İcra hukuk mahkemesi, icra ve iflas dairelerinin işlemlerine karşı yapılan şikâyet ve itirazları inceleyen, dar ve sınırlı yetkili bir özel görevli mahkemedir; genel mahkemelerin aksine maddi hukukun esasına ilişkin geniş bir tahkikat yapmaz, yalnızca takip hukukunun şekli kurallarına uygunluğu denetler. Bu yazıda icra hukuk mahkemesinin görev sınırları, şikâyet müessesesi, itirazın kaldırılması ile itirazın iptali davası arasındaki seçimlik hak, istihkak davası, ihalenin feshi, icranın geri bırakılması ile kanun yolu sırasında teminatla durdurma arasındaki fark, sıra cetveline itiraz ve kanun yolu rejimi yerleşik Yargıtay ve bölge adliye mahkemesi içtihadı ışığında ele alınmaktadır.
İcra Hukuk Mahkemesi Nedir?
Cebri icra hukuku, alacaklının alacağına en hızlı ve en az masrafla kavuşmasını sağlarken borçlunun ve üçüncü kişilerin temel hak ve menfaatlerini koruma amacı güden, kamu otoritesinin doğrudan devrede olduğu özel bir yargı alanıdır. Bu dengenin sağlanması, takip sürecini yürüten icra ve iflas dairelerinin işlemlerinin hukuka uygunluğunun denetlenmesine bağlıdır. Kanun koyucu, İİK m.4 ile icra ve iflas işlemlerine özgü uyuşmazlıkları çözümlemek üzere icra mahkemesini kurmuştur: icra ve iflas dairelerinin muamelelerine karşı yapılan şikâyetlerle itirazların incelenmesi icra mahkemesi hâkimi veya kanun gereğince bu görev kendisine verilmiş olan hâkim tarafından yerine getirilir.
İcra mahkemesi, genel mahkemelerden farklı olarak maddi hukuka ilişkin nihai uyuşmazlık çözümü yapan geniş yetkili bir merci değil; takip hukukuna özgü kuralların uygulanmasını denetleyen, şekli inceleme yapmakla sınırlandırılmış bir ihtisas mahkemesidir. Bu yazı, mahkemenin yalnızca icra hukuk yönünü ele almaktadır; aynı mahkemenin icra ve iflas suçlarına baktığı icra ceza yönü, farklı bir yargılama usulüne (Ceza Muhakemesi Kanunu) tabi olduğundan makalenin sonunda ayrıca ve kısaca değinilmektedir.
Görevi Kamu Düzenine İlişkindir ve Şekli İncelemeyle Sınırlıdır
Cebri icra teşkilatının işleyişi doğrudan kamu düzeniyle ilgilidir; icra mahkemesinin görev alanı da kanunla mutlak surette tayin edilmiş olup tarafların iradesine veya zımni kabulüne bırakılmamıştır. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin bulunduğundan, icra mahkemesi önüne gelen bir uyuşmazlıkta görevli olup olmadığını yargılamanın her aşamasında kendiliğinden araştırmakla yükümlüdür. Hâkim, tarafların uyuşmazlığı ne şekilde adlandırdığına bakılmaksızın talebin özünü ve takip hukuku normlarına uygunluğunu resen takdir eder.
İcra mahkemesinin görev alanına giren hususlar kanunda tahdidi ve istisnai olarak sayılmıştır. Bu alanın dışına çıkan, maddi hukuka dayalı hak sahipliği, akdin geçersizliği, sahtelik iddialarının ayrıntılı tahkikatı veya genel hükümlere dayalı alacak-borç ilişkilerinin esastan tespiti gibi hususlar genel mahkemelerin münhasır görev alanını oluşturur. Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi, E. 2025/1306, K. 2025/1305, T. 02.10.2025 tarihli kararında icra mahkemesinin icra ve iflas işleri için kurulmuş özel bir yargı organı olduğunu, istisnalar saklı kalmak koşuluyla takip hukukuna ilişkin uyuşmazlıklara baktığını tespit etmiştir.
İcra mahkemesi önüne getirilen bir uyuşmazlıkta, takibin esasına veya maddi hukuka ilişkin derinlemesine bir tahkikat yapılması gerektiği anlaşıldığında, mahkemenin görevsizlik kararı verip dosyayı genel mahkemeye göndermesi usulen mümkün değildir. İcra mahkemesi kendi önüne gelen itiraz veya şikâyet talebinde şekli inceleme yapar; talep yasanın aradığı şekli şartları veya belgeleri içermiyorsa istemin esastan reddine karar verir. Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi aynı kararında bu ilkeyi “bu tür istemler hakkında görevsizlik kararı veremez; istem ya red veya kabul edilir” şeklinde ifade etmiştir. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi, E. 2024/3561, K. 2024/358, T. 13.11.2024 tarihli kararında da, uyuşmazlığın çözümü yargılamayı gerektiriyorsa istemin reddine karar verilmesi gerekirken görevsizlik kararı verilerek dosyanın sulh hukuk mahkemesine gönderilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu tespit etmiştir.
