Adil Yargılanma Hakkı: Medeni Hak ve Yükümlülüklerde Anayasa Madde 36 ve AYM İçtihadı

Adil yargılanma hakkı, Anayasa’nın 36. maddesiyle güvence altına alınan ve hukuk devletinin temel taşlarından biri olan bir haktır; medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıklarda mahkemeye erişimi, adil bir yargılama sürecini, gerekçeli karar alma hakkını ve mahkeme kararının etkili biçimde icra edilmesini kapsar. Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuru yoluyla bu alandaki içtihadını olağanüstü ayrıntıda geliştirmiştir: dava açma sürelerinin katı yorumlanmasından yargı kararının icra edilmemesine, silahların eşitliğinin ihlalinden makul sürede yargılanmaya, gerekçesiz kararlardan içtihat farklılıklarına kadar medeni yargılamanın her aşaması kapsamlı ilkelerle düzenlenmiştir. Bu makale, Anayasa’nın 36. maddesinin medeni hak ve yükümlülükler boyutunu, mahkeme hakkının alt unsurlarını ve ihlal hâlinde başvurulabilecek yolları AYM emsal kararları çerçevesinde ele almaktadır.

Anayasa Madde 36 — Genel Çerçeve ve Mahkeme Hakkının Unsurları

Anayasa Madde 36 — Hak Arama Hürriyeti
Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz.

Anayasa Mahkemesi, adil yargılanma hakkının güvencelerini “mahkeme hakkı” çatısı altında üç alt unsura ayırmaktadır: mahkemeye erişim hakkı (bir uyuşmazlığı yargı önüne taşıyabilme), karar hakkı (uyuşmazlığın esasının bir sonuca bağlanmasını isteme) ve kararın icrası hakkı (elde edilen kararın etkili biçimde uygulanması). Bu üç unsurdan herhangi birinin eksik kalması, mahkeme hakkını ve dolayısıyla adil yargılanma hakkını anlamsız kılar. Bunlara ek olarak gerekçeli karar hakkı, silahların eşitliği ilkesi, çelişmeli yargılama ilkesi ve makul sürede yargılanma hakkı da Anayasa’nın 36. maddesinin kapsamındaki temel güvencelerdir.

Mahkemeye Erişim Hakkı

Mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve bu uyuşmazlığın etkili biçimde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelir. Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararını önemli ölçüde etkisizleştiren sınırlamalar bu hakkı ihlal edebilir. AİHM, mahkemeye etkili erişim hakkını “hukukun üstünlüğü” ilkesinin temel unsurlarından biri olarak kabul etmekte; bu hakkın, dava açmak isteyen kişilerin mahkemeye ulaşmada açık, pratik ve etkili fırsatlara sahip olmasını gerektirdiğini vurgulamaktadır.

Bu hak yalnızca ilk derece mahkemesine dava açma hakkını değil, itiraz, istinaf veya temyiz gibi kanun yollarına başvurma imkânını da içerir. Usul kanunlarının karar düzeltme yolunu tanıdığı hâllerde bu yola başvuru hakkı da adil yargılanma hakkı kapsamındadır. Mahkemeye erişim hakkına yönelik başlıca ihlal türleri şunlardır:

Kanuni dayanaktan yoksun müdahaleler: Mahkemeye erişime yönelik her sınırlamanın kanuni bir dayanağı bulunmalıdır; bu dayanak, öngörülebilir ve ulaşılabilir nitelikte olmalıdır. Derece mahkemelerinin müdahaleye imkân tanıyan kanun hükmünü açıkça hatalı yorumladıkları ve uyguladıklarının tespiti hâlinde müdahale kanunilik temelinden yoksun kalır.

Usulsüz tebligat: Yetkili makamların tebliğ işlemlerini yürütürken gerekli özeni göstermemesi nedeniyle muhatabın tebliğ konusundan haberdar olamaması, kişinin kusuru bulunmadığı hâlde onu tebligata bağlanan sonuçtan sorumlu tutarak mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahaleyi ölçüsüz hâle getirebilir.

