Hizmet Kusuru Nedir?

Hizmet kusuru; idarenin yürütmekle görevli olduğu bir kamu hizmetinin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık ya da boşluktur. 2026 itibarıyla Anayasa’nın 125/7. maddesi, idarenin her türlü eylem ve işleminden doğan zararı karşılama yükümlülüğünü mutlak bir kural olarak belirlemiş; Danıştay içtihadı ise bu anayasal güvenceyi somut olaylarda hayata geçirmeye devam etmektedir. Tam yargı davası yoluyla tazminat talep etmek isteyen vatandaşlar için hizmet kusuru kavramının doğru anlaşılması, dava stratejisini doğrudan belirleyen kritik bir adımdır.

İçindekiler

  1. Hizmet Kusuru Nedir?
  2. Hizmet Kusurunun Türleri
  3. Hizmet Kusuru ile Kişisel Kusur Arasındaki Fark
  4. Kusursuz Sorumluluk Halleri
  5. Hizmet Kusurunda İlliyet Bağı
  6. Sorumluluktan Kurtulma Sebepleri
  7. Hizmet Kusurunda Tazminat Davası — Nasıl Açılır?
  8. Hizmet Kusuru Hakkında Emsal Danıştay Kararları
  9. Sık Sorulan Sorular
  10. Sonuç

Hizmet Kusuru Nedir?

Hizmet kusuru, kamu hizmetinin gereği gibi sunulmaması nedeniyle ortaya çıkan hukuki sakatlıktır. Özel hukuktaki bireysel kusur anlayışından farklı olarak iki temel nitelik taşır: nesnellik ve anonimlik. Nesnellik, kusurun kamu görevlisinin kişisel niyetinden bağımsız biçimde değerlendirilmesini ifade eder. Anonimlik ise zararın hangi görevlinin fiilinden kaynaklandığının tek tek tespit edilmesinin gerekmediğini; hizmetin bütünündeki aksaklığın sorumluluğu doğurduğunu ortaya koyar.

İdarenin sorumluluğu, Türk hukukunda Anayasa’nın 125/7. maddesiyle anayasal güvence altına alınmıştır. Bu madde “İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür” hükmüyle herhangi bir istisna tanımaksızın mutlak bir sorumluluk kuralı getirmiştir. Bu anayasal temelin yargısal yolu ise 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2/1-b maddesi kapsamındaki tam yargı davasıdır.

Sorumluluğun doğması için üç unsur bir arada bulunmalıdır:

  • Ortada tazmin edilebilir bir zarar olmalıdır.
  • Bu zarar, idareye yüklenebilecek bir eylem veya işlemden kaynaklanmalıdır.
  • Zarar ile idari faaliyet arasında illiyet bağı (neden-sonuç ilişkisi) kurulabilmelidir.

Tam yargı davalarında mahkeme öncelikle hizmet kusurunun varlığını araştırır; kusurun ispatlanamadığı durumlarda ise kusursuz sorumluluk ilkelerine başvurulur. 2026 itibarıyla Danıştay, bu hiyerarşiye sıkı biçimde bağlı kalmakta; kusur ve kusursuz sorumluluğun aynı davada eş zamanlı uygulanmasına izin vermemektedir.

Hizmet kusurunun özel hukuktaki kusurdan ayrıldığı en kritik nokta şudur: davacının hangi kamu görevlisinin bireysel ihmalinden zarara uğradığını ispat etmesi gerekmez. Hizmetin bütünündeki aksaklık, organizasyon eksikliği ya da sistemik bir boşluk tek başına sorumluluğu doğurmaya yeterlidir. Bu yaklaşım, vatandaşın bürokratik makine karşısında haksız yere ispat yüküyle ezilmesini önlemeye hizmet etmektedir.

Hizmet Kusurunun Türleri

Güncel Danıştay içtihadına göre hizmet kusuru üç temel biçimde tezahür eder. Her birinin ayrı hukuki sonuçları ve ispat dinamikleri vardır.

