Kamu Haczinde Mal Devri: 6183 Sayılı Kanun’a Göre Satış ve Tasarruf

Kamu haczinde mal devri, 6183 sayılı Kanun’un 73. maddesi uyarınca alacaklı kamu idaresinin muvafakati olmadan borçlunun serbestçe yapabileceği bir tasarruf değildir. Bununla birlikte haciz, mülkiyeti kendiliğinden kamu idaresine geçirmez ve hacizli malın her devrini mutlak biçimde geçersiz kılmaz. Malın niteliğine ve üçüncü kişinin durumuna göre haciz şerhiyle birlikte devir mümkün olabilir; ancak alacaklı idarenin hacizden doğan hakları kural olarak korunur. İyiniyetle kazanılmış haklar ayrıca değerlendirilir; kötü niyetli kazanımın kamu alacaklısının hakkını ihlal eden kısmının hükümsüzlüğüne mahkeme karar verir.

Bu nedenle bir taşınmazın tapuda devredilmiş veya bir aracın yeni malik adına tescil edilmiş olması, önceki malik hakkındaki kamu haczinin ortadan kalktığını göstermez. Belirleyici sorular şunlardır: Haciz hangi tarihte ve usulle kurulmuştur, devir hangi tarihte gerçekleşmiştir, alıcı hangi kayıtları biliyordu veya bilmeliydi ve kamu idaresinin hacizden kaynaklanan tahsil hakkı devirle nasıl etkilenmiştir?

6183 sayılı Kanun’un 73. maddesi hacizli mal devrini nasıl düzenler?

6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 73. maddesi üç bağlantılı kural içerir. Birincisi, borçlunun alacaklı kamu idaresinin muvafakatini almadan hacizli mal üzerinde tasarrufta bulunamamasıdır. İkincisi, haczi koyan tahsil dairesinin bu yasağa aykırılığın cezai sonuç doğurabileceğini borçluya ihtar etmesidir. Üçüncüsü ise üçüncü kişinin zilyetlik hükümlerine dayanarak iyiniyetle edindiği hakların saklı tutulması ve kötü niyetli kazanımlar hakkında mahkemece, alacaklının hakkının ihlal edildiği ölçüde hükümsüzlük kararı verilebilmesidir.

Madde, haczin kamu alacağının tahsili için kurulduğu gerçeğine dayanır. Haciz, borçlunun mal üzerindeki hukuki ve fiilî hareket serbestisini sınırlar; buna karşılık kamu idaresine sırf haciz nedeniyle mülkiyet hakkı vermez. Haczin kurulması ve kapsamı 6183 sayılı Kanun’un 62 ve 64. maddelerindeki takip mekanizmasına bağlıdır. Bu işlemlerin ayrıntısı haciz varakasının düzenlenmesi ve haczin uygulanması konusunda ayrıca incelenir.

Buradaki temel ayrım tasarruf yetkisinin sınırlandırılması ile yapılan devrin tüm taraflar ve herkes bakımından kesin olarak yok sayılması arasındadır. Kanun, alacaklı idarenin muvafakatini esas alırken üçüncü kişilerin kazanımlarını da ayrıca düzenlediğinden, her işlemin kendiliğinden ve mutlak olarak hükümsüz olduğu sonucu çıkarılamaz.

Haciz konulduktan sonra taşınmaz satılabilir mi?

Hacizli taşınmazın, haciz kaydı ve sonuçları korunarak devri hukuken mümkün olabilir; ancak devir, kamu idaresinin hacizden doğan tahsil yetkisini ortadan kaldırmaz. Tapu kaydında kamu haczi bulunan konut, işyeri veya arsanın devri ile haczin kaldırılması farklı işlemlerdir. Devralan kişi mülkiyeti haciz yüküyle edindiğinde, alacaklı tahsil dairesinin taşınmazı kanuni koşullarda paraya çevirme imkânı devam eder.

