2026 itibarıyla Türk ceza yargılamasında savunma avukatlarının en çok yanıldığı usul meselelerinden biri şudur: yetkisiz mahkemede yapılan tüm işlemlerin otomatik olarak geçersiz olduğu varsayımı. CMK’nın 20. maddesi bu varsayımı doğrudan reddeder; yetkili olmayan hâkim ya da mahkemece yapılan işlemlerin salt yetkisizlik nedeniyle hükümsüz sayılamayacağını hükme bağlar. Bu tek cümlelik düzenleme, görev ile yer yetkisi arasındaki temel farkı yaptırım boyutunda da pekiştiren ve savunma stratejisini kökten etkileyen bir usul güvencesidir.
CMK Madde 20 Kanun Metni
Yetkili olmayan hâkim veya mahkemenin işlemleri
Madde 20 – (1) Yetkili olmayan hâkim veya mahkemece yapılan işlemler, sadece yetkisizlik nedeniyle hükümsüz sayılmaz.
CMK Madde 20’nin Sistematik Konumu ve Amacı
CMK madde 20; yetkili olmayan hâkim veya mahkemece yapılan işlemlerin salt yetkisizlik gerekçesiyle hükümsüz sayılamayacağını hükme bağlayan, yer yönünden yetkisizliğin işlem geçerliliği üzerindeki etkisini belirleyen temel usul normudur.
CMK’nın 20. maddesi, CMK m. 12’den başlayan yer yönünden yetki kuralları zincirinin yaptırım hükmü niteliğindedir. Özellikle CMK m. 7 ile organik bir karşıtlık içindedir: görevsiz mahkemenin işlemleri kural olarak hükümsüzken, yetkisiz mahkemenin işlemleri salt yetkisizlik gerekçesiyle hükümsüz sayılamaz. CMK m. 18 ve 17 ile de bütünleşik bir sistem oluşturmaktadır: yetkisizlik iddiası belirli bir aşamaya kadar ileri sürülebilir (m. 18); yetki uyuşmazlıkları ortak yüksek görevli mahkemece çözülür (m. 17); yetki belirlendikten sonra ise önceki aşamada yapılan işlemler salt yetkisizlik nedeniyle hükümsüz sayılamaz (m. 20).
Maddenin temel amacı yargılamanın sil baştan yapılmasını önlemek ve makul sürede yargılanma hakkına hizmet etmektir. Yetkisiz işlemlerin otomatik geçersizliği kabul edilseydi, yetki uyuşmazlıklarının çözümünün ardından tüm soruşturma ve kovuşturma işlemlerinin yeniden yapılması gerekirdi; bu da hem yargılama ekonomisini çökertecek hem de sanığın makul sürede yargılanma hakkını zedeleyecekti.
“Sadece Yetkisizlik Nedeniyle Hükümsüz Sayılmaz” İbaresinin Şerhi
Maddenin tek cümlesindeki “sadece yetkisizlik nedeniyle hükümsüz sayılmaz” ifadesi dikkatli bir yorumu gerektirmektedir. Kanun koyucu bu ifadeyle iki şeyi birlikte söylemektedir.
Birincisi, yetkisizlik tek başına işlemin geçersizliğini doğurmaz. Yetkisiz bir mahkemede yapılan sorgu, alınan tanık beyanı ya da verilen tutuklama kararı, yalnızca o mahkemenin yetkisiz olması gerekçesiyle hükümsüz ilan edilemez.
İkincisi, “sadece” sözcüğü önemli bir kapı aralamaktadır: yetkisizlik dışında başka bir hukuka aykırılık unsuru da varsa işlem hükümsüz sayılabilir. Örneğin yetkisiz mahkemece verilen bir arama kararı, hem yetkisiz bir merciden geldiği hem de gecikmesinde sakınca bulunmaksızın verildiği için hukuka aykırı bulunabilir. Bu hâlde işlemi geçersiz kılan yetkisizlik değil, gecikmesinde sakınca şartının karşılanmamasıdır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2022/78 E., 2022/649 K. sayılı ve Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin 2015/4672 E., 2016/2330 K. sayılı kararlarında CMK m. 20’nin bu iki boyutu açıkça işlenmiştir. Kararlarda genel kural olarak yetkisiz işlemlerin geçerliliğini koruduğu vurgulanmış; delil değerinin ise AİHM içtihadına atıfla “yargılamanın tümünün adil yapılıp yapılmadığı” bağlamında denetleneceği belirtilmiştir.
