☎ 0539 676 32 75 WhatsApp: 0539 676 32 75

TCK Madde 9 – Yabancı Ülkede Hüküm Verilmesi

2026 itibarıyla uluslararası hareketliliğin ve sınır aşan suçların artmasıyla TCK Madde 9 pratikte sık karşımıza çıkar. En temel soru şudur: Yurt dışında yargılanıp hüküm giydim, Türkiye’de yeniden yargılanır mıyım? TCK Madde 9, Türkiye’de işlenen bir suçtan dolayı yabancı ülkede hüküm verilmesi hâlinde Türkiye’nin yargılama yetkisini düzenler ve hem sanıklar hem de mağdurlar açısından belirleyici sonuçlar doğurur.

TCK Madde 9 Kanun Metni

Yabancı ülkede hüküm verilmesi

“Türkiye’de işlediği suçtan dolayı yabancı ülkede hakkında hüküm verilmiş olan kimse, Türkiye’de yeniden yargılanır.”

→ 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu Tam Metni

Madde metni tek cümleden ibaret olsa da içerdiği sonuçlar ağırdır. Bu cümle, mülkilik ilkesinin doğrudan bir yansımasıdır: Suç Türkiye topraklarında işlenmişse, Türk mahkemelerinin yargılama yetkisi üçüncü bir ülkede verilen hükümle ortadan kalkmaz. TCK Madde 8’in yer bakımından uygulama kuralının mantıksal devamı olan bu düzenleme, Türkiye’nin ceza hukuku egemenliğini uluslararası alanda güvence altına alır.

TCK Madde 9 Nedir?

TCK Madde 9, Türkiye’de işlenen bir suç nedeniyle yabancı ülkede hüküm verilen kişinin Türkiye’de yeniden yargılanacağını öngören bir yargılama yetkisi kuralıdır. Bu hüküm, Türk yargı egemenliğinin temel bir yansımasıdır. Egemen bir devlet, kendi ülkesinde işlenen suçları yargılama yetkisini başka bir devletin kararına bağlamaz.

Maddenin lafzındaki “hüküm” ifadesi geniş yorumlanır: Mahkûmiyet, beraat, davanın düşmesi ya da zamanaşımı gibi sonuçların tamamı bu kapsamda değerlendirilebilir. Kritik olan nokta, yabancı ülkenin hukuki sürecinin tamamlanmış olmasıdır; salt soruşturma aşamasında yürütülen işlemler ise TCK Madde 9 anlamında “hüküm” sayılmaz. Suç Türkiye’de işlenmişse, bu hükümlerin hiçbiri Türkiye’deki yargılamayı kendiliğinden sonlandırmaz.

Maddenin Uygulama Alanı ve Koşulları

TCK Madde 9’un uygulanabilmesi için şu koşulların bir arada bulunması gerekir:

  • Suçun Türkiye’de işlenmesi: Fiilin kısmen veya tamamen Türkiye’de gerçekleşmesi ya da neticenin Türkiye’de meydana gelmesi gerekir. TCK Madde 8/1 anlamında suçun Türkiye’de işlenmiş sayılması yeterlidir.
  • Yabancı ülkede hüküm verilmiş olması: Kişi hakkında yabancı bir devlet mahkemesince mahkûmiyet, beraat veya düşme gibi bitirilmiş bir hüküm kurulmuş olmalıdır.
  • Aynı fiil: Yabancı ülkedeki yargılamanın Türkiye’deki yargılamayla aynı olaya ilişkin olması gerekir. Farklı eylemler söz konusuysa TCK Madde 9 değil, ilgili diğer maddeler (TCK 11–13) devreye girebilir.

Bu koşulların varlığı hâlinde Türk mahkemesi bağımsız delil değerlendirmesi yapar; yabancı hükme bağlı değildir ve yeniden yargılama tam anlamıyla icra edilir. Maddenin uygulandığı tipik senaryolar şunlardır: göçmen kaçakçılığı gibi sınır aşan suçlar, neticenin Türkiye’de gerçekleştiği uluslararası dolandırıcılık suçları ve sunucunun ya da mağdurun Türkiye’de bulunduğu bilişim suçları.

Mülkilik İlkesi: Türkiye’de İşlenen Suç Türkiye’nin Yetkisindedir

Türk ceza hukukunun yer bakımından uygulamada benimsediği temel sistem mülkilik (ülkesellik) ilkesidir. Bu ilkeye göre Türkiye’de işlenen suçlar hakkında, failin ve mağdurun uyruğu ne olursa olsun, Türk kanunları uygulanır. TCK Madde 9 bu temeli bir adım ileri taşır: Yabancı devletin yargı kararı, Türkiye için bir “kesin hüküm” değildir; çünkü o karar, Türkiye’nin egemenlik alanında işlenen bir suç üzerinde Türk yargısının yetkisini tüketmez.

Bu nedenle yurt dışında alınan bir cezanın varlığı, savunma açısından önemli olmakla birlikte, tek başına davayı düşürecek bir gerekçe oluşturmaz. Türk mahkemesi, yabancı kararı bilgi değeri taşıyan bir belge olarak değerlendirir; ancak yargılama yetkisini ondan bağımsız biçimde kullanır.

Çifte Yargılama Yasağı (Non Bis In Idem) ve TCK Madde 9

Bu noktada akla gelen ilk itiraz şudur: Aynı fiil için iki ülkede yargılanmak hukuk devleti ilkesiyle bağdaşır mı? Uluslararası hukukta “non bis in idem” (aynı suçtan iki kez yargılanamama) ilkesi tanınmış olup, Türkiye’nin de taraf olduğu Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’nin 14/7. maddesinde düzenlenmiştir.

Ancak bu ilkenin uygulama alanı kural olarak aynı devletin yargı düzeni içinde değerlendirilir; farklı devletlerin egemenlik yetkileri arasında otomatik bir bağlayıcılık doğurmaz. Güncel Yargıtay içtihadına göre, yerel mahkemelerin bu sözleşme hükmüne dayanarak davayı reddetmesi bozma sebebidir. 18. Ceza Dairesi’nin göçmen kaçakçılığına ilişkin kararlarında, BM Sözleşmesi 14/7. maddesine “yanlış anlam yüklenerek” davanın reddedilmesi açıkça hukuka aykırı bulunmuştur. Türkiye açısından TCK Madde 9 nettir: Suç Türkiye’de işlenmişse yabancı hüküm yeniden yargılamayı engellemez; çifte cezalandırmanın önüne ise mahsup mekanizması geçer.

TCK Madde 16 ve Mahsup: Çifte Cezalandırmaya Karşı Güvence

TCK Madde 9’un kişiyi fiilen iki kez cezalandırmaya mahkûm etmediğini gösteren güvence, TCK Madde 16’daki mahsup kuralıdır. Bu hükme göre, nerede işlenmiş olursa olsun bir suçtan dolayı yabancı ülkede gözaltında, gözlem altında, tutuklulukta veya hükümlülükte geçen süre, aynı suçtan Türkiye’de verilecek cezadan düşülür. Böylece kişi yurt dışında çektiği süreyi Türkiye’de bir daha çekmez. Bu mekanizma, TCK Madde 3’teki orantılılık ilkesiyle tam uyumludur.

Mahsup teknik bir hesaplama meselesidir ve uygulamada en çok hak kaybının yaşandığı aşamadır:

  • Süre hesabı hataları: Gözaltı, tutukluluk ve hükümlülük sürelerinin birbirine karıştırılması ya da eksik hesaplanması sık rastlanan bir sorundur; her süre türü ayrı ayrı belgelenmelidir.
  • Tercüme ve tasdik sorunları: Yabancı mahkeme kararının apostil onaylı ve noter tasdikli Türkçe tercümesi olmadan dosyaya girememesi, mahsup hakkının kullanılamamasına yol açar.
  • İnfaz aşamasında takip: Mahsup hükmü kararda yer alsa dahi, infaz aşamasında doğru uygulanıp uygulanmadığı ayrıca denetlenmelidir.
  • KKTC özel durumu: Türk vatandaşının Kuzey Kıbrıs’ta işlediği suçlarda Yargıtay, yabancı ceza yönünden TCK Madde 19’un da değerlendirilmesi gerektiğine hükmetmektedir.

Güncel Yargıtay içtihadına göre, yurt dışında geçirilen sürelerin saptanmadan karar verilmesi tek başına bozma sebebidir; örneğin uyuşturucu maddeyi Türkiye’den Kuzey Kıbrıs’a götürdüğü için Lefkoşa’da hüküm giyen bir sanık hakkında bu sürenin TCK Madde 16 uyarınca mahsubu zorunlu görülmüştür.