OHAL Komisyonu görev alanına yönlendirme: İş mahkemelerinin, kendi görev alanına giren bir uyuşmazlığı OHAL Komisyonu’na işaret ederek esası hakkında inceleme yapmadan yargılamayı sona erdirmesi, bariz bir yorum hatası olup kararın kanunilik unsuruna aykırılık teşkil eder.

Davaya katılımın engellenmesi: Bir davanın sonucundan menfaati etkilenecek kişilerin bu yargılama hakkında bilgi sahibi olabilmelerine, açıklamada bulunabilmelerine ve delil sunabilmelerine imkân sağlanmalıdır; bu husus aynı zamanda silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkesiyle de bağlantılıdır.

Dava Açma Sürelerinin Katı Yorumlanması

Dava açma ya da kanun yollarına başvuru için belli sürelerin öngörülmesi, bu süreler dava açmayı imkânsız kılacak ölçüde kısa olmadıkça hukuki belirlilik ilkesinin bir gereğidir ve mahkemeye erişim hakkına aykırılık oluşturmaz. Ancak öngörülen süre koşullarının hukuka açıkça aykırı biçimde yanlış uygulanması ya da hatalı hesaplanması nedeniyle kişiler dava açma hakkını kullanamamışsa mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği kabul edilmelidir.

Mahkemeler, dava açma süresi öngören kanun hükümlerini yorumlarken sınırlamanın istisna olduğu ilkesini gözeterek aşırı şekilcilikten kaçınmalı, yorum kurallarının imkân verdiği ölçüde davayı ayakta tutma yaklaşımını benimsemelidir. Bu ilkenin uygulama alanı bulduğu başlıca durumlar şunlardır:

Dava açma süresinin başlangıç anı: Süre, hak sahibinin dava hakkının doğduğundan haberdar olmadığı ve haberdar olduğunun kabulünü haklı kılan neden bulunmadığı bir dönemde işlemeye başlarsa, bu durum dava hakkının varlığını anlamsız kılarak ölçülülük ilkesini zedeleyebilir. Örneğin ÇED (Çevresel Etki Değerlendirmesi) süreçlerinde yöre halkına yapılacak bilgilendirmenin, halkın gerçekten haberdar olmasını sağlayacak şekilde yapılması gerekir.

Mahkeme hatasından kaynaklanan süre kaçırma: UYAP üzerinden yasal süre içinde yapılan kanun yolu başvurusunun, mahkeme görevlilerince yasal sürenin dolmasından sonra sisteme işlenmesi gibi doğrudan mahkemeden kaynaklanan bir hatayla süre yönünden reddedilmesi, mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir.

Kararlarda kanun yolu ve süresinin belirtilmemesi: 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 297. maddesi uyarınca mahkeme kararlarının hüküm kısmında kanun yolu ve süresinin gösterilmesi zorunludur. Bu bilginin eksik ya da hatalı verilmesi, özellikle çeşitli sıfatlarla görev yapan asliye hukuk mahkemelerinde tarafların kanun yollarını zamanında ve usulüne uygun kullanmalarını engelleyebilir.

Temyiz/istinaf sınırının hatalı yorumlanması: Mahkemelerin dava konusunun temyiz veya istinaf parasal sınırının altında kaldığına ilişkin açık kanuna aykırı ve öngörülemez yorumları, kişileri kanun yolu incelemesinden mahrum bırakarak mahkemeye erişim hakkını kanuni temelden yoksun bırakabilir.

Yargılama Giderleri ve Vekâlet Ücretinin Orantısızlığı

Bir hukuki uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyan tarafın, reddedilen dava konusu miktar üzerinden hesaplanan vekâlet ücretini karşı tarafa ödemeye mahkûm edilme ihtimali, belirli dava koşulları çerçevesinde mahkemeye başvurmayı engelleme ya da anlamsız kılma riski taşımaktadır. Davanın özel koşulları çerçevesinde masrafların makullüğü ve orantılılığı, mahkemeye erişim hakkının asgari sınırını oluşturur.