Bu dar yetkili yapı, yargılama usulüne de yansır. İİK m.18/1 uyarınca icra mahkemesine arz edilen hususlar ivedi işlerden sayılır ve basit yargılama usulü uygulanır. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi, E. 2020/886, K. 2022/418, T. 17.03.2022 tarihli kararında, icra mahkemelerinin dar yetkili olup incelemelerini sadece şekli unsurlar bakımından yaptığını, bu sebeple kararlarının kesin hüküm teşkil etmediğini vurgulamıştır. Genel mahkemelerde başvurulabilen tanık dinlenmesi, yemin teklifi, kapsamlı keşif ve karmaşık bilirkişi incelemeleri gibi geniş tahkikat usulleri kural olarak icra mahkemesinde uygulanamaz.
Şikâyet Müessesesi
İcra dairelerinin işlemlerine karşı başvurulacak yegâne yargısal denetim mercii icra mahkemesidir. Kanunun hallini genel mahkemelere bıraktığı istisnai durumlar saklı kalmak kaydıyla, icra ve iflas dairelerinin yaptığı muameleler hakkında icra mahkemesine şikâyette bulunulabilir (İİK m.16/1). İlgililerin idari yargıya, genel hukuk mahkemelerine veya icra dairesinin hiyerarşik amirlerine başvurarak icra işlemlerinin iptalini talep etmeleri hukuken mümkün değildir.
Şikâyet iki temel sebebe dayanabilir: kanuna aykırılık (icra müdürünün pozitif hukuk kurallarını, özellikle İİK ve Tebligat Kanunu hükümlerini ihlal etmesi) ve hadiseye uygunsuzluk (icra müdürünün kanunen sahip olduğu takdir yetkisini olayın somut özelliklerine, hakkaniyete ve orantılılığa aykırı biçimde kullanması). Tebligat usulsüzlükleri, şikâyet yoluyla denetlenen en yoğun hukuka aykırılık halidir; Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, E. 2018/8499, K. 2018/4705, T. 10.05.2018 tarihli kararında, tebliği çıkaran merci tarafından gerekli şerh verilmeden salt “mernis adresi” ibaresine dayanılarak tebligat yapılamayacağını, satış ilanının usulsüz tebliğinin başlı başına ihalenin feshi sebebi olduğunu tespit etmiştir.
Süreli ve Süresiz Şikâyet
Kanuna aykırılık ve hadiseye uygunsuzluk sebeplerine dayalı şikâyetlerde hak düşürücü süre kural olarak yedi gündür; ilgilinin işlemi öğrendiği tarihten itibaren işlemeye başlar ve icra mahkemesince resen gözetilir. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, E. 2023/502, K. 2023/1528, T. 09.03.2023 tarihli kararında, satış ilanının tebliğinden itibaren yedi gün içinde şikâyette bulunulmamışsa bu hususların sonradan ihalenin feshi davasında ileri sürülemeyeceğini hükme bağlamıştır.
İİK m.16/2 bu genel sürenin istisnasını düzenler: bir hakkın yerine getirilmemesinden veya sebepsiz sürüncemede bırakılmasından dolayı her zaman şikâyet olunabilir. Bir hakkın yerine getirilmemesi, icra müdürünün kanunen yapmakla yükümlü olduğu ve kendisine takdir yetkisi tanınmayan bir işlemi ilgilinin talebine rağmen hiç yapmaması veya açıkça reddetmesidir; sebepsiz sürüncemede bırakma ise işlemi açıkça reddetmeksizin makul sebep olmadan geciktirmesidir. Kamu düzenine aykırılık hâlleri de süresiz şikâyet kapsamındadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2024/780, K. 2025/377, T. 18.06.2025 tarihli kararında, cebri artırma yoluyla satımın icra organının kamu gücüne dayanan kamusal bir işlemi olduğunu, vesayete ilişkin hükümlerin kamu düzenine ilişkin olması nedeniyle kısıtlı borçlunun menfaatinin zarar gördüğü hâllerin süresiz şikâyet zemininde değerlendirilmesi gerektiğini tespit etmiştir.
Süreli veya süresiz olsun, şikâyetçinin yalnızca şikâyet ehliyetine sahip olması yeterli değildir; işlemi şikâyet etmekte korunmaya değer güncel bir hukuki yararının da bulunması zorunludur. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, E. 2020/1449, K. 2020/1838, T. 25.02.2020 tarihli kararında, hukuki yararın HMK m.115 uyarınca resen araştırılan bir dava şartı olduğunu ve ihalenin feshini talep edenin vaki yolsuzluk neticesinde kendi menfaatinin muhtel olduğunu ispatla mükellef olduğunu belirtmiştir.