Suçun “Türkiye’de İşlenmiş Sayılması”: TCK Madde 8 Bağlantısı

TCK Madde 9’un uygulanabilmesinin ön koşulu, suçun gerçekten Türkiye’de işlenmiş olmasıdır ve bu tespit her zaman basit değildir. TCK Madde 8 uyarınca fiilin kısmen veya tamamen Türkiye’de işlenmesi yeterli olduğu gibi, neticenin Türkiye’de gerçekleşmesi de bu sonucu doğurur.

Ancak “neticenin Türkiye’de gerçekleşmesi” ölçütü mutlak değildir. İcraî hareketin tümüyle yurt dışında tamamlandığı hâllerde, salt sonucun Türkiye’de doğması suçu Türkiye’de işlenmiş kılmaya yetmez; fiil ile netice arasındaki nedensellik bağının kopmamış olması şarttır. Yurt dışında ateşli silahla yaralanıp Türkiye’de hayatını kaybeden bir kişi bakımından Yargıtay, icraî hareketin yabancı ülkede son bulması nedeniyle suç yerinin Türkiye olmadığını belirlemiştir. Bu ayrım kritiktir: Suçun nerede işlendiği yanlış tespit edilirse, uygulanacak madde de (9 mu, 11 veya 12 mi) hatalı seçilir ve yargılamanın tüm zemini kayar.

TCK Madde 9 ile TCK Madde 11, 12 ve 13 Arasındaki İlişki

Bu alandaki en sık karışıklık, benzer maddelerin uygulama alanlarının iç içe geçmesinden doğar; oysa aralarındaki fark dosyanın kaderini belirler. Hangi maddenin uygulanacağı, suçun işlendiği yer, failin ve mağdurun uyruğu ile suçun türüne göre belirlenir.

  • TCK Madde 9 (Mülkilik): Suç Türkiye’de işlenmişse uygulanır; yabancı hüküm yeniden yargılamaya engel değildir.
  • TCK Madde 11 (Faile göre şahsilik): Türk vatandaşının yurt dışında suç işlemesi hâlinde uygulanır. Bu maddede yabancı ülkede hüküm verilmemiş olması bir kovuşturma şartıdır; yurt dışında kesinleşmiş mahkûmiyet veya beraat varsa Türkiye’de yeniden yargılama yapılamaz. Madde 9’dan temel fark burasıdır.
  • TCK Madde 12 (Koruma ve mağdura göre şahsilik): Yabancının yurt dışında Türkiye’nin zararına ya da bir Türk vatandaşı aleyhine suç işlemesi hâlinde uygulanır; çoğu durumda Adalet Bakanlığı’nın istemi veya şikâyet kovuşturma şartıdır.
  • TCK Madde 13 (Evrensellik): Maddede tahdidi olarak sayılan katalog suçlarda, fail Türk ya da yabancı olsun Türk kanunu uygulanır; bazı suçlarda yabancı mahkûmiyet veya beraat dahi Adalet Bakanının talebiyle yeniden yargılamayı engellemez.

Aradaki fark en çarpıcı biçimde “yabancı hükmün etkisi” sütununda görülür:

HükümDayandığı İlkeSuçun İşlendiği YerYabancı Hükmün Etkisi
TCK Madde 9Mülkilik (ülkesellik)TürkiyeEngel değildir; yeniden yargılanır, süre TCK 16 ile mahsup edilir
TCK Madde 11Faile göre şahsilikYurt dışı (fail Türk vatandaşı)Kesinleşmiş mahkûmiyet/beraat varsa yargılama engellenir
TCK Madde 12Koruma / mağdura göre şahsilikYurt dışı (fail yabancı; Türkiye veya Türk aleyhine)Koşullara bağlıdır; çoğu hâlde Bakanlık istemi veya şikâyet aranır
TCK Madde 13Evrensellik (katalog suçlar)Yurt dışı (vatandaş veya yabancı)Bazı suçlarda yabancı hüküm dahi engel değildir; Bakanlık talebiyle yargılanır

Bu nedenle savunmanın ilk işi, suçun coğrafi olarak nerede işlendiğini doğru kurmaktır. Doğru madde seçimi, hem yargılama yetkisini hem de yabancı hükmün dosyaya etkisini baştan belirler.

Yurt Dışında Beraat Etmek Türkiye’de Beraat Anlamına Gelir mi?

Yanıt, suçun nerede işlendiğine bağlıdır. Suç Türkiye’de işlenmişse, yani TCK Madde 9 kapsamına giriyorsa, yurt dışında alınan beraat kararı Türkiye’de otomatik beraat doğurmaz. Türk mahkemesi delilleri yeniden değerlendirir. Bu noktada savunma stratejisi belirleyicidir: Yabancı mahkeme kararının gerekçesi, delil yapısı, hukuki nitelendirmesi ve uygulanan usul güvenceleri ayrıntılı biçimde incelenmeli, usulüne uygun tercüme ve tasdik ile Türk mahkemesine sunulmalıdır. İyi hazırlanmış bir dosyada yabancı beraat kararı, bağlayıcı olmasa da sanık lehine değerlendirilebilir.

Buna karşılık suç yurt dışında işlenmiş ve TCK Madde 11 rejimi geçerliyse, yurt dışında verilmiş kesinleşmiş bir beraat veya mahkûmiyet hükmü, Türkiye’de yeniden yargılamayı engelleyen bir kovuşturma şartı hâline gelir. Bu iki durumu birbirine karıştırmak, müvekkil açısından telafisi güç sonuçlar doğurur.

Görevli Mahkeme

TCK Madde 9 başlı başına bir suç tipi düzenlemediğinden görevli mahkeme, dosyanın esasını oluşturan suçun niteliğine ve ceza üst sınırına göre belirlenir. TCK Madde 9’un varlığı görevli mahkeme tespitini değiştirmez; belirleyici olan, yargılanacak fiil için 5235 sayılı Kanun’un 14. maddesi çerçevesinde yapılacak standart görev değerlendirmesidir. Suçun ceza üst sınırı on yılı aşıyorsa Ağır Ceza Mahkemesi, on yıl veya altındaysa Asliye Ceza Mahkemesi görevlidir.

Yetkili Mahkeme

TCK Madde 9 kapsamında suç Türkiye’de işlenmiş sayıldığından, kural olarak CMK’nın yetkiye ilişkin hükümleri uyarınca suçun işlendiği yer mahkemesi yetkilidir. Suçun işlendiği yer tartışmalıysa — özellikle sınır aşan suçlarda fiil ve netice farklı yerlerde gerçekleşebildiğinden — TCK Madde 8/1 gereği neticenin gerçekleştiği yer de yetkili sayılır. Ancak bu belirleme titizlikle yapılmalıdır: Neticenin Türkiye’de gerçekleştiğinin kabulü için fiilin icraî hareketleriyle netice arasındaki nedensellik bağının kopmamış olması şarttır.

Suçun gerçekte yurt dışında işlendiği ve Türkiye’de soruşturulması gereken hâllerde ise CMK’nın 14. maddesi devreye girer; şüpheli veya sanığın Türkiye’de yakalanmamış, yerleşmemiş veya adresinin bulunmaması durumunda yetkili mahkeme, Adalet Bakanının istemi ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının başvurusuyla Yargıtay tarafından belirlenir. Bu ihtimal, dosyanın TCK Madde 9 değil TCK Madde 11–13 kapsamında olduğu hâllerde önem kazanır.

Zamanaşımları

Dava zamanaşımı: TCK Madde 9 kapsamındaki yargılama, esas suç tipine ilişkin zamanaşımı sürelerine tabidir. Türkiye’de yeniden yargılamanın başlayabilmesi için dava zamanaşımının dolmamış olması gerekir. Önemli bir nokta şudur: Yurt dışındaki yargılama sürecinin Türkiye’deki dava zamanaşımı üzerinde durdurucu veya kesici bir etkisi bulunmaz. Dolayısıyla yabancı ülkedeki süreç uzun sürmüşse, Türkiye’deki zamanaşımı bu süre boyunca işlemeye devam etmiş olur.

Ceza zamanaşımı: Türkiye’de mahkûmiyet kararı verildiğinde ceza zamanaşımı, esas suç tipi için öngörülen sürelere göre akar. Yurt dışında infaz edilmiş süre TCK Madde 16 uyarınca mahsup edilir; bu mahsup, ceza zamanaşımı hesabını etkilemez.

