Malpraktis Davasında Bilirkişi Raporu ve ATK Süreci

Malpraktis davasında bilirkişi raporu, hekimin tıbbi uygulamasının tıp biliminin genel kabul görmüş kurallarına uygun olup olmadığını, uygulama ile zarar arasında nedensellik bağı bulunup bulunmadığını ve hastadaki kalıcı fonksiyon kaybının oranını belirleyen teknik delildir. Hâkimin tıbbi bilgisi bulunmadığından “hata var mı” sorusu fiilen bu raporla cevaplanır; davanın kazanılması da kaybedilmesi de çoğu zaman raporu hazırlayan kurumun ve heyetin uzmanlık bileşimine, raporun gerekçesine ve rapora karşı süresinde yapılan itirazın niteliğine bağlıdır. Bu makalede Adli Tıp Kurumu (ATK) ihtisas kurulları ve Üst Kurul, üniversite heyetleri, Yüksek Sağlık Şurası, heyette doğru uzmanlık şartı, rapora itiraz, raporlar arasındaki çelişkinin giderilmesi, uzman görüşü, eser sözleşmesinde rapor soruları ve kamu hastanesi davalarındaki bilirkişi süreci ele alınmaktadır. Tüm malpraktis türlerine ilişkin genel çerçeve için malpraktis tazminat davası rehberimize bakabilirsiniz.

1. Bilirkişi Raporunun Malpraktis Davasındaki Yeri

Hukuk Muhakemeleri Kanunu, çözümü özel veya teknik bilgiyi gerektiren uyuşmazlıklarda bilirkişiye başvurulmasını öngörür:

HMK m.266/1: “Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir.”

Malpraktis uyuşmazlığında endikasyonun doğru olup olmadığı, uygulanan tekniğin tıp kurallarına uygunluğu, istenmeyen sonucun komplikasyon mu hata mı olduğu, nedensellik ve kalıcı maluliyet oranı tamamen tıbbi sorulardır. Hâkim bu soruları kendi bilgisiyle cevaplayamaz. Buna karşılık bilirkişi de hâkimin yerine geçemez:

HMK m.279/4: “Bilirkişi, raporunda ve sözlü açıklamaları sırasında çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hususlar dışında açıklama yapamaz; hâkim tarafından yapılması gereken hukuki nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunamaz.”

Bilirkişi tıbbi standartlardan sapma bulunup bulunmadığını söyler; sorumluluğun hukuki sonucunu hâkim belirler. Özel hastane, serbest hekim veya klinik aleyhine açılan davaların 6502 sayılı Kanun m.3/1-l ve m.73/1 uyarınca Tüketici Mahkemesinde, kamu hastanesine karşı açılan davaların ise idare mahkemesinde görülmesi bu ilkeyi değiştirmez; yalnızca raporu isteyen mahkeme farklılaşır.

Hâkim, bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir (HMK m.282/1). Yargıtay bu serbestliği iki yönde denetler. Bir yandan hâkim, raporu keyfî biçimde bir kenara bırakamaz. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin E.2021/2754, K.2021/11587, T.17.11.2021 tarihli kararında, ayakta güçsüzlük yakınmasında ATK 3. İhtisas Kurulu enjeksiyon nöropatisiyle uyumlu bir komplikasyon bulmuş, itiraz üzerine üç kişilik uzman heyet de işlemlerin tıp kurallarına uygun olduğunu bildirmişti. Yerel mahkeme bu raporlara itibar etmeyerek karar verince Daire, hâkimin kişisel kanaatini destekleyen özel ve teknik bir bilgi dosyada bulunmadığı için hükmü bozdu. Öte yandan raporun tek başına yeterli sayılması da mümkün değildir. 13. Hukuk Dairesi’nin E.2016/18205, K.2019/7752, T.26.06.2019 tarihli kararında, iş kazasında parmağı kopan hastada hastanedeki müdahale nedeniyle maluliyetin arttığı ileri sürülmüştü. ATK 2. İhtisas Kurulu ile Adli Tıp Genel Kurulu raporları birbiriyle uyumlu olup enfeksiyon ve nekrozu komplikasyon sayıyordu. Yargıtay, bu raporları hükme esas alınacak açıklık ve yeterlilikte bulmayarak üniversiteden üç kişilik bilirkişi kurulu raporu alınması için kararı bozdu. Ölçüt kurumun adı değil, raporun gerekçesidir.

