Mülkiyet Hakkı: Anayasa Madde 35 Kapsamı, Sınırları ve Başvuru Yolları

Mülkiyet hakkı, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 35. maddesiyle güvence altına alınan temel bir insan hakkıdır; ancak bu hak mutlak değildir — kamu yararı amacıyla ve kanunla sınırlandırılabilir, kullanımı toplum yararına aykırı olamaz. Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadı, bu sınırlamaların meşruiyetini ölçülülük ilkesi çerçevesinde denetlemektedir. Bu makale; mülkiyet hakkının kapsamını, sınırlandırma koşullarını, kamulaştırma uygulamalarını ve hak ihlali hâlinde başvurulabilecek yolları pratik bir çerçevede ele almaktadır.

Mülkiyet Hakkının Anayasal Kapsamı

Anayasa Madde 35 — Mülkiyet Hakkı
Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.

Anayasa’nın 35. maddesi, mülkiyet hakkını hem bireysel bir özgürlük hem de bir sosyal işlev olarak tanımlar. Maddenin ilk fıkrası hakkı güvence altına alırken, ikinci ve üçüncü fıkralar bu güvencenin sınırlarını çizer. Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay içtihadı, mülkiyet hakkını yalnızca taşınır ve taşınmaz eşyayla sınırlı tutmamaktadır. Ekonomik değer ifade eden ve parayla ölçülebilen her türlü varlık — alacak hakları, ticari işletme değeri, sınai ve fikrî mülkiyet hakları, hisse senetleri ve meşru beklentiye dayalı haklar — bu güvencenin kapsamına girer (AYM, E.2025/226, K.2026/112, 13.05.2026; AYM, E.2024/176, K.2025/42, 11.02.2025).

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu da bu yaklaşımı benimsemektedir: mülkiyet hakkı, sahibine kullanma (usus), yararlanma (fructus) ve tasarruf etme (abusus) yetkilerini sağlayan, en geniş hakimiyeti veren bir aynî haktır. Malik, malını haksız elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi her türlü haksız el atmayı da dava edebilir; bu talepler mülkiyet hakkından kaynaklanır ve ondan ayrılamaz (Yargıtay HGK, E.2010/4, K.2010/56, 03.02.2010).

Hakkın anayasal güvencesi yalnızca devlete karşı değil, üçüncü kişilerin müdahalelerine karşı da devleti pozitif yükümlülük altına sokmaktadır. Anayasa’nın 5. maddesiyle birlikte değerlendirilen 35. madde uyarınca devlet; mülkiyetin korunmasına ilişkin etkili yasal düzenlemeler yapmak, yargısal denetim sağlamak ve özel kişiler arasındaki uyuşmazlıklarda dahi menfaatler dengesini gözeten bir hukuk sistemi kurmak zorundadır.

Hakkın Unsurları ve Koruma Alanı

Mülkiyet hakkının anayasal korumadan yararlanabilmesi için üç temel koşulun birlikte bulunması gerekir:

Mevcut bir mülkiyet: Kişinin hâlihazırda sahibi olduğu veya en azından meşru beklenti yaratan bir varlığa sahip olması gerekir. Henüz kazanılmamış, salt soyut nitelikteki bir mülkiyet talebi koruma kapsamına girmez. Anayasa Mahkemesi, “meşru beklenti” kavramını AİHM içtihadıyla paralel biçimde uygulamakta; kesinleşmiş mahkeme kararlarından, yönetim işlemlerinden ya da mevzuattan doğan somut beklentileri bu kapsamda değerlendirmektedir. TMK’nın 992. maddesine göre tapuya kayıtlı taşınmazlarda hak karinesi yalnızca adına tescil bulunan kimseye aittir; tapu kaydı iptal edilinceye kadar geçerliliğini korur ve el atmanın önlenmesini isteme hakkı doğurur (Yargıtay HGK, E.2010/4, K.2010/56).

