Amme Alacağı İptal Davası: Şartlar, Süre ve Sonuçlar

Amme alacağı iptal davası, kamu borçlusunun alacağın tahsilini güçleştiren veya engelleyen belirli mal devirleri, bağışlamalar, rehinler ve diğer hukuki işlemlerinin alacaklı kamu idaresi bakımından etkisiz kılınması amacıyla açılan davadır. 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 24. maddesi gereğince dava genel görevli adli yargı mahkemesinde, kural olarak asliye hukuk mahkemesinde görülür. İptal sebebi 27–30. maddelerden birine dayanmalı; 26. maddedeki tasarruf tarihinden itibaren beş yıllık hak düşürücü süre geçirilmemiş olmalıdır. Kabul kararı, kural olarak malın tapusunu borçlu adına geri döndürmez; kamu idaresine, alacağı ölçüsünde haciz ve satış imkânı sağlar.

Bu dava, kamu alacağının doğrudan tahsil edilmesi için borçlunun mevcut malvarlığına uygulanan hacizden farklıdır. Borçlu adına kayıtlı olmayan, fakat kamu borcunun tahsilinden kaçırıldığı ileri sürülen bir mal veya hak üzerindeki işlemin alacaklı idareye karşı sonuç doğurup doğurmayacağı incelenir. Davaya konu alacağın 6183 sayılı Kanun kapsamına girip girmediği ise amme alacağının kapsamı ve türleri bakımından ayrıca belirlenir.

6183 Sayılı Kanun’a Göre İptal Davasının Hukuki Niteliği Nedir?

6183 sayılı Kanun’un 24. maddesi, 27, 28, 29 ve 30. maddelerde belirtilen tasarruf ve işlemlerin iptali için genel mahkemelerde dava açılacağını düzenler. Bu nedenle işlemin dayanağı vergi veya başka bir kamu alacağı olsa da, bu iptal davası bir vergi mahkemesi davası değildir. Tahsil dairesinin ödeme emrinin veya haciz kararının hukuka uygunluğunu denetleyen idari dava ile kamu borçlusunun üçüncü kişilerle yaptığı malvarlığı işlemini konu alan hukuk davası farklıdır.

Kanundaki “hükümsüzlük” ifadesi, her somut olayda sözleşmenin herkes bakımından baştan itibaren yok sayılması anlamına gelmez. Tasarrufun iptali, alacaklı kamu idaresinin tahsil yetkisini koruyan nispi etkili bir hukuki korumadır. Üçüncü kişinin mülkiyet hakkı, uyuşmazlık tarafları dışındaki herkes yönünden kendiliğinden ortadan kalkmaz. Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 20.12.2017 tarihli, E.2015/6676, K.2017/11897 sayılı kararında da iptal ve yeniden tescil yerine alacakla sınırlı haciz ve satış yetkisinin hüküm altına alınması gerektiği açıklanmıştır.

Amme Alacağı İptal Davası Açılmasının Şartları Nelerdir?

İdare, yalnızca borçlunun mal devretmiş olduğunu göstererek davayı kazanamaz. Kamu borcu, takip, malvarlığı yetersizliği, tasarruf tarihi ve kanuni iptal sebebi birlikte değerlendirilir.

1. Kamu alacağı bulunmalı ve takip hukuken elverişli olmalıdır

İptal davasının dayanağı, gerçek ve tahsil edilebilir bir kamu alacağı olmalıdır. Alacaklı idare, borcun hangi vergi, ceza veya diğer kamu alacağından doğduğunu; ilgili dönemini, tutarını ve borçluya yöneltilen takip işlemlerini ortaya koymalıdır. Tahakkuk kayıtları, ihbarnameler, ödeme emirleri, tebliğ belgeleri ve dava veya ödeme durumunu gösteren kayıtlar bu incelemede belirleyicidir.

Takip yönünden yalnız ödeme emrinin düzenlenmiş olması yeterli sayılmaz; somut olayda usulüne uygun tebliğ, kesinleşme ve varsa yargısal iptal kararlarının etkisi de araştırılır. Kamu alacağının kendisinin veya takibin hukuken ortadan kalktığı durumlarda, iptal davasının tahsil amacı da buna bağlı olarak değerlendirilir.

