☎ 0539 676 32 75 WhatsApp: 0539 676 32 75

TMK Madde 119 Dava Hakkının Bulunmaması

2026 itibarıyla nişanlılık hukukunun uygulamada en sık ihlal edilen hükümlerinden biri TMK m.119’dur. Taraflar arasında düzenlenen nişan protokollerine eklenen cezai şartlar, cayma bedelleri ve “nişanı bozan taraf X TL öder” şeklindeki düzenlemeler kanunun açık yasağına rağmen hâlâ karşımıza çıkmaktadır. Oysa bu madde, evlenme özgürlüğünü mali baskıdan korumak amacıyla emredici nitelik taşır ve noter onaylı belgeleri de kapsayan mutlak bir yasak öngörür. Bu şerh, m.119’un tüm boyutlarını Yargıtay içtihadı ışığında ortaya koymaktadır.

Kanun Metni

Madde 119 – Dava hakkının bulunmaması

Nişanlılık, evlenmeye zorlamak için dava hakkı vermez.
Evlenmeden kaçınma hâli için öngörülen cayma tazminatı veya ceza şartı dava edilemez; ancak yapılan ödemeler de geri istenemez.

→ Türk Medeni Kanunu Tam Metni

TMK m.119, nişanlılık kurumunun temel çerçevesini çizen m.118 ile maddi ve manevi tazminat hükümlerini düzenleyen m.120 ve m.121 arasında kritik bir köprü işlevi görür.

TMK m.119 Nedir?

TMK m.119; evlenme özgürlüğünü koruma altına alan, nişanlılığa dayalı evlenmeye zorlama davalarını ve her türlü cayma yaptırımını kesin olarak yasaklayan emredici bir hükümdür.

Nişanlılıkta Dava Hakkının Bulunmaması

Evlenmeye Zorlama Yasağı

TMK m.119/1, son derece net ve tartışmaya kapalı bir kural koyar: Nişanlılık, evlenmeye zorlamak için dava hakkı vermez. Bu hüküm, nişanlılığın temel hukuki niteliğinden kaynaklanır. Nişanlanma bir aile hukuku sözleşmesidir; ancak bu sözleşmenin konusu olan evlenme vaadi, diğer sözleşmelerdeki edim yükümlülüklerinden köklü biçimde ayrılır. Evlenme, tamamen kişisel iradeye dayalı olup hiçbir koşulda devlet gücüyle zorlanamaz.

Kanun koyucu bu ilkeyi koyarken iki temel değeri koruma altına almıştır: Birincisi evlenme özgürlüğü, ikincisi evlenmeye zorlamadan korunma hakkı. İrade dışı kurulan evliliklerin toplumsal ve bireysel sonuçları ağırdır. Nişanlanma, taraflardan birini tanıma ve değerlendirme sürecidir; bu sürecin sonunda taraflardan biri evlenme iradesini geri çekebilir. Bu geri çekilme, hukuka aykırı bir eylem değil; kişiye sıkı sıkıya bağlı bir hakkın kullanımıdır.

Pratikte bu yasağın en somut yansıması şudur: Nişanlı olan biri, karşı tarafın evlenmeyi reddetmesi üzerine mahkemeye başvurup “evlenmeye zorlanması” için dava açamaz. Böyle bir dava hukuken imkânsızdır; mahkeme davanın esasına girmeksizin reddeder.

Kişilik Hakkı Olarak Evlenme Özgürlüğü

TMK m.23, hiç kimsenin özgürlüklerinden vazgeçemeyeceğini ve özgürlüklerini hukuka ya da ahlaka aykırı biçimde sınırlayamayacağını hükme bağlar. Evlenme özgürlüğü, bu kapsamda kişilik haklarının ayrılmaz bir parçasıdır. Bir kimsenin nişanı bozması halinde ağır mali sonuçlarla karşılaşacağını bilmesi, onu rızası dışı evliliğe itmek anlamına gelir.

