TMK Madde 124 Yaş

2026 itibarıyla evlenme yaşı, Türk aile hukukunun en sık ihlal edilen ve en fazla yargısal denetim gerektiren ehliyet koşullarından biri olmayı sürdürmektedir. TMK m.124, evlenme yaşını iki kademeli bir yapıda düzenlemiştir: On yedi yaş olağan eşik, on altı yaş ise ancak yargısal izinle aşılabilecek istisnai eşiktir. Gebelik, aile içi şiddet ve yurt dışında yapılan evliliklerin tescili; bu maddenin en zorlu uygulama alanlarını oluşturmaktadır.

Kanun Metni

Madde 124 – Yaş

Erkek veya kadın onyedi yaşını doldurmadıkça evlenemez.

Ancak, hâkim olağanüstü durumlarda ve pek önemli bir sebeple onaltı yaşını doldurmuş olan erkek veya kadının evlenmesine izin verebilir. Olanak bulundukça karardan önce ana ve baba veya vasi dinlenir.

→ Türk Medeni Kanunu Tam Metni

TMK m.124, evlenme ehliyetinin yaş boyutunu düzenleyen temel hükümdür. Küçüklerin evlenmesinde yasal temsilci iznini düzenleyen m.126, kısıtlıların evlenmesini ele alan m.127 ve yasal temsilcinin izin vermemesi halinde mahkemeye başvuruyu düzenleyen m.128 ile birlikte okunması zorunludur.

TMK m.124 Nedir?

TMK m.124; evlenme için olağan yaş sınırını on yedi olarak belirleyen, on altı yaşını doldurmuş kişilerin ise ancak hâkim izniyle evlenebileceğini öngören evlenme ehliyeti hükmüdür.

Olağan Evlenme Yaşı: On Yedi Yaşın Doldurulması

TMK m.124/1 uyarınca erkek veya kadın on yedi yaşını doldurmadıkça evlenemez. Bu kural, emredici nitelikte olup herhangi bir istisna tanımaz. On yedi yaş sınırı, evlenme ehliyetinin temel yasal eşiğidir ve bu eşiğin altındaki bireyler için herhangi bir aile rızası veya resmi makam onayı bu engeli kaldıramaz.

“On yedi yaşını doldurma” ifadesi, günlük hesaplama gerektiren mutlak bir sınırdır. Evlenme tarihinde kişinin on yedinci doğum gününü geçirmiş olması zorunludur. Nüfus müdürlükleri ve aile mahkemeleri, bu yaş sınırının bir gün dahi aşılmamış olması durumunda evlenme işlemini gerçekleştiremez veya izin veremez.

Kanun koyucu bu sınırı belirlerken biyolojik olgunluk ile hukuki sorumluluk üstlenme kapasitesini birlikte gözetmiştir. Evlilik birliği; mali yükümlülükler, velayet sorumlulukları ve kişisel statü değişikliği gibi ağır hukuki sonuçlar doğurduğundan, bu sorumluluğu taşıyabilecek asgari olgunluk düzeyinin kanunla belirlenmesi zorunludur.

Olağanüstü Evlenme İzni: On Altı Yaş Şartı

TMK m.124/2, olağan kuralın tek istisnasını düzenler: Hâkim, olağanüstü durumlarda ve pek önemli bir sebeple on altı yaşını doldurmuş olan erkek veya kadının evlenmesine izin verebilir. Bu hüküm, toplumun sosyal gerçekliklerini ve bireylerin karşı karşıya kalabileceği olağandışı durumları gözeterek, katı yaş sınırını yargısal bir denetim mekanizmasıyla yumuşatan özgün bir düzenlemedir.

Bu istisnai iznin kullanılabilmesi için üç koşulun bir arada bulunması zorunludur:

  • On altı yaşının doldurulmuş olması: Mutlak ve tartışmasız ön koşul; bir gün dahi eksik olsa izin verilemez.
  • Olağanüstü bir durumun varlığı: Sıradan bir “evlenme isteği” değil; somut, istisnai ve hayatı doğrudan etkileyen bir durum.
  • Pek önemli bir sebebin bulunması: Küçüğün veya doğacak çocuğun menfaatini doğrudan koruyan, ertelenmesi telafisi güç zararlara yol açacak bir neden.

Olağanüstü Hal ve Pek Önemli Sebep Kavramları

Kanun koyucu “olağanüstü durum” ve “pek önemli sebep” kavramlarını bilinçli olarak açık uçlu bırakmıştır. Bu tercih, hakime somut olayın özelliklerine göre değerlendirme yapma esnekliği tanır. Ancak bu esneklik, sınırsız bir takdir yetkisi değildir; Yargıtay içtihadı bu kavramların sınırlarını belirgin biçimde çizmiştir.

“Olağanüstü durum”, tarafların iradesinden bağımsız olarak gerçekleşen ve evliliği zorunlu kılan somut bir olgu ya da koşuldur. Gebelik, ileri düzey hastalık, sosyal veya güvenlik tehdidi bu kavramın tipik örnekleridir. Buna karşın “uzun süredir birlikte olma” veya “aileler anlaştı” gibi sıradan sosyal koşullar, olağanüstü hal kavramını karşılamaz.

