İfade özgürlüğü, Anayasa’nın 26. maddesiyle güvence altına alınan ve demokratik toplumun temel yapı taşlarından biri olan bir haktır; düşünce ve kanaatlerin serbestçe açıklanmasını, yayılmasını ve başkalarına aktarılmasını korur. Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuru yoluyla bu alandaki içtihadını olağanüstü zenginlikte geliştirmiştir: gazetecilerin tutuklanmasından terör propagandası suçlamalarına, internet erişim engellemelerinden basın ilanlarının kesilmesine, şeref-itibar dengesinden ceza infaz kurumundaki yayın kısıtlamalarına kadar ifade özgürlüğünün her boyutu kapsamlı ilkelerle düzenlenmiştir. Bu makale; Anayasa’nın 26. maddesinin koruma alanını, sınırlandırma koşullarını ve ihlal hâlinde başvurulabilecek yolları AYM emsal kararları çerçevesinde ele almaktadır.
Anayasa Madde 26 — Genel Çerçeve ve Koruma Alanı
Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar.
Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması… gibi sebeplerle sınırlanabilir.
Anayasa Mahkemesi, ifade özgürlüğünü geniş biçimde yorumlamaktadır: kişinin haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine serbestçe ulaşabilmesi, düşünce ve kanaatlerinden dolayı kınanamaması, bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte serbestçe ifade edip yayabilmesi bu güvencenin kapsamındadır. Bu özgürlük, siyasi, sanatsal, akademik veya ticari her türlü ifadeyi kapsar; ifadenin “değerli-değersiz” ya da “yararlı-yararsız” biçiminde ayrıştırılması sübjektif unsurlar taşıdığından, ifade özgürlüğü alanının içerik esaslı sınırlandırılması mümkün değildir.
İfade özgürlüğü büyük ölçüde eleştiri özgürlüğünü de güvence altına alır; düşüncelerin açıklanması sırasında kullanılan ifadelerin sert olması doğal karşılanmalıdır. Siyasi tartışma özgürlüğü, tüm demokratik sistemlerin temel ilkesidir. Siyasetçiler, kamuoyunca tanınan kişiler ve kamusal yetki kullanan görevliler, gördükleri işlev nedeniyle daha fazla eleştiriye katlanmak durumundadır ve bunlara yönelik eleştirinin sınırları çok daha geniştir.
Sınırlandırmanın Kanunilik Koşulu
Hak ve özgürlüklere yapılacak müdahalelerin kanunla düzenlenmesi, keyfi müdahaleyi engelleyen ve hukuk güvenliğini sağlayan demokratik hukuk devletinin en önemli unsurlarından biridir. Kanunla düzenleme zorunluluğu, uygulamanın kanun çerçevesini aşmayacak biçimde yönetmelik veya genelge gibi ikincil düzenlemelerle yapılmasına engel değildir; ancak müdahalenin bir kanuna dayanması tek başına yeterli olmayıp bu kanunun belirlilik ve öngörülebilirlik niteliklerine sahip olması gerekir.
Belirlilik ilkesi; yasal düzenlemelerin kişiler ve idare yönünden duraksama ve kuşkuya yer vermeyecek biçimde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olmasını, kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesini ifade eder. Bu çerçevede Anayasa Mahkemesi; devam eden bir ceza soruşturması kapsamında yayım yasağı konulabilmesine imkân veren öngörülebilir bir kanuni düzenleme bulunmadığı durumlarda kanunilik ölçütünün karşılanmadığına hükmetmiştir (Halk Radyo ve Televizyon Yayıncılık A.Ş. [GK], B. No: 2014/19270, 11/7/2019).