6183 sayılı Kanun’un 88. maddesi uyarınca taşınmaz haczi, haczin ilgili sicile işlenmesi için tapu idaresine bildirilmesi suretiyle uygulanır. Tapudaki haciz kaydı alıcıya karşı özellikle önemlidir. Alıcı, herkese açık sicilde yer alan haczi görmezden gelerek bu yükü bilmediğini ileri süremez. Satış bedelinin ödenmesi, noterde bir vaat sözleşmesi yapılması veya tapu devrinin gerçekleşmesi de tek başına haczi kaldırmaz.

Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 29.11.2018 tarihli, E. 2016/1945, K. 2018/8397 sayılı kararında, taşınmaz satış vaadine dayalı tescil isteminin sırf kamu haczi bulunduğu gerekçesiyle reddi isabetsiz bulunmuştur. Daire, taşınmazın tapudaki haciz dâhil yükümlülükleriyle devredilebileceğini kabul etmiştir. Aynı Dairenin 06.11.2019 tarihli, E. 2019/851, K. 2019/7319 sayılı kararı da somut olayın koşullarında, gerektiğinde takyidatlarıyla birlikte tescil olanağını vurgular.

Bu kararların sonucu, borçlunun 73. maddedeki muvafakat yükümlülüğünün anlamsızlaştığı değildir. Doğru sonuç şudur: Devir işleminin hukuki olarak gerçekleştirilebilmesi ile alacaklı idareye karşı hacizsiz mülkiyet kazanılması aynı şey değildir. Devir ve tescilin koşulları, varsa başka tasarruf kısıtlamaları ve somut işlemin niteliği ayrıca incelenmelidir.

Hacizli taşınmazı satın alan kişinin borcu üstlenmesi gerekir mi?

Hacizli taşınmazı devralmak, kural olarak devreden kişinin bütün vergi borçlarının yeni malike kişisel borç olarak geçmesi demek değildir. Yeni malik açısından asıl risk, devraldığı taşınmazın mevcut haciz nedeniyle satılabilmesidir. Kişisel borç yüklenilmesi ancak buna ilişkin ayrı bir hukuki sebep bulunduğunda gündeme gelir. Bu nedenle hacizli malın borca karşı sorumlu olması ile alıcının şahsen kamu borçlusu olması birbirine karıştırılmamalıdır.

Hacizli araç devri ve tescili yapılabilir mi?

Hacizli aracın devri değerlendirilirken 6183 sayılı Kanun’un 73. maddesi ile araçların resmî satış ve tescil kuralları birlikte uygulanır. Danıştay 15. Dairesi, 03.02.2016 tarihli, E. 2013/1508, K. 2016/546 sayılı kararında, somut olayda hacizli aracın satışının yasaklanmadığını, hacizler korunarak yeni malik adına trafik tescili yapılması gerektiğini kabul etmiştir. Uyuşmazlıkta satış sırasında ilgili haczin noter ve vergi dairesi kayıtlarında görünmemesi de değerlendirilen olgulardandır.

Bu içtihat, haciz şerhinin silinmesini veya kamu alacağının tahsilinden vazgeçilmesini gerektirmez. Resmî devir ve tescil koşulları tamamlanmış olsa bile haciz devam edebilir. Aracın yakalanması, muhafazası ve cebren satışı riski sürer. Alıcının iyiniyet iddiası ise yalnızca satış sözleşmesinin varlığına değil, haczin ve aracın hukuki durumunun hangi tarihte, hangi kayıt ve olgularla bilinebilir olduğuna dayanır.

Özellikle tescilli araçlar bakımından noter satış sözleşmesinin tarihi, haciz bildiriminin ve sicil kaydının tarihi, satış anındaki kayıt örnekleri, ödeme belgeleri ve aracın fiilen teslimi ayrı ayrı ispatlanmalıdır. Yalnızca tarafların imzaladığı adi yazılı belgeye dayanılarak tescilli aracın mülkiyetinin devredildiği varsayılamaz.