“Pek önemli sebep” ise küçüğün veya doğacak çocuğun hukuki ve sosyal statüsünü koruyan, gecikmesi halinde giderilmesi güç sonuçlar doğuracak bir neden olarak tanımlanabilir. Nesep tesisi, küçüğün sosyal onurunun korunması ve aile birliğinin sağlanması bu kapsamdaki başlıca gerekçelerdir. 2026 itibarıyla güncel Yargıtay içtihadına göre bu kavramların somutlaşmasında en belirleyici olgu gebeliktir.

Gebeliğin Hukuki Niteliği: Pek Önemli Sebep

Türk aile hukuku doktrini ve yerleşik Yargıtay içtihadı, gebelik durumunu “pek önemli sebep” ve “olağanüstü hal” kavramlarının en tipik ve tartışmasız örneği olarak kabul etmektedir. Bu yaklaşımın gerekçeleri çok boyutludur.

Nesep ve soybağı açısından: Gebeliğin devam etmesi durumunda evlenmenin gerçekleşmemesi, doğacak çocuğun babasıyla hukuki bağının (nesebinin) ancak soybağı davası yoluyla kurulmasını zorunlu kılar. Oysa evliliğin gerçekleşmesi, çocuğun nesebini doğrudan ve otomatik olarak tesis eder; bu durum hem çocuğun hem küçük annenin menfaatiyle örtüşür.

Küçüğün sosyal statüsü açısından: Gebeliğin evlilik dışı devam etmesi, küçüğün “evlilik dışı çocuk doğuran anne” olarak damgalanmasına ve sosyal çevresinde ağır bir prestij kaybına uğramasına yol açar. Bu sonuç, küçüğün psikolojik ve toplumsal esenliğini kalıcı biçimde zedeler.

Çocuğun üstün yararı açısından: Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi ve Türk aile hukukunun temel ilkesi olan “çocuğun üstün yararı” prensibi, doğacak çocuğun iki ebeveynli ve hukuken tanınmış bir aile yapısı içinde büyümesini gerektirir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, bu değerlendirmeyi onama kararlarında açıkça desteklemiştir: Gebelik gibi somut olgular karşısında hakimin “olağanüstü hal” nitelendirmesinin isabetli olduğu; delillerin takdirinde yanlışlık bulunmadığı durumlarda yerel mahkeme kararının onanması gerektiği hükme bağlanmıştır. (Yargıtay 2. HD, E. 2012/20969, K. 2013/10153).

Gebeliğin yanı sıra aile içi şiddet de olağanüstü hal kapsamını genişleten bir unsurdur. Şiddet uygulayan ebeveynin çocuğun hayatı üzerindeki tahakkümü, küçüğün güvenli bir aile ortamı kurma özgürlüğünü doğrudan tehdit etmektedir. Bu olgular bir arada değerlendirildiğinde, mahkemenin olağanüstü evlenme iznini vermesi hem kanuni bir yetki hem de küçüğün üstün yararının bir gereği haline gelir. Aile hukukundan kaynaklanan bu davalarda evlenme yaşı ve evlenmeye izin avukatı deneyimiyle birlikte, küçüğün temsili ve menfaatlerinin korunmasına ilişkin davalarda da hukuki destek sunmaktayız.

Yaş Tahkiki Usulü ve Mutlak Sınırın Sonuçları

On altı yaş sınırı, kamu düzenine ilişkin olup hakimin takdir yetkisinin tamamen dışında kalan emredici bir normdur. Mahkemenin yapması gereken ilk işlem, nüfus kayıtları üzerinden küçüğün yaşını gün, ay ve yıl olarak tahkik etmektir. Bu tahkik, olağanüstü hal ve pek önemli sebep incelemesinden önce gelir; yaş şartı sağlanmamışsa dava usulden reddedilir.

Yargıtay bu ilkeyi istikrarlı biçimde uygulamaktadır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2012/21375, K. 2013/17262 sayılı kararında: “Evlenmesine izin verilmesi istenilen kişinin dava ve hüküm tarihinde on altı yaşını doldurmadığı anlaşılmaktadır. Mahkemece, yasal şartın oluşmaması nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken m. 124/2 hükmüne aykırı olarak evlenmeye izin verilmesi usul ve yasaya aykırıdır” hükmünü kesin bir dille ortaya koymuştur. Aynı içtihat, E. 2011/16682, K. 2012/30236 ve E. 2004/3735, K. 2004/4797 sayılı kararlarla da teyit edilmiştir.

Önemli bir usul nüansı şudur: Dava açıldığı tarihte yaş şartı sağlanmamış olsa dahi, karar anında on altı yaş dolmuşsa mahkeme esasa girebilir. Yargıtay, karar tarihi itibarıyla şartın gerçekleşip gerçekleşmediğini esas almaktadır. Bu nedenle avukat, dava açma tarihi ile karar tarihi arasındaki on altı yaşını doldurma anını dikkatlice planlamalıdır.

Ana ve Babanın Dinlenmesi Zorunluluğu

TMK m.124/2’nin son cümlesi, “Olanak bulundukça karardan önce ana ve baba veya vasi dinlenir” hükmünü amirdir. Yargıtay bu hükmü, sıradan bir usul kuralı olarak değil; küçüğün yararının tespiti için öngörülmüş temel bir yargısal güvence olarak değerlendirmektedir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2007/19532, K. 2009/2335 sayılı kararında bu hükmün uygulanmadığı hallerde verilen kararları bozmuştur: “Mahkemece; davacının anne ve babasının dinlenmesine yönelik hiçbir işlem yapılmaksızın eksik inceleme ve araştırma ile evlenmeye izin verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.” Aynı ilke, E. 2009/4261, K. 2010/8141 sayılı kararda da vurgulanmıştır.

