Tevkifat Sorumluluğu ve Kamu Borcunun Tahsili

Tevkifat sorumluluğu, kanunun bir kamu alacağını hak sahibine yapılacak ödemeden kesip tahsil dairesine aktarmakla görevlendirdiği kişinin, bu yükümlülüğü zamanında ve gereği gibi yerine getirmemesinden doğan sorumluluktur. 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 22. maddesi uyarınca, kesilip ödenmesi gereken kamu alacağı, yükümlülüğünü yerine getirmeyen gerçek veya tüzel kişiden 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre tahsil edilir. Bununla birlikte 22. madde, tek başına yeni bir vergi veya kesinti yükümlülüğü yaratmaz; kesintinin konusu, muhatabı, matrahı ve zamanı ilgili özel kanundan belirlenir.

Uyuşmazlığın çözümünde üç soru birbirinden ayrılmalıdır: Ödeme gerçekten kesintiye tabi midir, kesintiyi yapmakla hukuken kim yükümlüdür ve tahsil dairesinin takip ettiği alacak usulüne uygun biçimde doğmuş ve tahsil edilebilir hâle gelmiş midir? Bunlardan biri kanıtlanmadan yalnızca ödeme sürecinde adı geçen bir kişiden vergi talep edilmesi hukuka uygun değildir.

6183 Sayılı Kanun’un 22. Maddesi Ne Düzenler?

6183 sayılı Kanun’un 22. maddesi, amme alacağını borçlusundan kesip tahsil dairesine ödemek zorunda olan gerçek ve tüzel kişilerin, bu görevlerini kanunda belirlenen zamanlarda yerine getirmemeleri hâlinde ödenmeyen tutarın kendilerinden aynı Kanun hükümleri uyarınca tahsil edileceğini düzenler. Böylece kesinti mekanizmasının işlemesi, ödemenin yapıldığı yerde sona ermez; tahsil dairesine aktarım yükümlülüğüyle tamamlanır.

Bu hüküm, 6183 sayılı Kanun kapsamındaki amme alacaklarını koruyan genel bir tahsil normudur. Bir kişinin ticari ilişki nedeniyle başka birine ödeme yapması tek başına 22. madde kapsamına girmesine yetmez. Kesinti ve ödeme ödevi, kanuni dayanağıyla birlikte ortaya konulmalıdır.

Sorumluluğun dört kurucu unsuru

  1. Kanuni kesinti yükümlülüğü: İlgili ödeme veya işlem bakımından belirli kişiye kamu alacağını kesme ve aktarma görevi yüklenmiş olmalıdır.
  2. Kesintiye tabi ödeme veya kazanç: Fiilen gerçekleşen işlem, kesintiyi öngören vergi yahut kamu alacağı düzenlemesinin kapsamına girmelidir. Kanunda öngörülen istisnalar ve özel koşullar dikkate alınır.
  3. Yükümlülüğe aykırılık: Kesinti hiç yapılmamış, eksik yapılmış veya kesilen tutar kanuni süresinde ilgili tahsil dairesine ödenmemiş olmalıdır.
  4. Tahsil edilebilir tutarın tespiti: Talep edilen alacağın dönemi, hukuki sebebi, miktarı, ödeme zamanı ve muhatabı gösterilmeli; cebrî takip aşamasına geçilebilmesi için gerekli tarh, tahakkuk, tebliğ ve vade koşulları tamamlanmış olmalıdır.

22. maddedeki sonuç, kesinti yükümlüsünün kendi malvarlığından kamu alacağının tahsil edilmesidir. Ancak bu sonuç, belirsiz tutarlı veya henüz tahsil edilebilir nitelik kazanmamış bir verginin doğrudan ödeme emriyle istenebileceği anlamına gelmez.

Vergi Mükellefi ile Vergi Kesintisi Yapmakla Yükümlü Kişi Aynı mıdır?

Her zaman aynı değildir. Vergi Usul Kanunu’nun 8. maddesinde mükellef, kendisine vergi borcu düşen kişi; vergi sorumlusu ise verginin ödenmesi bakımından vergi dairesine karşı muhatap olan kişi olarak tanımlanır. Kesinti yoluyla vergilemede vergilendirilen gelir, istihkak sahibine ait olabilir; fakat kesme, beyan etme ve ödeme yükümlülüğü ödemeyi yapan kişiye yüklenebilir. Bu ayrım mükellef ile vergi sorumlusu arasındaki farkın temelidir.

