Kamu Hastanesinde Malpraktis ve Tam Yargı Davası

Kamu hastanesinde malpraktis, devlet hastanesi, devlet üniversitesi hastanesi veya şehir hastanesi gibi kamu sağlık kuruluşunda verilen tıbbi hizmet sırasında yapılan hatalı uygulamadan doğan zararın, ilgili idareye karşı idare mahkemesinde açılan tam yargı davasıyla tazmin edilmesidir. Özel hastane ve serbest hekim uyuşmazlıklarından farklı olarak bu davada hasta ile hekim arasında özel hukuk sözleşmesi aranmaz; dava hekime değil idareye yöneltilir, dava açmadan önce idareye yazılı başvuru yapılması zorunludur ve sorumluluk idare hukukunun hizmet kusuru ölçütüne göre belirlenir. Bu makalede kamu hastanesi kavramı, görevli mahkeme, hizmet kusuru ve kusursuz sorumluluk, hekime husumet yasağı, İYUK m.13 başvuru ve süreleri, aydınlatılmış onam, tazminat kalemleri ve faiz, kanun yolları ile idarenin rücu hakkı Danıştay içtihadı ışığında ele alınmaktadır. Tüm malpraktis türlerine ilişkin genel çerçeve için malpraktis tazminat davası rehberimize bakabilirsiniz.

1. Kamu Hastanesi Sayılan Kurumlar ve Davalı İdare

Kamu hastanesi kavramı, tıbbi hizmetin bir kamu tüzel kişisi tarafından kamu hizmeti olarak sunulduğu kurumları kapsar. Sağlık Bakanlığına bağlı devlet hastaneleri, eğitim ve araştırma hastaneleri, ruh ve sinir hastalıkları hastaneleri ve devlet üniversitelerinin tıp fakültesi hastaneleri bu gruptadır. Şehir hastaneleri de Sağlık Bakanlığı bünyesinde kamu hizmeti sunan kurumlar olduğundan, tıbbi müdahaleye ilişkin hizmet kusuru iddiaları kural olarak Bakanlığa karşı ileri sürülür.

Davalı idare, hizmeti yürüten kamu tüzel kişisidir. Bakanlık hastanelerinde Sağlık Bakanlığı, devlet üniversitesi hastanelerinde ilgili üniversite rektörlüğü davalı olur. Danıştay 10. Daire, E.2019/7686, K.2023/212, T.19.01.2023 sayılı kararında, Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumunun kaldırılarak Kamu Hastaneleri Genel Müdürlüğü adıyla Sağlık Bakanlığının hizmet birimi olarak teşkilatlandırıldığını belirtmiş ve dosyayı Sağlık Bakanlığı husumetiyle ele almıştır. Dava açılırken hasım gösterilecek idarenin doğru belirlenmesi bu nedenle önemlidir.

Hizmeti veren kurumDava türüMahkemeDavalı
Devlet, eğitim ve araştırma, şehir hastanesiTam yargı davasıİdare mahkemesiSağlık Bakanlığı
Devlet üniversitesi hastanesiTam yargı davasıİdare mahkemesiÜniversite rektörlüğü
Özel hastane, serbest hekim, özel klinikTüketici davasıTüketici mahkemesiHastane ve hekim
Yalnızca sigorta şirketine karşı davaSigorta alacağıAsliye ticaret mahkemesiSigorta şirketi

Özel hastane ve serbest hekim uyuşmazlıklarında 6502 sayılı Kanun m.3/1-l ve m.73/1 uyarınca tüketici mahkemesi görevlidir. Uygulamaya dönük ayrıntılar için özel hastaneye dava açma rehberimize bakabilirsiniz.

Vakıf üniversitesi hastaneleri ayrı bir değerlendirme gerektirir. Uyuşmazlık Mahkemesinin kararları bu konuda aynı yönde değildir. Uyuşmazlık Mahkemesi, E.2023/667, K.2024/191, T.06.05.2024 sayılı kararında vakıf üniversitesi hastanesini kamu hastanesi niteliğinde görerek maddi tazminat taleplerinin idari yargıda çözümlenmesi gerektiğini belirtmiştir. Buna karşılık E.2022/118, K.2022/663, T.28.11.2022 ve E.2024/45, K.2024/385, T.07.10.2024 sayılı kararlarda hasta ile vakıf üniversitesi hastanesi arasındaki ilişki özel hukuk ilişkisi sayılmış ve adli yargı görevli bulunmuştur. Vakıf üniversitesi hastanesinde yaşanan bir olayda dava açmadan önce güncel görev içtihadının kontrol edilmesi gerekir.

2. Görevli Mahkeme ve Hukuki Dayanak

Kamu hastanesinde hizmet kusuruna dayanan tazminat talepleri idari yargının görev alanındadır. Dayanak, Anayasa m.125 son fıkrada yer alan idarenin tazmin yükümlülüğüdür:

Anayasa m.125/son: “İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür.”

