Afet nedeniyle verginin terkini, deprem, yangın, sel veya benzeri bir afet yüzünden malvarlığının en az üçte birini kaybeden mükellefin, afetten zarar gören gelir kaynağıyla bağlantılı vergi borçlarının ve vergi cezalarının zararla orantılı olarak kısmen veya tamamen kaldırılmasıdır. Hukuki dayanak, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun (VUK) 115. maddesidir. Afetin yaşanması tek başına bütün vergi borçlarını silmez; zararın kanuni eşiğe ulaşması, vergi borcuyla zarar gören gelir kaynağı arasında somut bağlantı bulunması ve yetkili makamın terkin işlemini tesis etmesi gerekir.
Bu düzenleme, ekonomik varlığının önemli bir kısmını afet nedeniyle yitiren mükellefin geçmişten gelen vergi yükünün, ödeme gücündeki kayıpla bağdaşacak ölçüde azaltılmasını amaçlar. Terkin, vergi borcunun vadesinin ertelenmesi veya ödeme kolaylığı sağlanması değil, kapsamına aldığı kamu alacağının hukuken sona erdirilmesidir. Genel çerçeve ve vergi borcunun doğuşuyla sona ermesi arasındaki ayrım için Vergi Usul Kanunu’nun uygulama alanına ilişkin inceleme ayrıca değerlendirilebilir.
VUK 115 uyarınca verginin terkini hangi şartlarda mümkündür?
VUK 115 iki ayrı terkin durumu düzenler. Birincisi, mükellefin varlıklarının en az üçte birini kaybetmesi üzerine afetin zarar verdiği gelir kaynaklarıyla ilgili vergi borçları ve cezalarının terkini; ikincisi ise mahsul kaybı nedeniyle belirli yıla ve araziye ilişkin arazi vergisi borçları ile cezalarının terkinidir. Her iki durumda da terkinin miktarı, gerçekleşen zararla orantılı belirlenir.
1. Malvarlığının en az üçte birinin kaybedilmesi
VUK 115/1 bakımından üç unsur birlikte bulunmalıdır: kanunun saydığı veya onlara benzeyen bir afet, afetin yol açtığı en az üçte birlik varlık kaybı ve terkin edilmesi istenen vergiyle afetin zarar verdiği gelir kaynağı arasında bağlantı. Bir işyerinin hasar görmesi ya da bir bölgede deprem ilan edilmesi, varlık kaybının kapsamını kendiliğinden ortaya koymaz. Mükellefin afet öncesindeki varlık durumunun ve afet sonrasında kalan ekonomik değerinin araştırılması gerekir.
Üçte birlik eşik, terkin oranı değildir. Bu oran hakka giriş için aranan zarar eşiğidir. Kaybın yüzde 40 olması, bütün vergi borçlarının zorunlu olarak yüzde 40’ının silineceği anlamına gelmez. İdare, borçların afetten zarar gören gelir kaynağıyla ilişkisini ve zarar derecesini değerlendirerek kısmi veya tam terkin konusunda gerekçeli karar vermelidir. Ayrıca borçlunun bütün özel ve ticari varlığının mı, yoksa belli gelir kaynağına tahsisli malvarlığının mı esas alınacağı sorunu, somut olayın en önemli değerleme tartışmalarından biridir. Bu nedenle yalnızca hasarlı binanın veya makinelerin değeri esas alınarak yapılan tek satırlık yüzde hesabı, hukuken yeterli değildir.
2. Mahsulün en az üçte birinin kaybedilmesi
VUK 115/2, tarımsal üretim bakımından ayrıca düzenlenmiştir. Mahsulünün en az üçte birini kaybeden mükellefin, afete maruz araziye ve zararın meydana geldiği hasat veya devşirme zamanına rastlayan yıla ilişkin tahakkuk ettirilmiş arazi vergisi ile buna bağlı vergi cezaları terkin edilebilir. Bu hüküm, tarımsal faaliyetten doğan bütün gelir vergisi, KDV ve diğer borçların mahsul kaybı nedeniyle otomatik olarak silinmesini öngörmez. Başka bir vergi borcu yönünden terkin isteniyorsa VUK 115/1’in koşulları ayrıca incelenmelidir.