VUK’un 11. maddesi, yaptıkları veya yapacakları ödemelerden vergi kesmekle yükümlü olanların verginin tam kesilmesinden, ödenmesinden ve ilgili diğer ödevlerden sorumlu olduğunu açıkça belirtir. Kesinti yükümlüsünün vergi dairesine karşı sorumluluğu, verginin asıl mükellefinin kim olduğunu değiştirmez. Sorumlu, kanunun izin verdiği ölçüde ödediği vergi için asıl mükellefe rücu edebilir; ancak rücu imkânı, vergi idaresine süresinde ödeme yapma yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz.

VUK m.11’deki mal alım satımı ve hizmet ifasına bağlı müteselsil sorumluluk düzenlemesi ise farklıdır. Alım satım tarafları veya bağlantılı kişiler hakkındaki bu sorumluluk, maddede belirtilen somut ilişkilerin ve koşulların tespitini gerektirir; kesinti yapma ödevinin ihlal edildiği her olayda bütün işlem tarafları kendiliğinden kamu borçlusu hâline gelmez.

Hangi Ödemelerde Tevkifat Sorumluluğu Doğabilir?

Kesinti ödevi, ilgili vergi veya kamu alacağı mevzuatına göre belirlenir. Gelir vergisi yönünden GVK m.94, belirtilen kurum ve kişilerin maddede sayılan ödemeleri avanslar dâhil nakden veya hesaben yaptıkları sırada tevkifat yapmasını öngörür. Ücret, bazı serbest meslek ve kira ödemeleri bu sistemin başlıca örnekleridir. GVK m.107/3’e göre verginin tevkif suretiyle alınması hâlinde, tarhiyatın muhatabı da mükellef hesabına kesinti yapmak zorunda olan kişi olabilir.

Kurumlar vergisi bakımından KVK m.15 ve m.30, farklı mükellef ve kazanç kategorilerinde kesinti ödevi düzenler. Özellikle dar mükellef kuruma yapılan bir ödemenin KVK m.30 uyarınca kesintiye tabi olup olmadığı, gelirin hukuki niteliğinin ve uygulanabilir çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmasının incelenmesini gerektirir. Her yurt dışı ödemesi veya her hizmet bedeli kendiliğinden stopaja tabi değildir.

3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 9. maddesi kapsamında verginin ödenmesinden sorumlu tutulma ve KDV tevkifatı uygulamaları da özel kanuni düzenlemelere dayanır. Bunlar gelir vergisi stopajıyla aynı işlem olarak ele alınamaz. 6183 m.22’ye başvurulmadan önce, hangi alacağın hangi özel düzenleme uyarınca kesilip ödenmesi gerektiği somut olarak saptanmalıdır.

Kesinti ne zaman yapılır, ne zaman ödenir?

Kesintinin doğduğu an ile vergi dairesine beyan ve ödeme vadesi birbirinden farklıdır. GVK m.94 bakımından kesinti kural olarak sayılan ödemelerin nakden veya hesaben yapıldığı sırada doğar; beyan ve ödeme ise ilgili beyan rejiminin takvimine tabidir. Muhtasar ve Prim Hizmet Beyannamesi kapsamındaki sürelerin güncel uygulaması ayrıca kontrol edilir.

Örneğin Gelir İdaresi Başkanlığının 2026 vergi takviminde, Eylül 2026 dönemine ilişkin GVK m.94 ve KVK m.15 ile m.30 kapsamındaki aylık kesintiler için beyan ve ödeme son günü 26 Ekim 2026 olarak gösterilmiştir. Bu tarih bütün dönemlere ve bütün kesinti türlerine uygulanabilecek değişmez bir süre değildir; özel süre, uzatma ve tatil kuralları her somut dönemde ayrıca değerlendirilir.