2. Tasarruf, iptali istenen borcun doğumundan sonra yapılmalıdır

Yargıtay uygulamasında tasarrufun iptali için temel zaman ilişkisi, borcun doğumunun tasarruftan önce gerçekleşmesidir. Borcun doğumu, ödeme emri tebliğ tarihiyle veya cebri takibin başladığı günle otomatik olarak aynı kabul edilmez. Vergi borcunda vergiyi doğuran olay ve ilgili vergilendirme dönemi, idari para cezasında ise alacağı doğuran fiil ve karar süreci dikkate alınır.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 19.06.2023 tarihli, E.2023/2811, K.2023/8145 sayılı kararında, birden fazla hisse devri bakımından hangi borcun hangi tarihte doğduğu ve her tasarruf gününde ne miktarda kamu alacağı bulunduğu açıklığa kavuşturulmadan hüküm kurulması doğru bulunmamıştır. Buna göre sonradan doğan borçlar, önceki tasarrufa ilişkin iptal hükmünün kapsamını kendiliğinden genişletmez.

3. Borçlunun malvarlığı tahsil için yetersiz olmalıdır

İptal davası, alacağın borçlunun mevcut malvarlığından elde edilememesi tehlikesini gidermeyi amaçlar. Borçlunun hacze elverişli malları, hak ve alacakları, mal beyanı ve fiilî tahsil sonuçları incelenmelidir. Aciz hâli ve tahsil edilemeyen kamu alacağı bu değerlendirmeyle yakından bağlantılıdır.

Ancak 6183 sayılı Kanun kapsamındaki iptal davası için İcra ve İflas Kanunu’ndaki tasarrufun iptali davasında aranan biçimde mutlaka kesin veya geçici aciz belgesi ibrazı şart değildir. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, 12.11.2020 tarihli, E.2019/3903, K.2020/7029 sayılı kararında, 6183’e göre kesinleşmiş takip ve borcu ödeyememe durumunun yeterli olduğunu; salt aciz belgesi sunulmamasının davanın reddini gerektirmeyeceğini belirtmiştir. Bu ayrım, malvarlığı yetersizliğinin ispatından vazgeçildiği anlamına gelmez.

4. Kanunda gösterilen somut iptal sebebi ispatlanmalıdır

6183 sayılı Kanun’un 27–30. maddeleri farklı işlem ve ispat koşulları öngörür. Gerçek bağış, bedelin açıkça düşük olduğu satış, önceki borcu güvenceye bağlayan rehin, vadesiz ödeme ve tahsili engelleme amacıyla yapılan işlem aynı kurallara tabi değildir. İdare, ileri sürdüğü olguları ilgili maddeyle ilişkilendirmeli; davalı da işlemin gerçek bedelini, ödeme biçimini, işlem tarihindeki mali durumu ve iyi niyetini destekleyen delilleri sunmalıdır.

Hangi Tasarruflar İptale Konu Edilebilir?

İptale elverişli işlemler kapalı bir mal türü listesiyle sınırlı değildir. Taşınmaz, araç, pay, alacak hakkı veya başka bir malvarlığı unsuru üzerindeki işlem, 27–30. maddelerden birinin koşullarını karşılıyorsa dava konusu olabilir.

Hukuki dayanakİşlemin niteliğiBelirleyici koşul
6183 m.27Bağışlama ve karşılıksız tasarrufKanundaki borçlu/mal beyanı durumu ve iki yıllık geriye dönük dönem veya ödeme süresi sonrası işlem
6183 m.28/2–3Pek düşük bedelli işlem; kaydıhayat şartıyla irat veya intifa hakkıİşlemin kanundaki bağışlama benzeri niteliğinin ispatı
6183 m.29Belirli rehinler ve olağan dışı ya da erken ödemelerMadde metnindeki işlem türü ve süre koşulları
6183 m.30Tahsili imkânsızlaştırma amacı taşıyan işlemBorçlunun amacı; karşı tarafın bunu bilmesi veya bilmesinin gerekmesi

Bağışlama, düşük bedelli satış ve yakınlar arasındaki devirler

6183 sayılı Kanun’un 27. maddesi, belirli koşullarla borçlunun bağışlama ve ivazsız tasarruflarını hedef alır. 28. maddenin mevcut 2. bendi, verilen malın işlem tarihindeki gerçek değerine kıyasla pek düşük bir karşılık kabul edilen sözleşmeleri bağışlama hükmünde sayar. Bu nedenle taşınmazın tapuda satış olarak gösterilmesi tek başına güvenli bir devir yapıldığı anlamına gelmez. Vergi borcu devam ederken bağışlama ve ivazsız tasarrufların özel şartları ayrı bir inceleme konusudur.