Diğer taşınır mallar ve stoklar devredilirse ne olur?

Makine, ekipman, ticari stok ve benzeri taşınırlarda 73. maddenin zilyetlik hükümlerine yaptığı açık gönderme önem kazanır. Kanun, haczedilmiş mal üzerinde üçüncü kişinin zilyetlik hükümlerine dayanarak iyiniyetle kazandığı hakkı korur. Buna karşılık borçlunun malı hacizden kaçırdığını bilerek veya dürüstlük kuralına aykırı biçimde devralan kişinin kazanımı, alacaklı idarenin hakkını ihlal ettiği ölçüde mahkemece hükümsüz sayılabilir.

Örneğin haciz tutanağında kayıtlı bir üretim makinesinin hacizden hemen sonra borçluyla bağlantılı başka bir işletmeye düşük bedelle bırakılması, salt satış faturası düzenlenmesi nedeniyle güvenli hâle gelmez. Malın bulunduğu yer, muhafaza kararı, alıcının işletmeyle ilişkisi, ödeme akışı, piyasa değeri ve devralanın haczi bilip bilmediği birlikte incelenir.

Haczedilen taşınır 6183 sayılı Kanun’un 82. maddesi kapsamında borçluya veya bir yediemine muhafaza amacıyla bırakılmışsa, malın tahsil dairesinin ilk talebinde geri verilmesi yükümlülüğü de doğar. Kanun’un 83. maddesi, bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi durumunda ceza takibinden ayrı olarak malın değeri bakımından tahsil sorumluluğu öngörür. Böyle bir malın el değiştirmesi, sıradan bir ticari satış gibi değerlendirilemez.

Alıcının iyiniyeti hangi koşullarda korunur?

6183 sayılı Kanun’un 73. maddesindeki iyiniyet koruması sınırsız değildir. Üçüncü kişi haczi, mal üzerindeki kısıtlamayı veya devrin kamu alacağının tahsilini engelleme amacını biliyor ya da olayın koşullarına göre bilmesi gerekiyorsa iyiniyet savunması zayıflar. Sicile kayıtlı taşınmazlarda sicilin açıklığı, tescilli araçlarda ilgili devir ve haciz kayıtları, diğer taşınırlarda ise teslim ve zilyetlik koşulları farklı ağırlık taşır.

Uyuşmazlıkta şu deliller belirleyicidir:

  • Haciz varakası, haciz tutanağı, haczin sicile işlendiği tarih ve tahsil dairesi yazışmaları.
  • Tapu takyidat belgesi, araç tescil kayıtları veya taşınırın haciz sırasında kimin elinde bulunduğunu gösteren tutanaklar.
  • Noter satış sözleşmesi, resmî senet, fatura, banka üzerinden ödenen bedel ve bedelin piyasa değeriyle ilişkisi.
  • Alıcı ile borçlu arasındaki aile, ortaklık, yönetim veya sürekli ticari ilişki; malın devirden sonra kim tarafından kullanıldığı.
  • Alacaklı idarenin varsa açık muvafakat yazısı, haciz fek yazısı ve bunların doğruluğu ile kapsamı.

İyiniyet değerlendirmesi, yalnızca alıcının kendi beyanına veya satış sözleşmesindeki “hacizden habersizim” cümlesine bırakılmaz. Hakkın kazanıldığı tarihteki objektif durum ve deliller esas alınır. Hacizden önce tamamlanan geçerli devir ile hacizden sonra yapılan devir aynı hukuki sonuçlara tabi değildir.

İzinsiz devir otomatik olarak iptal edilir mi?

Hayır. 6183 sayılı Kanun’un 73. maddesi, üçüncü kişinin kötü niyetle kazandığı hakkın kamu alacaklısının hacizden kaynaklanan hakkını ihlal ettiği ölçüde hükümsüzlüğüne mahkemece karar verilmesini öngörür. Böylece yaptırım, somut kazanımın ve haciz hakkına verilen zararın incelenmesine bağlanmıştır. Her izinsiz devirde tapu kaydının mutlaka borçluya geri döndürülmesi de hukuki zorunluluk değildir.

Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 26.03.2015 tarihli, E. 2013/18982, K. 2015/4856 sayılı kararında, sahte haciz kaldırma yazısı kullanılarak taşınmazın üçüncü kişiye devredildiği uyuşmazlık ele alınmıştır. Daire, 6183 sayılı Kanun’un 24 ve devamı maddelerine dayalı tasarrufun iptali davasında kamu idaresinin amacının tapuyu yeniden borçlu adına geçirmek değil, alacağını tahsil edebilmek olduğunu belirlemiştir. Bu nedenle tapu iptal ve tescili yerine, belirlenen kamu alacağıyla sınırlı haciz ve satış yetkisi tanınması gerektiğine hükmetmiştir.

Sonuç olarak, mülkiyet kaydının mutlaka geri alınması ile kamu alacaklısının ilgili malı haczedip sattırabilmesi farklı taleplerdir. Hukuki yol seçilirken hangi tasarrufun, hangi tarihte ve hangi kanun hükmüne aykırı yapıldığı saptanmalıdır.

Hacizden önce yapılan mal devri ile hacizden sonra yapılan devir arasındaki fark nedir?

6183 sayılı Kanun’un 73. maddesi haczedilmiş mal üzerindeki tasarrufun sonuçlarını düzenler. Henüz haciz kurulmadan önce yapılan, fakat kamu alacağının tahsilini engelleme amacı taşıyan işlemler ise başta 24 ve 27–31. maddelerdeki tasarrufun iptali rejimi kapsamında incelenir. Bu iki koruma mekanizmasını aynı dava ve süreye indirgemek yanlıştır.

İncelenen meseleBaşlıca dayanakHukuki sonuç
Hacizden sonra izinsiz devir6183 m.73Haciz hakkı korunur; üçüncü kişinin iyiniyetine ve devir türüne göre kazanım değerlendirilir.
Haciz kurulmadan yapılan alacaklıdan mal kaçırma işlemi6183 m.24, 27–31Kanuni şartlar gerçekleşirse tasarrufun kamu alacaklısı yönünden iptali istenebilir.
Hacizli malın cebren satılması6183 m.74, 84–99Satış tahsil dairesinin kanuni takip ve satış usulüyle gerçekleştirilir.
Şartları sağlanarak haczin kaldırılması6183 m.74/A ve ilgili hükümlerHaciz kaldırma işleminden sonra malın hukuki durumu, diğer kayıtlar da kontrol edilerek değerlendirilir.

6183 sayılı Kanun’un 26. maddesindeki tasarruf tarihinden itibaren beş yıllık dava açma sınırı, 27–30. maddelere dayalı iptal davaları için öngörülmüştür; bu süre 73. maddeye ilişkin bütün uyuşmazlıklara kendiliğinden uygulanabilecek genel bir hak düşürücü süre değildir. Haciz öncesi işlemlerin türlerine ve özel iptal şartlarına ilişkin ayrıntılar vergi borcu varken yapılan mal devri ve hükümsüz tasarruflar kapsamında ele alınır.

Hacizli mal üçüncü kişiye devredildikten sonra kamu idaresi satış yapabilir mi?

Geçerli haczin sonradan yapılan devir nedeniyle kaldırılmadığı hâllerde kamu alacaklısı, malın üçüncü kişiye geçmiş olmasına rağmen hacizden doğan paraya çevirme yetkisini kullanabilir. Devralan kişi yönünden risk, devir tarihinde mal üzerinde bulunan haciz ve bunun satış sonucudur. Haczin önceki malike ait borçtan kaynaklanması tek başına satışı önlemez.

