Kanuni temsilcisi bulunan veya bulunması gereken kişilere yapılacak tebligat, kanunlara göre bizzat kendilerine yapılması gerekmedikçe bu temsilcilere yapılır; ancak temsilcinin bir avukat aracılığıyla süreci yürütmesi hâlinde tebligatın öncelikli muhatabı vekildir. Fiil ehliyeti bulunmayan kişilere doğrudan tebligat yapılamaz — bu kural, küçüklerin ve kısıtlıların hukuki güvenliğinin temelini oluşturur. Ancak kuralın kapsamı, mümeyyiz küçüğün bizzat dava açabildiği hâllerden menfaat çatışmasına, tasfiye memuruna kadar birçok istisna ve ayrıntı içerir.
Genel kural: kanuni temsilciye tebligat
Tebligatın muhataba bizzat yapılabilmesi için muhatabın medeni hakları kullanma ehliyetine, yani fiil ehliyetine sahip olması gerekir. Fiil ehliyetine sahip olmayan kişilere tebligat yapılamaz; tebligat bunlar adına kanuni temsilcilerine (veli, vasi, kayyım) yapılır. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, 10.03.2025 tarihli ve 2025/638 Esas, 2025/2104 Karar sayılı kararında bu ilkeyi, kanuni mümessilleri bulunanlara veya bulunması gerekenlere yapılacak tebligatın, kanunlara göre bizzat kendilerine yapılması icap etmedikçe bu mümessillere yapılacağı şeklinde teyit etmiştir.
Madde 11/3 – Kanuni temsilciye tebligat: Kanuni mümessilleri bulunanlara veya bulunması gerekenlere yapılacak tebligat kanunlara göre bizzat kendilerine yapılması icabetmedikçe bu mümessillere yapılır.
Kanuni temsilci ile vekilin bir arada bulunması
Kanuni temsilcinin bir vekil (avukat) tayin ederek süreci onun aracılığıyla takip ettiği hâllerde, madde 11’in birinci fıkrasındaki vekile tebligat kuralı, üçüncü fıkradaki kanuni temsilciye tebligat kuralına göre özel ve öncelikli hükümdür; tebligatın muhatabı vekildir. Danıştay 12. Daire, 10.09.2024 tarihli ve 2024/3207 Esas, 2024/3363 Karar sayılı kararında, vekil ile takip edilen işlerde tebligatların davayı takip eden veya dosyaya vekalet sunan avukata yapılması gerektiğini açıkça belirtmiştir. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, 13.10.2022 tarihli ve 2022/2757 Esas, 2022/10295 Karar sayılı kararında, ödeme emrinin borçlunun mümessili yerine borçlu asilin kendisine tebliğ edilmesinin usulsüz olduğunu tespit etmiştir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 18.09.2024 tarihli ve 2023/231 Esas, 2024/254 Karar sayılı kararında, vekilin müvekkilden ayrı ve bağımsız bir statüye sahip olmadığını, vekile yapılan tebligatın asilin hukuki güvenliğini en üst düzeyde sağlamayı amaçladığını belirtmiştir. Bu ilkenin ihlali — yani vekil varken kanuni temsilciye veya asile doğrudan tebligat yapılması — yargılamanın her aşamasında ileri sürülebilecek bir usulsüzlük iddiasına zemin hazırlar.