Bir müdahalenin varlığı: Devletin ya da özel kişilerin mülkiyet hakkını fiilen zedelemesi gerekir. Müdahale; el koyma, kamulaştırma, imar kısıtlaması, vergi uygulaması, haciz, sigorta tazminatı üzerindeki engellemeler veya mülkiyetin kullanımını olanaksız kılan fiilî eylemler biçiminde ortaya çıkabilir. Somut olayda baz istasyonu kurmak amacıyla tapu maliki derneğin bilgisi ve rızası dışında cami çatısından yararlanılmasını haklı gösteren bir hukukî dayanak bulunamaz; böyle bir el atma, mülkiyet hakkına aykırıdır (Yargıtay HGK, E.2010/4, K.2010/56).

Müdahalenin hukuka aykırılığı: Müdahale, kanunda öngörülmemişse, kamu yararına dayanmıyorsa ya da orantısızsa anayasal güvenceye aykırıdır.

Sınırlandırma Koşulları

Anayasa’nın 13. maddesi, temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel çerçeveyi belirler; 35. madde bu genel çerçeve içinde uygulanır. Mülkiyet hakkına getirilen bir sınırlamanın anayasal denetimi üç aşamada yapılır:

1. Kanunilik: Sınırlama mutlaka bir kanuna dayanmalıdır. Yürütmenin düzenleyici işlemleri (yönetmelik, genelge, tebliğ) tek başına yeterli değildir; kanunun yetki vermesi ve sınırlamayı çerçevelemesi zorunludur. Anayasa Mahkemesi, “kanunilik” koşulunu biçimsel değil niteliksel açıdan da incelemekte; kanunun yeterince açık, öngörülebilir ve erişilebilir olmasını aramaktadır. Nitekim Mahkeme, TTK m. 408/2-f kapsamında anonim şirket varlığının toptan satışında genel kurul kararı zorunluluğunu ele aldığı kararında, “önemli miktar” kavramının sınırlarının kanunda yeterince belirlenmemesini ve buna dayalı süresiz geçersizlik riskini hukuki belirlilik ilkesi yönünden eleştirmiş; azınlık görüşü bu noktada Anayasa’nın 2., 13. ve 35. maddelerine aykırılık saptamıştır (AYM, E.2025/226, K.2026/112, 13.05.2026, karşıoy).

2. Kamu yararı amacı: Her sınırlamanın arkasında meşru bir kamu yararı amacı bulunmalıdır. Kamulaştırma, imar planlaması, çevre koruma, kültürel miras, tarım arazilerinin korunması gibi amaçlar bu kapsamda kabul görmektedir. Ancak soyut bir kamu yararı iddiası yeterli değildir; somut ve denetlenebilir bir gerekçe aranır.

3. Ölçülülük: Sınırlamanın ulaşılmak istenen amaca uygun, gerekli ve orantılı olması zorunludur. Bu, en az müdahale ilkesinin bir yansımasıdır. Anayasa Mahkemesi; pay sahiplerinin, şirket yönetiminin ve işlem tarafı üçüncü kişilerin menfaatlerini dengeleyen düzenlemelerde, taraflardan biri aleyhine aşırı külfet doğurulmamasını ölçülülük ilkesinin gereği saymaktadır (AYM, E.2025/226, K.2026/112; AYM, E.2024/10, K.2024/97, 04.04.2024).

Ölçülülük İlkesi ve Anayasa Mahkemesi Denetimi

Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuru ve norm denetimi yoluyla önüne gelen mülkiyet hakkı ihlali iddialarında üç alt testi arka arkaya uygulamaktadır: uygunluk, gereklilik ve orantılılık. Uygunluk testinde, seçilen aracın amaca ulaşmaya elverişli olup olmadığı; gereklilik testinde, daha az kısıtlayıcı bir aracın mevcut olup olmadığı; orantılılık testinde ise bireysel yük ile kamu yararı arasındaki denge sorgulanır.

Mahkeme, Mehmet Akdoğan ve Diğerleri kararında (AYM, Başvuru No. 2013/817, 19.12.2013), kamulaştırmasız el atma nedeniyle uzun yıllar boyunca taşınmazını kullanamayan başvurucular bakımından ölçüsüz bir müdahalenin varlığını tespit etmiş ve tazminata hükmetmiştir. Bu karar, Mahkeme’nin sonraki norm denetimi kararlarında da defalarca emsal alınmıştır (AYM, E.2024/10, K.2024/97; E.2025/226, K.2026/112; E.2025/109, K.2025/222; E.2024/27, K.2025/38; E.2024/176, K.2025/42; E.2025/249, K.2026/79).

