Yakalama Nedir? Şartları ve Yakalanan Kişinin Hakları

Yakalama, suç işlediği şüphesi altındaki kişinin hâkim kararı olmaksızın özgürlüğünün geçici olarak kısıtlanmasıdır. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 90. maddesinde düzenlenen bu koruma tedbiri, belirli şartlarda hem kolluk görevlileri hem de sıradan vatandaşlar tarafından uygulanabilir. Yakalanan kişiye susma hakkı, müdafi yardımından yararlanma hakkı, yakalamaya itiraz etme hakkı ve yakınlarına haber verilmesi hakkı derhal bildirilmek zorundadır; bu bildirimin yapılmaması yakalamayı hukuka aykırı hale getirir ve o süreçte elde edilen delillerin hükme esas alınmasını engeller.

Yakalama Nedir?

Yakalama, ceza muhakemesinin sağlıklı yürütülmesi, şüphelinin kaçmasının önlenmesi ve delillerin karartılmasının engellenmesi amacına hizmet eden geçici nitelikte bir koruma tedbiridir. Kural olarak kişi özgürlüğünü kısıtlayan işlemler hâkim kararı gerektirir; yakalama bu kuralın istisnasıdır. Hâkim kararı beklenmesi hâlinde şüphelinin kaçması veya delillerin yok olması riski doğacağından, kanun koyucu belirli acil durumlarda hâkim kararı olmaksızın yakalamaya izin vermiştir.

Yargıtay yakalamayı, bir suçun işlendiği şüphesiyle şüphelinin hâkim kararı olmaksızın Cumhuriyet savcısı tarafından gözaltına alınmasına ya da serbest bırakılmasına kadar kişi özgürlüğünün sınırlanması olarak tanımlamıştır (Yargıtay 20. CD, E. 2018/327, K. 2018/5208, 15.11.2018).

Anayasa Mahkemesi ise yakalamayı, kanundaki bu dar tanımdan daha geniş ve özerk bir kavram olarak ele almaktadır. Mahkemeye göre suç isnadına bağlı yakalama, kişinin fiziksel özgürlüğünden yoksun bırakıldığı andan başlayarak tutuklandığı veya tutuklanmaksızın serbest bırakıldığı ana kadar devam eden tüm süreci kapsar (AYM, B. No: 2021/39196, 12.06.2024). Bu, yakalamanın anlık bir eylem değil, baştan sona usuli güvencelerle donatılmış bir süreç olduğu anlamına gelir.

Koruma tedbirlerinin doğasında bir gerilim vardır: Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun ifadesiyle, bu tedbirlerle çoğu zaman henüz bir suçun işlenip işlenmediği ya da şüpheli tarafından işlendiği yargı kararıyla sabit olmadığı hâlde, gecikmesinde sakınca bulunması nedeniyle “görünüşte haklılık”la yetinilerek temel hak ve özgürlüklere müdahale edilmektedir (Yargıtay CGK, E. 2018/433, K. 2021/213, 25.05.2021). Bu nedenle yakalama yetkisi kullanılırken şüphe derecesinin somut olgularla desteklenmesi ve müdahalenin amaçla orantılı olması zorunludur (Yargıtay CGK, E. 2019/96, K. 2021/401, 16.09.2021).

Yakalama ile Gözaltı Arasındaki Fark Nedir?

Yakalama, kişinin fiilen durdurulup özgürlüğünün kısıtlandığı andır. Gözaltı ise yakalanan kişinin Cumhuriyet savcılığınca serbest bırakılmaması hâlinde, soruşturmanın tamamlanması için alıkonulmasına karar verilmesidir (CMK m.91/1). Yani yakalama gözaltının başlangıcıdır; her yakalama gözaltına dönüşmez, savcı kişiyi doğrudan serbest bırakabilir.