Elektronik tebligatta (UETS) muhatabın doğru belirlenmesi
Elektronik tebligat sisteminin dijital işleyişi, Tebligat Kanunu’nun temel ilkelerinden sapılacağı anlamına gelmez. Danıştay 12. Daire, 10.09.2024 tarihli ve 2024/3207 Esas, 2024/3363 Karar sayılı kararında, davacı vekilinin UETS adresine tebliğ edilmesi gerekirken asilin UETS adresine yapılan tebligatla yetinilmesinin madde 11’e aykırı olduğuna hükmetmiştir. Danıştay 12. Daire, 25.06.2025 tarihli ve 2025/2237 Esas, 2025/3428 Karar sayılı kararında da, davalı idarenin kendi elektronik tebligat adresinin bulunmasının, vekilin adresine (somut olayda idare vekilinin fiziki büro adresine) tebligat yapma zorunluluğunu ortadan kaldırmadığını, asilin adresine yapılan tebligatla yetinilmesinin kanuna aykırı olduğunu belirtmiştir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi, 23.10.2025 tarihli ve 2023/667 Esas, 2025/1366 Karar sayılı kararında, tebligatların ne davalı asile ne de vekile ulaşmamasının Hukuki Dinlenilme Hakkı’nı (HMK m. 27) ihlal ettiği iddiasını UETS kayıtları üzerinden denetlemiştir.
Mümeyyiz küçüğün bizzat dava açtığı hâllerde tebligat
Türk Medeni Kanunu’nun 16. maddesi uyarınca ayırt etme gücüne (mümeyyizliğe) sahip küçükler ve kısıtlılar, yasal temsilcilerinin rızası olmaksızın, kişiye sıkı sıkıya bağlı bir hakkın kullanımına ilişkin veya karşılıksız kazanma niteliğindeki işlemlerde bizzat dava açabilir ve usul işlemlerini yürütebilir. Bu istisnai hâllerde tebligatın muhatabı kanuni temsilci değil, bizzat küçüğün kendisidir. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, 05.04.2021 tarihli ve 2021/809 Esas, 2021/4658 Karar sayılı kararında, madde 11’in birinci ve üçüncü fıkralarını birlikte değerlendirerek, “kanunlara göre bizzat kendilerine yapılması icap eden haller” ifadesinin tam olarak bu türden durumları işaret ettiğini; tebliğ tarihinde henüz ergin olmayan bir davalıya yapılan tebligatın (kanuni temsilciye değil doğrudan kendisine) usulüne uygun olmadığını tespit etmiştir. Ayrım, küçüğün ayırt etme gücüne sahip olup olmadığına ve davanın konusunun bizzat takip edilebilecek haklardan olup olmadığına dayanır.
Kişiye sıkı sıkıya bağlı haklarda tebligat asile yapılır
Nişanı bozma, boşanma davası açma, babalığın hükmen belirlenmesi veya manevi tazminat talebi gibi kişiye sıkı sıkıya bağlı haklarda, madde 11/3’teki “bizzat kendilerine yapılması icap etmedikçe” istisnası devreye girer; bu hakların kullanımında asilin şahsi iradesi esas olduğundan tebligatın kanuni temsilciye değil asile yapılması gerekir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 18.09.2024 tarihli ve 2023/231 Esas, 2024/254 Karar sayılı kararında, ceza yargılaması sonucunda verilen gerekçeli kararın kural olarak hem sanığa hem de varsa müdafiye ayrı ayrı tebliğ edilmesi gerektiğini belirtmiştir; bu ilke, asilin şahsını doğrudan ilgilendiren ve geri dönülemez sonuçlar doğuran hâllerde hukuk yargılamasındaki kişiye sıkı sıkıya bağlı haklar için de aynı mantıkla uygulanır.
