışır ve ilk soru “hangi mahkeme, hangi hukuk” olur. Bu makalede 2025 tarihli sağlık turizmi yönetmeliğinin yabancı hastaya sağladığı güvenceler, davalıların kimler olduğu, görevli ve yetkili mahkeme, uygulanacak hukuk, yabancı davacının teminat yükümlülüğü, aydınlatma, tazminat kalemleri, zamanaşımı ve ülkesine dönen hastanın delil stratejisi ele alınmaktadır. Tüm malpraktis türlerine ilişkin genel çerçeve için malpraktis tazminat davası rehberimize bakabilirsiniz.

1. Sağlık turizminde yabancı hastayı hangi kurallar korur?

26 Nisan 2025 tarihli ve 32882 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Uluslararası Sağlık Turizmi ve Turistin Sağlığı Hakkında Yönetmelik, 2017 tarihli yönetmeliği yürürlükten kaldırmıştır (m.17). Yönetmelik, yurt dışından sağlık hizmeti almak amacıyla gelenleri ve bu kişilere hizmet sunan kamu, üniversite ve özel sağlık kuruluşları ile aracı kuruluşları kapsar (m.2). Savaş ve afet nedeniyle getirilen hastalar, geçici koruma altındakiler, uluslararası koruma statüsündekiler, öğrenci ikamet izni sahipleri gibi gruplar kapsam dışındadır; ancak bu kişiler ücret ödemeyi taahhüt ederek sağlık turizmi hizmeti alabilir.

Hasta açısından önemli yükümlülükler şunlardır:

  • Yetki belgesi (m.5): Sağlık tesisi belgesini Bakanlıktan, aracı kuruluş belgesini USHAŞ’tan alır. Belge devredilemez. Belgesi olmayan kuruluşun sağlık turizmi faaliyeti yürütmesi mümkün değildir.
  • Sağlık turizmi birimi (m.7): Tesis, kabul, kayıt, teşhis, tedavi, faturalandırma, taburculuk ve tercümanlık işlerini yürüten bir birim kurar; birimde en az bir personelin yabancı dil bildiğini belgelemesi gerekir. Her hasta için bir sorumlu personel belirlenir ve portala kaydedilir.
  • Belge hakkı (m.12): Hasta istediğinde ilaç ve sarf malzeme listesi, laboratuvar sonuçları, radyolojik görüntüler ve dışarıdan alınan ilaçların reçeteleri ücretsiz verilir. Aracı kuruluş, konaklama, transfer, tercümanlık ve danışmanlık ücretlerinin ayrıntılı dökümünü vermek zorundadır.
  • Şikâyet yönetimi (m.6/4): Tesis ve aracı kuruluş, sağlık turizmi alanındaki şikâyetleri değerlendirerek düzeltici ve önleyici faaliyet yürütür.
  • Denetim ve yaptırım (m.15-16): Aykırılık hâlinde yetki belgesi askıya alınabilir veya iptal edilebilir.

Bir noktayı baştan netleştirmek gerekir: Yönetmelik bir idari düzenlemedir ve hastanın tazminat hakkının kaynağı değildir. Tazminat talebi Borçlar Kanunu’na, tüketici mevzuatına ve ilgili sözleşmeye dayanır. Yönetmelik hükümleri ise tesisin ve aracı kuruluşun hangi standartta hizmet vermesi gerektiğini gösterdiği için kusur ve organizasyon değerlendirmesinde dayanak olarak kullanılır. Turistin sağlığı kapsamında ani gelişen hastalıklar ve acil durumlarda tüm kuruluşlar hizmet verebilir; ancak acil durumun ardından devam niteliğindeki hizmetler yetki belgesi bulunmayan tesiste sunulamaz (m.10/1). Yetkisiz bir klinikte yapılan planlı işlem bu nedenle başlı başına bir ihlal tespitidir.

2. Kime karşı dava açılır: hekim, hastane mi, aracı kuruluş mu?

Sağlık turizmi dosyalarında davalıyı doğru seçmek, sonucu belirleyen ilk karardır. Özel hastanede ameliyat olan hasta hastaneye kabul sözleşmesiyle hastaneye, serbest çalışan hekimle ise ayrıca vekâlet veya eser sözleşmesiyle hekime bağlanır. Hastane, işi yürüten hekimin ve yardımcı personelin fiillerinden Türk Borçlar Kanunu’nun 116. maddesi ve adam çalıştıran sıfatıyla 66. maddesi uyarınca sorumlu olabilir. Hekimin hastanenin kadrolu çalışanı mı yoksa anlaşmalı serbest hekim mi olduğu, ödemenin kime yapıldığı ve faturanın kim adına kesildiği bu ayrımın belgeleridir.