Taraflardan birinin yargılamadaki başarı oranına göre mahkeme masraflarına hükmedilmesine yönelik düzenlemeler mahkemeye erişim hakkına müdahale oluştursa da, abartılı veya ciddiyetten yoksun talepleri disipline etmeye yönelik orantılı müdahaleler meşru görülebilir. Bu sınırlamanın meşru sayılabilmesi için kamu yararı ile birey hakkı arasında makul bir dengenin gözetilmiş olması gerekir. Benzer biçimde, ihalenin feshi davalarının reddi hâlinde İcra ve İflas Kanunu’nun 134. maddesi uyarınca uygulanan ve herhangi bir üst sınırı bulunmayan, hâkime takdir yetkisi tanımayan para cezası da mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir.

Karar Hakkı: Uyuşmazlığın Esasının Çözümlenmesi

Mahkeme hakkı, bireylerin yalnızca yargılama sonucunda şeklî anlamda bir karar elde etmelerini değil, dava konusu edilen uyuşmazlığa ilişkin esaslı taleplerin yargı merciince bir sonuca bağlanmasını da güvence altına alır. Mahkemenin, taraflardan birinin iddia ve savunmasına bağlı kalarak diğer tarafın esaslı itirazlarını tartışmadan yargılamayı sonuçlandırması hâlinde, ortada şeklî bir karar bulunsa dahi gerçek anlamda bir yargılama yapıldığından söz edilemez.

Şüphe feshi kararlarında karar hakkı: OHAL döneminde kanun hükmünde kararnamelere dayanılarak bazı idari makamların hizmet sözleşmelerini şüphe feshiyle sona erdirmesine ilişkin davalarda, derece mahkemelerinin feshin geçerli bir sebebe dayanıp dayanmadığını iş hukuku hükümleri çerçevesinde incelememesi, uyuşmazlığın esasının gerçek anlamda çözümlenmediği sonucunu doğurur (Berrin Baran Eker [GK], B. No: 2018/23568, 2/7/2020; Emin Arda Büyük [GK], B. No: 2017/28079, 2/7/2020).

Kanunla yürümekte olan davaya müdahale: Devletin, uyuşmazlıkların hızlı çözümü ve iyi adalet yönetimi amacıyla belirli konulardaki davaların ortadan kaldırılmasına yönelik düzenleme yapma konusunda takdir hakkı bulunmakla birlikte, yargılama devam ederken taraflardan birinin aleyhine olacak şekilde davayı ortadan kaldıran yasal düzenlemeler karar hakkına müdahale oluşturur. Bu müdahalenin ölçülü sayılabilmesi için bireyin uğradığı zararın kısmen de olsa telafi edilmesine yönelik imkânlar sağlanmış olması gerekir.

Talebin karşılıksız bırakılması: İlgili yargı makamlarınca, başvuruculara atfedilebilecek herhangi bir kusur bulunmaksızın, uyuşmazlığın esasına ilişkin bir talep hakkında olumlu ya da olumsuz bir karar verilmemesi, karar hakkının ihlaline yol açar.

Kararın İcrası Hakkı

Anayasa’nın 36. ve 138. maddeleri uyarınca yasama, yürütme ve idare, mahkeme kararlarına uymak ve bunları değiştirmeksizin yerine getirmek zorundadır; bu konuda kamu makamları lehine herhangi bir istisna öngörülmemiştir. Mahkeme kararlarının uygulanması, yargılamanın dışında olmakla birlikte onu tamamlayan ve sonuç doğurmasını sağlayan bir unsurdur; karar uygulanmazsa yargılamanın da bir anlamı kalmaz.

