☎ 0507 551 87 38 WhatsApp: 0507 551 87 38

HMK m. 5 Genel Kural

HMK m. 5 Genel Kural

MADDE 5- (1) Mahkemelerin yetkisi, diğer kanunlarda yer alan yetkiye ilişkin hükümler saklı kalmak üzere, bu Kanundaki hükümlere tabidir.

6100 Sayılı HMK Tam Metin

Medeni Usul Hukukunda Yetki Kavramı ve Önemi

Yargılama hukukunda yetki kavramı; bir davaya hangi yerdeki görevli mahkemenin bakacağını ifade eder. Mahkemelerin yargı yetkisi, dava konusuna bağlı bir sınırlama olan görev kavramının yanında, yer itibariyle de sınırlandırılmıştır. Mahkemeler, bulundukları ilçenin idari sınırları içinde yargı yetkisine sahiptir. Yetki kuralları, bir davanın coğrafi olarak hangi yer mahkemesinde görüleceğini belirler. Yetki kurallarının önemi, adil yargılanma hakkı ve tabii hakim ilkesi ile yakından ilişkilidir. Somut uyuşmazlığı mahkeme önüne taşımak isteyen kişinin hangi yerdeki mahkemeye erişeceğini önceden bilmesi tabii hakim ilkesinin bir gereğidir.

Maddenin Sistematik Konumu ve Getirilme Amacı

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 5. maddesi, “Genel Kural” başlığını taşımakta ve kanunun yetki sistematiğinin temelini oluşturmaktadır. Bu madde, Anayasa’nın 142. ve 37. maddelerine dayanılarak oluşturulan yetki rejiminin temelini teşkil eder. Bu madde hukuk mahkemelerinin yetkisinin, diğer kanunlardaki hükümler saklı kalmak kaydıyla HMK hükümlerine tabi olduğunu düzenler. Bu düzenleme, HMK’nın usul hukukundaki genel kanun niteliğini vurgularken, özel kanunlardaki yetki kurallarının varlığını da koruma altına almayı amaçlamaktadır.

HMK’da Yetki Kurallarının Genel Yapısı

HMK’da yetki kuralları temel olarak genel yetki ve özel yetki ayrımına dayanmaktadır. Genel yetki kuralı davalının davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesi olup; özel yetki kuralları ise belirli hukuki ilişkilerden doğan dava veya işleri konu aldığı durumlar ifade eder. Yetki kuralları, uyuşmazlığın “neredeki” mahkeme tarafından çözüleceğini belirleyerek yargı teşkilatı içindeki iş dağılımını sağlar. Yargıtay’a göre yetki kuralları, tarafların (davacı veya davalı) durumuna ya da dava konusunun niteliğine göre belirlenmiştir. Yetki meselesi, görevden farklı olarak hukukumuzda kural olarak kamu düzeni ile ilgili görülmemiştir; ancak kesin yetki halleri bu kuralın istisnasını oluşturur.

“Mahkemelerin Yetkisi Bu Kanundaki Hükümlere Tabidir” İlkesinin Anlamı: HMK m.5’te yer alan “Mahkemelerin yetkisi, diğer kanunlarda yer alan yetkiye ilişkin hükümler saklı kalmak üzere, bu Kanundaki hükümlere tabidir” ifadesi, HMK’nın medeni yargılamada yetki konusunda temel kanun olduğunu vurgular. Özel kanunlarda bir yetki kuralı bulunmadığı hallerde, doğrudan HMK hükümleri uygulanır. HMK m.5’in atfıyla uygulanan genel yetki kuralı HMK m.6’da düzenlenmiştir. Buna göre genel yetkili mahkeme, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir. Yerleşim yeri, Türk Medeni Kanunu hükümlerine göre belirlenir.

“Diğer Kanunlarda Yer Alan Yetkiye İlişkin Hükümler Saklıdır” İbaresinin Yorumu: HMK m.5, özel kanunlardaki yetki kurallarını saklı tutarak, özel hükümlerin varlığı halinde bunların dikkate alınacağını düzenlemiştir. HMK m.5’teki “saklı tutma” ibaresi, özel kanunlardaki yetki kurallarının HMK’daki genel kurallara göre öncelikle veya birlikte uygulanabileceğini gösterir. Diğer kanunlarda yer alan özel yetki hükümleri HMK’ya göre öncelikle uygulanması gerekir, ancak bu kanunlarda açıklık yoksa HMK’nın genel sistematiğinin devreye girer.