Bu nedenle TMK m.119’un amacı yalnızca bireysel bir hakka hizmet etmemekte; aynı zamanda aile kurumunun sağlıklı temeller üzerinde yükselmesini güvence altına almaktadır. Baskı altında kurulan evlilikler, kısa sürede boşanma davaları ya da aile içi uyuşmazlıklarla sonuçlanmaktadır. Kanun koyucu, bu riski en başta bertaraf etmek için m.119’u emredici nitelikte düzenlemiştir.

Cayma Tazminatı ve Cezai Şartın Dava Edilemezliği

Emredici Nitelik ve Mutlak Geçersizlik

TMK m.119/2 hükmünün ilk kısmı şu emredici yasağı taşır: Evlenmeden kaçınma hâli için öngörülen cayma tazminatı veya ceza şartı dava edilemez. Bu yasak mutlak ve istisnasızdır. Kanunun bu emredici hükmü, Türk Borçlar Kanunu m.26-27 ile de örtüşür: Kanunun emredici hükümlerine aykırı sözleşmeler kesin hükümsüzdür.

Dava edilemezlik, yalnızca mahkeme yoluyla talep etmeyi değil; icra takibi yoluyla cebri tahsili de kapsar. Nişanlılık hukukunda “dava edilemez” ifadesi, devlet gücüyle — ister yargı ister icra kanalıyla — zorla yerine getirilemez anlamına gelir. Bu nedenle karşı tarafın noter onaylı bir protokole dayanarak icra takibi başlatması, kanunun bu açık yasağını dolanma teşebbüsüdür ve hukuki koruma görmez.

Yerleşik Yargıtay içtihadına göre nişanlılık hukukunda cezai şart yasağı, tarafların rızasıyla dahi aşılamaz. Tarafların anlaşarak protokole cezai şart koymaları, bu hükmün geçerliliğini sağlamaz; aksine o hükmü mutlak butlanla malul kılar. Geçersizlik, mahkemece re’sen gözetilir.

Noter Onaylı Nişan Protokollerinin Hukuki Akıbeti

Uygulamada sıkça karşılaşılan bir sorun, tarafların noter huzurunda düzenlettikleri “nişan protokolleri”ne cezai şart hükmü eklemeleridir. Bu belgeler tipik olarak şu ifadeyi içerir: “Nişanı bozan taraf diğerine X TL ceza öder.” Taraflar, noterde düzenlenmiş olmasının bu hükmü geçerli kıldığını sanmaktadır. Bu kanı tamamen yanlıştır.

Noterlik işlemi, yalnızca belgenin imza ve tarih gibi şekli unsurlarının doğruluğunu teyit eder; belgenin içeriğinin emredici hukuk kurallarına uygunluğunu denetlemez ve aykırılığı gidermez. Bir sözleşmenin noter huzurunda yapılmış olması, o sözleşmenin TMK m.119 kapsamındaki yasağa tabi olmadığı anlamına gelmez. Aksine, noter senediyle dahi olsa kararlaştırılan cezai şart, kamu düzenine aykırılığı nedeniyle hükümsüzdür.

Bu durum, nişanlılıkta dava hakkı ve cayma tazminatı uyuşmazlıklarında deneyimli bir avukatla çalışmanın önemini ortaya koymaktadır. Karşı tarafın noter protokolüne dayanarak başlattığı icra takibine karşı menfi tespit davası açılması gerekir; bu süreç hukuki uzmanlık gerektirir.

Fer’ilik İlkesi Gereği Cezai Şartın Hükümsüzlüğü

Borçlar hukukunun temel prensiplerinden biri olan fer’ilik ilkesi gereği, cezai şart asıl borca bağlı ikincil bir yükümlülüktür. Asıl borç geçersiz ya da dava edilemezse, bu borca bağlı cezai şart da kendiliğinden hükümsüz kalır. Yargıtay bu prensibi istikrarlı biçimde uygulamaktadır: “Asıl borç hükümsüz olunca, cezai şart da hükümsüzdür.”

