☎ 0507 551 87 38 WhatsApp: 0507 551 87 38

TCK Madde 63 Mahsup

Ceza davası sonuçlanmadan önce geçen süre boşa gitmez. Soruşturma veya kovuşturma aşamasında gözaltında ya da tutuklu kalan bir kişi, eğer mahkûm olursa bu sürelerin hapis cezasından düşülmesini talep edebilir. Buna “mahsup” denmektedir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 63. maddesi bu hakkı güvence altına almaktadır. Anayasa Mahkemesi’nin değerlendirmesine göre mahsup bir takdir meselesi değil, zorunlu bir hukuki yükümlülüktür. Bu konuyu müvekkillerimizden aldığımız sorular doğrultusunda ayrıntılı biçimde ele aldık.

TCK Madde 63 Mahsup

Madde 63- (1) Hüküm kesinleşmeden önce gerçekleşen ve şahsi hürriyeti sınırlama sonucunu doğuran bütün haller nedeniyle geçirilmiş süreler, hükmolunan hapis cezasından indirilir. Adlî para cezasına hükmedilmesi durumunda, bir gün beşyüz Türk Lirası sayılmak üzere, bu cezadan indirim yapılır.

Mahsup Nedir?

Mahsup; hüküm kesinleşmeden önce kişinin özgürlüğünün kısıtlandığı sürelerin, verilen hapis cezasından veya adli para cezasından indirilmesidir. Kişi mahkûm edildiğinde, cezaevinde fiilen geçirmesi gereken süre bu indirimden sonra hesaplanır. Mahsup sayesinde kişinin cezalandırılmadan önce özgürlüğünden yoksun kaldığı süreler çifte infaza dönüşmez.

Mahsuba konu olan hürriyeti kısıtlayıcı haller şunlardır:

  • Gözaltı süresi
  • Tutukluluk süresi
  • Adli gözlem altında geçirilen süre

Mahsup Bir Zorunluluktur, Takdir Değil

Uygulamada zaman zaman mahsup kararının verilip verilmeyeceğinin mahkemenin takdirine bırakıldığı sanılmaktadır. Bu yanlış bir anlayıştır. Anayasa Mahkemesi, mahsubun mecburi bir kurum olduğunu ve yargı organlarına bu konuda herhangi bir takdir yetkisi tanınmadığını açıkça hükme bağlamıştır:

Anayasa Mahkemesi, B. 2023/15085, T. 25.06.2025 (Uğur Yurt Kararı): “Mahsuba ilişkin bir takdir yetkisinin tanınmadığı anlaşılmaktadır. İlgili yargı organları mahsup şartlarının bulunup bulunmadığını incelemekle ve şartları oluşmuşsa mahsup kararı vermekle yükümlüdür.”

Bu karar aynı zamanda gözaltı sürelerinin eksik mahsup edilmesinin kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını ihlal ettiğini de ortaya koymaktadır. Dolayısıyla mahsup; hem kanuni bir yükümlülük hem de anayasal güvence altındaki bir haktır.

Mahsup Hangi Koşullarda Uygulanır?

TCK m. 63’ün uygulanabilmesi için temel koşul şudur: mahsuba konu suç, tutuklu kalınan suçtan verilen hükmün kesinleşmesinden önce işlenmiş olmalıdır. Tutukluluk hangi suç nedeniyle olursa olsun fark etmez; önemli olan mahsuba konu suçun zaman olarak bu kesinleşme tarihinden önce işlenmiş olmasıdır:

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2006/4, K. 2006/7, T. 31.01.2006: “Burada önemli olan husus, mahsuba konu mahkûmiyete ait suçun, tutuklu kalınan suçtan verilen hükmün kesinleşmesinden önce işlenmesidir.”

Bu ilke, mahsup kurumunun kapsamını sanıldığından geniş tutmaktadır. Kişi A suçundan tutuklandıysa ve bu tutukluluk sırasında B suçu da gün yüzüne çıktıysa; B suçundan mahkûmiyet halinde, A suçundaki tutukluluğun B suçunun cezasından mahsup edilmesi mümkün olabilir.