Kesinti Yapılmaması ile Kesilen Tutarın Yatırılmaması Arasındaki Fark

DurumVergisel sorunHukuki sonuç
Kesinti zorunlu olduğu hâlde hiç yapılmadı.Ödemenin kesinti kapsamında bulunması ve doğru sorumlunun belirlenmesi gerekir.İlgili vergi kanunu ve VUK m.11 kapsamında tarhiyat; koşulları varsa vergi cezası, sonrasında tahsil süreci gündeme gelir.
Kesinti eksik yapıldı.Eksik matrah, yanlış oran veya istisna uygulaması araştırılır.Gerçekten eksik kalan vergi somut dönemin hukuku uyarınca istenebilir.
Kesinti yapıldı ve beyan edildi, fakat ödenmedi.Kesilen ve tahakkuk eden kamu alacağı vadesinde tahsil dairesine aktarılmamıştır.Vadesi geçmiş, tahsile elverişli tutar için 6183 m.22 ve cebrî tahsil hükümleri işletilebilir.
Ödeme kesintiye tabi değil veya kesinti yapan kişi yanlış belirlendi.Verginin kanuni sebebi yahut sorumlunun sıfatı eksiktir.Geçerli bir tarh ve takip dayanağı kurulamaz; işlem dava konusu yapılabilir.

Hiç kesilmeyen vergi için 22. madde, tarhiyat sürecini atlayıp doğrudan yeni bir borç yaratma yetkisi vermez. Önce kesinti sorumluluğunu doğuran özel kural ve usulüne uygun vergilendirme işlemleri incelenir. Kesilip beyan edilen, fakat ödenmeyen vergide ise tartışma çoğunlukla alacağın vadesi, ödeme veya mahsup kayıtları ve takip koşullarında yoğunlaşır.

Kesinti Yükümlüsünün Sorumlu Olduğu Tutar Nasıl Belirlenir?

Tahsil idaresi, kesinti sorumlusunun her türlü kamu borcunu değil, ihlal edilen kesinti yükümlülüğü ile bağlantılı, hukuken istenebilir tutarı talep edebilir. Vergi aslına bağlı gecikme zammı ve ayrı bir vergi ziyaı cezası doğup doğmadığı, bunların dönem ve usul koşulları üzerinden ayrıca belirlenir. 6183 m.22’nin kendisi bağımsız bir vergi ziyaı cezası düzenlemez. Vergi ziyaı cezasının maddi koşulları VUK m.341 ve 344 kapsamında değerlendirilir.

Varsayımsal örnekte, ilgili tarihte hukuken yüzde 10 kesinti yapılması gereken 100.000 TL brüt ödeme bulunduğunu varsayalım. Kesilmesi gereken tutar 10.000 TL’dir. Ödeme yapan kişi 10.000 TL’yi hak sahibinin alacağından düşüp kendi hesabında tutmuş, fakat ilgili vergi dairesine yatırmamışsa kamu alacağının 10.000 TL’lik aslı yönünden kesinti sorumluluğu doğar; gecikme zammı ve varsa cezaların ayrıca kendi kanuni koşullarına göre hesaplanması gerekir. Yüzde 10, yalnızca hesaplama tekniğini göstermek için seçilmiş varsayımsal orandır; herhangi bir ödeme türünün 2026 yılı yasal oranı olarak sunulmamaktadır.

Kesintinin gerçekte yapıldığının, başka bir vergi borcuna mahsup edildiğinin veya tahsil dairesine ödendiğinin ileri sürülmesi hâlinde ilgili tahakkuk, mahsup ve tahsil kayıtları karşılaştırılmalıdır. Aynı kamu alacağının bir kez tahsil edilmesinden sonra aynı tutarın ikinci kez alınması mümkün değildir.

6183 m.22 ile 22/A Arasındaki Temel Fark Nedir?

22. madde, kanunen başkasının kamu alacağını kesip aktarmakla yükümlü kişinin sorumluluğunu düzenler. 22/A maddesi ise belirli kamu ödemeleri ve işlemlerinde, hak sahibinin vadesi geçmiş kamu borcunun bulunup bulunmadığının araştırılması ve şartları oluştuğunda yapılacak ödemeden borç tutarı kadar kesinti yapılması mekanizmasını düzenler. Yani 22/A’da ödeme alacaklısının önceden var olan kamu borcu esas alınırken, 22. maddede kanuni kesinti yükümlülüğünün yerine getirilmemesi söz konusudur.

22/A’daki vadesi geçmiş borç bulunmadığına ilişkin belge kontrolü ve kamu ödemelerinde vergi borcu kesintisi bu nedenle ayrı ele alınır. İşlemi yapanın 22/A’ya aykırı davranması nedeniyle öngörülen idari para cezası ile 22. madde uyarınca ödenmeyen kamu alacağının sorumludan tahsili aynı yaptırım değildir.

