Yabancı Temsilciliklerden Gelen Tebligat ve Diplomatik Bağışıklık

Yabancı temsilciliklerden gelen tebligat, Türkiye’de bulunan bir kişiye yabancı devletin büyükelçiliği veya konsolosluğu aracılığıyla gönderilen resmî evrakın, 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 26. maddesi ve ilgili milletlerarası düzenlemeler uyarınca tebliğ edilmesidir. TK m. 26 kapsamında yabancı temsilcilikten Dışişleri Bakanlığına iletilen evrak, ilgili bakanlık ve yetkili Türk makamı aracılığıyla muhataba tebliğ edilir; işlemin sonucunu gösteren belge aynı kanaldan iade olunur. Ancak yabancı temsilcilikten gelen evrakın Türkiye’deki bir kişiye tebliği ile diplomatik bağışıklığa sahip yabancı bir temsilcilik mensubuna Türk makamlarınca tebligat yapılması farklı hukuki işlemlerdir. İkinci durumda muhatabın diplomatik statüsü, yargı bağışıklığının kapsamı ve temsilcilik binasının dokunulmazlığı ayrıca değerlendirilmelidir.

Türkiye’de yaşayan her yabancının diplomatik dokunulmazlığı bulunmadığı gibi, diplomatik ayrıcalıktan yararlanan herkese hiçbir koşulda tebligat yapılamayacağı da söylenemez. Geçerli tebliğ usulü; evrakın hangi devletten geldiğine, muhatabın gerçek kişi, yabancı devlet veya temsilcilik mensubu olmasına, uygulanabilir uluslararası sözleşmelere ve uyuşmazlığın niteliğine göre belirlenir.

Yabancı Temsilciliklerden Gelen Tebligatın Hukuki Dayanağı

Türkiye’de yerleşim yeri bulunan kişilere, yabancı devletlerin diplomatik temsilciliklerinden veya konsolosluklarından iletilen resmî evrakın tebliğine ilişkin temel düzenlemeler TK m. 26 ve Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik’in 44. maddesidir.

7201 sayılı Tebligat Kanunu — Madde 26

“Anlaşmalar hükümleri ve mütekabiliyet esasları mahfuz kalmak şartiyle, Türkiye’de mukim yerli ve yabancı şahıslara tebliğ edilmek üzere ecnebi bir memleketin elçiliğinden veya havzasında bulunduğu valilik kanalı ile konsolosluğundan Dışişleri Bakanlığına tevdi olunan evrak, ilgili vekalet kanalı ile salahiyetli mercie gönderilir ve tebliğ muamelesinin ifasını mütaakıp tasdikli olarak aynı yollardan iade edilir.”

Kanunun 26. maddesi, yabancı devlet tarafından gönderilen resmî evrakın Türkiye’deki muhataba ulaştırılmasına yönelik bir makamlar arası iletim mekanizması kurmaktadır. Düzenlemenin konusu, Türkiye’de bulunan Türk vatandaşları ile yabancı uyruklu kişilerin tamamına istisnasız özel bir tebligat rejimi uygulanması değildir. Özel rejim, yabancı temsilcilik kaynaklı resmî tebliğ talebinin Türk makamları tarafından yerine getirilmesidir.

Bu sistemde uluslararası anlaşma hükümleri ve mütekabiliyet esasları saklı tutulmuştur. Dolayısıyla taraf devletler arasında belirli bir tebligat yöntemini öngören uygulanabilir bir sözleşme bulunduğunda, yalnız TK m. 26’nın genel iletim zincirine bakılarak işlem yapılması yeterli olmayabilir.

Uygulama Yönetmeliği m. 44 Ne Düzenler?

Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik — Madde 44

Birinci fıkra: Türkiye’de yerleşim yeri bulunan yerli veya yabancı kişilere tebliğ edilmek üzere yabancı ülkenin elçiliğinden veya ilgili valilik kanalıyla konsolosluğundan Dışişleri Bakanlığına sunulan evrak, anlaşmalar ve mütekabiliyet esasları bakımından uygun görülürse Yönetmelik ek-1’deki (5) numaralı örneğe göre düzenlenmiş tebliğ mazbatasıyla ilgili bakanlığa gönderilir. İlgili bakanlık, muhatabın bulunduğu yerdeki yetkili merci aracılığıyla tebligatı yaptırır.

İkinci fıkra: Tebliğ işlemi tamamlandıktan sonra tebliğ mazbatası aynı yollardan iade edilir.

Yönetmelik m. 44, TK m. 26’daki genel çerçeveyi somutlaştırmaktadır. Özellikle Dışişleri Bakanlığının değerlendirmesi, yetkili bakanlığa sevk, Türkiye’deki yetkili merci tarafından tebliğin yapılması ve mazbatanın iadesi aşamalarını düzenler.

Burada Dışişleri Bakanlığının rolü, yabancı mahkemenin veya yabancı makamın kararının esas bakımından doğru olup olmadığını yeniden incelemek değildir. Bakanlık, kendisine sunulan tebliğ talebinin uygulanabilir uluslararası usuller ve karşılıklılık esasları bakımından değerlendirilmesinde görev alır.

TK m. 26 Kapsamında Tebligat Nasıl Yapılır?

Yabancı temsilcilikten gelen bir tebligat talebinin Türkiye’de sonuçlandırılmasında, uygulanabilir özel sözleşme hükümleri saklı kalmak kaydıyla, aşağıdaki sıra izlenir.

1. Evrakın Yabancı Temsilcilikten İletilmesi

Yabancı devletin büyükelçiliği veya yetkili konsolosluğu, Türkiye’deki muhataba tebliğ edilmesini istediği resmî evrakın iletimini sağlar. TK m. 26, konsolosluklardan gelen evrak bakımından konsolosluğun bulunduğu valilik kanalını da düzenlemektedir.

Evrakta muhatabın kimliği ve adresi ile tebliğin konusu açık biçimde belirlenmelidir. Belgelerin şekli, nüshaları, tercümeleri ve varsa talepname zorunluluğu, ilgili sözleşme ile uygulanacak usule göre tespit edilir.

2. Dışişleri Bakanlığının Değerlendirmesi

Dışişleri Bakanlığı, TK m. 26 kapsamında kendisine ulaşan resmî tebliğ talebini anlaşma hükümleri ve mütekabiliyet esasları bakımından değerlendirir.

