☎ 0507 551 87 38 WhatsApp: 0507 551 87 38

HMK m. 4 Sulh Hukuk Mahkemelerinin Görevi

HMK m. 4 Sulh Hukuk Mahkemelerinin Görevi

MADDE 4- (1) Sulh hukuk mahkemeleri, dava konusunun değer veya tutarına bakılmaksızın;
a) Kiralanan taşınmazların, 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununa göre ilamsız icra yoluyla tahliyesine ilişkin hükümler ayrık olmak üzere, kira ilişkisinden doğan alacak davaları da dâhil olmak üzere tüm uyuşmazlıkları konu alan davalar ile bu davalara karşı açılan davaları,
b) Taşınır ve taşınmaz mal veya hakkın paylaştırılmasına ve ortaklığın giderilmesine ilişkin davaları,
c) Taşınır ve taşınmaz mallarda, sadece zilyetliğin korunmasına yönelik olan davaları,
ç) Bu Kanun ile diğer kanunların, sulh hukuk mahkemesi veya sulh hukuk hâkimini görevlendirdiği davaları,
görürler.

6100 Sayılı HMK Tam Metin

Sulh Hukuk Mahkemelerinin Yargı Teşkilatındaki Yeri

Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) sistematiğinde mahkemelerin görevi, kamu düzenine ilişkin temel bir usul kuralıdır. Sulh hukuk mahkemeleri, yargı teşkilatı içerisinde belirli uyuşmazlık türlerinde uzmanlaşmış, erişimi daha kolay ve yargılamanın nispeten daha seri yürütüldüğü mahkemeler olarak konumlandırılmıştır. HMK’nın yürürlüğe girmesiyle birlikte Sulh Hukuk Mahkemeleri, özellikle kira ilişkisinden kaynaklanan davalara bakma hususunda “adeta ihtisas mahkemeleri gibi” bir nitelik kazanmıştır. Bu mahkemelerin görev alanı, dava konusunun değerinden bağımsız olarak, uyuşmazlığın hukuki niteliğine göre belirlenmiştir.

Maddenin Sistematik Konumu ve Getirilme Amacı

HMK m. 4, sulh hukuk mahkemelerinin görev alanını düzenleyen temel normdur. Bu düzenlemenin altında yatan temel amaç, yargılamanın hızlandırılması ve basitleştirilmesidir. Bazı uyuşmazlıkların çözülmesinde dava değerinin nazara alınmaksızın sulh hukuk mahkemesinin görevli kılınmasının altında yatan neden sulh hukuk mahkemesine başvurunun kolay oluşu, bu uyuşmazlıkların kısmen basit bir yargılamaya tâbi tutulmak istenmesidir. Kanun koyucu, bu madde ile davaların bir an önce sonuçlanmasını amaç edinmiştir.

Asliye Hukuk – Sulh Hukuk Görev Ayrımının Mantığı:6100 sayılı HMK ile birlikte, 1086 sayılı mülga HUMK dönemindeki “dava değeri”ne dayalı görev ayrımı terk edilmiştir. HMK m. 2 uyarınca malvarlığı haklarına ilişkin davalarda asıl görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesi iken, HMK m. 4 ile sayılan istisnai haller Sulh Hukuk Mahkemesine bırakılmıştır. Bu sistemde görev ayrımı, niceliksel (parasal değer) değil, niteliksel (konu) bir temele dayanmaktadır.

“Dava Konusunun Değer veya Tutarına Bakılmaksızın” İbaresinin Anlamı: HMK m. 4’ün en belirleyici unsuru, giriş cümlesindeki “dava konusunun değer veya tutarına bakılmaksızın” ibaresidir. Bu ibare, uyuşmazlık konusu milyonlarca liralık bir kira alacağı veya çok değerli bir taşınmazın ortaklığının giderilmesi olsa dahi, görevin değişmeyeceğini ifade eder. Eski kanun dönemindeki parasal sınıra dayalı görevsizlik kararları ve buna bağlı zaman kayıpları bu düzenleme ile ortadan kaldırılmıştır.