Aracı kuruluş bakımından Yönetmelik açık bir kural koyar: sağlık tesisi ve aracı kuruluş, sunulan hizmetin türüne bağlı olarak sorumludur (m.6/3). Buradaki ölçüt “hizmetin türü”dür. Aracı şirket karşılama, transfer ve konaklamayı üstlenmişse bu hizmetlerdeki eksiklikten, tıbbi sözleşmenin tarafı olmuşsa veya hekimi seçip bedeli tahsil etmişse daha geniş biçimde sorumluluk tartışılır. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi’nin 15.10.2025 tarihli kararında (E. 2024/2732, K. 2025/3451) onanan dosya bunu somutlaştırır: hasta boy uzatma ameliyatı için aracı şirket sahibiyle görüşmüş, 55.785 Euro ödemiş ve ameliyat bir üniversite hastanesinin şubesinde yapılmıştı. Ameliyattan sonra vidaların kırıldığını ileri sürüp hekimle birlikte aracı şirket sahibine de dava açtı. İlk derece mahkemesi hekim hakkında kusur bulmadı; aracı şirket sahibi bakımından ise yalnızca doktor ile hasta arasında aracılık yaptığı gerekçesiyle husumet yokluğu nedeniyle davayı reddetti. İstinaf başvurusu reddedildi, Yargıtay maddi tazminat yönünden kararı onadı. Dersi şudur: aracının sözleşmedeki rolü yazılı belgelerle ortaya konmazsa husumet itirazı sonuç doğurur.

Sağlık turizmi formlarında sık görülen “kurum hiçbir sorumluluk kabul etmez” kaydı hukuken sınırlıdır. Türk Borçlar Kanunu’nun 115. maddesi uyarınca borçlunun ağır kusurundan sorumlu olmayacağına ilişkin önceden yapılan anlaşma kesin olarak hükümsüzdür. Aynı maddenin üçüncü fıkrası, uzmanlık gerektiren ve ancak izinle yürütülebilen hizmetlerde hafif kusur bakımından da sorumsuzluk anlaşmasını geçersiz sayar:

TBK m.115/3: “Uzmanlığı gerektiren bir hizmet, meslek veya sanat, ancak kanun ya da yetkili makamlar tarafından verilen izinle yürütülebiliyorsa, borçlunun hafif kusurundan sorumlu olmayacağına ilişkin önceden yapılan anlaşma kesin olarak hükümsüzdür.”

Madde 116/3’te yardımcı kişilerin fiillerinden doğan sorumluluk bakımından aynı yönde bir sınırlama vardır. Yani hastanın imzaladığı yabancı dildeki “waiver” metni, hekimin veya kurumun kusurlu işlemini aklamaz. Kamu hastanesinde tedavi gören yabancı hasta ise özel hukuk sözleşmesine değil idarenin hizmet kusuruna dayanır; bu davada idare mahkemesinde tam yargı davası açılır ve hekime husumet yöneltilemez. Ayrıntısı için kamu hastanesinde malpraktis ve tam yargı davası yazımıza bakılabilir. Hekimin kendi mesleki sorumluluk sigortası bakımından ise hekimin mesleki sorumluluk sigortasına karşı dava konusu ayrıca incelenmelidir.

3. Komplikasyon sigortası ve Danıştay süreci: güncel durum

Yönetmeliğin 6. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi, sağlık turizmi kapsamında ameliyathane ortamında yapılacak cerrahi ve girişimsel işlemler için sağlık tesisince komplikasyon sigortası yaptırılmasını zorunlu kılmıştır. Mevcut tesislere bu yükümlülük için 31 Aralık 2025’e kadar süre tanınmıştır (geçici m.1/2). Düzenleme yargıya taşınmış ve süreç iki aşamada ilerlemiştir.

Danıştay 10. Dairesi 25 Aralık 2025 tarihinde sigorta zorunluluğunu içeren bendin yürütmesini oy çokluğuyla durdurmuştur. Bakanlığın itirazı üzerine Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu 21 Mayıs 2026’da, sigorta zorunluluğu ve tanınan geçiş süresine ilişkin yürütmeyi durdurma kararını kaldırmıştır. Aynı kararla Yönetmeliğin 6. maddesinin üçüncü fıkrasındaki “komplikasyon ve” ibaresine ilişkin yürütmeyi durdurma kararı devam ettirilmiştir. Yürütmeyi durdurma geçici bir tedbirdir; iptal davasının esası sonuçlanmamıştır. Dosya açmadan önce bu başlığın güncel durumu mutlaka teyit edilmelidir.

Bu gelişmelerin hasta açısından üç sonucu vardır:

  • Tesis, kendi poliçesinin bulunup bulunmadığını ve olay tarihini kapsayıp kapsamadığını ibraz etmelidir. Poliçe genellikle revizyon ve ek tedavi giderlerine odaklanır ve hastanın tazminat hakkının yerine geçmez.
  • Poliçeden alınan ödeme, aynı zarar kalemi için istenecek tazminat hesabında dikkate alınır; bu nedenle hangi ödemenin hangi kalem için yapıldığı kayıt altına alınmalıdır.
  • “Komplikasyondan tesis ve aracı kuruluş sorumludur” biçimindeki otomatik sorumluluk iddiası Yönetmelik metninden kurulamaz. Komplikasyonun varlığı tek başına tazminat doğurmaz; kusurun, komplikasyon yönetimindeki hatanın veya aydınlatma eksikliğinin ayrıca ortaya konması gerekir. Danıştay 10. Dairesi’nin 04.02.2025 tarihli kararında (E. 2021/3629, K. 2025/452) da komplikasyonun tek başına sorumluluk doğurmadığı, ancak komplikasyon sonrası yönetim sürecinin hizmet kusurunun tespitinde önem taşıdığı vurgulanmıştır.