Görev (CMK m. 7) ile Yetki (CMK m. 20) Arasındaki Temel Fark
CMK m. 20’nin doğru anlaşılması için CMK m. 7 ile karşılaştırması zorunludur. Bu iki norm arasındaki fark şu temel ayrımda somutlaşmaktadır.
Görevsiz mahkeme işlemleri bakımından: görev kuralları kamu düzenine ilişkindir ve yargılamanın her aşamasında resen gözetilir. Görevsiz mahkemece yapılan ve yenilenmesi mümkün olan işlemler hükümsüzdür; yenilenmesi zorunludur. Görevsiz mahkemede yapılan sanık sorgusu, görevli mahkemede yenilenmeden hükme esas alınamaz.
Yetkisiz mahkeme işlemleri bakımından ise: yer yönünden yetki kuralları kamu düzeninden sayılmaz. Yetkisiz mahkemece yapılan işlemler salt yetkisizlik nedeniyle hükümsüz sayılamaz. Yetkisizlik itirazı belirli bir aşamaya kadar yapılmazsa mahkeme yetkili hâle gelir.
Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin 2011/3192 E., 2011/2630 K. sayılı kararında bu ayrım somutlaştırılmıştır: mahkemenin görevsiz olduğu davada esas hakkında hüküm kurması kanuna aykırılık teşkil ederken, yetkisizlik itirazının süresinde yapılmaması mahkemeyi yetkili hâle getirebilmektedir. Uygulamada bu iki kurumun zaman zaman karıştırıldığı ve bunun ciddi usul hatalarına yol açtığı vurgulanmaktadır.
Anayasa Mahkemesi’nin Yaklaşımı: Yer Yetkisi Kamu Düzeninden Değildir
Anayasa Mahkemesi, Yıldırım Turan Başvurusu kararında (B. No: 2017/10536, 4/6/2020) CMK m. 20’nin temel dayanağını açıkça ortaya koymuştur: yer bakımından yetki, Türk hukukunda kamu düzenine ilişkin bir durum olarak kabul edilmemektedir. Bu tespit kritik bir sonuç doğurmaktadır: yer yetkisi kamu düzeninden sayılmadığı için yetkisiz mahkemece yapılan işlemleri otomatik olarak hükümsüz saymak mümkün değildir; aksi hâl yargılamanın sil baştan yapılması anlamına gelir ve makul sürede yargılanma hakkını doğrudan zedeler.
Aynı kararda tutuklama kararının yetkisiz sulh ceza hâkimliğince verilmesinin tutuklamanın hukuka uygunluğuna etkisi olmadığı da hükme bağlanmıştır. Bu içtihat, CMK m. 20’nin tutuklama başta olmak üzere tüm koruma tedbirlerine uygulandığını ve yer yetkisizliğinin koruma tedbirlerinin kanunilik denetimine olumsuz bir etki yapmadığını ortaya koymaktadır.
2026 itibarıyla güncel Yargıtay ve AYM içtihadına göre bu ilke korunmaktadır. Sanığın yer bakımından yetkisiz bir mahkemede tutuklandığını öğrenmesi hâlinde bile tutukluluğun kanuniliği sorgusu bu gerekçeye dayandırılamaz; serbest bırakılma talebi farklı bir hukuki zemine oturtulmalıdır.
Koruma Tedbirleri Üzerindeki Etkisi
CMK m. 20, koruma tedbirleri bakımından iki ayrı sonuç doğurmaktadır. Birincisi, yetkisiz mahkemece verilen tutuklama kararı salt yetkisizlik nedeniyle hükümsüz sayılamaz. İkincisi ise arama kararları bakımından farklı bir değerlendirme zorunludur.
Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin 2015/4672 E., 2016/2330 K. sayılı kararında yargı çevresi dışında yasal gerekçe gösterilmeden verilen arama kararları hukuka aykırı bulunmuş ve bu yolla elde edilen delillerin hükme esas alınamaması bozma nedeni sayılmıştır. Arama işlemini geçersiz kılan unsur salt yetkisizlik değil; yetkisizlikle birleşen gecikmesinde sakınca şartının karşılanmamasıdır. Yargıtay CGK’nın 2023/559 E., 2024/295 K. sayılı kararında ise usulsüz arama ile elde edilen delillerin Anayasa m. 38 ve CMK m. 206/217 uyarınca delil olarak kabul edilemeyeceği ve doğrudan bozma nedeni yapılacağı teyit edilmiştir.
Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin 2020/4407 E., 2021/2559 K. sayılı kararında “muhafaza altına alma” ile “elkoyma” farklı tutulmuş; muhafaza işleminde hâkim ya da savcı kararına gerek olmadığı belirtilmiştir. Bu ayrım, koruma tedbirlerinin CMK m. 20 karşısındaki durumunu daha da inceliklü bir hâle getirmektedir. Savunma avukatının koruma tedbirinin türünü doğru nitelendirmesi ve ona uygun itiraz zemini kurgulaması bu nedenle zorunludur.
Delil Geçerliliği ve Hukuka Aykırı Delil Doktrini
CMK m. 20, yetkisiz işlemlerin geçerliliğini korurken bu işlemlerden elde edilen delillerin hükme esas alınabilirliği ayrıca değerlendirilmek zorundadır. Yargıtay 16. CD, 2015/4672 E. sayılı kararında delillerin geçerliliği AİHM içtihadı çerçevesinde “yargılamanın bütününün adil yapılıp yapılmadığı” ölçütüyle denetlenmiştir. Bu yaklaşım, delil geçerliliğinin otomatik olarak belirlenmediğini; her olayda bütüncül bir adillik değerlendirmesinin yapılması gerektiğini ortaya koymaktadır.
Hukuka aykırı delil doktrini bakımından Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesi’nin 2017/559 E., 2017/745 K. sayılı kararında savcının hukuka aykırı arama emri sonucunda elde edilen dijital materyallerin CMK m. 206/2-a uyarınca ispat aracı sayılamayacağı açıkça ifade edilmiştir. Yargıtay 18. Ceza Dairesi’nin 2017/5538 E., 2019/9718 K. sayılı kararında da savcı emri olmaksızın kolluğun yetkisiz aramasından elde edilen delillerin CMK m. 216/3 uyarınca hükme esas alınamayacağı belirterek mahkûmiyet hükmü bozulmuştur.
Bu içtihatlar birlikte değerlendirildiğinde ortaya çıkan sonuç belirleyicidir: CMK m. 20’deki geçerlilik ilkesi hukuka aykırı delil yasağını bertaraf etmemektedir. Yetkisiz işlemin aynı zamanda başka bir hukuka aykırılık unsuru taşıması hâlinde, bu işlemden elde edilen delil hükme esas alınamaz. Savunma avukatının işlemin yalnızca yetkisizlik değil, ek bir hukuka aykırılık unsuru içerip içermediğini çözümleyerek delil itirazını bu zemine dayandırması gerekmektedir.
Kesinleşmiş Merci Kararlarından Sonraki Yetkisizlik: İstisnai Sınır
CMK m. 20’deki geçerlilik ilkesinin önemli bir sınırı, kesinleşmiş yetki kararlarına aykırı verilen yetkisizlik kararları bakımından ortaya çıkmaktadır. Yargıtay 5. Ceza Dairesi’nin 2018/1601 E., 2018/548 K. ve Yargıtay 15. Ceza Dairesi’nin 2020/1192 E., 2020/7213 K. sayılı kararlarında, yetki uyuşmazlığını çözen ağır ceza mahkemesinin kesin kararından sonra verilen yetkisizlik kararları “hukuki değerden yoksun ve yok hükmünde” kabul edilmiştir.
Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin 2023/5173 E., 2023/5630 K. ve Yargıtay 5. Ceza Dairesi’nin 2023/4131 E., 2023/5558 K. sayılı kararlarında da bu istisna pekiştirilmiştir. Bu içtihat, CMK m. 20’deki geçerlilik ilkesinin kesinleşmiş merci kararlarına aykırı işlemler bakımından uygulanamayacağını ortaya koymaktadır. Dolayısıyla yetki tartışması tamamen kapanmışken hâlâ yetkisizlik kararı veren bir mahkemenin işlemleri yok hükmünde sayılmakta; bu durum CMK m. 20’nin geçerlilik ilkesinin mantıksal sınırını oluşturmaktadır.