Kanunilik ölçütünün karşılanmadığı diğer örnekler arasında şunlar yer almaktadır: belirli ve öngörülebilir bir kanuna dayanmadan ceza infaz kurumunda veya öğrenci için disiplin cezası verilmesi (Hüseyin Sürensoy, B. No: 2013/749, 6/10/2015; Kardelen Hasret Kaygusuz, B. No: 2017/38607, 18/5/2021); geçici olarak alınabilecek süreli yayının süresiz kapatılması (Ersin Basın ve Yayıncılık San. ve Tic. Ltd. Şti. ve diğerleri, B. No: 2016/54096, 30/6/2021); sosyal medya beğenisinin terör propagandası oluşturduğuna ilişkin yorumun belirsiz olması (Ahmet Aslan, B. No: 2021/23949, 6/10/2022); Türk Silahlı Kuvvetleri sosyal tesislerine girişin süresiz yasaklanmasına ilişkin mevzuatın belirsizliği (Şükrü Irbık, B. No: 2021/3317, 12/6/2024).
Zorunlu Toplumsal İhtiyaç ve Ölçülülük
İfade özgürlüğü üzerindeki sınırlamanın demokratik bir toplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacına yönelik ve istisnai nitelikte olması gerekir. Müdahaleyi oluşturan tedbirin bu ihtiyacı karşıladığının kabul edilebilmesi için amaca ulaşmaya elverişli olması, başvurulabilecek en son çare ve alınabilecek en hafif önlem olarak kendisini göstermesi gerekmektedir. Amaca ulaşmaya yardımcı olmayan veya ulaşılmak istenen amaca kıyasla bariz biçimde ağır olan bir müdahalenin zorunlu toplumsal ihtiyacı karşıladığı söylenemez.
Ölçülülük denetimi, ulaşılmak istenen amaçtan yola çıkılarak bu amaca ulaşmak için seçilen aracın “elverişli”, “gerekli” ve “orantılı” olup olmadığının değerlendirilmesidir. İfade özgürlüğüne yapılan bir müdahale zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamıyorsa ya da karşılamakla birlikte orantılı değilse demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bir müdahale olarak değerlendirilemez (Deniz Karadeniz ve diğerleri [GK], B. No: 2014/18001, 6/2/2020).
Şeref ve İtibar Hakkı ile İfade Özgürlüğü Dengesi
Bireyin şeref ve itibarı, Anayasa’nın 17. maddesindeki “manevi varlık” kapsamındadır. Devlet, bireyin manevi varlığının parçası olan şeref ve itibara keyfi biçimde müdahale etmemek ve üçüncü kişilerin bu değerlere yönelik saldırılarını önlemekle yükümlüdür. Bu iki hak çatıştığında Anayasa Mahkemesi adil bir denge kurulmasını aramakta ve bu dengenin kurulmasında şu kriterleri gözetmektedir: yayında kamu yararı bulunup bulunmadığı, toplumsal ilginin varlığı ve konunun güncelliği, haber ya da makalenin yayımlanma şartları ve içeriği, kullanılan ifadelerin türü, habere yönelik kısıtlamaların niteliği, ifadelerin kim tarafından dile getirildiği, hedef alınan kişinin kimliği ve ünlülük derecesi (Bekir Coşkun [GK], B. No: 2014/12151, 4/6/2015; Ozan Güven [GK], B. No: 2021/8967, 27/9/2023).
Bir kişi görsel veya işitsel yayın yoluyla bir kamuoyu tartışması çerçevesinde eleştirilmiş olsa dahi şeref ve itibarı manevi bütünlüğünün bir parçası olarak korunmaya devam eder. İşveren ile çalışan arasındaki uyuşmazlıklarda da işverenin şeref ve itibar hakkı ile işçinin ifade özgürlüğü arasında benzer bir denge kurulması gerekmektedir (Gülbiz Alkan, B. No: 2018/33476, 7/10/2021).