2. Raporu Kim Hazırlar? ATK, Üniversite Heyeti ve Diğer Merciler

HMK m.267 uyarınca mahkeme kural olarak tek bilirkişi görevlendirir; gerekçesi açıkça gösterilmek şartıyla tek sayıda birden fazla kişiden oluşan kurul da kurabilir. HMK m.268/3’e göre kanunların görüş bildirmekle yükümlü kıldığı kişi ve kuruluşlara görevlendirildikleri konularda öncelikle başvurulur. Malpraktis dosyalarında uygulama bu iki hükmün birleşimidir: dosya ATK’ya, üniversite tıp fakültelerine veya her ikisine gönderilir. Başlıca merciler şöyle ayrışır:

MerciNasıl devreye girer?Dikkat edilecek nokta
ATK İhtisas KuruluMahkeme veya savcılık yazısıyla tıbbi evrakla birlikte gönderilir; çoğu dosyada ilk rapor budur.Heyette olayın uzmanlık dalının bulunup bulunmadığı ve itirazlara cevap verilip verilmediği denetlenmelidir.
ATK Üst Kuruluİhtisas kurullarınca oybirliğiyle karara bağlanamayan, kurullar arasında veya ATK dışındaki heyetlerle çelişen ya da yeterince kanaat verici bulunmayan işlerde devreye girer.Çelişkiyi gidermek için başvurulan en üst teknik merci olup mahkemenin sorularına tek tek cevap vermelidir.
Üniversite heyetiİlgili anabilim dallarında görevli öğretim üyelerinden, genellikle üç kişilik kurul olarak görevlendirilir.Heyetin bileşimi olayın tıbbi alanını karşılamalıdır.
Yüksek Sağlık ŞurasıSağlık Bakanlığı bünyesinde çalışır; ceza yargılamasında başvurulması gereken kurul olarak karşımıza çıkar.Hukuk davalarında zorunlu resmî bilirkişi değildir ve hukuk hâkimini bağlamaz.
Tarafın uzman görüşüTaraf kendi belirlediği uzmandan görüş alıp dosyaya sunar (HMK m.293).Bağlayıcı değildir; ancak mahkeme gerekçeli biçimde değerlendirmek zorundadır.

Yargıtay bozma ilamlarında sıklıkla aynı formülü kullanır: üniversitelerden seçilecek, konusunda uzman, akademik kariyere sahip bilirkişi kurulundan nedenlerini açıklayıcı, taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınması. Özel hastaneye karşı dava açılırken izlenecek usul adımları için özel hastaneye dava açma rehberimizi inceleyebilirsiniz.

3. ATK İhtisas Kurulları ve Üst Kurul

ATK, mahkemelerin tıbbi uyuşmazlıklarda en sık başvurduğu mercidir. Bu makalede incelenen kararlarda özellikle 2. ve 7. İhtisas Kurulu raporlarına rastlanmaktadır. Dosyanın hangi ihtisas kuruluna gideceğini ATK’nın iş bölümü belirler. Danıştay’ın aktardığına göre ölümle sonuçlanmayan tıbbi uygulama hatalarına ilişkin işler 7. İhtisas Kurulunun görev alanındadır; Üçüncü Üst Kurul ise 1., 7. ve 8. İhtisas Kurullarının başkan ve üyelerinden oluşur (Danıştay 10. Daire, E.2019/6926, K.2021/1746, T.12.04.2021).

Üst Kurulun işlevi kritiktir. Danıştay 10. Dairesi’nin E.2021/4381, K.2023/2237, T.26.04.2023 tarihli kararında aktarıldığı üzere Üst Kurullar; ihtisas kurullarınca oybirliğiyle karara bağlanamayan işleri, ihtisas kurullarının rapor ve görüşleri arasındaki çelişkileri, ihtisas kurulları ile ATK dışındaki sağlık kuruluşlarının heyet raporları arasındaki çelişkileri ve mahkemelerce yeterince kanaat verici bulunmadığı gerekçesi belirtilerek bildirilen işleri, konuyla ilgili uzman üyelerin katılımıyla inceleyip kesin karara bağlar. Bu görev 2659 sayılı Kanun’un 15. maddesinde düzenlenmişti; 703 sayılı KHK ile yürürlükten kaldırılan hükümler 4 No.lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile yeniden getirilmiştir. “Adli Tıp Genel Kurulu” ifadesi ise 2016’da 6754 sayılı Kanunla “Üst Kurullar” şeklinde değiştirildiği için eski kararlarda Genel Kurul, yeni kararlarda Üst Kurul adıyla karşılaşılır.

ATK’nın kanuni zemini son yıllarda tartışma konusu olmuştur. Anayasa Mahkemesi, E.2021/125, K.2023/213, T.07.12.2023 sayılı kararıyla (RG 05.06.2024), 703 sayılı KHK’nın 2659 sayılı Kanun’un 1 ila 16 ve 18 ila 26. maddelerini yürürlükten kaldıran kuralını iptal etmiştir. 7589 sayılı Kanun’un 7. maddesiyle de 2659 sayılı Kanun’un 26. maddesi yeniden düzenlenmiştir:

2659 sayılı Kanun m.26: “Adli tıp ihtisas kurulu başkan ve üyeliklerine atanmak için en az tıpta veya diş hekimliğinde uzmanlık belgesi ya da alanında doktora derecesi almış olmak şarttır. Adli tıp ihtisas kurulu başkan ve üyeleri ile adli tıp grup başkanları ve adli tıp ihtisas dairesi başkanlarının görev süresi dört yıldır.”

Kurulların işleyişinde süreklilik de görülmektedir: Danıştay 10. Dairesi, 23.09.2025 tarihli kararında da çelişkinin giderilmesi için “Adli Tıp Kurumu ilgili Üst Kurulundan” rapor alınmasını aramıştır. Kurul üyelerinin uzman hekim olması ise her olayın alt uzmanlık alanının heyette temsil edildiği anlamına gelmez; bu konu bir sonraki başlığın konusudur.