Ürün kaybının ölçümünde ürün türü, ekili alan, hasat beklentisi, gerçekleşen verim, don veya kuraklık raporları ve üretim kayıtları önemlidir. Bir arazideki zarar diğer araziler bakımından genel ve otomatik terkin sonucu doğurmaz.
Hangi afetler terkin sebebi sayılır?
Kanun yangın, yer sarsıntısı, yer kayması, su basması, kuraklık, don, zararlı hayvan ve haşarat istilasını açıkça sayar; ayrıca bunlara benzeyen afetleri de kapsar. Sayım sınırlı değildir. Ancak olayın afet niteliğinde olması, ani veya yaygın etkisi ve ekonomik zararın bu olaydan doğduğunun ortaya konulması gerekir. Ticari başarısızlık, piyasa daralması, olağan stok kaybı veya tek başına likidite yetersizliği, VUK 115 anlamında afet sayılamaz.
Afetin tüm il veya ilçeyi etkilemesi zorunlu değildir. Nitekim Danıştay’ın işyeri yangınına ilişkin kararı, belirli bir mükellefin faaliyet yerini etkileyen olayın da terkin koşulları bakımından incelenebileceğini göstermektedir. Bununla birlikte her yangında aynı zarar oranının ve terkin sonucunun oluştuğu söylenemez.
Üçte birlik zarar nasıl hesaplanır ve hangi delillerle ispatlanır?
İspatın merkezinde, afet öncesi varlık değeri, afet nedeniyle yitirilen değer ve zarar gören gelir kaynağı vardır. Mükellef, ticari bilançosunu, varlık envanterini, sabit kıymet kayıtlarını, stok tutanaklarını, tapu ve araç kayıtlarını, ekspertiz raporlarını, fotoğrafları, hasar tespit tutanaklarını, sigorta dosyasını ve varsa mahkemece alınmış bilirkişi raporlarını birbiriyle tutarlı şekilde sunmalıdır. Belge eksikliği kendiliğinden hiç zarar olmadığı anlamına gelmez; fakat ispatın niteliğini ve gerektiğinde yerinde inceleme yapılmasını daha önemli hale getirir.
Değerleme yöntemi ayrıca gerekçelendirilmelidir. Özellikle net varlık hesabında borçların etkisi, özel malvarlığı ile faaliyete tahsis edilen varlıkların kapsamı, afet öncesi değer ve aynı zararın birden fazla kalem üzerinden sayılması tartışılabilir. Sigortadan alınmış veya alınması beklenen tazminat da kaybın ekonomik olarak ne ölçüde karşılandığı yönünden araştırılmalıdır. Vergi idaresinin sigorta tazminatlarına ilişkin 2003/1 sayılı VUK İç Genelgesi, tazminat bilgisinin zarar ve genel varlık değerlendirmesine etkisini özellikle ele almaktadır; bu idari yaklaşım, kanundaki üçte birlik eşiğin somut olayda denetlenmesi gereğini ortadan kaldırmaz.
Varsayımsal örnek: Afetten önce hukuken esas alınacak varlık toplamı 12 milyon TL olarak tespit edilen bir mükellefin afet kaynaklı net kaybı 4,8 milyon TL ise zarar oranı yüzde 40’tır. Böylece yalnızca niceliksel eşik geçilmiş olur. Terkin için ayrıca talebe konu her verginin zarar gören gelir kaynağıyla ilgisi, borcun afet tarihindeki hukuki durumu ve zarar derecesine uygun terkin miktarı araştırılır. Bu örnek, sigorta ödemesi veya farklı değerleme esasları içermeyen varsayımsal bir hesaplamadır.
Hangi vergi borçları ve cezalar silinebilir?
VUK 115/1’in lafzı belirli bir vergi türünü tek başına dışlamaz; belirleyici ölçüt, borcun afetin zarar verdiği gelir kaynağıyla ilgili olmasıdır. Örneğin afetin üretim tesisini kullanılmaz hale getirdiği bir işletmede, o tesisin faaliyetinden doğmuş ve afet tarihinde mevcut olan ödenmemiş vergi borçları incelenebilir. Buna karşılık afetle ilgisi bulunmayan ayrı bir faaliyet veya gelir kaynağına ait borcun yalnızca aynı mükellefe ait olduğu gerekçesiyle terkin edilmesi istenemez.
Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunun 06.04.1990 tarihli, E.1990/2, K.1990/27 sayılı kararı bu ayrım açısından belirleyicidir. Kurul, selde zarar gören işletmenin istihsal vergisi borcu bakımından, verginin alıcıya yansıtılabilen niteliğinin tek başına terkin engeli oluşturmadığını kabul etmiştir. Kararın esas sonucu, kanunda bulunmayan bir vergi türü yasağının idare tarafından oluşturulamayacağıdır. Ancak bu karar, günümüzde her KDV veya stopaj borcunun afet nedeniyle hiçbir inceleme yapılmadan silineceği anlamına gelmez; ilgili gelir kaynağı ve afet tarihi itibarıyla borç koşulları yine ispatlanmalıdır.
VUK 115 vergi cezalarını açıkça kapsar. Bununla birlikte vergi aslı, vergi cezası, gecikme faizi ve gecikme zammı kavramları birbirinden ayrıdır. Kanun hükmünün kapsamı dışında kalabilecek ferî alacaklar için, ilgili özel düzenleme ve terkin kararının içeriği ayrıca incelenmelidir. Bir afet nedeniyle kesilmiş cezanın hukuka uygunluğu ise mücbir sebep hükümleri çerçevesinde farklı bir tartışmadır.
Afetten önce ödenmiş vergi geri alınabilir mi?
Terkin kurumu öncelikle mevcut borcun ortadan kaldırılmasına yöneliktir; afetten önce usulüne uygun ödenmiş bütün vergilerin sonradan iadesini sağlayan genel bir tazmin mekanizması değildir. Afetten sonra, terkin kapsamında bulunduğu ileri sürülen bir borç tahsil edilmişse, gerçekleşmiş tahsilatın iade edilip edilemeyeceği terkin kararının kapsamı ve somut tahsilat tarihleri üzerinden ayrıca değerlendirilmelidir. Fazla veya yersiz tahsilatın iadesine ilişkin genel sorun, yersiz tahsil edilen verginin iadesi ve faiz rejimiyle karıştırılmamalıdır.
Terkin kararını kim verir? Mahallî idare heyetinin rolü nedir?
VUK 115 uyarınca terkin yetkisi Hazine ve Maliye Bakanlığına aittir; kanunda bu yetkinin mahalline devredilebileceği düzenlenmiştir. Mahallî idare heyetlerinin görevi ise yaptırdıkları tahkikat sonucunda zarar derecesini ve zararın ilgili olduğu gelir kaynağını tespit etmektir. Bu tespit, yetkili makamın vergi borcunu terkin etme kararından hukuken ayrıdır.
Danıştay 3. Dairesinin 31.05.2000 tarihli, E.1998/3239, K.2000/2096 sayılı kararında ilçe idare kurulunun doğrudan terkin istemini reddetmesi hukuka aykırı bulunmuştur. Kararda, kundaklama sonucu yanan avukatlık bürosundaki demirbaşların muhasebe kayıtlarında bulunmamasının, başka delillerle ispatlanan zararı yok saymaya yetmeyeceği de açıklanmıştır. İlçe idare kurulunun görevi maddi tespit yapmak; terkin sonucuna karar vermek ise kanunun yetkili kıldığı idarenin görevidir.
Bu nedenle bir ret işlemi incelenirken iki soru ayrı sorulmalıdır: Zarar tespiti hukuken ve teknik olarak yeterli midir? Terkini reddeden veya miktarını belirleyen makam gerçekten yetkili midir? Olumsuz hasar raporu ile usulüne uygun verilmiş nihai terkin ret kararı aynı işlem değildir.