İfadelerin Bağlamından Koparılmaması
İfade özgürlüğüne ilişkin bireysel başvurularda, ifadelerin bağlamlarından koparılarak incelenmesi hatalı sonuçlara neden olabilir. Bir düşünce açıklaması bağlamından koparıldığında “millî güvenlik” için tehlike oluşturması, bu ifadeye yönelik müdahaleyi tek başına haklı çıkarmaz. Müdahaleye konu ifadelerin içeriğine ve hangi bağlamda dile getirildiğine dikkat edilmesi, gerekçelerin “ilgili ve yeterli” olup olmadığının değerlendirilmesi zorunludur.
Bu dengenin kurulmasında başvurucunun kimliği, kullandığı ifadeler, bu ifadelerin bağlamı, yazılma zamanı, amacı, muhtemel etkileri ve haberdeki diğer ifadelerin tamamı bir bütün olarak ele alınmalıdır (Abdullah Öcalan [GK], B. No: 2013/409, 25/6/2014; Fatih Taş [GK], B. No: 2013/1461, 12/11/2014).
Basın Özgürlüğü ve Gazetecilerin Korunması
Anayasa’nın 28. maddesindeki basın özgürlüğü, ifade özgürlüğünün özel güvencelere bağlanmış biçimidir. Basın, halkın ilgilendiği konularda kamuoyuna fikir iletmenin en iyi araçlarından birini sağlar; halkın bu bilgi ve fikirleri alma hakkı da bu güvencenin bir parçasıdır. Basının kamusal gözetleyici fonksiyonu, siyasetçilere veya hükümet politikalarına yönelik eleştirileri özel bir korumaya tabi kılar; bu eleştiriler nedeniyle cezai yaptırım uygulanmasının ölçülü sayılabilmesi için müdahalenin gerekçelerinin ilgili ve yeterli olması gerekir.
Gazetecilerin tutuklanması: Basın mensupları hakkında millî güvenliği ilgilendiren gizli bilgilerin açıklanması iddiasıyla tutuklama tedbiri uygulanmasının anayasal bir engeli bulunmamakla birlikte, bu tedbirin “demokratik toplum düzeninde gerekli olma” ve “ölçülülük” ilkeleriyle uyumlu olması gerekir. Kuvvetli suç şüphesine dayanmayan ya da ölçüsüz olan tutuklamalar hem kişi özgürlüğünü hem de ifade ve basın özgürlüğünü ihlal eder (Erdem Gül ve Can Dündar [GK], B. No: 2015/18567, 25/2/2016; Mehmet Hasan Altan (2) [GK], B. No: 2016/23672, 11/1/2018; Şahin Alpay [GK], B. No: 2016/16092, 11/1/2018).
Basılı eserler nedeniyle cezalandırma: Bir yayının basılı eser veya süreli yayın olması nedeniyle cezaya çarptırılması, müdahalenin demokratik toplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacı karşılayıp karşılamadığı ve en son çare olup olmadığı yönünden titizlikle denetlenmelidir.
İnternet Erişiminin Engellenmesi
Anayasa Mahkemesi, internetin modern demokrasilerde ifade özgürlüğünün kullanılması bakımından önemli bir araçsal değere sahip olduğunu kabul etmektedir; internet ortamında düşüncelerin açıklanması basılı yayınlara kıyasla daha kolay, ucuz, hızlı ve yaygındır. Bu nedenle kamu gücünü kullanan makamların ve mahkemelerin internet konusunda çok hassas davranması gerekir.
5651 sayılı Kanun’un 9. maddesi kapsamında sulh ceza hâkimliklerince verilen erişim engelleme kararları, kişilik haklarının korunmasına yönelik özel ve hızlı bir tedbirdir; ancak bu tedbir, karardan etkilenecek yayın organının temsilcilerine savunma imkânı tanımayan, silahların eşitliği ilkesinden yoksun bir yapı taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi’nin pilot kararına göre bu tedbire, internet yayınının kişilik haklarını ilk bakışta apaçık biçimde ihlal ettiği durumlarda (örneğin çıplak görüntülerin yayımlanması) başvurulmalı; basın mensuplarının haber verme ve eleştiri haklarının özüne dokunmayacak şekilde kullanılmalıdır (Keskin Kalem Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. ve diğerleri [GK], B. No: 2018/14884, 27/10/2021).