Ana ve babanın dinlenmesi, hakimin kararını onların iradesine bağladığı anlamına gelmez. Amaç, hakim tarafından “olağanüstü hal” ve “pek önemli sebep” unsurlarını takdir ederken aile dinamiklerini ve küçüğün sosyal çevresini daha doğru analiz etmektir. Bu usulün işletilmesi; kararın hem hukuki güvenliğini sağlar hem de olası bir Yargıtay bozmasını önler.

Yasal Temsilci Rızasının Kötüye Kullanılması

Yasal temsilcinin evlenmeye izin vermemesi, TMK m.128 uyarınca yargısal denetime tabidir. Ancak m.124 açısından da kritik bir soru ortaya çıkar: Yasal temsilci rızasını kötüye kullanıyorsa ne olur?

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2015/1170, K. 2015/9552 sayılı kararında bu meseleye net bir yanıt vermiştir: “Ana ve babanın haklı bir sebep göstermeksizin müdahaleye karşı çıkmaları durumunda çocuğun üstün yararı esas alınarak müdahalenin gerekli olup olmadığına karar verilmelidir.” Aynı kararda şu ilke de yer almaktadır: “Ana ve babanın rıza göstermemeleri, çocuğun üstün yararına açıkça aykırı ise artık rıza aranmaz.”

Bu ilke, özellikle aile içi şiddet olgusunun varlığında hayati önem kazanır. Kendi çocuğuna şiddet uygulayan bir ebeveynin evliliğe karşı çıkması; velayet hakkının bir korunma ödevine değil, kişisel tahakküme araç edilmesi anlamına gelir. Yargıtay 19. Ceza Dairesi, E. 2015/87, K. 2015/6676 sayılı kararında velayet hakkının özünü şöyle tanımlamıştır: “Ana ve babanın velayetleri altındaki çocukların bakım, bedensel, zihinsel, ruhsal ve toplumsal gelişmeleri konusunda onların menfaatini göz önünde tutarak gerekli kararları alacaklarını kabul etmiştir.” Şiddet eylemi bu sorumluluğun en ağır ihlalidir; rıza yetkisini sakatlar.

Yabancı Ülkede Yapılan Evliliklerin Tescili

Yurt dışında ikamet eden Türk vatandaşlarının yaş sınırı altında gerçekleştirdikleri evliliklerin Türkiye’de tescili, MÖHUK m.13 ve kamu düzeni ilkeleri çerçevesinde değerlendirilir.

Temel kural: MÖHUK m.13 uyarınca evlenme ehliyeti, taraflardan her birinin evlenme anındaki milli hukukuna tabidir. Bu kural, bir Türk vatandaşının bulunduğu ülkede evlenme yaşının daha düşük olmasının, onun Türk hukuku açısından evlenme ehliyetine sahip olduğu anlamına gelmediğini kesinleştirir. Yargıtay 18. Hukuk Dairesi, E. 2010/7593, K. 2010/11621 sayılı kararında bu ilkeyi teyit etmiştir.

On altı yaşının altındaki evlilikler: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/7893, K. 2024/1353 sayılı kararında “kuruluşu anından itibaren yok sayılan evliliğin tanınamayacağı” hususunu vurgulamıştır. On altı yaş altında gerçekleştirilen evlilikler, MÖHUK m.54/c kapsamında Türk kamu düzenine açıkça aykırılık teşkil eder ve tescili mümkün değildir.

On altı yaşını doldurmuş kişilerin yurt dışı evlilikleri: Nüfus müdürlüğü, tescil talebini reddeder ve Türk mahkemesinden TMK m.124/2 kapsamında bir izin kararı sunulmasını ister. Yurt dışında evlenilmiş olması tek başına “olağanüstü hal” teşkil etmez; ancak evliliğin o ülkede hukuken tanınmış ve sosyal bir gerçeklik kazanmış olması, hakimin takdir yetkisini kullanırken “pek önemli sebep” kapsamında değerlendirebileceği bir unsurdur. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2025/6574, K. 2025/11109 sayılı son derece güncel kararında kamu düzeni denetiminin sınırlarını şöyle belirlemiştir: Türk hukukunun temel değerleri, temel adalet anlayışı ve Anayasa’daki temel hak ve özgürlükler bu denetimin ölçütleridir; yabancı hukukun farklı usul kuralları uygulaması tek başına kamu düzeni ihlali sayılmaz.

Görevli ve Yetkili Mahkeme

Olağanüstü evlenme izni talepleri, Aile Mahkemelerinin münhasır görev alanına girmektedir. Bu husus, Yargıtay 17. Hukuk Dairesi tarafından kesin biçimde hükme bağlanmıştır: E. 2012/3269, K. 2012/11848 sayılı kararda, Sulh Hukuk Mahkemesi’nin görevli olmadığı; uyuşmazlığın Aile Mahkemesi (Asliye Hukuk sıfatıyla) tarafından görülüp sonuçlandırılması gerektiği açıkça tespit edilmiştir.

Bu davalar çekişmesiz yargı niteliği taşıdığından yetkili mahkeme, kural olarak ilgilinin oturduğu yer mahkemesidir. Yurt dışında ikamet eden Türk vatandaşları için ise Nüfus Hizmetleri Kanunu ve MÖHUK’taki özel yetki kuralları uygulanır.