Şikâyetin kabulü hâlinde İİK m.17 uyarınca icra mahkemesi üç türden karar verebilir: şikâyet olunan muamelenin bozulması (iptali, geçmişe etkili olarak), düzeltilmesi (miktar, sıra, faiz hesabı gibi kısmi hataların tashihi) veya memurun sebepsiz yapmadığı işin icrasının emrolunması.
İtirazın Kaldırılması ile İtirazın İptali Davası Arasındaki Seçimlik Hak
İlamsız icra takibinde borçlunun süresinde itiraz etmesi, takibi kendiliğinden durdurur. Alacaklının önünde iki yol açılır: genel hükümlere tabi olarak itirazın iptali davasıyla genel mahkemeye başvurmak (İİK m.67) veya elinde kanunun aradığı nitelikte kesin belgeler bulunuyorsa itirazın kaldırılması talebiyle icra mahkemesine başvurmak (İİK m.68).
İİK m.68/1 uyarınca itirazın kesin olarak kaldırılması, alacaklının takibi imzası ikrar veya noterlikçe tasdik edilmiş borç ikrarını içeren bir senede ya da resmi dairelerin yetkileri dahilinde usulüne göre verdikleri bir makbuz veya belgeye dayandığı hâllere özgüdür; alacaklı itirazın tebliğinden itibaren altı ay içinde bu talebi ileri sürebilir. Belge bu tahdidi niteliklerden birine sahip değilse icra mahkemesi talebi reddetmek zorundadır — mahkemenin belgenin gerçekliğini geniş tahkikatla araştırma veya belgede yer almayan borç ilişkisini tanık ve yeminle tamamlama yetkisi yoktur. Borçlu da aynı nitelikte belgelerle (noter senedi, ikrar edilmiş adi senet, resmi makbuz) borcun ödendiğini, ertelendiğini veya sona erdiğini ispatlamalıdır.
Alacaklı, iki yol arasında serbestçe seçim yapabilir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2017/6340, K. 2019/2612, T. 27.03.2019 tarihli kararında bu seçimlik hakkı, alacaklının isterse İİK m.68 uyarınca icra mahkemesine başvurup itirazın kaldırılmasını, isterse İİK m.67 uyarınca genel hükümler çerçevesinde mahkemeye başvurup itirazın iptalini isteyebileceği şeklinde ortaya koymuş; genel mahkemede açılan bir davanın icra mahkemesi görevi gerekçesiyle reddedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu tespit etmiştir.
İİK m.68 kapsamında yazılı kesin delillerle tevsik edilemeyen tüm savunma ve iddialar — irade fesadı, gabin, sözleşmenin feshi, ifanın ayıplı olması, sebepsiz zenginleşme gibi — icra mahkemesinde dinlenemez; bunların çözüm yeri genel mahkemedir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 59. Hukuk Dairesi, E. 2024/469, K. 2024/819, T. 23.10.2024 tarihli kararında, borçlunun kira bedelini ödediğine dair belge ibraz edemediği ve sair iddialarının genel mahkemelerde yargılamayı gerektirdiği hâllerde dar yetkili icra mahkemesinde değerlendirilemeyeceğini tespit etmiştir.
Menfi Tespit ve İstirdat Davaları
İİK m.72: Borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir. Takip öncesi açılan davada alacağın %15’inden aşağı olmamak üzere teminat karşılığı takibin durdurulmasına ihtiyati tedbir kararı verilebilir; takip sonrası açılan davada takip durdurulamaz, yalnızca icra veznesindeki paranın alacaklıya ödenmemesi için tedbir istenebilir.
Bu davalar da tıpkı itirazın iptali gibi icra mahkemesinin değil genel mahkemenin görev alanındadır. Dava alacaklı lehine sonuçlanırsa borçlu, gecikmeden doğan zararın en az %20’sini teminattan öder; borçlu lehine sonuçlanırsa ve takip haksız/kötü niyetliyse alacaklı, borçlunun uğradığı zararı (en az %20) tazmin eder. Tedbir alınmadan borç ödenmişse dava kendiliğinden istirdat davasına dönüşür.
Bağımsız istirdat davası ise, takibe itiraz etmemiş veya itirazı kaldırılmış olması nedeniyle borçlu olmadığı parayı ödemek zorunda kalan kişinin, ödeme tarihinden itibaren bir yıl içinde “umumi hükümler dairesinde mahkemeye” başvurarak açtığı davadır — kanun burada da icra mahkemesine değil genel mahkemeye atıf yapar. Menfi tespit ve istirdat davaları, takibi yapan icra dairesinin bulunduğu yer mahkemesinde veya davalının yerleşim yeri mahkemesinde açılabilir; istirdat davasında ispat yükü davacıdadır — davacı yalnızca paranın verilmesinin gerekmediğini ispatla mükelleftir.