Yargıtay HGK (2019/17) kararında vurgulandığı üzere, taraflar arasında kira sözleşmesi olsa bile, talebin dayanağı sözleşme değil de haksız fiil (örneğin yapı malikinin sorumluluğu) ise görevli mahkeme Asliye Hukuk olabilir. Ancak sigorta rücu davalarında halefiyet ilkesi gereği, sigortalı ile zarar veren arasındaki temel ilişki kira ise görev Sulh Hukuk Mahkemesindedir (Yargıtay 4. HD, 2022/2087).

Kira İlişkisinden Doğan Davalarda Sulh Hukuk Mahkemesinin Görevi (m.4/1-a)

Kira Uyuşmazlıklarının Kapsamı: HMK m. 4/1-a bendi, kira hukukundan kaynaklanan uyuşmazlıkları en geniş şekilde sulh hukuk mahkemesinin görev alanına almıştır. Kira sözleşmesinin türü (konut, çatılı işyeri veya ürün kirası) görevli mahkemeyi değiştirmemektedir. HMK m.4/1-a uyarınca, kira ilişkisinden doğan alacak, tazminat, kiracılık sıfatının tespiti gibi tüm davalar Sulh Hukuk Mahkemesinde görülür (Yargıtay 6. HD, 2013/2568). Ancak Yargıtay 3. HD (2023/3649), “Yap-İşlet-Devret” veya “Üst Hakkı” gibi karma ve ticari nitelikli sözleşmelerin basit bir kira ilişkisi olarak değerlendirilemeyeceğini ve bu tür davaların Asliye Ticaret Mahkemesinde görülmesi gerektiğini belirtmiştir. Buna karşın, lojman tahsisi gibi durumlarda yakıt gideri borcu, kira ilişkisi yan gideri sayılarak Sulh Hukuk kapsamında değerlendirilmiştir (Yargıtay 20. HD, 2016/1092).

Kira Alacağı Davaları: Mülga kanun döneminde tartışmalı olan kira alacağı davaları, HMK ile açıkça sulh hukuk mahkemesinin görevine dahil edilmiştir. Alacağın miktarı ne olursa olsun görevli mahkeme değişmez. Kira bedelinin ödenmemesi, yan giderler veya kira sözleşmesi sona erdikten sonraki dönemlere ait kullanım bedelleri (ecrimisil/tazminat niteliğinde olsa dahi) kira alacağı kapsamında Sulh Hukuk Mahkemesinde görülür (Yargıtay 5. HD, 2024/4308). Alacağın temlik edilmesi durumunda dahi, temel ilişki kira olduğu için görev değişmez (Yargıtay 20. HD, 2015/4780).

Tahliye Davaları ve İİK’ya Göre İlamsız Tahliye İstisnası: Kira sözleşmesinin sona ermesi ve tahliye davalarında görevli mahkeme sulh hukuk mahkemesidir. Ancak kanun koyucu burada önemli bir istisna getirmiştir. İcra ve İflas Kanununa göre ilamsız icra yoluyla tahliyesine ilişkin hükümler ayrık olmak üzere tahliye davaları sulh hukukta görülür. Yani, İİK m. 269 ve devamı uyarınca icra mahkemesinde görülen tahliye prosedürleri saklı kalmak kaydıyla, genel mahkemelerdeki tahliye davalarının adresi sulh hukuk mahkemesidir.

Kira Sözleşmesine Dayalı Diğer Uyuşmazlıklar: Sadece tahliye ve alacak değil, kira bedelinin tespiti, uyarlanması, sözleşmenin feshi gibi davalar da bu kapsamdadır. Ayrıca kiraya verenin zapttan sorumluluğu gibi sözleşmeden kaynaklanan diğer tazminat talepleri de bu mahkemede görülür. Kira sözleşmesinden kaynaklanan hasar tazminatları (örneğin kiralanan depoda çıkan yangın sonucu oluşan zarar) Sulh Hukuk Mahkemesinin görevindedir (Bursa BAM 4. HD, 2022/960). Sigorta şirketlerinin, sigortalı kiracı veya malik adına ödeme yaptıktan sonra halefiyet yoluyla açtığı rücu davaları da, temel ilişki kira olduğu sürece bu kapsamdadır (Yargıtay 17. HD, 2015/2756; Yargıtay 17. HD, 2015/2759).