Ancak satış usulü taşınır ve taşınmaza göre değişir. Haczedilmiş eşya bakımından vergi dairesinin menkul satışı, taşınmaz bakımından ise kamu haczindeki taşınmazın cebren satılması için 6183 sayılı Kanun’un ilgili usul ve güvenceleri uygulanır. Satıştan elde edilen bedelin dağıtımında haciz sırası, öncelikli haklar ve takip masrafları ayrıca önem taşır.

Öte yandan kamu idaresinin haciz uygulamasının baştan hukuka aykırı olması, yanlış kişiye ait mala haciz konulması veya haczin sonradan kaldırılması gerektiğinin ortaya çıkması farklı sonuçlar doğurabilir. Bu durumda devralanın mülkiyet iddiası, yalnızca haciz sonrası satın almış olmasına değil, haczin geçerliliğini etkileyen somut sebebe dayanmalıdır.

Hacizli malın satışında kamu idaresinden muvafakat alınması ne sağlar?

Alacaklı kamu idaresinin açık ve yetkili makamca verilmiş muvafakati, 6183 sayılı Kanun’un 73. maddesindeki izinsiz tasarruf yasağı bakımından temel güvencedir. Bununla birlikte devre muvafakat, haczin kaldırılması ve kamu borcunun tamamen ödenmesi birbirinin yerine geçen kavramlar değildir. Yazının hangi mala, hangi hacze, hangi koşullarla ve hangi işlem için verildiği incelenmelidir.

Uygulamada güvenli yol, satıştan önce tahsil dairesinden haciz tutarı ve kapsamının öğrenilmesi, izin gerekiyorsa açık yazılı muvafakat alınması ve alıcı tarafından haczin kaldırılmasına ilişkin ayrı işlem yapılıp yapılmadığının kontrol edilmesidir. Birden fazla idarenin haczi veya özel alacaklı haczi bulunduğunda yalnızca tek bir tahsil dairesinden alınan yazı diğer hacizleri ortadan kaldırmaz.

Haczin belirli şartlarda kaldırılması ayrıca 6183 sayılı Kanun’un 74/A maddesinde düzenlenmiştir. Bu özel yolun şartları ve kapsamı, taşıt ve taşınmaz haczinin kaldırılması başlığının konusudur. 74/A kapsamındaki ödeme yöntemi, her hacizli mal devrinde otomatik olarak uygulanacak bir satış serbestisi değildir.

Üçüncü kişinin mal üzerindeki hakkı nasıl ileri sürülür?

Devralan veya başka bir üçüncü kişi, haczedilmiş mal üzerinde mülkiyet yahut rehin hakkı ileri sürüyorsa talebin hukuki niteliği tespit edilmelidir. Hacizden önce kazanılmış mülkiyet, hacizden sonra iyiniyetle edinildiği iddia edilen taşınır hakkı ve hacizli mal üzerinde muvazaalı işlem bulunduğu savunması birbirinden farklı ispat ve yargılama sorunlarıdır.

6183 sayılı Kanun’un 66–68. maddeleri, mal borçlunun elindeyken veya üçüncü kişinin elindeyken ileri sürülen istihkak iddiaları için ayrı süreçler düzenler. Borçlu elindeki mala ilişkin iddialarda idarenin ret süresi ve bildirime bağlı yedi günlük aşamalar; üçüncü kişi elindeki mala ilişkin iddialarda ise idarenin dava açmasına ilişkin on beş günlük süre öne çıkar. Bu süreler, tüm haciz uyuşmazlıklarına uygulanabilecek tek bir genel dava süresi değildir. Süre hesabı, malın kimin elinde bulunduğu ve hangi bildirimin kime ne zaman tebliğ edildiği esas alınarak yapılır.

Üçüncü kişinin haklarının haciz karşısında korunmasına ilişkin ayrıntılı yol, vergi borcu nedeniyle haczedilen malda istihkak iddiası ve davası kapsamında incelenir. Haciz işleminin doğrudan hukuka aykırılığından kaynaklanan idari dava ile üçüncü kişinin mülkiyet veya özel hukuk kaynaklı hükümsüzlük iddiası, görevli yargı yeri yönünden de ayrı değerlendirilir. Yalnızca uyuşmazlığa “haciz iptali” denilerek her başvurunun vergi mahkemesinde görüleceği kabul edilemez.