Hizmetin Kötü İşlemesi

Hizmet sunulmuştur; ancak sunum sırasında teknik şartlara, mevzuata veya hizmetin gereklerine aykırı davranılmıştır. Dikkat ve özen yükümlülüğünün karşılanmaması bu kategorinin özüdür. Yol yapımında uyarı levhası konulmaması, miting alanında şüphelinin sisteme sorgulanmaması ya da kamu binasında X-ray denetiminin eksik bırakılması tipik örneklerdir. Bu türde hizmet yerine getirilmiş olmakla birlikte gereği gibi yerine getirilmemiştir. Danıştay, “açık ve bariz hizmet kusuru” ölçütünü özellikle kolluk ve güvenlik hizmetlerinde uygulayarak idarenin sorumluluğunu geniş yorumlamaktadır.

Hizmetin kötü işlemesinde ispat, diğer türlere kıyasla daha güç olabilir; zira idarenin bir eylemde bulunduğu ancak bunu hukuka aykırı biçimde yaptığı gösterilmelidir. Bilirkişi raporları, olay tutanakları ve idari yazışmalar bu davalarda temel delil araçlarıdır.

Hizmetin Geç İşlemesi

İdare, yükümlü olduğu eylemi veya işlemi makul sürede gerçekleştirmemiş; gecikme zararın doğmasına ya da ağırlaşmasına neden olmuştur. Hastanın sağlık durumu kötüleşirken MR çekiminin mesai dışı gerekçesiyle ertelenmesi, olay yerine saatler sonra intikal edilmesi veya kesinleşmiş yargı kararının aylarca uygulanmaması bu türün somut görünümleridir. 2026 itibarıyla Danıştay, organizasyon kusurundan kaynaklanan gecikmeleri geç işleme kapsamında ele almakta ve idareyi sorumlu tutmaktadır.

Geç işlemede kritik soru şudur: Hangi süre “makul” sayılır? Bu değerlendirme her somut olayın koşullarına, hizmetin niteliğine ve aciliyetine göre yapılır. Yargı kararlarının uygulanmasında makul süre açıkça belirlenmiştir: İYUK m. 28 uyarınca 30 gün. Bunun dışındaki hizmetlerde ise mahkeme takdir yetkisini kullanarak gecikmenin hizmet kusuru oluşturup oluşturmadığına karar verir.

Hizmetin Hiç İşlememesi

İdarenin yapmakla ödevli olduğu hizmeti tamamen yerine getirmemesidir. Tehlikeli bölgeye güvenlik bariyeri kurulmaması, riskli okulda özel güvenlik görevlendirilmemesi veya eğitim atışları sonrası patlamamış mühimmatın imha edilmemesi bu kategoriye girer. Tam yargı davalarında en kolay ispatlanan hizmet kusuru türüdür; zira yasal yükümlülüğün varlığı ve yerine getirilmemişliği genellikle mevzuat, yazışma ve belgesel kanıtlarla ortaya konulabilmektedir.

Bu türde önemli bir ayrım gözetilmektedir: idarenin bir hizmeti sunma zorunluluğu ile o hizmeti belirli bir nitelikte sunma zorunluluğu birbirinden farklıdır. Takdir yetkisi kapsamındaki alanlarda hizmetin hiç işlememesi hemen hizmet kusuru doğurmayabilir; ancak bağlı yetki hallerinde yasal yükümlülüğün yerine getirilmemesi tartışmasız hizmet kusurudur.

Hizmet Kusuru ile Kişisel Kusur Arasındaki Fark

Anayasa’nın 129/5. maddesi, kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davalarının ancak idare aleyhine açılabileceğini hükme bağlamıştır. Bu düzenleme, bireysel sorumluluk iddiasıyla doğrudan memura karşı dava açılmasının önünü kapatmaktadır.