Hükümlü veya tutuklunun kısıtlanma kararı öncesi durumu
Bir yıl veya daha fazla süreli hürriyeti bağlayıcı cezaya mahkûm olan her erginin kısıtlanması söz konusu olabilir; ancak bu kısıtlılık hâli, ancak mahkemenin bu yönde karar vermesi ve kararın kesinleşmesiyle hukuki sonuç doğurur. Kısıtlanma kararı verilmeden veya vasi atanmadan önceki süreçte hükümlü veya tutuklu tam ehliyetli statüsündedir ve bu ara dönemde yapılacak tebligatların muhatabı bizzat kendisidir; ceza infaz kurumunda bulunması, tebligatın asile (kurum müdürü veya yetkilisi aracılığıyla) yapılmasını engellemez. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 23.02.2026 tarihli ve 2025/7638 Esas, 2026/2008 Karar sayılı kararında, vesayetin kaldırılmasına ve vasinin görevinin sona ermesine dair ek kararın kesinleşmesinden sonra eski vasiye yapılan kararın ve temyiz başvuru dilekçesinin tebliğinin geçersiz olduğunu, tebligatın davacının kendisine usulüne uygun yapılması gerektiğini belirtmiştir. Bu kararın önemli bir yönü şudur: vekildeki azil kuralından farklı olarak, kanuni temsilcinin yetkisinin sona ermesi mahkemeye ayrıca bildirilmiş olsun olmasın, temsil yetkisinin sona erdiği andan itibaren eski temsilciye yapılan tebligat geçersiz sayılmaktadır — çünkü bu yetki bir bildirime değil, doğrudan maddi hukuktaki statüye (vesayet kararının kesinleşmesi gibi) dayanmaktadır.
Menfaat çatışması: tebligat kayyıma yapılmalıdır
Türk Medeni Kanunu’nun 426. maddesi uyarınca, bir işte kanuni temsilci ile temsil edilen arasında menfaat çatışması bulunduğu hâllerde ilgiliye bir temsil kayyımı atanması zorunludur; bu durumda tebligatın veli veya vasiye yapılması tebligatı usulsüz ve geçersiz kılar. Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, 09.09.2024 tarihli ve 2024/2595 Esas, 2024/3613 Karar sayılı kararında, ortaklığın giderilmesi davalarının niteliği gereği çift taraflı olması nedeniyle davacının kısıtlı davalıyı temsil edemeyeceğini, kısıtlıyı davada temsil etmek üzere kayyım atanması ve gerekçeli kararın bu kayyıma usulüne uygun tebliğ edilmesi gerektiğini hükme bağlamıştır.
Ancak her temsil ilişkisinde otomatik olarak menfaat çatışması varsayılamaz. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 12.09.2024 tarihli ve 2023/9147 Esas, 2024/5855 Karar sayılı kararında, veli ile küçük arasında kayyım atanmasını gerektirir bir menfaat çatışması bulunmadığı bir olayda, kayyım olarak atanmasını gerektirecek bir neden bulunmadığını tespit etmiştir. Menfaat çatışmasının varlığı her somut olayda ayrıca değerlendirilir; çatışma yoksa mevcut kanuni temsilciye yapılan tebligat geçerlidir, çatışma varsa kayyıma tebligat bir dava şartı niteliği taşır.
Temsilci değişikliği ve yetki sona ermesi
Bir kayyımın yetkisi, atandığı işin veya davanın sınırlarını aşamaz; başka bir davada kendisine yapılan tebligat asile yapılmış sayılmaz. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, 28.04.2025 tarihli ve 2023/2627 Esas, 2025/2257 Karar sayılı kararında, bir kişinin eldeki dava yönünden temsil kayyımı olarak atandığına dair dosyada bir husus bulunmadığı bir olayda, mahkeme kararının ilgili davalılara usulüne uygun tebliğ edildiğinin söylenemeyeceğini belirtmiştir. Bu ilke, tasfiye memuru ve iflas idaresi memurları için de geçerlidir: yetki alanına giren konularda tebligat mutlaka bu özel yetkili kişilere yapılmalıdır.
Kanuni temsilcinin hasım olduğu hâller
Tebligat Kanunu’nun 39. maddesi, kendilerine tebliğ yapılması caiz olan kimselerin o davada hasım olarak alakaları varsa muhatap namına kendilerine tebliğ yapılamayacağını düzenler. Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, 09.09.2024 tarihli ve 2024/2595 Esas, 2024/3613 Karar sayılı kararında bu hükmü hatırlatmıştır. Bir kanuni temsilcinin temsil ettiği kişiyle aynı davada karşı karşıya gelmesi hâlinde (örneğin bir velinin, çocuğu aleyhine açtığı bir davada), temsilcinin tebligat alma yetkisi hukuken sakatlanır; bu tıkanıklığı aşmanın yolu asile bir temsil kayyımı atanması ve tebligatın bu tarafsız kayyıma yapılmasıdır.