Normlar Hiyerarşisi ve Uygulama Önceliği: Özel kanunlardaki yetkiye ilişkin kurallar, kesin yetki kuralı olarak öngörülmediği takdirde genel yetki kuralı ile beraber seçimlik bir yetki kuralı oluşturur. Yani özel kanun hükmü, aksi belirtilmedikçe HMK m.6’yı ilga etmez, ona alternatif getirir.

HMK’daki Genel Yetki Kuralı ile Özel Yetki Kurallarının Birlikte Uygulanması

Çakışma Halinde Hangi Kural Uygulanır: Genel kural ile özel kuralın çatışması durumunda belirleyici olan unsur, yetkinin “kesin” olup olmadığıdır. Özel yetki genel yetkiyi ortadan kaldırmaz, davacının ister genel yetkili mahkemede ister özel yetkili mahkemede dava açabilir. Ancak bu durum, özel yetkinin “kesin yetki” olmadığı haller için geçerlidir. Birden fazla yetkili mahkemenin bulunduğu (kesin yetkinin olmadığı) hallerde, seçim hakkı davacıya aittir. Davacı, davasını genel yetkili mahkemede veya özel yetkili mahkemede açabilir. Genel Yetkili Mahkeme (HMK m.6), HMK m.5, yetkinin HMK hükümlerine tabi olduğunu belirterek m.6’daki “davalının yerleşim yeri” ilkesini temel alır. Özel Yetki Halleri (HMK m.7–16), HMK m.5 çerçevesinde, m.6 dışındaki m.7-16 arasındaki hükümler (sözleşmenin ifa yeri, haksız fiil yeri, miras, taşınmaz vb.) özel yetki hallerini düzenler.

Yetki Sözleşmesi ve Kesin Yetki Kurallarıyla Bağlantısı: HMK m.17 uyarınca tacirler veya kamu tüzel kişileri arasında yapılan yetki sözleşmeleri, aksi kararlaştırılmadıkça münhasır (kesin) yetki doğurur. Ancak Yargıtay 5. HD, kesin yetki hallerinin olduğu durumlarda (kamu düzeni) tarafların yetki sözleşmesi yapamayacağını belirtmiştir.

Yetki Kurallarının Hukuki Niteliği ve Kamu Düzeni ile İlişkisi: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’na göre, kanunda belirtilen yer dışında başka bir yerde davanın açılamayacağı anlaşılan haller “kesin yetki”dir (Örn: Boşanma davaları kesin yetki değildir, taşınmazın aynına ilişkin davalar kesin yetkidir). Kesin Yetki, kamu düzenine ilişkindir. Mahkemece yargılamanın her aşamasında re’sen (kendiliğinden) dikkate alınır. Kesin Olmayan Yetki, kamu düzenine ilişkin değildir. Mahkeme re’sen dikkate alamaz; sadece davalının usulüne uygun itirazı üzerine incelenir.

HMK m.5 Kapsamında Yetki İtirazı ve Usulî Sonuçları

Yetki İtirazının İleri Sürülmesi: Yetkinin kesin olmadığı davalarda, yetki itirazı bir “ilk itiraz”dır. HMK m.19/2 ve m.117 uyarınca, cevap dilekçesinde ileri sürülmelidir. İtiraz eden taraf, yetkili mahkemeyi; birden fazla yetkili mahkeme varsa seçtiği mahkemeyi açıkça bildirmelidir.

Yetkisizlik Kararı ve Dosyanın Gönderilmesi: Eğer davalı, yetki itirazında yetkili mahkemeyi göstermezse veya itirazı süresinde yapmazsa, davanın açıldığı mahkeme yetkili hale gelir ve itiraz dikkate alınmaz. Usulüne uygun bir itiraz varsa veya kesin yetki kuralı ihlal edilmişse, mahkeme yetkisizlik kararı vererek dosyayı yetkili mahkemeye gönderir.

HMK m.5 Hakkında Yargıtay Kararları

Yargıtay, Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/2461, K. 2021/860, T. 29.06.2021

” Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 5. maddesinde yer alan yetki kuralının kesin yetki olup olmadığı, iş kazasından kaynaklanan tazminat davaları yönünden 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun özel yetki kurallarının uygulama yeri bulunup bulunmadığı noktalarında toplanmaktadır.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) “Genel Kural” başlıklı 5. maddesine göre; “Mahkemelerin yetkisi, diğer kanunlarda yer alan yetkiye ilişkin hükümler saklı kalmak üzere, bu Kanundaki hükümlere tabidir.” Bu madde ile özel kanunlardaki yetkiye ilişkin hükümler saklı tutulmuştur.