VUK 115 ile 6183 sayılı Kanun’un 105. maddesi arasındaki fark
Afet nedeniyle terkin iki ayrı kanunda düzenlenmiştir; bunların yetkili makamı, kapsamı ve başvuru rejimi aynı değildir. 6183 sayılı Kanun’da doğal afet ve tahsil imkânsızlığı nedeniyle terkin bakımından ayrı normlar uygulanır. Uygulamada en ciddi hata, 6183 sayılı Kanun’un 105. maddesindeki altı aylık süreyi VUK 115 kapsamındaki tüm vergi başvurularına doğrudan taşımaktır.
| Hukuki unsur | VUK m.115 | 6183 sayılı Kanun m.105 |
|---|---|---|
| Asıl kapsam | VUK kapsamındaki, afetin zarar verdiği gelir kaynağıyla ilgili vergi borçları ve vergi cezaları; ayrıca özel arazi vergisi hali | İlgili hükmün kapsamındaki, afetin zarar verdiği gelir kaynaklarıyla ilgili tahakkuk etmiş amme alacakları |
| Zarar eşiği | Varlık veya özel durumda mahsul bakımından en az üçte bir kayıp | Kanundaki varlık/mahsul kaybına ilişkin en az üçte birlik eşik |
| Karar yetkisi | Hazine ve Maliye Bakanlığı; yetki mahalline devredilebilir | Cumhurbaşkanı kararı |
| Başvuru süresi | 115. maddede özel bir altı aylık süre yazılı değildir | Afet tarihinden itibaren altı ay içinde yazılı başvuru şartı vardır |
| Tespit | Mahallî idare heyetinin yaptıracağı tahkikat | İlgili hükümde gösterilen yerel kurullar ve idarelerin tespiti |
6183 sayılı Kanun’un 105. maddesinin son cümlesindeki eski madde numarasına dayanan atıf, bugünkü 213 sayılı Kanun sistematiğiyle birlikte okunmalıdır. VUK kapsamındaki vergi borçlarında doğrudan uygulanacak temel norm VUK 115’tir. 6183 sayılı Kanun’un 106. maddesindeki tahsil imkânsızlığı sebebiyle terkin de farklı bir sebeptir; afet zararının kanıtlanması şartına dayanmaz.
Verginin terkini ile mücbir sebep, vergi cezası kesilmemesi ve değerleme birbirinden farklıdır
Afet sonrasında birbirine benzeyen fakat sonuçları farklı dört hukuki mekanizma gündeme gelebilir:
- Afet nedeniyle terkin (VUK m.115): Şartları gerçekleşen mevcut vergi borçlarının ve cezalarının zararla orantılı kaldırılmasıdır.
- Mücbir sebep (VUK m.13 ve 15): Vergi ödevlerinin yerine getirilmesini engelleyen olay nedeniyle kanuni sürelerin işlememesi ve ilgili düzenlemelerdeki ödeme kolaylıklarının uygulanmasıdır. Mücbir sebep ilanı ve vergi süreleri, kendiliğinden terkin anlamına gelmez.
- Ceza kesilmemesi (VUK m.373): Kanundaki mücbir sebebin bilinmesi veya ispatlanması durumunda, ilgili ihlale ilişkin vergi cezası kesilmemesi sonucudur. Bu, önceden mevcut her vergi cezasının otomatik olarak silinmesi değildir.
- Afet kaynaklı değer kaybının vergisel dikkate alınması (VUK m.278 ve 317): Şartları gerçekleşen emtiada kıymet düşüklüğü veya amortismana tabi kıymetlerde fevkalade amortisman uygulanmasıdır. Bu işlemler, zarar döneminin matrahını etkiler; VUK 115 ise mevcut borcun terkiniyle ilgilidir.
Bu kurumlar koşulları varsa aynı olayda birlikte gündeme gelebilir. Ancak biri diğerinin otomatik yerine geçmez. Nitekim Vergi Dava Daireleri Kurulunun E.1990/2, K.1990/27 sayılı kararında, afet yılının değerleme kolaylıklarıyla geçmiş dönemlere ait borçların terkini birbirini dışlamayan, ayrı sonuçlar doğuran mekanizmalar olarak değerlendirilmiştir.