Bu yükümlülüğün dava yolu ise İYUK m.2/1-b’de tam yargı davası olarak düzenlenmiştir:

İYUK m.2/1-b: “İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları,”

Genel yetki kuralı İYUK m.32’de düzenlenmiştir. Buna göre özel bir yetki kuralı bulunmadığı sürece yetkili idare mahkemesi, dava konusu idari işlemi veya eylemi yapan idari merciin bulunduğu yerdeki mahkemedir; yetki kamu düzenindendir. Yargılama idare mahkemesinde başlar, istinaf incelemesini bölge idare mahkemesi, temyiz incelemesini Danıştay yapar.

3. Hizmet Kusuru, Komplikasyon ve Kusursuz Sorumluluk

Danıştay, sağlık hizmetinde idarenin sorumluluğunun asli dayanağını hizmet kusuru olarak kabul eder. Hizmet kusuru, hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hâllerinde ortaya çıkan nesnel bir aksaklıktır; hekim kişisinin özel hukuktaki kusuruyla birebir örtüşmez. Danıştay 10. Daire, E.2021/2215, K.2025/1070, T.20.02.2025 sayılı kararında, tedavi sürecinin bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiğini, doğru tanı, tıbben uygun müdahale ve ameliyat sonrası sürecin standartlara uygun yönetimini birlikte aradığını ortaya koymuştur. Aynı yaklaşım Danıştay 10. Daire, E.2022/3124, K.2025/3660, T.10.09.2025 sayılı kararında da yer almaktadır.

Aynı karar komplikasyonu, tıbbi girişim sırasında meydana gelen öngörülmeyen veya öngörülse bile önlenemeyen istenmeyen sonuç olarak tanımlamakta ve gerekli dikkat gösterilmişse komplikasyondan tazminat sorumluluğu doğmayacağını belirtmektedir. Ancak komplikasyonun kendisi değil, komplikasyon gerçekleştikten sonra yapılan yönetim hizmet kusuru yaratabilir. Danıştay 10. Daire, E.2022/1306, K.2025/3931, T.22.09.2025 sayılı kararındaki olay bunun somut örneğidir. Yüksekten düşme sonucu dirsek kırığıyla Manisa Devlet Hastanesine başvuran çocuğa ameliyat yapılmış, ameliyat sonrasında gelişen kompartman sendromu geç fark edilmiş ve davacı sağ kolunu ve elini kullanamaz hâle gelerek yüzde 46 oranında malul kalmıştır. Adli Tıp Kurumu 7. İhtisas Kurulu ameliyatın endikasyon ve tekniğini uygun bulmuş, kompartman sendromunu bir komplikasyon olarak nitelemiş, ancak tanıdaki gecikme nedeniyle komplikasyon yönetiminin uygun olmadığını belirtmiştir. İdare mahkemesi idareyi tam kusurlu saymış, bölge idare mahkemesi istinaf başvurularını reddetmiş, Danıştay manevi tazminat bölümünü onamıştır. Geç tanı konularına ilişkin genel ilkeler için yanlış ve geç teşhis tazminat davası makalemize bakabilirsiniz; hatalı tıbbi uygulama ile komplikasyon arasındaki sınır ise komplikasyon ve malpraktis farkı yazımızda ele alınmıştır.

Kusursuz sorumluluk, kamu hastanelerinde istisnai bir yoldur ve Danıştay 10. Daire uygulamasında dar yorumlanmaktadır. Daire, E.2022/4847, K.2023/1518, T.28.03.2023 sayılı kararında sağlık hizmetinin bünyesinde risk barındırması ve idarenin tazmin yükümlülüğünün hizmet kusuru ile sınırlı olması nedeniyle kusursuz sorumluluk ilkesinin uygulanmasını mümkün görmemiştir. Danıştay 10. Daire, E.2019/8808, K.2023/2424, T.08.05.2023 sayılı kararında ise bölge idare mahkemesi, Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesinde çene kemiği kırığı nedeniyle yapılan ameliyat sonrasında yemek yemede ve konuşmada sorun yaşayan hasta lehine kusursuz sorumluluğa dayanarak 20.000 TL manevi tazminata hükmetmiştir. Danıştay bu gerekçeyi hukuka uygun bulmamış; ancak tıbbi evrakta hastanın kulak önü kesisini kabul etmediği iddiasının ispat edilememesini aydınlatma bakımından belirsizlik saymış ve manevi tazminatı sonuç itibarıyla onamıştır.

Kapatılan Danıştay Onbeşinci Dairesi döneminde de görüş ayrılıkları vardı. Danıştay 15. Daire, E.2013/13008, K.2018/3265, T.03.04.2018 sayılı dosyada tetkik hâkimi, enjeksiyon nöropatisinde idarenin kusursuz olsa dahi tazminle yükümlü olması gerektiği yönünde düşünce bildirmiştir. Daire ise maddi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmı bozma nedeni bulmamıştır. Bu karar, kusursuz sorumluluğun kamu hastanelerinde genel kural olmadığını göstermesi bakımından önemlidir.

4. Hekime Dava Açılamaz: Anayasa m.129/5

Kamu hastanesinde görevli hekim, hemşire veya diğer sağlık personeline karşı hizmet kusuruna dayalı tazminat davası açılamaz. Anayasa m.129/5 bunu açıkça düzenler:

Anayasa m.129/5: “Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve kanunun gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak, ancak idare aleyhine açılabilir.”