Nişanlılıkta evlenme vaadinin icra yoluyla zorlanamayacağı TMK m.119/1 ile sabitlenmiştir. Yani “asıl borç” olan evlenme yükümlülüğü, hukuken dava edilemez bir edimdir. Bu edimin ifasını sağlamak veya yerine getirilmemesi halinde tazminat almak amacıyla öngörülen cezai şart, fer’ilik ilkesi gereği başlangıçtan itibaren geçersizdir. Nişanı bozan tarafın bu cezayı ödemek zorunda olmadığı — noter belgesi olsa dahi — kesindir.

Yapılan Ödemelerin İade Edilemezliği

İade Edilemezlik Kuralının Koşulları

TMK m.119/2 hükmünün ikinci kısmı, ilk bakışta çelişkili görünen bir kural koyar: Yapılan ödemeler de geri istenemez. Hukuk literatüründe soluti retentio olarak bilinen bu ilke, kanunen dava edilemez olan bir borcun rızayla ifa edilmesi halinde bu ödemenin geri alınamamasını düzenler. Bu yapı, doktrinde eksik borç (naturalis obligatio) olarak adlandırılır: Borç hukuken vardır, ancak alacaklıya dava ve cebri icra yoluyla talep yetkisi vermez; buna karşılık borçlunun rızasıyla yaptığı ifa geçerli bir ifadır.

Kanun koyucunun bu düzenlemeyi koymasının arkasında özel bir mantık yatar: Nişanı bozan taraf, vicdani bir zorunluluk hissederek veya sosyal baskıyla karşı tarafa bir miktar ödemiş olabilir. Bu ödeme gönüllü yapılmışsa, ileride “zaten hukuken ödemek zorunda değildim” diyerek geri istenmesi mümkün değildir. Aksi durum, dürüstlük kuralıyla (TMK m.2) bağdaşmaz.

Gönüllü Ödeme ile Zorla Tahsil Arasındaki Fark

İade edilemezlik kuralının uygulanabilmesi için ödemenin tamamen gönüllü ve herhangi bir icrai baskı olmaksızın yapılmış olması zorunludur. Karşı tarafın icra takibi başlatması veya dava açması üzerine yapılan ödemeler, bu kural kapsamında değerlendirilemez.

Mantıksal çelişkiyi net görmek gerekir: Eğer cezai şart dava edilemezse, icra takibi başlatılıp “ödeme yapıldı, artık geri istenemez” sonucuna ulaşmak mümkün olmamalıdır. Kanun koyucunun muradı, kendi rızasıyla yapılan ödemeleri korumak; kimseyi bu tür bir ödemeye devlet eliyle zorlamamaktır. Bu nedenle, icra tehdidi altında yapılan ödemeler “gönüllü ödeme” sayılmaz ve iade edilemezlik korumasından yararlanamaz.

TMK m.119 ile Tazminat Hükümleri Arasındaki Fark

TMK m.119’u yanlış anlayan kişiler, bu maddenin nişanlılıktan doğan her türlü mali talebi yasakladığını sanmaktadır. Bu yanılgı hukuki açıdan önemli sonuçlar doğurur. Doğru tablo şudur:

Talep TürüHukuki DayanakKoşulDava Edilebilir mi?
Evlenmeye zorlamaTMK m.119/1Hayır — mutlak yasak
Cayma tazminatı / cezai şartTMK m.119/2Hayır — mutlak yasak
Maddi tazminat (harcamalar)TMK m.120Kusur + haklı sebep yokEvet — şartlar dahilinde
Manevi tazminatTMK m.121Kusur + kişilik hakkı saldırısıEvet — şartlar dahilinde
Hediyelerin iadesiTMK m.122Evlenme dışı sona ermeEvet — kusur aranmaz

Temel ayrım şudur: TMK m.119, evlenme iradesinin baskı altına alınmasını yasaklar. TMK m.120 ve m.121 ise nişanın haksız bozulmasının yarattığı gerçek zararı tazmin etmeyi amaçlar. Gerçek zarar tazmini, evlenmeye zorlama değildir; biri kişilik haklarını, diğeri mal varlığı değerlerini korur.