4. Heyette Doğru Uzmanlık Şartı

Malpraktis dosyalarında en verimli itirazlardan biri, raporu düzenleyen heyette uyuşmazlığın tıbbi alanını bilen bir uzmanın bulunmamasıdır. Yargıtay bu noktada istikrarlı biçimde bozma yapmaktadır.

3. Hukuk Dairesi’nin E.2023/3252, K.2024/1168, T.18.03.2024 tarihli kararında hasta, özel hastanede total diz protezi ameliyatı olmuş, işlemden yaklaşık dört ay sonra dizinde enfeksiyon gelişmiş ve diz fonksiyonlarını kaybetmişti. Derece mahkemeleri ATK 7. İhtisas Kurulunun “komplikasyon” tespitine dayanarak davayı reddetti. Yargıtay, raporu düzenleyen heyette ortopedi ve travmatoloji uzmanı ile enfeksiyon hastalıkları uzmanının bulunmadığını, raporun denetime elverişli olmadığını belirterek kararı bozdu. Dairenin istediği heyet iki ortopedi ve travmatoloji uzmanı ile bir enfeksiyon hastalıkları uzmanından oluşuyor; ayrıca komplikasyonun yönetimi başka bir merkezde yapıldığından hastaya o merkezde tedavi görüp görmediği sorulacak ve tedavi evrakları getirtilecekti. Hastane kaynaklı enfeksiyonların hukuki yönü için hastane enfeksiyonu tazminat davası makalemize bakabilirsiniz.

13. Hukuk Dairesi’nin E.2016/27594, K.2019/12193, T.05.12.2019 tarihli kararında tiroid ameliyatı sonrasında paratiroid bezlerinin alındığı ileri sürülmüştü. ATK 2. İhtisas Kurulu, hipoparatiroidiyi özenle yapılan ameliyatta da görülebilen bir komplikasyon saymıştı. Yargıtay, raporun ilgili ihtisasın uzmanlarınca hazırlanmadığını belirterek endokrinoloji uzmanının da bulunduğu üç kişilik üniversite kurulundan rapor alınmasını ve ameliyat sırasında paratiroid bezlerinin alınıp alınmadığının netleştirilmesini istedi. 13. Hukuk Dairesi’nin E.2013/2951, K.2013/12646, T.15.05.2013 tarihli kararında ise gebelik tansiyonu tanısının konulamaması nedeniyle hastanenin kusurlu bulunduğu davada tek hekimden alınan rapor yeterli görülmemiş, kadın hastalıkları ve doğum uzmanının bulunduğu kurul raporu istenmiştir. Bu kararlar HMK m.267’nin pratikteki karşılığıdır: tek kişilik rapor veya eksik bileşimli heyet, tıbbi uyuşmazlığın niteliği gerektirdiğinde yetersiz kalır.

5. Yüksek Sağlık Şurası ve Ceza Dosyasında Alınan Raporlar

Yüksek Sağlık Şurası (YSŞ), ceza yargılamasında hekim hakkında başvurulması gereken kurul olarak bilinir; ancak hukuk mahkemesi bakımından aynı zorunluluk yoktur. 13. Hukuk Dairesi, E.2010/10380, K.2010/12047, T.27.09.2010 tarihli kararında YSŞ’nin hukuk mahkemelerinde resmî ve kendisine başvurulması zorunlu bilirkişi olmadığını, hukuk hâkiminin YSŞ raporuyla bağlı sayılamayacağını belirterek üniversitede oluşturulacak bir bilirkişi kurulundan rapor alınması için kararı bozmuştur.

Ceza soruşturmasında veya kovuşturmasında alınan ATK raporu da hukuk davasında delil olarak kullanılabilir; fakat TBK m.74 uyarınca hukuk hâkimini bağlamaz:

TBK m.74: “Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir.”

Ceza hâkiminin beraat kararı ve kusura ilişkin değerlendirmesi hukuk hâkimini bağlamaz; yerleşik içtihada göre yalnızca mahkûmiyet kararında kesinleşen maddi olgu tespitleri bağlar. Bu nedenle ceza dosyasındaki raporla yetinmek isabetli değildir. 13. Hukuk Dairesi’nin E.2014/10131, K.2014/34506, T.05.11.2014 tarihli kararında sezaryen ameliyatı sırasında bağırsağı delinen ve sonrasında birden çok kez ameliyat edilen hasta bakımından, salt ceza soruşturmasında alınan raporla yetinilmeyip üniversitelerden seçilecek uzman hekimlerce taraf itirazlarını karşılayan, denetime açık bir rapor alınması gerektiği belirtilmiştir. 3. Hukuk Dairesi’nin E.2024/2321, K.2025/1669, T.17.03.2025 tarihli kararında da ceza soruşturmasında tek hekimden alınan raporun hekimin hukuki sorumluluğunu değerlendirmediği, ATK İhtisas Kurulunun işlemleri tıp kurallarına uygun bulduğu, davacının üniversite hastanesinden yeni rapor talebinin ise mahkemece değerlendirilmediği görülerek karar bozulmuştur. Hekimin cezai sorumluluğu için doktorların cezai sorumluluğu ve taksirle yaralama suçu makalelerimiz, hasta lehine bir şikâyet yolu için ise doktor hakkında şikâyet rehberimiz ayrıntı sunar. Doğum sırasındaki uygulamalarda aynı değerlendirme yöntemi için hatalı doğum ve sezaryen tazminat davası makalemize bakılabilir.