TCK Madde 9 Hakkında Emsal Yargıtay Kararları

2026 itibarıyla Yargıtay’ın istikrarlı içtihadı iki net çizgide toplanır: Suç Türkiye’de işlenmişse yabancı hüküm engel değildir; suç yurt dışında işlenmiş ve fail Türk vatandaşıysa yabancı kesinleşmiş hüküm yeniden yargılamayı engeller. Aşağıdaki kararlar bu iki çizgiyi somutlaştırır.

Suç Türkiye’de İşlenmişse: Yabancı Hüküm Engel Değildir

Suç Türkiye’de işlenmişse fail yabancı ülkede o suçtan ceza almış olsa dahi Türkiye’de yeniden yargılanır; yurt dışında çekilen süre TCK Madde 16 uyarınca cezadan düşülür. Yargıtay 10. Ceza Dairesi, E. 2014/4555, K. 2019/4952, T. 09.07.2019. Sanığın uyuşturucu maddeyi Türkiye’den Kuzey Kıbrıs’a götürdüğü ve Lefkoşa Ağır Ceza Mahkemesi’nce beş ay hapse mahkûm edildiği olayda Daire; eylemin Türkiye’de işlenmesi nedeniyle yabancı hükmün yeniden yargılamaya engel olmadığını, ancak Kuzey Kıbrıs’ta geçirilen sürenin TCK 16 uyarınca mahsubu gerektiğini belirtmiştir.

Fiilin hem Türkiye hem yabancı ülke yönünden suç sayılması, Türkiye’de işlenen suça ilişkin yargılamayı engellemez ve BM Sözleşmesi 14/7’ye dayanan ret kararı bozma sebebidir. Yargıtay 18. Ceza Dairesi, E. 2015/32, K. 2015/83, T. 02.04.2015. On iki Somali uyruklu göçmeni Kuşadası’ndan botla sınırdan geçiren ve yakalandığı ülkede ceza alan sanık hakkında verilen ret kararı bozulmuştur. Daire, mülkilik ilkesi gereği yargılamanın sürdürülmesini ve yurt dışındaki sürelerin TCK 16 uyarınca mahsubunu gerekli görmüştür.

Yabancı mahkemenin fiili kendi hukukuna göre farklı nitelendirmesi, Türkiye’de işlenen suçun yargılanmasını engellemez. Yargıtay 18. Ceza Dairesi, E. 2015/128, K. 2015/31, T. 31.03.2015. Üç Afgan göçmeni jet-ski ile Kuşadası’ndan çıkaran ve Yunanistan’da ceza alan sanıkta Daire; eylemin Yunanistan tarafından “yurda kaçak göçmen sokmak” olarak nitelendirilmesinin, seçimlik hareketin Türkiye’de gerçekleşmesi karşısında davayı düşürmediğini belirtmiş, mahsubun da yapılması gerektiğini vurgulamıştır.

Yabancı ülkede soruşturma veya kovuşturma yapılmış olması, suç Türkiye’de işlenmişse Türkiye’de yargılama zorunluluğunu ortadan kaldırmaz. Yargıtay 14. Ceza Dairesi, E. 2012/8934, K. 2014/1958, T. 19.02.2014. Çocuğun kaçırılması suçunda, Ürdün adli makamlarınca işlem yapıldığı gerekçesiyle kamu davasının reddedilmesini Daire bozmuş; TCK 9 gereği mahkemenin yargılamaya devam etmesi gerektiğini belirtmiştir. Karar, TCK 9’un en yalın uygulamalarından biridir.

İcraî hareketin yurt dışında tamamlandığı hâllerde, neticenin Türkiye’de gerçekleşmesi tek başına suçun Türkiye’de işlendiği anlamına gelmez; nedensellik bağı kesintisiz olmalıdır. Yargıtay 5. Ceza Dairesi, E. 2014/4078, K. 2014/5200, T. 08.05.2014. Suriye’de ateşli silahla yaralanıp Türkiye’de ölen yabancı uyruklu maktul olayında Daire, suç yerinin Türkiye olmadığını; yabancının yabancıya karşı yurt dışında işlediği ve TCK 13 kapsamı dışında kalan fiilde Türk mahkemelerinin yetkisinin bulunmadığını kabul etmiştir. Karar, “neticenin Türkiye’de gerçekleşmesi” ölçütünün sınırını gösterir.

Suç Yurt Dışında İşlenmişse: TCK Madde 11 Rejimi ve Yabancı Hükmün Etkisi

Türk vatandaşının yurt dışında işlediği suçtan dolayı yabancı ülkede kesinleşmiş mahkûmiyet veya beraat hükmü varsa, artık Türkiye’de yeniden yargılama yapılamaz. Yargıtay 11. Ceza Dairesi, E. 2011/2692, K. 2011/2398, T. 06.05.2011. Sahte belgelerle Fransa’da taşınmaz satışı yapılan olayda Daire, suçun tümüyle yurt dışında işlendiğini ve Fransa’da kesinleşmiş bir hükmün bulunup bulunmadığının araştırılması gerektiğini belirtmiştir. Karar, TCK 9’un aynası olan ve sıkça karıştırılan TCK 11 rejimini gösterir.

Suçun yurt dışında işlendiği hâllerde, yabancı ülkede kesinleşmiş hüküm bulunup bulunmadığı eksiksiz araştırılmadan mahkûmiyet kurulamaz; bu bir kovuşturma şartıdır. Yargıtay 15. Ceza Dairesi, E. 2016/3223, K. 2017/26089, T. 06.12.2017. Almanya’daki internet dolandırıcılığına iştirak iddiasında Daire; aynı eylemden Almanya’da dava açılıp açılmadığının ve kesinleşmiş hüküm bulunup bulunmadığının araştırılması gerektiğini belirterek hükmü bozmuştur.

Türk vatandaşının yurt dışında işlediği suçta, yabancı kesinleşmiş hüküm araştırılmalı ve yabancı ceza yönünden TCK 19 değerlendirmesi yapılmalıdır. Yargıtay 2. Ceza Dairesi, E. 2020/15109, K. 2020/6894, T. 25.06.2020. Kuzey Kıbrıs’ta işlenen hırsızlık olayında Daire; ilgili adli merciler nezdinde kesinleşmiş hüküm araştırması yapılması ve TCK 19 hükmünün tartışılması gerektiğini belirterek bozma kararı vermiştir.

Türk vatandaşı, yurt dışında işlediği ve TCK 13 kapsamı dışında kalan suçtan dolayı yabancı ülkede yargılanmamışsa, Türkiye’de yargılanıp cezalandırılabilir. Yargıtay 12. Ceza Dairesi, E. 2014/3062, K. 2015/2081, T. 05.02.2015. Yurt dışında taksirle öldürme suçunda Daire, sanığın yabancı ülkede yargılanmadığını ve suçun TCK 13 kapsamında olmadığını saptayarak Türkiye’deki yargılamayı yerinde bulmuştur.

Faile göre şahsilik ilkesi gereği, Türk vatandaşının yurt dışında işlediği taksirli suçta yabancı hüküm yoksa Türkiye’de yargılama yapılmasında hukuka aykırılık bulunmaz. Yargıtay 12. Ceza Dairesi, E. 2022/2015, K. 2022/4854, T. 22.06.2022. Azerbaycan’da yolcu otobüsüyle yapılan ve dört kişinin öldüğü kazada Daire; sanığın Azerbaycan’da yargılanmadığını ve suçun TCK 13 dışında kaldığını belirterek Türkiye’deki mahkûmiyeti onamıştır. Serideki en güncel TCK 11 uygulamalarından biridir.

Pratik Uygulama: Savunmada Kritik Sorular

TCK Madde 9 kapsamına girdiği düşünülen bir dosya, standart ceza davalarından farklı bir hazırlık gerektirir. Savunmanın öncelikle yanıtlaması gereken sorular şunlardır:

  • Suç gerçekten Türkiye’de mi işlendi, yoksa olay TCK Madde 11 veya 12 kapsamında mı değerlendirilmeli? Bu yanıt, yabancı hükmün yargılamayı engelleyip engellemeyeceğini doğrudan belirler.
  • Yabancı ülkedeki hükmün niteliği nedir — mahkûmiyet mi, beraat mi, düşme mi, yoksa yalnızca soruşturma aşamasında kalmış bir işlem mi?
  • Fail Türk vatandaşı mı, yabancı mı? Bu, hangi şahsilik ilkesinin uygulanacağını belirler.
  • Yurt dışında geçirilen gözaltı, tutukluluk ve hükümlülük süreleri doğru hesaplanıp TCK 16 uyarınca mahsup edildi mi?
  • Yabancı mahkeme kararı usulüne uygun biçimde tercüme ve tasdik edilerek dosyaya sunuldu mu? Apostil onayı var mı?