Hizmet kusuru ile kişisel kusur arasındaki sınır, uygulamada en çok tartışılan meselelerden biridir. Bu iki kavram arasındaki farkı belirleyen temel ölçütler şunlardır:

ÖlçütHizmet KusuruKişisel Kusur
Eylemin hizmetle bağlantısıGörevin ifası sırasında gerçekleşirHizmetten tamamen kopuk, salt kişisel bir eylemdir
Ağırlık derecesiOlağan ihmal ve teknik hatalarSuç oluşturan veya ağır ihmal içeren davranış
Dava yeriİdare mahkemesi — idare aleyhineAdli yargı — kişi aleyhine
Tazminat sorumlusuKamu kurumuBireysel kamu görevlisi

Kişisel kusur, görevlinin hizmetten tamamen kopan, suç teşkil eden veya ağır ihmal içeren eylemlerini ifade eder. Hizmet ile hiçbir bağlantısı kalmamış, salt kişisel bir davranış söz konusuysa dava adli yargıda kişiye karşı açılır. Ancak idari yargı, personelin görev sırasındaki kusurlarını kural olarak hizmet kusuru olarak nitelendirir ve idarenin tazminat sorumluluğuna gider.

İdare ödediği tazminatı, zarara sebebiyet veren görevlinin kişisel kusuru varsa ona rücu etmek zorundadır (Anayasa m. 129/5). Rücu mekanizması, idarenin zarara katlanmasını önlerken aynı zamanda kamu görevlisinin ağır ihmalinin sonuçsuz kalmamasını sağlar. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 13. maddesi de bu ayrımı teyit ederek kişilerin kamu hukukuna tabi görevlerle ilgili uğradıkları zararlarda hasım olarak personelin değil kurumun gösterilmesi gerektiğini açıkça düzenlemektedir.

Pratik açıdan bu ayrımın önemi şuradadır: Vatandaş, hangi memurdan kaynaklandığını bilemediği bir idari aksaklık nedeniyle zarara uğradığında doğrudan kurumu hasım gösterecek, ispat yükü önemli ölçüde hafifleyecektir.

Kusursuz Sorumluluk Halleri

Hizmet kusuru ispatlanamadığında veya idare lehine bozulan denge telafi gerektirdiğinde kusursuz sorumluluk ilkeleri devreye girer. Danıştay, kusur sorumluluğunu önce araştırır; kusur yoksa bu ilkelere başvurur; ancak her ikisini aynı davada birlikte uygulayamaz.

Sosyal Risk İlkesi

Kişilerin kendi kusurları olmaksızın, yalnızca toplumun bir üyesi olmaları nedeniyle uğradıkları özel ve olağandışı zararların topluma pay edilerek giderilmesidir. Terör olaylarından doğan maddi zararlar bu ilkenin en yaygın uygulama alanıdır. 5233 sayılı Kanun da sosyal risk ilkesini somutlaştırarak terör kaynaklı maddi zararların idarenin kusuru aranmaksızın sulh yoluyla karşılanmasını öngörmektedir.

Fedakârlığın Denkleştirilmesi İlkesi

Kamu yararı için bir kişinin malvarlığında meydana gelen özel ve olağandışı zararın toplumca karşılanmasıdır. Kamulaştırmasız el atma, imarla değer yitimi veya bir altyapı projesinden doğan münferit zararlar bu ilke kapsamında değerlendirilebilir.

Tehlike (Mesleki Risk) İlkesi

Kamu hizmetinin ifası sırasında personelin uğradığı zararların, idarenin kusuru olmasa dahi tazmin edilmesidir. Silah, patlayıcı, yangın müdahalesi gibi doğası itibarıyla tehlike barındıran hizmetlerde bu ilke uygulanır. 2026 itibarıyla Danıştay, üs bölgesinde görev yapan personelin intihara sürüklenmesi ile çığ düşmesi sırasında hayatını kaybeden arama-kurtarma görevlilerinin yakınlarına mesleki risk ilkesi uyarınca tazminat ödendiğini ortaya koymaktadır.

Hizmet Kusurunda İlliyet Bağı

Hizmet kusuru sorumluluğunun doğabilmesi için idari faaliyet ile zarar arasında neden-sonuç ilişkisi kurulmalıdır. İlliyet bağının ispatlanması davacının yükümlülüğündedir; ancak tıbbi malpraktis gibi teknik alanlarda Adli Tıp raporları bu ispatın temel aracı haline gelmektedir.