Kira ve Hasılat Kiralarında Tahliye: İcra Hukuk Mahkemesinin Görevi
Adi kira ve hasılat kiralarına ilişkin ilamsız icra takibi (Örnek 13), takip hukukunda özel bir düzenlemeye tabidir (İİK m.269 vd.) ve bu sürecin yargısal denetimi münhasıran icra mahkemesine bırakılmıştır. HMK m.4/1-a, sulh hukuk mahkemesinin kira ilişkisinden doğan uyuşmazlıklardaki görevini tanımlarken açıkça “İİK’ya göre ilamsız icra yoluyla tahliyeye ilişkin hükümler ayrık olmak üzere” demektedir — Sulh Hukuk Mahkemesi makalemizde ele aldığımız bu istisnanın karşılığı işte bu kurumdur.
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2017/470, K. 2017/1354, T. 09.02.2017 tarihli kararında bu ayrımı açıkça kurmuş; borçlunun ödeme emrine itiraz etmemesi ve ihtar süresi içinde kira borcunu ödememesi hâlinde tahliye kararını verme görevinin doğrudan icra mahkemesinde olduğunu tespit etmiştir. Borçlunun itirazı iki gruba ayrılır: kira akdine itiraz (akdi açıkça reddetmezse kabul etmiş sayılır) ve kira akdi dışındaki itirazlar (ödendi, sair sebeple istenemez). İkinci grupta borçlu, iddiasını İİK m.269/c’de sayılan nitelikli belgelerle (noterlikçe düzenlenmiş/tasdikli veya alacaklı tarafından ikrar olunmuş belge, resmi makbuz) ispat etmek zorundadır; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 59. Hukuk Dairesi, E. 2024/469, K. 2024/819, T. 23.10.2024 tarihli kararında bu belgelerle ispat edilemeyen itirazların icra mahkemesince dikkate alınamayacağını, aynı Dairenin E. 2024/551, K. 2024/677, T. 16.10.2024 tarihli kararında da sair iddiaların genel mahkemelerde yargılamayı gerektirdiğinden dar yetkili icra mahkemesinde değerlendirilemeyeceğini teyit etmiştir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 59. Hukuk Dairesi, E. 2024/343, K. 2024/418, T. 10.10.2024 tarihli kararında da İİK m.269 vd. uyarınca itirazın kaldırılması ve tahliye davasına bakma görevinin icra mahkemesine ait olduğunu açıkça saptamıştır.
İstihkak Davası
Cebri icra takibinde haczedilen bir taşınır veya taşınmazın aslında üçüncü bir kişiye ait olması veya üzerinde üçüncü kişinin sınırlı bir ayni hakkı bulunması hâlinde istihkak iddiası gündeme gelir (İİK m.96-99). Bu prosedür, genel hükümlerdeki mülkiyet hakkına dayalı istihkak davasından (TMK m.683) amaç ve netice bakımından tamamen farklıdır: genel mahkemedeki mülkiyet davası bir ayni hakkın nihai olarak kime ait olduğunu tespit ederken, İİK m.97 uyarınca görülen istihkak davasının yegâne amacı, haczedilen malın o takip kapsamında cebri icraya tabi tutulup tutulamayacağının belirlenmesidir; hâkim mülkiyeti soyut biçimde tescil etmez, yalnızca haczin geçerli olup olmadığına karar verir.
İki ayrı senaryo, ters yönde süre yükümlülükleri doğurur:
- Mal borçlunun zilyetliğindeyse (m.96-97): Üçüncü kişi istihkak iddia eder; itiraz edilirse dosya icra mahkemesine gider, mahkeme takibin devamına veya talikine karar verir (devam kararı kesindir). Talik verilirse üçüncü kişi yedi gün içinde icra mahkemesinde istihkak davası açmak zorundadır; açmazsa iddiadan vazgeçmiş sayılır.
- Mal üçüncü kişinin zilyetliğindeyse (m.99): Roller tersine döner — bu kez alacaklı yedi gün içinde üçüncü kişi aleyhine dava açmak zorundadır; açmazsa üçüncü kişinin iddiası kabul edilmiş sayılır.
İstihkak davasına umumi hükümler dairesinde ve basit yargılama usulüne göre bakılır; taraflar delillerini serbestçe sunar, hâkim serbestçe takdir eder — bu, itirazın kaldırılmasındaki belge sınırlamasından tamamen farklı, geniş bir inceleme rejimidir. Mülkiyet karinesi (m.97/a) uyarınca taşınırı elinde bulunduran malik sayılır; birlikte oturulan yerlerdeki eşyada niteliğine göre (kadın/erkek/çocuğa ait olduğu açık olanlar) ilgiliye ait olduğu karinesi işler, aksini ispat külfeti bunu iddia edene düşer. Dava reddolunursa alacaklının zararının en az %20’si davacıdan tazminat; kötü niyetli itiraz edenden ise malın değerinin en az %15’i tazminat alınır. Haczi yaptıran alacaklı, istihkak davasına karşılık olarak aciz belgesi ibrazına mecbur olmaksızın tasarrufun iptali davası açabilir; icra mahkemesi bu iki davayı birlikte inceleyip karara bağlayabilir.