Hacizli malı izinsiz devretmenin cezai sonucu nedir?

6183 sayılı Kanun’un 73. maddesi, haczi koyan tahsil dairesinin borçluya izinsiz tasarrufun cezai sonuç doğurabileceği uyarısını yapmasını emreder. Ancak 73. maddede belirtilen yasağa her aykırılık, başka koşul aranmadan otomatik bir mahkûmiyet sebebi değildir. Ceza sorumluluğu ayrıca kanundaki suç tipinin maddi ve manevi unsurları üzerinden kurulmalıdır.

Özellikle 6183 sayılı Kanun’un 110. maddesi, hakkında tahsil takibine başlanmış borçlunun tahsili engelleme veya güçleştirme amacıyla mal varlığını gerçekte ya da görünüşte azaltmasını ve geriye kalan malların borcu karşılamamasını suç olarak düzenler. Maddenin yaptırımı altı aydan üç yıla kadar hapis cezasıdır. Bunun için takip safhası, yapılan işlem, tahsili engelleme amacı ve borcu karşılamayan kalan mal varlığı somut delillerle ortaya konulmalıdır. Suçların takibine ilişkin ihbar usulü ise aynı Kanun’un 115. maddesindedir.

Hacizli malın sırf devredilmiş olmasıyla 110. maddedeki amaç ve malvarlığı yetersizliği unsurlarının oluştuğu varsayılamaz. Buna karşılık sahte haciz kaldırma belgesi düzenlenmesi, muvazaa yoluyla mal kaçırma veya muhafaza edilen malın gizlenmesi gibi olgular bağımsız hukuki ve cezai sonuçlar doğurabilir. Kamu alacağının tahsiline engel olma suçunun unsurları bu değerlendirmeden ayrı, ayrıntılı inceleme gerektirir.

Örnek olay: Hacizli bir dükkânın devredilmesi

Varsayalım ki A’nın vergi borcu nedeniyle adına kayıtlı dükkân üzerine 10 Mart tarihinde kamu haczi işlendi. A, dükkânı 20 Nisan tarihinde B’ye devretti; B tapu kaydındaki haciz şerhini görerek satın aldı. Kamu idaresi haczi kaldırmadı. Bu durumda B’nin tapuda malik olması, dükkânın haciz nedeniyle cebren satılmasını kendiliğinden engellemez. B’nin haczi bilerek alım yapmış olması, taşınmazı hacizsiz kazanmış gibi korunmasını da sağlamaz.

Olay değiştirilerek B’nin dükkânı hacizden önce geçerli biçimde satın aldığı ve haczin daha sonra eski malikin borcu için konulduğu varsayılırsa, önce mülkiyetin devredildiği ve haczin tesis edildiği tarihlerin karşılaştırılması gerekir. Kamu idaresinin ayrıca tasarrufun iptali iddiası varsa, bunun 6183 sayılı Kanun’un 24 ve devamı maddelerindeki şartları bağımsız olarak incelenir. Böylece aynı “hacizli mal” ifadesinin iki farklı olayda neden farklı sonuca götürdüğü anlaşılır.

Hacizli mal devrinde sık sorulan sorular

Hacizli taşınmazın tapu devri yapılırsa haciz silinir mi?

Hayır. Tapuda mülkiyetin el değiştirmesi, haciz şerhini kendiliğinden kaldırmaz. Devir haciz yüküyle yapılmışsa haciz nedeniyle cebren satış riski sürer.

Alacaklı vergi dairesinin yazılı izni olmadan yapılan satış kesin hükümsüz müdür?