Terör Propagandası İddiasıyla Cezalandırma
Türk hukukunda terörle bağlantılı her tür düşünce açıklaması değil, yalnızca terör örgütlerinin cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek, övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek propaganda suç olarak kabul edilmiştir. Terör örgütünün ideolojisi, toplumsal veya siyasal hedefleriyle paralellik taşımakla birlikte şiddete başvurmayı cesaretlendirici ifadeler içermeyen düşünce açıklamaları terörizm propagandası sayılamaz.
Toplumsal ve siyasal ortama, etnik sorunlara, daha fazla özgürlük talebine veya ülke yönetim biçiminin eleştirisine yönelik düşüncelerin — devlet yetkilileri için rahatsız edici olsa bile — açıklanması, yayılması ve savunulması ifade özgürlüğünün korumasındadır. Terörizmin soyut propagandası ile propaganda sonucu provokasyonun gerçekleşmesi hâli arasında bir fark bulunmaktadır; propaganda suçunun soyut tehlike suçu olarak uygulanması ifade özgürlüğü üzerinde baskı oluşturma potansiyeli taşır (Zübeyde Füsun Üstel ve diğerleri [GK], B. No: 2018/17635, 26/7/2019; Ömer Faruk Gergerlioğlu [GK], B. No: 2019/10634, 1/7/2021).
Ceza İnfaz Kurumlarında İfade Özgürlüğü
Ceza infaz kurumlarında bulunmanın kaçınılmaz sonucu olarak suçun önlenmesi ve disiplinin sağlanması gibi gereklilikler varsa mahpusların ifade özgürlüğüne sınırlama getirilebilir; ancak bu müdahalelerin hukuki güvenlik ve belirlilik kriterlerini taşıyan bir kanuna dayanması, zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve orantılı olması gerekmektedir.
Mahpuslara süreli veya süresiz yayınların verilmemesine ilişkin kararlarda; sakıncalı bulunan kısımların somut bağlantılarla değerlendirilmesi, sakıncalı ifadelerin çıkarılarak geri kalan kısmın teslim edilip edilemeyeceğinin tartışılması ve kişisel duruma özgü, ilgili ve yeterli gerekçelerin gösterilmesi gerekmektedir. Anayasa Mahkemesi; birçok kararında bu değerlendirmelerin kategorik nedenlere (terör mahkûmu olma, yüksek güvenlikli kurumda tutulma) dayandırıldığını ve keyfiliği engelleyecek yeknesak bir mekanizmanın bulunmadığını tespit etmiştir.
Yayın Lisansı, Frekans Tahsisi ve İlan Kesintileri
Radyo ve televizyon yayıncılığı: İşitsel ve görsel kitle iletişim araçları, mesajların ses ve görüntüyle iletilmesinden kaynaklanan gücü nedeniyle basılı eserlerden çok daha hızlı ve güçlü etki yaratır. RTÜK tarafından uygulanan idari yaptırımlar ifade özgürlüğüne müdahale oluşturur; küçüklerin korunması, ayrımcılığın önlenmesi gibi amaçlarla getirilen düzenlemeler makul olsa da bu yükümlülüklere uyulmaması nedeniyle yapılacak müdahalenin dayandığı temel ilgili ve yeterli gerekçeyle ortaya konulmalıdır (R. V. Y. A.Ş., B. No: 2013/1429, 14/10/2015).