Bu Davalara Karşı Açılan Davalar (Menfi Tespit, İstirdat vb.): Kanun metninde geçen “bu davalara karşı açılan davalar” ibaresi, asıl dava kira ilişkisine dayanıyorsa, buna karşı açılan (örneğin karşı dava olarak) davaların da sulh hukuk mahkemesinde görülür. Kira ilişkisinden doğan bir borç olmadığına dair açılan menfi tespit davaları veya fazla ödenen kiranın geri alınması (istirdat) davaları da Sulh Hukuk Mahkemesinde görülür. Yargıtay 3. HD (2017/10279), kiracının çeklerin bedelsiz kaldığı iddiasıyla açtığı menfi tespit davasının Sulh Hukuk Mahkemesinde görülmesi gerektiğine hükmetmiştir.

Ortaklığın Giderilmesi (İzale-i Şuyu) ve Paylaştırma Davalarında Görev (m.4/1-b)

Ortaklığın Giderilmesi Davasının Hukuki Niteliği: Paylı mülkiyet veya elbirliği mülkiyetinin sona erdirilmesini amaçlayan bu davalar, HMK m. 4/1-b uyarınca sulh hukuk mahkemesinin görevindedir. Taşınır veyahut taşınmaz bir mal veyahut hakkın paylaştırılmasına ve ortaklığın giderilmesini konu edinen davaların dava değerine bakılmaksızın sulh hukuk mahkemelerinin görev alanı içerisinde olduğu hüküm altına alınmıştır.

Taşınır ve Taşınmaz Mallar Bakımından Uygulama: Kanun, malın taşınır veya taşınmaz olması arasında bir ayrım yapmamıştır. Her iki tür mal ve hak üzerindeki ortaklığın giderilmesi davaları bu mahkemede görülür.

Satış ve Aynen Taksim Yolları: Ortaklığın giderilmesi davaların taraflar arasında bir çekişmeyi zorunlu kılar. Aynen taksimin mümkün olmadığı hallerde satış yoluyla giderilmesine karar verilir. Bu süreçlerin tamamı sulh hukuk mahkemesi nezdinde yürütülür.

Zilyetliğin Korunmasına İlişkin Davalarda Görev (m.4/1-c)

Zilyetlik Kavramı ve Korunması: Zilyetlik, bir mal üzerindeki fiili hakimiyeti ifade eder. HMK m. 4/1-c, “Taşınır ve taşınmaz mallarda, sadece zilyetliğin korunmasına yönelik olan davaları” sulh hukuk mahkemesine vermiştir.

Mülkiyet Davalarıyla Farkı: Bu madde kapsamındaki en önemli ayrım, davanın “sadece zilyetliğin korunmasına” yönelik olmasıdır. Bu davalarda ayni davaların aksine davacının üstün hakkının varlığı şart olmayıp o şeye haksız zilyetten önce zilyet bulunması yeterlidir. Mülkiyete dayalı davalar genel görevli Asliye Hukuk Mahkemesinde görülürken, salt zilyetliğin iadesi veya saldırının durdurulması talepleri Sulh Hukuk Mahkemesindedir. Yargıtay, zilyetliğin korunması ile mülkiyet hakkına dayalı davaları kesin çizgilerle ayırmıştır. Örneğin, bir traktörün veya iş makinesinin mülkiyetinin tespiti (aidiyeti) istemiyle açılan davalar, “sadece zilyetliğin korunması” kapsamında olmadığından Sulh Hukuk Mahkemesinde görülemez; bu davalar HMK m.2 gereği Asliye Hukuk Mahkemesinin görevindedir (Yargıtay 20. HD, 2015/1368)

HMK m.4’ün Diğer Maddelerle ve Kanunlarla İlişkisi

HMK m.4/1-ç bendi, diğer kanunların Sulh Hukuk Mahkemesini görevlendirdiği durumları saklı tutar. Bu konudaki en belirgin örnek Kat Mülkiyeti Kanunu’dur (KMK). Yargıtay kararlarına göre, taşınmazın kat mülkiyeti veya kat irtifakı statüsünde olduğu durumlarda, ortak alanlardan kaynaklanan (su sızması, kanalizasyon tıkanması vb.) uyuşmazlıklar KMK Ek-1 maddesi uyarınca Sulh Hukuk Mahkemesinde görülür (Yargıtay HGK, 2017/1088).