Yetkiye ilişkin hükümleri saklı tutulan özel kanunlardan olan ve davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 5. maddesi uyarınca; “İş mahkemelerinde açılacak her dava, açıldığı tarihte dava olunanın Türk Medeni Kanunu gereğince ikametgahı sayılan yer mahkemesinde bakılabileceği gibi, işçinin işini yaptığı işyeri için yetkili mahkemede de bakılabilir. Bunlara aykırı sözleşme muteber sayılmaz”.

Öte yandan anılan Kanun’un 15. maddesi; “Bu Kanunda sarahat bulunmıyan hallerde Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu hükümleri uygulanır.” hükmünü içermektedir.

Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 447/2. maddesine göre “Mevzuatta, yürürlükten kaldırılan 18.6.1927 tarihli ve 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa yapılan yollamalar, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelerine yapılmış sayılır” hükmü gereğince uyuşmazlığın 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 5 ve 15. maddeleri ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yetkiye ilişkin hükümleri doğrultusunda çözüme kavuşturulması gerekir.

5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 5. maddesinde, bu maddeye aykırı sözleşmenin muteber olmadığı belirtilmek suretiyle yetkinin kesin ve kamu düzenine ilişkin olduğu belirtilmiş ise de anılan Kanun’un 15. maddesi uyarınca 5521 sayılı Kanun’da iş mahkemelerinin yetkisinin belirlenmesinde genel yetki kuralı dışında düzenleme öngörülmemiş olması karşısında, HMK’da yer verilen özel yetkiye ilişkin düzenlemelerin de dikkate alınması gerekmektedir.

5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 5. maddesinin gerekçesinde “gerek işçi gerek işveren veya vekili tarafından bu kanuna göre iş mahkemesinde açılacak davalarda hangi yer mahkemesinin yetkili olduğunu göstermek üzere tedvinine lüzum görülen bu madde, Hükûmet tasarısında derbiş edilmemiş olan bir ihtiyacı karşılamaya matuf bulunmaktadır. Bilhassa işçilerin içinde bulundukları şartlar bakımından, dava olunanın ikâmetgahı mahkemesinde dava açmaya mecbur kalmalarından doğabilecek güçlüklerin önlenmesi maksadıyla, bu davaların, dava olunanın medeni Kanun gereğince ikâmetgahı sayılan yer mahkemesinde açılabileceği gibi işçinin işini yaptığı iş yeri için yetkili yer mahkemesinde de görülebileceği esası konulmuş, kamu intizamı bakımından konulmuş bu yetki hükmünün hilafına mukavele yapılamayacağı da tashih edilmek suretiyle iş verenlerin işçiler tarafından aleyhlerine dava açılmasını güçleştirmek üzere iş mukavelelerinde veya iş yeri dâhili talimatnamelerinde başka yargı merci tayin etmeleri önlenmiştir” denilmektedir.

Anılan düzenleme, HMK’nın yetki kurallarına uygun olup, buna ek olarak işçinin işini yaptığı yer mahkemeleri de iş davaları için yetkili kılınmaktadır.

Bu yetki kuralı, işçi sayılan kimselerle işveren veya işveren vekilleri arasında iş sözleşmesinden veya İş Kanunu’na dayanan alacak ve hak iddialarından doğan hukukî uyuşmazlıklar yönünden kamu düzenine ilişkindir. 5521 sayılı Kanun’un 5. maddesinde öngörülen kamu düzeni etkisinin ilke olarak, işverene karşı ve yalnız işçinin yararına olduğu, burada işçinin değil işverenin sözleşme serbestisinin kısıtlandığı, bu nedenle anılan maddenin yetki ile ilgili genel hükümleri kaldırmadığı, sadece genel hükümlerle birlikte öngörmüş olduğu, işyeri esasına dayanan yetkiyi bertaraf edecek anlaşmaları geçersiz kılacağı, geçersizliğin sadece işvereni hedef tuttuğu anlaşılmaktadır (Çenberci M.: İş Mahkemeleri Kanunu Şerhi, Ankara 1969, s. 69-71).

Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Haksız fiilden doğan davalarda yetki” başlıklı 16. maddesine göre “Haksız fiilden doğan davalarda, haksız fiilin işlendiği veya zararın meydana geldiği yahut gelme ihtimalinin bulunduğu yer ya da zarar görenin yerleşim yeri mahkemesi de yetkilidir”.

5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 5. maddesinde, bu maddeye aykırı sözleşmenin muteber olmadığı belirtilmek suretiyle yetkinin kesin ve kamu düzenine ilişkin olduğu belirtilmiş ise de, iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkin davalarda HMK’nın 16. maddesinin uygulanma yeri olup olmadığının tartışılması gerekmektedir.

İş hukuku yargılamasına ilişkin kuralların İş Hukuku mevzuatının temel prensibi olan işçinin korunması temel ilkesine uygun düşecek biçimde yorumlanması 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) 2. maddesinde tanımını bulan sosyal hukuk devletinin gereğidir. 5521 sayılı Kanun’un 5. maddesinde yer alan yetki kuralı ve sözleşme yasağı; işçilerin çalışmalarından doğan alacak ve tazminat haklarını en az giderle ve mümkün olan süratle elde etmelerine ve sözleşmelere işçi aleyhine yetki kuralı konulmasına engel olmaya yönelik olup diğer yasalar ile işçiler yararına getirilen düzenlemelerin uygulanmasına engel olacak biçimde veya genele yönelik getirilen bir hakkın işçiler yönünden uygulanma imkânını ortadan kaldıracak biçimde dar yorumlanması doğru değildir.

Nitekim 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun (HUMK/1086 sayılı Kanun) 21. maddesinde yer almayan ve zarar görene haksız fiilden doğan davasını zararın meydana geldiği yahut gelme ihtimalinin bulunduğu yer ya da yerleşim yeri mahkemesinde açma imkânı veren HMK’nın 16. maddesi 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe girmiş olup önceden planlaması veya iradesi olmaksızın zarara uğrayan mağdurun kendi yerleşim yeri mahkemesinde dava açmak suretiyle hak araması kolaylaştırılmak istenmiştir.

Buna göre iş mahkemelerinde açılacak davalarda özel kanun niteliğindeki 5521 sayılı Kanun’un yetkiye ilişkin hükümlerinin uygulanma önceliği bulunmakta ise de; yine aynı Kanun’un 15. maddesine göre bu Kanunda hüküm bulunmayan hâllerde uygulanma yeri olan ve genel kanun niteliğinde bulunan HMK’nın 16. maddesi ile sonradan getirilen ve 01.10.2011 tarihinden itibaren haksız fiil sonucu zarara uğrayanlara haksız fiilden kaynaklanan davalarını yerleşim yeri mahkemelerinde açma imkânı tanıyan hükmün seçimlik hakkı sosyal hukuk devletinin gereklerine; işçinin korunması temel ilkesine uygun ve karşılaştırmalı hukuktaki benzerlerinde olduğu gibi işçi lehine genişlettiği kabul edilerek HMK’nın 16. maddesinin, 5521 sayılı Kanun’un 5. maddesi ile tanınan seçimlik yetki kuralının yanında (ilaveten) uygulanması gerektiği kabul edilmelidir.

Nitekim; Hukuk Genel Kurulunun (HGK) 09.03.2016 tarihli ve 2015/21-2348 E., 2016/285 K.; 26.02.2019 tarihli ve 2015/21-2614 E., 2019/215 K.; 04.03.2021 tarihli ve 2017/2227 E., 2021/207 K. sayılı kararlarında da aynı ilkeler kabul edilmiştir.

Öte yandan gerçek kişilerin yerleşim yeri Türk Medenî Kanunu hükümlerine göre belirlenir. Türk Medenî Kanunu’nun 19. maddesine göre, bir kimsenin yerleşmek niyetiyle oturduğu yer onun yerleşim yeri sayılır.

2006 yılında kabul edilen 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu çerçevesinde, adres kayıt sistemine geçilmiş ve adres bilgilerinin sağlıklı tutulması, güncellenmesi ve gerektiğinde kullanılması amacıyla yeni düzenlemeler yapılmıştır (5490 s. K. m. 48-53). Bu çerçevede ilgili kişilerle kurumlara bir takım görevler de yüklenmiş, bildirim yükümlülüğü getirilmiştir (5490 s. K. m. 50). Buna bağlı olarak da “Kurumlar, yürütecekleri iş ve işlemlerde Genel Müdürlükte tutulan adres bilgilerini esas alırlar.” (5490 s. K. m. 52/3) şeklinde bir düzenleme de yapılmıştır. Her ne kadar burada yargı organlarından söz edilmese de, Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü’nün tuttuğu kayıtların resmî kayıt olduğu düşünülürse davalının gerçek yerleşim yeri tespit edilemediğinde, nüfus müdürlüklerindeki adres kayıtlarının yetkinin tespitinde de esas alınması gerekir (… Usul, Medeni Usul Hukuku Cilt I, … 2017, s.270).