657 sayılı Devlet Memurları Kanunu m.13/1 de aynı sonuca ulaşır; kişiler kamu hukukuna tabi görevlerle ilgili zararlardan dolayı görevi yerine getiren personel aleyhine değil, ilgili kurum aleyhine dava açar. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin E.2023/10448, K.2025/13212, T.29.09.2025 sayılı kararındaki olayda hasta, devlet hastanesinde hekimin talimatıyla hemşirenin yaptığı enjeksiyon sonrasında bacağının sakatlandığını ileri sürerek hekime karşı tazminat davası açmıştır. İlk derece mahkemesi davayı pasif husumet yokluğundan reddetmiş, bölge adliye mahkemesi istinaf başvurusunu reddetmiş, Yargıtay da hekime kişisel kusur isnat edilmesine ilişkin temyiz itirazlarını yerinde görmeyerek kararı onamıştır.

Hekime yanlış yerde dava açılması hak kaybı yaratabilir. Danıştay 10. Daire, E.2022/1306, K.2025/3931 sayılı kararındaki hasta, ceza kovuşturmasının zamanaşımıyla düşmesinin ardından adli yargıda doktor aleyhine tazminat davası açmış; Asliye Hukuk Mahkemesi davayı husumet yokluğundan reddetmiş ve bu karar 20.01.2016 tarihinde kesinleşmiştir. Hasta ancak bundan sonra 14.03.2016 tarihinde idareye başvurabilmiştir. Bu örnekte idari yargıda yürütülen dava sonuçlanmış olsa da, benzer dosyalarda süre aşımı savunmasıyla karşılaşılması muhtemeldir.

Görevsiz yargı yerine dava açılması hâli İYUK m.9’da düzenlenmiştir. Adli yargıya açılıp görev yönünden reddedilen davalarda, kararın kesinleşmesini izleyen günden itibaren otuz gün içinde idari yargıda dava açılabilir ve görevsiz yargı merciine başvuru tarihi idari yargıya başvuru tarihi sayılır. İYUK m.13/2 uyarınca bu hâlde idareye başvuru şartı da aranmaz. Doktora açılan davanın husumet yokluğundan reddi ise görev yönünden ret kararıyla her zaman aynı sonucu doğurmayabilir; bu nedenle başlangıçtan itibaren idareye karşı idare mahkemesinde ilerlemek güvenli yoldur.

İdare mahkemesi, davalı idare aleyhine hüküm kurarken idarenin ileride rücu edebileceği kişilerin menfaatini de gözetmelidir. Danıştay 10. Daire, E.2019/8742, K.2022/3919, T.19.09.2022 sayılı kararda Sincan Devlet Hastanesinde 13.04.2011 tarihinde yapılan histerektomi ameliyatında karın içine bez unutulmuş, hastaya 14.10.2011 tarihinde ikinci ameliyat yapılmıştır. İdare mahkemesi maddi tazminat talebini reddetmiş, manevi tazminat olarak 50.000 TL’ye hükmetmiştir. Danıştay, rücu ilişkisi doğabilecek hekimlere davanın re’sen ihbar edilmediğini belirterek kabule ilişkin kısmı bozmuştur. Yabancı cisim olaylarının tüm yönleri için ameliyatta yabancı cisim unutulması tazminat davası makalesine bakabilirsiniz.

5. İYUK m.13: Önce İdareye Başvuru ve Süreler

Kamu hastanesine karşı tam yargı davası, doğrudan açılamaz; önce idareye yazılı başvuru yapılması dava şartıdır. İYUK m.13/1 hem başvuru sürelerini hem de başvuru sonrasındaki dava açma sürecini belirler:

İYUK m.13/1: “İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında otuz gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir.”

Dava açma süresi, İYUK m.7/1 gereği idare mahkemelerinde altmış gündür:

İYUK m.7/1: “Dava açma süresi, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştayda ve idare mahkemelerinde altmış ve vergi mahkemelerinde otuz gündür.”

Bu sistemin özeti şudur: zararı öğrenmeden itibaren bir yıl içinde ve her hâlde olaydan itibaren beş yıl içinde idareye başvurulur; idare başvuruyu reddederse tebliğden itibaren, otuz gün içinde cevap vermezse bu sürenin bitiminden itibaren altmış gün içinde dava açılır. İYUK m.13’te cevap süresi 8 Temmuz 2021 tarihli ve 7331 sayılı Kanunun 3. maddesiyle altmış günden otuz güne indirilmiştir. Eski tarihli Danıştay kararlarında altmış günlük cevap süresinin anılması bu değişiklikten kaynaklanır.