Beraat Zorunlu Değil: Zamanaşımıyla Düşen Dosyalarda Da Mahsup Mümkün

Uygulamada sıkça karşılaşılan bir hata şudur: mahkemeler zaman zaman mahsup için tutuklamaya neden olan suçun beraatle sonuçlanmasını şart koşmaktadır. Yargıtay bu yaklaşımı açıkça reddetmektedir. Zamanaşımı nedeniyle düşen davalar da dahil olmak üzere, mahsup şartlarının oluşması için beraat gerekmemektedir:

Yargıtay 1. Ceza Dairesi, E. 2022/774, K. 2022/1926, T. 11.03.2022: “Bir suçtan dolayı tutuklu kalınan sürenin başka bir suçtan hürriyeti bağlayıcı cezadan mahsup edilebilmesi için tutuklamaya neden olan suçun beraatle neticelendirilmesi gerektiği, zamanaşımı nedeniyle düşme kararının beraat kararı olmadığı gerekçesi hatalı bulunmuş…”

Ancak aynı kararda önemli bir sınır da belirtilmiştir: mahsup edilecek süre, infaz oranıyla sınırlı tutulmalıdır. Yani koşullu salıverilmeye kadar infaz edilecek cezanın üzerinde mahsup yapılamaz.

Gözaltı Tarihlerinin Tespiti: Belgelere Dayanma Zorunluluğu

Mahsup hesabının doğru yapılabilmesi için gözaltı ve tutukluluk tarihlerinin kesin olarak tespit edilmesi gerekir. Anayasa Mahkemesi bu konuda titiz bir denetim yapmakta; gözaltı tarihlerinin nezarethane ve sevk kayıtları gibi belgelere dayandırılmasını zorunlu görmektedir. Eksik belge incelemesi sonucu yapılan hatalı mahsup hesabı, temel hak ihlaline yol açabilmektedir.

Mahsup Hesabı Hükümde Değil, İnfaz Aşamasında Yapılır

Önemli bir usul kuralı şudur: mahkeme, hüküm aşamasında yalnızca mahsup kararı verir; fiili hesaplamayı kendisi yapmaz. Asıl hesap, karar kesinleştikten sonra infaz aşamasında gerçekleştirilir. Mahkemenin hüküm aşamasında bizzat hesap yaparak sonuç cezayı düşürmesi infazda karışıklığa yol açmaktadır:

Yargıtay 13. Ceza Dairesi, E. 2014/19045, K. 2015/6, T. 12.01.2015: “Mahsup işleminin karar kesinleştikten sonra infaz aşamasında yapılması gerektiği dikkate alınmaksızın… mahsup işlemi uygulanarak sonuç olarak 3.900 TL adli para cezasına hükmolunması suretiyle infazda karışıklığa neden olunması…”

Bu kural hem hapis cezaları hem de adli para cezaları için geçerlidir. Gözaltında geçirilen sürenin gün/TL hesabıyla doğrudan para cezasından düşülmesi de aynı şekilde hukuka aykırıdır.

Yurt Dışında Geçen Süreler: TCK m. 16 ile Birlikte Uygulanır

Kişinin yabancı bir ülkede gözaltında, tutuklu ya da hükümlü kaldığı süreler, Türkiye’deki cezasından düşülmek istendiğinde TCK m. 63 tek başına yeterli değildir. Bu durumda TCK m. 16 (yabancı ülkedeki hürriyeti kısıtlayıcı sürelerin mahsubu) ile TCK m. 63 birlikte uygulanmalıdır. Yargıtay, yurt dışında geçen tüm sürelerin yalnızca TCK m. 63 kapsamında değerlendirilerek mahsup edilmesini hukuka aykırı bulmaktadır:

Yargıtay 9. Ceza Dairesi, E. 2013/14509, K. 2014/2313, T. 03.03.2014: “TCK’nın 16. maddesi uyarınca yabancı ülkede gözaltında, gözlem altında, tutuklulukta veya hükümlülükte geçen sürelerin ve TCK’nın 63. maddesi uyarınca ülkemizde gözaltında, gözlem altında, tutuklulukta geçen sürelerin cezadan mahsubuna…”

Suçla Bağlantılı Olmayan Hürriyeti Kısıtlamalar Mahsuba Konu Olamaz

Mahsup yalnızca ceza soruşturması veya kovuşturmasıyla doğrudan bağlantılı hürriyeti kısıtlayıcı haller için geçerlidir. Kişinin soruşturmayla ilgisi bulunmayan nedenlerle (örneğin koruma amaçlı tedavi) özgürlüğünden kısıtlanması bu kapsamda değerlendirilemez:

Anayasa Mahkemesi, B. 2016/3932, T. 24.06.2020 (Ramazan Özgün Kararı): “Ceza soruşturması veya kovuşturması ile bağlantılı olmayan… koruma amaçlı yatarak tedavide geçen sürenin… mahsup edilmemesinin kanuni bir temele dayandığı…”

HAGB Kararlarında Mahsup

Hükmün açıklanmasının geri bırakıldığı (HAGB) davalarda mahsup meselesi de özellik taşımaktadır. HAGB kararı verildiğinde hüküm henüz kesinleşmemiştir; denetim süresi sonunda koşullar yerine getirilirse dava düşecektir. Yargıtay, HAGB denetim süresi devam ederken mahsup koşullarının oluştuğunu kabul etmektedir. Ancak koşullu salıverilme ihlali halinde önceden infaz edilen fazla sürenin yeni suçun infazından mahsup edilemeyeceğini de açıkça hükme bağlamıştır:

Yargıtay 18. Ceza Dairesi, E. 2015/30987, K. 2016/108, T. 11.01.2016: “Hükmün açıklanmasının geri bırakılması ile sonuçlanan kararın henüz denetim süresinin dolmamış olması nedeniyle 5 yıllık denetim süresinin sonunda beraat etme ihtimali hukuken mümkün bulunduğundan…”

Karma Uygulama Yasağı: Eski ve Yeni Kanun Birlikte Kullanılamaz

Lehe yasa değerlendirmesi sonucu eski 765 sayılı TCK esas alındığında, mahsup aşamasında da eski TCK’nın 40. maddesi uygulanmalıdır; 5237 sayılı TCK’nın 63. maddesi bu durumda kullanılamaz. Kanunların karma biçimde uygulanması hükmü bozmaktadır:

Yargıtay 2. Ceza Dairesi, E. 2019/479, K. 2019/5426, T. 20.03.2019: “Mahsup yönünden 765 sayılı TCK’nın 40. maddesi yerine 5237 sayılı TCK’nın 63. maddesiyle uygulama yapılması ile karma uygulama yapılmak suretiyle hükümde karışıklığa neden olunması…”

Hüküm Fıkrasında TCK m. 63’ün Açıkça Yazılması Zorunludur

Mahsup kararı verildiğinde hüküm fıkrasında “TCK m. 63” ibaresi açıkça yer almalıdır. Bu maddenin yazılmadan mahsup kararı verilmesi usul hatası sayılmaktadır. Aynı şekilde, mahsup yapılması gerekirken hiç uygulanmaması da —gerekçesi ne olursa olsun— bozma nedenidir.

Koşullu Salıverilme Hesaplamasıyla İlişki

Anayasa Mahkemesi, mahsubun koşullu salıverilme süresinin belirlenmesiyle doğrudan ilgili olduğunu vurgulamaktadır. Eksik mahsup, kişinin cezaevinde gereğinden fazla kalması sonucunu doğurur ve bu durum kişi hürriyeti ile güvenliği hakkının ihlali sayılmaktadır:

Anayasa Mahkemesi, B. 2014/17112, T. 30.10.2018 (Hasan Gülbahar Kararı): “Mahsup ise koşullu salıverme süresinin belirlenmesiyle ve dolayısıyla ceza infaz kurumunda kalınması gereken süre ile doğrudan ilgilidir.”

Sonuç: Mahsup Hakkı Takip Edilmezse Kaybedilebilir

TCK m. 63, kâğıt üzerinde net görünse de uygulamada eksik veya hatalı mahsup kararlarına sıkça rastlanmaktadır. Gözaltı tarihinin yanlış belirlenmesi, tutukluluğun süresinin eksik hesaplanması, yurt dışı sürelerin atlanması ya da mahsup kararının hiç verilmemesi gibi hatalar; infaz aşamasında kişinin fazladan cezaevinde kalmasına yol açabilir. Bu hataların fark edilerek düzeltilmesi, infaz hakimliğine veya Yargıtay’a başvuru yoluyla mümkündür.

Tutuklu ya da gözaltında geçirdiğiniz sürelerin cezanızdan doğru biçimde düşülüp düşülmediğini sorguluyor ya da mahsup hesabında hata yapıldığını düşünüyorsanız, bir İstanbul ceza avukatı ile durumunuzu değerlendirmenizi öneririz. İnfaz hukuku ve mahsup hesaplamalarına ilişkin her türlü konuda ceza avukatı olarak yanınızdayız.

0507 551 87 38