Menfi Tespit Davası ve İcra Takibine Karşı Savunma

Karşı tarafın, nişan protokolündeki cezai şarta dayanarak icra takibi başlatması halinde, borçlu konumundaki tarafın başvurabileceği hukuki yollar bellidir. İcra ve İflas Kanunu m.72 uyarınca menfi tespit davası açılması, en etkili ve doğrudan yoldur. Bu dava, takibe konu edilen borcun hukuken var olmadığının mahkemece tespit edilmesini sağlar.

Uygulamadaki kritik ayrıntı tedbir rejimidir: Takipten sonra açılan menfi tespit davasında ihtiyati tedbir yoluyla takibin durdurulmasına karar verilemez (İİK m.72/3). Borçlu ancak, alacağın %15’inden az olmamak üzere göstereceği teminat karşılığında, icra veznesine giren paranın alacaklıya ödenmemesi için ihtiyati tedbir kararı alabilir. Henüz takip başlamadan önce açılan menfi tespit davasında ise mahkeme, yine %15’ten az olmayan teminat karşılığında takibin durdurulmasına karar verebilir (İİK m.72/2).

Menfi tespit davasında öne sürülecek temel savunma, TMK m.119/2’nin açık hükmüdür: Cezai şart dava edilemez, dolayısıyla icra takibine de konu edilemez. Mahkeme, takibe konu alacağın TMK m.119 kapsamında yasaklanmış olduğunu tespit ettiğinde borçlunun borçlu olmadığına hükmeder. Bunun yanı sıra, takibin haksız ve kötüniyetli olduğunun ispatlanması halinde, borçlunun talebi üzerine İİK m.72/4 uyarınca alacağın %20’sinden az olmamak üzere kötüniyet tazminatına da hükmedilir.

Taraflarca ileri sürüldüğünde mahkemece ön sorun olarak incelenecek zamanaşımı def’i de bu noktada devreye girer. TMK m.123’teki bir yıllık süre dolduktan sonra başlatılan takiplerde zamanaşımı def’i, cezai şart geçersizliğinin yanında ikinci bir hukuki kalkan işlevi görür.

Emsal Yargıtay Kararları

Cezai şart, asıl borca ilişkin fer’i haklardandır; asıl borç hükümsüz olunca cezai şart da hükümsüzdür. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, E. 2008/3543, K. 2008/8902, T. 26.06.2008. Aynı yönde (fer’ilik ilkesi): Yargıtay 13. HD, E. 2011/8816, K. 2011/18186, T. 06.12.2011; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. HD, E. 2017/1254, K. 2017/1628, T. 23.11.2017 (sözleşme geçersiz olduğundan ceza koşulu da geçersiz sayılır). Bu yerleşik ilkenin TMK m.119’a izdüşümü şudur: Evlenme vaadi, m.119/1 uyarınca dava edilemez bir asıl borç doğurduğundan, bu vaade bağlanan cayma tazminatı veya cezai şart da fer’ilik gereği başlangıçtan itibaren hükümsüz kalır; içtihatla yerleşik bu ilke nişanlılık protokollerine kıyasen uygulanır.

Yargıtay 13. HD, E. 2008/3543, K. 2008/8902 – Tam Metin

[Karar tam metni buraya — site yöneticisi elle ekleyecek]

Geçersiz bir sözleşmeye dayanan cezai şartın icra takibine konu edilmesi halinde borçlunun borçlu olmadığının tespitine hükmedilir; geçersiz cezai şart icra yoluyla da tahsil edilemez. Yargıtay 19. Hukuk Dairesi, E. 2010/9614, K. 2010/13686, T. 02.12.2010. Geçersiz asıl sözleşmeye eklenen cezai şarta dayanılarak başlatılan icra takibinin dayanaksız olduğu saptanmış; davacının borçlu olmadığının tespitine karar verilmesi gerektiği hükme bağlanmıştır.