Kamu Alacaklarında İstihkak: 6183 Sayılı Kanun’un Kendine Özgü Rejimi
Kamu alacaklarının (vergi, prim gibi) tahsili amacıyla konulan kesin veya ihtiyati hacizlerde istihkak iddiaları, İİK’dan bağımsız olarak 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun m.66-68’de kendine özgü bir rejime tabidir. Bu Kanun’un istihkak prosedürü İİK’nınkiyle büyük ölçüde paralel olsa da (borçlu zilyetliğinde iken üçüncü kişi için 7 gün, üçüncü kişi zilyetliğindeyken alacaklı amme idaresi için 15 gün dava açma süresi; birlikte ikamet edenlerin iddiasında mal borçlunun elinde sayılması karinesi), görevli mahkeme bakımından ayrışır: 6183 sayılı Kanun m.68, istihkak davalarına “haczi yapan tahsil dairesinin bulunduğu mahal mahkemesi“nin bakacağını düzenler — İİK m.97’deki gibi açıkça icra mahkemesine atıf yapmaz. Bu nedenle kamu alacağından doğan hacizlerde istihkak davası icra mahkemesinde değil, genel mahkemede görülür. İstihkak davaları burada da diğer işlere takdimen (öncelikli) görülür; dava reddolunursa malın değerinin %10’u tutarında tazminat hükmolunur — İİK’daki %20’lik orandan daha hafif bir yaptırımdır.
İhalenin Feshi
Haczedilen veya rehinli malların cebri artırma yoluyla satışında ortaya çıkan yolsuzlukların giderilmesi, İİK m.134’te düzenlenen ihalenin feshi müessesesiyle sağlanır. İhalenin feshi talebi, mahiyeti itibarıyla bir dava değil, icra dairesinin satış işlemine karşı icra mahkemesine yöneltilen özel nitelikli bir şikâyet yoludur; ancak icra mahkemesinin bu şikâyetteki inceleme yetkisi itirazın kaldırılmasındaki gibi sınırlı değildir — mahkeme her türlü delile (tanık dahil) dayanarak inceleme yapar, taraf ikrarıyla bağlı değildir ve karar maddi anlamda kesin hüküm teşkil eder.
Tahdidi Ehliyet ve 7571 Sayılı Kanun’un Getirdiği Sınırlama
İİK m.134/2 uyarınca ihalenin feshini yalnızca şu kişiler talep edebilir: satış isteyen alacaklı, borçlu, mahcuzun resmi sicilinde (tapu, gemi sicili, trafik tescili) kayıtlı ilgililer, sınırlı ayni hak sahipleri ve pey sürerek ihaleye iştirak edenler. 7571 sayılı Kanun’la (24.12.2025) eklenen hükümle, bu tahdidi liste dışında kalan kişilerin talebi dosya üzerinden ve kesin olarak reddedilir — hiçbir incelemeye girilmez. Yine bu Kanun’la, sayılan çevre dışındaki kişilerin talebi ihale bedeli üzerinden nispi harca (yarısı peşin) ve %5 teminata tabi tutulmuş; teminat veya harç eksik yatırılırsa iki haftalık kesin süre verilip süre geçince talep dosya üzerinden kesin olarak reddedilir.
Fesih talebi kural olarak ihale tarihinden itibaren yedi gün içinde yapılmalıdır; satış ilanı tebliğ edilmemiş veya esaslı vasıf hatası/fesat sonradan öğrenilmişse süre öğrenme tarihinden başlar, ama elektronik satış portalı ilan tarihinden itibaren azami bir yıldır. İcra mahkemesi talep tarihinden itibaren yirmi gün içinde duruşma yapar; taraflar gelmese bile karar verilir. Görevsizlik/yetkisizlik şikâyeti yanlış mahkemeye yapılırsa, mahkeme evrak üzerinden en geç on gün içinde resen görevli/yetkili mahkemeye gönderir — bu kararlar kesindir.
Denetim Kapsamı ve Hukuki Yarar Şartı
İcra mahkemesi, kıymet takdirinin usulüne uygun tebliğ ve kesinleşmesinden satış ilanı ve tebligatların kanuna uygunluğuna, artırma şartnamesindeki eksikliklerden ihale anındaki fesat iddialarına kadar tüm süreci denetler. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, E. 2023/1106, K. 2023/1188, T. 27.02.2023 tarihli kararında, kıymet takdiri raporunun usulsüz tebliğ edilip kesinleşmeden satışa gidilmesinin ihaleyi sakatladığını tespit etmiştir. Buna karşılık tebligat usulüne uygun yapılmışsa fesih yoluna gidilemez; Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, E. 2024/4803, K. 2024/9095, T. 24.10.2024 tarihli kararında, adrese dayalı kayıt sisteminde adresi bulunmayan borçluya Tebligat Kanunu m.35’e göre yapılan tebligatın hukuka uygun olduğunu, bu durumda ihalenin feshine karar verilmesinin isabetsiz olduğunu tespit etmiştir.