Devletin pozitif yükümlülükleri çerçevesinde özellikle öne çıkan ilke, menfaatler dengesidir: özel kişiler arasındaki uyuşmazlıklarda dahi — borçlu ile alacaklı, malik ile rehin alacaklısı, şirket yönetimi ile pay sahipleri ve üçüncü kişiler arasında — devlet adil bir denge kurmak zorundadır; bu denge kurulmaksızın taraflardan biri aleyhine sonuç doğuran düzenlemeler mülkiyet hakkı yönünden pozitif yükümlülükle bağdaşmayabilir (AYM, E.2024/10, K.2024/97, §§ 27-30; AYM, E.2025/109, K.2025/222, §§ 22-28).

Konkordato sürecine ilişkin iki önemli norm denetimi kararında Mahkeme aynı ilkeyi somutlaştırmıştır: alacaklılar kurulunun muvafakatine sıkı sıkıya bağlanan mahkeme kararının, hâkimin borçlu ile alacaklı arasında dengeli bir değerlendirme yapmasını engellediği ve bu nedenle Anayasa’nın 5. ve 35. maddelerine aykırı olduğu tespit edilmiştir (AYM, E.2024/10, K.2024/97). Buna karşılık konkordatonun başarıya ulaşamayacağının anlaşılması hâlinde borçlunun iflasına resen karar verilmesini mümkün kılan düzenleme, alacaklıların haklarının korunması bakımından dengeyi sağladığından anayasaya uygun bulunmuştur (AYM, E.2024/27, K.2025/38, 11.02.2025).

Kamulaştırma ve Bedel

2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu, mülkiyet hakkına en kapsamlı müdahale biçimi olan kamulaştırmayı düzenler. Kamulaştırma kararı verilebilmesi için kamu yararı kararının yetkili organlarca alınması, taşınmazın bu karar kapsamında olması ve bedelin peşin ödenmesi zorunludur.

Bedel tespiti: Kamulaştırma bedeli, taşınmazın piyasa değeri esas alınarak bilirkişi tarafından belirlenir. Bedelin peşin ödenmemesi veya yetersiz tespit edilmesi, mülkiyet hakkı ihlali oluşturur ve ek tazminat talep hakkı doğurur. Yargıtay, bedel tespitinde taşınmazın niteliği, konumu, imar durumu ve piyasa koşullarının birlikte değerlendirilmesini aramaktadır.

Kamulaştırmasız el atma: İdarenin yasal prosedüre uymaksızın özel mülkiyete fiilen el koyması ya da taşınmazın kullanımını fiilen engellemesi hâlinde kamulaştırmasız el atma gündeme gelir. Bu durumda malik; bedel tespiti ve tescil davası açabileceği gibi idarenin müdahalesini sona erdirmesini de talep edebilir. Anayasa Mahkemesi, kamulaştırmasız el atma sonucu uzun süre tazminat ödenmeyen başvuruculara bireysel başvuru yoluyla tazminata hükmetmektedir.

Bedelsiz terk ve irade aşımı: İmar uygulamaları sırasında maliki yalnızca yola terk talebinde bulunmuş olmasına karşın idarenin terk işlemini resmi tesis alanını da kapsayacak biçimde genişletmesi, mülkiyet hakkının ihlali anlamına gelir. Danıştay 6. Dairesi, bu nitelikte bir uyuşmazlıkta, davacının yola terk iradesini aşan RTA alanının iade edilmesi gerektiğine hükmetmiş; Anayasa Mahkemesi’nin Uras kararına atıfla, irade dışı terke zorlanan taşınmazlara ilişkin meşru beklentinin korunması zorunluluğunu vurgulamıştır (Danıştay 6. Daire, E.2016/10810, K.2020/10793, 12.11.2020).

Kamulaştırma sürecinin hukuki ayrıntıları, itiraz yolları ve güncel Yargıtay kararlarının tam metinleri için Anayasa md. 35 Mülkiyet Hakkı Şerhi sayfasına bakınız.