Uygulanabilir bir uluslararası sözleşme talebin farklı makamlar aracılığıyla iletilmesini öngörüyorsa bu düzenlemenin dikkate alınması gerekir. Bu nedenle yabancı devlet kaynaklı bütün tebligat taleplerinin her durumda aynı diplomatik zinciri izleyeceği söylenemez.

3. Evrakın İlgili Bakanlığa Gönderilmesi

Talebin uygun görülmesi hâlinde evrak, tebligatın konusuna göre ilgili bakanlığa gönderilir. Adli tebligat işlemlerinde Adalet Bakanlığı ve ilgili adli makamlar görev alabilir.

Yönetmelik m. 44 uyarınca düzenlenen (5) numaralı örnek tebliğ mazbatası bu işlemde belgelendirme işlevi görür.

4. Türkiye’deki Yetkili Merci Tarafından Tebliğ

İlgili bakanlık, tebligatın muhatabın bulunduğu yerdeki yetkili merci aracılığıyla yapılmasını sağlar. Muhatabın niteliğine ve uygulanabilir mevzuata göre tebliğin kime, hangi adreste ve hangi şekilde yapılacağı belirlenir.

Bu aşamada yabancı temsilcilik kaynaklı evrak, yetkili Türk makamınca yerine getirilen bir tebligat işlemine dönüşmektedir. Tebliğ memurunun görevleri, muhatabın bulunmaması veya tebellüğden kaçınması gibi durumlarda ilgili Tebligat Kanunu ve Yönetmelik hükümleri ayrıca uygulanır.

5. Tebliğ Mazbatasının İadesi

Tebliğ gerçekleştirildiğinde işlem, usulüne uygun mazbatayla belgelenir ve Yönetmelik m. 44/2 gereğince aynı resmî kanallardan iade edilir.

İade belgesi, tebligatın yapılıp yapılmadığını, yapıldıysa hangi tarihte ve kime yapıldığını göstermelidir. Evrakın muhataba ulaştırılamaması hâlinde ise bunun nedeni yetkili makamlarca belgelenmelidir.

Önemli ayrım: Tebliğ mazbatasının yabancı makama geç ulaşması ile tebligatın geç yapılması aynı şey değildir. Tebliğ tarihi kural olarak usulüne uygun tebliğ işleminin gerçekleştiği tarihe göre belirlenir. Bununla birlikte, tebliğin gerçekleştiği yeterli belgelerle saptanamıyorsa yalnızca evrakın gönderilmiş olmasına dayanılarak muhatap aleyhine süre işletilemez.

Yabancı Temsilcilikten Gelen Evrak ile Yurt Dışına Tebligat Arasındaki Fark

Milletlerarası tebligatta karıştırılan temel meselelerden biri, evrakın hangi ülkeden çıktığı ile muhatabın hangi ülkede bulunduğudur. Bu ayrım uygulanacak kanun maddesini ve yetkili makamı değiştirir.

İşlemTemel düzenleme
Yabancı devlet temsilciliğinden Türkiye’deki kişiye gönderilen resmî evrakTK m. 26 ve Uygulama Yönetmeliği m. 44
Türkiye’den yabancı ülkede bulunan kişiye gönderilen evrakTK m. 25 ve uygulanabilir uluslararası sözleşmeler
Yabancı ülkedeki Türk vatandaşına Türkiye Büyükelçiliği veya Konsolosluğu aracılığıyla tebligatTK m. 25/a ve Uygulama Yönetmeliği m. 43

TK m. 26 Türkiye’ye gelen tebliğ taleplerini düzenlerken, Türkiye’den yabancı ülkedeki yetkili makam aracılığıyla yapılan tebligat TK m. 25’in ve ilgili uluslararası düzenlemelerin konusudur.

Benzer şekilde, yurt dışında yaşayan Türk vatandaşına Türkiye Büyükelçiliği veya Konsolosluğu aracılığıyla bildirim yapılması, TK m. 25/a kapsamındaki özel bir yöntemdir. Bu yöntemin otuz günlük süresi, yabancı temsilcilikten Türkiye’ye gelen evrakın TK m. 26 uyarınca tebliğine kendiliğinden uygulanmaz.

Bu ayrımlar, tebligat hukukunda yetkili makamın belirlenmesi ve geçerli tebliğ tarihinin tespiti bakımından önemlidir. Milletlerarası unsur bulunması, bütün tebligat işlemlerinin aynı kurallara tabi olduğu anlamına gelmez.

Türkiye’de Hangi Yabancılara Doğrudan Tebligat Yapılabilir?

Türkiye’de bulunan yabancı uyruklu kişiler, yalnızca yabancı olmaları nedeniyle genel tebligat kurallarının dışında kalmazlar. Diplomatik veya konsolosluk bağışıklığından yararlanmayan yabancı gerçek kişilere, somut işlemin niteliği ve varsa özel hükümler çerçevesinde Türk vatandaşlarına uygulanan olağan tebligat usulleri uygulanabilir.

Örneğin Türkiye’de yerleşim yeri bulunan yabancı bir kişinin kira, alacak veya aile hukukuna ilişkin uyuşmazlıkta taraf olması, tek başına Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla tebligat çıkarılmasını gerektirmez. Muhatabın gerçek adresi, temsil durumu ve varsa özel tebligat yükümlülüğü esas alınır.

Bu noktada üç statü birbirinden ayrılmalıdır:

  • Diplomatik bağışıklığı bulunmayan yabancı kişi: Genel ve uygulanabilir özel tebligat hükümlerine tabidir.
  • Diplomatik veya konsolosluk ayrıcalığından yararlanan kişi: Statüsüne, bağışıklığın kapsamına ve işlemin niteliğine göre özel usul uygulanır.
  • Yabancı devletin kendisi: Yargı bağışıklığı, temsil ve tebligat bakımından 5718 sayılı MÖHUK m. 49 ile ilgili uluslararası düzenlemeler birlikte değerlendirilir.

Bir yabancı şirketin Türkiye’de ticari faaliyette bulunması da onu diplomatik temsilcilik hâline getirmez. Şirketin hukuki statüsü, Türkiye’de kurulmuş bir tüzel kişi olup olmadığı ve tebligata elverişli adresi ayrı ayrı araştırılır.

Diplomatik Bağışıklık Kimleri Kapsar?