Danıştay Kararlarına Göre Sorumluluğun Belirleyici Şartları

1. Gerçek ödeme yapan ve kesintiyle yükümlü olan kişi belirlenmelidir

Danıştay 3. Dairesinin 10.03.2022 tarihli, E.2018/22, K.2022/1066 sayılı kararında, direksiyon sınavlarında görev alanlara ödenen ücretlerden yapılacak kesinti nedeniyle ilçe millî eğitim müdürlüğü adına düzenlenen ödeme emri incelenmiştir. Danıştay, ilgili düzenlemelerde kesinti görevinin sürücü kurslarına verildiğini ve ücret ödemelerinin millî eğitim müdürlüklerince yapıldığının ortaya konulamadığını dikkate alarak ödeme emrinin iptalini yerinde bulmuştur. Sonuç: Kesinti sorumluluğu, işlemle ilgisi bulunan kurumlardan herhangi birine varsayımla yüklenemez.

2. Kesintiye tabi kazancın hukuki niteliği kanıtlanmalıdır

Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunun 09.02.2022 tarihli, E.2021/179, K.2022/28 sayılı kararında, dar mükellef kurumdan alınan süpervizörlük hizmetine ilişkin ödeme değerlendirilmiştir. Kurul, somut sözleşmede hizmetin ticari faaliyet kapsamında kaldığı ve KVK m.30 uyarınca serbest meslek kazancı olarak tevkifata tabi tutulamayacağı sonucuna ulaşmıştır. Buna karşılık önceki daire kararında anlaşmanın kaynakta kesinti ve iade hükümlerine ağırlık verilmiş, Kurul kararına da karşı oy yazılmıştır. Sonuç: Kesinti sorumluluğunun kaynağı, ödemenin etiketine değil gelir türüne, sözleşmenin gerçek içeriğine ve uygulanabilir anlaşmaya göre belirlenir.

Danıştay 9. Dairesinin 14.11.2023 tarihli, E.2022/2956, K.2023/4531 sayılı kararında da, hurda alımlarında kesinti sorumluluğunun doğması için alımın kesinti öngörülen kişi grubundan yapıldığının ortaya konulması gerektiği vurgulanmıştır. Sorumluluk doğuran işlem türü kanıtlanmadan stopaj tarhiyatı yapılamaz.

3. Vekâlet ücretinde ödemenin nasıl gerçekleştiği önem taşır

Danıştay 9. Dairesinin 16.04.2024 tarihli, E.2023/5985, K.2024/1694 sayılı kararında, avukatın icra dosyasındaki alacaktan hapis hakkını kullanarak vekâlet ücretini tahsil ettiği olayda, kooperatif adına yapılan stopaj tarhiyatının kaldırılması yönündeki karar onanmıştır. Somut olayda kooperatifin vekâlet ücreti üzerinde tasarruf ve ödeme yetkisinin bulunmaması belirleyici görülmüştür. Bu karar, her vekâlet ücreti ödemesinin kesintiden istisna olduğunu değil, ödemenin kim tarafından ve hangi hukuki işlemle yapıldığının araştırılması gerektiğini gösterir.

4. Kesilen verginin hak sahibi bakımından sonuçları ayrıca değerlendirilir

Danıştay 4. Dairesinin 25.03.1999 tarihli, E.1998/763, K.1999/1243 sayılı kararı, tevkif edilen vergilerin mahsup ve ödeme kayıtlarının araştırılması gereken bir uyuşmazlığa ilişkindir. Kararda, kesintinin ödenmesi sorumluluğunun kesintiyi yapana ait olduğu ve bu sorumluluğun, gelirinden kesinti yapılan kişiye otomatik olarak yüklenemeyeceği yönündeki mahkeme gerekçesi onanmıştır. Bununla birlikte mahsup ve iade taleplerinde, somut dönemin özel koşulları ile kesintinin gerçekleştiğini gösteren belgeler ayrıca değerlendirilmelidir.

Ödenmeyen Tevkifat Borcu İçin Ödeme Emri ve Haciz Uygulanabilir mi?