HMK m. 4, genel görev kuralı olan HMK m. 2’nin istisnasını oluşturur. Görev kuralları kamu düzeninden olup, mahkemece re’sen gözetilir. Bir dava HMK m. 4 kapsamında değilse ve özel bir düzenleme yoksa, HMK m. 2 gereği Asliye Hukuk Mahkemesi görevlidir. Ayrıca görevsizlik kararı verilmesi durumunda HMK m. 114 uyarınca dava şartı eksikliğinden usulden ret kararı verilir.

Ticaret Kanunu ile İlişkisi: Bir davanın ticari dava olması (TTK m.4), HMK m.4’teki açık görev kuralını her zaman bertaraf etmez. Ancak Yargıtay HGK (2017/979), temlik alınan alacağın kira ilişkisinden kaynaklanıp kaynaklanmadığına göre Asliye Ticaret ile Sulh Hukuk arasında görev ayrımı yapmıştır. Ayrıca sigorta rücu davalarında, halefiyet ilkesi gereği sigortacının davası, sigortalının davası gibi (ticari olmayan) kabul edilerek Sulh Hukuk görevli sayılabilmektedir (Sakarya BAM 7. HD, 2022/692).

HMK m. 4 Hakkında Yargıtay Kararları

Yargıtay uygulaması HMK m. 4’ün kapsamını geniş yorumlama eğilimindedir. Özellikle kira ilişkisinin varlığı halinde, uyuşmazlığın türüne bakılmaksızın (alacak, tazminat, tespit) sulh hukuk mahkemesinin görevli olduğu kabul edilmektedir. Görev hususu kamu düzenine ilişkin olduğundan, taraflar ileri sürmese bile Yargıtay aşamasında dahi dikkate alınmaktadır.

Yargıtay, 11. Hukuk Dairesi, E. 2016/79, K. 2016/6232, T. 06.06.2016

22.03.1994 tarihli 37 E-9 K sayılı YİBK’te de belirtildiği üzere, bu dava sigortalı kimsenin sorumlu kişiye karşı açmış olduğu bir dava gibi değerlendirilerek görevli mahkeme belirlenmelidir. Davacı sigorta şirketi halefiyet hakkına dayalı olarak bu davayı açtığına göre, halefi olduğu dava dışı sigortalı ile davalı arasındaki ilişkinin mahiyetine bakılarak görevli mahkeme tespit edilecektir. Somut olayda, dava dışı sigortalı ile davalı … … arasında kira ilişkisi bulunmakta olup, temel ilişki kira ilişkisi olması sebebiyle görevli mahkeme 6100 sayılı HMK’nın 4/1-a maddesi gereğince sulh hukuk mahkemesidir. Bu durumda, mahkemece görevsizlik kararı ile dosyanın sulh hukuk mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle asliye ticaret mahkemesine gönderilmesi hatalı olup, hüküm bozmayı gerektirmiştir.”

Yargıtay, Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/1088, K. 2019/65, T. 05.02.2019:

“Sulh Hukuk Mahkemelerinin Görevi” başlıklı 4. maddesinde;
“ (1) Sulh hukuk mahkemeleri, dava konusunun değer veya tutarına bakılmaksızın;
a) Kiralanan taşınmazların, 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununa göre ilamsız icra yoluyla tahliyesine ilişkin hükümler ayrık olmak üzere, kira ilişkisinden doğan alacak davaları da dâhil olmak üzere tüm uyuşmazlıkları konu alan davalar ile bu davalara karşı açılan davaları,
b) Taşınır ve taşınmaz mal veya hakkın paylaştırılmasına ve ortaklığın giderilmesine ilişkin davaları,
c) Taşınır ve taşınmaz mallarda, sadece zilyetliğin korunmasına yönelik olan davaları,
ç) Bu Kanun ile diğer kanunların, sulh hukuk mahkemesi veya sulh hukuk hâkimini görevlendirdiği davaları görürler.” amir hükmüne yer verilmiştir.

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun TTK’nın 1472. maddesinin 1. fıkrasına göre; sigortacı, sigorta tazminatını ödediğinde, hukuken sigortalının yerine geçer. Sigortalının, gerçekleşen zarardan dolayı sorumlulara karşı dava hakkı varsa bu hak, tazmin ettiği bedel kadar, sigortacıya intikal eder. Sorumlulara karşı bir dava veya takip başlatılmışsa sigortacı, mahkemenin veya diğer tarafın onayı gerekmeksizin, halefiyet kuralı uyarınca sigortalısına yaptığı ödemeyi ispat ederek, dava veya takibi kaldığı yerden devam ettirebilir.