Diplomatik bağışıklığın temel uluslararası kaynağı, 18 Nisan 1961 tarihli Diplomatik İlişkiler Hakkında Viyana Sözleşmesi’dir. Sözleşme; diplomatik misyon binalarının dokunulmazlığını, diplomatik ajanların kişisel dokunulmazlığını ve yargı bağışıklığını düzenler.

Ancak diplomatik ayrıcalığın kapsamı, temsilcilikte çalışan herkes açısından aynı değildir. Personelin görev sınıfı, vatandaşlığı, daimi ikamet durumu ve ilgili uluslararası sözleşmeler belirleyicidir.

Diplomatik Ajanlar

Büyükelçi, elçi, maslahatgüzar ve diplomatik statüdeki diğer misyon mensupları bakımından Viyana Sözleşmesi’nin 29–31. maddelerindeki güvenceler önem taşır.

Sözleşmenin 31. maddesine göre diplomatik ajan, kabul eden devletin ceza yargısından bağışıktır. Medeni ve idari yargı bakımından da genel bağışıklık söz konusu olmakla birlikte, maddede belirli istisnalar öngörülmüştür.

Başlıca istisnalar, koşullarına göre, diplomatik ajanın misyon amacı dışında elinde bulundurduğu özel taşınmaza ilişkin ayni hak davaları, şahsi sıfatıyla taraf olduğu belirli miras uyuşmazlıkları ve resmî görevi dışında yürüttüğü mesleki veya ticari faaliyetlerden kaynaklanan davalardır.

Dolayısıyla diplomatik ajan hakkında medeni veya idari yargı bağışıklığının her uyuşmazlıkta mutlak olduğu söylenemez. Ayrıca Viyana Sözleşmesi m. 32, gönderen devlet tarafından yargı bağışıklığının açıkça kaldırılabilmesini düzenlemektedir.

Yargı bağışıklığının bulunmaması, tebliğ memurunun diplomatik kişinin konutuna veya temsilcilik binasına serbestçe girebileceği anlamına gelmez. Yargı yetkisi, kişisel dokunulmazlık, bina dokunulmazlığı ve tebligat kanalı ayrı hukuki sorunlardır.

Aile Üyeleri ve Diğer Misyon Personeli

Viyana Sözleşmesi m. 37, diplomatik ajanın beraberinde oturan aile üyeleri ile misyonun idari, teknik ve hizmet personeli bakımından farklı kapsamda ayrıcalıklar öngörmektedir.

Diplomatik ajanın beraberinde oturan ve kabul eden devletin vatandaşı olmayan aile üyeleri belirli bağışıklıklardan yararlanabilir. İdari ve teknik personelin hakları ise vatandaşlık ve daimi ikamet durumu gibi koşullara bağlıdır. Hizmet personeli bakımından bağışıklık daha sınırlı olup görev sırasında yapılan fiillerle bağlantılı olabilir.

Bu nedenle elçilikte çalışan bir şoför, aşçı, güvenlik personeli veya idari görevli hakkında yalnız mesleki unvana bakılarak kesin bir tebligat sonucu çıkarılamaz.

Bir kişinin diplomatik statüsünün bulunup bulunmadığı konusunda tereddüt varsa Dışişleri Bakanlığı üzerinden resmî statü tespiti yapılmalıdır. Nitekim Uygulama Yönetmeliği m. 45/5, Türkiye’de kendilerine tebligat yapılamayacak elçi ve elçilik kâtibi gibi kişilerin Dışişleri Bakanlığı tarafından belirleneceğini düzenlemektedir.

Konsolosluk Personelinin Bağışıklığı Diplomatik Bağışıklıkla Aynı mıdır?

Hayır. Konsolosluk görevlilerinin yargı bağışıklığı, kural olarak diplomatik ajanların bağışıklığından daha sınırlıdır. Bu alanın temel düzenlemesi, 24 Nisan 1963 tarihli Konsolosluk İlişkileri Hakkında Viyana Sözleşmesi’dir.

Sözleşmenin 43. maddesi uyarınca konsolosluk memurları ve konsolosluk hizmetlileri, konsolosluk görevlerinin yerine getirilmesi sırasında işledikleri fiiller bakımından kabul eden devletin adli ve idari makamlarının yargısından bağışıktır. Bununla birlikte maddede, belirli sözleşmesel ilişkiler ve taşıtların neden olduğu zararlarla ilgili davalara ilişkin istisnalar bulunmaktadır.

Dolayısıyla konsolosluk memurunun resmî görevi kapsamında yaptığı işlem ile kendi adına gerçekleştirdiği özel hukuk işlemi aynı biçimde değerlendirilemez.

Fahri Konsoloslara Tebligat

Fahri konsoloslar da bütün özel hukuk ilişkilerinde sınırsız diplomatik bağışıklığa sahip değildir. Konsolosluk İlişkileri Hakkında Viyana Sözleşmesi, fahri konsoloslar için ayrı hükümler öngörür.

Fahri konsolosun şahsi ticari faaliyeti, özel borç ilişkisi veya bireysel uyuşmazlığı bakımından ileri sürülen bağışıklık iddiası; görevin niteliği, işlemin resmî konsolosluk faaliyetiyle bağlantısı ve uygulanabilir uluslararası düzenlemeler esas alınarak incelenir.

Bu sebeple fahri konsolos sıfatı, kişiye yöneltilecek her tebligatın reddedilmesi için tek başına yeterli değildir.

Türk Vatandaşı Olan Konsolosluk Çalışanları

Yabancı temsilcilikte çalışan Türk vatandaşları bakımından da otomatik bir diplomatik bağışıklık kabul edilemez.

1961 Viyana Sözleşmesi m. 38 ve 1963 Viyana Sözleşmesi m. 71, kabul eden devletin vatandaşı olan veya belirli hâllerde sürekli ikamet eden personelin ayrıcalıklarını sınırlandırmaktadır.

Bir Türk vatandaşının yabancı konsoloslukta çalışıyor olması, onun şahsi uyuşmazlığına ilişkin tebligatın her durumda diplomatik kanalla yapılmasını gerektirmez. Bununla birlikte resmî görevle bağlantılı bağışıklık iddiaları ayrıca değerlendirilmelidir.

Yönetmelik m. 45 Uyarınca Tebligatın İadesi

Uygulama Yönetmeliği’nin 45. maddesi, Türkiye’de kendisine olağan şekilde tebligat yapılamayacak yabancılar ile özel statüdeki adreslere yöneltilen tebligatlarda uygulanacak işlemleri düzenler.