AİHM İçtihadı: 1 No’lu Protokol Madde 1

Türkiye’nin taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi, mülkiyetin korunmasını güvence altına almaktadır. AİHM, bu maddeyi üç kural çerçevesinde yorumlar: mülkiyetten barışçıl yararlanma hakkı, mülkiyetten yoksun bırakmanın yalnızca kamu yararı amacıyla ve uluslararası hukuk koşullarına uygun biçimde mümkün olması, devletlerin genel menfaat doğrultusunda mülkiyetin kullanımını düzenleme yetkisi.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun içtihadı da AİHM içtihadıyla uyumlu bir mülkiyet kavramı benimsemektedir: Sözleşme uygulamasında mülkiyet özerk bir kavramdır; fiziki varlığa sahip her türlü taşınır ve taşınmaz yanında malvarlığına dahil her türlü ekonomik değer bu güvencenin kapsamındadır. AİHM’in Handyside – İngiltere ve Marckx – Belçika kararlarında “mal dokunulmazlığı” ifadesine verilen geniş anlam bu çerçevede belirleyici olmuştur (Yargıtay HGK, E.2010/4, K.2010/56; E.2013/1080, K.2013/1068). Para alacağının da Ek Protokol 1. madde kapsamında “mülk” sayılabileceği, AİHM’in Uygurer – Türkiye kararında (Başvuru No.26664/05, 06.10.2009) teyit edilmiştir; bu karar özellikle belediyelere karşı icra takiplerinde haczedilebilirlik tartışmalarında emsal değer taşımaktadır.

AİHM, Türkiye aleyhine açılan pek çok davada mülkiyet hakkı ihlali tespit etmiştir. İçtihadın en kritik ilkesi; ihlâlin varlığının yeterli olmadığı, devletin bireye yeterli ve zamanında tazminat ödemesi gerektiğidir. Sporrong ve Lönnroth – İsveç davasında Mahkeme, uzun süreli kamulaştırma yasaklarının bile kişisel külfet doğurabileceğini ve bu külfeti haklı kılacak yeterli tazminatın bulunmamasının ihlal oluşturduğunu belirlemiştir.

Türkiye, AİHM’de en çok mülkiyet hakkı ihlali tespit edilen ülkeler arasındadır. Bu kararların büyük bölümü kamulaştırmasız el atma, imar kısıtlamaları ve uzun süren yargılama nedeniyle hak aranamamasına ilişkindir.

Sık Karşılaşılan İhlal Türleri

İmar kısıtlamaları: Taşınmaz üzerine getirilen imar yasakları (yeşil alan, yol, okul alanı vb. terk yükümlülükleri) mülkiyet hakkını fiilen sınırlar. Bu kısıtlamaların uzun süre devam etmesi ve bedel ödenmeksizin taşınmazın değerini yok etmesi hâlinde Anayasa Mahkemesi ihlal tespit etmektedir. Toplu yapı kapsamındaki imar parsellerinde kat mülkiyeti kurulmasına ilişkin düzenlemeler bakımından Anayasa Mahkemesi; “önemli olan yön, toplu yapıya uygulanacak hukukun tarafların menfaatleri arasında adil dengeyi sağlayan güvenceler içerip içermediğidir” ilkesiyle bu güvencelerin bulunduğu hâllerde pozitif yükümlülük ihlali görmemiştir (AYM, E.2025/121, K.2025/271, 25.12.2025).

Hukuka aykırı tapu işlemleri ve kadastro tespitleri: Kadastro veya tapu idaresinin hatalı işlemleri sonucu tapu kaydının iptali ya da başkası adına tescil, mülkiyet hakkına müdahale oluşturur. Mülkiyet hakkına dayalı kadastro öncesi nedenlere dayanılarak dava açılmasında hangi hak düşürücü sürenin uygulanacağı kritik önem taşır: tapuda mera şerhi bulunan taşınmazlarda, kadastro tespitinin kesinleşmesinden itibaren 10 yıllık kadastro hak düşürücü süresi esas alınmalı; 4342 sayılı Mera Kanunu’nun 5 yıllık süresi yalnızca mera tahsislerine ilişkin uyuşmazlıklara uygulanmalıdır (Yargıtay 7. HD, E.2025/511, K.2025/4374, 17.10.2025).