Fesih başvurusunda ehliyet ve süre yeterli değildir; talepte bulunanın hukuki yararının ve iddia edilen usulsüzlükten doğrudan zarar gördüğünün ispatı zorunludur. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, E. 2023/9432, K. 2024/1427, T. 15.02.2024 tarihli kararında, ihalenin feshi isteminin dinlenebilmesi için şikâyetçinin fesih sebebinin kendi menfaatini ihlal ettiğini ispatlamasının zorunlu olduğunu belirtmiştir. Zarar unsurunun değerlendirilmesinde Yargıtay önemli bir içtihat değişikliğine gitmiştir: Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, E. 2023/4191, K. 2023/6501, T. 23.10.2023 tarihli kararında, malın muhammen bedelin üzerinde satılmış olmasının tek başına zarar unsurunun yokluğu anlamına gelmediğini, yapılan usulsüzlük malın daha yüksek bedelle satılmasını engellemişse ilgilinin fesih istemekte hukuki yararı bulunduğunu benimsemiş; “asıl olan malın gerçek değerinden ihale edilmesi olup, salt muhammen değerin üzerinde satılmış olması her zaman zarar unsurunun oluşmayacağı anlamına gelmez” gerekçesine yer vermiştir.
İcranın Geri Bırakılması ile Kanun Yolunda Teminatla Durdurmanın Karıştırılmaması
Uygulamada sıkça karıştırılan iki ayrı kurum vardır:
- İcranın geri bırakılması (İİK m.33): İlamlı icrada icra emrinin tebliğinden itibaren yedi gün içinde borçlu, icra mahkemesine dilekçeyle başvurarak borcun zamanaşımına uğradığı, imhal veya itfa edildiği itirazında bulunabilir; itfa/imhal iddiası ancak resmi/tasdikli/ikrarlı senetle kanıtlanırsa icra durur. Talep reddedilirse borçlu, istinaf/temyiz süresinde teminat göstererek kanun yoluna başvurabilir. İİK m.33/a uyarınca zamanaşımı iddiası resmi vesikalarla incelenir; geri bırakma kararı kesinleşirse alacaklı yedi gün içinde genel mahkemede zamanaşımının vaki olmadığını ispat davası açmazsa, icra mahkemesinin zamanaşımı tespiti kesin hüküm teşkil eder — icra mahkemesi kararlarının kural olarak kesin hüküm oluşturmaması ilkesinin istisnasıdır.
- Kanun yolu sırasında teminatla durdurma (İİK m.36): Bundan tamamen ayrı bir kurum olarak, ilama karşı istinaf/temyize başvuran borçlu, hükmolunan bedeli depo eder veya teminat gösterirse icranın durdurulması için icra müdürü tarafından süre verilir, icra mahkemesinden karar alınır. Devlet veya adli yardım yararlanıcısı borçlu teminattan muaftır. Nafaka hükümlerinde bu süre hiç verilemez — nafaka icrası teminatla dahi durdurulamaz.
Kısacası: m.33 borcun zamanaşımı/itfa/imhal nedeniyle hiç doğmadığı veya sona erdiği iddiasını icra mahkemesi önünde inceletir; m.36 ise borcun varlığı tartışmasız olsa dahi, ilama karşı üst mahkemede sürdürülen kanun yolu sonuçlanana kadar icranın teminat karşılığı ertelenmesini sağlar.
Sıra Cetveline İtiraz
Satış tutarı bütün alacaklıların alacağını karşılamaya yetmezse icra dairesi bir sıra cetveli düzenler (İİK m.140); cetvel suretleri ilgililere tebliğ edilir. İİK m.142, itirazın niteliğine göre görevli merciyi ikiye ayırır:
- İtiraz alacağın esas ve miktarına ilişkinse, cetvel suretinin tebliğinden itibaren yedi gün içinde ilgililer aleyhine takibin icra edildiği mahal mahkemesinde dava açılır; dava basit yargılama usulüyle görülür.
- İtiraz yalnızca sıraya ilişkinse, şikâyet yoluyla icra mahkemesine arzolunur.
Kanun koyucu burada bilinçli bir ayrım yapmıştır: alacağın varlığı veya miktarı tartışmalıysa bu, icra mahkemesinin şekli inceleme yetkisini aşan bir maddi hukuk meselesi olduğundan genel mahkemeye (konusuna göre asliye hukuk veya asliye ticaret mahkemesine) bırakılmış; yalnızca alacaklıların sırasına ilişkin teknik bir uyuşmazlık ise icra mahkemesinin sınırlı inceleme yetkisinde kalmıştır. Sıra cetvelinde hak sahibi görünen alacaklı, bir bankanın kesin ve süresiz teminat mektubunu dosyaya ibraz ederek payına düşen meblağı erken tahsil edebilir (İİK m.142/a); teminat mektubunda, tahsil edilen meblağın iadesi gerektiğinde faiziyle birlikte ödeneceği taahhüt edilmelidir.