Yargıtay 19. HD, E. 2010/9614, K. 2010/13686 – Tam Metin

[Karar tam metni buraya — site yöneticisi elle ekleyecek]

Nişanlılık uyuşmazlıklarında zamanaşımı def’i, maddi hukuka dayanan bir def’i niteliğinde olduğundan taraflarca ileri sürülmesi gerekir; mahkeme, bu def’i ileri sürüldüğünde esasa girmeden önce HMK m.163-164 çerçevesinde ön sorun olarak inceleyip karara bağlamakla yükümlüdür. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2025/8445, K. 2025/11777, T. 23.12.2025. Kararda itiraz-def’i ayrımı netleştirilmiş; zamanaşımının re’sen gözetilebilen bir itiraz olmayıp tarafça ileri sürülmesi gereken bir def’i olduğu vurgulanmıştır.

Yargıtay 2. HD, E. 2025/8445, K. 2025/11777 – Tam Metin

[Karar tam metni buraya — site yöneticisi elle ekleyecek]

Pratik Uygulama Tablosu

SenaryoHukuki SonuçYapılması Gereken
Nişan protokolünde 50.000 TL cezai şart var, karşı taraf ödeme talep ediyorCezai şart TMK m.119/2 gereği geçersiz; ödeme yükümlülüğü doğmazTalebi reddet; noter belgesini geçerlilik delili sayma
Karşı taraf noter protokolüne dayanarak icra takibi başlattıTakip hukuki dayanaktan yoksun; menfi tespit davası açılabilirAile Mahkemesinde menfi tespit davası aç; icra veznesindeki paranın alacaklıya ödenmemesi için tedbir iste (İİK m.72/3)
Nişanı bozduğum için karşı taraf evlenmeye zorlamak amacıyla dava açtıDava usulden reddedilir; TMK m.119/1 mutlak yasak içerirMahkeme esasa girmeden davayı reddeder
Cezai şartı bile bile kendi rızamla ödedim; geri almak istiyorumTMK m.119/2 son cümle: gönüllü yapılan ödemeler geri istenemezÖdeme iade davası açılamaz; hak düşer
İcra baskısıyla ödeme yaptım; geri almak istiyorumZorla tahsil edilen ödeme “gönüllü ödeme” sayılmaz; iade talep edilebilirMenfi tespit + ödemenin iadesi için dava aç
Nişan protokolü noterde değil, adi yazılı şekilde yapıldıŞekil farkı sonucu değiştirmez; cezai şart her hâlükârda geçersizAynı hukuki savunma geçerlidir; TMK m.119/2 uygulanır

Sık Sorulan Sorular

Nişanı ben bozsam da karşı taraf benden ceza talep edebilir mi?

Hayır. TMK m.119/2, nişanın kimin tarafından bozulduğuna bakılmaksızın cayma tazminatı ve cezai şartın dava edilemeyeceğini açıkça hükme bağlar. Bu yasak mutlak nitelikte olup kusur durumu, nişanın bozulma nedeni veya tarafların anlaşması bu sonucu değiştiremez. Cezai şarta ilişkin her talep, ister dava ister icra takibi yoluyla olsun, hukuki dayanaktan yoksundur.

Nişanı bozan taraf hiç mi ödeme yapmaz?

Nişanı haksız ve kusurlu olarak bozan taraf, TMK m.120 uyarınca maddi tazminat ödemek zorunda kalabilir. Bu tazminat; evlenme amacıyla yapılan harcamaları, maddi fedakârlıkları ve nişan giderlerini kapsar. Ayrıca kişilik hakkını zedeleyen davranışlar söz konusuysa TMK m.121 gereği manevi tazminat da gündeme gelebilir. Ancak bunlar cezai şart değil; gerçek zararın tazminatıdır ve farklı hukuki koşullara tabidir.

Karşı taraf noter belgesine dayanarak haciz işlemi yaptırdı, ne yapabilirim?

Derhal Aile Mahkemesinde menfi tespit davası açılmalıdır. Takipten sonra açılan bu davada ihtiyati tedbirle takip durdurulamaz; ancak İİK m.72/3 uyarınca, alacağın %15’inden az olmamak üzere teminat karşılığında icra veznesine giren paranın alacaklıya ödenmemesi için tedbir kararı alınabilir. Mahkeme, TMK m.119’un emredici niteliği gereği takibe konu alacağın hukuken mevcut olmadığını tespit edecektir; takibin haksız ve kötüniyetli olduğunun ispatı hâlinde, talep üzerine İİK m.72/4 uyarınca tazminata da hükmedilebilir.