Kültür varlıklarında mülkiyet hakkı ihlali: Tarihi eser niteliğindeki taşınır kültür varlıklarının bedelsiz ve tazminatsız olarak müzeye tesliminin istenmesi, mülkiyet hakkını ihlal eder. Anayasa Mahkemesi’nin ihlal kararı üzerine yeniden yargılama yapan İdare Mahkemesi; koleksiyona kayıtlı eserlerin taşınır-taşınmaz niteliği belirlenmeksizin teslim istenilmesine ilişkin idare işlemini iptal etmiş; Danıştay da bu kararı uygun bulmuştur. Bedelsiz devir zorunluluğunun en azından taşınır kültür varlıkları bakımından karşılığının ödenmeden uygulanması, Anayasa’nın 35. maddesiyle bağdaşmaz (Danıştay 4. Daire, E.2023/11941, K.2023/5063, 21.09.2023).

Sınırlı aynî hak ve sigorta tazminatı engellemeleri: Rehin alacaklısı veya sınırlı aynî hak sahibinin izni olmaksızın sigorta tazminatının malike ödenememesi, mülkiyet hakkı bağlamında malik ile alacaklı arasındaki menfaat dengesini ilgilendirmektedir. Anayasa Mahkemesi, bu dengeyi sağlayan ve malikin mahkeme yoluyla tazminatın aidiyetine karar aldırabileceği güvenceleri içeren düzenlemelerin pozitif yükümlülükle çelişmediğine hükmetmiştir; bununla birlikte sınırlı aynî hak sahibinin izin ya da rıza vermemesinin hukuka aykırı olduğunun tespitine imkân tanıyan yargısal yolun açık tutulması zorunludur (AYM, E.2025/109, K.2025/222, 06.11.2025).

Sınai mülkiyet hakkına tecavüz: Patent, marka ve tasarım gibi sınai mülkiyet hakları da Anayasa’nın 35. maddesinin koruma alanındadır. Tecavüz hâlinde yoksun kalınan kazancın hesaplanmasında hak sahibine, tecavüz edenin elde ettiği net kazancı esas alma seçeneğinin tanınması; ihlali önleme ve caydırıcılık sağlama amacına hizmet eder. Mahkeme; bu hesaplama yönteminin tecavüz eden aleyhine aşırı külfet doğurmadığını ve taraflar arasındaki menfaat dengesini bozmadığını, dolayısıyla Anayasa’nın 5. ve 35. maddelerine aykırı olmadığını belirlemiştir (AYM, E.2024/176, K.2025/42, 11.02.2025).

Haciz ve icra işlemleri: Para alacağı da mülkiyet hakkının kapsamındadır; bu nedenle alacaklının icra takibinde alacağına kavuşmasını engelleyen ya da orantısız biçimde zorlaştıran düzenlemeler mülkiyet hakkı ihlali oluşturabilir. Belediye hesabına konulan hacizde söz konusu paranın devlet malı sayılıp sayılamayacağı tartışması bu bağlamda ortaya çıkmakta; ilgili mevzuat ve AİHM içtihadı bir arada değerlendirilmelidir (Yargıtay HGK, E.2013/1080, K.2013/1068, 17.07.2013, karşıoy görüşü).

Mülkiyet Hakkı Kısıtlamalarının Karşılaştırması

Kısıtlama TürüHukuki DayanakTazminat HakkıBaşvuru Yolu
Kamulaştırma2942 s. KanunZorunlu — peşinAsliye hukuk mahkemesi
Kamulaştırmasız el atmaFiilî el atmaBedel + faizAsliye hukuk / AYM bireysel başvuru
İmar kısıtlaması / bedelsiz terk3194 s. İmar KanunuOrantısızsa / irade aşımında talep edilebilirİdare mahkemesi / AYM bireysel başvuru
Hukuka aykırı tapu/kadastro işlemi3402 s. Kadastro KanunuTazminat davasıAsliye hukuk; 10 yıllık hak düşürücü süre
Sınai mülkiyet hakkı ihlali6769 s. SMKNet kazanç dahil yoksun kalınan kazançFikri ve sınai haklar mahkemesi
Haczedilmezlik / icra ihlali2004 s. İİKŞikâyet / tazminatİcra mahkemesi

İhlal Hâlinde Başvuru Yolları

Mülkiyet hakkının ihlal edildiğini düşünen kişi için birden fazla hukuki yol mevcuttur. Bu yolların doğru sırayla ve süresi içinde kullanılması kritik önem taşır; aksi hâlde hem iç hukuktaki hem de AİHM’deki başvuru hakları düşebilir.