Aile Mahkemesi bünyesindeki sosyal çalışma görevlileri ve uzman psikologların katkısı, küçüğün olgunluğunu ve evliliğin onun yararına olup olmadığını belirlemek açısından kritik öneme sahiptir. Mahkemece yapılacak sosyal inceleme raporu, gebelik ve aile içi şiddet gibi ağırlaştırıcı unsurların varlığında özellikle belirleyici olur.

Evlenme Yaşı ve Olağanüstü İzin Hakkında Emsal Yargıtay Kararları

Aşağıdaki emsal Yargıtay kararları, TMK m.124 uygulamasında öne çıkan ilkeleri özetler. Her kararın özeti başlıkta görünür; tam metni okumak için ilgili başlığa tıklayın.

On altı yaşını doldurmayan kişinin evlenmesine izin verilemez; bu yaş sınırı kamu düzenine ilişkin emredici bir normdur ve mahkemece re’sen gözetilir.Yargıtay 2. Hukuk Dairesi · E. 2012/21375, K. 2013/17262 · 20.06.2013

MAHKEMESİ :Vize Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi TARİHİ :22.08.2008 NUMARASI :Esas no:2008/144 Karar no:2008/203 Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hükmün kanun yararına bozulması Adalet Bakanlığının yazısı üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istenilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununa, 31.3.2011 tarihli 6217 sayılı Kanunun 3. maddesiyle ilave edilen Geçici 3. maddenin (1.) fıkrası gereğince;1086 sayılı Kanunun temyize ilişkin hükümlerinin uygulanması gerekmiştir.
Davacılar tarafından açılan davada, müşterek çocukları C.Ç.E.’ün evlenmesine izin verilmesinin istenildiği, mahkemece davanın kabulüne karar verildiği ve hükmün temyiz edilmeksizin kesinleştiği anlaşılmaktadır.
4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 124/2. maddesi ile “Ancak, hakim olağanüstü durumlarda ve pek önemli bir sebeple on altı yaşını doldurmuş olan erkek veya kadının evlenmesine izin verebilir. Olanak bulundukça karardan önce ana ve baba veya vasi dinlenir” hükmü getirilmiştir. Evlenmesine izin verilmesi istenilen 03/04/1993 doğumlu C. Ç. E.’ün dava ve hüküm tarihinde on altı yaşını doldurmadığı anlaşılmaktadır.
Mahkemece, yasal şartın oluşmaması nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken Medeni Kanunun 124/2. maddesi hükmüne aykırı olarak evlenmeye izin verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
SONUÇ: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 427/6. maddesine dayalı kanun yararına bozma isteğinin açıklanan sebeple kabulü ile hükmün sonuca etkili olmamak üzere BOZULMASINA, oybirliğiyle karar verildi. 20.06.2013 (Per.)

Gebelik durumu, TMK m.124/2 anlamında hem “olağanüstü hal” hem de “pek önemli sebep” teşkil eder; hakimin bu olgular karşısında evlenme iznini vermesi kanuni bir gereklilik niteliği taşır.Yargıtay 2. Hukuk Dairesi · E. 2012/20969, K. 2013/10153 · 11.04.2013

MAHKEMESİ:Aile Mahkemesi .
DAVA TÜRÜ :Evlenmeye İzin
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, yerinde bulunmayan temyiz isteğinin reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edene yükletilmesine, peşin alınan harcın mahsubuna ve 103.50 TL. temyiz başvuru harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oyçokluğuyla karar verildi. 11.04.2013 (Prş.) (Muhalif) .
KARŞI OY YAZISI Türk Medeni Kanunu 124. maddesi; “Erkek veya kadın onyedi yaşını doldurmadıkça evlenemez.
Ancak, hakim olağanüstü durumlarda ve pek önemli bir sebeple onaltı yaşını doldurmuş olan erkek veya kadının evlenmesine izin verebilir. Olanak bulundukça karardan önce ana ve baba veya vasi dinlenir” hükmünü taşımaktadır.
Nüfus aile tablosu incelendiğinde, evlenmesine izin istenilen….’ın 17.09.1995 doğumlu olduğu, dava tarihi itibari ile 16 yaşını doldurduğu, 17 yaşını doldurmadığı anlaşılmaktadır.
Küçük….’ın talep tarihinde 16 yaşını doldurduğu için, evlenmesine izin verilebilmesi yönünden olağanüstü bir durum ve pek önemli bir sebep olması gerekmektedir. Oysa, davacı baba tarafından olağanüstü bir durum ve pek önemli bir sebep ileri sürülmediği gibi bu yönlerden dosyaya sunulan bir kanıtta bulunmamaktadır…..’nın nişanlı olması da pek önemli bir neden değildir. Ayrıca, olanak bulundukça karardan önce anne ve babanın dinlenmesi gerekmektedir. Mahkemece, baba dinlenildiği halde, anne ….’in dinlenilmesi yönünden bir işlem yapılmamış ve anne dinlenmemiştir. Verilen hüküm Türk Medeni Kanununun 124. madde şartlarını taşınmadığı gibi, eksik araştırma sonucu karar verildiğinden usul ve yasaya aykırı olup, bozulması gerektiğini düşündüğümden, sayın çoğunluğun onama görüşüne katılmıyorum.
.