Afet halinde emlak vergisi ve özel kanunlarla getirilen terkinler
Binanın yanması, yıkılması veya tamamen kullanılamaz hale gelmesi, gelecekteki emlak vergisi mükellefiyeti bakımından 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanunu’nun ilgili hükümlerinin ayrıca uygulanmasını gerektirebilir. Bu mesele yıkılan veya kullanılamaz hale gelen binada emlak vergisi mükellefiyetinin sona ermesi konusundan farklı olarak geçmiş borcun afet nedeniyle terkinini ilgilendirmez.
Belirli afetler için çıkarılan özel kanunlar daha farklı koşullar getirebilir. Örneğin 7440 sayılı Kanun’un 10. maddesinin 26. fıkrası, 6 Şubat 2023 depremleri nedeniyle mücbir sebep hali ilan edilen yerlerdeki belirli hasarlı bina ve taşıtlara ilişkin bazı vergiler ve ferî alacakların, kanunda belirtilen tarih ve koşullarla terkinini düzenlemiştir. Bu özel hükmün kapsamını VUK 115’teki genel üçte birlik eşikle özdeşleştirmek yanlıştır. Bir başvuruda önce olay tarihine uygulanacak özel kanun, ardından genel terkin rejimi belirlenmelidir.
Afet nedeniyle verginin terkini için başvuru nasıl yapılır?
VUK 115 kapsamındaki başvuru, ilgili vergi borçlarının kayıtlı olduğu vergi dairesine hitaben yapılmalı; dilekçede yetkili Bakanlık makamına veya yetki devri yapılmış birime iletilmek üzere terkin talebi açıkça belirtilmelidir. Afet tarihi, olayın niteliği, işyeri veya arazi bilgileri, mükellefiyet ve borç dökümü, afet öncesi varlık durumu, hasar tutarı, gelir kaynağı bağlantısı ve sigorta bilgileri dilekçede somutlaştırılmalıdır.
Başvuruda yalnızca genel bir deprem veya yangın belgesinin sunulması yeterli değildir. Özellikle şu deliller birlikte değerlendirilebilir:
- AFAD, belediye, itfaiye, tarım müdürlüğü veya ilgili kurumların afet ve hasar tutanakları;
- Mahallî idare heyeti araştırmasına dayanak oluşturabilecek ekspertiz, bilirkişi ve mahkeme tespitleri;
- Afet öncesi ve sonrası bilanço, envanter, sabit kıymet, stok, tapu, araç ve sigorta kayıtları;
- Terkin istenen borçları dönem, vergi türü, vade ve bağlı oldukları gelir kaynağı itibarıyla gösteren cetvel;
- Ürün kaybında ekim, verim, üretim ve hasat belgeleri.
Başvuru süresi var mıdır?
VUK 115’te afetten itibaren altı ay içinde başvuru yapılması gerektiğini söyleyen bir hüküm yoktur. Altı aylık süre 6183 sayılı Kanun’un 105. maddesinde açıkça düzenlenmiştir. Buna karşılık VUK 115 için hiçbir zaman sınırı bulunmadığı sonucu da çıkarılmamalıdır. Talebin henüz mevcut borçla ilgili olması, tahsil zamanaşımı ve somut olaya uygulanabilecek özel kanun süreleri ayrıca önem taşır. Zararın tespiti zamanla güçleştiğinden başvurunun ve delil toplamanın geciktirilmemesi gerekir. Tahsil zamanaşımı ayrı bir sona erme sebebidir; terkin isteminin kendisi zamanaşımı yerine geçmez.
Terkin başvurusu tahsilatı kendiliğinden durdurur mu?
Hayır. Sırf terkin talebinde bulunulması, ödeme vadesini veya başlamış cebrî tahsil işlemlerini kanunen kendiliğinden durdurmaz. Vergi borcunun mevcut tahakkuk ve takip durumuna göre ödeme, erteleme, tahsil işlemi, dava ve yürütmenin durdurulması yolları birbirinden ayrılmalıdır. Mücbir sebep nedeniyle ödeme süresi ayrıca uzatılmışsa sonuç o özel düzenlemeden kaynaklanır. Vergi davasının tahsilata etkisi de işlemin türüne göre değerlendirilir.
Terkin talebi reddedilirse hangi hukuki yol izlenir?