Üç hal illiyet bağını keser ve idarenin sorumluluğunu ortadan kaldırır ya da azaltır:

  • Mücbir sebep: Öngörülemeyen ve önlenemeyen dışsal olaylar (bazı doğal afetler).
  • Zarar görenin kusuru (mütefarik kusur): Zarara kendi davranışıyla katkıda bulunan davacının tazminatı oransal olarak azalır.
  • Üçüncü kişinin kusuru: Zararın bağımsız bir üçüncü kişinin ağır kusurundan doğması. Terör eylemlerinde üçüncü kişi (terörist) kusurunun illiyet bağını kesip kesmediği tartışmalı olmakla birlikte, bu durumda sosyal risk ilkesi devreye girebilmektedir.

Bağlı yetki hallerinde — örneğin kesinleşmiş bir yargı kararının İYUK m. 28 uyarınca 30 gün içinde uygulanması zorunluluğunda — yetkinin kullanılmaması doğrudan hizmet kusuru teşkil eder ve illiyet bağı kolayca kurulur.

Sorumluluktan Kurtulma Sebepleri

İdare, belirli koşulların varlığını ispatlayarak tazminat yükümlülüğünden kurtulabilir. Bu sebepler, illiyet bağını keserek ya da zayıflatarak idarenin sorumluluğunu tamamen ortadan kaldırır veya oransal olarak azaltır. Sorumluluktan kurtulma savunmalarında ispat yükü idarededir; davacının illiyet bağını kurmasının ardından idare söz konusu kurtulma sebebini somut delillerle ortaya koymak zorundadır.

Mücbir sebep, öngörülmesi ve önlenmesi olanaksız dışsal olayları kapsar. Ancak Danıştay bu kavramı dar yorumlamaktadır: deprem, sel veya çığ gibi doğal afetlerin “mücbir sebep” mi yoksa önlem alınmamasından kaynaklanan “hizmet kusuru” mu oluşturduğu her olayın somut koşullarına göre ayrıca değerlendirilmektedir. 2026 itibarıyla güncel Danıştay içtihadı, öngörülebilir nitelikteki risklere karşı önlem alınmamasını mücbir sebep kapsamında değerlendirmemektedir. Afet bölgelerinde yapılaşmaya izin verilmesi, erken uyarı sistemlerinin kurulmaması veya tahliye planlarının hazırlanmaması gibi idari ihmaller, mücbir sebep savunmasını geçersiz kılmaktadır.

Zarar görenin ağır kusuru (mütefarik kusur) illiyet bağını tamamen kesebilir ya da tazminatı oransal olarak düşürebilir. Okul bahçe duvarına tırmanırken düşen öğrencinin olayında Danıştay, idarenin bakım yükümlülüğündeki eksikliği ile öğrencinin kendi ihmalini birlikte değerlendirerek tazminatı oransal biçimde belirlemiştir. Zararın yalnızca davacının kendi ağır kusurundan kaynaklandığı ispatlanırsa idare sorumluluktan tamamen kurtulabilir. Hafif mütefarik kusur ise kural olarak yalnızca tazminat miktarını azaltır; davayı tamamen sonuçsuz bırakmaz.

Üçüncü kişinin kusuru, tüm zararın bağımsız bir üçüncü kişinin eyleminden kaynaklandığının kanıtlandığı durumlarda idarenin sorumluluğunu ortadan kaldırır. Bir avukatın baro kaydının reddedilmesi davasında Danıştay, idarenin yasal yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirdiğini ve idari işlem ile zarar arasında illiyet bağı bulunmadığını gerekçe göstererek tazminat talebini reddetmiştir. Terör eylemlerinde ise üçüncü kişinin kusuru illiyet bağını kesmekte; ancak bu durumda sosyal risk ilkesi devreye girerek idarenin kusursuz sorumluluğunu doğurabilmektedir. Bu durum; sorumluluktan kurtulma savunmasının, bazı hallerde yalnızca hizmet kusuru sorumluluğunu sona erdirdiğini, kusursuz sorumluluk rejimini ortadan kaldırmadığını göstermektedir.

Hizmet Kusurunda Tazminat Davası — Nasıl Açılır?