Mutlak Bozma Nedenleriyle İlişkisi (CMK m. 289/1-d)
CMK m. 20 ile CMK m. 289/1-d kapsamındaki mutlak bozma sebepleri arasındaki ilişki doktrinde önemli bir tartışma konusudur. CMK m. 289/1-d, yetkisiz mahkemenin karar vermesini mutlak bozma sebebi saymaktadır. Ancak CMK m. 20 uyarınca yetkisiz işlemler salt yetkisizlik nedeniyle hükümsüz sayılamadığından, bu iki hüküm arasında görünürde bir çatışma bulunmaktadır.
Bu çatışma şu ayrımla çözüme kavuşturulabilir: CMK m. 18 kapsamında yetkisizlik itirazı süresinde yapılmışsa ve mahkeme bu itiraza rağmen davaya devam etmişse, CMK m. 289/1-d kapsamında mutlak bozma sebebi doğar. Buna karşın yetkisizlik itirazı süresinde yapılmamışsa mahkeme CMK m. 18/2 uyarınca yetkili hâle gelmekte ve artık m. 289 kapsamında bir bozma sebebi oluşmamaktadır. Bu ayrım, yetkisizlik itirazının zamanında yapılmasının neden bu denli hayati önem taşıdığını somutlaştırmaktadır.
Zamanaşımı ile Kesişimi
CMK m. 20 kapsamındaki geçerlilik ilkesinin maddi hukuk sonuçları bakımından da kritik bir boyutu bulunmaktadır. Yetkisiz mahkemece yapılan işlemlerin — örneğin sanığın sorgusunun — TCK m. 67 anlamında dava zamanaşımını kesen bir işlem olarak kabul edildiği, kanunun yetkisiz işlemlere bu şekilde hukuki sonuç bağladığı ortaya konulmaktadır. Bu durum, CMK m. 20’deki geçerlilik ilkesinin yalnızca usul alanıyla sınırlı kalmayıp maddi hukuk alanına da yansıdığının en somut göstergesidir. Savunma açısından bu sonuç zaman zaman sanık aleyhine işleyebileceğinden yakından takip edilmesi gereken bir risk alanı oluşturmaktadır.
CMK m. 20’nin doğru uygulanması savunma avukatı açısından birkaç pratik kural etrafında şekillenmektedir. Birincisi, yetkisizlik itirazının sorgusundan önce yapılması zorunludur; bu süre geçirildikten sonra mahkeme yetkili hâle gelir ve yetki argümanı bağımsız bozma gerekçesi olmaktan çıkar. İkincisi, yetkisiz işlem aynı zamanda ek bir hukuka aykırılık unsuru içeriyorsa — özellikle arama ve elkoyma gibi koruma tedbirlerinde — delil itirazı bu zemine dayandırılmalıdır. Üçüncüsü, kesinleşmiş yetki kararından sonra verilen yetkisizlik kararlarına karşı anında itiraz yapılmalı ve bu kararların yok hükmünde olduğu dosyaya yansıtılmalıdır.
CMK Madde 20 Hakkında Emsal Yargıtay Kararları
Yetkisiz işlemler salt yetkisizlik nedeniyle hükümsüz sayılamaz; geçerlilik ilkesi tüm koruma tedbirlerini kapsar. Yargıtay CGK, 2022/78 E., 2022/649 K. ve Yargıtay 16. Ceza Dairesi, 2015/4672 E., 2016/2330 K. sayılı kararlarında CMK m. 20’nin genel kuralını açıkça hükme bağlamış; yetkisiz işlemlerin delil değerinin ise AİHM içtihadı çerçevesinde “yargılamanın bütününün adilliği” ölçütüyle denetleneceğini ortaya koymuştur.
Tutuklama kararının yetkisiz sulh ceza hâkimliğince verilmesi tutuklamanın hukuka uygunluğuna etki etmez. Anayasa Mahkemesi, Yıldırım Turan Başvurusu kararında (B. No: 2017/10536, 4/6/2020) yer bakımından yetkinin kamu düzeninden sayılmadığını ve yetkisiz tutuklama kararının salt bu gerekçeyle geçersiz sayılamayacağını kararlılıkla hükme bağlamıştır.