Tasfiye halindeki şirketlerde tebligatın muhatabı
Bir tüzel kişinin tasfiye sürecine girmesi, tüzel kişiliğini sona erdirmez ancak temsil yetkisini tasfiye memurlarına devreder. Bakırköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesi, 16.10.2024 tarihli ve 2024/774 Esas, 2024/1033 Karar sayılı kararında, şirketin davada taraf olarak kalmayı sürdürdüğünü ancak tasfiye memurları tarafından temsil edildiğini belirtmiş; icra takip dosyasında tebligatların tasfiye memuruna yapılması gerekirken doğrudan şirkete yapılmasını dava şartı yokluğu saymıştır. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi, 10.07.2025 tarihli ve 2025/735 Esas, 2025/994 Karar sayılı kararında, tasfiye halindeki ortaklıklarda tebligatın tasfiye memuruna yapılmasının Türk Ticaret Kanunu’nun 539. maddesinin gereği olduğunu, tebliğ mazbatasının tasfiye memuru adına düzenlenmemesi hâlinde icra takibinin kesinleşmesi için elverişli olamayacağını belirtmiştir. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, 20.11.2007 tarihli ve 2007/18922 Esas, 2007/21601 Karar sayılı kararında, tasfiye haline giren borçlu şirket adına ödeme emri tebligatının tasfiye memurlarına yapılması gerekirken doğrudan şirkete yapılmasını yok hükmünde saymıştır.
Aynı ilke iflas idaresi için de geçerlidir. Ankara Batı Asliye Ticaret Mahkemesi, 16.02.2024 tarihli ve 2024/203 Esas, 2024/155 Karar sayılı kararında, gerekçeli karar evrakının şirketi temsile yetkili iflas idaresi memurlarına yapılması gerektiğini, şirketin genel elektronik tebligat adresine yapılan tebliğe dayanan kesinleştirme işleminin usulsüz olduğunu tespit etmiştir.
Vasi ve kayyım arasındaki yetki farkı
Vasi, kısıtlının kişiliği ve malvarlığı üzerinde genel bir temsil yetkisine sahipken, kayyım genellikle belirli bir işin görülmesi için sınırlı yetkiyle atanır. Tebligatın geçerli olabilmesi için tebligatı alan temsilcinin o uyuşmazlık özelinde temsil yetkisine sahip olması şarttır; genel yetkili vasiye her türlü tebligat yapılabilirken kayyıma ancak görevlendirildiği işlerle sınırlı olarak tebligat yapılabilir (bkz. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, 28.04.2025 tarihli ve 2023/2627 Esas, 2025/2257 Karar sayılı kararı yukarıda).
Kanuni temsilcinin yurt dışında bulunması
Kanuni temsilcinin yurt dışında bulunması, tebligat usulünü Tebligat Kanunu’nun yabancı memlekette tebligata ilişkin hükümlerine tabi kılar; temsilcinin yurt dışında olması tebligatın asile yapılmasını haklı kılmaz, zira temsil ilişkisi coğrafi sınırlardan bağımsız devam eder. Yargıtay 18. Hukuk Dairesi, 16.09.2013 tarihli ve 2013/10983 Esas, 2013/11548 Karar sayılı kararında, vekille temsil ettirilen davalarda tebligatların vekile yapılması gerektiğini ve tebligatın geçerli olabilmesi için adres kayıt sistemine ilişkin usullere uyulması gerektiğini belirtmiştir. Temsilci yurt dışında bir vekil tayin etmişse tebligat öncelikle bu vekile; vekil yoksa temsilcinin yurt dışındaki adresine diplomatik kanallarla yapılmalıdır.