Komplikasyon ile malpraktis arasındaki sınır için komplikasyon ve malpraktis farkı başlıklı yazımızdaki ölçütler bu dosyalarda da aynen geçerlidir.

4. Hangi mahkeme görevli ve yetkilidir?

Görev bakımından kural, yabancı hasta için de değişmez. Tüketici tanımında uyruk ölçütü yoktur; tüketici, ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden gerçek veya tüzel kişidir (6502 sayılı Kanun m.3/1-k). Özel hastane, serbest hekim, özel klinik ve güzellik salonu işletmesine karşı açılan davalarda 6502 sayılı Kanun’un 3/1-l ve 73/1 maddeleri uyarınca Tüketici Mahkemesi görevlidir:

6502 sayılı Kanun m.73/1: “Tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğabilecek uyuşmazlıklara ilişkin davalarda tüketici mahkemeleri görevlidir.”

MuhatapHukuki ilişkiGörevli yargı yeri
Özel hastane, serbest hekim, özel klinik, güzellik salonuVekâlet veya eser sözleşmesi, tüketici işlemiTüketici Mahkemesi; dava şartı arabuluculuk (m.73/A), parasal sınırın altında hakem heyeti
Aracı kuruluş (sözleşmenin tarafıysa)Danışmanlık, organizasyon, konaklama ve transfer hizmetiTüketici Mahkemesi
Kamu hastanesiİdarenin hizmet kusuruİdare mahkemesinde tam yargı davası; hekime husumet yöneltilemez
Yalnızca sigorta şirketiSigorta sözleşmesi, doğrudan dava hakkıAsliye Ticaret Mahkemesi

Yetki bakımından Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisini iç hukukun yer itibarıyla yetki kuralları belirler (MÖHUK m.40). Bu durumda dava, davalının yerleşim yerinde (HMK m.6), sözleşmenin ifa edileceği yerde (HMK m.10) veya haksız fiilin işlendiği yerde (HMK m.16) açılabilir. Hizmet Türkiye’de verildiği için pratikte hastanenin veya kliniğin bulunduğu yer mahkemesi ilk seçenektir. 6502 sayılı Kanun’un 73/5. maddesindeki tüketicinin yerleşim yeri mahkemesi seçeneği ise ek bir yetki kuralıdır; Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, 09.03.2026 tarihli kararında (E. 2025/14446, K. 2026/4313) bu kuralın genel ve özel yetki kurallarının yanında bir ek yetki olduğunu ve davacının seçimlik hakka sahip olduğunu belirtmiştir. Yerleşim yeri Türkiye’de bulunmayan hasta bakımından bu seçenek bir mahkeme göstermediği için, uygulamada hastanenin bulunduğu yer mahkemesi kullanılır.

Dosya özel hastaneye ilişkinse işleyiş ayrıca özel hastaneye dava nasıl açılır başlığında adım adım anlatılmıştır.

5. Hangi ülkenin hukuku uygulanır?

Yabancı hastanın en sık sorduğu soru budur: “Ben Almanya’da (veya başka bir ülkede) yaşıyorum, kendi ülkemin hukuku uygulanmaz mı?” Cevap, MÖHUK’un sözleşme hükümlerinde saklıdır. Tüketici sözleşmesine ilişkin 26. madde, tüketiciyi mutad meskeni hukukuyla korur; ancak dördüncü fıkra bu korumanın dışında kalan sözleşmeleri sayar:

MÖHUK m.26/4: “Bu madde, paket turlar hariç, taşıma sözleşmeleri ve tüketiciye hizmetin onun mutad meskeninin bulunduğu ülkeden başka bir ülkede sağlanması zorunlu olan sözleşmelere uygulanmaz.”

Ameliyat veya diş tedavisi hastanın bulunduğu yerde değil, hizmetin verildiği tesiste yapılabildiği için, bu hizmet türü kanunun lafzı itibarıyla 26. maddenin koruyucu rejiminin dışında kalır. Bu hâlde 24. madde devreye girer: taraflar açıkça veya sözleşmeden tereddütsüz anlaşılabilecek biçimde bir hukuk seçmişse o hukuk, seçmemişse sözleşmeyle en sıkı ilişkili hukuk uygulanır. Karakteristik edim borçlusu hekim veya hastane olduğundan, onun mutad meskeni veya işyeri hukuku, yani somut olayda Türk hukuku esas alınır (m.24/4). İncelediğimiz yabancı hasta dosyalarının tamamında uyuşmazlık Türk hukukuna göre, vekâlet veya eser sözleşmesi kuralları ve tüketici mevzuatı çerçevesinde çözülmüştür.