Uygulama Yönetmeliği m. 45’in temel kuralları

  • Muhatap kendisine tebligat yapılamayacağını bildirirse veya tebliğ memuru bu durumu öğrenirse, sebep mazbataya yazılarak evrak iade edilir.
  • Muhataba tebligat yapılabilecek olsa da adresi “ülke dışı” muamelesi gören bir yer ise ve tebligat yapılamıyorsa aynı iade usulü uygulanır.
  • Bu durumlarda olağan tebellüğden kaçınma işlemleri yapılmaz.
  • Tebligatı çıkaran merci, evrakı bağlı bulunduğu bakanlık aracılığıyla Dışişleri Bakanlığına gönderir.
  • Özel statüden yararlanan kişilerin belirlenmesinde Dışişleri Bakanlığı yetkilidir.

Tebliğ Memuru Ne Yapmalıdır?

Örneğin bir tebliğ memuru, hakkında diplomatik bağışıklık bulunduğu anlaşılan bir kişiye evrak ulaştırmak amacıyla adrese gitmişse, muhatabın statüsünü görmezden gelerek genel hükümlere göre tebligatı tamamlamaya çalışamaz.

Yönetmelik m. 45 kapsamında tebligat yapılamadığı anlaşıldığında bu durum mazbataya işlenerek evrak iade edilir. Tebligatı çıkaran merci, gerekli diplomatik işlemleri yürütmek üzere ilgili bakanlık üzerinden Dışişleri Bakanlığı kanalına başvurur.

Özellikle diplomatik bağışıklık nedeniyle tebligat yapılamayan bir durumda, muhatabın evrakı almadığı gerekçesiyle doğrudan TK m. 21’deki muhtara teslim ve kapıya ihbarname usulüne geçilmesi, Yönetmelik m. 45/3 ile bağdaşmaz.

Ancak burada özel statünün gerçekten mevcut olması gerekir. Herhangi bir yabancının yalnızca kendisine tebligat yapılamayacağını ileri sürmesi, hukuken geçerli bir diplomatik bağışıklık bulunduğunu kendiliğinden ispatlamaz.

Elçilik ve Konsolosluk Binaları Türkiye Toprağı Sayılmaz mı?

Elçilik ve konsolosluk binaları Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesel egemenliği dışında kalan yabancı devlet toprağı değildir. Bununla birlikte uluslararası hukuk, bu binalara belirli dokunulmazlıklar tanır.

1961 Diplomatik İlişkiler Hakkında Viyana Sözleşmesi m. 22 uyarınca diplomatik misyon binaları dokunulmazdır. Kabul eden devletin yetkilileri, misyon şefinin rızası olmadan bu binalara giremez.

1963 Konsolosluk İlişkileri Hakkında Viyana Sözleşmesi m. 31 ise konsolosluk binalarının, maddede belirtilen kapsamda dokunulmazlığını düzenler. Özellikle münhasıran konsolosluk hizmetleri için kullanılan bölümlere giriş bakımından özel kurallar bulunmaktadır.

Bu iki rejim aynı kapsamda değildir. Diplomatik misyon binasının dokunulmazlığı ile konsolosluk binasına ilişkin düzenlemelerin farklı koşulları bulunmaktadır.

Elçilik Binasına Tebliğ Memuru Girebilir mi?

Tebliğ memurunun, diplomatik misyon binasına rıza olmaksızın girerek muhatabı araması veya zor kullanarak evrak teslim etmesi mümkün değildir.

Bir kişinin diplomatik misyon binasında çalışması ise o kişinin özel hayatındaki bütün işlemler bakımından yargı bağışıklığı bulunduğunu göstermez. Bu durumda kişinin statüsü ile tebligatın yapılacağı yerin dokunulmazlığı birbirinden ayrılmalıdır.

Örneğin diplomatik statüsü bulunmayan bir elçilik çalışanına şahsi bir uyuşmazlık nedeniyle tebligat yapılması gerekiyorsa, somut koşullara göre kişinin diplomatik bina dışındaki tebligata elverişli adresi değerlendirilebilir.

Uluslararası Örgütlerin Türkiye’deki Yerleşkeleri

Birleşmiş Milletler ve diğer uluslararası örgütlerin Türkiye’deki büroları bakımından uygulanacak bağışıklık rejimi, her zaman diplomatik temsilcilikler hakkındaki hükümlerle aynı değildir.

İlgili örgütün kurucu sözleşmesi, ayrıcalık ve bağışıklık anlaşmaları ile Türkiye’yle yapılan ev sahibi ülke anlaşması incelenmelidir. Uluslararası örgüt binasında çalışan herkesin aynı yargı bağışıklığından yararlandığı varsayılamaz.

Yabancı Devlete Karşı Davada Tebligat ve MÖHUK m. 49

Yabancı devletin kendisine karşı açılan bir davada tebligat yapılması, diplomatın kendi adına taraf olduğu uyuşmazlıktan farklıdır.

5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un 49. maddesi, yabancı devletin yargı bağışıklığı ile tebligat konusunu birlikte düzenlemiştir.

5718 sayılı MÖHUK — Madde 49

“(1) Yabancı devlete, özel hukuk ilişkilerinden doğan hukukî uyuşmazlıklarda yargı muafiyeti tanınmaz.

(2) Bu gibi uyuşmazlıklarda yabancı devletin diplomatik temsilcilerine tebligat yapılabilir.”

Bu hüküm, yabancı devletlerin Türkiye’deki özel hukuk uyuşmazlıklarında sırf devlet sıfatına dayanarak yargı bağışıklığı ileri süremeyeceğini ortaya koyar.

Örneğin yabancı bir devletin Türkiye’de taraf olduğu bir iş sözleşmesi veya başka bir özel hukuk ilişkisi nedeniyle dava açıldığında MÖHUK m. 49 gündeme gelebilir. Bununla birlikte uyuşmazlığın gerçek niteliği incelenmeli; devletin egemenlik yetkisi kapsamında gerçekleştirdiği işlemler ile özel hukuk ilişkileri birbirine karıştırılmamalıdır.

MÖHUK m. 49/2 Doğrudan Postayla Tebligata İzin Verir mi?

MÖHUK m. 49/2’nin yabancı devletin diplomatik temsilcilerine tebligat yapılabileceğini düzenlemesi, tebliğ işleminin diplomatik usuller, temsilcilik dokunulmazlığı ve ilgili uluslararası yükümlülükler gözetilmeden gerçekleştirilebileceği anlamına gelmez.