Nişan protokolündeki cayma tazminatını rızamla ödedim; pişman oldum, geri alabilir miyim?

Hayır. TMK m.119/2 hükmünün son kısmı açıktır: Yapılan ödemeler geri istenemez. Kanun koyucu, kanunen dava edilemeyen bu tür borçları gönüllü olarak ödeyen kişinin bu ödemeyi geri almasına izin vermemektedir. Bu hükmün amacı, tarafların ahlaki sorumluluğuna binaen yaptıkları ödemelerin korunmasını sağlamaktır. Ancak ödemenin icra baskısı altında yapıldığının ispatlanması durumunda durum farklıdır.

Nişanlılık döneminde imzalanan tüm sözleşmeler geçersiz mi?

Hayır. Yalnızca evlenme özgürlüğünü kısıtlayan ve nişanın bozulmasına yaptırım bağlayan hükümler geçersizdir. Nişanlılık döneminde taraflar arasında yapılan diğer sözleşmeler — örneğin kira sözleşmesi, ortak alımlara ilişkin anlaşmalar — genel borçlar hukuku kuralları çerçevesinde geçerlidir. Önemli olan, sözleşme hükmünün evlenme iradesini baskı altına alıp almadığıdır.

TMK m.119 kapsamında açılacak menfi tespit davası nereye açılır?

Nişanlılık TMK’nın İkinci Kitabında düzenlendiğinden, bu ilişkiden kaynaklanan tüm uyuşmazlıklar Aile Mahkemelerinin görev alanındadır. Karşı tarafın genel icra dairelerine ya da genel mahkemelere başvurması, görev kurallarını değiştirmez. Aile mahkemesi bulunmayan yerlerde bu sıfatla Asliye Hukuk Mahkemesi görevlidir.

Sonuç

TMK m.119, Türk aile hukukunun en güçlü emredici hükümlerinden biridir. Bu madde; evlenme özgürlüğünü koruyan, nişanlılığı mali baskı aracına dönüştürmeyi engelleyen ve nişanlılık hukukunun tazminat rejimiyle cezai yaptırım rejimi arasındaki sınırı çizen bir düzenlemedir.

Uygulamada en kritik husus, cezai şart yasağının mutlak niteliğidir: Tarafların anlaşması, noter belgesi veya protokolün ayrıntılı düzenlenmesi, bu yasağı bertaraf edemez. Kanunun “dava edilemez” dediği bir borcu icra kanalıyla tahsil etmeye çalışmak hukuki zemin bulamamaktadır. Bu tür girişimlere karşı menfi tespit davası en etkili hukuki yoldur.

Bununla birlikte m.119, nişanın haksız bozulmasının tüm mali sonuçlarını ortadan kaldırmaz. Cezai şartın yasak olduğu yerde, gerçek zararın tazminatı olan m.120 ve m.121 talepleri geçerliliğini korur. İkisi arasındaki farkı doğru kavramak, nişanlılık uyuşmazlıklarının sağlıklı bir hukuki zemine oturtulması için zorunludur.

İletişim ve Hukuki Danışma

Nişan protokolünden kaynaklanan icra takiplerine karşı menfi tespit davası, nişanlılık tazminat davaları veya nişanlılık hukukuna ilişkin her türlü uyuşmazlıkta profesyonel hukuki destek için Sarıoğlu & Sefer Hukuk Bürosu ile iletişime geçebilirsiniz.

Adres: Osmaniye, İsmail Erez Blv No: 9/2, Bakırköy / İstanbul

Telefon: 0539 676 32 75

Web: www.sarioglusefer.com

Bu makale, Sarıoğlu & Sefer Hukuk Bürosu adına Av. Mehmet SARIOĞLU tarafından hazırlanmıştır.