6. Denetime Elverişli Rapor Nasıl Olmalıdır?

HMK m.279/2 raporda bilirkişinin görevlendirildiği hususların, gözlem ve inceleme konusu yapılan maddi vakıaların, gerekçenin ve varılan sonuçların bulunmasını ve bilirkişiler arasında görüş ayrılığı varsa sebebinin yazılmasını şart koşar. Yargıtay’ın “denetime elverişli” ölçütü bu zorunluluktan beslenir. Danıştay 10. Dairesi’nin E.2022/1671, K.2025/3996, T.23.09.2025 tarihli kararı ölçütü şöyle ortaya koyar: bilirkişi somut tıbbi verileri kullanarak, tıbbi bilgisinden hareketle şüpheden uzak, nesnel bir sonuca varmalı ve somut gerekçeyle kanaat bildirmelidir; yalnızca varsayıma dayanan, bilimsel değerlendirme içermeyen raporlar hükme esas alınırsa kişilerin anayasal haklarını koruyacak yargısal güvence sağlanmamış olur.

Uygulamada iyi bir malpraktis raporu şu soruları cevaplar: endikasyon doğru muydu, uygulama tekniği tıp kurallarına uygun muydu, istenmeyen sonuç komplikasyon muydu, komplikasyon zamanında fark edilip doğru yönetildi mi, aydınlatma yapıldı mı, hastane organizasyonunda eksiklik var mıydı, kusur ile zarar arasında nedensellik bağı var mı ve maluliyet oranı nedir. Aydınlatma boyutunun hukuki değerlendirmesi için aydınlatılmış onam ve tazminat, komplikasyon ile hata ayrımı için komplikasyon ve malpraktis farkı makalelerimiz ayrıca ele alınmaktadır.

Rapor, sadece “tıp kurallarına uygundur” cümlesiyle yetinemez. 13. Hukuk Dairesi’nin E.2014/44727, K.2016/1806, T.27.01.2016 tarihli kararında davacı, göz çevresinde morarma ve deri incelmesinin doktorun yazdığı pomad nedeniyle oluştuğunu, hastalığının akne rozasea değil kirpik dibi iltihabı olduğunu ve tedavinin bu nedenle yanlış olduğunu ileri sürmüştü. Hükme esas alınan ATK 2. İhtisas Kurulu raporu bu iddia üzerinde hiç durmamıştı. Yargıtay, raporu “inandırıcı ve tatminkâr olmaktan uzak” bularak kararı bozdu. Buna karşılık 3. Hukuk Dairesi’nin E.2023/3523, K.2024/1615, T.09.05.2024 tarihli kararında ATK 7. İhtisas Kurulu raporu, göz ameliyatı sonrasındaki kornea ödemini komplikasyon olarak nitelemiş, ödemin medikal tedaviyle izlenmesini ve düzelme görülmeyince kornea nakli için üst merkeze yönlendirilmesini komplikasyon yönetimi açısından uygun bulmuş, işleticinin görünür bir hatasını saptamamıştı; onam formunda da komplikasyonlar ayrıntılı yazılıydı. Yargıtay bu dosyada kararı onadı. Fark, raporun olayın bütün aşamalarına gerekçeli cevap vermesindedir.

7. Rapora İtiraz: Süre, İçerik ve Mahkemenin Yükümlülüğü

Rapor taraflara tebliğ edilir; itirazın süresi ve niteliği HMK m.281/1’de düzenlenmiştir:

HMK m.281/1: “Taraflar, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilirler.”

Aynı fıkra, itirazın bu süre içinde hazırlanmasının çok zor veya imkânsız olması ya da özel veya teknik bir çalışma gerektirmesi hâlinde, bir defaya mahsus olmak ve iki haftayı geçmemek üzere ek süre verilebileceğini de öngörür. İtiraz dilekçesi genel bir “kabul etmiyoruz” beyanı olmamalıdır. Raporun cevapsız bıraktığı soru, dayanak gösterilmeyen sonuç, incelenmeyen tıbbi kayıt ve heyetin uzmanlık eksikliği tek tek gösterilmeli; talep de netleşmelidir: ek rapor mu, sözlü açıklama mı, yeni bilirkişi heyeti mi, Üst Kurul mu?