Ana ve babanın dinlenmesi zorunludur; bu usul işlemi yapılmaksızın verilen evlenme izni kararı eksik inceleme sayılarak bozulur.Yargıtay 2. Hukuk Dairesi · E. 2007/19532, K. 2009/2335 · 16.02.2009

MAHKEMESİ :Sarıgöl Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi TARİHİ : 13.12.2006 NUMARASI :Esas no: 2006/281 Karar no: 2006/252
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hükmün kanun yararına bozulması Adalet Bakanlığının yazısı üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istenilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
Davacı C. D.’in 13.12.2006 tarihinde hasımsız olarak açtığı davada nişanlısı Ö. Z.ile kaçması nedeniyle ailesinin evlenmelerine razı olmadığını ileri sürerek evlenmeye izin verilmesini istediği yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verildiği ve hükmün temyiz edilmeksizin kesinleştiği anlaşılmaktadır.
1 Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 124. maddesi ile ”Erkek veya kadın onyedi yaşını doldurmadan evlenemez. Ancak, hakim olağanüstü durumlarda ve pek önemli bir sebeple onaltı yaşını doldurmuş olan erkek veya kadının evlenmesine izin verebilir. Olanak bulundukça karardan önce ana ve baba veya vasi dinlenir.” Hükmü getirilmiştir.
Dosyadaki nüfus kaydının incelenmesinden, 20.6.1990 doğumlu olan davacının onaltı yaşını doldurduğu, anne ve babasının sağ olduğu anlaşılmıştır.
Mahkemece; davacının anne ve babasının dinlenmesine yönelik hiçbir işlem yapılmaksızın, Türk Medeni Kanununun 124/2. maddesine aykırılık teşkil edecek şekilde eksik inceleme ve araştırma ile evlenmeye izin verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
SONUÇ: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 427/6. maddesine dayalı kanun yararına bozma isteğinin açıklanan sebeple kabulü ile hükmün sonuca etkili olmamak üzere BOZULMASINA, oybirliğiyle karar verildi. 16.02.2009 (Pzt.)

Ana ve babanın haklı bir sebep göstermeksizin evlenmeye karşı çıkmaları durumunda çocuğun üstün yararı esas alınır; rıza göstermemeleri çocuğun üstün yararına açıkça aykırıysa rıza aranmaz.Yargıtay 2. Hukuk Dairesi · E. 2015/1170, K. 2015/9552 · 07.05.2015

MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi DAVA TÜRÜ : 5395 Sayılı Yasaya Göre Koruma Kararı Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm talepte bulunan kurum tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: … Bakanlığı İl Müdürlüğü; 20.03.2014 doğumlu küçüğe … Bakanlığınca belirlenen “genişletilmiş bağışıklık programı” uyarınca yapılması zorunlu aşıları velilerinin yaptırmadığını, yaptırmaktan da kaçındıklarını ileri sürerek, küçük hakkında 5395 sayılı Kanunun 5. maddesinin (1.) bendinin (d) alt bendi uyarınca sağlık tedbirine karar verilmesini istemiş, mahkemece; istek “küçüğün yasal temsilcileri olan ana ve babasının aşı yapılmasına olur vermedikleri” gerekçesiyle reddedilmiştir.
Türkiye’nin taraf olduğu “Biyoloji ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Haklan ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi”nde, tıbbi müdahalenin ilgili kişinin bu müdahaleye özgürce ve bilgilendirilmiş bir şekilde muvafakat etmesinden sonra yapılabileceği, muvafakat verme yeteneği olmayan bir kimse üzerinde ise, tıbbi müdahalenin sadece onun doğrudan yararı için yapılabileceğine değinildikten sonra, müdahaleye muvafakat verme yeteneği bulunmayan küçüğe veya akıl hastalığı ve benzeri herhangi bir sebepten dolayı muvafakat verme yeteneği bulunmayan bir yetişkine sadece yasal temsilcisinin veya kanun tarafından belirlenen bir kişi veya makam ve kuruluşun izni ile müdahalede bulunulabileceği belirtilmiştir (Söz. m. 6). Bu halde dahi, bu kişi, makam veya kuruluşa, müdahalenin amacı, niteliği ile sonuçları ve müdahale edilmemesi halinde doğabilecek tehlikeleri hakkında uygun bilgi verilmesi zorunludur.
Buna göre, küçüğe yapılacak tıbbi bir müdahalenin kural olarak ancak yasal temsilcisinin izniyle yapılabileceğinde duraksama yoktur. Sorun, tıbbi müdahalenin amacı, niteliği, sonuçları ve müdahale edilmemesi halinde, ortaya çıkabilecek tehlikeleri hakkında ana ve baba aydınlatıldığı halde rıza göstermemeleri halinde nasıl hareket edilmesi gerektiğindedir. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi, çocukla ilgili her türlü kararlarda onun üstün yararının esas olduğunu öngörmektedir. Diğer yandan Türk Medeni Kanunu da yukarıdaki uluslararası sözleşme hükümlerine paralel olarak ana ve babanın velayetleri altındaki çocukların bakım, bedensel, zihinsel, ruhsal ve toplumsal gelişmeleri konusunda onların menfaatini gözönünde tutarak, gerekli kararları alacaklarını ve uygulayacaklarını kabul etmiştir (TMK md. 339/1, 340/1). Şu halde ana babanın çocuklarla ilgili karar alırken onların menfaatlerini ve üstün yararlarını gözönünde tutmaları asıldır. Buna aykırı bir tutum haklı görülemez. Küçüğe yapılacak müdahalenin amacı, niteliği ve sonuçları ile yapılmaması halinde ortaya çıkabilecek tehlikeler konusunda aydınlatıldıkları halde ana ve babanın haklı bir sebep göstermeksizin müdahaleye karşı çıkmaları durumunda çocuğun üstün yararı esas alınarak müdahalenin gerekli olup olmadığına karar verilmelidir.
Somut olayda çocuğa uygulanacak aşının, gelecekteki hastalıklardan çocuğu birey olarak korumak ve toplum sağlığı açısından gerekli olan … Bakanlığınca belirlenen “genişletilmiş bağışıklık programı” uyarınca yapılması zorunlu aşılardan olduğu görülmektedir. Böyle bir durumda çocuğun yasal temsilcileri uygulanacak aşı ile ilgili olarak aydınlatıldıkları halde, hiç bir haklı sebep ileri sürmeksizin buna rıza göstermiyorlarsa çocuğun menfaatine aykırı olan bu tavra hukuki sonuç bağlanamaz. Diğer bir ifadeyle ana ve babanın rıza göstermemeleri, çocuğun üstün yararına açıkça aykırı ise artık rıza aranmaz. Olayda ana baba çocuğa aşı uygulanmasına karşı çıkmışlar, buna rızalarının bulunmadığını ifade etmişlerdir. Ne var ki; bu beyanlarını haklı gösterecek bir sebep ve delil göstermedikleri gibi dosyada da, yapılması istenilen aşının çocuğun üstün yararına aykırı olacağına ilişkin bir bulgu ve olgu da bulunmamaktadır. Aşının, çocuğun gelecekteki bireysel sağlığı yanında, toplum sağlığı açısından da yapılması zorunlu olduğu anlaşıldığına göre, isteğin kabulüne karar verilmesi gerekirken salt ana ve babanın rıza göstermedikleri gerekçesine dayanılarak talebin reddi usul ve yasaya aykırı bulunmuştur.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 07.05.2015 (Prş.)