Adli yargı: Kamulaştırmasız el atma, tapu iptali ve tescil ile kamulaştırma bedelinin artırılması davaları asliye hukuk mahkemelerinde görülür. Görevli mahkeme için taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi yetkilidir. El atmanın önlenmesi davası da mülkiyet hakkının korunmasına yönelik bir dava olup mülkiyet hakkına sahip tapuda malik görünen kişi tarafından açılmalıdır; taraf sıfatı doğrudan maddi hukuka göre belirlenir ve mahkemece re’sen gözetilir (Yargıtay HGK, E.2010/4, K.2010/56).

İdari yargı: İdare mahkemesi, imar kısıtlamaları, bedelsiz terk işlemleri ve ruhsat iptali gibi idari işlemlerden kaynaklanan mülkiyet hakkı ihlallerine bakar. İdari işleme karşı önce itiraz yolunun tüketilmesi önerilir; bu, sonraki başvuruları kolaylaştırır.

Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru: İç hukuk yollarının tüketilmesinin ardından, kamu gücünün işlem, eylem veya ihmali nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği ileri sürülerek bireysel başvuru yoluna gidilebilir. Başvuru, ihlali öğrenmeden itibaren 30 gün içinde yapılmalıdır. Anayasa Mahkemesi ihlal tespit ettiğinde yeniden yargılama için dosyayı ilgili mahkemeye gönderir; yeniden yargılamayı yürüten mahkeme, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak biçimde karar vermek zorundadır (6216 s. Kanun m. 50/2; Danıştay 4. Daire, E.2023/11941, K.2023/5063).

AİHM başvurusu: İç hukuk yollarının tüketilmesi ve son iç hukuk kararından itibaren 4 aylık sürenin geçmemesi koşuluyla AİHM’e başvurulabilir. Not: 1 Ağustos 2022’den itibaren bu süre 6 aydan 4 aya indirilmiştir; bu nedenle süre takibi son derece önemlidir.

Başvuru Süreleri

Kamulaştırma davalarında bedel artırım davası için hak düşürücü süre, tebligattan itibaren 30 gündür. Mera tespitine dayanan kadastro işlemlerine karşı açılacak davalarda doğru sürenin tespiti kritiktir: mülkiyet hakkına dayalı davalarda 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 12/3. maddesi kapsamında kadastro tespitinin kesinleşmesinden itibaren 10 yıllık hak düşürücü süre uygulanır; 4342 sayılı Mera Kanunu’nun 21/2. maddesindeki 5 yıllık süre ise yalnızca mera tahsis kararlarına yönelik uyuşmazlıklara özgüdür (Yargıtay 7. HD, E.2025/511, K.2025/4374, 17.10.2025). Anayasa Mahkemesi bireysel başvurusu için ihlali öğrenmeden itibaren 30 günlük süre geçerlidir. İdare mahkemesine iptal davası açmak için ise idari işlemin tebliğinden itibaren 60 gün içinde dava açılması zorunludur. Bu sürelerin kaçırılması hak kaybına yol açar.

Tazminat ve Geri Alma

Mülkiyet hakkı ihlali tespit edildiğinde talep edilebilecek başlıca haklar şunlardır: taşınmazın aynen iadesi, eğer iade mümkün değilse gerçek değer üzerinden tazminat, ihlal süresince yoksun kalınan değer için faiz ve zararın gerçeği yansıtması hâlinde manevi tazminat. Anayasa Mahkemesi, yapısal sorunların (kamulaştırmasız el atma gibi) varlığında pilot karar usulüyle sistematik bir çözüm arayabilmekte; bu çözümün sağlanamaması hâlinde hükmedilen tazminat daha yüksek olabilmektedir.