Evet; ancak alacak vadesinde ödenmemiş ve cebrî tahsile elverişli olmalıdır. 6183 sayılı Kanun’un 55. maddesi, vadesinde ödenmeyen kamu alacağı için borçluya ödeme emri gönderilmesini öngörür. Ödeme emrinde asıl ve ferî alacağın niteliği ile miktarı gösterilir; ilgiliden 15 gün içinde ödeme veya mal bildirimi istenir. Bu aşamadan sonra kanuni şartlar dâhilinde haciz ve diğer takip yolları uygulanabilir. Sürecin genel esasları vergi dairesi ödeme emrinin koşulları çerçevesinde değerlendirilir.

Ödeme emrinin muhatabı şirketse, şirketin kesinti sorumluluğu ile yöneticinin, ortağın veya kanuni temsilcinin kişisel sorumluluğu aynı değildir. Şirket borcunun yönetici ya da ortaktan istenmesi, VUK m.10, 6183 m.35 veya mükerrer 35 gibi ayrı hükümlerdeki koşulların kendi içinde incelenmesini gerektirir. Kesinti yapılmadığı iddiası, sırf bu nedenle herhangi bir çalışanı, muhasebeciyi veya ortağı şahsen kamu borçlusu yapmaz.

Tevkifat Borcuna veya Ödeme Emrine Karşı Hangi Sürede Dava Açılır?

Başvuru yolu, dava konusu işlemin türüne göre değişir. Vergi sorumlusu adına ihbarnameyle cezalı tarhiyat yapılmışsa kural olarak İYUK m.7 uyarınca tebliği izleyen günden itibaren 30 gün içinde vergi mahkemesinde dava açılır. Tarhiyat davasının tahsilata etkisi, İYUK m.27/4 ve istisnaları çerçevesinde değerlendirilir.

Buna karşılık 6183 m.55 kapsamında ödeme emri tebliğ edilmişse, 6183 m.58 uyarınca tebliği izleyen günden itibaren 15 gün içinde görevli vergi mahkemesinde dava açılması gerekir. Borcun bulunmadığı, kısmen ödendiği veya tahsil zamanaşımına uğradığı savunmaları ile sorumluluğun maddi ve hukuki koşullarının yokluğu somut dosyanın sınırları içinde ortaya konulmalıdır. Ayrıntılı dava rejimi ödeme emrine karşı 15 günlük dava yolunda incelenmiştir.

İYUK m.7/2 uyarınca kesinti yapılan gelir sahibinin tevkifat işlemine karşı açacağı vergi davasında süre başlangıcı, kural olarak istihkak sahibine ödemenin yapıldığı tarihtir. Bu süre başlangıcı, kesinti sorumlusuna tebliğ edilen tarhiyat veya ödeme emrine ilişkin süreyle karıştırılmamalıdır.

Ödeme emrine karşı dava açılması, tarhiyata karşı açılan olağan vergi davasındaki otomatik tahsil durması kuralıyla aynı sonucu doğurmaz. Tahsil işlemine karşı davada gerektiğinde ayrıca yürütmenin durdurulması talep edilmelidir. Tahsil zamanaşımı bakımından ise 6183 m.102 ve 103 hükümleri uygulanır; beş yıllık tahsil zamanaşımı vadenin rastladığı yılı izleyen takvim yılı başından hareketle ve kesilme sebepleri dikkate alınarak hesaplanır.

Tevkifat Sorumluluğu Uyuşmazlığında Hangi Belgeler Belirleyicidir?

  • Ödemenin dayanağı olan sözleşme, hakediş, ücret bordrosu, fatura, serbest meslek makbuzu, banka dekontu ve icra dosyası kayıtları.
  • Ödemenin kim tarafından, kime, hangi tarihte ve hangi hukuki sıfatla yapıldığını gösteren belgeler.
  • Kesinti oranını ve istisnayı belirleyen ilgili dönemin mevzuatı; sınır ötesi ödemelerde uygulanabilir vergi anlaşması ve gerekli mukimlik belgeleri.
  • Muhtasar ve Prim Hizmet Beyannamesi, tahakkuk fişi, vergi dairesi hesap dökümü, ödeme ve mahsup belgeleri.
  • Vergi inceleme raporu, takdir komisyonu kararı, vergi/ceza ihbarnamesi, ödeme emri ve bunların tebliğ kayıtları.

Belge incelemesi, yalnız miktar hesabı için değil, hukuken doğru muhatabın belirlenmesi ve aynı verginin tekrar istenmesinin önlenmesi için de zorunludur. Özellikle başkasının hesabına yapılan ödemeler, icra tahsilatları, kurumlar arası aktarımlar ve hizmete bağlı karma sözleşmelerde ödeme akışı tek tek ortaya konulmalıdır.