İcra Mahkemesi Kararları Kural Olarak Kesin Hüküm Teşkil Etmez
İcra mahkemesinin sınırlı ve şekli inceleme yetkisine sahip olmasının en önemli usuli sonucu, verdiği kararların kural olarak maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmemesidir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2023/802, K. 2025/335, T. 21.05.2025 tarihli kararında bu ilkeyi net biçimde ortaya koymuştur: icra mahkemeleri genel mahkeme gibi geniş yetkili olmadığından kararları kural olarak maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmez; mahkemenin takip hukukuna ilişkin kararı yalnızca yürütülen takip bakımından tarafları bağlar ve yalnızca takip hukuku anlamında kesinlik kazanır — bunun sonucu olarak icra mahkemesince verilen karar daha sonra genel mahkemede dava konusu yapılabilir. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2016/2220, K. 2018/17739, T. 22.10.2018 tarihli kararında da aynı ilke teyit edilmiştir: icra mahkemesi kararları kural olarak maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmez; itirazın kaldırılması talebi reddedilen veya kabul edilen taraf, genel mahkemede itirazın iptali, menfi tespit veya istirdat davası açarak uyuşmazlığın maddi hukuk zemininde incelenmesini her zaman talep edebilir.
Bu kuralın istisnaları sınırlıdır ve kanunla özel olarak öngörülmüştür: ihalenin feshi talebinin reddi kararı ile istihkak davası sonucunda verilen hüküm maddi anlamda kesin hüküm teşkil eder; yukarıda ele alınan zamanaşımı tespiti (İİK m.33/a) de alacaklının süresinde dava açmaması hâlinde kesin hüküm oluşturan bir başka istisnadır. Üçüncü kişilerin icra takibine ilişkin karmaşık hak iddiaları da icra mahkemesinin sınırlı yetkisini aşar; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2021/863, K. 2022/1938, T. 28.12.2022 tarihli kararında, şikâyetin kendine özgü bir hukuki çare olup gerçek anlamda bir dava veya kanun yolu olmadığını, ödeme yapan üçüncü kişinin iddialarını genel mahkemede ileri sürebileceğini, infazla sonuçlanan takip dosyasında bu iddiaların değerlendirilmesine yasal olanak bulunmadığını tespit etmiştir.
İcra Hukuk Mahkemesi ile İcra Ceza Mahkemesi
İcra mahkemesi, aynı çatı altında hem hukuk hem ceza yönüyle görev yapan karma nitelikli bir mahkemedir: icra hukuk yönüyle şikâyet ve itirazları inceler, icra ceza yönüyle ise İİK’da düzenlenen icra ve iflas suçlarına (karşılıksız çek, mal beyanında bulunmama, hileli iflas gibi) Ceza Muhakemesi Kanunu usulüne göre bakar. Bu iki yön, tabi oldukları usul, ispat kuralları ve kanun yolu rejimi bakımından tamamen ayrıdır; bu makale yalnızca icra hukuk yönünü konu almaktadır.
Yargılama Usulü ve Kanun Yolları
İcra mahkemesinde İİK m.18 uyarınca ivedi işlerden sayılan basit yargılama usulü uygulanır; talep ve cevaplar dilekçeyle olabileceği gibi icra mahkemesine ifade zaptettirilerek de yapılabilir. Aksine hüküm bulunmayan hâllerde icra mahkemesi, duruşma açılmasına gerek olup olmadığını takdir eder; duruşmasız işlerde işin geldiği tarihten itibaren en geç on gün içinde karar verilir.
İstinaf yolu, ait olduğu alacak, hak veya malın değeri belirli bir parasal sınırı (İİK m.363’te sayılan istisnalar dışında) aşması şartıyla açıktır; istinaf başvurusu satıştan başka icra işlemlerini durdurmaz. Bölge adliye mahkemesince verilen ve belirli bir değeri aşan nihai kararlara karşı temyiz yolu açıktır; istinaf ve temyiz süresi tebliğden itibaren iki haftadır. İncelemeler onbeş gün içinde karara bağlanır. İcra mahkemesi kararlarına karşı kötüniyetle kanun yoluna başvurulduğu anlaşılırsa disiplin para cezası uygulanır.
İcra Hukuk Mahkemesinde Görülen Başlıca İş ve Dava Türleri
- İcra dairesi işlemlerine karşı şikâyet
- İtirazın kesin olarak kaldırılması talebi
- Kira/hasılat kirası itirazın kaldırılması ve tahliye davası
- İstihkak davası
- İhalenin feshi
- İcranın geri bırakılması talebi
- Kıymet takdirine ilişkin şikâyet
- Sıra cetveline (sıraya ilişkin) şikâyet
- İlamlı icrada icranın geri bırakılması
- İpotek kaydının silinmesi talebi
Bu listedeki iş ve dava türlerinin bir kısmı için sitemizde ayrı ve kapsamlı makaleler bulunmaktadır; henüz makalesi yayınlanmamış olanlar ilgili içerik hazırlandığında bu listeye eklenip bağlantılandırılacaktır.