Hizmet kusurundan doğan zararlar için yargısal yol, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2/1-b maddesi uyarınca tam yargı davası olarak belirlenmektedir. Anayasa’nın 125/7. maddesindeki mutlak sorumluluk kuralının pratik yansıması budur. 2026 itibarıyla bu alanda dava stratejisi, zararın kaynağına — yani idari eylemden mi idari işlemden mi kaynaklandığına — göre şekillenmektedir.

İdari eylemden doğan zararlarda ön başvuru zorunludur. İYUK m. 13 uyarınca idari eylemden zarar görenlerin dava açmadan önce idareye başvurmaları gerekmektedir. Bu başvuru için iki ayrı hak düşürücü süre öngörülmüştür:

  • Zararın öğrenildiği tarihten itibaren 1 yıl
  • Her hâlde zararın doğduğu tarihten itibaren 5 yıl

Süreler kaçırılırsa tazminat hakkı tamamen yitirilir. İdare başvuruya 30 gün içinde cevap vermezse ret sayılır; bu tarihten itibaren 60 gün içinde idare mahkemesinde dava açılmalıdır. İdare olumsuz cevap verirse cevabın tebliğinden itibaren 60 günlük dava süresi işlemeye başlar. Bu sürelerin doğru hesaplanması, dava hakkının korunması açısından hayatidir.

İdari işlemden doğan zararlarda ise iki seçenek mevcuttur: önce işleme karşı iptal davası açılabilir; ardından iptal kararının kesinleşmesinden sonra tam yargı davası açılır. Ya da her iki dava birlikte yürütülür. İkinci yolun seçilmesi, davanın uzun sürmesine karşın hak kayıplarını önleme açısından daha güvenlidir.

Yargı kararlarının uygulanmamasından kaynaklanan zararlarda süreç şöyledir: idare İYUK m. 28 uyarınca kararı 30 gün içinde uygulamak zorundadır. Bu süre aşılırsa hizmet kusuru doğmuş demektir. Aynı idare mahkemesine başvurularak gecikme tazminatı ve kararın uygulatılması talep edilebilir. Görevi gereği kararı uygulamamakta ısrar eden kamu görevlisi hakkında ayrıca idari ve cezai yaptırım yoluna da başvurulabilir.

Görevli mahkeme konusunda temel kural şudur: kamu görevlisinin yetkisini kullanırken işlediği kusurdan doğan davalar idare mahkemesinde görülür. Ancak 2918 sayılı KTK’nın 110. maddesi istisnası gereği kamu araçlarının karıştığı trafik kazalarında dava adli yargıda açılır. Bu görev uyuşmazlığı hassas bir alan olup yanlış mahkemede dava açılması ciddi zaman ve hak kayıplarına yol açabilir.

Dava sürecinde ispat yükü davacıya aittir; hizmetin aksadığı ve zararla illiyet bağı kurulabilir olduğu kanıtlanmalıdır. Teknik alanlarda (tıbbi malpraktis, inşaat kazaları, silah ve patlayıcı olayları) bilirkişi ve Adli Tıp raporları belirleyici delil niteliği taşımaktadır. Bir İstanbul idare hukuku avukatından destek almak, özellikle süre takibi, ön başvurunun usulüne uygun yapılması ve delil tespiti aşamalarında kritik önem taşımaktadır.

Hizmet Kusuru Hakkında Emsal Danıştay Kararları

Polis silahını kaptıran memur nedeniyle yaralanan üçüncü kişinin zararı hizmet kusuruyla tazmin edilir.
Danıştay 10. Daire, E:2015/5382, K:2020/6014, T:09.12.2020 — Bir polis memurunun silahını saldırgana kaptırması ve bu silahla ateş edilmesi sonucu olaydan tamamen bağımsız bir fotoğrafçının yaralanması üzerine açılan davada, asayiş hizmetinin kötü işlediği kabul edilerek tazminata hükmedilmiştir. Silah muhafazasında gerekli dikkat ve özenin gösterilmemesi açık hizmet kusuru sayılmıştır.