Yakın akrabalar arasında yapılan her bedelli devir bugün kendiliğinden bağışlama sayılmaz. Anayasa Mahkemesi 22.06.2023 tarihli, E.2022/134, K.2023/116 sayılı kararıyla 6183 sayılı Kanun’un 28/1. bendini iptal etmiştir. Karar 15.09.2023 tarihli ve 32310 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmış; dokuz aylık erteleme sonunda iptal hükmü 15.06.2024 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu bentteki sırf belirli yakınlık derecelerine dayalı otomatik bağışlama kabulü artık uygulanamaz.

Bu değişiklik, aile içi tasarrufların dokunulmaz olduğu anlamına da gelmez. Gerçekte bedel ödenmemişse m.27, bedel malın değerine göre pek düşükse m.28/2, karşı taraf tahsili engelleme amacını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa m.30 koşulları ayrıca araştırılır. Daha önce tamamlanmış ve kesinleşmiş yargılamalarda iptal kararının zaman bakımından etkisi, kararın kesinleşme durumu ve ilgili usul kuralları çerçevesinde ayrıca değerlendirilir.

Rehin, olağan ödeme aracı dışındaki ödeme ve mal kaçırma amacı

6183 sayılı Kanun’un 29. maddesi, önceden taahhüt edilmiş teminat istisnası saklı kalmak üzere mevcut borca sonradan rehin verilmesini; borcun para veya alışılmış ödeme aracı dışında ödenmesini ve henüz vadesi gelmemiş borca ödeme yapılmasını belirli koşullarla hükümsüz sayar. Satış, rehin ve ödeme çeşitleri arasındaki ayrım, vergi borcu varken mal devri ve rehin işlemleri bakımından önemlidir.

30. madde ise daha geniş ama ispatı farklı bir koruma sağlar. Borçlunun malı yoksa veya borcuna yetmiyorsa, kamu alacağının tahsilini engellemek amacıyla yaptığı tek taraflı işlemler ile bu amacı bilen veya bilmesi gereken kişilerle yaptığı işlemler iptale konu olur. Burada iki yıllık geriye dönük sınıra bağlı kalınmaz; ancak 26. maddedeki beş yıllık dava açma sınırı yine geçerlidir. Tarafların yakınlığı tek başına kesin sonuç yaratmaz; mali durum bilgisi, bedelin ödenmesi, devir zinciri ve işlemlerin ekonomik gerekçesi birlikte incelenir.

Beş Yıllık Hak Düşürücü Süre Ne Zaman Başlar?

6183 sayılı Kanun’un 26. maddesindeki beş yıllık süre, iptali istenen tasarrufun yapıldığı tarihte başlar. Vergi borcunun kesinleştiği, ödeme emrinin tebliğ edildiği veya idarenin devri öğrendiği gün bu sürenin genel başlangıç tarihi değildir. Yargıtay bu süreyi hak düşürücü nitelikte kabul eder; mahkeme tarafından kendiliğinden dikkate alınır.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, 26.03.2025 tarihli, E.2022/9823, K.2025/5004 sayılı kararında, tasarruf gününden dava gününe kadar beş yıl geçmesi nedeniyle davanın reddini uygun bulmuştur. İlgili süre, 6183 sayılı Kanun’un tahsil zamanaşımıyla veya vergi mahkemesinde dava açma süresiyle karıştırılmamalıdır.

Kanunun 27. ve 29. maddelerinde bulunan iki yıllık dönem ise farklıdır: Bu hükümlerin kapsadığı işlemlerin ödeme süresinin başladığı tarihten geriye doğru ne kadar zamanda yapılmış olabileceğini belirler. Ödeme süresinin başlamasından sonraki işlemler için hükümde ayrıca düzenleme vardır; buna rağmen tasarruf gününden başlayan beş yıllık dava sınırı korunur. Bu iki süreyi aynı hesaplama olarak görmek hukuken yanlıştır.

Varsayımsal örnek: 10 Mayıs 2022’de gerçekleşen bir taşınmaz devrinin iptali, diğer koşullar mevcutsa, kural olarak bu devirden itibaren beş yıl içinde dava konusu edilmelidir. İdarenin devri 2026 yılında öğrenmiş olması beş yıllık sürenin başlangıcını 2026’ya taşımaz. İşlemin iki yıllık dönem içinde kalıp kalmadığı ise ayrıca uygulanacak m.27 veya m.29 yönünden incelenir.

İptal Davası Kime Karşı Açılır? Sonraki Alıcı Sorumlu Olur mu?