Haksız fiil iddiası bakımından kural, haksız fiilin işlendiği ülke hukukudur (m.34/1). Fiil ile zarar farklı ülkelerde gerçekleşmişse zararın meydana geldiği ülke hukuku uygulanır (m.34/2); haksız fiilden doğan ilişki başka bir ülke ile daha sıkı ilişkiliyse o ülke hukuku esas alınır (m.34/3). Komplikasyon hastanın ülkesinde ortaya çıkmış ve tedavi orada yapılmışsa bu hükümler tartışma yaratabilir; ancak müdahalenin Türkiye’de yapıldığı ve taraflar arasında Türkiye’de kurulan bir sözleşme bulunduğu dosyalarda bağlantı Türk hukukuna işaret eder. Aynı maddenin dördüncü fıkrası, haksız fiile veya sigorta sözleşmesine uygulanan hukuk imkân veriyorsa zarar görenin talebini doğrudan sorumlunun sigortacısına karşı ileri sürebileceğini düzenler.

Sözleşmedeki “başka bir ülkenin hukuku uygulanır” veya “uyuşmazlıkta şu ülke mahkemeleri yetkilidir” kayıtları ilk incelenecek hükümlerdir. Yabancılık unsuru taşıyan borç ilişkilerinde yazılı yabancı mahkeme yetki anlaşması geçerli olabilir (MÖHUK m.47/1). Buna karşılık, Türk hukukunun emredici hükümleri ve kamu düzeni, sorumsuzluk kaydı gibi hastayı yok sayan düzenlemelerin sonuç doğurmasını engeller.

6. Yabancı davacı teminat yatırır mı, kendi ülkesinde dava açabilir mi?

Yabancı hastanın karşılaşacağı usulî engellerin başında teminat gelir. MÖHUK’un 48. maddesi, yabancı davacıyı yargılama giderleri ve karşı tarafın zararı için teminata zorlayan, ancak karşılıklılık hâlinde muafiyet tanıyan bir sistem kurar:

MÖHUK m.48/1: “Türk mahkemesinde dava açan, davaya katılan veya icra takibinde bulunan yabancı gerçek ve tüzel kişiler, yargılama ve takip giderleriyle karşı tarafın zarar ve ziyanını karşılamak üzere mahkemenin belirleyeceği teminatı göstermek zorundadır.”

MÖHUK m.48/2: “Mahkeme, dava açanı, davaya katılanı veya icra takibi yapanı karşılıklılık esasına göre teminattan muaf tutar.”

Bu kural malpraktise özgü değildir; Yargıtay’ın genel yaklaşımı sağlık davalarına da aynen yansır. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, 02.06.2025 tarihli kararında (E. 2022/7408, K. 2025/8981) ölçütün davacının yabancılığı olduğunu, davalının uyruğunun önem taşımadığını ve hâkimin verdiği kesin süre içinde teminat gösterilmezse davanın HMK 114/1-ğ uyarınca dava şartı eksikliğinden reddedileceğini belirtmiştir. Öte yandan Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, 30.09.2024 tarihli kararında (E. 2023/2316, K. 2024/3044), Katar vatandaşı davacı bakımından Adalet Bakanlığı yazısıyla fiili karşılıklılık saptanmışken teminat istenmesini ve bu nedenle davanın reddini doğru bulmamıştır. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 07.05.2025 tarihli kararı (E. 2022/12980, K. 2025/7302) da karşılıklılığın re’sen araştırılması gerektiğini, 1954 tarihli Hukuk Usulüne Dair Lahey Sözleşmesi’nin 17. maddesi uyarınca sözleşmeye taraf devletlerin vatandaşlarından yabancı olmaları nedeniyle teminat istenemeyeceğini vurgular. Alman vatandaşı hastanın açtığı bir diş tedavisi davasında davalıların cevap dilekçesinde teminat savunması ileri sürülmüş (Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2022/747, K. 2023/1785, T. 11.05.2023), yargılama esastan sürmüş ve dava kısmen kabul edilmiştir. Pratik sonuç: dava dilekçesinde hastanın uyruğuna göre karşılıklılık ve muafiyet gerekçesi baştan yazılmalı, adli yardım koşulları varsa HMK 85’teki teminat istenemeyen haller de değerlendirilmelidir.

Hastanın kendi ülkesinde dava açması hukuken düşünülebilir; ancak bu yolun Türk hastaneye karşı sonuç vermesi ayrıca Türkiye’de tenfiz kararına bağlıdır. Yabancı mahkeme ilâmının Türkiye’de icra edilebilmesi için yetkili Türk mahkemesinden tenfiz kararı alınması gerekir (MÖHUK m.50). Tenfiz için karşılıklılık, ilâmın Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda ve gerçek ilişki bulunan devlet mahkemesince verilmiş olması, kamu düzenine açıkça aykırı olmaması ve davalının usulüne uygun çağrılmış olması aranır (m.54). Davalı hastane ve hekimin malvarlığı Türkiye’de olduğundan, çoğu dosyada doğrudan Türk mahkemesinde dava açmak hem daha kısa hem daha az risklidir.