Bu madde uyarınca sigortacı, sigorta bedelini ödedikten sonra hukuken sigorta ettiren yerine geçer ve dava, tazmin ettiği bedel nispetinde sigortacıya intikal eder. Bu şekilde sigortalısının haklarına halef olan sigorta şirketinin, ödediği tazminat miktarınca hukuken sigortalı yerine geçerek açtığı rücû davası, aslında bir tazminat davası olup, bu niteliği itibariyle aynı zamanda şahsî nitelikte bir eda davasıdır. Burada sigortacı, sigorta ettiren yerine geçtiği için şahsî ve rücû ödediği bedelle sınırlı olduğundan dolayı da cüz’î haleftir.

Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu’nun 22.3.1944 tarihli ve 37 E. 9 K. ve 17.01.1972 tarihli ve 1970/2 E.,1972/ 1 K. sayılı kararlarında bu husus “sigortacının sorumlu kişi aleyhine açacağı dava sigorta poliçesinden doğan bir dava değildir. Bu nedenle, halefiyet davası bir ticari dava sayılamaz. Bu dava, aynen sigortalı kimsenin sorumlu kişiye karşı açmış olduğu bir dava gibidir. Sigortalının muhtelif mahkemelerde dava açma hakkı varsa aynı hak sigortacının halefiyet hakkına dayanan rücu davası için de söz konusudur.” şeklinde vurgulanmakta iken, 31.03.1954 tarihli ve 1953/18 E., 1954/11 K. sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında ise sigortacının, sigortalıya ödediği tazminat oranında sigortalının yerine geçeceği ve onun kanuni halefi olacağı belirtilmiştir.

O hâlde bu tür davalarda görevli mahkeme sigortalı ile zarar sorumlusu arasındaki ilişkiye göre belirlenmelidir.

634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu’nun 16. maddesine göre; kat malikleri ana gayrimenkulün bütün ortak yerlerine, arsa payları oranında, ortak mülkiyet hükümlerine göre malik olurlar. Aynı Kanun’un 19. maddesinin 3. fıkrasına göre ise; her kat maliki ana gayrimenkule ve diğer bağımsız bölümlere, kusuru ile verdiği zarardan dolayı diğer kat maliklerine karşı sorumludur.

Kanun’un 35/b maddesi ile de ana gayrimenkulün gayesine uygun olarak kullanılması, korunması, bakımı ve onarımı için gereken tedbirlerin alınması zorunlu hâle getirilmiş ve Ek 1. maddesi ile de “Bu Kanunun uygulanmasından doğacak her türlü anlaşmazlık sulh mahkemelerinde çözümlenir.” düzenlemesine yer verilmiştir.

“Kat İrtifakı Sahibinin Hakları”nı düzenleyen 17. maddesinin 3. fıkrası ile de “Kat irtifakı kurulmuş gayrimenkullerde yapı fiilen tamamlanmış ve bağımsız bölümlerin üçte ikisi fiilen kullanılmaya başlanmışsa, kat mülkiyetine geçilmemiş olsa dahi ana gayrimenkulün yönetiminde kat mülkiyeti hükümleri uygulanır.” hükmü getirilmiştir.

Somut uyuşmazlıkta, sigortalı bağımsız bölüm malikidir. Davacı vekili dilekçesinde, apartmanın ortak pis su gider borusunun tıkanması sonucu banyo ve tuvaletten geri tepen pis sular nedeniyle sigortalanan dairede meydana gelen zararı sigortalısına ödediğini ileri sürerek rücuen tazminat isteminde bulunmuş, bağımsız bölüm maliklerinin kusurları ile diğer bağımsız bölüme (riziko adresine) zarar verdikleri iddiasına dayanmıştır.