6183 sayılı Kanun’un 25. maddesine göre dava, borçluyla hukuki işlem yapan veya borçlu tarafından kendisine ödeme yapılan kişilere, bunların mirasçılarına ve kötü niyetli diğer üçüncü kişilere yöneltilir. Böylece davalı olarak yalnız ilk mal devralanı değil, kanundaki kötü niyet koşulları gerçekleştiğinde sonraki devralan da gündeme gelebilir.

Malı sonradan edinen kişinin kötü niyeti varsayılamaz. Bu kişinin kamu borçlusunun tahsilden mal kaçırma amacını bildiği veya bilmesi gerektiği somut delillerle ortaya konmalıdır. Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 14.05.2018 tarihli, E.2015/17771, K.2018/4978 sayılı kararında, önceki devrin düşük bedelli olmasının daha sonraki devralanın kötü niyetini tek başına kanıtlamadığı belirtilmiştir.

Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 01.04.2026 tarihli, E.2025/5406, K.2026/2181 sayılı kararı da devir zincirinin tamamının incelenmesini istemiştir. Kötü niyet iddiasının yöneltildiği sonraki devralanların davaya katılıp katılmayacağı açıklığa kavuşturulmalı; dava bu kişiler yönünden yürütülmeyecekse ilk devralanların bedel sorumluluğu ayrıca değerlendirilmelidir.

Görevli ve Yetkili Mahkeme Hangisidir?

6183 sayılı Kanun’un 24. maddesinde “umumi mahkemeler” denilmiştir. Genel görevli mahkeme, asliye hukuk mahkemesidir. Mal devrinin bir şirket veya ticari işlemle bağlantılı olması, davayı kendiliğinden asliye ticaret mahkemesinin görevine sokmaz. Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 09.06.2015 tarihli, E.2014/3372, K.2015/8469 sayılı kararı bu ayrımı doğrular. Kamu alacağının özel kanun rejiminden kaynaklandığı hâllerde açık özel görev hükümleri ayrıca incelenir.

Yer bakımından yetki bakımından davanın şahsi niteliği esastır. Genel yetki kuralları ve somut olayda uygulanabilecek özel yetki hükümleri değerlendirilir. Dava konusu mal taşınmaz olsa dahi, sırf taşınmazın bulunduğu yerin her koşulda münhasıran yetkili olduğu söylenemez; talebin tapu iptali ve tescili değil, alacaklıya karşı nispi etkisizlik ve tahsil yetkisi olması önemlidir.

Ödeme emrinin veya idari haciz işleminin iptalini isteyen borçlunun açtığı dava ile buradaki adli yargı davası birbirine karıştırılmamalıdır. Vergi yargısında dava dilekçesi ve yargılama usulü için vergi davasının açılması hakkındaki ayrı düzenlemeler uygulanır.

Davayı Kazanmanın Sonucu: Tapu İptal Edilir mi, Bedel mi Ödenir?

İptal davasının kabulü, işlemin alacaklı kamu idaresine karşı tahsil ölçüsünde sonuç doğurmamasını sağlar. Tasarrufun konusu mal hâlen davalı üçüncü kişinin elindeyse, idareye bu mal üzerinde alacağı ve ilgili ferileriyle sınırlı haciz ve satış yetkisi tanınır. Kural olarak önceki malik adına yeniden tapu tesciline hükmedilmez.

6183 sayılı Kanun’un 31. maddesi uyarınca iptale tabi tasarruftan yararlanan kişi elde ettiğini iade etmekle; malı elinden çıkarmışsa bunun takdir edilecek değerini vermekle yükümlü olabilir. Bedel sorumluluğunda malın elden çıkarıldığı tarihteki gerçek değer, davaya konu olabilecek alacak ve ferileri ile kişilerin işlem zincirindeki konumu birlikte değerlendirilir. İdare, aynı kamu borcunu farklı yollardan mükerrer tahsil edemez.

Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 01.04.2026 tarihli kararının özel önemi buradadır: Her bir tasarruf tarihi itibarıyla doğmuş kamu borcunun ayrı belirlenmesi, kararın bu miktar ve ferileriyle sınırlandırılması; sonradan yapılan devirler için ise taraf teşkili veya bedel sorumluluğu seçeneklerinin doğru kurulması gerektiği vurgulanmıştır.

Mahkemenin sağladığı haciz ve satış yetkisi, satış bedelinin diğer hak sahipleri arasında dağıtılmasında bütün öncelik kurallarını ortadan kaldırmaz. Üçüncü kişilerin rehin ve sıra iddiaları bakımından amme alacağında rüçhan hakkı ve hacze iştirak kuralları ayrıca önem taşır. İflasın söz konusu olduğu olaylarda ise kamu alacağının iflastaki sırası ayrı bir hukuki inceleme gerektirir.