Mahkeme, itirazları gerekçeli biçimde karşılamak zorundadır. 3. Hukuk Dairesi’nin E.2023/456, K.2023/2859, T.24.10.2023 tarihli kararında davacının çocuğunda nörolojik sorunlar gelişmiş, ATK 2. İhtisas Kurulu hekimlere atfı kabil kusur bulmamış, itiraz üzerine ATK 7. İhtisas Kurulu da uygulamaları tıp kurallarına uygun bulmuştu. Davacılar, hastane yönünden hiç kusur incelemesi yapılmadığını belirterek yeniden rapor istemiş; yerel mahkeme bu talebi değerlendirmemişti. Yargıtay, hem hekim hem hastane bakımından uzman, akademik kariyere sahip yeni bir üniversite kurulundan rapor alınması için kararı bozdu. Kamu davalarında yaygın olan eksiklik de aynıdır: hekimin eylemi incelenir, hastanenin organizasyon kusuru sorulmaz.

8. Raporlar Arasındaki Çelişkinin Giderilmesi

Hâkim, birbiriyle çelişen raporlardan birini tercih ederek hüküm kuramaz; HMK m.281/3 gerçeğin ortaya çıkması için yeni bilirkişi aracılığıyla tekrar inceleme yaptırma imkânı tanır. 15. Hukuk Dairesi, E.2018/3459, K.2018/3577, T.03.10.2018 tarihli kararında diş hekimliği fakültesinden iki öğretim üyesi ve hukuk fakültesinden bir öğretim görevlisinden oluşan heyet bir davalının sorumluluğunu kabul etmemiş, diğerinin sorumlu olduğunu bildirmiş; itiraz üzerine alınan ATK 2. İhtisas Kurulu raporu ise hiçbir davalıya kusur yüklememişti. Daire, çelişkinin giderilmesi için yeni bir bilirkişi heyeti görevlendirilmesi gerektiğini belirterek hükmü bozdu.

Çelişkinin tipik seyri 3. Hukuk Dairesi’nin E.2023/1279, K.2024/633, T.15.02.2024 tarihli kararında görülür. Özel hastanedeki göz hekimine karşı açılan davada ATK 13.03.2017 tarihli raporunda hekime kusur yüklememiş, mahkemenin görevlendirdiği heyet ise hekimin kusurlu olduğunu bildirmişti. Mahkeme çelişkiyi gidermek için ATK Üst Kurulundan rapor aldı. 18.02.2021 tarihli Üst Kurul raporu, toksoplazma koryoretinit tanısının konulamadığını, bu tabloda uygulanmaması gereken göz içi kortizon enjeksiyonunun yapıldığını ve uygulamaların tıp kurallarına uygun olmadığını bildirdi. Hastada %24,2 oranında sürekli maluliyet saptandı; Bölge Adliye Mahkemesi 817.297,38 TL maddi ve 70.000 TL manevi tazminata hükmetti ve Yargıtay kararı onadı.

Çelişki, ceza dosyasından da kaynaklanabilir. Danıştay 10. Dairesi’nin E.2022/1671, K.2025/3996 sayılı kararında hasta, diz artroskopisi sonrasında bacağında ikinci derece yanık geliştirmişti. İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü raporları yanığı antiseptik solüsyona bağlı kimyasal yanık, yani komplikasyon olarak nitelemiş; idare mahkemesi 25.000 TL manevi tazminata hükmetmişti. Ceza davasında alınan ATK 7. İhtisas Kurulu raporu ise yanığın radyofrekans veya shaver cihazı kullanılırken gerekli önlemlerin alınmamasından kaynaklandığını bildiriyordu. Danıştay, iki görüşün çeliştiğini, bu nedenle üniversite raporlarının hüküm kurmaya elverişli olmadığını belirterek ATK ilgili Üst Kurulundan rapor alınması için kararı bozdu.

Anayasa Mahkemesi de bu konuda ölçüt koymuştur. B.2017/17753, T.10.02.2021 sayılı bireysel başvuruda tam yargı davasında olayın sıcağıyla hazırlanan ön inceleme raporu ile hükme esas alınan Kurul raporu çelişiyor, başvurucunun çelişkinin yeni raporla giderilmesine yönelik itirazları gerekçe sunulmadan karşılanmıyordu. AYM, Anayasa m.17’de güvence altına alınan maddi ve manevi varlığın korunması hakkının ihlal edildiğine karar verdi ve dosyayı yeniden yargılama için İstanbul 2. İdare Mahkemesine gönderdi. B.2015/3747, T.26.12.2018 sayılı başvuruda ise tam yargı davasında yalnız belirli bir doktorun işlemlerini değerlendiren ATK raporuyla yetinilmiş, ikinci ameliyatın tıbben gerekli olmadığı yönündeki iddia için yeni rapor alınmamıştı; AYM yine ihlal sonucuna vardı. Tersine B.2015/8800, T.18.04.2019 sayılı başvuruda derece mahkemesi çelişkiyi gidermek için ATK Genel Kuruluna ayrıntılı sorular yöneltmiş, rapor tüm sorulara cevap vermiş ve AYM ihlal bulmamıştır. Mahkeme sorularının kalitesi bu nedenle sonucu belirler.