Kamu binasında X-ray ve güvenlik denetiminin sağlanmaması ağır hizmet kusurudur.
Danıştay 8. Daire, E:2022/3972, K:2025/1247, T:20.02.2025 — Belediye binasına ruhsatsız silahla giren bir personelin başka bir kamu görevlisini öldürmesi olayında, girişlerdeki denetim eksikliğinin idareye hizmet kusuru olarak yüklendiği ve tazminata hükmedildiği görülmektedir.

Miting alanında çöp poşetlerinin aranmaması ve sistem sorgulamasının yapılmaması açık ve bariz hizmet kusurudur.
Danıştay 10. Daire, E:2021/2778, K:2022/217, T:18.01.2022 — Diyarbakır’da bir mitingde şüphelinin sisteme sorgulanmaması ve çöp poşetlerindeki bombaların aranmaması nedeniyle gerçekleşen patlamada, idare kolluk hizmetini eksik ve kusurlu işlettiği için sorumlu tutulmuştur.

Sağlık hizmetinde MR çekiminin mesai dışı gerekçesiyle geciktirilmesi organizasyon kusurudur.
Danıştay 10. Daire, E:2022/3309, K:2024/5529, T:27.11.2024 — Baş ağrısı şikayetiyle başvuran hasta için ilaçlı MR çekimi hafta sonu ve mesai dışı olduğu gerekçesiyle ertelenmiş; geç ameliyat edilen hasta hayatını kaybetmiştir. Hizmetin geç işlemesi olarak değerlendirilen bu organizasyon hatası nedeniyle idare tazminata mahkûm edilmiştir.

İhbarlara rağmen olay yerine saatler sonra intikal edilmesi hizmet kusurudur.
Danıştay 10. Daire, E:2021/3516, K:2022/3319, T:20.06.2022 — Kurban eti dağıtırken saldırıya uğrayan şahısların yardım çağrısına rağmen güvenlik ekiplerinin olay yerine saatler sonra ulaşması nedeniyle idare, hizmetin geç işlemesinden doğan zarardan sorumlu tutulmuştur.

Patlamamış mühimmatın imha edilmemesi güvenlik hizmetinin hiç işlememesidir.
Danıştay 10. Daire, E:2016/903, K:2020/4239, T:27.10.2020 — Arazide bulunan ve eğitim atışlarından arta kalan patlamamış mühimmatın infilak etmesi sonucu yaralanan çocuğun davası incelenmiş; idarenin bölgeyi temizleme ve güvenliği sağlama yükümlülüğünü yerine getirmediği, hizmetin hiç işlemediği saptanarak tazminat hükmedilmiştir.

Riskli olarak sınıflandırılan okulda özel güvenlik görevlendirmemek hizmet kusurudur.
Danıştay 8. Daire, E:2022/1180, K:2025/4656, T:15.05.2025 — Silahlı saldırı sonucu hayatını kaybeden okul müdürünün davası değerlendirilmiş; okulun riskli grupta belirlenmesine karşın özel güvenlik görevlendirilmemesinin hizmetin işleyişindeki bir boşluk olduğu vurgulanmıştır.

Uygulanabilir nitelikteki yargı kararının geciktirilmeksizin uygulanmaması ağır hizmet kusurudur.
Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, E:2011/1088, K:2014/1787, T:22.04.2014 — IDDDK, kesinleşmiş mahkeme kararlarının uygulanmamasını veya gecikmeli uygulanmasını idarenin tazminat sorumluluğunu doğuran ağır kusur olarak nitelendirmiş; bu ilke sonraki kararlar için emsal oluşturmuştur.

Kamu personelinin görev sırasında uğradığı intihardan doğan zarar mesleki risk kapsamındadır.
Danıştay 10. Daire, E:2021/7820, K:2025/3443, T:01.07.2025 — Üs bölgesinde görev yapan bir askerin intihara sürüklenmesi davasında, idarenin herhangi bir kusurunun ispat edilememiş olmasına karşın zararın mesleki risk ilkesi uyarınca tazmin edilmesi gerektiğine hükmedilmiştir.