Somut olayda, davacının yerleşim yerinin …, davalı … Yapı İnşaat Hizm. Tic. Ltd. Şti.’nin adresinin … Mah. Serasker Cad. … Pasajı No:104/3 … … olduğu, iş kazasının Kocaeli ili Gölcük İlçesinde meydana geldiği davacının HMK’nın 16. maddesi gereği yerleşim yeri olan … İş Mahkemelerinde dava açtığı anlaşılmaktadır.

Dava dilekçesinde davacının adresi Manisa olmakla birlikte dava tarihi öncesi alınan 02.12.2015 tarihli nüfus kayıt örneğinde ve davacının vekaletname adresinde davacının adresinin … olduğu, dikkate alındığında yetki tespiti yapılırken dosyadaki tüm belgeler incelenerek yetkinin belirlenmesi gerekecektir.

Bu durumda yukarıda yapılan açıklamalara, somut olaya ilişkin maddi ve hukukî olgulara göre; davacının seçimlik hakkını HMK’nın 16. maddesine göre yerleşim yerinin yargı çevresi olarak bağlı bulunduğu … İş Mahkemelerinden yana kullanmasının hukuka uygun olduğu, bu nedenle mahkemenin yetkili olduğu sonucuna varılmıştır.”

Yargıtay, Hukuk Genel Kurulu, E. 2022/1090, K. 2023/1111, T. 22.11.2023

” Yetki, bir davaya hangi yerdeki hüküm mahkemesi tarafından bakılacağını belirtir. Burada, yer bakımından (coğrafi bakımdan) bir davanın hangi (neredeki) mahkeme tarafından görüleceği söz konusudur (Kuru, Baki: Hukuk Muhakemeleri Usulü, C. I, İstanbul 2001, s. 379-381).

Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Genel kural” başlıklı 5 inci maddesine göre;

“(1) Mahkemelerin yetkisi, diğer kanunlarda yer alan yetkiye ilişkin hükümler saklı kalmak üzere, bu Kanundaki hükümlere tabidir.” Bu madde ile özel kanunlardaki yetkiye ilişkin hükümler saklı tutulmuştur.

Yetkiye ilişkin hükümleri saklı tutulan özel kanunlardan olan ve davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 5 inci maddesi uyarınca; “İş mahkemelerinde açılacak her dava, açıldığı tarihte dava olunanın Türk Medeni Kanunu gereğince ikametgahı sayılan yer mahkemesinde bakılabileceği gibi, işçinin işini yaptığı işyeri için yetkili mahkemede de bakılabilir. Bunlara aykırı sözleşme muteber sayılmaz”.

Türk Medeni Kanunu’nun 19 uncu maddesi uyarınca, gerçek kişi yönünden yerleşim yeri, sürekli kalma niyetiyle oturulan yerdir. Aynı Kanun’un 51 inci maddesi gereğince tüzel kişinin yerleşim yeri, kuruluş belgesinde başka bir hüküm bulunmadıkça işlerinin yönetildiği yerdir.

İş Mahkemesinin görevi kapsamında bulunan bir dava, dava tarihinde davalının ikametgâhının bulunduğu veya işçinin işini yaptığı işyeri için yetkili İş Mahkemesi veya iş davalarına bakmakla görevli Asliye Hukuk Mahkemesinde açılmalıdır.

İş veya toplu iş sözleşmesinin taraflarının, davalının yerleşim yeri veya işin yapıldığı yer dışındaki bir mahkemenin yetkili olduğuna dair düzenleme yapmaları halinde 5521 sayılı Kanun’un 5 inci maddesinin emredici nitelikteki son cümlesi gereğince bu düzenleme geçersizdir.