Bu soruların her biri dava sonucunu temelden etkiler. Özellikle Bakırköy Adliyesi çevresindeki uluslararası unsur taşıyan ceza dosyalarında yargılama yetkisinin doğru zeminde kurulması ve mahsup hesaplarının titizlikle yapılması, sürecin seyrini doğrudan belirler. Bu tür dosyalarda deneyimli bir Sarıoğlu & Sefer ceza avukatı ile çalışmak, hem yargılama hem de infaz aşamasında hak kayıplarının önüne geçer.

Sıkça Sorulan Sorular

Yurt dışında cezamı çektim, Türkiye’de tekrar hapis yatacak mıyım?

Suç Türkiye’de işlenmişse TCK Madde 9 uyarınca yeniden yargılanabilirsiniz; ancak yurt dışında infaz ettiğiniz süre TCK Madde 16 gereği Türkiye’de verilecek cezadan mahsup edilir. Dolayısıyla cezanın tümü yeniden infaz edilmez; yurt dışındaki tutukluluk ve hükümlülük süreleri eksiksiz düşülür. Bu hesabın doğruluğu için infaz aşamasının da avukat denetiminde yürütülmesi önemlidir.

Yurt dışında beraat ettim; bu kararı Türk mahkemesine sunabilir miyim?

Sunabilirsiniz, ancak Türk mahkemesi bu karara bağlı değildir. Yabancı beraat kararı bağlayıcı olmamakla birlikte delil ve bilgi değeri taşır. İyi hazırlanmış bir dosyada yabancı mahkemenin gerekçesi, delil değerlendirmesi ve usul güvenceleri ayrıntılı biçimde incelenip Türk yargılamasına taşınmalıdır. Bu yaklaşım, yargılamanın seyrini sanık lehine etkileyebilir.

Türk vatandaşıyım, yurt dışında suç işledim ve orada mahkûm oldum; Türkiye’de de yargılanır mıyım?

Bu durumda TCK Madde 9 değil, TCK Madde 11 uygulanır. Madde 11’de yabancı ülkede hüküm verilmemiş olması bir kovuşturma şartıdır; yurt dışında mahkûmiyet veya beraat kararı kesinleşmişse Türkiye’de yeniden yargılama yapılamaz. TCK Madde 9’un tersine, burada yabancı hükmün varlığı yargılamayı engeller.

Yurt dışında ne kadar süre tutuklu kaldığımı belgeleyemezsem ne olur?

Belgeleme yapılamazsa mahkeme mahsup hükmünü uygulayamaz veya yanlış hesaplayabilir. Bu sürelerin tutukevinden alınacak belgeler, duruşma tutanakları ve resmi yazışmalarla ortaya konması gerekir. Yabancı ülkede tutuklu kaldıysanız bu evrakların apostil onaylı ve noter tasdikli Türkçe tercümesiyle dosyaya sunulması, mahsup hakkınızın kullanılabilmesi için şarttır.

Göçmen kaçakçılığından hem Yunanistan’da hem Türkiye’de yargılandım; bu hukuka aykırı değil mi?

Hukuka aykırı değildir. Yargıtay 18. Ceza Dairesi’nin yerleşik içtihadına göre, sınır aşan göçmen kaçakçılığı suçlarında her iki devletin de yargılama yetkisi vardır. BM Sözleşmesi’nin 14/7. maddesi devletlerarası yargılama yetkisi çakışmalarına otomatik uygulanmaz. Yurt dışında geçirdiğiniz süre ise TCK Madde 16 uyarınca cezanızdan düşülür.

KKTC’de suç işledim; Türkiye’de yargılanır mıyım?

Türk vatandaşının Kuzey Kıbrıs’ta işlediği suç yurt dışında işlenmiş sayıldığından TCK Madde 11 rejimi geçerlidir. Yargıtay 2. Ceza Dairesi’nin kararı uyarınca, hem yabancı ülkede kesinleşmiş hüküm bulunup bulunmadığı araştırılmalı hem de TCK Madde 19 değerlendirilmelidir. TCK Madde 19, yurt dışında işlenen suçta Türk cezasının, o ülke kanunundaki ceza üst sınırını aşamayacağını öngörür.

Çifte vatandaşım, hangi ülkenin kanunu uygulanır?

Türk hukuku açısından belirleyici olan vatandaşlık değil, kural olarak suçun nerede işlendiğidir. Suç Türkiye’de işlenmişse mülkilik ilkesi gereği Türk kanunları uygulanır ve TCK Madde 9 devreye girer. Suç yurt dışında işlenmiş ve kişi Türk vatandaşıysa TCK Madde 11 kapsamında değerlendirme yapılır. Çifte vatandaşlık, dosyanın hangi rejime girdiğini tek başına değiştirmez.

Sonuç

TCK Madde 9’un koyduğu kural açıktır: Suç Türkiye’de işlenmişse veya TCK Madde 8 kapsamında Türkiye’de işlenmiş sayılıyorsa, yabancı ülkede verilen hüküm Türkiye’deki yargılamayı durdurmaz. Mülkilik ilkesi, devletin egemenlik alanını uluslararası yargılama süreçlerine karşı korur; çifte cezalandırmanın önüne ise TCK Madde 16’daki mahsup mekanizması geçer.

Bu ilke hem sanıklar hem de mağdurlar açısından somut sonuçlar doğurur. Ancak sade görünen bu kural, pratikte suçun nerede işlendiği, hangi maddenin (9, 11 veya 12) uygulanacağı ve yabancı hükmün niteliği sorularıyla iç içedir. Güncel Yargıtay içtihadına göre, yerel mahkemelerin BM Sözleşmesi 14/7’ye dayanarak verdiği ret kararları sistemli biçimde bozulmakta, mülkilik ilkesinin uygulanma alanı giderek netleşmektedir.

Uluslararası boyutu olan bir dosyayı klasik bir ceza dosyası gibi değerlendirmek ciddi hatalara yol açar. Yetki tespiti, uygulanacak maddenin belirlenmesi, yabancı hükmün niteliğinin analizi ve mahsup hesaplaması birlikte ele alınmalıdır. Her bir adımdaki hata, hem yargılama sonucunu hem de infaz sürecini doğrudan etkiler.

İletişim & Danışma

Yurt dışında hakkınızda verilen bir hüküm nedeniyle Türkiye’de yeniden yargılanma ihtimaliniz varsa ya da mahsup hesaplarınızın doğruluğundan emin olmak istiyorsanız, bu süreç uzmanlık gerektiren teknik bir hukuki değerlendirmeyi zorunlu kılar. Sarıoğlu & Sefer Hukuk Bürosu olarak, uluslararası unsur taşıyan ceza davalarında — yargılama yetkisi tespiti, yabancı hüküm analizi ve infaz mahsubu dahil — müvekkillerimize kapsamlı hukuki destek sunuyoruz. Dosyanızı gizlilik çerçevesinde değerlendirmek için 0539 676 32 75 numaralı telefondan ya da bilgi@sarioglusefer.com adresinden bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Büromuz, Osmaniye, İsmail Erez Blv No: 9/2, 34146 Bakırköy/İstanbul adresinde, Bakırköy Adliyesi karşısında hizmet vermektedir.

TCK Madde 9 Yargıtay Kararları

1. Yargıtay 10. Ceza Dairesi, E. 2014/4555, K. 2019/4952, T. 09.07.2019

Mahkeme: Ağır Ceza Mahkemesi

Suç: Uyuşturucu madde ihraç etme

Hüküm: Değişen suç vasfına göre kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan verilen tedavi ve denetimli serbestlik

tedbirine uyulmaması üzerine mahkûmiyet

Dosya incelendi.

GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Yargılama sürecindeki işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, delillerin gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç tipinin doğru biçimde belirlendiği ve kabul edilen suç vasfına göre 5237 sayılı TCK’nın 8. ve 9. maddeleri kapsamında eylemin Türkiye’de işlenmesi nedeniyle yabancı ülkede hüküm verilmiş olmasının Türkiye’de yeniden yargılanmaya engel teşkil etmediği anlaşıldığından; yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;

1- Hükümden sonra 28.06.2014 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanunun 68. maddesi ile değiştirilen TCK’nın 191. maddesi ve aynı Kanunun 85. maddesi ile eklenen 5320 sayılı Kanunun geçici 7. maddesi sanık lehine hükümler içermekte olup, öncelikle; 6545 sayılı Kanunun 68. maddesi ile değiştirilen TCK’nın 191. maddesinin 5. fıkrası ve aynı Kanunun 85. maddesi ile eklenen 5320 sayılı Kanunun geçici 7. maddesinin olaya tatbik kabiliyeti bulunup bulunmadığının tesbiti açısından, sanık hakkında kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan dolayı bu suç tarihinden önce açılmış başka dava olup olmadığı, varsa sanığın bu suçu diğer davaya konu olan suç nedeniyle verilen tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbirinin infazı sırasında işleyip işlemediğinin ve önceki dava sonucunun araştırılması, gerektiğinde Denetimli Serbestlik Müdürlüğünden suç tarihinde sanığın infazda olan başka bir tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri kararının bulunup bulunmadığı sorulup belirlendikten sonra;

a) Sanık bu suçu, daha önce işlediği suçtan dolayı yapılan kovuşturma aşamasında hükmolunan tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbirinin infazı sırasında işlemiş ve önceki suçtan mahkûmiyet kararı verilmiş ise, 6545 sayılı Kanunun 68. maddesi ile değiştirilen

TCK’nın 191. maddesinin 5. fıkrasında öngörülen “Erteleme süresi zarfında kişinin kullanmak için tekrar uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alması, kabul etmesi veya bulundurması ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanması, dördüncü fıkra uyarınca ihlâl nedeni sayılır ve ayrı bir soruşturma ve kovuşturma konusu yapılmaz” hükmü uyarınca, ikinci suçtan açılan bu davanın kovuşturma şartının ortadan kalkması nedeniyle, CMK’nın 223. maddesinin 8. fıkrası uyarınca “davanın düşmesine”, karar verilmesinde,

b) Sanık hakkında aynı suçtan açılmış başka dava yoksa veya sanık bu suçu daha önce işlediği suçtan dolayı verilen tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbirinin infazı sırasında işlemiş değilse veya daha önce işlediği suçtan dolayı yapılan kovuşturma aşamasında hükmolunan tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin infazı sırasında işlemiş ve önceki suçtan beraat kararı verilmiş ise, bu suç nedeniyle doğrudan tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri uygulanmış olan sanığın, yükümlülüklerini ihlal ettiğinin sabit görülmesi halinde hakkında, 6545 sayılı Kanunun 85. maddesi ile 5320 sayılı Kanuna eklenen geçici 7. maddenin 3. fıkrası uyarınca, yargılamaya devam olunarak, suç tarihi itibarıyla, TCK’nın 191. maddesi çerçevesinde bir karar verilmesinde,

Zorunluluk bulunması,

2- Kabule göre ;

a) Suç ve hüküm tarihinde yürürlükte olan 5560 sayılı Yasa ile değişik TCK’nın 191. maddesinin 5. fıkrasında, tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin gereklerine uymayan sanık hakkında davaya devam edilerek hüküm verileceği öngörüldüğünden;

Duruşma günü için sanığa gönderilen davetiyenin “tedavi ve denetimli serbestlik tedbirine uymadığının iddia edilmesi nedeniyle, duruşmaya gelip bu konuda beyanda bulunması veya diyeceklerini duruşma gününe kadar yazılı olarak bildirmesi gerektiği, mazeretsiz olarak duruşmaya gelmediği ve diyeceklerini yazılı olarak bildirmediği takdirde tedavi ve denetimli serbestlik tedbirine uymadığı kabul edilerek hakkında cezaya hükmolunabileceği” uyarısı ile birlikte duruşma tarihi ve saati yazılarak sanığa tebliğ edilmesi gerektiği gözetilmeden, belirtilen nitelikte uyarıyı içeren usulüne uygun davetiye tebliğ edilmeden ya da sanık dinlenmeden mahkûmiyet hükmü kurulması,

b) Denetimli Serbestlik ve Yardım Merkezi Şube Müdürlüğü’nün ilk başvuru davetnamesinin sanığın 29/07/2010 tarihli oturumda adresi olarak mahkemeye bildirdiği “ … mahallesi … sokak no … “ adresi yerine 16.05.2011 tarihli mahkeme kararında yazılı adresi olan “… Kongre … Mahallesi No: …-1 …/İstanbul” adresine Tebligat Kanununun 35. maddesi hükümleri uyarınca tebliğinin geçersiz olması karşısında; 16/05/2011 tarih, 2009/337 esas ve 2011/171 karar sayılı tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri kararının infazının devamına karar vermek gerektiği gözetilmeden, mahkûmiyet kararı verilmesi,

c) Aleyhinde yeterli ve kesin delil bulunmadığı aşamada, diğer sanık … ‘nin ayakkabısı içinde ele geçirilen uyuşturucu maddenin kendisine ait olduğunu söylemek suretiyle suçunun ortaya çıkmasına hizmet ve yardım eden sanık hakkında etkin pişmanlıkla ilgili TCK’nın 192. maddesinin 3. fıkrasının uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi,

d) Sanık hakkında, suça konu uyuşturucu maddeyi Türkiye Cumhuriyeti’nden Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne götürmesi nedeniyle Lefkoşa Ağır Ceza Mahkemesinin 16/11/2017 tarih ve 6645/07 sayılı kararı ile 5 ay hapis cezasına hükmedilmiş olduğundan, TCK’nın 16. maddesi uyarınca yabancı ülkede gözaltında, gözlem altında, tutuklulukta veya hükümlülükte geçen sürelerin cezasından mahsup edilmesine karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,

e) Hükümden sonra 24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 tarihli 2014/140 esas ve 2015/85 karar sayılı hükmü ile, 5237 sayılı TCK’nın 53. maddesinin bazı hükümlerinin iptal edilmesi nedeniyle, bu maddenin uygulanması açısından, sanığın durumunun yeniden belirlenmesinde zorunluluk bulunması,

Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün BOZULMASINA, 09.07.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

2. Yargıtay 18. Ceza Dairesi, E. 2015/32, K. 2015/83, T. 02.04.2015

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SUÇ: Göçmen kaçakçılığı yapmak HÜKÜM: Davanın reddi KARAR Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü: Temiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede, başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.

Ancak; TCK’nın 8/1. maddesinde, “Türkiye’de işlenen suçlar hakkında Türk kanunları uygulanır. Fiilin kısmen veya tamamen Türkiye’de işlenmesi veya neticenin Türkiye’de gerçekleşmesi hâlinde suç, Türkiye’de işlenmiş sayılır.” denilmekte, aynı Kanunun 9. maddesinde, Türkiye’de işlenen suçtan dolayı yabancı ülkede hakkında hüküm verilmiş olan kimsenin, Türkiye’de yeniden yargılanacağı belirtilmekte ve yine aynı Kanunun 16. maddesinde de “Nerede işlenmiş olursa olsun bir suçtan dolayı, yabancı ülkede gözaltında, gözlem altında, tutuklulukta veya hükümlülükte geçen süre, aynı suçtan dolayı Türkiye’de verilecek cezadan mahsup edilir.” şeklinde hüküm yer almaktadır. Türkiye’nin de taraf olduğu Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’nin 14/7. maddesinde ise, “Hiç kimse, bir ülkenin yasalarına ve ceza usulüne göre daha önce kesin olarak mahkum olmuş ya da beraat etmişse, aynı fiil için yeniden yargılanamaz ve cezalandırılamaz.” şeklinde düzenleme bulunmaktadır.