Sınai mülkiyet hakkı ihlallerinde ise yoksun kalınan kazanç üç yöntemden biriyle hesaplanır: tecavüz olmasaydı hak sahibinin elde edeceği muhtemel gelir, tecavüz edenin elde ettiği net kazanç ya da hukuka uygun lisans hâlinde ödenmesi gereken bedel. Hak sahibi bu yöntemler arasında seçim yapabilir; tecavüz edenin net kazancının esas alınması Anayasa’ya aykırı bulunmamış, menfaatler dengesi bozulmamıştır (AYM, E.2024/176, K.2025/42).

Sık Sorulan Sorular

Mülkiyet hakkı hangi varlıkları kapsar?

Anayasa Mahkemesi, mülkiyet hakkını yalnızca taşınır ve taşınmaz mülkiyetiyle sınırlı tutmamaktadır; alacak hakları, ticari işletme değeri, sınai ve fikrî mülkiyet hakları, hisse senetleri ve meşru beklentiye dayalı haklar bu güvencenin kapsamındadır. AİHM içtihadıyla da paralel olan bu yaklaşım, ekonomik değer taşıyan her türlü varlığı mülk olarak kabul etmektedir.

Devlet mülkümü kamulaştırmadan sınırlayabilir mi?

Evet; imar kısıtlaması gibi düzenleyici müdahaleler doğrudan el koymadan da mülkiyet hakkını kısıtlayabilir, ancak bu kısıtlama kanuna dayanmalı, meşru bir amaca hizmet etmeli ve orantılı olmalıdır — aksi hâlde, özellikle uzun süre devam etmesi ve bedel ödenmemesi durumunda tazminat hakkı doğabilir.

Kamulaştırma bedelini düşük buluyorum, ne yapabilirim?

Kamulaştırma kararının ve bedel tespit tutanağının tebliğinden itibaren 30 gün içinde asliye hukuk mahkemesine bedel artırım davası açabilirsiniz; mahkeme yeniden bilirkişi incelemesi yaptırarak gerçek değeri belirler.

Kamulaştırmasız el atma nedir?

İdarenin yasal prosedüre uymaksızın özel mülke fiilen el koyması veya kullanımını engellemesidir; bu durumda malik, bedel tespiti ve tescil davası ya da el atmanın önlenmesi davası açma hakkına sahiptir; bu davayı ancak tapudaki malik açabilir, çünkü taraf sıfatı tamamen maddi hukuka — yani mülkiyet hakkına — göre belirlenir.

İmar planındaki kısıtlama mülkiyet hakkımı ihlal eder mi?

Taşınmazınızın imar planında yol, park veya kamu tesis alanı olarak ayrılması ve bu durumun uzun süre sürmesi hâlinde, özellikle tazminat ödenmeksizin mülkiyetinizden fiilen yoksun bırakılıyorsanız, Anayasa Mahkemesi içtihadı bu durumu mülkiyet hakkı ihlali olarak nitelendirmektedir.

Mera olarak tescil edilen tapulu taşınmazım için dava açabilir miyim? Süre ne kadardır?

Mülkiyet hakkına dayalı olarak açtığınız davada uygulanacak süre, 4342 sayılı Mera Kanunu’ndaki 5 yıl değil, 3402 sayılı Kadastro Kanunu’ndaki 10 yıllık hak düşürücü süredir; bu nedenle kadastro tespitinin kesinleştiği tarihten itibaren 10 yıl geçmeden dava açmanız gerekir.

Bireysel başvuruyu ne zaman yapmalıyım?

İç hukuk yollarını tükettikten sonra, yani en son kararı öğrendiğiniz tarihten itibaren 30 gün içinde Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunmanız gerekmektedir; bu süreyi kaçırmak başvurunun kabul edilemezliğiyle sonuçlanır.

AİHM’e başvurabilmek için ne gerekir?

Türkiye iç hukuk yollarını — idari itiraz, mahkeme davaları ve Anayasa Mahkemesi bireysel başvurusu dahil — eksiksiz tüketmiş olmanız ve son kesin karardan itibaren 4 aylık süre içinde başvurmanız gerekir.