7. Yabancı hastaya aydınlatma hangi dilde yapılmalıdır?

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 17.01.2024 tarihli kararında (E. 2023/2156, K. 2024/214) Hekim Etiği Yönetmeliği’nin 26. maddesine dayanarak aydınlatmanın hastanın kültürel, toplumsal ve ruhsal durumuna uygun yapılmasını, bilgilerin hasta tarafından anlaşılabilecek biçimde verilmesini aradığını ve hastanın olası risk ve komplikasyonlar konusunda somut biçimde aydınlatıldığının davalılarca ispatlanamadığını belirtmiştir. Bu ilkeyi yabancı hastaya uyarladığımızda sonuç açıktır: hastanın anlamadığı dilde imzalatılmış bir form, anlaşılabilir aydınlatmayı kanıtlamaz. İspat yükü hekimdedir; matbu ve içeriği boş bir form da yeterli sayılmaz. Nitekim Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 24.09.2025 tarihli kararında (E. 2025/525, K. 2025/4290) davacının imzasını taşımayan, tanı, ameliyat ve komplikasyonlar hakkında bilgi içermeyen matbu onam formunu yetersiz bulmuştur.

Bununla birlikte “Türkçe bilmiyordum” itirazı tek başına sonuç getirmez. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 01.10.2025 tarihli kararında (E. 2025/885, K. 2025/4483) hasta, 3.500 Euro’yu elden ödedikten sonra tüp mide ameliyatı olmuş, ameliyat sonrası kaçak gelişmiş, hasta taburcu edildikten sonra başka bir hastanede tedavi edilmişti. Hasta Türkçe düzenlenen tedavi ret tutanağını anlamadığını ileri sürdü; ilk derece mahkemesi ise davacının belgenin sonuçlarını anlayabildiğini ve başka hastanede tedaviye devam etmek için ayrıldığını açıkça ifade ettiğini tespit etti. Adli Tıp Kurumu ve üniversite heyetlerinin raporlarında kusur bulunmaması üzerine dava reddedildi ve karar Yargıtay’ca onandı. Bu dosyadan çıkan ders, aydınlatma iddiasının tıbbi kusur iddiasıyla birlikte, belgelere ve bilirkişi raporlarına dayanarak kurulması gerektiğidir.

Aydınlatma eksikliği, komplikasyon gerçekleşse bile ayrı bir sorumluluk nedeni olabilir. Onamın geçerlilik şartları, genel form ile işleme özgü form ayrımı ve ispat yükü için aydınlatılmış onam ve onamsız tıbbi müdahalede tazminat yazımızdaki ölçütler geçerlidir. Pratikte hasta lehine değerlendirilen kayıtlar şunlardır: hastanın anladığı dilde veya iki dilli düzenlenmiş form, tercümanın adı ve imzası, komplikasyonların işleme özgü biçimde sayılması, ameliyattan önce makul düşünme süresi ve görüşmeye ilişkin yazışmalar.

8. Hangi zarar kalemleri istenebilir?

Maddi tazminat kalemleri olağan malpraktis davalarıyla aynıdır: tedavi ve revizyon giderleri, iş gücü kaybı, bakıcı gideri ve kazanç kaybı. Sağlık turizmine özgü olarak ödenen işlem bedeli, ek konaklama ve ulaşım masrafları ile yeniden Türkiye’ye gelmek zorunda kalınmasından doğan giderler de talep edilebilir; bunların ispatı bilet, otel ve ödeme belgeleriyle yapılır. Yukarıda anlatılan Alman hastanın diş tedavisi davasında hasta, uçak biletinin yanması nedeniyle 360 Euro ve fazladan kalınan günlerin konaklama ve kazanç kaybını da talep etmişti. Mahkeme bilirkişi hesabına göre 41.417,84 TL maddi ve 5.000 TL manevi tazminata hükmetti; hesapta davacının ödemeleri ile yeniden tedavi ve iyileştirme bedeli esas alındı, Euro karşılıklarının dönüşümünde rapor tarihi yerine dava veya tedavi tarihindeki kur dikkate alınmıştı. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, 11.05.2023 tarihli kararıyla (E. 2022/747, K. 2023/1785) bu kararı onadı. Dava tarihinin 23.12.2013, karar tarihinin 2023 olması, bu dosyaların süresi bakımından da gerçekçi bir fikir verir.

Aynı dosya eser sözleşmesi hükümlerinin önemini de gösterir. Estetik nitelikli işlemlerde eser sözleşmesi kuralları uygulanır; ilk karardan sonra Yargıtay bozma kararında mahkemenin davacının hangi seçimlik hakkı kullandığını belirlemeden maddi tazminata hükmetmesini doğru bulmamıştır. Seçimlik haklar Türk Borçlar Kanunu’nun 475. maddesi ile 6502 sayılı Kanun’un 15. maddesinde birlikte düzenlenir ve seçimlik hak kullanmak tazminat istemeye engel değildir:

TBK m.475/son: “İşsahibinin genel hükümlere göre tazminat isteme hakkı saklıdır.”