9. Uzman Görüşü (HMK m.293)

Mahkemenin görevlendirdiği bilirkişiye ek olarak taraf, kendi seçtiği uzmandan bilimsel mütalaa alabilir:

HMK m.293/1: “Taraflar, dava konusu olayla ilgili olarak, uzmanından bilimsel mütalaa alabilirler. Sadece bu nedenle ayrıca süre istenemez.”

Uzman görüşü bilirkişi raporu yerine geçmez, ancak itirazı teknik bir zemine oturtur. 3. Hukuk Dairesi’nin E.2023/3061, K.2024/3083, T.15.10.2024 tarihli kararı bunun güçlü bir örneğidir. Hasta, göz kapağı ameliyatında korneasının zarar gördüğünü ve %45 genel çalışma gücü kaybı oluştuğunu ileri sürmüş; Bölge Adliye Mahkemesi, ameliyatta kornea koruyucusunun kullanılmadığı gerekçesiyle hekimi kusurlu bulup tazminata hükmetmişti. Davalılar dosyaya Gazi Üniversitesi göz hastalıkları öğretim üyelerinin uzman görüşlerini sunmuş; bu görüşler, kornea koruyucusu kullanmamanın ihmal olmadığını ve koruyucu kullanılsa da benzer komplikasyonun gelişebileceğini bildiriyordu. Yargıtay, mahkemenin özel ve teknik bilgi gerektiren konuda tarafın sunduğu uzman görüşünü dikkate alıp değerlendirmek zorunda olduğunu, itirazların gerekçeli karşılanmaması hâlinde hukuki dinlenilme hakkının ihlal edilebileceğini belirtti. Koruyucu kullanılsa bile aynı komplikasyonun gelişip gelişmeyeceği değerlendirilmediği için karar bozuldu.

Uzman görüşünün güvenilirliği, uzmanın olayın alanında yetkin olmasına ve ham tıbbi kayıtlara dayanmasına bağlıdır. Hasta tarafı için de aynı yol açıktır; özellikle tıbbi kayıtların eksik kaldığı dosyalarda hazırlık aşaması önem taşır.

10. Eser Sözleşmesinde Rapor Neye Cevap Vermelidir?

Estetik amaçlı müdahalelerde sözleşme eser sözleşmesi olarak değerlendirildiğinde bilirkişiye sorulacak sorular da değişir. Yüklenici bir eser meydana getirmeyi, iş sahibi bedel ödemeyi üstlenir; eserde ayıp varsa seçimlik haklar ve tazminat gündeme gelir:

TBK m.475/son: “İşsahibinin genel hükümlere göre tazminat isteme hakkı saklıdır.”

6502 sayılı Kanun m.15/1: “Tüketici, bu seçimlik haklarından biri ile birlikte Türk Borçlar Kanunu hükümleri uyarınca tazminat da talep edebilir.”

Seçimlik hakkın kullanılması tazminat istemine engel değildir. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi bu nedenle “hekim hatası yok, komplikasyon” sonucunu içeren raporu tek başına yeterli saymaz. E.2022/855, K.2023/457, T.07.02.2023 tarihli kararda burun estetiği ameliyatı sonrası oluşan sonuç, 3 kişilik bilirkişi heyeti tarafından olası bir komplikasyon olarak değerlendirilmişti. Daire, eser sözleşmesinde sonuç taahhüdü bulunduğunu, istenen sonucun gerçekleşip gerçekleşmediğinin bilirkişice incelenmesi gerektiğini, komplikasyon bulunup bulunmamasının tek başına sonuca etkili olmadığını belirterek kararı bozdu; bozmanın dayanağı olan 15. Hukuk Dairesi’nin E.2018/478, K.2018/2408, T.06.06.2018 tarihli ilamında burundaki şekil bozukluğunun ancak beşinci bir operasyonla düzeltilebileceği tespit edilmişti.

E.2022/5247, K.2024/2204, T.13.06.2024 tarihli kararda ATK 2. İhtisas Kurulu, itiraz üzerine ATK 3. Üst Kurulu ve İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi öğretim üyeleri mastopeksi, brakioplasti ve liposuction ameliyatlarında bir kusur bulmamıştı. Daire, hekimin eyleminin hukuka uygun tıbbi müdahale olduğu yönündeki görüşü yeterli saymadı; davacının isteklerinin karşılanıp karşılanmadığının, edimin yerine getirilip getirilmediğinin, komplikasyon olup olmadığının, komplikasyon konusunda aydınlatma yapılıp yapılmadığının ve komplikasyon yönetiminin doğru olup olmadığının akademik kariyere sahip estetik plastik ve rekonstrüktif cerrahi uzmanı üç kişilik kuruldan sorulmasını istedi. E.2022/2949, K.2023/3283, T.12.10.2023 tarihli kararda rinoplasti için plastik ve rekonstrüktif cerrahi ile kulak burun boğaz uzmanı öğretim üyelerinden kurul istenmiş ve TBK m.475 uyarınca ayıptan sorumluluk için yüklenicinin kusurlu olmasının gerekmediği vurgulanmıştır. Bu yaklaşımın alana özgü uygulaması için rinoplasti, meme estetiği, liposuction ve karın germe ile saç ekimi makalelerimiz, genel çerçeve için ise hatalı estetik ameliyat tazminat davası rehberimiz kullanılabilir.