Bir Türk mahkemesinin yabancı devlete karşı açılmış davadaki dilekçeyi, herhangi bir diplomatik değerlendirme yapmaksızın konsolosluk adresine olağan posta yoluyla göndermesi, somut olayda usulsüz tebligata neden olabilir.

Yargıtay’ın özellikle yabancı devlet temsilciliklerine karşı açılan iş davalarına ilişkin kararları, bu ayrımın önemini göstermektedir.

Yabancı Devlet ile Ayrı Tüzel Kişiliğe Sahip Kuruluş Arasındaki Fark

Bir kuruluşun yabancı devlet tarafından kurulmuş veya devletle bağlantılı olması, onun doğrudan yabancı devletin kendisi sayılmasını gerektirmez.

Yabancı merkez bankası, kamu şirketi veya başka bir kamu kuruluşunun ayrı tüzel kişiliği bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır. Devletin ayrı tüzel kişiliğe sahip bir kuruluşuna yöneltilen tebligatta MÖHUK m. 49/2’nin uygulanması her zaman mümkün olmayabilir.

Bu ayrım, yabancı devletin diplomatik temsilcisine yapılan bildirimin doğru muhataba ulaşıp ulaşmadığını ve tebligatın tamamlanıp tamamlanmadığını belirler.

Yargıtay Kararlarında Diplomatik Temsilciliklere Tebligat

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi: Konsolosluğa Doğrudan Tebligatın Usulsüzlüğü

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 16.02.2021 tarihli, E. 2020/6367, K. 2021/4033 sayılı kararında, bir konsolosluğa karşı açılmış işçilik alacağı davasında tebligatın usulüne uygun yapılıp yapılmadığını incelemiştir.

Somut olayda davacı, konsoloslukta çalıştığını ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatı ile çeşitli işçilik alacaklarını talep etmiştir. İlk derece mahkemesi dava dilekçesi, bilirkişi raporu ve ıslah dilekçesini davalı konsolosluğa olağan usulle göndermiştir.

Yargıtay, Adalet Bakanlığının ilgili genelgesini ve taraf devletler arasındaki uygulanabilir anlaşmaların değerlendirilmesi gereğini vurgulamıştır. Konsolosluğa doğrudan çıkarılan tebligatları usule uygun bulmamış; davalının savunma hakkı sağlanmadan verilen kararın bozulması gerektiğine hükmetmiştir.

Kararın önemi, yabancı devletin bir iş uyuşmazlığında davalı olabilmesi ile dava evrakının o devletin konsolosluğuna hangi usulle ulaştırılması gerektiğinin birbirinden farklı hukuki sorunlar olduğunu göstermesidir.

Yargıtay 22. Hukuk Dairesi: İkili Anlaşma ve Konsolosluk Sözleşmesi İncelemesi

Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, 20.12.2013 tarihli, E. 2013/18979, K. 2013/29899 sayılı kararında, yabancı bir başkonsolosluğa karşı açılan işçilik alacağı davasında tebligatın doğrudan konsolosluk adresine yapılmasını yeterli görmemiştir.

Daire, İran Devleti ile Türkiye arasındaki ilgili anlaşmaların ve varsa konsolosluk sözleşmelerinin dikkate alınması gerektiğini belirtmiştir. Davalıya savunma hakkını kullanabileceği biçimde tebligat yapılmadan hüküm kurulmasını bozma nedeni saymıştır.

Bu karar, uluslararası tebligatta yalnız muhatabın evrakı fiziksel olarak alıp almadığına değil, tebliğin uygun hukuki kanalla yapılıp yapılmadığına da bakılması gerektiğini ortaya koymaktadır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu: Muhatabın Ayrı Tüzel Kişiliğinin Araştırılması

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun E. 2007/793, K. 2007/795 sayılı kararında, Kazakistan Cumhuriyeti Millî Bankasının yabancı devletten ayrı ve bağımsız bir tüzel kişiliğinin bulunup bulunmadığının araştırılması gerektiği değerlendirilmiştir.

Kararda, kuruluşun ayrı tüzel kişiliği bulunması hâlinde yabancı devlete yönelik özel tebligat hükmünün doğrudan uygulanamayacağı üzerinde durulmuştur. Dosyada tebliğ işleminin tamamlanması ve uygulanacak uluslararası tebligat yöntemi bakımından kuruluşun hukuki statüsü önem taşımıştır.

Karar, yürürlükten kaldırılmış 2675 sayılı MÖHUK’un 33. maddesi dönemine aittir. Bununla birlikte yabancı devletin yargı muafiyeti ve diplomatik temsilcilere tebliğ konusundaki temel düzenleme, 5718 sayılı MÖHUK’un 49. maddesinde yer almaktadır. Somut uyuşmazlığın değerlendirilmesinde güncel kanun hükmü esas alınmalıdır.

İçtihatların Ortak Hukuki Sonucu

Bu kararlar birlikte değerlendirildiğinde, yabancı temsilcilikle bağlantılı bir tebligatta yalnız adres ve teslim tarihinin değil, şu hususların da önem taşıdığı görülmektedir: davanın tarafının kim olduğu, yabancı devletin yargı bağışıklığının bulunup bulunmadığı, uluslararası anlaşmaların hangi tebliğ kanalını öngördüğü ve muhatabın savunma hakkını kullanabilecek şekilde bilgilendirilip bilgilendirilmediği.

Buna karşılık bu kararlardan, yabancı bir temsilcilikle ilgili her tebligat hatasının mutlaka yoklukla sonuçlanacağı veya bütün davalarda aynı tebliğ kanalının zorunlu olduğu yönünde mutlak bir sonuç çıkarılamaz.

Yabancı Temsilcilikten Gelen Evrakta Tebliğ Tarihi Nasıl Belirlenir?

TK m. 26 kapsamında Türkiye’de yapılan tebligatta, uygulanabilir özel düzenleme farklı bir tarih öngörmüyorsa tebliğ tarihi, işlemin Türk makamları tarafından ilgili usule uygun şekilde tamamlandığı tarihe göre belirlenir.

Örneğin yabancı bir mahkeme evrakı Dışişleri Bakanlığına ulaşmış, ilgili bakanlığa gönderilmiş ve sonrasında Türk tebliğ memuru tarafından muhataba usulüne uygun şekilde teslim edilmişse, yalnız evrakın Türkiye’ye giriş tarihi tebliğ tarihi olarak kabul edilemez.