Uygulamada en çok tartışılan konu, bir yıllık sürenin hangi tarihte başladığıdır. Danıştay, zararın ve zarar ile idari eylem arasındaki illiyet bağının kesin olarak ortaya çıktığı tarihi esas alır. Danıştay 10. Daire, E.2019/7686, K.2023/212, T.19.01.2023 sayılı kararındaki olayda, Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesinde 27.10.2013 tarihinde yapılan doğumda bebek ağır zihinsel ve bedensel engelli kalmış; Üsküdar Devlet Hastanesinin 13.08.2015 tarihli raporunda yüzde 90 engel tespit edilmiş, aile 11.01.2017 tarihinde idareye başvurmuş, idare mahkemesi ve bölge idare mahkemesi davayı süre aşımından reddetmiştir. Danıştay, zararın kesin ve tam olarak yüzde 98 engeli gösteren 18.08.2017 tarihli sağlık kurulu raporuyla ortaya çıktığını, bu tarihten önce yapılan başvurunun süresinde olduğunu belirterek bölge idare mahkemesi kararını bozmuştur. Doğum kaynaklı dosyalar için hatalı doğum ve sezaryen tazminat davası makalesine de göz atabilirsiniz.

Aynı sorun tersi yönde de karşımıza çıkar. Danıştay 10. Daire, E.2019/5654, K.2022/5512, T.28.11.2022 sayılı kararındaki hasta, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesinde 22.03.2013 tarihinde yapılan dijital anjiyografi sonrasında bacağında hematom geliştiğini, 05.06.2013 tarihinde ameliyat edildiğini ve 16.09.2013 tarihinde taburcu edildiğini; idareye ise 20.08.2015 tarihinde başvurduğunu ileri sürmüştür. İdare mahkemesi Adli Tıp Kurumu raporuna dayanarak komplikasyon yönetiminin uygun olduğu gerekçesiyle davayı esastan reddetmiş, bölge idare mahkemesi istinafı reddetmiştir. Danıştay ise tedavinin 16.09.2013 tarihinde sona erdiğini, bir yıllık süreyi sonradan başlatacak bir belge bulunmadığını belirterek davanın süre aşımından reddi gerektiği sonucuna varmış ve esas incelemesi yapılan karar nedeniyle bölge idare mahkemesi kararını bozmuştur.

Anayasa Mahkemesi de bu konuyu ele almıştır. Anayasa Mahkemesi, B.2014/17714, T.26.10.2017 kararında başvurucunun Tokat SSK Hastanesinde geçirdiği burun ameliyatı sonrasında estetik görünümün bozulduğunu, ameliyatın hemen akabinde bunu fark ettiğini ve 14.11.2006 tarihinde doktor aleyhine Asliye Hukuk Mahkemesinde manevi tazminat davası açtığını tespit etmiş; idari eylemin ve zararın bu tarihte öğrenildiğini kabul eden idare mahkemesinin yorumunu mahkemeye erişim hakkını ihlal etmeyen bir uygulama olarak değerlendirmiştir. Karar oybirliğiyle alınmış ve ihlal bulunmamıştır.

İdareye yapılacak başvuruda olay tarihi, hastane ve servis bilgisi, uygulanan işlemler, zararın niteliği ve talep edilen maddi ve manevi tazminat tutarları yazılı olmalıdır. Başvurunun idareye ulaştığını gösteren evrak saklanmalıdır; çünkü faiz başlangıcı ile süre kontrolü bu tarihe bağlıdır. Danıştay 10. Daire, E.2019/5654 sayılı dosyada idarenin hukuki uyuşmazlık değerlendirme komisyonunun toplandığı da görülmektedir; ancak idareyle yürütülen uzlaşma görüşmelerinin süre bakımından güvence oluşturduğu düşünülmemelidir. Süre dolmadan yazılı başvuru yapılması güvenli yoldur. Zamanaşımı ve hak düşürücü süre konularının tamamı için malpraktis davasında zamanaşımı makalesi hazırlanmıştır.

6. Aydınlatılmış Onam Eksikliği ve Manevi Tazminat

Kamu hastanelerinde hizmet kusuru bulunmasa bile aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmemesi idareyi sorumlu kılabilir. Danıştay 10. Daire, E.2021/2215, K.2025/1070, T.20.02.2025 sayılı kararındaki olayda hasta, Buca Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Devlet Hastanesinde 25.12.2017 tarihinde histerektomi ameliyatı olmuş, bu ameliyat için onam formu bulunmuştur. Ertesi gün yapılan apandisit ameliyatı için ise aydınlatılmış onam belgesi dosyada yer almamıştır. İdare mahkemesi hizmet kusuru bulunmadığı gerekçesiyle davayı reddetmiş, bölge idare mahkemesi istinaf başvurusunu reddetmiştir. Danıştay, apandisit ameliyatının ilk ameliyatın devamı sayılacak rutin işlemlerden olmadığını, bu nedenle ayrı onam gerektiğini belirterek manevi tazminat reddine ilişkin kısmı bozmuş, maddi tazminat reddini onamıştır. Karar, çok işlemli tedavilerde her müdahale için ayrı onam alınması gerektiğini göstermektedir.

Danıştay 10. Daire, E.2022/898, K.2023/1620, T.29.03.2023 sayılı kararındaki olayda, ishal şikayetiyle Şişli Hamidiye Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesine başvuran küçük çocuğa 03.02.2016 tarihinde serum takılmış, ertesi günler elinde nekroz ve sinir hasarı gelişmiştir. Adli Tıp Kurumu bunu her türlü dikkat ve özene rağmen gelişebilecek bir komplikasyon olarak değerlendirmiş, maddi tazminat talebi reddedilmiştir. Bölge idare mahkemesi, serum öncesinde riskler anlatılıp yazılı onam alınmadığı için anne ve baba lehine toplam 40.000 TL manevi tazminata hükmetmiş, çocuğun kendisi için ise onam formunun alınamayacağı gerekçesiyle ret kararı vermiştir. Danıştay, çocuğun da objektif etkiye göre manevi zararı bulunduğunu kabul ederek ret kısmını bozmuştur.