Sıkça Sorulan Sorular
İcra hukuk mahkemesi ile genel mahkemeler arasındaki görev sınırı nasıl belirlenir?
Uyuşmazlık takip hukukunun şekli kurallarına ilişkinse ve kanunun aradığı belgelerle sınırlı biçimde incelenebiliyorsa icra mahkemesi; maddi hukukun esasına ilişkin geniş bir tahkikat gerektiriyorsa genel mahkeme görevlidir.
İtirazın kaldırılması reddedilirse başka bir yola başvurulabilir mi?
Evet. İcra mahkemesi kararı kesin hüküm teşkil etmediğinden, taraf genel mahkemede itirazın iptali, menfi tespit veya istirdat davası açarak uyuşmazlığın esastan incelenmesini isteyebilir.
Kira borcu nedeniyle tahliye hangi mahkemede istenir?
İİK m.269 vd. uyarınca ilamsız icra yoluyla tahliye talepleri icra mahkemesinin görevindedir; bu, sulh hukuk mahkemesinin kira davalarındaki genel görevinin kanunla öngörülen istisnasıdır.
İstihkak davasında amaç mülkiyetin tespiti midir?
Hayır. Amaç, haczedilen malın o takip kapsamında cebri icraya konu olup olamayacağının belirlenmesidir; mülkiyetin nihai tespiti genel mahkemelerin görevindedir.
Kamu alacağından doğan hacizde istihkak davası nerede açılır?
İcra mahkemesinde değil, genel mahkemede; 6183 sayılı Kanun m.68 bu davalara bakacak merciyi “mahkeme” olarak düzenlemiş, İİK’daki gibi icra mahkemesine atıf yapmamıştır.
İhalenin feshini herkes talep edebilir mi?
Hayır. Yalnızca satış isteyen alacaklı, borçlu, resmi sicilde kayıtlı ilgililer, sınırlı ayni hak sahipleri ve pey sürerek ihaleye iştirak edenler talep edebilir; bunlar dışındaki kişilerin talebi dosya üzerinden kesin olarak reddedilir.
İcranın geri bırakılması ile kanun yolunda teminatla durdurma aynı şey midir?
Hayır. İcranın geri bırakılması borcun zamanaşımı/itfa/imhal nedeniyle sona erdiği iddiasına dayanır; teminatla durdurma ise borcun varlığı tartışmasız olsa dahi kanun yolu sonuçlanana kadar icranın teminat karşılığı ertelenmesidir. Nafaka alacaklarında teminatla durdurma hiç uygulanmaz.
Sıra cetveline itirazda her zaman icra mahkemesine mi başvurulur?
Hayır. İtiraz yalnızca sıraya ilişkinse icra mahkemesine şikâyet edilir; alacağın esas veya miktarına ilişkinse genel mahkemede dava açılır.
İcra mahkemesi kararları kesin hüküm oluşturur mu?
Kural olarak hayır; yalnızca takip hukuku bakımından bağlayıcıdır. İstisnaları istihkak davası, ihalenin feshi talebinin reddi ve süresinde dava açılmayan zamanaşımı tespitidir.
İcra hukuk mahkemesi ile icra ceza mahkemesi aynı mahkeme midir?
Aynı çatı altında farklı iki yön olarak yapılanmıştır; hukuk yönü şikâyet ve itirazları, ceza yönü icra-iflas suçlarını CMK usulüne göre inceler. Bu makale yalnızca hukuk yönünü ele almaktadır.
Sonuç
İcra hukuk mahkemesi, cebri icra sürecinin hukuka uygunluğunu denetleyen, dar yetkili ve şekli inceleme yapan bir ihtisas mahkemesidir. Görevin doğru tespiti — itirazın kaldırılması ile itirazın iptali arasındaki seçimlik hak, istihkak davasının mülkiyet tespiti değil haczedilebilirlik denetimi amacı taşıması, kamu alacaklarından doğan istihkakın genel mahkemede görülmesi, icranın geri bırakılması ile kanun yolunda teminatla durdurmanın karıştırılmaması ve sıra cetveline itirazın niteliğine göre iki ayrı mahkemeye gidebilmesi — davanın veya şikâyetin baştan usulden sonuçlanmasını önlemek bakımından belirleyicidir. Kararların kural olarak kesin hüküm teşkil etmemesi, bu dar yetkili yapının doğal ve güvence sağlayan bir sonucudur.
Av. Mehmet Sarıoğlu tarafından hazırlanmış; Av. Fatih Sefer tarafından incelenip yayına uygun bulunmuştur.
Osmaniye Mah., İsmail Erez Bulvarı No: 9/2, 34146 Bakırköy/İstanbul