On altı yaşını doldurmuş Türk vatandaşının yurt dışında yaptığı evliliğin tescilinde, MÖHUK m.13 uyarınca Türk maddi hukukundaki yaş sınırları esas alınır; tescil için Türk mahkemesinden izin kararı alınması zorunludur.Yargıtay 18. Hukuk Dairesi · E. 2010/7593, K. 2010/11621 · 21.09.2010

MAHKEMESİ:Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili dava dilekçesinde, davacının nüfus kütüğünde 1957 olan doğum yılının 1948 olarak düzeltilmesini istemiş, mahkemece davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Y A R G I T A Y K A R A R I
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü: Davacı vekili dava dilekçesinde, davacının nüfus kütüğünde 01.01.1957 olan doğum tarihinin 01.01.1948 olarak düzeltilmesini istemiş, mahkemece, davanın ispatlanamadığı gerekçesiyle reddine karar verilmiştir.
Dosya içindeki bilgi ve belgelerden özellikle nüfus kayıt tablosunun incelenmesinden, davacının 01.01.1957 doğumlu olarak 02.01.1957 günü nüfus kütüğüne tescil ettirildiği, 03.04.1966 yılında yani 9 yaşında 1931 doğumlu Gülüstan ile evlendiği anlaşılmaktadır. Türk Medeni Kanununun 124. madde hükmüne göre, “Hakim olağanüstü durumlarda ve pek önemli sebeple onaltı yaşını doldurmuş olan erkek veya kadının evlenmesine izin verebilir”. Davacının 16 yaşından önce resmi evlilik yapamayacağı ve kayıtların oluşturduğu çelişki dikkate alındığında, tüm deliller toplanarak oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yerinde olmayan gerekçeyle davanın reddi, 2-Yargılamanın son oturumuna katılan Cumhuriyet Savcılarının ad ve soyadı ile sicil numarasının gerekçeli karar başlığında gösterilmemiş olması, Doğru görülmemiştir.
Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 21.09.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Yabancı ilamların tanınmasında kamu düzeni denetiminin ölçütü, Türk hukukunun temel değerleri ve Anayasa’daki temel hak ve özgürlüklerdir; yabancı hukukun farklı usul kuralları uygulaması tek başına kamu düzeni ihlali teşkil etmez.Yargıtay 2. Hukuk Dairesi · E. 2025/6574, K. 2025/11109 · 11.12.2025