Aydınlatılmış onam alınıp alınmadığının araştırılması da bozma nedeni olabilir. Danıştay 10. Daire, E.2019/9052, K.2023/8135, T.12.12.2023 sayılı kararda hizmet kusuru bulunmadığı yönündeki değerlendirmeyi doğru bulmuş, ancak 29.05.2014 tarihli ilk ameliyat öncesinde yazılı ve imzalı aydınlatılmış onam alınıp alınmadığı araştırılmadığı için kararı bozmuştur. Danıştay 10. Daire, E.2020/6324, K.2022/6219, T.20.12.2022 sayılı kararda anılan 2018 tarihli Onbeşinci Daire bozma ilamı da aynı yöndedir: enjeksiyon sonrası siyatik sinir hasarında maddi tazminat koşulları oluşmasa bile, risklerin anlatılıp yazılı onamın alınmaması manevi tazminat bakımından değerlendirilmelidir. Onamın geçerlilik şartları, genel form ile işleme özgü form ayrımı ve ispat yükü için aydınlatılmış onam ve onamsız tıbbi müdahalede tazminat makalemize bakabilirsiniz.

7. Delil, Adli Tıp Raporu ve Bilirkişi İncelemesi

İdare mahkemeleri, tıbbi müdahalenin tıp kurallarına uygun olup olmadığını genellikle Adli Tıp Kurumu ihtisas kurulu veya üniversitelerin adli tıp anabilim dallarından alınan raporlarla belirler. Danıştay 10. Daire, E.2022/445, K.2025/2475, T.08.05.2025 sayılı kararda Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulu ve 3. Üst Kurul raporları esas alınmıştır; Danıştay 10. Daire, E.2021/5322, K.2025/1517, T.11.03.2025 sayılı kararda ise Hacettepe Üniversitesi Adli Tıp Anabilim Dalı raporu dikkate alınmıştır.

Rapor mahkemeyi mutlak biçimde bağlamaz. E.2021/5322 sayılı dosyada 11 gün Ankara Gölbaşı Hasvak Devlet Hastanesinde, ardından Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde izlenen yaşlı hasta, 21.02.2016 tarihinde menenjit ve ensefalopati nedeniyle hayatını kaybetmiştir. Üniversite raporu tedavide ihmal ve kusur bulunmadığını belirtmiş olsa da idare mahkemesi manevi tazminata hükmetmiş, bölge idare mahkemesi bu kararı kaldırarak davayı reddetmiş, Danıştay ise tedavide gerekli özenin gösterilmediği yönündeki şüphelerin giderilememesini de gözeterek bölge idare mahkemesi kararını bozmuştur. İdare mahkemesinin hükmettiği 35.000 TL manevi tazminat, aleyhe bozma yasağı nedeniyle üst sınır olarak kalmıştır. Geç tanı niteliğindeki bu olay için yanlış ve geç teşhis makalemizde ayrıntılı değerlendirme bulabilirsiniz.

Raporlardaki eksikliklerin giderilmesi, çelişkili raporlar karşısında uygulanacak yol, rapora itiraz usulü ve ATK Genel Kurulu süreci malpraktis davasında bilirkişi raporu ve ATK süreci makalesinde anlatılmaktadır. Tıbbi kayıtların temini ve delil tespiti için ayrıca tıbbi kayıtlara erişim ve delil tespiti rehberine bakılabilir.

8. Tazminat Kalemleri, Miktar Artırımı ve Faiz

Kamu hastanesine karşı açılan davada maddi tazminat olarak tedavi giderleri, bakıcı gideri, geçici ve sürekli iş göremezlik zararı; manevi tazminat olarak da yaşanan elem ve ızdırap talep edilebilir. Hesaplama yöntemi ve ayrıntıları malpraktiste tazminat hesaplama makalesinde ele alınmıştır. Burada idari yargıya özgü iki nokta öne çıkar.

Birincisi, manevi tazminat için maddi tazminattaki gibi doğrudan illiyet bağı aranmamasıdır. Danıştay 10. Daire, E.2021/5322, K.2025/1517 sayılı kararda manevi tazminata hükmedilebilmesi için sunulan sağlık hizmeti sırasında oluşan eksiklik ve aksaklıkların yeterli olduğunu belirtmiştir. İkincisi, maddi tazminat hesabında olayın zarar sınırlarının gözetilmesidir. E.2022/1306 sayılı kararda olay tarihinde yedi yaşında olan ve gelir getiren işte çalışmayan davacı için geçici iş göremezlik tazminatı hesaplanmış; Danıştay, davacının kazanç kaybı bulunmadığı için bu kalem bakımından hesap bilirkişisi raporunu hükme esas alınamaz görmüş ve ilgili kısmı bozmuştur.