Davada Hangi Belgeler ve Deliller Belirleyicidir?

İptal davasında karar, soyut “mal kaçırma” iddiasına değil, işlem ile kamu alacağının tahsili arasındaki hukuki ve ekonomik bağlantıya dayanır. Özellikle aşağıdaki belgeler birlikte incelenmelidir:

  • Alacak ve takip belgeleri: Borcun türü ve dönemi, tahakkuk ve ödeme kayıtları, ödeme emri, tebliğ belgeleri, ilgili mahkeme kararları.
  • Tasarruf belgeleri: Tapu kayıtları, araç tescil bilgileri, pay devir sözleşmeleri, rehin ve temlik belgeleri, işlem tarihleri.
  • Malvarlığı araştırması: Borçlunun hesapları, haciz kayıtları, mal beyanı, mevcut malların ve hakların alacağı karşılayıp karşılamadığı.
  • Bedel ve ödeme delilleri: Banka dekontları, kredi kullandırım belgeleri, satış sözleşmeleri, ipotek bakiyeleri, değerleme ve bilirkişi raporları.
  • İşlem amacına ilişkin olgular: Tarafların bağlantısı, birbirlerinin mali durumunu bilme imkânı, kısa aralıklarla yapılan devirler, gerçek ekonomik nedenler.

Özellikle taşınmaz satışında tapudaki nominal bedelle gerçek değerin mekanik karşılaştırılması her zaman yeterli değildir. Satın alma sırasında kullanılan kredinin ve devralınan ipotek yükünün değerlendirilmesi gerekir. Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 01.04.2026 tarihli, E.2025/5406, K.2026/2181 sayılı kararında, kredi nedeniyle kurulan ipotek yükünün tapudaki satış bedeliyle birlikte ele alınarak gerçek değerle karşılaştırılması istenmiştir.

İhtiyati Haciz ve Yargılama Sürecinde Malın Yeniden Devri

İptal davası sürerken davaya konu malın yeniden elden çıkarılması, kararın uygulanmasını zorlaştırabilir. 6183 sayılı Kanun’un 13. maddesinde, iptali istenen işlem ve tasarrufların konusu olan mallarla ilgili ihtiyati haciz sebebi ayrıca düzenlenmiştir. Bunun uygulanması, kanunda öngörülen yetki ve koşulların bulunmasına bağlıdır; iptal davası açılmış olması tek başına her mal üzerinde kendiliğinden ihtiyati haciz kurulduğu anlamına gelmez.

Adli yargılamada istenecek geçici hukuki koruma ile kamu idaresinin 6183 uyarınca kullandığı ihtiyati haciz yetkisi aynı işlem değildir. Hangi korumanın seçileceği, malın kimin adına kayıtlı olduğuna, halen elde bulunup bulunmadığına ve uygulanacak özel hükümlere göre belirlenir. Yargılama sırasında devrin ortaya çıkması hâlinde, sonraki alıcıya yöneltilen talep veya bedel sorumluluğuna geçiş açık biçimde ele alınmalıdır.

6183’e Göre Tasarrufun İptali ile İcra ve İflas Kanunu’ndaki İptal Davasının Farkı

Her iki dava türü de borçlunun malvarlığını alacaklıdan kaçıran işlemlerine karşı koruma sağlar; ancak hukuki dayanakları ve ön koşulları aynı değildir. İcra ve İflas Kanunu’nun 277 ve devamı maddeleri özel hukuk alacaklıları için temel rejimi oluştururken, 6183 sayılı Kanun’un 24–31. maddeleri kamu alacaklarının korunmasına ilişkin özel düzenlemedir.

Bu ayrım özellikle aciz belgesi, işlem türleri, takip evrakı ve dava konusu alacağın niteliği bakımından önem taşır. 6183’e dayanan bir davayı, İcra ve İflas Kanunu’ndaki bütün dava koşullarını hiçbir ayrım yapmadan uygulayarak reddetmek isabetli değildir. Buna karşılık her iki davanın nispi etkili oluşu ve somut satış veya malvarlığı devrinin üçüncü kişiler bakımından sonuçları konusunda Yargıtay içtihadından yararlanılabilir.

Sık Sorulan Sorular

Vergi borcu olan kişi evini satarsa satış otomatik olarak iptal edilir mi?