Frekans tahsisi sorunları: Radyo frekans tahsisine ilişkin geçici rejimin uzun süre sonlandırılmaması, fiilen yayına devam eden kuruluşlar ile yeni başvuranlar arasında eşitsizlik yaratır; bu durum düşüncenin iletilmesini olumsuz etkileyen yapısal bir sorundur. Yirmi dört yıl gibi uzun bir süre medya çeşitliliğini koruyacak tedbirlerin alınmaması, ifade ve basın özgürlüklerine zarar verir (Bizim Fm Radyo Yayıncılığı ve Reklamcılık A.Ş. [GK], B. No: 2014/11028, 18/10/2017).
Basın İlan Kurumu (BİK) uygulamaları: 195 sayılı Kanun’un 49. maddesi, hangi fiillerin ne şekilde cezalandırılacağını tamamen BİK’in yetkisine bırakmakta ve çerçeve hükümler öngörmemektedir; bu nedenle öngörülebilirlik koşulunu sağlamamaktadır. Gazetelerin resmi ilan ve reklamlarının kesilmesi şeklindeki müdahaleler bu kanunilik eksikliği nedeniyle ihlal oluşturmaktadır (Yeni Gün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık A.Ş. ve diğerleri [GK], B. No: 2016/5903, 10/3/2022).
Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması
İfade özgürlüğü ile toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkını ilgilendiren yargılamalar sonucunda verilen HAGB (hükmün açıklanmasının geri bırakılması) kararları, kişinin mağduriyet statüsünü sona erdirmemektedir; ceza tehdidi altında bulunmak, kişinin gelecekteki toplanma ve gösterilere katılımı üzerinde caydırıcı etki yaratabilir. Anayasa Mahkemesi, HAGB kurumunu düzenleyen mevzuatın başta ifade özgürlüğü olmak üzere temel hak ve özgürlüklerin sürekli ihlallerine yol açan yapısal sorunlar barındırdığını ve bu sorunların yargısal yorumla değil ancak yasal düzenlemeyle giderilebileceğini tespit ederek TBMM’ye çağrıda bulunmuştur (Atilla Yazar ve diğerleri [GK], B. No: 2016/1635, 5/7/2022).
İş İlişkilerinde İfade Özgürlüğü
Özel hukuk iş ilişkilerinde ifade özgürlüğüne yönelik müdahaleler de Anayasa’nın 26. maddesi kapsamında değerlendirilmektedir. Bu güvence, işverenler hakkında yapılan beyanları da kapsar; işten çıkarmaya ilişkin şikâyetlerin incelendiği davalarda derece mahkemeleri, işveren ile çalışan arasındaki çatışan çıkarları adil biçimde dengelemek, müdahalenin işverenin meşru amacıyla ölçülü olup olmadığını değerlendirmek ve ilgili ve yeterli gerekçeler sunmak zorundadır. Kamu otoritelerinin bu yükümlülükleri yerine getirmemesi hâlinde sorumluluğu gündeme gelebilir (Ayhan Deniz ve diğerleri [GK], B. No: 2019/10975, 14/6/2023).
Düzeltme ve Cevap Hakkının Sınırları
Anayasa’nın 32. maddesindeki düzeltme ve cevap hakkı ile ifade ve basın özgürlükleri arasındaki dengeleme üç aşamalı bir testle yapılır: birincisi, haberin kişilerin haysiyet ve şereflerine dokunması ya da gerçeğe aykırı olması koşullarından en az birinin bulunması ve bunun ilgili ve yeterli gerekçeyle gösterilmesi; ikincisi, düzeltme ve cevap metninin haberin karşılığı olması (konu bütünlüğü, suç unsuru içermemesi, üçüncü kişilerin menfaatlerine aykırı olmaması); üçüncüsü, metnin uzunluğunun yayının uzunluğuyla orantılı olması. Düzeltme ve cevap metninin, karşılığı olmayan ilgisiz içerikleri de yayımlamayı zorunlu kılacak biçimde uygulanması, basının editoryal özgürlüğüne yapılan orantısız bir müdahaledir (Aydın Gelleci [GK], B. No: 2018/18910, 5/9/2024).