Aşağıdaki tablo, Danıştay 10. Daire kararlarında hükmedilen veya bozmaya konu olan tutarlardan örnekler vermektedir. Her dosya kendi özelliklerine göre değerlendirilmiş olup tutarlar benzer dosyalar için bağlayıcı değildir.

KararOlaySonuç
E.2022/1306, K.2025/3931, T.22.09.2025Çocukta dirsek ameliyatı sonrası geç fark edilen kompartman sendromu; yüzde 46 maluliyet683.466,52 TL maddi; 50.000 TL (çocuk) ile 25.000 TL’şer (anne ve baba) manevi; manevi tazminat onandı, geçici iş göremezlik ve artırılan miktarın faizi bozuldu
E.2020/5299, K.2021/3856, T.06.07.202131.12.2007 tarihli ameliyat sonrası sinir zedelenmesi; yüzde 66 meslekte kazanma gücü kaybı493.900,82 TL maddi, 30.000 TL manevi; oy çokluğuyla onandı
E.2019/8742, K.2022/3919, T.19.09.2022Histerektomide bez unutulması; ikinci ameliyatMaddi talep reddedildi, 50.000 TL manevi; ihbar yapılmadığı için bozuldu
E.2021/5322, K.2025/1517, T.11.03.2025Yaşlı hastada menenjit tanısının gecikmesi iddiası; ölümToplam 35.000 TL manevi (15.000, 10.000, 10.000); ret kararı bozuldu
E.2019/8808, K.2023/2424, T.08.05.2023Çene kırığı ameliyatı sonrası yeme ve konuşma sorunu; aydınlatma belirsizliği20.000 TL manevi; farklı gerekçeyle onandı

Taleplerin dava sürecinde artırılması idari yargıda belirsiz alacak davası yoluyla değil, İYUK m.16/4 uyarınca yapılır. Hükmün ilgili cümlesi şöyledir:

İYUK m.16/4 (son cümle): “Ancak, tam yargı davalarında dava dilekçesinde belirtilen miktar, süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizin nihai karar verilinceye kadar, harcı ödenmek suretiyle bir defaya mahsus olmak üzere artırılabilir ve miktarın artırılmasına ilişkin dilekçe otuz gün içinde cevap verilmek üzere karşı tarafa tebliğ edilir.”

HMK’da 7589 sayılı Kanunla yapılan değişiklikler adli yargıdaki davaları ilgilendirir; kamu hastanesine karşı idari yargıda talebin artırılması bu İYUK hükmüne tabidir. Artırılan miktara hangi tarihten itibaren faiz işletileceği uzun süre tartışılmıştır. Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu, E.2021/5, K.2024/2, T.24.10.2024 sayılı ve 16.04.2025 tarih, 32872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan kararıyla, tam yargı davalarında dava dilekçesindeki miktara hangi tarihten itibaren faiz işletiliyorsa artırılan miktara da aynı tarihten itibaren faiz işletilmesi gerektiğine karar vermiştir. Danıştay 10. Daire de E.2022/1306, K.2025/3931 sayılı kararında bu birleştirme kararına atıf yaparak artırılan kısım için idareye başvuru tarihinden faiz yürütülmesi gerektiğini belirtmiş ve aksi yöndeki karar kısmını bozmuştur. Daha önceki içtihat bunun tersiydi; örneğin E.2020/5299 sayılı kararda artırılan kısım için artırım dilekçesinin idareye tebliğ tarihinden faiz yürütülmüş, bir üye karşı oy kullanmıştı.

Faiz başlangıcı, idareye başvuru tarihidir. Dava başlangıçta görevli olmayan adli yargıda açıldıysa, Danıştay içtihadında adli yargıda dava açıldığı tarih esas alınır; E.2022/1306 sayılı karar bu yaklaşımı aktarmaktadır.

9. Tek Hâkim, İstinaf ve Temyiz

2576 sayılı Kanun m.7/1-a, 7589 sayılı Kanunun 4. maddesiyle (RG 31.07.2026) değiştirilmiştir. Konusu 486.000 TL’yi aşmayan tam yargı davaları artık idare mahkemesinde tek hâkim tarafından çözümlenir:

2576 sayılı Kanun m.7/1-a: “Düzenleyici işlemlere karşı açılanlar hariç, aşağıda sayılan davalar idare mahkemesi hâkimlerinden biri tarafından çözümlenir: a) Konusu dört yüz seksen altı bin Türk Lirasını aşmayan; idari işlemlere karşı açılan iptal davaları ve tam yargı davaları.”

Bu sınırın yıllık yeniden değerleme oranıyla güncellendiği unutulmamalı; dava açmadan önce güncel tutar kontrol edilmelidir. Tek hâkimle bakılan davalarda sonuçlanan kararların kanun yolu, 7589 sayılı Kanunla değiştirilen İYUK m.45 ve m.46’ya göre belirlenir. İYUK m.46/2 uyarınca bölge idare mahkemesinin istinaf incelemesinde ilk derece kararını kaldırması üzerine yeniden verdiği kararlar temyiz edilebilir; ancak idare mahkemelerinde tek hâkimle görülen davalarda kaldırma sonrası verilen kararlara karşı temyiz yoluna başvurulamaz. İki karar arasındaki farkın parasal sınırı geçmediği hâllerde de temyiz kapalıdır. Parasal sınırlar yıllık yeniden değerleme ile güncellendiğinden, dava konusunun tutarı kanun yolu planlamasında dikkate alınmalıdır.