11. Kamu Hastanesi Davalarında Bilirkişi Süreci

Kamu hastanesinde yaşanan malpraktis iddiasında idare mahkemesinde tam yargı davası açılır ve hekime husumet yöneltilemez. İdari yargıda bilirkişi konusunda 2577 sayılı Kanun m.31 uyarınca HMK hükümleri uygulanır; bilirkişiler bilirkişilik bölge kurullarınca hazırlanan listelerden seçilir. Danıştay 10. Dairesi, hizmet kusurunun tespitinde tedavi sürecinin bir bütün olarak ele alınmasını ister. HMK m.268/3’ün “kamu görevlilerine, bağlı bulundukları kurumlarla ilgili dava ve işlerde, bilirkişi olarak görev verilemez” düzenlemesi de idarenin kendi personelinden rapor alınmasını sınırlar.

Danıştay 10. Dairesi’nin E.2021/4381, K.2023/2237, T.26.04.2023 tarihli kararında hasta, devlet hastanesinde apendektomi geçirmiş, ertesi gün taburcu edilmiş, aynı akşam karın ağrısıyla acil servise başvurmuş, serum ve enjeksiyonla tekrar eve gönderilmiş, sonraki günlerde perforasyon gelişip sağ hemikolektomi ve ileostomi yapılmış, hastanın engel oranı %65 belirlenmişti. Marmara Üniversitesi öğretim üyeleri kliniği nadir bir komplikasyon, tedaviyi tıp kurallarına uygun saymıştı. Danıştay, raporun ameliyat sonrası aynı gün yapılan ikinci başvuruyu ve bu başvuruda yapılan müdahalelerin yeterliliğini değerlendirmediğini belirterek Adli Tıp Üst Kurulundan, sürecin her aşamasını inceleyen rapor alınması için kararı bozdu. E.2019/6844, K.2021/3000, T.03.06.2021 tarihli kararında ise tiroid ameliyatı sonrası gelişen hipokalsemi ve hipotiroidi bakımından illiyet bağının, bünyesinde genel cerrahi, endokrinoloji ve onkoloji uzmanı bulunan Adli Tıp Üst Kurulundan alınacak raporla ortaya konulması gerektiğini vurgulamıştır. Danıştay 15. Dairesi de E.2017/1238, K.2017/6239, T.02.11.2017 tarihli kararında Yüksek Sağlık Şurası kararı ile Adli Tıp raporu arasındaki çelişkinin Adli Tıp Genel Kurulundan rapor alınarak giderilmesi gerektiğine hükmetmiştir. Süreç, başvuru şartları ve idarenin rücu hakkı bakımından kamu hastanesinde malpraktis ve tam yargı davası makalemize bakabilirsiniz.

12. Rapordan Önce Hazırlık, Rapordan Sonra Talep Artırımı

Rapor mahkemeye gitmeden önce yapılacak hazırlık sonucu belirler. Hastanedeki epikrizler, ameliyat ve anestezi notları, hasta takip formları, görüntüleme kayıtları ve sonradan tedavi gördüğünüz merkezlerin evrakı eksiksiz dosyaya girmelidir; eksik kayıt nedeniyle “değerlendirme yapılamadı” diyen rapor ilerlemeyi durdurur. 3. Hukuk Dairesi’nin E.2023/3252 sayılı kararındaki gibi, komplikasyonun yönetimi başka bir merkezde yapılmışsa o merkezin evrakı getirtilmelidir. Delil toplama için tıbbi kayıtlara erişim ve delil tespiti, geç veya hatalı tanı iddialarında yanlış ve geç teşhis tazminat davası makalelerimizi inceleyebilirsiniz. Mahkemeye önerilecek soru listesi de endikasyon, teknik, komplikasyon yönetimi, aydınlatma, hastane organizasyonu, nedensellik ve maluliyeti kapsamalıdır.

Maluliyet oranı ve tedavi giderleri çoğu kez rapordan sonra netleşir. 7589 sayılı Kanunla HMK m.107 (belirsiz alacak davası) yürürlükten kaldırılmıştır. Yeni sistemde talep kısmi dava olarak açılır ve HMK m.109/4 uyarınca raporlar geldikten sonra artırılabilir:

HMK m.109/4: “Alacağın sadece bir kısmının dava edildiği durumlarda talep konusu, aynı davada bir defaya mahsus olmak üzere iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın tahkikatın sona ermesine kadar artırılabilir. Bu durumda zamanaşımı, artırılan kısım bakımından da dava tarihinden itibaren kesilmiş sayılır.”

Artırım hakkı bir defaya mahsustur; bu nedenle ilk artırım aktüerya bilirkişisinin hesabına ve nihai maluliyet raporuna dayandırılmalıdır. HMK m.107’nin kaldırılmasından önce açılmış davalar kendi hükümlerine göre devam eder. Artırılan kısımda faizin hangi tarihten başlayacağı henüz netleşmemiştir. Aktüerya hesabının dayandığı unsurlar, TRH-2010 yaşam tablosu ve manevi tazminat ölçütleri malpraktiste tazminat hesaplama makalesinde, süre konuları ise malpraktis davasında zamanaşımı makalesinde ele alınmaktadır.