Tazminatın hesabında 7589 sayılı Kanun’un (12. Yargı Paketi, RG 31.07.2026) getirdiği değişiklikleri bilmek gerekir. HMK 107 yürürlükten kaldırılmıştır; bu nedenle belirsiz alacak davası önerilmez, talep kısmi dava olarak açılır. HMK 109/4 uyarınca talep, tahkikat sonuna kadar bir defaya mahsus artırılabilir ve artırılan kısım için zamanaşımı dava tarihinde kesilmiş sayılır. Kaldırılmadan önce açılmış davalar kendi hükümlerine göre devam eder. Artırılan kısımda faizin başlangıcı henüz netleşmemiştir. Türk Borçlar Kanunu’nun 55. maddesine eklenen fıkralara göre kazancın bilindiği dönem bakımından olay tarihinden, bilinmeyen dönem bakımından karar tarihinden itibaren faiz işler; tahkikattan önce yapılan ödemeler oransal olarak mahsup edilir. Sürekli iş göremezlik hesabında yaşam tablosu olarak TRH-2010 esas alınır. Hesap yöntemi için malpraktiste tazminat hesaplama yazımıza bakabilirsiniz.

Manevi tazminat bakımından kişinin duyduğu elem ve ızdırap, kusurun ağırlığı ve tarafların durumu esas alınır. Yabancı hastanın yurt dışında çalışması hâlinde kazanç kaybı için ülkesindeki gelir belgeleri, vergi kayıtları ve işveren yazısı mahkemeye sunulmalı, belgeler yeminli tercümeyle Türkçeye çevrilmelidir.

9. Zamanaşımı ve dava şartı arabuluculuk

Süreler hukuki ilişkinin niteliğine göre değişir:

  • Vekâlet sözleşmesinde 5 yıl (TBK m.147/5).
  • Eser sözleşmesinde 5 yıl (TBK m.147/6); hekimin ağır kusuru varsa 10 yıl (TBK m.146). Eser sözleşmesi için 147/5 uygulanmaz.
  • Haksız fiilde zararı ve sorumluyu öğrenmeden itibaren 2, her hâlde fiilden itibaren 10 yıl (TBK m.72); fiil suç oluşturuyorsa daha uzun ceza zamanaşımı uygulanır.
  • Estetik işlemlerde ayrıca 6502 sayılı Kanun’un 16. maddesi uyarınca hizmetin ifasından itibaren 2 yıl; ayıp ağır kusur veya hileyle gizlenmişse bu süre uygulanmaz.
  • Kamu hastanesinde İYUK m.13: öğrenmeden itibaren 1 yıl, her hâlde olaydan itibaren 5 yıl içinde idareye başvuru; ret veya 30 gün içinde cevap verilmemesi üzerine 60 gün içinde dava.

Yargıtay, sözleşmesel taleplerde de süreyi olay gününden değil zararın öğrenildiği tarihten başlatır. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 22.02.2023 tarihli kararında (E. 2023/396, K. 2023/194) hasta 11.08.2009’da katarakt ameliyatı olmuş, dava 23.07.2010’da kısmi dava olarak açılmış, ıslah 06.04.2018’de yapılmıştı. Daire, hastanın meslekte kazanma gücü kaybına ilişkin kesin raporu 24.02.2016’da öğrendiğini ve vekâlet sözleşmesindeki beş yıllık sürenin ıslah tarihinde dolmadığını kabul etti. Bütün sürelerin karşılaştırması için malpraktis davasında zamanaşımı yazımıza bakılabilir.

Tüketici Mahkemesinde görülecek davalarda dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır:

6502 sayılı Kanun m.73/A-1: “Tüketici mahkemelerinde görülen uyuşmazlıklarda dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır.”

Tüketici hakem heyetinin görevine giren uyuşmazlıklarda arabuluculuk şartı aranmaz. 2026 yılı için hakem heyeti parasal sınırı 186.000 TL’dir; bu tutarın altındaki uyuşmazlıklarda hakem heyetine başvuru zorunludur ve başvuru, tüketicinin yerleşim yerindeki veya tüketici işleminin yapıldığı yerdeki heyete yapılabilir (6502 m.68). Yabancı hasta bakımından “işlemin yapıldığı yer” kullanışlı seçenektir. Arabuluculuk sürecinin başlamasından sona ermesine kadar geçen süre zamanaşımı ve hak düşürücü sürelerin hesabında dikkate alınmaz (6325 sayılı Kanun m.16/2); arabulucuya başvuru, süreyi kaçırma riski taşıyan dosyalarda bu yönüyle de önem taşır. Tüketicinin ödemesi gereken arabuluculuk ücreti ise Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanır (6502 m.73/A-3).

10. Ülkenize döndükten sonra ne yapmalısınız?