Usulsüz arama ile elde edilen deliller Anayasa m. 38 ve CMK m. 206/217 uyarınca hükme esas alınamaz. Yargıtay CGK, 2023/559 E., 2024/295 K. sayılı kararında hukuka aykırı arama sonucu elde edilen delillerin reddedileceğini ve bu durumun doğrudan bozma nedeni oluşturduğunu teyit etmiştir.
Kesinleşmiş merci kararından sonra verilen yetkisizlik kararları yok hükmündedir. Yargıtay 5. Ceza Dairesi, 2018/1601 E., 2018/548 K. ve Yargıtay 15. Ceza Dairesi, 2020/1192 E., 2020/7213 K. sayılı kararlarında yetki uyuşmazlığını kesin biçimde çözen karara rağmen verilen yetkisizlik kararlarının hukuki değerden yoksun olduğunu kararlılıkla ortaya koymuştur.
Görevsiz mahkemenin işlemleri hükümsüzken, yetkisizlik itirazının süresinde yapılmaması mahkemeyi yetkili kılar. Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 2011/3192 E., 2011/2630 K. sayılı kararında görev ile yetki arasındaki temel farkı işlem geçerliliği boyutunda somutlaştırarak iki kurumun birbirinden ayrılmasını zorunlu kılmıştır.
Savcı emri olmaksızın kolluğun yetkisiz aramasından elde edilen deliller hükme esas alınamaz. Yargıtay 18. Ceza Dairesi, 2017/5538 E., 2019/9718 K. sayılı kararında CMK m. 216/3 uyarınca bu delilleri dışlamış ve mahkûmiyet hükmünü bozmuştur; bu karar yetkisizlik ile ek hukuka aykırılık unsurunun birleşiminin delil yasağı yaratabileceğini somutlaştırmaktadır.
Savcının hukuka aykırı arama emriyle elde edilen dijital materyaller ispat aracı sayılamaz. Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesi, 2017/559 E., 2017/745 K. sayılı kararında CMK m. 206/2-a kapsamında bu delillerin reddini hükme bağlamış; CMK m. 20’deki geçerlilik ilkesinin hukuka aykırı delil yasağını bertaraf etmediğini bölge adliye mahkemesi düzeyinde pekiştirmiştir.
Sıkça Sorulan Sorular
Yetkisiz mahkemede yapılan tüm işlemler geçersiz midir?
Hayır. CMK m. 20 uyarınca yetkili olmayan hâkim veya mahkemece yapılan işlemler salt yetkisizlik nedeniyle hükümsüz sayılamaz. Yetkisizlik tek başına otomatik geçersizlik sonucu doğurmaz. İşlemi hükümsüz kılmak için yetkisizliğe ek başka bir hukuka aykırılık unsurunun da bulunması gerekmektedir; örneğin gecikmesinde sakınca olmaksızın yargı çevresi dışında yapılan bir arama bu kapsamda değerlendirilebilir.
Yetkisiz mahkeme tarafından verilen tutuklama kararı geçerli midir?
Anayasa Mahkemesi’nin Yıldırım Turan kararına göre evet, geçerlidir. Tutuklama kararının yetkisiz sulh ceza hâkimliğince verilmesi, salt bu gerekçeyle tutuklamanın hukuka aykırılığı sonucunu doğurmamaktadır. Yer yetkisi kamu düzeninden sayılmadığından yetkisiz tutuklama kararı otomatik olarak geçersiz sayılamaz. Tutukluluğa itiraz için yetkisizlik dışındaki hukuki gerekçelerin gündeme taşınması gerekmektedir.
Yetkisiz mahkemede yapılan işlemlerden elde edilen deliller kullanılabilir mi?
Bu sorunun yanıtı işlemin içeriğine bağlıdır. CMK m. 20 geçerlilik ilkesini korusa da hukuka aykırı delil yasağını bertaraf etmemektedir. Yetkisiz işlem aynı zamanda ek bir hukuka aykırılık unsuru (gecikmesinde sakınca olmaksızın yargı çevresi dışı arama, savcı emri olmaksızın arama gibi) içeriyorsa bu işlemden elde edilen deliller hükme esas alınamaz. Delil geçerliliği AİHM içtihadı çerçevesinde “yargılamanın bütününün adilliği” ölçütüyle denetlenir.
Yetkisizlik itirazını ne zaman yapmalıyım?