MAHKEMESİ: Konya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi
SAYISI: 2025/998 E., 2025/1498 K.
DAVA TÜRÜ: Tanınma-Tenfiz
İLK DERECE MAHKEMESİ: Aksaray 2. Aile Mahkemesi
SAYISI: 2022/490 E., 2024/268 K.
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı vekili tarafından tümü yönünden temyiz edilmiş olup kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:Davacı, babası […] tarafından tanınması amacıyla Avusturya da Bregenz Bölge Mahkemesine müracaat ettiğini, Bregenz Bölge Mahkemesinin 30.03.1989 Tarihli 1 Nc 3./89 dosya numaralı ilamıyla babalığının tanınması kararı verildiğini, yabancı mahkeme kararının Türkiye de de geçerli olabilmesi için mahkeme tarafından tanınmasına ve tenfizine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; ” […]tanınması istenilen karar incelendiğinde davacının anne babasının beyanları dikkate alınarak DNA testi yapılmaksızın davacının babasının […] olduğunun tespit edildiği anlaşılmıştır. Somut olayda mahkememizce tanıma kararı verilebilmesi için tanımaya konu olan kararın Türk Hukukunun temel değerlerine, Türk genel ahlak ve adap anlayışına, temel adalet anlayışına, Anayasada yer alan temel hak ve özgürlüklere, Milletlerarası alanda geçerli olan temel prensiplere, özel hukuka ilişkin hüsnüniyet kurallarına, temel insan haklarına, adalet anlayışına aykırılıklar kamu düzenine aykırılık olarak kabul edileceğinden yabancı mahkeme ilamının hüküm fıkrasının uygulanması ile açıklanacak sonuçları doğuracak yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizi olanaklı değildir. (YİBGK 10.02.20 12[…] /1-2012/1 sayılı kararından) incelenen yabancı mahkeme kararında DNA incelemesi yapılmaksızın babalığın tespit edildiği bu değerlendirmenin kamu düzenine aykırılık olarak kabulü gerekmiştir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 38. Hukuk Dairesi’nin 2020/1505 Esas, 2020/1633 Karar sayılı ilamı ile de bu husus vurgulanmıştır. Türk hukukunda DNA testi yapılmaksızın babalığın tespitinin yapılmadığı anlaşılmakla davanın reddi gerektiği kanaatine varılmıştır[…]” şeklindeki gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine istinaf incelemesi yapan Bölge Adliye Mahkemesince davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin gerekçesinde de yer alan YİBGK 10.02.2012 tarih, 2010/1-2012/1 sayılı kararında da belirtildiği üzere, 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un 54/c maddesinde, hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması tenfiz şartları içinde sayılmıştır.
Yukarıda sözü edilen YİBGK’ da belirtildiği üzere esasa uygulanan hukukun Türk Hukukunda farklı olması ya da Türk Hukukunun emredici kurallarına aykırı olması gibi nedenlerle yabancı kararın tenfizi reddedilemez. Burada esas alınması gereken kıstas, yabancı ilamın Türk Hukukunda bir veya birden çok kanun hükümlerine aykırı bulunmasından çok, Türk Hukukunun temel değerlerine, Türk genel adap ve ahlak anlayışına Türk kanunlarının dayandığı temel adalet anlayışına ve hukuk siyasetine, Anayasa’da yer alan temel hak ve özgürlüklere milletlerarası alanda geçerli ortak ve kabul görmüş hukuk prensiplerine, ikili anlaşmalara, gelişmiş toplumların ortak benimsedikleri ahlak ve adalet anlayışına, medeniyet seviyesine siyasi ve ekonomik rejimine bakmak olmalıdır.
Yine anılan içtihadı birleştirme kararında da belirtildiği üzere esasa uygulanan maddi hukukun ya da yabancı mahkemenin davada kullandığı “Yargılama Usulü”nün ya da yabancı mahkeme ilamında uygulanan ispat hukukuna ait kuralların tek başına Türk hukukundan farklı olması Türk Kamu düzeninin müdahalesini gerektiren bir kamu düzeni ihlali değildir.
Somut olayda, işlemin yapıldığı tarihteki bilimsel teknikler kullanılarak elde edilen verilere göre yabancı mahkeme hükmünün verilmiş olması; tanıma-tenfiz tarihi itibariyle İlk Derece Mahkemesince yabancı mahkemenin karar tarihinde varolmayan bir tekniğin kullanıldığı gerekçe gösterilerek davanın reddi gerektiği sonucunu doğurmamaktadır. Aksi düşünce medeni toplulukların müştereken benimsedikleri ahlak ilkeleri ve adalet anlayışının ifadesi olan hukuk prensiplerine, toplumun medeniyet seviyesine, siyasi ve ekonomik rejimine, insan hak ve özgürlüklerine aykırılık teşkil edecektir. Hal böyle olunca davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme sonucu davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bozulmasını gerektirmiştir.
KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, karardan bir örneğinin ilgili Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
11.12.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Pratik Uygulama Tablosu

DurumHukuki SonuçYapılması Gereken
17 yaşını dolduran kişi evlenmek istiyorOlağan evlenme ehliyeti mevcut; engel yokNüfus müdürlüğüne başvuru yeterli (m.126 izni hâlâ gerekli)
16 yaşını doldurmuş kişi evlenmek istiyorOlağanüstü izin gerekli; nüfus müdürlüğü işlem yapamazAile Mahkemesine olağanüstü evlenme izni davası açılmalı
16 yaşını doldurmamış kişi için izin talep ediliyorMutlak ret; mahkeme esasa giremezDava usulden reddedilir; yaş dolana kadar beklenmelidir
16 yaşındaki kişi gebe; baba izin vermiyorGebelik = pek önemli sebep; babanın reddi denetlenirTMK m.128 davası + olağanüstü izin talebi birlikte yürütülür
16 yaşındaki Türk vatandaşı yurt dışında evlendi; tescil isteniyorDoğrudan tescil mümkün değil; mahkeme kararı şartAile Mahkemesinden “olağanüstü evlenme izni ikamesi” kararı alınmalı
15 yaşındaki kişi yurt dışında evlendi; tescil isteniyorTürk kamu düzenine aykırı; yoklukla malul; tescil imkânsızTescil talebi reddedilir; evlilik Türkiye’de tanınmaz
Dava açılırken 15 yaşında; karar anında 16 yaş doldurulduKarar tarihi esas alınır; esasa girilebilirDava açma tarihini değil karar tarihini planlayarak ilerle

Sık Sorulan Sorular

16 yaşındaki çocuğumun evlenmesine nasıl izin alınır?