Bu dosyaların kendine özgü sorunu, sorunun çoğu zaman hasta döndükten sonra ortaya çıkmasıdır. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi’nin yukarıda anlatılan dosyasında ilk derece mahkemesi, hastanın ameliyattan sonra yurt dışına gitmesi nedeniyle hekimin takibinden çıktığını ve komplikasyonu yönetme imkânının kalmadığını gerekçeye almıştır. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 16.01.2024 tarihli kararında (E. 2023/2192, K. 2024/195) ise yurt dışında yaşayan hastanın uçak yolculukları komplikasyonun nedenleri arasında savunulmuş, bilirkişi raporlarında doktora kusur izafe edilemeyeceği belirtildiği için dava reddedilmiş ve karar onanmıştır. Savunma tarafının bu iki argümanına karşı hasta açısından yapılacaklar şunlardır:

  • Şikâyeti hemen ve yazılı bildirin. Belirtileri, fotoğrafları ve kuruluşa yapılan başvuruyu tarihleriyle saklayın; kontrole gelme veya yerel hekime yönlendirme talebine verilen cevabı belgeleyin.
  • Tıbbi dosyayı tam isteyin. Ameliyat notu, anestezi kaydı, onam formları, taburculuk epikrizi, patoloji ve radyoloji görüntüleri, implant veya malzeme kartı ile hasta dosyasının tamamı talep edilmelidir. Yönetmelik m.12 uyarınca bazı belgeler ücretsiz verilir. Delil toplama yolları için tıbbi kayıtlara erişim ve delil tespiti yazımıza bakılabilir.
  • Ödemeyi belgeleyin. Nakit ve Euro ödemelerde makbuz, banka dekontu veya mesajlaşma kaydı bulunmazsa ödenen bedelin ispatı güçleşir. Bedelin iadesi talebi bu belgelere dayanır.
  • Vaatleri saklayın. Reklam, WhatsApp ve e-posta yazışmaları, aracı kuruluşla yapılan paket sözleşmesi ve internet sitesindeki unvan ile yetki belgesi uyumu, sonuç taahhüdü ve aracının rolü bakımından delildir.
  • Yurt dışında alınan raporu bilirkişiye karşı tek başına güvenmeyin. Yurt dışındaki hekimden alınan rapor Adli Tıp Kurumu ve üniversite raporlarıyla çeliştiğinde bilirkişi heyeti raporu belirleyici olabilir. Raporlar yeminli tercümeyle sunulmalı, belgeler gerekiyorsa apostil veya konsolosluk onayı ile Türkiye’de kullanılabilir hâle getirilmelidir.
  • İhtar çekin. Noter ihtarı, temerrüt tarihini belirler. Yargıtay’ın onadığı Alman hasta dosyasında yasal faiz, ihtarın davalıya tebliğinden sonraki tarihten itibaren yürütülmüştür.
  • İdari yola ayrıca başvurun. Denetim ve yaptırım Bakanlık ve USHAŞ yetkisindedir (Yönetmelik m.15-16); başvuru kanalları için doktor hakkında şikâyet yazımıza bakılabilir. Ceza boyutu için doktorların cezai sorumluluğu ve taksirle yaralama suçu ve cezası yazılarında yer alan ölçütler bu dosyalarda da geçerlidir.

Yurt dışından gelen hastaların en sık başvurduğu işlemlerde dosya yapısı, ilgili tür makalelerimizdeki ölçütlerle örtüşür: hatalı saç ekimi, burun estetiği, liposuction ve karın germe, diş estetiği ve implant ile tüp mide ameliyatı uyuşmazlıkları. Bilirkişi ve Adli Tıp Kurumu süreci için malpraktis davasında bilirkişi raporu ve ATK süreci yazımız yol göstericidir.

Sıkça Sorulan Sorular

Yabancı uyruklu hasta Türkiye’de doktor hatası nedeniyle dava açabilir mi?

Evet. Türkiye’de yapılan tıbbi müdahaleden doğan zarar için hasta, uyruğuna bakılmaksızın hekime, özel hastaneye veya sözleşmenin tarafı olan aracı kuruluşa karşı dava açabilir; kamu hastanesinde ise idare mahkemesinde tam yargı davası açılır.

Sağlık turizminde hangi mahkeme görevlidir?

Özel hastane, serbest hekim, özel klinik ve güzellik salonu işletmesine karşı açılan davalarda Tüketici Mahkemesi görevlidir (6502 sayılı Kanun m.3/1-l ve m.73/1). Kamu hastanesinde idare mahkemesi, yalnızca sigorta şirketine karşı açılan davada Asliye Ticaret Mahkemesi görevlidir.

Ülkemin hukuku mu yoksa Türk hukuku mu uygulanır?

MÖHUK m.26/4 uyarınca hizmetin hastanın mutad meskeni dışında verilmesi zorunlu olan sözleşmelerde tüketici koruması hükmü uygulanmaz; taraflar hukuk seçmemişse sözleşmeyle en sıkı ilişkili hukuk, yani karakteristik edim borçlusunun hukuku olan Türk hukuku esas alınır (m.24/4).

Yabancı hasta dava açarken teminat yatırmak zorunda mı?