Bu bilgiler ışığında somut olaya gelince; Sanığın, on iki Somali uyruklu göçmeni menfaat karşılığı ve yasa dışı yollarla Kuşadası’ndan bot ile sınırdan geçirdikten sonra, …’da yakalanıp bu ülkede yargılanarak ceza aldığı olayda, göçmen kaçakçılığı suçunun, … adaleti tarafından “yurda kaçak göçmen sokmak” şeklinde nitelendirilerek sanığın cezalandırılmasının, fiilin her iki ülke yönünden suç olarak kabulü nedeniyle Türkiye’de işlenen göçmen kaçakçılığı suçuna ilişkin yargılamaya engel teşkil etmeyeceği ve mülkilik ilkesi gereğince sanığın bu suçtan cezalandırılarak, koruma, faile göre şahsilik ile evrenselllik ilkeleri yönünden mükerrer infazın önlenmesi, adalet ve hakkaniyet esasları gözetilerek TCK’nın 16. maddesine göre, yurt dışında gözaltında, tutukluluk veya hükümlülükte geçirdiği süreler saptanarak bu cezasından mahsubunun gerektiği gözetilmeden, Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’nin 14/7. maddesine yanlış anlam yüklenerek davanın reddine karar verilmesi,  Kanuna aykırı ve O Yer Cumhuriyet Savcısının temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 02/04/2015 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

3. Yargıtay 5. Ceza Dairesi, E. 2014/4078, K. 2014/5200, T. 08.05.2014

Esas No: 2014/4078 Karar No: 2014/5200 Tebliğname No: KYB – 2014/63415  Suriye uyruklu A.. C.. isimli şahsın kendi ülkesinde ateşli silahla yaralanması sonrası yaralı olarak Türkiye’ye giriş yapmasını müteakip, ambulansla nakledildiği Adana ilindeki bir özel hastanede ölmesi şeklinde gelişen olayda suç yeri itibarıyla evrakın Reyhanlı Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine dair Adana Cumhuriyet Başsavcılığının 05/06/2013 tarihli ve 2013/33407 soruşturma, 2013/1834 sayılı yetkisizlik kararını müteakip, bu kez suç yeri bakımından dosyanın Adana Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine ilişkin Reyhanlı Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen 19/06/2013 tarihli ve 2013/2379 soruşturma, 2013/133 sayılı karşı yetkisizlik kararı üzerine, yetki konusunun çözümü için dosyanın gönderildiği İskenderun 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen bir karar verilmesine yer olmadığına dair 15/07/2013 tarihli ve 2013/571 Değişik İş sayılı kararının; İskenderun 2. Ağır Ceza Mahkemesince, CMK’nın 14. maddesinin 2 ve 3. fıkraları gereğince ilgili Cumhuriyet Savcısının istemi üzerine Yargıtay’ın suçun işlendiği yere daha yakın Cumhuriyet Başsavcılığına yetki verebileceği veya şüphelinin Türkiye’de yakalanmaması, yerleşmiş olmaması ve adresinin bulunmaması nedeniyle yetkili Cumhuriyet Başsavcılığının, Adalet Bakanının istemi ve Yargıtay Başsavcısının başvurusu üzerine Yargıtay tarafından belirleneceği gerekçesiyle karar verilmesine yer olmadığına dair karar verilmiş ise de, Olayla ilgili olarak çözümlenmesi gereken meselenin yetkili Cumhuriyet başsavcılığın belirlenmesi olduğu hususunda bir tereddüt bulunmamakta ise de, bundan evvel çözümlenmesi gereken hususun, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 14. maddesinin somut olayda uygulama alanı olup olmadığının tespiti bakımından öncelikle soruşturma aşamasında yetkili savcılığın belirlenmesi yönteminin ne olduğu, diğer bir ifadeyle yetkili savcılığın 5271 sayılı Kanunun 12 ve 13. maddeleri hükümleri dikkate alınarak aynı Kanunun 161/7. maddesi gereğince Ağır Ceza Mahkemesince mi, yoksa anılan Kanunun 14/3. maddesi uyarınca Adalet Bakanının istemi üzerine Yargıtay ilgili ceza dairesince mi belirleneceği noktasında toplandığı, Bu tespitten önce de somut olayda suçun işlendiği yerin tespitinin Türk Kanunları çerçevesinde ele alınması ve daha sonra yabancı kişinin, yabancıya karşı, yabancı bir ülkede işlemiş olduğu suç hakkında nasıl bir yöntem izleneceğinin belirlenmesi gerektiği, zira CMK’nın 14/1. maddesinde yer alan, “Yabancı ülkede işlenen ve kanun hükümleri uyarınca Türkiye’de soruşturulması ve kovuşturulması gereken suçlarda yetki, 13 üncü maddenin birinci ve ikinci fıkralarına göre belirlenir.” şeklindeki düzenleme uyarınca, öncelikle kanun hükümleri uyarınca Türkiye’de soruşturulması ve kovuşturulması gereken bir suç olup olmadığının belirlenmesi gerektiği, Olayımızda kendi ülkesinde ateşli silahla yaralanan Suriye uyruklu maktulün, dosya içeriğine göre nasıl olduğu anlaşılamasa da Reyhanlı ilçesi sınırlarından 30/05/2013 tarihinde Türkiye’ye giriş yaptığı, aynı gün 112 acil servis ambulansı ile Mustafa Kemal Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesinde tedavisine başlandığı, ancak yoğun bakım ünitesinde yer olmaması sebebiyle ambulansla Adana ilinde bulunan özel bir hastaneye sevk edildiği, fakat sevk edildiği hastanede aynı gün öldüğü, yapılan otopsi sonucunda maruz kaldığı ateşli silah yaralanması sonrası gelişen kafa travması, beyin kanaması, büyük damar yaralanması ve bunlara bağlı komplikasyonlar sonucu ölümün meydana geldiğinin tespit edildiği, bilahare maktulün Türkiye’ye Reyhanlı ilçesinden giriş yaptığı gerekçesiyle evrakın bu yer ilçe Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildiği, Reyhanlı Cumhuriyet Başsavcılığınca bu kez, maktulün yaralı olarak Türkiye’ye giriş yapmasını müteakip, tedavi gördüğü Adana ilinde ölmesi sebebiyle, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 8. maddesi uyarınca neticenin gerçekleştiği yerin suçun işlendiği yer olduğu kabulüyle, suç yeri bakımından yetkisizlik kararı ile dosyanın Adana Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar verildiği, Olumsuz yetki uyuşmazlığının çözümü için dosyanın İskenderun 2. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesi sonrasında ise, anılan Mahkemece, tartışma yaratan konunun olaya Türk Kanunlarının uygulanıp uygulanmayacağı hususu olmayıp, bu konuda zaten Türk Kanunlarının uygulanması gerektiğinin kesin olarak kabul edildiği, sorunun Türk Kanunlarını hangi mercilerin uygulayacağı olduğu ve CMK’nın 14. maddesinin 2 ve 3. fıkraları gereğince Adalet Bakanının istemi ve Yargıtay Başsavcısının başvurusu üzerine Yargıtay tarafından belirleneceği gerekçesiyle dosyanın Reyhanlı Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar verildiği, Dosya içeriğine göre, maktulün Suriye topraklarında ateşli silahla yaralandığı hususunda bir tereddüt bulunmadığı, icraî hareketlerin bu ülke sınırları içerisinde tamamlandığı, ölüm olayının Türkiye’de gerçekleşmiş olmasının suçun Türkiye’de işlenmiş olduğu anlamına gelmeyeceği, önemli olan aradaki nedensellik bağının kopmamış olması veya failin yaptığı hareketin dışında kalan etkenlerin ölümün oluşmasında etkili olmaması olduğu, dosyaya bu yönde yansıyan bir bilgi ve belge bulunmadığı nazara alındığında suç yerinin Türkiye olmadığı, eylemin icraî hareketlerin tamamlandığı Suriye topraklarında gerçekleştiğinin kabul edilmesi gerekeceği, kaldı ki eylemin Türkiye’de gerçekleştiğinin kabul edilmesi halinde dahi, aşağıda açıklanacağı üzere CMK’nın 14. maddesinin olayda uygulama yerinin yine bulunmadığı, Bu tespitten sonra, yabancı kişinin, yabancıya karşı, yabancı bir ülkede işlemiş olduğu suçtan dolayı Türkiye’de soruşturma ve kovuşturma yapılıp yapılamayacağı hususunun irdelenmesi gerektiği, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun “yer bakımından uygulama” başlıklı 8. maddesinde yer alan, “Türkiye’de işlenen suçlar hakkında Türk kanunları uygulanır. Fa) Türk kara ve hava sahaları ile Türk karasularında, b) Açık denizde ve bunun üzerindeki hava sahasında, Türk deniz ve hava araçlarında veya bu araçlarla,  c) Türk deniz ve hava savaş araçlarında veya bu araçlarla, d) Türkiye’nin kıt’a sahanlığında veya münhasır ekonomik bölgesinde tesis edilmiş sabit platformlarda veya bunlara karşı, İşlendiğinde Türkiye’de işlenmiş sayılır.”