İhlal Hâlinde Başvuru Yolları
İdari itiraz ve iptal davası: RTÜK veya BİK gibi idari makamlarca uygulanan yaptırımlara karşı öncelikle idari itiraz, ardından idare mahkemesinde iptal davası açılabilir.
Ceza yargılamasında savunma ve itiraz: Terör propagandası veya benzeri suçlamalarla açılan davalarda savunma hakkının etkili kullanılması, tutuklamaya itiraz ve HAGB kararlarına karşı istinaf yolu önemlidir.
Sulh ceza hâkimliğine başvuru: İnternet ortamında kişilik haklarını ihlal eden içeriklerin kaldırılması için 5651 sayılı Kanun’un 9. maddesi kapsamında doğrudan sulh ceza hâkimine başvurulabilir.
Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru: İç hukuk yollarının tüketilmesinin ardından, kamu gücünün işlem, eylem veya ihmali nedeniyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiği ileri sürülerek bireysel başvuru yapılabilir. Başvuru süresi son kesin kararı öğrenmeden itibaren 30 gündür.
AİHM başvurusu: İç hukuk yollarının tüketilmesinin ardından son kesin karardan itibaren dört ay içinde AİHS’in 10. maddesi kapsamında AİHM’e başvurulabilir.
Müdahale Türlerinin Karşılaştırması
| Müdahale Türü | Temel Ölçüt | Başvuru Yolu |
|---|---|---|
| Gazeteci tutuklaması | Kuvvetli şüphe + ölçülülük | İtiraz / AYM bireysel başvuru |
| Terör propagandası suçlaması | Şiddete teşvik unsuru, bağlam | Ceza yargılaması / AYM |
| İnternet erişim engeli | Kanunilik, silahların eşitliği | Sulh ceza hâkimliği / AYM |
| RTÜK/BİK yaptırımı | Kanuni dayanak, öngörülebilirlik | İdare mahkemesi / AYM |
| Şeref-itibar davası | Adil denge kriterleri | Hukuk/ceza yargılaması / AYM |
| Cezaevinde yayın kısıtlaması | Somut gerekçe, orantılılık | İnfaz hâkimliği / AYM |
| İşten çıkarma (ifade nedenli) | Adil denge, ölçülülük | İş mahkemesi / AYM |
Sık Sorulan Sorular
İfade özgürlüğü hangi ifadeleri kapsar?
Siyasi, sanatsal, akademik ve ticari her türlü düşünce açıklaması bu güvence kapsamındadır. Bir ifadenin “değerli” ya da “değersiz” olarak nitelendirilmesi ifade özgürlüğü alanının sınırlandırılmasında belirleyici olamaz; sert eleştiriler dahi, kural olarak korunmaktadır.
Gazeteci olarak tutuklandım; hangi kriterler değerlendiriliyor?
Tutuklamanın kuvvetli suç şüphesine dayanması ve ölçülü olması zorunludur. İfade özgürlüğü ve basın özgürlüğü kapsamındaki faaliyetler nedeniyle tutuklamaya karar verilirken kuvvetli suç şüphesinin özenli biçimde ortaya konulması gerekmektedir. İtiraz yolunu kullanarak ve ardından AYM bireysel başvurusuyla bu koşulların sağlanmadığını ileri sürebilirsiniz.
Sosyal medya paylaşımım terör propagandası sayılabilir mi?
Yalnızca şiddet ve tehdit yöntemlerini meşru gösteren, öven veya bunlara teşvik eden içerikler propaganda suçu oluşturur. Toplumsal ve siyasal eleştiri niteliğindeki, şiddeti teşvik etmeyen paylaşımlar bu kapsamda değerlendirilemez; bağlamdan koparılarak değerlendirilen ifadeler AYM denetiminde ihlal olarak nitelendirilebilir.
Hakkımda hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kararı verildi; mağdur sayılır mıyım?