MÖHUK m.48/1 uyarınca yabancı davacıdan teminat istenir; ancak karşılıklılık hâlinde mahkeme davacıyı teminattan muaf tutar (m.48/2). Hâkimin verdiği kesin süre içinde teminat gösterilmezse dava şartı eksikliğinden red kararı verilir.

Komplikasyon sigortası zorunlu mu?

Yönetmelik m.6/1-c ameliyathane ortamındaki cerrahi ve girişimsel işlemler için sigorta yaptırmayı zorunlu kılmıştır. Danıştay 10. Dairesi’nin yürütmeyi durdurma kararı İdari Dava Daireleri Kurulu’nun 21 Mayıs 2026 tarihli kararıyla kaldırılmıştır; iptal davası ise devam etmektedir.

Komplikasyon sigortası tazminat hakkımı ortadan kaldırır mı?

Hayır. Poliçe genellikle revizyon ve ek tedavi giderlerine ilişkindir ve tazminat davası hakkının yerine geçmez; ancak poliçeden alınan ödeme aynı zarar kalemi için istenecek tazminat hesabında dikkate alınır.

Aracı kuruluş da sorumlu tutulabilir mi?

Yönetmelik m.6/3 uyarınca tesis ve aracı kuruluş sunulan hizmetin türüne bağlı olarak sorumludur. Aracı yalnızca karşılama ve transfer yapmışsa tıbbi zarardan husumet yokluğu itirazıyla kurtulabilir; tıbbi sözleşmenin tarafı olmuşsa sorumluluğu tartışılır.

“Sorumluluk kabul etmiyorum” formu imzaladım, dava hakkım kalkar mı?

Hayır. TBK m.115 uyarınca ağır kusurdan sorumsuzluk anlaşması kesin olarak hükümsüzdür; uzmanlık gerektiren ve izinle yürütülen hizmetlerde hafif kusur bakımından da önceden yapılan sorumsuzluk anlaşması geçersizdir.

Türkçe onam formunu anlamadan imzaladım, geçerli mi?

Aydınlatma hastanın anlayabileceği biçimde yapılmalı ve ispat yükü hekimdedir. Anlamadığınız dilde imzalatılan form aydınlatmanın ispatı için yeterli sayılmayabilir; ancak aydınlatma iddiası tıbbi kusur iddiasıyla birlikte belgelerle desteklenmelidir.

Zamanaşımı ne kadardır?

Vekâlet ve eser sözleşmesinde 5 yıl (TBK m.147/5-6), haksız fiilde 2 ve 10 yıl (TBK m.72), estetik işlemlerde ayrıca hizmetin ifasından itibaren 2 yıl (6502 m.16) uygulanır; kamu hastanesinde İYUK m.13 süreleri geçerlidir.

Davayı ülkemde açabilir miyim?

Kendi ülkenizde dava açmanız mümkün olabilir; ancak karar Türkiye’de icra edilecekse tenfiz kararı gerekir (MÖHUK m.50 ve m.54). Davalının malvarlığı Türkiye’de bulunduğundan çoğu dosyada Türk mahkemesinde dava açmak daha doğrudan bir yoldur.

Ülkeme döndüm, dava için Türkiye’ye gelmem gerekir mi?

Dava avukat aracılığıyla yürütülebilir ve arabuluculuk da vekil eliyle yapılabilir; ancak bilirkişi veya Adli Tıp Kurumu muayenesi gerektiğinde hastanın Türkiye’de hazır bulunması istenebilir. Yurt dışında düzenlenen vekâletname ve belgelerin Türkiye’de geçerli olması için apostil veya konsolosluk onayı gerekir.

Sonuç

Sağlık turizminde malpraktis dosyasının kaderi, tıbbi kusurun yanında usul seçimlerinde verilir: doğru davalının belirlenmesi, Tüketici Mahkemesi ve arabuluculuk şartının doğru işletilmesi, yabancı davacı teminatına ve karşılıklılık gerekçesine hazırlıklı olunması, Türk hukukunun uygulanacağının sözleşme ve MÖHUK çerçevesinde gösterilmesi ve hasta ülkesine dönmeden önce delillerin toplanması. 2025 tarihli yönetmelik kuruluşlara yetki belgesi, sağlık turizmi birimi ve şikâyet yönetimi yükümlülükleri getirmiş, ancak tazminat hakkını Borçlar Kanunu ve tüketici mevzuatı belirlemeye devam etmektedir. Komplikasyon sigortası ve “komplikasyon ve” ibaresi üzerindeki dava sürdüğü için bu alandaki güncel durum her dosyada ayrıca kontrol edilmelidir. Konu hakkında ayrıntılı bilgi ve hukuki destek için İstanbul tazminat avukatı hizmetlerimizden yararlanabilirsiniz.

Bu makale, Sarıoğlu & Sefer Hukuk Bürosu adına Av. Fatih SEFER tarafından hazırlanmıştır.

Sarıoğlu & Sefer Hukuk ve Danışmanlık Bürosu
Osmaniye Mah., İsmail Erez Bulvarı No: 9/2, 34146 Bakırköy/İstanbul