Aile Mahkemesine “olağanüstü evlenme izni” davası açılması gerekir. Davada gebelik, ağır hastalık veya benzeri somut bir “pek önemli sebep” ile “olağanüstü hal” olgularının ispatlanması zorunludur. Mahkeme, ana ve babayı dinler; sosyal inceleme raporu alabilir; küçüğün olgunluğunu ve evliliğin onun yararına olup olmadığını değerlendirir. Sonunda takdir yetkisini kullanarak izin verir ya da reddeder.

Eşim izin vermedi; tek başıma dava açabilir miyim?

Evet. TMK m.128 uyarınca yasal temsilcinin haklı sebep olmaksızın evlenmeye izin vermemesi halinde, izin vermek isteyen diğer ebeveyn veya bizzat küçük, Aile Mahkemesine başvurabilir. Mahkeme, izin vermeyen ebeveynin gerekçelerini değerlendirir; gerekçe haklı bulunmazsa ya da çocuğun üstün yararına aykırı görülürse o ebeveynin rızası olmaksızın izin verilebilir.

Yurt dışında evlendik; evliliğimizi Türkiye’de tescil ettirebilir miyim?

Evlenme anında on yedi yaşını doldurmuşsanız tescil olağan biçimde yapılabilir. On yedi yaşını doldurmamış ancak on altı yaşını doldurmuşsanız, önce Türk Aile Mahkemesinden olağanüstü evlenme iznine ilişkin bir karar almanız, ardından bu karara istinaden tescil başvurusunda bulunmanız zorunludur. On altı yaşını doldurmadan yapılan evlilikler ise Türkiye’de hiçbir koşulda tescil edilemez.

Gebelik her zaman izin alınmasını garantiler mi?

Hayır; gebelik güçlü bir “pek önemli sebep” olmakla birlikte, hakime garanti sunmaz. Mahkeme yine de küçüğün olgunluğunu, evliliğin onun yararına olup olmadığını ve diğer koşulları değerlendirmek zorundadır. Gebeliğin izin için yeterli kabul edildiği pek çok Yargıtay onama kararı bulunmaktadır; ancak mahkemenin tüm usul adımlarını eksiksiz işletmesi ve olumlu bir sosyal inceleme raporuna dayandırması kararın sağlığı açısından zorunludur.

Küçük kendi başına dava açabilir mi?

Evet. TMK m.128, küçüğün bizzat Aile Mahkemesine başvurarak yasal temsilcinin izin vermemesi durumunda hâkimden izin talep edebileceğini düzenler. Küçüğün bu davada ayrıca bir vekil atanmasını talep etmesi de mümkündür. Mahkeme, küçüğün iradesini ve üstün yararını bizzat değerlendirerek karar verir.

Olağanüstü evlenme izninde hangi deliller önem taşır?

Gebelik raporu (doktor tasdikli), aile içi şiddeti belgeleyen kayıtlar (savcılık, hastane), tarafların ilişkisinin süresini kanıtlayan mesaj ve fotoğraf kayıtları, sosyal inceleme raporu ve uzman psikolog değerlendirmesi başlıca delil araçlarıdır. Ebeveynlerin dinlenmesine ilişkin tutanaklar da kararın hukuki güvenliğini doğrudan etkiler.

Sonuç

TMK m.124, Türk aile hukukunun evlenme ehliyetine ilişkin en temel hükmüdür. İki kademeli yaş sistemi; on yedi yaşındaki olağan eşik ile on altı yaşındaki yargısal izin eşiği, kanun koyucunun hem küçüğü koruma hem de sosyal gerçekliklere uyum sağlama amacını yansıtmaktadır.

Uygulamada en kritik noktalar şunlardır: On altı yaş sınırının mutlaklığı hiçbir koşulda aşılamaz; gebelik “pek önemli sebep” kavramının tipik örneğini oluşturur; ebeveynlerin dinlenmesi zorunlu bir usul güvencesidir; ebeveyn rızasının kötüye kullanılması ise yargısal müdahaleyle aşılabilir. Yurt dışı evliliklerinde ise MÖHUK m.13 gereği Türk milli hukuku belirleyicidir.

2026 itibarıyla güncel Yargıtay içtihadına göre olağanüstü evlenme izninin verilip verilmeyeceğinde belirleyici ölçüt, soyut koşulların değil somut olguların varlığıdır. Gebelik, aile içi şiddet ve sosyal baskı gibi somutlaşmış olgular; küçüğün üstün yararı ilkesi ışığında değerlendirildiğinde, mahkemenin izin yönünde karar vermesini kanuni bir gereklilik haline getirebilir.

İletişim ve Hukuki Danışma

Olağanüstü evlenme izni davalarında, yurt dışı evliliklerinin tescilinde ve evlenme ehliyetine ilişkin her türlü uyuşmazlıkta deneyimli bir avukat desteği için Sarıoğlu & Sefer Hukuk Bürosu ile iletişime geçebilirsiniz.

Adres: Osmaniye Mah., İsmail Erez Bulvarı No: 9/2, 34146 Bakırköy/İstanbul

Telefon: 0539 676 32 75

Web: www.sarioglusefer.com

Bu makale, Sarıoğlu & Sefer Hukuk Bürosu adına Av. Mehmet SARIOĞLU tarafından hazırlanmıştır.