Nitekim, 5521 sayılı Kanun’un 5 inci maddesinin gerekçesinde de “gerek işçi gerek işveren veya vekili tarafından bu kanuna göre iş mahkemesinde açılacak davalarda hangi yer mahkemesinin yetkili olduğunu göstermek üzere tedvinine lüzum görülen bu madde, Hükûmet tasarısında derbiş edilmemiş olan bir ihtiyacı karşılamaya matuf bulunmaktadır. Bilhassa işçilerin içinde bulundukları şartlar bakımından, dava olunanın ikâmetgahı mahkemesinde dava açmaya mecbur kalmalarından doğabilecek güçlüklerin önlenmesi maksadıyla, bu davaların, dava olunanın medeni Kanun gereğince ikâmetgahı sayılan yer mahkemesinde açılabileceği gibi işçinin işini yaptığı iş yeri için yetkili yer mahkemesinde de görülebileceği esası konulmuş, kamu intizamı bakımından konulmuş bu yetki hükmünün hilafına mukavele yapılamayacağı da tashih edilmek suretiyle iş verenlerin işçiler tarafından aleyhlerine dava açılmasını güçleştirmek üzere iş mukavelelerinde veya iş yeri dâhili talimatnamelerinde başka yargı merci tayin etmeleri önlenmiştir” şeklinde açıklamaya yer verilmiştir.

İş Mahkemesinin yetkisi kamu düzeni ile ilgili olduğundan davalı tarafça süresinde yetki itirazı yapılmamış olsa bile mahkeme tarafından bu husus kendiliğinden göz önünde bulundurulmalıdır. Bir başka anlatımla hâkim, davanın her aşamasında yetki itirazını dikkate alabileceği gibi kendisi de resen yetkisizlik kararı verebilir.

Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; davalılar … ile …’in yerleşim yeri Kahramanmaraş, davalı …’in mirasçısı …’in yerleşim yeri Gaziantep’tir.

Davacı Banka, davalıların dava dışı üçüncü kişiye usulsüz kredi kullandırmalarından dolayı zarara uğradığını iddia ettiği zararın tazminini talep ettiği eldeki davayı Gaziantep İş Mahkemesinde açmış, Mahkemece 6100 sayılı Kanun’un 16 ncı maddesi kapsamında davalılar bakımından ortak yetkiyi taşıyan mahkemenin zararın meydana geldiği ve aynı zamanda işin yapıldığı banka şubesinin bulunduğu yer … ilçesi olduğundan … İş Mahkemesinin yetkili olduğu gerekçesi ile yetkisizlik kararı verilmiştir.

İş Mahkemeleri Kanunu’nun 5 inci maddesi davacıya seçimlik bir hak vermiştir. Buna göre davacı davasını ister dava olunanın Türk Medeni Kanunu gereğince ikametgâhı sayılan yer mahkemesinde, isterse işçinin işini yaptığı işyeri için yetkili olan mahkemede açabilecektir. Bu kapsamda davacı Banka davasını seçimlik hakkını kullanarak davalılardan …’in davanın açıldığı tarihte ikametgâhı sayılan Gaziantep İş Mahkemesi’nde açmıştır. Bu nedenle Gaziantep İş Mahkemesi davaya bakmaya yetkilidir.

Bununla birlikte 6100 sayılı Kanun’un 7 nci maddesinde davalının birden fazla olması hâlinde yetkili mahkemenin düzenlendiği, buna göre de dava sebebine göre kanunda davalıların tamamı hakkında ortak yetkiyi taşıyan mahkemenin bulunması halinde davaya o yer mahkemesinde bakılacağı hükme bağlanmıştır. Ancak söz konusu ortak yetkili mahkemenin İş Mahkemesinin yetkisinin tespitinde uygulanma kabiliyeti bulunmamaktadır. Kaldı ki 5521 sayılı Kanun’un 5 inci maddesi ile düzenlenen yetki kurallarının 6100 sayılı Kanun’un yetki kurallarına göre özel nitelikte hükümler olduğu da açıktır.

Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 29.03.2017 tarihli ve 2014/9-2163 Esas, 2017/555 Karar sayılı kararında da aynı ilkeler kabul edilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; 5521 sayılı Kanun’un 5 inci maddesinde birden fazla davalının bulunması hâlinde yetkili mahkemenin düzenlenmediği, aynı Kanun’un 15 inci maddesi gereği bu Kanun’da hüküm bulunmayan hâllerde Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerinin uygulanacağının düzenlendiği, 6100 sayılı Kanun’un 7 nci maddesi gereğince davalılar birden fazla ise davanın bunlardan birinin yerleşim yeri mahkemesinde açılabileceği, ancak dava sebebine göre Kanun’da davalıların tamamı hakkında ortak yetkili mahkeme belirtilmiş ise davaya o yer mahkemesinde bakılacağı, 6100 sayılı Kanun’un 7 nci maddesinin metninde mutlak bir belirleme yapılması ve gerekçesinde de yetkinin kesin olduğu şeklinde açıklama sebebiyle davalıların tamamı hakkında ortak yetkiyi taşıyan bir mahkeme belirtilmişse davada o yer mahkemesinin yetkisinin kesin olduğu, dolayısıyla somut olayda davalılar yönünden ortak yetkili mahkeme … İş Mahkemesi olduğundan usul ve yasaya uygun direnme kararının onanması gerektiği ileri sürülmüş ise de bu görüş Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.”

Yargıtay, Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/2722, K. 2018/1359, T. 27.09.2018

“6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 5. maddesine göre mahkemelerin yetkisi, diğer kanunlarda yer alan yetkiye ilişkin hükümler saklı kalmak üzere, bu Kanundaki hükümlere tabidir. Sözü edilen Kanunun 6. maddesinde de genel yetkili mahkeme, “davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesi” olarak düzenlenmiştir.

Sözü edilen Kanunda bu hükümler dışında boşanma ve ayrılık davalarına özgü olarak yetki konusunda özel bir düzenleme bulunmamaktadır.

Buna karşılık 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 168.maddesi ile boşanma ve ayrılık davalarında yetki konusunda özel bir düzenleme getirilmiş olup, buna göre, eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesinin yetkili olduğu belirtilmiştir.

Diğer yandan, TMK’nın 177. maddesinde ise zayıf durumunda olan nafaka alacaklısını korumak amacıyla “Boşanmadan sonra açılacak nafaka davalarında nafaka alacaklısının yerleşim yeri mahkemesi yetkilidir” şeklinde bir düzenlemeye de yer verilmiştir.

Hemen belirtmek gerekir ki TMK’nın gerek 168. maddesinde, gerekse 177. maddesinde düzenlenen yetki kuralları kesin yetki kuralı niteliğinde değildir. Bilindiği üzere yetkinin kesin olduğu hâllerde, mahkemenin yetkili bulunması dava koşuludur (HMK m. 114/1-ç). Dava şartlarının mevcut olup olmadığı ise davanın her aşamasında mahkemece kendiliğinden araştırılır (HMK m. 115/1). Oysa boşanma veyahut boşanmadan sonra açılacak tazminat ve nafakaya ilişkin davalarda yetki kamu düzenine ilişkin olmadığından, yetki itirazı süresinde ve usulüne uygun şekilde ileri sürülmedikçe mahkemenin kendiliğinden araştırma yapıp yetkisizlik kararı vermesi olanağı da bulunmamaktadır.

Buradan hareketle “yetki itirazının ileri sürülmesi” başlıklı HMK’nın 19. maddesinin irdelenmesi gerekmektedir. Anılan madde “(1) Yetkinin kesin olduğu davalarda, mahkeme yetkili olup olmadığını, davanın sonuna kadar kendiliğinden araştırmak zorundadır; taraflar da mahkemenin yetkisiz olduğunu her zaman ileri sürebilir.

(2) Yetkinin kesin olmadığı davalarda, yetki itirazının, cevap dilekçesinde ileri sürülmesi gerekir. Yetki itirazında bulunan taraf, yetkili mahkemeyi; birden fazla yetkili mahkeme varsa seçtiği mahkemeyi bildirir. Aksi takdirde yetki itirazı dikkate alınmaz.

(3) Mahkeme, yetkisizlik kararında yetkili mahkemeyi de gösterir.

(4) Yetkinin kesin olmadığı davalarda, davalı, süresi içinde ve usulüne uygun olarak yetki itirazında bulunmazsa, davanın açıldığı mahkeme yetkili hâle gelir.” şeklindedir.

Madde gerekçesinde de yer verildiği üzere; yetki itirazının ne zaman ve nasıl ileri sürüleceği, yetkinin kesin olduğu ve kesin olmadığı hâller ayırımı yapılarak düzenlenmiştir. Birinci fıkraya göre, kesin yetkinin söz konusu olduğu hâllerde, mahkeme, bu husus bir dava şartı olarak kabul edildiğinden, yetkili olup olmadığını davanın sonuna kadar, her zaman kendiliğinden araştıracaktır. Taraflar da mahkemenin yetkisiz olduğunu, yine davanın sona ermesine kadar, her zaman ileri sürebileceklerdir. Esasen maddenin birinci fıkrasında yer alan bu durum, yetkiyi incelemesi için mahkemeye bir hatırlatma niteliğindedir.