Bölge idare mahkemesi, keşif veya bilirkişi incelemesi yaptırılması gerekirken yaptırılmadan karar verilmişse dosyayı ilk derece mahkemesine gönderebilir; ancak İYUK m.45/5 uyarınca bu eksikliği kendisi giderip karar da verebilir. Malpraktis dosyaları rapor ve hesap incelemeleri içerdiğinden bu düzenleme uygulamada önemli olabilir.

10. İdarenin Rücu Hakkı ve Hekimin Durumu

Kamu hastanesinde tazminata mahkûm edilen idare, ödediği tutar için ilgili hekime rücu edebilir. Anayasa m.129/5 ve 657 sayılı Kanun m.13 bu hakkı saklı tutar. Ancak 12 Mayıs 2022 tarihli 7406 sayılı Kanunla 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanununa eklenen Ek m.18, kamu sağlık çalışanları bakımından rücu kararını Mesleki Sorumluluk Kurulunun yetkisine bırakmıştır:

3359 sayılı Kanun Ek m.18/2: “Kamu kurum ve kuruluşları ve Devlet üniversitelerinde görev yapan hekim ve diş hekimleri ile diğer sağlık meslek mensuplarının sağlık mesleğinin icrası kapsamında yaptıkları muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalar nedeniyle idare tarafından ödenen tazminattan dolayı ilgilisine rücu edilip edilmeyeceğine ve rücu miktarına, ilgilinin görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullanıp kullanmadığı ve kusur durumu gözetilerek Mesleki Sorumluluk Kurulu tarafından bir yıl içinde karar verilir.”

7496 sayılı Kanunla eklenen cümleye göre devlet üniversitelerinde görev yapanlar bakımından, Mesleki Sorumluluk Kurulu kararı ve varsa kesinleşmiş ceza mahkemesi kararı dikkate alınarak altı ay içinde nihai karar verilir. Aynı Kanunla eklenen fıkra uyarınca idare, kesinleşen mahkeme kararındaki tazminatı ödedikten sonra zorunlu mesleki mali sorumluluk sigortası bulunan kamu sağlık meslek mensuplarının yerine geçer ve ödenen tutar sağlık meslek mensubunun kusuru oranında ve sigorta teminatı dâhilinde sigorta şirketinden talep edilir.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, hekime karşı açılan rücu davalarında bu şartı uygulamıştır. E.2021/901, K.2022/12358, T.17.10.2022 sayılı dosyada Giresun Devlet Hastanesinde görevli ortopedi uzmanı, açık dirsek kırığı nedeniyle acil servise başvuran hastayı ameliyat etmiş, ameliyat sonrasında kolda kangren gelişmiş ve kol kesilmiştir. Ordu İdare Mahkemesi hastaya 80.000 TL maddi ve 5.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar vermiş, icra takibi sonucunda idare 212.137,97 TL ödemiş ve bu tutarı hekimden rücuen istemiştir. Yargıtay, davacıya Mesleki Sorumluluk Kuruluna başvurması için süre verilmesi, başvuru yapılmazsa davanın usulden reddi gerektiği gerekçesiyle kararı bozmuştur. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E.2023/6739, K.2023/10192, T.03.10.2023 sayılı kararda da, Sultanbeyli Devlet Hastanesinde hekim hakkında aynı yönde bozma kararı verilmiştir. Geçici m.13’ün bir cümlesi Anayasa Mahkemesinin 30.05.2024 tarihli, E.2023/29, K.2024/112 sayılı kararıyla iptal edilmiştir.

Hekim yönünden rücu süreci, hizmet kusuru ve kişisel kusur ayrımı ile sigorta teminatı çerçevesinde değerlendirilir. Bu konular hekimin rücuen tazminat sorumluluğu makalemizde hekim tarafına yönelik olarak işlenmektedir. Sigorta yönü için hekimin mesleki sorumluluk sigortasına karşı dava rehberine de bakılabilir.

11. Ceza Soruşturması ile İlişki

Tam yargı davası ile hekim hakkındaki ceza soruşturması birbirinden bağımsız yürür. 3359 sayılı Kanun Ek m.18/1 uyarınca kamu ve özel sağlık kuruluşlarında görev yapan hekimler hakkında tıbbi işlemlerden doğan soruşturmalarda 4483 sayılı Kanun hükümleri uygulanır ve soruşturma izni Mesleki Sorumluluk Kurulundan alınır. Bu süreç ve şikâyet yolları için doktor hakkında şikâyet nasıl yapılır makalesine bakabilirsiniz.