Sık Sorulan Sorular

Stopajı kesen kişi ödeme yapmazsa borç kime ait olur?

Kanunen kesinti yapmak ve tahsil dairesine aktarmakla yükümlü kişi, yerine getirmediği bu görev nedeniyle ilgili kamu alacağından sorumlu tutulur. 6183 m.22 tahsil dayanağını; kesinti yükümlülüğünün ayrıntılarını ise ilgili vergi kanunu belirler.

Vergi hiç kesilmediyse doğrudan ödeme emri gönderilebilir mi?

6183 m.22 tek başına tarhiyat yerine geçmez. Kesinti yükümlülüğünün doğduğu, verginin miktarı ve gerekli vergilendirme işlemleri belirlenmeden yalnız 22. maddeye dayanılarak doğrudan cebrî tahsil yapılamaz.

Çalışandan vergi kesildiği hâlde işveren yatırmazsa çalışan aynı vergiyi tekrar öder mi?

Vergi kesintisinin usulüne uygun gerçekleştiği ispatlandığında, kesilen tutarın yatırılmasına ilişkin yükümlülük esas olarak kesinti sorumlusuna aittir. Gelir sahibinin mahsup veya iade hakkı ise ilgili vergi kanunu, somut dönem ve ispat belgeleri çerçevesinde incelenir.

Tevkifat borcuna itiraz süresi 15 gün mü, 30 gün mü?

İhbarnameyle yapılan vergi tarhiyatına karşı genel dava süresi 30 gündür. 6183 kapsamında tebliğ edilen ödeme emrine karşı özel dava süresi 15 gündür. İlgili sürenin başlangıcı, işlemin usulüne uygun tebliğine göre belirlenir.

Şirketin stopaj borcu doğrudan şirket müdüründen istenebilir mi?

Hayır. Şirketin vergi sorumluluğu, müdür veya kanuni temsilcinin kişisel takip koşullarının kendiliğinden gerçekleştiği anlamına gelmez. İkincil şahsi sorumluluk için ayrıca uygulanabilir kanuni hükmün şartları ortaya konulmalıdır.

Sonuç: Kesinti Sorumluluğu Kanuni Ödev ve Doğru Muhatap Üzerinden Kurulur

6183 sayılı Kanun’un 22. maddesi, kamu alacağını kesip tahsil dairesine aktarmakla yükümlü kişinin bu ödevi ihlal etmesi hâlinde kamu alacağının kendisinden tahsiline olanak verir. Ancak takip yapılabilmesi için kesintinin kanuni dayanağı, gerçek ödeme işlemi, sorumlunun kimliği, borcun tutarı ve tahsil koşulları birlikte kanıtlanmalıdır. Vergi sorumluluğu, bütün işlem taraflarına otomatik yayılan sınırsız bir borçluluk değildir.

Kesinti sorumlusu adına tarhiyat veya ödeme emri düzenlenmişse, belgelerin ve dava süresinin gecikmeden incelenmesi gerekir. Somut uyuşmazlıklarda vergi hukuku kapsamında hukuki danışmanlık ve dava takibi, tarhiyatın veya tahsil işleminin hangi hukuki sebeple tartışılması gerektiğinin belirlenmesine hizmet eder.

Kaynakça ve İlgili İçtihatlar

  • 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun, m.1–3, 22, 22/A, 37, 51, 55, 58, 102–103.
  • 213 sayılı Vergi Usul Kanunu, m.3, 8, 11, 341 ve 344; 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu, m.94, 98, 107; 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu, m.15 ve 30; 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu, m.9; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu, m.7 ve 27.
  • Danıştay 3. Daire, 10.03.2022, E.2018/22, K.2022/1066
  • Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu, 09.02.2022, E.2021/179, K.2022/28
  • Danıştay 9. Daire, 14.11.2023, E.2022/2956, K.2023/4531
  • Danıştay 9. Daire, 16.04.2024, E.2023/5985, K.2024/1694
  • Danıştay 4. Daire, 25.03.1999, E.1998/763, K.1999/1243
  • Gelir İdaresi Başkanlığı, 2026 Vergi Takvimi (Eylül 2026 döneminin 26.10.2026 tarihli tevkifat beyan ve ödeme son günü).

Av. Fatih SEFER