İkinci fıkrada ise yetkinin kesin olmadığı hâllerde, yetki itirazının, cevap dilekçesinde ileri sürülmesi esası kabul edilmiştir. Davalı, cevap dilekçesinde yetki itirazında bulunmamışsa, cevap dilekçesini verdikten sonra artık yetki itirazında bulunamayacaktır. Yetki itirazında bulunan taraf, yetkili mahkemeyi, birden fazla yetkili mahkemenin söz konusu olduğu hâllerde ise kendi kanaatine göre tercih ettiği yetkili mahkemeyi de itirazında belirtmek zorundadır.

Üçüncü fıkraya göre, mahkemenin yetkisizlik kararı verirken, yetkili mahkemeyi de göstermesi gerekmektedir. Mahkeme, yetkisizlik kararı verirken, kesin yetkinin söz konusu olduğu hâllerde, taraflar itirazlarında belirtmemiş olsalar bile, yetkili mahkemeyi kendisi bulup, yetkisizlik kararında göstermelidir. Yetkinin kesin olmadığı hâllerde ise itirazda bulunan tarafın, itirazında belirttiği mahkeme gerçekten yetkili ise mahkeme vereceği kararda yetkili olan o mahkemeyi gösterecektir.

Dördüncü fıkrada, 1086 sayılı Kanun’un 23. maddesinin ilk cümlesine benzer şekilde, yetkinin kesin olmadığı davalarda, davalının süresi içinde ve usulüne uygun olarak yetki itirazında bulunmaması hâlinde, davanın açıldığı mahkemenin, yetkili hâle geleceği kabul edilmiştir.

Açıklanan yasal düzenlemeler gözetildiğinde yetkili mahkemenin belirlenmesinde öncelikle süresinde ve usulüne uygun olarak yapılmış bir yetki itirazının varlığı aranmaktadır. 6100 sayılı Kanun’un 19. maddesinin ikinci fıkrasının son cümlesinde yer alan “aksi takdirde yetki itirazı dikkate alınmaz” cümlesinden de kastedilenin bu olduğu anlaşılmalıdır.

Kesin yetki kuralının bulunmadığı somut olayda da davalı (erkek) süresi içinde ibraz ettiği cevap dilekçesinde yetki itirazında bulunmuş ancak yetkili mahkemeyi göstermemiştir. Bu durumda usulünce yapılmış bir yetki itirazından söz edilemeyecektir. O hâlde, mahkemenin kendisini yetkili gördüğü bu davada olumlu veya olumsuz bir hüküm kurmasına da gerek bulunmamaktadır.

Bu itibarla mahkemece verilen direnme kararı yerindedir”

Sonuç ve Değerlendirme

HMK m.5, medeni usul hukukunda yetki rejiminin temel taşıdır. Bu madde, HMK’yı yetki konusunda genel kanun olarak tayin ederken (m.6 genel yetki), özel kanunlardaki düzenlemeleri saklı tutarak esnek bir yapı oluşturmuştur.

1.Kural olarak genel yetki (davalının yerleşim yeri) asıldır.

2.Özel yetki kuralları (HMK veya özel kanunlarda), aksi açıkça belirtilmedikçe (kesin yetki olmadıkça) genel yetkiyi kaldırmaz, davacıya seçimlik hak tanır.

3.Kesin yetki kuralları ise kamu düzenine ilişkindir, re’sen gözetilir ve genel yetki kuralını bertaraf eder.

4.HMK m.5’in “saklı tutma” ibaresi, özel kanunlardaki her yetki kuralını otomatikman kesin yetki yapmaz; kuralın lafzı ve amacı incelenerek kesinlik durumu tespit edilmelidir.

İletişim & Danışma

Aile mahkemesi, iş mahkemesi gibi özel kanunu olan mahkemelerde açacağınız davalarda yetkili mahkemenin HMK madde 5 hükümlerine göre nasıl belirleneceğini öğrenmek için bizimle iletişime geçebilirsiniz.

📍 Adres: Osmaniye, İsmail Erez Blv No: 9/2, 34146 Bakırköy/İstanbul
📞 Telefon: 0507 551 87 38
📧 E-posta: av.mehmetsarioglu1@gmail.com

 

0507 551 87 38