Yargı kararlarının zamanında icra edilmediği bir devlette bireylerin bu kararlarla kendilerine sağlanan hak ve özgürlükleri tam anlamıyla kullanabilmesi mümkün değildir. Anayasa’nın 2. maddesindeki hukuk devleti ilkesi gereği devlet, yargı kararlarının zamanında icra edilmesini sağlayarak bireyler aleyhine oluşabilecek hak kayıplarını engellemek ve bu yolla bireylerin kamu otoritesine ve hukuk sistemine olan güvenini korumakla yükümlüdür. Kesinleşmiş mahkeme kararlarının makul sürede icra edilmemesi adil yargılanma hakkının ihlali niteliğindedir (Kenan Yıldırım ve Turan Yıldırım, B. No: 2013/711, 3/4/2014).

Gerekçeli Karar Hakkı

Bir mahkeme kararının gerekçesi, maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyar ve maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterir. Tarafların hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayabilmeleri ve hukuka uygunluk denetimi yapabilmeleri için usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, kuşkuya yer vermeyecek açıklıkta bir gerekçe bölümünün bulunması zorunludur.

Gerekçelendirme yükümlülüğü, davanın sonucuna etkili olay, olgu ve argümanları açıklamayı gerektirir; ancak bu gerekçelendirmenin mutlaka ayrıntılı olması şart değildir. Mahkemenin, davanın sonucuna etkili olduğunu kabul ettiği bir husus hakkında ilgili ve yeterli bir yanıt vermemesi veya yanıt gerektiren usul ya da esasa dair iddiaların cevapsız bırakılması bir hak ihlaline neden olabilir. Bu ilke, ivedilikle karar verilmesi gereken koruyucu tedbir kararlarında (örneğin 6284 sayılı Kanun kapsamındaki tedbirler) daha esnek uygulanabilse de, itiraz aşamasında aciliyet unsuru ortadan kalktığında mahkemenin itiraz edenin beyan ve delillerini de gözeterek hak ve menfaat dengesini değerlendirmesi gerekmektedir.

Silahların Eşitliği ve Çelişmeli Yargılama

Silahların eşitliği ilkesi, davanın taraflarının usuli haklar bakımından aynı koşullara tabi tutulması ve taraflardan birinin diğerine göre daha zayıf bir duruma düşürülmeksizin iddia ve savunmalarını makul biçimde mahkeme önünde dile getirme fırsatına sahip olması anlamına gelir. Bu ilkenin ihlal edildiği başlıca durumlar şunlardır: idare tarafından sunulup hükme esas alınan belgelere karşı savunma imkânı verilmemesi, bilirkişi raporunun taraflara bildirilmemesi, davada kusuru bulunduğu ileri sürülen idari kuruma bilirkişi incelemesi yaptırılması, delillerin sunulmasında eşit imkânların sağlanmaması, hüküm açısından belirleyici delillerin değerlendirilmemesi ve kanun yollarına başvuru yapıldığının karşı tarafa bildirilmemesi.

Medeni Davalarda Masumiyet Karinesinin Yansımaları

Masumiyet karinesi, hakkında suç isnadı bulunan bir kişinin kesin hüküm tesis edilene kadar masum sayılması gerektiğini ifade eder. Bu güvence, ceza yargılaması beraat, düşme veya HAGB dışında bir sonuca bağlanmadan önce dahi, hukuk yargılamalarında da önem taşır: hakkında kesinleşmiş mahkûmiyet kararı bulunmayan kişilerle ilgili diğer yargılamalarda (örneğin tazminat veya işe iade davalarında) kullanılan ifadelerin dikkatli seçilmesi ve bağlamı aşacak biçimde kullanılmaması gerekir.

Masumiyet karinesi kapsamında iddia edenin iddiasını ispatla yükümlü olması kuralı esastır; ancak savunmayı oluşturmak için ispat yükünü sanığa devreden hukuki veya fiilî varsayımlar, karinenin aksinin ispatı mümkün olduğu ve hâkimin bu iddiaları inceleyip kararını buna göre verebildiği sürece masumiyet karinesine aykırılık taşımaz (Ahmet Altuntaş ve diğerleri [GK], B. No: 2015/19616, 17/5/2018).