KriterYakalamaGözaltı
Yasal dayanakCMK m.90CMK m.91
Kim uygular / karar verirKolluk veya herkes (fiili işlem)Cumhuriyet savcısı (karar)
SüreAnlık/geçiciKural olarak 24 saat
ŞartSuçüstü veya gecikmesinde sakınca bulunan hâlSoruşturma yönünden zorunluluk + somut delil

Yakalamanın Şartları Nelerdir?

CMK m.90 iki ayrı yakalama yetkisi tanımlar: herkes tarafından yapılan yakalama ve kolluk tarafından yapılan yakalama. Bunların şartları birbirinden farklıdır.

Herkes Tarafından Yakalama (CMK m.90/1)

Resmî sıfatı olsun olmasın herkes, aşağıdaki iki hâlden biri varsa geçici olarak yakalama yapabilir:

  • Kişiye suçu işlerken rastlanması (suçüstü hâli),
  • Suçüstü bir fiilden dolayı izlenen kişinin kaçma olasılığının bulunması veya hemen kimliğinin belirlenememesi.

Vatandaşın yakalama yetkisi mutlak surette suçüstü hâliyle sınırlıdır ve kolluğunkinden dardır. Vatandaş, yakaladığı kişiyi derhal kolluğa teslim etmelidir; kolluk da durumu hemen Cumhuriyet savcısına bildirerek savcının emri doğrultusunda işlem yapar (CMK m.90/5).

Kolluk Tarafından Yakalama (CMK m.90/2)

Kolluk görevlileri, suçüstü hâli dışında da yakalama yapabilir; ancak bunun için üç şartın birlikte gerçekleşmesi gerekir:

  1. Tutuklama kararı veya yakalama emri düzenlenmesini gerektiren bir hâlin bulunması,
  2. Gecikmesinde sakınca bulunması (müdahale edilmezse delillerin kaybolması, şüphelinin kaçması veya kimliğinin tespit edilememesi riski),
  3. Cumhuriyet savcısına veya âmirlerine derhâl başvurma olanağının bulunmaması.

Suçüstü hâlinde kolluğun müdahale yetkisi daha geniştir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, olay yerinde araştırma yapan kolluk görevlilerinin henüz işlenmiş fiil ile veya fiilin işlenmesinden hemen sonra takip edilerek yakalanan kişinin suçuyla, yani “suçüstü” hâliyle karşılaşması nedeniyle arama kararı aranmaksızın delilleri muhafaza altına alabileceğini kabul etmiştir (Yargıtay CGK, E. 2016/1362, K. 2018/566, 22.11.2018). Ayrıca PVSK Ek m.4 ve Ek m.5 uyarınca kolluk, bir suçla karşılaştığında hizmet branşına bakmaksızın suça el koymak ve delilleri tespit etmekle görevlidir.

Ancak bu yetki savcıyı bilgilendirme yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. Şartlardan biri eksikse — örneğin savcıya ulaşma imkânı varken veya olay önceden planlanmış, istihbarata dayalı bir operasyon niteliğindeyken savcılık talimatı alınmadan yakalama yapılmışsa — işlem hukuka aykırı hâle gelir. Yargıtay, CMK m.90 uyarınca usulüne uygun bir yakalama yapılmadığı ve yakalama sonrası aramanın CMK m.116-119 uyarınca verilmiş adli arama kararına veya yazılı emre dayanmadığı gerekçesiyle elde edilen delillerin hükme esas alınamayacağına karar vermiştir (Yargıtay 20. CD, E. 2018/327, K. 2018/5208, 15.11.2018).

Şikâyete Bağlı Suçlarda Yakalama (CMK m.90/3)

Şikâyete bağlı suçlarda kural, şikâyet olmadan yakalama yapılamamasıdır. Ancak kanun önemli bir istisna getirmiştir: soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olsa dahi, çocuklara ile beden veya akıl hastalığı, malullük veya güçsüzlükleri nedeniyle kendilerini idareden aciz bulunan kişilere karşı işlenen suçüstü hâllerinde yakalama şikâyete bağlı değildir. Kendini koruyamayacak durumdaki mağdurların şikâyet iradesini ortaya koyamayabileceği düşüncesiyle getirilen bu hüküm, korumasız kişiler bakımından failin derhal yakalanmasına imkân tanır.