Yetkili makamın gerekçeli terkin ret işlemi, mükellefin hukuki durumunu etkileyen idari işlemdir ve yargısal denetime tabidir. Uyuşmazlıkta vergi ve vergi cezasına ilişkin terkin isteminin reddi söz konusuysa görevli yargı yeri kural olarak vergi mahkemesidir. İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun (İYUK) 7. maddesinde vergi mahkemeleri bakımından genel dava açma süresi otuz gündür; süre yazılı bildirimi izleyen günden itibaren hesaplanır. Özel işlem ve süre hükümleri ayrıca kontrol edilir. Dilekçe ve delil düzeni yönünden vergi davasının açılması ve dava açma süresinin hesaplanması hakkındaki ayrıntılar önemlidir.
İdareye ilk defa işlem tesis edilmesi için başvurulmasına rağmen cevap verilmezse İYUK m.10’daki otuz günlük zımni ret mekanizması ve dava açma kuralları gündeme gelir. Bu, daha önce kesinleşmiş bir tarhiyatın dava süresini belirsiz biçimde yeniden başlatan genel bir yol değildir. Terkin ret davası ile aslî vergi tarhiyatına karşı açılacak dava birbirinden ayrılmalıdır. Aynı şekilde ödeme emri tebliğ edilmişse 6183 sayılı Kanun’un özel başvuru ve dava rejimi ayrıca gözetilmelidir.
Mahkemenin denetimi, yalnızca afetin varlığına ilişkin değildir. İnceleme; zararın tespitinde kullanılan yöntemin doğruluğunu, karşı delillerin değerlendirilip değerlendirilmediğini, gelir kaynağıyla vergi borcu arasındaki bağlantıyı, karar yetkisini ve terkin miktarının gerekçesini kapsar. Ret kararında yalnızca “defterde kayıt yoktur” veya “bu vergi türü terkin edilemez” denmesi, somut olayda daha güçlü kanıtlar ve kanuni koşullar bulunduğu halde hukuka uygunluk için yeterli olmayabilir.
Dava açılmasının terkin talebine konu tüm tahsil işlemlerini durdurduğu varsayılmamalıdır. Somut tahsil riski varsa İYUK m.27 koşullarına göre yürütmenin durdurulması ayrıca değerlendirilmelidir.
Danıştay içtihatları VUK 115’i nasıl yorumluyor?
Vergi türü, kanunda bulunmayan bir yasakla kapsam dışına çıkarılamaz
Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu, 06.04.1990, E.1990/2, K.1990/27: Selden zarar gören işletmenin istihsal vergisi borcu hakkında, verginin yansıtılabilir olmasının tek başına terkine engel olmadığına karar verilmiştir. Kurulun çoğunluğu, kanunda yalnızca yansıtılmayan vergilerin terkin edilebileceği yönünde bir sınırlama bulunmadığını vurgulamıştır. Kararda karşı oy, bu yaklaşımın dolaylı vergilerin niteliğine uygun olmadığı görüşünü savunmuştur. Sonucu belirleyen çoğunluk görüşüdür; ancak kararın eski istihsal vergisine ilişkin olduğu, güncel vergi türlerine aktarılırken mevcut kanun hükümlerinin ayrıca uygulanması gerektiği unutulmamalıdır.
Hasar tespitini yapan kurul, terkin yetkisini kullanamaz
Danıştay 3. Daire, 31.05.2000, E.1998/3239, K.2000/2096: Kundaklama sonucu işyerinde demirbaşları zarar gören avukatın davasında, bilirkişi raporu ve vergi dairesi yoklamasıyla ortaya konulan zararın yalnız defter kaydı bulunmadığı gerekçesiyle reddedilemeyeceği belirtilmiştir. Daire, ilçe idare kurulunun zarar tespit etmekle görevli olduğunu; verginin terkin edilip edilmeyeceği yönünden karar yetkisinin Bakanlıkta bulunduğunu açıklamıştır. Bu karar, hem ispatın tek belge türüne indirgenemeyeceğini hem de yetki unsurunun ret işlemlerinde belirleyici olduğunu gösterir.