Makul Sürede Yargılanma Hakkı ve Tazminat Komisyonu

Medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin davalarda yargılama süresinin makul olup olmadığı değerlendirilirken; yargılamanın karmaşıklığı, kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ile başvurucunun yargılamanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar göz önünde bulundurulur. Sürenin başlangıcı davanın ikame edildiği tarih, bitişi ise (çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak biçimde) yargılamanın sona erdiği tarihtir.

Bu alandaki başvuruların artması üzerine Anayasa Mahkemesi, Nevriye Kuruç [GK] pilot kararıyla (B. No: 2021/58970, 5/7/2022) etkili bir başvuru yolu kurulması gerektiğini tespit ederek TBMM’ye bildirmiştir. Bunun sonucunda 2/3/2024 tarihli ve 7499 sayılı Kanun’la, 6384 sayılı Kanun’un ikinci maddesine ek yapılarak İnsan Hakları Tazminat Komisyonu’na, ceza hukuku kapsamındaki soruşturma ve kovuşturmalar ile özel hukuk ve idare hukuku yargılamalarının makul sürede sonuçlandırılmadığı iddiasıyla manevi tazminat başvurularını inceleme yetkisi kalıcı olarak verilmiştir.

Tazminat Komisyonu’nun bu yolla verdiği kararlar dahi Anayasa Mahkemesi denetimine kapalı değildir: Komisyonun, AYM ve AİHM’in yerleşik içtihat ve ilkeleriyle çelişen, öngörülemez ve bariz takdir hatası teşkil eden yorumları ya da hükmedilen tazminatın yetersiz kalması, makul sürede yargılanma hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlaline yol açabilir (A.T. ve diğerleri, B. No: 2020/26878, 24/5/2023).

Hakkaniyete Uygun Yargılanma ve İçtihat Farklılıkları

Hukuk kurallarının nasıl yorumlanacağı veya birden fazla yorumunun mümkün olduğu durumlarda hangi yorumun benimseneceği derece mahkemelerinin yetkisindedir; Anayasa Mahkemesi’nin bu yorumlardan birine üstünlük tanıması bireysel başvurunun amacıyla bağdaşmaz. Ancak birden fazla içtihadın varlığı, hukuk kurallarının bireyin davranışını yönlendirebilme gücünü zayıflatacak bir boyuta ulaşmışsa kamu düzeni ve hukuki belirlilik zedelenmiş sayılabilir.

Uygulamadaki birlikteliği sağlaması beklenen yüksek mahkeme daireleri arasında, tatmin edici bir gerekçe gösterilmeksizin benzer davalarda farklı sonuçlara ulaşılması; bir kararın hangi daireye düştüğüne bağlı olarak onanacağı ya da bozulacağı gibi ihtimale dayalı ve birbirine zıt sonuçlar doğurur. Bu durum hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerine aykırıdır ve toplumda yerleşmesi hâlinde bireylerin yargı sistemine duyması beklenen güveni zedeler. Ayrıca derece mahkemelerinin açık ve bariz bir takdir hatası içeren değerlendirmeleri de — kural olarak Anayasa Mahkemesi’nin denetim alanı dışında kalsa da — anayasal bir hakkın ihlaline yol açtığının tespiti hâlinde denetime tabi tutulabilir.

Duruşmada Hazır Bulunma Hakkı (SEGBİS)

Medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıklarda tarafların SEGBİS (Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi) aracılığıyla duruşmaya katılımlarının sağlanması, duruşmada hazır bulunma hakkına yönelik bir müdahale oluşturur. Bu müdahalenin Anayasa’ya uygun sayılabilmesi için kanuni bir temeli bulunmalı, meşru bir amaca dayanmalı ve ölçülü olmalıdır. Özellikle gereklilik ilkesi uyarınca, tarafın duruşmada bizzat hazır bulunmasını zorunlu kılan bir olgunun yokluğu derece mahkemelerince somut ve olaya uygun bir gerekçeyle ortaya konulmalıdır.