Bu istisnanın dışında, şikâyet şartı gerçekleşmeden yapılan yakalama hukuka aykırıdır ve koruma tedbirlerinin orantılılık ile gereklilik ilkeleriyle çelişir. Böyle bir yakalamaya dayalı arama sonucunda elde edilen deliller de yasak delil niteliğindedir; Yargıtay Ceza Genel Kurulu, usulüne uygun yetki veya emir olmaksızın yapılan aramada ele geçen uyuşturucu maddenin Anayasa m.38/6 ile CMK m.206/2-a, m.217/2 ve m.230/1-b uyarınca hükme esas alınamayacağını belirtmiştir (Yargıtay CGK, E. 2018/232, K. 2021/469, 14.10.2021).

Şikâyetten önce yakalama yapılmışsa, yakalama şikâyete yetkili kimseye — birden fazla ise hiç olmazsa birine — bildirilir (CMK m.96).

Yakalanan Kişinin Hakları Nelerdir?

Kolluk, yakalanan kişinin kaçmasını, kendisine veya başkalarına zarar vermesini önleyecek tedbirleri aldıktan sonra, kanuni haklarını derhâl bildirmek zorundadır (CMK m.90/4). Bu bildirim, “nemo tenetur” (hiç kimse kendisini suçlamaya zorlanamaz) ilkesinin ve savunma hakkının somut karşılığıdır. Bildirilmesi gereken haklar şunlardır:

  • Yakalama sebebini ve hakkındaki iddiaları öğrenme hakkı — yakalama nedeni ve suçlama açıklanmalıdır.
  • Susma hakkı — yüklenen suç hakkında açıklamada bulunmamak kanuni bir haktır; susmak aleyhe delil sayılamaz.
  • Müdafi yardımından yararlanma hakkı — kişi bir veya birden fazla avukatın hukuki yardımından yararlanabilir; avukat tutacak durumda değilse baro tarafından müdafi görevlendirilir.
  • Yakalamaya itiraz etme hakkı — sulh ceza hâkimliğine başvurarak serbest bırakılma talebinde bulunulabilir.
  • Yakınlarına haber verilmesi hakkı — Cumhuriyet savcısının emriyle bir yakınına veya belirlediği kişiye gecikmeksizin haber verilir (CMK m.95/1).

Bu bildirim kural olarak yazılı yapılır; hemen mümkün değilse sözlü olarak derhâl anlatılır. Uygulamada kişiye “Şüpheli ve Sanık Hakları Formu” imzalatılarak bir örneği verilir.

Yabancı uyruklu kişi yakalanır veya gözaltına alınırsa, yazılı olarak karşı çıkmadığı takdirde durumu vatandaşı olduğu devletin konsolosluğuna bildirilir (CMK m.95/2). Bu yükümlülük, 1963 tarihli Viyana Konsolosluk İlişkileri Sözleşmesi’nin 36. maddesinden kaynaklanan uluslararası bir zorunluluktur. Dilini bilmediği bir hukuk sisteminde özgürlüğünden yoksun bırakılan yabancı için konsolosluk erişimi, kendi dilinde hukuki yardım alabilmesinin ve savunma imkânlarını etkin kullanabilmesinin temel güvencesidir; bildirimin yapılmaması ağır bir usul ihlali olup devletin uluslararası sorumluluğunu da doğurabilir.

Hakları Bildirilmezse Ne Olur?

Hakların bildirilmemesi basit bir usul hatası değildir; yakalama işlemini baştan sakatlayan bir hukuka aykırılıktır. Hakları hatırlatılmadan alınan beyanlar yasak usullerle elde edilmiş ifade kapsamına girer (CMK m.148/3-4) ve Anayasa m.38/6 ile CMK m.206/2-a ve m.217/2 uyarınca hükme esas alınamaz. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, usulüne uygun olmayan işlemler sonucu elde edilen delil bakımından, CMK’nın 217. maddesine aykırı olan bu delilin hükme esas alınamayacağının kabul edilmesi gerektiğini belirtmiştir (Yargıtay CGK, E. 2023/522, K. 2024/65, 14.02.2024).