Çığ düşmesi sırasında hayatını kaybeden güvenlik korucusu için mesleki risk tazminatı ödenmesi zorunludur.
Danıştay 4. Daire, E:2025/272, K:2025/4138, T:30.06.2025 — Arama-kurtarma faaliyeti sırasında çığ nedeniyle vefat eden korucunun yakınlarına, idarenin kusurundan bağımsız olarak mesleki risk ilkesi uyarınca tazminat ödenmesi gerektiği hükme bağlanmıştır.

Zarar görenin mütefarik kusurunun varlığı tazminatı oransal olarak düşürür.
Danıştay 8. Daire, E:2021/7853, K:2023/7372, T:19.12.2023 — Okul bahçe duvarına tırmanırken düşen öğrencinin olayında, hem idarenin bakım yükümlülüğündeki eksiklik hem de öğrencinin kapı yerine duvarı kullanma dikkatsizliği birlikte değerlendirilerek tazminat oransal biçimde belirlenmiştir.

İlliyet bağı bulunmadığı durumlarda idarenin sorumluluğu doğmaz.
Danıştay 8. Daire, E:2016/9015, K:2020/5949, T:23.12.2020 — Bir avukatın baro kaydının reddi işleminde idarenin yasal yükümlülüklerini tam olarak yerine getirdiği ve herhangi bir kusur atfedilemeyeceği gerekçesiyle tazminat talebi reddedilmiştir.

Sık Sorulan Sorular

Hizmet kusuru ile idarenin kusursuz sorumluluğu arasındaki temel fark nedir?
Hizmet kusurundan söz edebilmek için kamu hizmetinin kuruluş, düzenleyiş veya işleyişinde nesnel bir aksaklık bulunmalıdır. Kusursuz sorumlulukta ise böyle bir bozukluk aranmaz; idarenin faaliyeti ile zarar arasındaki illiyet bağının varlığı yeterlidir. Danıştay öncelikle kusuru araştırır; kusurun ispatlanamadığı hallerde sosyal risk, tehlike veya fedakârlığın denkleştirilmesi ilkelerine başvurulur. Her iki sorumluluk türü aynı davada eş zamanlı uygulanamaz.

Hizmet kusurundan zarar gördüğümde kime karşı dava açmalıyım?
Anayasa’nın 129/5. maddesi ve 657 sayılı Kanun’un 13. maddesi uyarınca dava doğrudan idareye — yani ilgili kamu kurumuna — karşı idare mahkemesinde açılır. Zararı yaratan kamu görevlisine karşı ayrı bir dava açılamaz. İdare ödediği tazminatı, görevlinin kişisel kusuru varsa ona rücu eder; ancak bu mekanizma davacıyı ilgilendirmez.

İdari eylemden doğan zarar için başvuru süreleri nelerdir?
İYUK m. 13 uyarınca idari eylemden zarar görenler dava açmadan önce idareye başvurmak zorundadır. Başvuru için zararın öğrenildiği tarihten itibaren 1 yıl, her hâlde zararın doğduğu tarihten itibaren 5 yıllık hak düşürücü süre öngörülmüştür. Bu süreler kaçırılırsa tazminat hakkı tamamen yitirilir; bu nedenle bir İstanbul idare hukuku avukatına zamanında danışmak büyük önem taşımaktadır.

Deprem, sel gibi doğal afetlerde idare her zaman sorumluluktan kurtulur mu?
Hayır. 2026 itibarıyla güncel Danıştay içtihadına göre doğal afetler otomatik olarak mücbir sebep sayılmamaktadır. Afetin öngörülüp öngörülmediği ve idarenin gerekli önlemleri alıp almadığı somut olayda ayrıca değerlendirilmektedir. Riskli bölgede gerekli güvenlik altyapısının kurulmaması, erken uyarı sisteminin işletilmemesi veya tahliye tedbirlerinin alınmaması durumlarında idarenin hizmet kusuru nedeniyle sorumlu tutulması mümkündür.

Yargı kararı uygulanmıyorsa ne yapmalıyım?
İdarenin kesinleşmiş bir mahkeme kararını İYUK m. 28’deki 30 günlük süre içinde uygulamaması ağır hizmet kusuru oluşturur. Önce kararın uygulanması için idareye yazılı başvuru yapılır; başvuruya rağmen uygulanmama sürmüşse tam yargı davası açılarak tazminat talep edilebilir. Ayrıca görevli kamu memuru hakkında idari ve cezai yaptırım yoluna da başvurulabilir.