Taraflar duruşmada bizzat hazır bulunmak suretiyle teknik ve fiziksel engeller olmaksızın delillerini ileri sürebilmekte, diğer tarafça gösterilen delillere itiraz edebilmekte ve davasını bizzat savunarak kararı etkileme imkânı elde etmektedir. Kişilerin bizzat hazır bulunmayı talep etmelerine rağmen herhangi bir değerlendirme yapılmadan genel ve kategorik bir sebeple SEGBİS yoluyla duruşma yapılması, müdahalenin gerekli olmadığı sonucunu doğurur (Emrah Yayla [GK], B. No: 2017/38732, 6/2/2020).

İhlal Hâlinde Başvuru Yolları

Kanun yollarına başvuru: Mahkemeye erişim, karar veya gerekçeli karar hakkına yönelik ihlal iddialarında öncelikle itiraz, istinaf veya temyiz gibi kanun yolları tüketilmelidir.

İcra takibi ve şikâyet: Kesinleşmiş mahkeme kararının icra edilmemesi hâlinde icra dairesine başvuru, gerekirse icra mahkemesine şikâyet yoluna gidilebilir; kamu makamları aleyhine ise idari yargıda tam yargı davası açılabilir.

İnsan Hakları Tazminat Komisyonu: Makul sürede yargılanmama iddiasıyla manevi tazminat talebi için önce Tazminat Komisyonu’na başvurulması gerekmektedir; bu yol tüketildikten sonra AYM bireysel başvurusu mümkündür.

Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru: İç hukuk yollarının tüketilmesinin ardından, adil yargılanma hakkının ihlal edildiği ileri sürülerek bireysel başvuru yapılabilir. Başvuru süresi son kesin kararı öğrenmeden itibaren 30 gündür.

AİHM başvurusu: İç hukuk yollarının tüketilmesinin ardından son kesin karardan itibaren dört ay içinde AİHS’in 6. maddesi kapsamında AİHM’e başvurulabilir.

Mahkeme Hakkı Unsurlarının Karşılaştırması

UnsurTemel ÖlçütSık Görülen İhlalBaşvuru Yolu
Mahkemeye erişimKanunilik, ölçülülükSüre yorumunda katılık, tebligat hatasıKanun yolu / AYM
Karar hakkıEsasın gerçek anlamda çözümüTalebin karşılıksız bırakılmasıKanun yolu / AYM
Kararın icrasıMakul sürede etkili icraİdarenin kararı uygulamamasıİcra şikâyeti / tam yargı / AYM
Gerekçeli kararİlgili ve yeterli gerekçeEsaslı iddiaların cevapsız kalmasıKanun yolu / AYM
Silahların eşitliğiEşit usuli imkânBelge/rapor bildirilmemesiKanun yolu / AYM
Makul süreKarmaşıklık, taraf tutumuUzun süren yargılamaTazminat Komisyonu / AYM

Sık Sorulan Sorular

Mahkemeye erişim hakkı ne anlama gelir?

Bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilme ve bu uyuşmazlığın etkili biçimde karara bağlanmasını isteyebilme hakkıdır. Dava açma sürelerinin katı ve öngörülemez biçimde yorumlanması, aşırı yargılama giderleri veya tebligat hataları bu hakkı ihlal edebilir.

Mahkeme kararı verildi ama uygulanmıyor; ne yapabilirim?

Kesinleşmiş mahkeme kararlarının makul sürede icra edilmemesi adil yargılanma hakkının ihlalidir. Kararın tarafı olan kamu makamına karşı icra takibi başlatabilir, idari bir işlemse tam yargı davası açabilir; bu yollar sonuç vermezse AYM bireysel başvurusuna gidebilirsiniz.