Yargıtay Ceza Genel Kurulu bu yaklaşımı ilkesel olarak şöyle temellendirir: çağdaş ceza muhakemesinin amacı maddi hakikati her ne pahasına olursa olsun değil, insan onuruna yaraşır biçimde ortaya çıkarmaktır; bu amaca da ancak hukuka uygun elde edilmiş delillerle ulaşılabilir (Yargıtay CGK, E. 2023/577, K. 2024/318, 23.10.2024).

Yakalama ile Durdurma (Kimlik Sorma) Arasındaki Fark Nedir?

Uygulamada en çok karıştırılan ve hak ihlaline yol açan konu budur. Kolluğun PVSK m.4/A kapsamındaki durdurma yetkisi, tecrübeye ve durumun özelliklerine dayanan “makul bir sebep”le kişiyi kısa süreliğine alıkoyup kimlik sorma ve üzerinde yoklama (kaba üst araması) yapmayı içerir. Bu, önleyici nitelikte bir kontroldür; adli arama değildir. Yakalama ise bir suç şüphesiyle özgürlüğün daha ağır ve uzun süreli kısıtlanmasıdır.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu bu sınırı net çizmiştir: görevlilerce sanığın üzerinde gerçekleştirilen yoklamanın arama işlemi olarak değerlendirilemeyeceği, üzerinin kontrol edilmesinin önleyici nitelikte bulunduğu, adli nitelik taşımadığı ve kontrolün haklı ve ölçülü olduğu kabul edilmiştir. Buna karşılık aynı kararda, sanığın iç çamaşırı içerisinde yapılan arama işleminin PVSK m.4/A kapsamında yoklama ve kontrol sayılamayacağı belirtilmiştir (Yargıtay CGK, E. 2019/342, K. 2021/414, 21.09.2021). Yani kolluk kaba üst aramasının ötesine geçip iç çamaşırına veya vücut boşluklarına müdahale ederse, bu artık adli arama kararı gerektiren bir işlemdir ve karar yoksa elde edilen delil yasak delil hâline gelir.

Durdurma sırasında kişinin suç işlediğine dair yeni emareler ortaya çıkarsa, kolluk durdurma tedbirini sonlandırıp CMK uyarınca yakalama prosedürüne geçmek zorundadır.

Yakalama Sırasında Zor Kullanılabilir mi? Kelepçe Takılabilir mi?

Kolluğun zor kullanma yetkisi PVSK m.16’da düzenlenmiştir; bedeni kuvvet, maddi güç ve kanuni şartları oluştuğunda silah kullanmayı kapsar. Uygulama kademeli olmalıdır: önce sözlü uyarı, sonra bedeni kuvvet, en son maddi güç (kelepçe, cop vb.).

Zor kullanmanın temel sınırı ölçülülüktür. Anayasa Mahkemesi bu sınırı, polisin görevini yaparken direnişle karşılaşması hâlinde bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde zor kullanmaya yetkili olduğu şeklinde belirlemiştir (AYM, B. No: 2017/7592, 26.05.2022). Mahkeme bu yetkinin bir cezalandırma aracına dönüştürülmesini yasaklamış; yakalama amacı taşımayan, kişiyi darp etmeye yönelik eylemlerin işkence veya kötü muamele yasağını ihlal edeceğini vurgulamıştır. Aynı kararda, kötü muamele fiillerine verilen cezaların hükmün açıklanmasının geri bırakılmasıyla sonuçlanmasının benzer olayların önlenmesi için gereken caydırıcılığı sağlamadığına da dikkat çekilmiştir.

Vatandaş tarafından yapılan yakalamada zor kullanma yetkisi bulunmaz; yakalanan kişi direnirse, yakalamayı yapan vatandaşın onu serbest bırakması gerekir.