Sıkça Sorulan Sorular

Malpraktis davasında bilirkişi raporu zorunlu mu?

Uyuşmazlık tıbbi bilgi gerektirdiği için mahkeme HMK m.266 uyarınca bilirkişi raporu almak zorundadır; hâkim tıbbi kusuru kendi bilgisiyle belirleyemez.

ATK raporu hâkimi bağlar mı?

Hayır. Hâkim raporu diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir (HMK m.282/1); ancak raporun aksine karar verirken özel ve teknik bilgiye dayanmalı ve gerekçe göstermelidir.

ATK raporu ile üniversite raporu birbirini tutmazsa ne olur?

Mahkeme çelişkiyi gidermeden hüküm kuramaz. Genellikle ATK Üst Kurulundan veya yeni bir üniversite heyetinden rapor alınır (HMK m.281/3).

Bilirkişi raporuna itiraz süresi ne kadardır?

Raporun tebliğinden itibaren iki haftadır. Rapora karşı talebin bu sürede hazırlanması çok zor veya imkânsızsa bir defaya mahsus ve iki haftayı geçmeyen ek süre verilebilir.

İtirazım kabul edilirse ne olur?

Mahkeme raporu tamamlattırabilir, bilirkişiden yeni sorularla ek rapor alabilir, duruşmada sözlü açıklama isteyebilir veya yeni bilirkişi görevlendirebilir.

Bilirkişi heyetinde hangi uzmanlar bulunmalıdır?

Olayın tıbbi alanını bilen uzmanlar bulunmalıdır. Yargıtay, örneğin diz protezi enfeksiyonunda ortopedi ve enfeksiyon hastalıkları, tiroid ameliyatında endokrinoloji uzmanı bulunmayan heyet raporlarını yeterli görmemiştir.

Yüksek Sağlık Şurası raporu hukuk davasında bağlayıcı mıdır?

Hayır. Yüksek Sağlık Şurası hukuk mahkemelerinde zorunlu resmî bilirkişi değildir ve hukuk hâkimini bağlamaz.

Ceza dosyasındaki ATK raporu tazminat davasında geçerli olur mu?

Delil olarak kullanılabilir ancak TBK m.74 gereği hukuk hâkimini bağlamaz; mahkeme çoğu zaman tazminat davasında yeni bir rapor alır.

Kendi hekimimden rapor alıp mahkemeye sunabilir miyim?

Evet. HMK m.293 uzman görüşü alınmasına izin verir; mahkeme bu görüşü, dava konusuyla ilgiliyse dikkate almak ve itirazları gerekçeli karşılamak zorundadır.

Estetik ameliyatta “komplikasyon” raporu davayı bitirir mi?

Hayır. Eser sözleşmesinde sonuç taahhüdü bulunduğundan Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, komplikasyon bulunup bulunmamasının tek başına yeterli olmadığını, taahhüt edilen sonucun gerçekleşip gerçekleşmediğinin de incelenmesi gerektiğini belirtmektedir.

Kamu hastanesi davasında bilirkişi süreci farklı mıdır?

İdari yargıda da HMK’nın bilirkişi hükümleri uygulanır (2577 sayılı Kanun m.31). Danıştay çelişkili veya yetersiz raporlarda çoğunlukla ATK ilgili Üst Kurulundan rapor aldırmaktadır.

Sonuç

Malpraktis davasında bilirkişi raporu, davanın kaderini belirleyen ancak nihai karar niteliği taşımayan bir delildir. Yargıtay, Danıştay ve Anayasa Mahkemesi kararlarındaki ortak çizgi açıktır: rapor, olayın bütün aşamalarına gerekçeli cevap vermeli; heyet, uyuşmazlığın tıbbi alanını temsil etmeli; çelişen raporlar giderilmeden hüküm kurulmamalı; itirazlar ve uzman görüşleri gerekçeli biçimde karşılanmalıdır. Hasta açısından en önemli hazırlık, eksiksiz tıbbi kayıtlar, itirazın iki haftalık sürede soru bazlı hazırlanması ve gerekiyorsa HMK m.293 uzman görüşüdür; hekim ve hastane açısından da aynı araçlar savunmanın temelidir. Estetik uygulamalarda raporun komplikasyonla yetinmeyip sonuç taahhüdünü de değerlendirmesi, kamu hastanesi davalarında ise Üst Kurul raporunun belirleyici olması dosya stratejisini ayrıca etkiler. Konu hakkında ayrıntılı bilgi ve hukuki destek için İstanbul tazminat avukatı hizmetlerimizden yararlanabilirsiniz.

Bu makale, Sarıoğlu & Sefer Hukuk Bürosu adına Av. Fatih SEFER tarafından hazırlanmıştır.

Sarıoğlu & Sefer Hukuk ve Danışmanlık Bürosu
Osmaniye Mah., İsmail Erez Bulvarı No: 9/2, 34146 Bakırköy/İstanbul