Sık sorulan sorular
Deprem bölgesindeki bütün mükelleflerin vergi borçları silinir mi?
Hayır. VUK 115’te zarar eşiği, gelir kaynağı bağlantısı ve yetkili makamın değerlendirmesi aranır. Belirli depremler için çıkarılan özel kanunların daha geniş veya farklı koşulları bulunabilir.
Malvarlığının tam üçte biri kaybedilmişse terkin mümkün müdür?
Evet. Kanun en az üçte bir kayıp arar; hesap hukuken doğru varlık temeli ve afet kaynaklı gerçek kayıp üzerinden yapılmışsa eşitlik de yeterlidir. Ancak eşik tek başına tam terkin hakkı yaratmaz.
Üçte birlik kayıp ispatlandıysa bütün vergi borçları silinir mi?
Hayır. Yalnızca afetin zarar verdiği gelir kaynaklarıyla bağlantılı ve ilgili hükmün kapsamına giren borçlar değerlendirilir. Terkin miktarı zarar derecesiyle orantılıdır.
İşyerine ait demirbaşlar muhasebe defterinde yoksa başvuru reddedilebilir mi?
Defterde kayıt bulunmaması tek başına zararın yokluğunu ispatlamaz. Danıştay 3. Dairesinin 31.05.2000 tarihli kararı uyarınca bilirkişi, yoklama ve diğer nesnel tespitler birlikte değerlendirilmelidir.
Mücbir sebep ilanı vergi borcunu otomatik kaldırır mı?
Hayır. Mücbir sebep esas olarak süreler ve ödevler üzerinde sonuç doğurur. Geçmiş borcun sona ermesi için VUK 115 veya ilgili özel terkin hükmündeki şartların ayrıca gerçekleşmesi gerekir.
Terkin istemi için altı aylık süre bütün vergilerde geçerli midir?
Hayır. Altı aylık açık süre 6183 sayılı Kanun’un 105. maddesine özgüdür. VUK 115’in lafzında aynı süre yer almaz; somut borcun zamanaşımı ve özel kanun hükümleri ayrıca incelenir.
Sonuç: Terkin talebinin sonucu afetin ağırlığı kadar hukuki bağlantının ispatına bağlıdır
Afet nedeniyle verginin terkini, mükellefe koşulsuz borç silme hakkı tanımaz; buna karşılık kanundaki koşullar gerçekleştiğinde idarenin gerekçesiz biçimde reddedebileceği bir lütuf da değildir. Uygulamada sonucu belirleyen unsurlar, zararın gerçek oranı, zarar gören gelir kaynağı, terkin istenen verginin afet tarihindeki hukuki durumu, objektif deliller ve doğru makam tarafından verilen karardır. Danıştay içtihatları, kanunda bulunmayan yasaklar konulmasını ve hasar tespit makamının terkin kararını üstlenmesini hukuka aykırı bulmaktadır.
Afet sonrasında hangi borcun hangi hukuki rejime girdiği belirlenmeden yapılan genel başvurular, hak kaybına yol açabilir. VUK 115, 6183 sayılı Kanun’un 105. maddesi, mücbir sebep ve varsa afete özgü kanun birlikte fakat birbirine karıştırılmadan uygulanmalıdır.
Kaynakça
- 213 sayılı Vergi Usul Kanunu, m.3, 13, 15, 113–115, 278, 317 ve 373; Gelir İdaresi Başkanlığı, VUK m.115 resmî mevzuat sayfası.
- 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun, m.102–106.
- 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu, m.7, 10 ve 27.
- 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanunu, m.9, 19 ve 33.
- 7440 sayılı Kanun, m.10/26 ve 25.03.2023 tarihli, 32143 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 7440 sayılı Kanun Genel Tebliği (Seri No: 2).
- Gelir İdaresi Başkanlığı, Vergi Usul Kanunu İç Genelgesi, Sıra No: 2003/1 (sigorta tazminatı bilgilerinin zarar tespitindeki rolüne ilişkin idari açıklama).
- Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu, 06.04.1990, E.1990/2, K.1990/27
- Danıştay 3. Dairesi, 31.05.2000, E.1998/3239, K.2000/2096
Av. Fatih SEFER