Hayır. Sırf vergi borcunun varlığı satışın kendiliğinden iptal edilmesini sağlamaz. İptale konu kamu borcunun zamanı, takip durumu, alacağın tahsil edilememesi, satış bedeli ve 6183 sayılı Kanun’un 27–30. maddelerindeki somut nedenler incelenir. Kötü niyet gerektiren durumda buna ilişkin kanıt da aranır.

Vergi dairesi beş yıldan sonra tasarrufun iptali davası açabilir mi?

6183 sayılı Kanun’un 26. maddesi kapsamındaki iptal talebi, tasarruf tarihinden beş yıl geçtikten sonra ileri sürülemez. Süre hak düşürücüdür. Ayrı bir muvazaa iddiasının farklı hukuki dayanakla ileri sürüldüğü hâller ise aynı dava sebebiymiş gibi kabul edilmeden, kendi şartları çerçevesinde değerlendirilmelidir.

Alıcı, satış bedelini gerçekten ödediğini nasıl ispatlar?

En güçlü deliller, işlem tarihiyle uyumlu banka transferleri, kredi ödeme kayıtları, borç kapatma belgeleri ve gerçek değerle tutarlı sözleşme ve ekspertiz bilgileridir. Sadece tapuda bedel yazılması, gerçek ödeme yapıldığına ilişkin uyuşmazlığı her zaman çözmez.

İptal davasında vergi mahkemesi mi asliye hukuk mahkemesi mi görevlidir?

6183 sayılı Kanun’un 24. maddesine dayanan tasarrufun iptali davasında genel kural asliye hukuk mahkemesidir. Ödeme emri veya idari haciz gibi kamu idaresi işlemlerinin iptali ise kendi idari yargı rejiminde incelenir. Özel kanunla farklı görev verilen alacak türleri ayrıca değerlendirilir.

Üçüncü kişinin aldığı mal başkasına satılmışsa ne olur?

İdare, kötü niyetini kanıtlayabildiği sonraki devralan yönünden iptal istemini sürdürebilir veya kanuni şartlarda malı elden çıkaran kişinin bedel sorumluluğunu ileri sürebilir. Sonraki alıcının kötü niyeti kanıtlanmadan onun mülkiyetine doğrudan etkili sonuç bağlanamaz.

Sonuç: Davanın Esas Sorusu Tahsil Edilemeyen Alacak ile Tasarruf Arasındaki Bağlantıdır

Amme alacağı iptal davasında üç tarih kritik önemdedir: Kamu borcunun doğduğu tarih, iptali istenen tasarrufun tarihi ve davanın açıldığı tarih. Bunlara borcun takip ve tahsil durumu, tasarrufun gerçek ekonomik karşılığı ve üçüncü kişinin bilgisi eklenir. Mahkeme, iptal kararını borcun tasarruf tarihinde mevcut olan kısmı ve ilgili ferileriyle sınırlandırarak, mal üzerinde haciz ve satış ya da koşulları varsa bedel sorumluluğu yönünden hüküm kurmalıdır.

Somut bir vergi takibiyle bağlantılı malvarlığı devrinde ödeme emirlerinin, tapu ve banka kayıtlarının, malvarlığı araştırmasının ve sürelerin birlikte incelenmesi gerekir. Bu nitelikteki uyuşmazlıklar bakımından vergi hukuku kapsamında dava ve takip süreçlerine ilişkin hukuki hizmetler hakkında bilgi edinilebilir.

Kaynakça ve İncelenen İçtihatlar

  • 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun, m.3, 13 ve 24–31. Gelir İdaresi Başkanlığı, m.24 resmî metni.
  • Anayasa Mahkemesi, 22.06.2023, E.2022/134, K.2023/116; 15.09.2023 tarihli ve 32310 sayılı Resmî Gazete. Anayasa Mahkemesi Kararlar Bilgi Bankası.
  • Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, 01.04.2026, E.2025/5406, K.2026/2181.
  • Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, 17.12.2025, E.2025/5640, K.2025/8308.
  • Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, 26.03.2025, E.2022/9823, K.2025/5004.
  • Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, 19.06.2023, E.2023/2811, K.2023/8145.
  • Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, 12.11.2020, E.2019/3903, K.2020/7029.
  • Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, 14.05.2018, E.2015/17771, K.2018/4978.
  • Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, 20.12.2017, E.2015/6676, K.2017/11897.
  • Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, 09.06.2015, E.2014/3372, K.2015/8469.

Yazar: Av. Fatih SEFER