Ceza sonucu idari dava sonucunu zorunlu olarak belirlemez. Danıştay 10. Daire, E.2022/1306 sayılı dosyada doktor hakkındaki ceza kovuşturması zamanaşımı nedeniyle düşmüş olmasına rağmen, idari yargıda alınan Adli Tıp Kurumu raporuna göre komplikasyon yönetimi hizmet kusuru sayılmış ve tazminata hükmedilmiştir. Hekimin cezai sorumluluğu için doktorların cezai sorumluluğu, taksirle yaralama ve ölüme neden olma suçları için taksirle yaralama suçu ve cezası ile taksirle öldürme suçu ve cezası makalelerine başvurulabilir.

Sıkça Sorulan Sorular

Devlet hastanesinde doktor hatası davası nerede açılır?

İdare mahkemesinde, ilgili idareye karşı tam yargı davası olarak açılır. Davalı Sağlık Bakanlığı veya üniversite rektörlüğüdür.

Devlet hastanesindeki doktora doğrudan dava açılabilir mi?

Hayır. Anayasa m.129/5 ve 657 sayılı Kanun m.13 gereği kamu görevlilerinin hizmet kusurundan doğan zararlar için dava ancak idare aleyhine açılabilir. Doktora açılan dava husumet yokluğundan reddedilir.

Dava açmadan önce idareye başvurmak zorunlu mu?

Evet. İYUK m.13 uyarınca idareye yazılı başvuru yapılmadan tam yargı davası açılamaz.

İdareye başvuru süresi nedir?

Zararı öğrenmeden itibaren bir yıl, her hâlde olay tarihinden itibaren beş yıl içinde başvurulmalıdır.

İdare başvuruma cevap vermezse ne olur?

Otuz gün içinde cevap verilmezse bu sürenin bittiği tarihten itibaren, ret cevabı verilirse bu cevabın tebliğinden itibaren altmış gün içinde dava açılabilir.

Yanlışlıkla adli yargıda dava açtım, ne yapmalıyım?

Davanın görev yönünden reddi hâlinde, kararın kesinleşmesinden itibaren otuz gün içinde idare mahkemesinde dava açılabilir ve idareye başvuru şartı aranmaz. Doktora açılıp husumet yokluğundan reddedilen davalarda süre tartışması çıkabilir; ivedilikle avukata başvurulmalıdır.

Komplikasyon gelişmişse tazminat alınabilir mi?

Maddi tazminat için hizmet kusuru gerekir. Komplikasyon yönetimi hatalıysa veya aydınlatılmış onam alınmamışsa idare sorumlu tutulabilir; onam eksikliğinde Danıştay manevi tazminata hükmetmektedir.

Manevi tazminat için hizmet kusuru şart mı?

Danıştay, manevi tazminat için doğrudan illiyet bağını aramamakta; sağlık hizmeti sırasındaki eksiklik ve aksaklıkları yeterli görmektedir.

ATK raporu mahkemeyi bağlar mı?

Mutlak biçimde bağlamaz. Danıştay, rapor kusur bulunmadığını belirtse de olayın bütününe göre manevi tazminat verilmesini hukuka uygun bulabilmiştir.

Tek hâkimle görülen davalarda sınır nedir?

2576 sayılı Kanun m.7/1-a uyarınca konusu 486.000 TL’yi aşmayan tam yargı davaları tek hâkim tarafından çözümlenir. Parasal sınırlar yeniden değerleme ile güncellenir.

İdare ödediği tazminatı doktordan isteyebilir mi?

İdare rücu edebilir; ancak kamu sağlık çalışanları bakımından rücu edilip edilmeyeceğine ve miktarına Mesleki Sorumluluk Kurulu karar verir. Rücu davalarında Yargıtay, Kurula başvuru şartını aramaktadır.

Üniversite hastanesinde de aynı yol mu izlenir?

Devlet üniversitesi hastanelerinde evet; davalı üniversite rektörlüğüdür. Vakıf üniversitesi hastaneleri bakımından Uyuşmazlık Mahkemesi kararları farklıdır, güncel içtihat kontrol edilmelidir.

Sonuç

Kamu hastanesinde malpraktis nedeniyle uğranılan zarar, hekime değil idareye karşı idare mahkemesinde açılan tam yargı davasıyla tazmin edilir. Dava açılmadan önce İYUK m.13 uyarınca idareye süresi içinde yazılı başvuru yapılmalı, sürenin başlangıcı zararın kesin olarak öğrenildiği tarihe göre belirlenmelidir. Danıştay hizmet kusurunu, komplikasyon yönetimini ve aydınlatılmış onamı birlikte değerlendirmekte; maddi tazminatta illiyet bağı aramakta, manevi tazminatta ise sağlık hizmetindeki eksiklikleri yeterli görmektedir. Tek hâkim sınırı, kanun yolları ve idarenin rücu hakkı gibi usul konuları dosyanın stratejisini doğrudan etkilemektedir. Konu hakkında ayrıntılı bilgi ve hukuki destek için İstanbul tazminat avukatı hizmetlerimizden yararlanabilirsiniz.

Bu makale, Sarıoğlu & Sefer Hukuk Bürosu adına Av. Fatih SEFER tarafından hazırlanmıştır.

Sarıoğlu & Sefer Hukuk ve Danışmanlık Bürosu
Osmaniye Mah., İsmail Erez Bulvarı No: 9/2, 34146 Bakırköy/İstanbul