Sık Sorulan Sorular
Kanuni temsilcisi bulunan kişiye tebligat kime yapılır?
Bizzat kendisine yapılması gereken hâller hariç, tebligat kanuni temsilcisine (veli, vasi veya kayyım) yapılır.
Kanuni temsilci ile vekil aynı anda varsa tebligat kime yapılır?
Vekile yapılır; vekile tebligat kuralı, kanuni temsilciye tebligat kuralına göre özel ve öncelikli hükümdür.
Mümeyyiz küçük bizzat dava açabiliyorsa tebligat ona mı yapılır?
Evet; ayırt etme gücüne sahip küçüğün kişiye sıkı sıkıya bağlı bir hakkı bizzat kullandığı hâllerde tebligatın muhatabı küçüğün kendisidir, kanuni temsilcisi değildir.
Boşanma davası gibi kişiye sıkı sıkıya bağlı haklarda tebligat kime yapılır?
Asile yapılır; bu hakların kullanımında asilin şahsi iradesi esas olduğundan kanuni temsilciye tebligatla yetinilemez.
Hükümlü veya tutuklu, kısıtlanma kararı kesinleşmeden önce tebligatın muhatabı olabilir mi?
Evet; kısıtlılık hâli ancak kararın kesinleşmesiyle hukuki sonuç doğurduğundan, bu tarihe kadar tebligatın muhatabı bizzat hükümlü veya tutuklunun kendisidir.
Kanuni temsilci ile temsil edilen arasında menfaat çatışması varsa tebligat kime yapılır?
Bu durumda atanan temsil kayyımına yapılır; mevcut veli veya vasiye yapılan tebligat geçersizdir.
Vesayetin kalkması mahkemeye bildirilmeden eski vasiye yapılan tebligat geçerli midir?
Hayır; kanuni temsilcinin yetkisi maddi hukuktaki statüye dayandığından, vesayet kararının kesinleşmesiyle birlikte ayrıca bir bildirime gerek kalmaksızın eski vasiye yapılan tebligat geçersiz hâle gelir.
Kanuni temsilci davada hasım ise tebligat ona yapılabilir mi?
Hayır; madde 39 uyarınca hasım konumundaki kişiye muhatap namına tebligat yapılamaz, bu durumda temsil kayyımı atanması gerekir.
Tasfiye halindeki bir şirkete tebligat kime yapılır?
Şirketin genel organlarına değil, tasfiye memuruna yapılır; aksi hâlde tebligat yok hükmünde sayılır.
Vasi ile kayyım arasındaki fark tebligatı nasıl etkiler?
Vasiye genel yetkisi çerçevesinde her türlü tebligat yapılabilirken, kayyıma ancak atandığı iş veya davayla sınırlı olarak tebligat yapılabilir.
Kanuni temsilci yurt dışındaysa tebligat nasıl yapılır?
Temsilcinin bir vekili varsa önce ona; yoksa temsilcinin yurt dışındaki adresine, yabancı memlekette tebligata ilişkin usuller ve diplomatik kanallar çerçevesinde yapılır.
Sonuç
Kanuni temsilciye tebligat kuralı, fiil ehliyeti bulunmayan kişilerin hukuki güvenliğini sağlamak amacıyla getirilmiş olsa da, uygulamada mümeyyiz küçüğün istisnası, menfaat çatışması, temsilcinin hasım olması ve tasfiye/iflas süreçleri gibi birçok ayrıntıyla şekillenir. Her olayda önce fiil ehliyetinin, ardından temsilcinin görev ve yetki sınırlarının, son olarak da bir vekilin bulunup bulunmadığının belirlenmesi, tebligatın doğru muhataba ulaşması için zorunludur. Vekile ve avukat bürosuna tebligat, bilinen adres ve mernis adresi kuralı gibi bağlantılı konularda ayrıntılı bilgi için tebligat hukuku kapsamındaki diğer başlıkları inceleyebilirsiniz.