Evet; HAGB kararı verilmiş olsa dahi ceza tehdidi altında bulunmanız gelecekteki ifade özgürlüğü kullanımınız üzerinde caydırıcı etki yaratabileceğinden mağduriyet statünüz devam eder. Bu durumda AYM bireysel başvurusuna gidebilirsiniz.
İnternette hakkımda hukuka aykırı içerik yayımlandı; ne yapabilirim?
5651 sayılı Kanun’un 9. maddesi kapsamında içerik veya yer sağlayıcıya başvurarak içeriğin kaldırılmasını isteyebilir ya da doğrudan sulh ceza hâkimine başvurarak erişimin engellenmesini talep edebilirsiniz. Bu tedbir, kişilik haklarının açıkça ihlal edildiği durumlarla (örneğin özel görüntülerin paylaşılması) sınırlı tutulmalıdır.
İşveren beni sosyal medya paylaşımım nedeniyle işten çıkarabilir mi?
İfade özgürlüğü, işverenler hakkında yapılan beyanları da kapsar. İşten çıkarmanın ölçülü sayılabilmesi için işveren-çalışan çıkarlarının adil biçimde dengelenmesi ve müdahalenin meşru amaçla orantılı olduğunun ortaya konulması gerekmektedir. Bu koşullar sağlanmadan yapılan fesihler iş mahkemesinde ve gerekirse AYM’de itiraza konu edilebilir.
Cezaevindeyken bana gönderilen dergi/kitap el konuldu; itiraz edebilir miyim?
Evet; el koyma kararının sakıncalı bulunan kısımları somut biçimde belirten, kurumun güvenliğine yönelik gerçek riski ortaya koyan bir gerekçeye dayanması zorunludur. Soyut ya da kategorik gerekçelerle yapılan el koymalara karşı infaz hâkimliğine şikâyet, ardından AYM bireysel başvurusu yoluna gidebilirsiniz.
Gazetemin resmi ilanları kesildi; bu ifade özgürlüğümü ihlal eder mi?
Evet; 195 sayılı Kanun’un 49. maddesi kapsamında BİK tarafından verilen ilan kesme kararlarının kanunilik ölçütünü karşılamadığı Anayasa Mahkemesi tarafından tespit edilmiştir. Bu tür kararlara karşı idari yargı yoluna başvurabilir ve AYM bireysel başvurusuna gidebilirsiniz.
Sonuç
İfade özgürlüğü, Anayasa’nın 26. maddesiyle güvence altına alınan ve demokratik toplumun temelini oluşturan çok boyutlu bir haktır. Anayasa Mahkemesi içtihadı; kanunilik, zorunlu toplumsal ihtiyaç ve ölçülülük ilkelerini bu alanın her görünümüne — gazetecilik, terör propagandası suçlamaları, internet içerikleri, ceza infaz kurumundaki yayınlar, iş ilişkileri ve şeref-itibar dengesi — tutarlı biçimde uygulamaktadır. Bu içtihadın ortak paydası açıktır: her müdahale açık ve öngörülebilir bir kanuna dayanmalı, zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamalı ve bu ihtiyaçla orantılı olmalıdır. Bu koşulları sağlamayan her müdahale ihlal doğurur. İfade özgürlüğünüze yönelik hukuka aykırı bir müdahaleyle karşılaştığınızda başvuru sürelerinin kısa olduğunu, sürecin doğru yönetilmesi gerektiğini göz önünde bulundurarak alanında deneyimli bir avukattan destek almanız büyük önem taşımaktadır. Anayasal haklarınıza ilişkin hukuki danışmanlık için anayasa hukuku alanındaki hizmetlerimizi inceleyebilirsiniz.
Bu makale, Sarıoğlu & Sefer Hukuk Bürosu adına Av. Fatih SEFER tarafından hazırlanmıştır.
Osmaniye Mah., İsmail Erez Bulvarı No: 9/2, 34146 Bakırköy/İstanbul