CMK m. 18 uyarınca yetkisizlik itirazı ilk derece mahkemelerinde sanığın sorgusundan önce ileri sürülmelidir. Bu aşama geçildikten sonra yetkisizlik iddiasında bulunulamaz ve mahkeme de re’sen karar veremez; süresinde itiraz edilmeyen yetkisizlik mahkemeyi yetkili kılar. Bu nedenle yetki itirazının ilk duruşmada, sorgu başlamadan yapılması hayati önem taşımaktadır.
Görev ile yetki arasındaki fark neden önemlidir?
Görevsiz mahkemenin işlemleri kural olarak hükümsüzdür ve yenilenmesi zorunludur; görev kuralları resen gözetilir. Yetkisiz mahkemenin işlemleri ise CMK m. 20 uyarınca salt yetkisizlik nedeniyle hükümsüz sayılamaz ve yetki itirazı zamanında yapılmazsa mahkeme yetkili hâle gelir. Bu fark savunma stratejisini doğrudan etkiler: görev iddiası her aşamada ileri sürülebilirken, yetki itirazının sorgusundan önce yapılması zorunludur.
Yetki uyuşmazlığı çözüldükten sonra verilen yetkisizlik kararı geçerli midir?
Hayır. Yargıtay’ın yerleşik içtihadına göre yetki uyuşmazlığını kesin biçimde çözen ağır ceza mahkemesi kararından sonra verilen yetkisizlik kararları “hukuki değerden yoksun ve yok hükmünde” sayılmaktadır. Bu, CMK m. 20’deki geçerlilik ilkesinin önemli bir sınırını oluşturmaktadır: kesinleşmiş yetki kararına rağmen yetkisizlik kararı verilemez.
Sonuç
CMK’nın 20. maddesi, yer yönünden yetkisiz mahkemece yapılan işlemlere salt yetkisizlik gerekçesiyle geçersizlik yaptırımı uygulanamayacağını tek bir hükümle ortaya koyan temel bir usul normudur. Bu ilke, yer yetkisinin kamu düzeninden sayılmamasının doğal sonucudur ve makul sürede yargılanma hakkına hizmet etmektedir. Bununla birlikte geçerlilik ilkesi mutlak değildir: yetkisizliğe ek başka bir hukuka aykırılık unsuru varlığında işlem geçersiz sayılabilir; kesinleşmiş merci kararlarına aykırı yetkisizlik kararları yok hükmündedir; yetkisiz işlemden elde edilen delillerin hükme esas alınabilirliği yargılamanın bütününün adilliği ölçütüyle ayrıca denetlenir. 2026 itibarıyla güncel Yargıtay ve AYM içtihadına göre bu nüansları doğru okumak, hem yetki itirazının zamanında yapılması hem de delil itirazının doğru zemine oturtulması açısından savunma stratejisinin temel taşlarından birini oluşturmaktadır. CMK m. 20’yi 7, 17 ve 18. maddelerle birlikte sistematik bir bütün olarak kavramak, savunma avukatının usul güvencelerini en etkin biçimde kullanabilmesinin ön koşulunu oluşturmaktadır.
İletişim & Danışma
Davanızda yetkisiz mahkemede yapılan işlemlerin geçerliliği, bu işlemlerle elde edilen delillerin hükme esas alınıp alınamayacağı ya da kesinleşmiş yetki kararlarına aykırı süreçlerle karşılaşıyorsanız, savunma stratejinizi en başından doğru kurmanız büyük önem taşır. Sarıoğlu & Sefer Hukuk Bürosu olarak CMK m. 20 kapsamındaki yetkisiz işlemlerin geçerliliği, delil değeri ve koruma tedbirlerine itiraz süreçlerinde müvekkillerimize kapsamlı hukuki destek sunuyoruz. Dosyanızı gizlilik çerçevesinde değerlendirmek için hükmün açıklanmasının geri bırakılması avukatı dahil tüm ceza hukuku alanlarında hizmet veren ekibimizle iletişime geçebilirsiniz.
📍 Adres: Osmaniye, İsmail Erez Blv No: 9/2, 34146 Bakırköy/İstanbul
📞 Telefon: 0539 676 32 75
📧 E-posta: bilgi@sarioglusefer.com
🌐 Web: www.sarioglusefer.com
Bu makale, Sarıoğlu & Sefer Hukuk Bürosu adına Av. Fatih SEFER tarafından hazırlanmıştır.