Aynı Kanunun “yabancı tarafından işlenen suç” başlıklı 12. maddesinde yer alan, “(1) Bir yabancı, 13 üncü maddede yazılı suçlar dışında, Türk kanunlarına göre aşağı sınırı en az bir yıl hapis cezasını gerektiren bir suçu yabancı ülkede Türkiye’nin zararına işlediği ve kendisi Türkiye’de bulunduğu takdirde, Türk kanunlarına göre cezalandırılır.

Yargılama yapılması Adalet Bakanının istemine bağlıdır.

(2) Yukarıdaki fıkrada belirtilen suçun bir Türk vatandaşının veya Türk kanunlarına göre kurulmuş özel hukuk tüzel kişisinin zararına işlenmesi ve failin Türkiye’de bulunması hâlinde, bu suçtan dolayı yabancı ülkede hüküm verilmemiş olması koşulu ile suçtan zarar görenin şikâyeti üzerine fail, Türk kanunlarına göre cezalandırılır.

(3) Mağdur yabancı ise, aşağıdaki koşulların varlığı hâlinde fail, Adalet Bakanının istemi ile yargılanır: a) Suçun, Türk Kanunlarına göre aşağı sınırı üç yıldan az olmayan hapis cezasını gerektirmesi, b) Suçluların geri verilmesi anlaşmasının bulunmaması veya geri verilme isteminin suçun işlendiği ülkenin veya failin uyruğunda bulunduğu devletin hükümeti tarafından kabul edilmemiş olması, (4) Birinci fıkra kapsamına giren suçtan dolayı yabancı mahkemece mahkûm edilen veya herhangi bir nedenle davası veya cezası düşen veya beraat eden yahut suçu kovuşturulabilir olmaktan çıkan yabancı hakkında Adalet Bakanının istemi üzerine Türkiye’de yeniden yargılama yapılır.”

Anılan Kanunun “diğer suçlar” başlıklı 13. maddesinde yer alan, “(1) Aşağıdaki suçların, vatandaş veya yabancı tarafından, yabancı ülkede işlenmesi hâlinde, Türk kanunları uygulanır; a) İkinci Kitap, Birinci Kısım altında yer alan suçlar, b) İkinci Kitap, Dördüncü Kısım altındaki Üçüncü, Dördüncü, Beşinci, Altıncı, Yedinci ve Sekizinci Bölümlerde yer alan suçlar, c) İşkence (madde 94, 95), d) Çevrenin kasten kirletilmesi (madde 181), e) Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (madde 188), uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanılmasını kolaylaştırma (madde 190), f) Parada sahtecilik (madde 197), para ve kıymetli damgaları imale yarayan araçların üretimi ve ticareti (madde 200), mühürde sahtecilik (madde 202), g) Fuhuş (madde 227), h) (Mülga bent: 26/06/2009-5918 S.K./l.mad),  i)Deniz, demiryolu veya havayolu ulaşım araçlarının kaçırılması veya alıkonulması (madde 223, fıkra 2, 3) ya da bu araçlara karşı işlenen zarar verme (madde 152) suçları, (2) (Ek fıkra: 29/06/2005-5377 S.K./3.mad) İkinci Kitap, Dördüncü Kısım altındaki Üçüncü, Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümlerde yer alanlar hariç; birinci fıkra kapsamına giren suçlardan dolayı Türkiye’de yargılama yapılması, Adalet Bakanının talebine bağlıdır.

(3) Birinci fıkranın (a) ve (b) bentlerinde yazılı suçlar dolayısıyla yabancı bir ülkede mahkûmiyet veya beraat kararı verilmiş olsa bile, Adalet Bakanının talebi üzerine Türkiye’de yargılama yapılır.”

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun “yetkili mahkeme” başlıklı 12. maddesinde yer alan,  (1) Suçun işlendiği yer belli değilse, şüpheli veya sanığın yakalandığı yer, yakalanmamışsa yerleşim yeri mahkemesi yetkilidir.

(2) Şüpheli veya sanığın Türkiye’de yerleşim yeri yoksa Türkiye’de en son adresinin bulunduğu yer mahkemesi yetkilidir.

(3) Mahkemenin bu suretle de belirlenmesi olanağı yoksa, ilk usul işleminin yapıldığı yer mahkemesi yetkilidir.”

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun “yabancı ülkede işlenen suçlarda yetki” başlıklı 14. maddesinde yer alan,   “(1) Yabancı ülkede işlenen ve kanun hükümleri uyarınca Türkiye’de soruşturulması ve kovuşturulması gereken suçlarda yetki, 13 üncü maddenin birinci ve ikinci fıkralarına göre belirlenir.

(2) Bununla birlikte Cumhuriyet savcısının, şüphelinin veya sanığın istemi üzerine Yargıtay, suçun işlendiği yere daha yakın olan yer mahkemesine yetki verebilir.

(3) Bu gibi suçlarda şüpheli veya sanık Türkiye’de yakalanmamış, yerleşmemiş veya adresi yoksa; yetkili mahkeme, Adalet Bakanının istemi ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının başvurusu üzerine Yargıtay tarafından belirlenir.

(4) Yabancı ülkelerde bulunup da diplomatik bağışıklıktan yararlanan Türk kamu görevlilerinin işledikleri suçlardan dolayı yetkili mahkeme Ankara mahkemesidir.”

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun “Cumhuriyet savcısının görev ve yetkileri” başlıklı 161/7. maddesinde yer alan, “Yetkisizlik kararı ile gelen bir soruşturmada Cumhuriyet savcısı, kendisinin de yetkisiz olduğu kanaatine varırsa yetkisizlik kararı verir ve yetkili savcılığın belirlenmesi için soruşturma dosyasını, yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesine en yakın ağır ceza mahkemesine gönderir. Mahkemece bu konuda verilen karar kesindir.”

Biçimindeki düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde; 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 8. maddesine göre, Türk Kanunlarının uygulanabilmesi için ana kuralın suçun Türkiye’de işlenmiş olması veya işlenmiş sayılmasının gerektiği (mülkilik-ülkesellik sistemi),  TCK. 12. maddesinin uygulanabilmesi için; a) Suçun yurt dışında, yani Türkiye Cumhuriyeti Devletinin egemenlik sahası dışında işlenmiş olması, b) Suçun Yabancı bir kimse tarafından işlenmiş olması, c) Suçun Türk Kanunlarına göre aşağı sınırının en az bir yıl hapis cezasını gerektirmesi, d) Suçun Türkiye’nin zararına suç işlenmesi gerekir. Ancak, bu suçun TCK’nın 13. maddesinde sayılan suçlardan olmaması gerekir.