Aynı şekilde evrakın yabancı temsilciliğe iade edildiği tarih de kural olarak fiili tebliğ tarihinin yerine geçmez.

Tebliğ Mazbatasının İspat İşlevi

Uygulama Yönetmeliği m. 44 kapsamında düzenlenen tebliğ mazbatası, işlemin tamamlandığını ve tebliğ tarihini belgelendirmek açısından önem taşır.

Mazbatada tebliğin kime, hangi tarihte, hangi adreste ve hangi usulle yapıldığı anlaşılabilmelidir. Tebliğin muhatabın kendisine değil de kanunen tebellüğe yetkili başka bir kişiye yapılması durumunda bunun hukuki dayanağı da incelenmelidir.

Mazbatanın ilgili makama geç ulaşması, tek başına usulüne uygun yapılmış tebligatı ortadan kaldırmaz. Bununla birlikte tebligatın gerçekten gerçekleşip gerçekleşmediği veya tarihi dosyadan belirlenemiyorsa eksik belgelendirme giderilmeden sürelerin başladığı varsayılamaz.

Tebliğ Yapılamadığı Durumda Ne Olur?

Yetkili makam tebligatı gerçekleştirememişse bunun nedeni belgelendirilerek ilgili kanallardan bildirilmelidir. Muhatabın taşınmış olması, adresin yetersizliği, tebellüğden kaçınması veya diplomatik statü nedeniyle işlemin gerçekleştirilememesi birbirinden farklı sonuçlar doğurabilir.

Özellikle Uygulama Yönetmeliği m. 45 kapsamındaki diplomatik engel hâlinde, tebliğ memurunun olayı olağan tebellüğden kaçınma olarak değerlendirip işlemi tamamlaması hukuken doğru değildir.

Tercüme ve Uluslararası Sözleşmelerin Tebligata Etkisi

Yabancı temsilcilikten Türkiye’ye gelen tebligatta belgelerin dili, tercümesi, düzenlenecek talepname ve kullanılacak gönderim kanalı somut olayda uygulanacak sözleşmeye göre belirlenir.

Türkiye’deki diplomatik ayrıcalığa sahip yabancılara Türk makamlarınca tebligat yapılması bakımından ise Adalet Bakanlığının resmî uygulama açıklamaları, evrakın muhatabın bildiği resmî dile tercüme edilmesi ve diplomatik kanaldan iletilmesi gerektiğini belirtmektedir.

Bu açıklamalar, Adalet Bakanlığı Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Genel Müdürlüğünün Türkiye’de bulunan yabancı devlet diplomatik temsilcilerine tebligat konulu resmî bilgilendirmesinde yer almaktadır.

1965 Lahey Tebligat Sözleşmesinin Rolü

Hukuki ve ticari konularda adli veya gayriadli belgelerin yabancı ülkede tebliğinde 1965 tarihli Lahey Tebligat Sözleşmesi de önem taşır.

Ancak sözleşmenin uygulanabilirliği, ilgili devletlerin taraf olmasına, sözleşmenin konu bakımından kapsamına, devletlerin beyan ve itirazlarına ve kullanılacak tebliğ kanalına bağlıdır.

Türkiye’nin 1965 Lahey Sözleşmesi’nin 10. maddesindeki yöntemlere ilişkin itirazı, Türkiye’ye doğrudan posta yoluyla yabancı adli tebligat gönderilmesi konusunda dikkate alınmalıdır. Bununla birlikte bu itirazdan hareketle bütün ülkelerde ve bütün hukuki işlemlerde doğrudan posta yoluyla bildirimin yasak olduğu sonucu çıkarılamaz.

Özellikle yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizi aşamasında, tebligatın hangi usulle yapıldığı ve muhatabın savunma hakkının korunup korunmadığı önem taşır. 1965 Lahey Tebligat Sözleşmesi’nin merkezî makam sistemi ve devletlerin itirazları, TK m. 26’daki gelen evrak rejiminden ayrı uluslararası kurallarla değerlendirilmelidir.

Yabancı Mahkeme Kararının Tenfizine Etkisi

Yabancı mahkeme kararının Türkiye’de tenfizi isteniyorsa, tebligat usulsüzlüğü özellikle MÖHUK m. 50 ve 54 bakımından önem taşıyabilir.

Yabancı kararın verildiği devlet hukukuna göre kesinleşip kesinleşmediği, davalının mahkemeye usulüne uygun çağrılıp çağrılmadığı ve savunma hakkının ihlal edilip edilmediği değerlendirilmelidir.

Bu konuda Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 24.05.2012 tarihli, E. 2011/1514, K. 2012/8812 sayılı kararı, doğrudan posta yoluyla tebliğin yabancı kararın usulüne uygun kesinleşmesi üzerindeki etkisini incelemiştir. Daire, somut olayda kararın sözleşmeye uygun biçimde tebliğ edilmediği ve kesinleşmediği gerekçesiyle tenfizin reddini yerinde bulmuştur.

Ancak tenfiz bakımından kamu düzenine aykırılık, usulüne uygun çağrılmama ve kesinleşme şartları birbirinden ayrılarak incelenmelidir. Her şekli eksiklik için bu sonuçların tamamının otomatik olarak doğduğu söylenemez.

KKTC’deki Askerî Birliklerden Gelen Tebligat: TK m. 26/A

7201 sayılı Tebligat Kanunu’na 7517 sayılı Kanun’un 3. maddesiyle, 12 Haziran 2024 tarihinde kabul edilip 28 Haziran 2024 tarihli ve 32586 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan düzenleme kapsamında 26/A maddesi eklenmiştir.

TK m. 26/A, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde konuşlu askerî birlik, karargâh ve kurumlardan Türkiye Cumhuriyeti’nde bulunan kişi veya kurumlara yapılacak tebligatlar için özel bir düzenleme getirmiştir.

7201 sayılı Tebligat Kanunu — Madde 26/A

“Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde konuşlu askeri birlik, karargâh ve kurumlardan Türkiye Cumhuriyeti’nde bulunan kişi veya kurumlara yapılacak tebligatlar, bu Kanun hükümlerine göre Posta ve Telgraf Teşkilatı Anonim Şirketinin istihdam ettiği ya da hizmet alımı suretiyle çalıştırdığı personel veya memur vasıtasıyla yapılır.”