Davam süre aşımından reddedildi ama süreyi doğru hesapladığımı düşünüyorum; ne yapabilirim?

Dava açma süresinin hukuka aykırı biçimde yanlış uygulanması veya hesaplanması mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir. Kanun yoluna başvurarak süre hesabına itiraz edebilir, bu yol tükendiğinde AYM bireysel başvurusuna gidebilirsiniz.

Karşı tarafın sunduğu belgeleri göremedim; bu bir hak ihlali midir?

Evet; idare veya karşı taraf tarafından sunulup hükme esas alınan belgelere karşı savunma imkânı verilmemesi, silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkesini ihlal eder. Bu durumu kanun yolu başvurunuzda açıkça belirtmeniz önemlidir.

Mahkeme kararımda gerekçe çok yetersizdi; itiraz edebilir miyim?

Evet; mahkemenin, davanın sonucuna etkili olduğunu kabul ettiği bir husus hakkında ilgili ve yeterli bir yanıt vermemesi gerekçeli karar hakkını ihlal eder. Bu eksikliği kanun yolu dilekçenizde ayrıntılı biçimde belirtmeniz, ardından gerekirse AYM bireysel başvurusuna gitmeniz mümkündür.

Davam çok uzun sürdü; tazminat alabilir miyim?

Evet; makul sürede yargılanmama iddiasıyla manevi tazminat talebiyle önce İnsan Hakları Tazminat Komisyonu’na başvurmanız gerekmektedir. Komisyon kararına karşı idari yargıda dava açabilir, bu süreç sonunda tatmin olmazsanız AYM bireysel başvurusuna gidebilirsiniz.

Duruşmaya SEGBİS ile katılmak istemiyorum, bizzat katılmak istiyorum; talebim reddedilebilir mi?

Talebiniz ancak somut ve olaya özgü bir gerekçeyle reddedilebilir. Genel ve kategorik gerekçelerle bizzat katılım talebinizin reddedilmesi duruşmada hazır bulunma hakkını ihlal edebilir; bu durumda kanun yoluna başvurabilir, ardından AYM bireysel başvurusuna gidebilirsiniz.

Benzer davalarda farklı mahkemeler farklı kararlar veriyor; bu bir hak ihlali sayılır mı?

Hukukun doğası gereği başlangıçta farklı yorumlar ortaya çıkabilir; ancak bu farklılıkların uzun süre giderilmemesi ve tatmin edici bir gerekçe olmaksızın sürmesi hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerini zedeleyerek hakkaniyete uygun yargılanma hakkını ihlal edebilir.

Sonuç

Adil yargılanma hakkı, Anayasa’nın 36. maddesiyle güvence altına alınan ve medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin her uyuşmazlığın adil biçimde çözümlenmesini sağlayan çok katmanlı bir haktır. Anayasa Mahkemesi içtihadı; mahkemeye erişim, karar alma, kararın icrası, gerekçeli karar, silahların eşitliği ve makul sürede yargılanma unsurlarının her birine ayrıntılı ilkeler geliştirmiş; bu unsurlardan herhangi birinin eksik kalmasının adil yargılanma hakkını bir yanılsamaya dönüştürebileceğini vurgulamıştır. Yargılama sürecinizde bu güvencelerden birinin ihlal edildiğini düşünüyorsanız, kanun yollarının ve başvuru sürelerinin doğru yönetilmesi hak kaybını önlemek açısından büyük önem taşır; bu nedenle alanında deneyimli bir avukattan destek almanızı öneririz. Anayasal haklarınıza ilişkin hukuki danışmanlık için anayasa hukuku alanındaki hizmetlerimizi inceleyebilirsiniz.

Bu makale, Sarıoğlu & Sefer Hukuk Bürosu adına Av. Fatih SEFER tarafından hazırlanmıştır.

Osmaniye Mah., İsmail Erez Bulvarı No: 9/2, 34146 Bakırköy/İstanbul