Hayır; her satış için otomatik ve mutlak hükümsüzlük sonucu çıkarılamaz. 6183 sayılı Kanun’un 73. maddesi kamu alacaklısının hakkını korurken üçüncü kişinin iyiniyetle elde ettiği hakları da gözetir. Somut devrin sonuçları işlemin türüne, haczin durumuna ve gerektiğinde mahkeme kararına bağlıdır.

Alıcı hacizli olduğunu bilmediğini söyleyerek malı koruyabilir mi?

Tek başına böyle bir açıklama yeterli değildir. Tapu gibi aleni sicillerdeki haciz kayıtları ve diğer objektif olgular dikkate alınır. Taşınırda ise zilyetlik hükümleri ile devir ve haciz tarihlerinin ispatı ayrıca önemlidir.

Hacizli mal satın alan kişi satıcının tüm vergi borçlarından sorumlu olur mu?

Kural olarak hayır. Hacizli malı satın almak tek başına kişisel kamu borçluluğu doğurmaz; ancak devralınan mal üzerindeki haczin sonuçlarına katlanılması gerekebilir. Kanuni temsilcilik, ortaklık veya ayrı bir borç üstlenimi gibi özel sorumluluk nedenleri farklıdır.

Hacizli malı devreden borçlu mutlaka hapis cezası alır mı?

Hayır. 6183 sayılı Kanun’un 110. maddesindeki suç bakımından özel kast, tahsil takibi, mal varlığını azaltan fiil ve kalan malların borcu karşılamaması gibi kanuni unsurlar ayrıca ispatlanmalıdır. 73. maddedeki ihtar hükmü tek başına otomatik ceza oluşturmaz.

Haciz kaldırılmadan araç alıcının adına kaydedilebilir mi?

Danıştay 15. Dairesinin 03.02.2016 tarihli kararı, somut olayda hacizlerin korunarak tescilin yapılması gerektiğini kabul etmiştir. Bununla birlikte bugün yapılacak işlemde geçerli araç satış ve tescil kuralları, başka engelleyici kayıtlar ve ilgili idari işlemler ayrıca incelenir.

Sonuç: Devir ile haczin sona ermesi birbirinden ayrılmalıdır

6183 sayılı Kanun’un 73. maddesi uyarınca haciz sonrasında mal devrinin hukuki sonucu tek cümleyle “her durumda yasaktır” veya “satış yapılınca haciz kalkar” şeklinde açıklanamaz. İdarenin muvafakati, haczin kurulduğu tarih, malın taşınır veya taşınmaz niteliği, alıcının iyiniyeti ve kamu alacaklısının hacizden doğan hakkının etkilenip etkilenmediği birlikte incelenir. Hacizle yüklü devir mümkün olsa da mal üzerindeki cebren satış tehdidi devam edebilir.

Somut uyuşmazlıkta ilk işlem, haciz ve devir tarihlerini gösteren resmî kayıtların toplanması; ardından talebin haczin kaldırılması mı, üçüncü kişinin mülkiyetinin korunması mı, devrin kamu alacaklısı yönünden hükümsüzlüğü mü olduğunun belirlenmesidir. Başvurulacak idari ve yargısal yolların ayrımı için vergi uyuşmazlıklarında hak arama yolları değerlendirilmelidir. Kamu alacağının takip ve tahsil esaslarına ilişkin genel çerçeve ise 6183 sayılı Kanun kapsamında amme alacağının tahsili konusundadır.

Kaynakça

  • 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun, özellikle m.24–31, 62–68, 72–74/A, 82–83, 88, 110 ve 115; Gelir İdaresi Başkanlığı mevzuat metni.
  • Danıştay 15. Dairesi, 03.02.2016, E. 2013/1508, K. 2016/546
  • Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, 29.11.2018, E. 2016/1945, K. 2018/8397
  • Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, 06.11.2019, E. 2019/851, K. 2019/7319
  • Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, 26.03.2015, E. 2013/18982, K. 2015/4856

Yazar: Av. Fatih SEFER