e) Failin Türkiye’de bulunması, Gerektiği, İkinci fıkrada ise, suçun Türkiye Cumhuriyeti vatandaşına veya özel hukuk tüzel kişisinin zararına işlenmesi halinde, ilk fıkradan farklı olarak bu suçtan dolayı yabancı ülkede hüküm verilmemiş olması koşulu ile suçtan zarar görenin şikayeti üzerine failin Türk kanunlarına göre cezalandırılacağı, Üçüncü fıkrasına göre, eğer Mağdur yabancı ise, bu kez suçun alt sınırının üç yıldan az olmayan hapis cezasını gerektirmesi ve suçun işlendiği Devlet ile Türkiye arasında suçluların geri verilmesi anlaşmasının bulunmaması veya geri verilme isteğinin kabul edilmemesi şartının gerçekleşmesi gerekeceği, TCK’nın 13. maddesinin uygulanabilmesi için; Maddede tahdidi olarak sayılan suçların yabancı ülkede işlenmesi durumunda failin Türk vatandaşı veya yabancı olmasına bakılmaksızın Türkiye’de Türk Kanunlarına göre yargılama yapılabileceğinin hüküm altına alındığı, Buna göre, ister Türk vatandaşı, ister yabancı olsun evrensellik ilkesi gereği yabancı bir ülkede insanlığa, çevreye veya toplumun güvenliğine yönelik işlenmiş bu katalog suçlar hakkında Türk Kanunlarının uygulanacağının hüküm altına alındığı, maddede belirtilen suçların tahdidi olduğu ve yorum yolu ile başka suçların eklenmesinin mümkün bulunmadığı, CMK’nın14. maddesinin uygulanma koşulu bakımından ise, Kanun hükümleri uyarınca Türkiye’de soruşturulması ve kovuşturulması gereken bir suç olup olmadığının tespit edilmesinin önem arz ettiği, Aksi durumda yabancı bir ülkede işlenen ve Türk Kanunlarının uygulanma imkanı bulunmayan bir olay hakkında yapılması gereken işlemin, işlenen suçun cezasız kalmamasını temin etmek bakımından, evrakın Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü aracılığıyla ilgili ülkesine gönderilerek suçun ihbar edilmesinde ibaret olacağı, bu aşamada bu işlemlerin hangi Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yerine getirileceğine ilişkin sorunun ise, 5271 saydı Ceza Muhakemesi Kanununun 12 ve 13. maddeleri hükümleri nazara alınarak, 161/7. maddesi uyarınca Ağır Ceza Mahkemesince çözümlenmesi gerekeceği, zira 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 14. maddesi gereğince yetkili mahkemenin Yargıtay tarafından belirlenebilmesi için kovuşturma aşamasına gelmiş bir işlem bulunması ve bu maddenin uygulanabilmesi için gereken ön koşul olan kanun hükümleri uyarınca Türkiye’de soruşturulması ve kovuşturulması gereken bir suçun bulunması gerektiği, Somut olayda dikkat edilmesi gereken en önemli noktanın şüphelinin Türkiye’de bulunmaması olduğu, şayet şüphelinin Türkiye’de bulunması halinde TCK’nın 12/3. maddesinin devreye gireceği, ancak bu durumda soruşturma yapılabilmesi için anılan maddenin (b) bendi gereğince “Suçluların geri verilmesi anlaşmasının bulunmaması veya geri verilme isteminin suçun işlendiği ülkenin veya failin uyruğunda bulunduğu devletin hükümeti tarafından kabul edilmemiş olması” şartının gerçekleşmesi gerektiği, Yine suçun Türkiye’de işlendiğinin kabulü halinde dahi, yabancı bir kişinin, yabancı bir kişiye karşı Türkiye’de işlemiş olduğu bir suçtan bahsedileceği ve bu durumda da CMK’nın 14. maddesine göre değil, 12 ve 13. maddeleri uyarınca yetki sorununun aynı Kanunun 161/7. maddesi gereğince ağır ceza mahkemesince çözümlenmesi gerekeceği, Sonuç itibarıyla tüm bu anlatımlar karşısında, somut olayda yabancı bir kişinin, yabancı bir kişiye karşı, yabancı bir ülkede işlemiş olduğu, TCK 13 üncü maddede yazılı suçlar dışında kalan kasten adam öldürme suçundan dolayı Türk mahkemelerinin görev ve yetkisi bulunmadığından, olayla ilgili olarak kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildikten sonra, evrakın Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü aracılığıyla ilgili ülkesine gönderilerek suçun ihbar edilmesini temin bakımından, gerekli adli işlemlerin yapılabilmesi için yetkili Cumhuriyet Başsavcılığının 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 12 ve 13. maddeleri nazara alınmak suretiyle aynı Kanunun 161/7. maddesi uyarınca İskenderun 2. Ağır Ceza Mahkemesince belirlenmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü ifadeli 04/02/2014 gün ve 94660652-105-31-0500-2014-2754/8329 sayılı kanun yararına bozmaya atfen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığından tebliğname ve Yüksek Birinci Ceza Dairesinin görevsizlik kararı ile Daireye ihbar ve dava evrakı ile birlikte tevdii kılınmakla gereği düşünüldü: Kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname münderecatı yerinde görüldüğünden talebin kabulü ile İskenderun 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 15/07/2013 gün ve 2013/571 Değişik İş sayılı kararın CMK’nın 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma sebebine nazaran müteakip işlemlerin merciince yapılmasına, dosyanın mahalline gönderilmesi için Yargıtay C.Başsavcılığına TEVDİİNE, 08/05/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

4. Yargıtay 12. Ceza Dairesi, E. 2022/2015, K. 2022/4854, T. 22.06.2022

Mahkemesi:Ceza Dairesi

Suç: Taksirle öldürme

Hüküm: TCK’nın 85/2, 62/1, 53/6. maddeleri gereğince mahkumiyet hükmüne yönelik istinaf başvurusunun esastan reddi

Taksirle öldürme suçundan sanığın mahkumiyetine ilişkin hükme yönelik, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 19. Ceza Dairesi tarafından yapılan istinaf incelemesi sonucunda 30/11/2021 tarihli, 2021/1818 Esas, 2021/4057 Karar sayılı ”istinaf başvurusunun esastan reddine” ilişkin karar, sanık müdafii tarafından temyiz edilmekle dosya incelenerek gereği düşünüldü:

TCK’nın 11/1. maddesinde ” Bir Türk vatandaşı, 13’üncü maddede yazılı suçlar dışında, Türk kanunlarına göre aşağı sınırı bir yıldan az olmayan hapis cezasını gerektiren bir suçu yabancı ülkede işlediği ve kendisi Türkiye’de bulunduğu takdirde, bu suçtan dolayı yabancı ülkede hüküm verilmemiş olması ve Türkiye’de kovuşturulabilirliğin bulunması koşulu ile Türk Kanunlarına göre cezalandırılır.” hükmü ile faile göre şahsilik ilkesine yer verilmiş, bu ilke uyarınca vatandaşın başka ülkede işlediği suçun vatandaşı bulunduğu ülkede yargılanması imkanı getirilmiştir. Bu hüküm uyarınca sanığın ülkede bulunması, isnat edilen suçun Türk Kanunlarına göre aşağı sınırı bir yıldan az olmayan hapis cezasını gerektirmesi, yabancı ülkede hüküm verilmemiş olması ve Türkiye’de kovuşturulabilirlik şartlarının gerçekleşmesi, suçun TCK’nın 13. maddesi kapsamında yer alan suçlardan bulunmaması halinde Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan sanığın Türk kanunlarına göre cezalandırılmasına imkan sağlanmıştır.

İnceleme konusu somut olayda, Türkiye’de bulunan sanığın Azerbaycan’da yargılanmadığı ve hakkında hüküm verilmediği, isnat edilen suçun TCK’nın 13. maddesinde yer alan suçlardan bulunmadığı anlaşılmakla, yabancı ülkede suç işleyen Türk vatandaşının Türkiye’de yargılanıp hakkında hüküm verilmesinde isabetsizlik bulunmamaktadır.

Dosya içeriğine göre, 22.12.2007 tarihinde, gece saat 23.00 sıralarında, sanığın sevk ve idaresindeki … şirketine ait yolcu otobüsü ile Bakü’den İstanbul’a seyir halindeyken, Bakü – Gazah ana yolunda yapı onarım işleri olması nedeniyle ana yolun sol taraftaki genişliği 9 metre olan geçici yola verildiği olay mahalline geldiğinde, otobüsü sola doğru geçici yola çevirdikten sonra otobüsün sağ tarafa devrilmesi neticesinde dört kişinin öldüğü, kaza yerinin öncesinde “yol işleri”, “ara sokağın sola istikameti”, “maksimum hızın 30 km /saat kadar kısıtlanması”, “sola hareket”, “giriş yasaktır” yol işaretlerinin bulunduğu olayda, sanığın yola gereken dikkati vermeyerek hızını yolun geometrik özelliğine göre ayarlamayıp aracını yol içinde tutma becerisini sağlayamadığı, sevk ve idare hatası ile yol dışı kalıp olayın meydana gelmesine sebebiyet vermesinden dolayı asli ve tam kusurlu olduğu anlaşılmakla,

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafinin müvekkilinin suçu işlemediğine, aracı kullanmadığına, olayın kaza olduğuna, cezanın mağdur olmasına neden olacağına, ceza miktarına ilişkin temyiz itirazlarının reddiyle, usul ve Kanuna uygun bulunan İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 19. Ceza Dairesinin 30/11/2021 tarih, 2021/1818 Esas, 2021/4057 Karar sayılı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin karara karşı yapılan temyiz isteminin isteme uygun olarak 5271 sayılı CMK’nın 302/1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE; 5271 sayılı CMK’nın 7165 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 8. maddesi ile değişik 304/1. maddesi uyarınca, dosyanın gereği için İstanbul 4.Ağır Ceza Mahkemesine; kararın bir örneğinin de İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 19. Ceza Dairesine iletilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına GÖNDERİLMESİNE; 22.06.2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Bu makale, Sarıoğlu & Sefer Hukuk Bürosu adına Av. Fatih SEFER tarafından hazırlanmıştır.