Miras yoluyla edindiğim taşınmaz kamulaştırılabilir mi?

Evet; Anayasa’nın 35. maddesi mülkiyet hakkıyla birlikte miras hakkını da koruma altına almakla birlikte, kamulaştırma koşulları yerine getirildiği takdirde miras yoluyla edinilmiş taşınmazlar da kamulaştırılabilir ve yasal kamulaştırma bedeli ödenir.

Tapu kaydım hatalı iptal edildi, ne yapabilirim?

Tapu iptalinin hukuka aykırı olduğunu düşünüyorsanız asliye hukuk mahkemesinde tapu iptali ve tescil davası açabilir; idarenin kusurundan kaynaklanıyorsa idari yargıda tam yargı davası yoluyla tazminat talep edebilirsiniz.

Mülkiyet hakkı mutlak bir hak mıdır?

Hayır; Anayasa’nın 35. maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları, mülkiyet hakkının kamu yararı amacıyla kanunla sınırlandırılabileceğini ve kullanımının toplum yararına aykırı olamayacağını açıkça düzenlemektedir; hak ancak bu sınırlar içinde güvence altındadır.

Kamulaştırma bedelim ne zaman ödenmek zorunda?

2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’na göre kamulaştırma bedeli kural olarak peşin ödenmek zorundadır; acele kamulaştırma hâllerinde bedel mahkemece belirlenerek emanete bırakılır ve taşınmazın devriyle birlikte hak sahibine ödenir.

Sınai mülkiyet hakkıma tecavüz edildi, zararımı nasıl hesaplatırım?

6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun 151. maddesi uyarınca üç yöntemden birini seçebilirsiniz: tecavüz olmasaydı elde edeceğiniz muhtemel gelir, tecavüz edenin elde ettiği net kazanç ya da lisans bedeli; bu seçim hakkı size aittir ve tecavüz edenin net kazancını talep etmeniz Anayasa’ya aykırı bulunmamıştır.

İdare mahkemesi mi yoksa asliye hukuk mahkemesi mi?

İdari işlemden (imar planı, ruhsat iptali, idari el atma, bedelsiz terk) kaynaklanıyorsa idare mahkemesi; kamulaştırma bedeli, kamulaştırmasız el atma bedeli, tapu tescili veya el atmanın önlenmesi gibi özel hukuk uyuşmazlıklarında ise asliye hukuk mahkemesi görevlidir.

Sonuç

Mülkiyet hakkı, Anayasa’nın 35. maddesiyle güvence altına alınan ancak kamu yararı ve toplum yararı denklemi içinde sınırlandırılabilen bir temel haktır. Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay içtihadının ortaklaştığı merkezi ilke, menfaatler dengesidir: devlet, malik ile alacaklı, borçlu ile alacaklı, pay sahipleri ile yönetim ya da iş ortakları arasındaki çatışan menfaatleri dengeleyen, taraflardan birini aşırı ve orantısız külfete sokmayan bir hukuki çerçeve oluşturmakla yükümlüdür. Kamulaştırma, imar kısıtlamaları, hukuka aykırı tapu işlemleri, sınai mülkiyet ihlalleri veya fiilî el atmalar nedeniyle mülkiyet hakkına müdahale edildiğinde, iç hukuk yolları — asliye hukuk ve idare mahkemeleri ile Anayasa Mahkemesi bireysel başvurusu — usulüne uygun ve süresi içinde kullanılmalıdır. Bu sürecin doğru yönetilmesi ve hak düşürücü sürelerin kaçırılmaması için alanında deneyimli bir avukattan destek almak büyük önem taşımaktadır. Anayasal haklarınıza ilişkin hukuki danışmanlık için anayasa hukuku alanındaki hizmetlerimizi inceleyebilirsiniz.

Bu makale, Sarıoğlu & Sefer Hukuk Bürosu adına Av. Fatih SEFER tarafından hazırlanmıştır.

Osmaniye Mah., İsmail Erez Bulvarı No: 9/2, 34146 Bakırköy/İstanbul