Bu madde, yabancı temsilciliklerden gelen evrakın genel diplomatik kanalını düzenleyen TK m. 26 ile aynı kapsamda değildir. Düzenleme, yalnızca kanunda belirtilen KKTC’de konuşlu askerî birlik, karargâh ve kurumlardan Türkiye’deki kişi veya kurumlara yapılan tebligatları kapsamaktadır.

Dolayısıyla TK m. 26/A, KKTC’deki bütün kamu kurumlarına, bütün yabancı temsilciliklere veya her türlü uluslararası tebligata uygulanacak genel bir hüküm değildir.

Ayrıca m. 26/A, tebellüğden kaçınma, muhatabın bulunmaması veya mazbatanın düzenlenmesi konusunda başlı başına yeni bir genel usul kurmamıştır. Bu konularda 7201 sayılı Kanun’un ilgili hükümleri uygulanır.

Türkiye içinde askerî birlik veya kurumdaki personele yapılacak tebligatın muhatabın statüsüne göre değişen kuralları ise askerî şahıslara birlik ve görev yerinde tebligat kapsamında ayrıca değerlendirilmelidir.

Yurt Dışındaki Türk Memur ve Askerî Personel İçin Aynı Usul mü Uygulanır?

Hayır. Yabancı ülkede resmî görevle bulunan Türk memurları ile askerî personele yapılacak tebligat, TK m. 27 ve Uygulama Yönetmeliği m. 46–47 hükümlerinde ayrıca düzenlenmiştir.

Bu düzenlemeler, Türkiye’deki yabancı temsilciliklerden gelen evrakı konu alan TK m. 26 ile karıştırılmamalıdır. TK m. 27’nin uygulanmasında muhatabın yurt dışındaki resmî görev niteliği ve bağlı bulunduğu kurum önem taşır.

Yurt dışındaki Türk personelin sivil aile üyeleri de yalnız personelle birlikte bulunmaları nedeniyle askerî tebligat rejimine tabi olmaz. Aile üyesinin vatandaşlık durumu, adresi ve varsa temsil ilişkisi esas alınarak uygun tebligat yöntemi belirlenir.

Yabancı Temsilciliklere İlişkin Usulsüz Tebligatın Sonuçları

Yabancı temsilcilikten gelen evrakın veya diplomatik statüye sahip bir kişiye yöneltilen tebligatın usulüne uygun yapılıp yapılmadığı değerlendirilirken, işlemin hangi hukuk kuralına aykırı olduğu belirlenmelidir.

Örneğin yalnızca mazbatanın yabancı makama geç iade edilmesi, muhatabın usulüne uygun tebligatla bilgilendirilmediği anlamına gelmez. Buna karşılık diplomatik kanaldan yapılması gereken bir tebligatın doğrudan konsolosluk adresine gönderilmesi, özellikle taraf teşkili ve savunma hakkı bakımından ciddi sonuçlar doğurabilir.

Diplomatik Bağışıklığa Aykırı Tebligat Kendiliğinden Yok Hükmünde midir?

Her diplomatik tebligat aykırılığı için otomatik olarak yokluk sonucu kabul edilemez. Önce muhatabın gerçekten bağışıklıktan yararlanıp yararlanmadığı, bağışıklığın hukuki kapsamı ve işlemin hangi zorunlu usul kuralını ihlal ettiği belirlenmelidir.

Diplomatik bağışıklığa sahip bir kişiye uygulanmaması gereken olağan teslim usulünün kullanılması, işlemin hukuka uygunluğunu etkiler. Ancak bu durumun, genel tebligat usulsüzlüğü hükümleriyle ne ölçüde ilişkilendirileceği somut olayda ayrıca değerlendirilmelidir.

7201 sayılı Kanun’un 32. maddesi, usulsüz yapılmış tebligatın muhatap tarafından öğrenilmesi hâlinde geçerlilik kazanmasını düzenler. Bununla birlikte yargı bağışıklığı ve temsilcilik dokunulmazlığı sorunları yalnızca tebliğ tarihiyle çözülemez.

Bu nedenle önce bağışıklık ve yargı yetkisi sorunu, ardından uygulanacak tebligat rejimi belirlenmeli; daha sonra gerekiyorsa usulsüz tebligatın öğrenmeyle geçerlilik kazanması ve tebliğ tarihi değerlendirilmelidir.

Usulsüzlük İddiasında Hangi Belgeler İncelenir?

Somut dosyada özellikle muhatabın diplomatik veya konsolosluk statüsünü gösteren resmî kayıtlar, tebligatın çıkarıldığı tarihteki görev durumu, ilgili devletle uygulanabilir anlaşmalar, evrakın gönderim yazıları, Dışişleri Bakanlığı ve diğer bakanlıkların yazışmaları, tebliğ mazbatası ve varsa tebellüğ veya iade belgeleri birlikte incelenmelidir.

Diplomatik bağışıklık iddiasının doğrulanması gerektiğinde Dışişleri Bakanlığından bilgi alınması önem taşır. Yalnızca kişinin yabancı uyruklu olması veya temsilcilikte çalıştığını söylemesi, bağışıklığın bütün kapsamını ispatlamaz.

Mahkeme Usulsüzlüğü Kendiliğinden İnceler mi?

Bir dava dosyasında taraf teşkilinin sağlanıp sağlanmadığı, usulüne uygun yargılama bakımından temel önemdedir.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin E. 2020/6367, K. 2021/4033 sayılı kararında, tebligatın usulüne uygun yapılıp yapılmadığının hâkim tarafından denetlenmesi gerektiği vurgulanmış ve yabancı konsolosluğa usulsüz tebligat yapılması nedeniyle hüküm bozulmuştur.

Uygulanabilir usule aykırı tebligat nedeniyle davalının savunma hakkını kullanamaması, kararın kanun yolu incelemesinde kaldırılmasına veya bozulmasına neden olabilir. Bunun için usulsüzlüğün niteliği, yargılama sürecindeki etkisi ve uygulanacak kanun yolu hükümleri birlikte ele alınmalıdır.

Sık Sorulan Sorular

Yabancı elçilikten Türkiye’deki bir kişiye gelen evrak doğrudan tebliğ edilebilir mi?

TK m. 26 kapsamındaki resmî tebliğ taleplerinde, uygulanabilir anlaşmalar saklı kalmak üzere Dışişleri Bakanlığı, ilgili bakanlık ve yetkili Türk makamı üzerinden işlem yapılır. Yabancı temsilciliğin evrakı doğrudan göndermesi, bu resmî tebligat usulünün tamamlandığını kendiliğinden göstermez.