Dosya kapsamında bulunan 22.10.2009 tarihli tapu senedinde taşınmaz üzerinde kat irtifakının kurulu olduğu belirtilmiştir. Hasar tarihi 13.01.2013 olup, sigorta şirketi tarafından düzenlenen ekspertiz raporunda sigortalıya ait konutun bulunduğu binanın yarısının boş vaziyette olduğundan bina yönetiminin bulunmadığının beyan edildiği yazılmıştır. Eldeki bilgilerden taşınmazın bulunduğu dava tarihi itibari ile riziko adresinin bulunduğu binanın kat mülkiyetine geçip geçmediği, binada kat irtifakı devam ediyorsa da üçte ikisi fiilen kullanılmaya başlanılıp başlanılmadığı tespit edilememektedir.

Görev, kamu düzenine ilişkin olup HMK’nın 1. maddesi gereği yargılamanın her aşamasında resen gözetilir. Sigorta şirketi ödediği zarar bedeli oranında sigortalının haklarına halef olacağından ve bedeli ödedikten sonra sigortalı hangi davayı açabilecekse sigortacı da o davayı açabilecektir.

Sigortalı ile zarar sorumlusu (davalı) arasındaki ilişkiyi belirleyebilmek için riziko adresinin bulunduğu binanın niteliği ortaya konulmalıdır. Nitekim kat mülkiyeti kurulu taşınmazda veya 634 sayılı Kanun’un 17. maddesinin 3. fıkrası gereğince Kat Mülkiyeti Kanunu’nun uygulanması gereken taşınmazda bağımsız bölüm malikinin diğer bağımsız bölüm maliklerine açtıkları davalar Kanun’un Ek-1. maddesi gereği Sulh Hukuk Mahkemelerinde görülecek iken; kat irtifakı kurulmuş gayrimenkullerde Kat Mülkiyeti Kanunu’nun 17. maddesinin 3. fıkrasında yer alan şartlar gerçekleşmemiş ise genel hükümler uygulama alanı bulacaktır.

Mahkemece yukarıda açıklanan kanun maddeleri ve İçtihadı Birleştirme Kararları ile halefiyet ilkesi gözetilmeden, rizikonun bulunduğu taşınmazın niteliği kesin ve şüpheye yer vermeyecek biçimde belirlenmeden eksik inceleme ve hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulmuştur.

Görevli mahkemeyi belirleyebilmek için mahkemece yapılması gereken iş; dava tarihi itibari ile taşınmazın bulunduğu bağımsız bölümlerde kat mülkiyetine geçilip geçilmediği, taşınmaz üzerinde kat irtifakı devam etmekte ise, yine dava tarihi itibari ile binanın üçte ikisi fiilen kullanılmaya başlanılıp başlanılmadığını tespit etmek; 634 sayılı Kanun’un Ek-1 maddesi gereği, aynı Kanun’un 19. ve 17. maddenin 3. fıkrasındaki şartların oluştuğunun anlaşılması hâlinde işin esasına girerek sonucuna göre bir karar vermek, bu şartların oluşmadığının tespit edilmesi hâlinde ise genel hükümler uygulanacağından dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar vermektir.”

Sonuç ve Değerlendirme

HMK m. 4 ile Sulh Hukuk Mahkemelerinin görev alanının, dava değerinden arındırılarak “konu” ve “ilişki” temelli olarak yeniden yapılandırmıştır. Özellikle kira hukukunda, sözleşmeden doğan her türlü uyuşmazlığın (İİK istisnaları hariç) tek bir yargı merciinde toplanması, uzmanlaşmayı ve yargı birliğini sağlamıştır. Ortaklığın giderilmesi ve zilyetlik davalarında da benzer şekilde, malvarlığının değerine bakılmaksızın bu mahkemelerin görevli kılınması, yargılamanın daha hızlı ve basit usullerle çözülmesi amacına hizmet etmektedir. Bu düzenleme, hukuki belirliliği artırmış ve görevsizlik kararlarından kaynaklanan zaman kayıplarını minimize etmiştir.

İletişim & Danışma

Açacağınız davada HMK madde 4 kapsamında Sulh Hukuk Mahkemesinin mi başka bir mahkemenin mi görevli olduğu  konusunda hata yapmamak ve bilgi almak için bizimle iletişime geçebilirsiniz.

📍 Adres: Osmaniye, İsmail Erez Blv No: 9/2, 34146 Bakırköy/İstanbul
📞 Telefon: 0507 551 87 38
📧 E-posta: av.mehmetsarioglu1@gmail.com

 

0507 551 87 38