Kamu hastanelerindeki tıbbi hatalar hizmet kusuru kapsamına girer mi?
Evet. Kamu hastanelerinde gerçekleşen tıbbi müdahaleler idari hizmet kapsamında değerlendirildiğinden, hekimin hatası veya hastanenin organizasyon eksikliğinden doğan zararlar için idare mahkemesinde tam yargı davası açılır. Danıştay, organizasyon kusurunu (yeterli uzman doktor bulundurmama, teçhizat yetersizliği) ve bireysel tıbbi hataları ayrı ayrı inceleyerek her birini hizmet kusuru olarak nitelendirebilmektedir. Adli Tıp ve bilirkişi raporları bu davalarda belirleyici delil niteliği taşımaktadır.

Hizmet kusuru davası ne kadar sürer?
İdare mahkemelerindeki tam yargı davalarının ortalama süresi, dava konusunun teknik karmaşıklığına ve bilirkişi incelemesi gerektirip gerektirmediğine bağlı olarak 2 ila 4 yıl arasında değişmektedir. Tıbbi malpraktis ve inşaat davalarında bilirkişi süreçleri bu süreyi uzatabilir. İstinaf (Bölge İdare Mahkemesi) ve temyiz (Danıştay) aşamaları ek süre gerektirse de iyi hazırlanmış bir dava dosyası yargılama sürecini önemli ölçüde kısaltabilir. Ön başvuru aşamasından itibaren profesyonel destek almak, dosyanın sağlam kurulması açısından belirleyicidir.

Terör saldırısında zarara uğradım; devletten tazminat alabilir miyim?
2026 itibarıyla güncel mevzuat ve Danıştay içtihadı, terör eylemlerinden doğan maddi zararları sosyal risk ilkesi kapsamında değerlendirmektedir. 5233 sayılı Kanun, bu tür zararların idarenin kusuru aranmaksızın idari başvuruyla karşılanmasına imkân tanımaktadır. İdari başvurudan tatmin edici sonuç alınamazsa idare mahkemesinde tam yargı davası açılabilir.

Sonuç

Hizmet kusuru, Türk idare hukukunun vatandaşa sunduğu en güçlü anayasal güvencenin pratikteki yansımasıdır. Anayasa’nın 125/7. maddesi, idarenin eylem ve işlemlerinden doğan zararları karşılama yükümlülüğünü tartışmasız bir kural olarak koymuştur. Bu yükümlülük; hizmetin kötü, geç veya hiç işlememesi biçiminde tezahür eden hizmet kusuru ile sosyal risk, mesleki tehlike ve fedakârlığın denkleştirilmesi ilkelerine dayanan kusursuz sorumluluk halleri aracılığıyla hayata geçirilmektedir.

2026 itibarıyla güncel Danıştay içtihadı, özellikle güvenlik hizmetlerindeki organizasyon eksiklikleri, sağlık hizmetlerindeki gecikmeler ve yargı kararlarının uygulanmaması konularında idarenin sorumluluğunu geniş yorumlamaktadır. Mücbir sebep savunması giderek daralmakta; idarenin “önlem almama” eylemi giderek daha sık hizmet kusuru olarak nitelendirilmektedir.

Ancak bu davalarda süre takibi, doğru dava türünün seçimi, ön başvurunun usulüne uygun yapılması ve illiyet bağının teknik delillerle ispatı kritik hukuki engeller oluşturmaktadır. Zararın tam olarak tazmin edilmesi için alanında uzman bir avukattan zamanında destek almak, dava sonucunu belirleyen en önemli faktörlerden biridir. İdare hukuku alanındaki tüm uyuşmazlıklarınız için Sarıoğlu & Sefer Hukuk Bürosu olarak yanınızdayız.

Bu makale, Sarıoğlu & Sefer Hukuk Bürosu adına Av. Fatih SEFER tarafından hazırlanmıştır.