Türkiye’de yaşayan her yabancıya Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla mı tebligat yapılır?

Hayır. Diplomatik veya konsolosluk bağışıklığı bulunmayan yabancılara, ilgili uyuşmazlığın gerektirdiği genel veya özel tebligat usulleri uygulanabilir. Yabancı vatandaşlık tek başına diplomatik kanalı zorunlu kılmaz.

Diplomatik dokunulmazlığı bulunan kişiye hiç dava açılamaz mı?

Diplomatik ajanların yargı bağışıklığı geniştir; ancak 1961 Viyana Sözleşmesi m. 31 belirli medeni ve idari dava istisnaları öngörür. Ayrıca gönderen devletin bağışıklığı açıkça kaldırması mümkündür. Yabancı devletin kendisiyle ilgili özel hukuk uyuşmazlıkları ise MÖHUK m. 49 kapsamında değerlendirilir.

Yabancı konsolosluğa karşı işçilik alacağı davası açılabilir mi?

Uyuşmazlığın özel hukuk niteliği ve MÖHUK m. 49 çerçevesinde yabancı devletin yargı bağışıklığı değerlendirilir. Dava açılabilmesi, konsolosluğa herhangi bir usulle tebligat yapılabileceği anlamına gelmez. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 16.02.2021 tarihli kararı bu ayrımı göstermektedir.

Elçilikte çalışan şoför veya aşçının diplomatik dokunulmazlığı var mıdır?

Yalnız elçilikte çalışmak tam diplomatik bağışıklık kazandırmaz. Görev sınıfı, vatandaşlık, daimi ikamet durumu ve yapılan işlemin resmî görevle bağlantısı incelenir. Viyana Sözleşmesi m. 37 farklı personel gruplarına farklı kapsamda bağışıklık tanır.

Elçilik binası yabancı devletin toprağı mıdır?

Hayır. Elçilik binası Türkiye’nin ülkesel egemenliği dışında değildir. Ancak 1961 Viyana Sözleşmesi m. 22 uyarınca diplomatik misyon binaları dokunulmazdır ve Türk makamları misyon şefinin rızası olmaksızın binaya giremez.

Fahri konsolosa şahsi borcu nedeniyle tebligat yapılabilir mi?

Fahri konsolosluk sıfatı, şahsi borçlardan kaynaklanan bütün uyuşmazlıklar bakımından sınırsız yargı bağışıklığı sağlamaz. Somut ilişkinin niteliği ve fahri konsoloslara ilişkin uluslararası hükümler değerlendirilerek uygun tebligat usulü belirlenir.

Diplomatik statü nedeniyle tebligat yapılamazsa muhtara bırakılabilir mi?

Uygulama Yönetmeliği m. 45 kapsamında diplomatik statü nedeniyle tebligat yapılamıyorsa, bu durum mazbataya yazılarak evrak iade edilir. Yönetmeliğin üçüncü fıkrası gereğince olağan tebellüğden kaçınma işlemlerine başvurulmaz.

Yabancı temsilcilikten gelen evrakın tebliğ tarihi hangi gündür?

Uygulanabilir özel bir hüküm bulunmuyorsa esas alınacak tarih, yetkili Türk makamı tarafından tebligatın usulüne uygun gerçekleştirildiği tarihtir. Evrakın Dışişleri Bakanlığına ulaştığı veya mazbatanın yabancı temsilciliğe iade edildiği tarih tek başına tebliğ tarihi değildir.

KKTC’deki her kurumdan gelen tebligat TK m. 26/A’ya tabi midir?

Hayır. TK m. 26/A, KKTC’de konuşlu askerî birlik, karargâh ve kurumlardan Türkiye’deki kişi veya kurumlara yapılacak tebligatları düzenler. Bu kapsamın diğer bütün KKTC kurumlarına genişletilmesi mümkün değildir.

Diplomatik kanala aykırı yapılan tebligatın sonucu her zaman yokluk mudur?

Hayır. Önce bağışıklığın kapsamı, ihlal edilen kural ve işlemin hukuki niteliği belirlenmelidir. Yargı bağışıklığı veya bina dokunulmazlığı sorunu, basit tebliğ şekli eksikliğiyle aynı biçimde değerlendirilemez.

Sonuç

Yabancı temsilciliklerden gelen tebligat bakımından temel düzenleme, 7201 sayılı Tebligat Kanunu m. 26 ve Uygulama Yönetmeliği m. 44’tür. Bu hükümler, yabancı elçilik veya konsolosluktan Türkiye’deki muhataba gönderilen resmî evrakın hangi makamlar aracılığıyla tebliğ edileceğini ve işlemin nasıl belgelendirileceğini düzenler.

Buna karşılık Türkiye’de görev yapan yabancı diplomatik veya konsolosluk personeline tebligat çıkarılması, Uygulama Yönetmeliği m. 45, ilgili Viyana sözleşmeleri ve somut olayda uygulanabilecek özel düzenlemelerle birlikte değerlendirilmelidir. Yabancı devletin özel hukuk uyuşmazlıklarındaki yargı bağışıklığı ise 5718 sayılı MÖHUK m. 49 kapsamında ayrı bir hukuki sorundur.

Yargıtay’ın yabancı konsolosluklara yönelik iş uyuşmazlıklarında verdiği kararlar, temsilciliğe doğrudan evrak gönderilmesinin her durumda yeterli olmadığını ve uygun tebligat kanalı belirlenmeden yargılamaya devam edilmesinin savunma hakkını ihlal edebileceğini göstermektedir.

Bu nedenle geçerli tebligat değerlendirmesinde öncelikle muhatabın ve davanın tarafının hukuki statüsü belirlenmeli, uygulanabilir milletlerarası sözleşmeler ile iç hukuk hükümleri birlikte incelenmeli, tebliğin hangi makam tarafından hangi tarihte yapıldığı güvenilir belgelerle ortaya konulmalıdır. Diplomatik dokunulmazlık ile tebligat usulsüzlüğünün birbirine karıştırılmaması, hem yabancı devletlerin hukuki statüsünün korunması hem de Türkiye’deki tarafların adil yargılanma ve savunma haklarının güvence altına alınması bakımından zorunludur.

Yazar Avukat Fatih SEFER