Kelepçe takılması kural değil, istisnadır. CMK m.93 uyarınca kelepçe ancak kişinin kaçacağına ya da kendisi veya başkalarının hayat ve beden bütünlüğü bakımından tehlike arz ettiğine ilişkin belirtilerin varlığı hâlinde takılabilir. Bu belirtiler somut olgularla desteklenmiyorsa — kişi direnç göstermiyor, kaçma girişimi sergilemiyor ve çevreye zarar verme riski taşımıyorsa — rutin bir uygulama olarak kelepçe takılması ölçülülük ilkesinin ihlalidir ve insan onuruyla bağdaşmaz. Kelepçe kimi zaman kişinin kendisine zarar vermesini önleyen bir koruma aracı olabilirken, gereksiz kullanımıyla kötü muamele aracına dönüşebilir.

Devletin Yakalanan Kişiyi Koruma Yükümlülüğü Nedir?

Kolluğun sorumluluğu şüpheliyi muhafaza etmekle sınırlı değildir. Kişi, özgürlüğünden yoksun bırakıldığı andan itibaren devletin tam denetimi altındadır ve bu süreçte meydana gelecek her olumsuzluktan devlet sorumludur. Anayasa Mahkemesi bu pozitif yükümlülüğü, devletin bireyin maddi ve manevi varlığını her türlü tehlikeden, tehditten ve şiddetten korumakla yükümlü olduğu şeklinde ifade etmiştir (AYM, B. No: 2018/13501, 16.06.2021).

Bu yükümlülüğün en kritik sonucu ispat yükünün yer değiştirmesidir. Anayasa Mahkemesi’ne göre, bir kişi sağlıklı hâldeyken gözaltına alınmış ancak salıverildiğinde vücudunda yaralanma tespit edilmişse, bu yaralanmanın nasıl oluştuğu konusunda makul bir açıklama getirme ve mağdurun iddialarını şüphede bırakacak kanıtları sunma yükümlülüğü devlete aittir (AYM, B. No: 2018/13501, 16.06.2021). Kolluk tutarlı ve makul bir açıklama getiremezse, bu durum kötü muamele yasağının ihlali sayılır.

Bu nedenle gözaltı sürecinde sağlık kontrolü hayati önem taşır: gözaltına alınan kişi hem gözaltının başlangıcında hem de sona ermesinde (savcılığa sevkten önce) hekim muayenesinden geçirilir. Hekim, muayene sırasında işkence, neticesi sebebiyle ağırlaşmış işkence veya eziyet suçlarının işlendiğine dair bir bulguya rastlarsa durumu derhâl Cumhuriyet savcısına bildirir. Muayenenin hekim–hasta ilişkisi çerçevesinde ve baş başa yapılması esastır.

Yargıtay da devletin yalnızca insan yaşamına saygı gösterme anlamında negatif bir yükümlülük altında olmadığını, aynı zamanda insan yaşamını etkin biçimde korumak için gerekli adımları atmak zorunda olduğunu; suç şüphesiyle yakalanan kişilerin daha etkili ve sıkı bir gözetim altında tutulmaları, yaşam hakları ile beden ve ruh bütünlüklerini korumak üzere her türlü koruyucu tedbirin alınmasının zorunlu olduğunu vurgulamıştır (Yargıtay 5. CD, E. 2014/11154, K. 2018/4301, 06.06.2018). Bu ilke, gözaltındaki kişinin intihara karşı korunmasını da kapsar; kolluğun bu konudaki ihmali cezai sorumluluk doğurur.

Gözaltı Süresi Ne Kadardır?

Gözaltı süresi, yakalama anından itibaren işlemeye başlar ve bireysel suçlarda 24 saati geçemez. Buna, yakalanan kişinin en yakın hâkim veya mahkemeye gönderilmesi için gereken zorunlu yol süresi eklenir; bu süre 12 saatten fazla olamaz (CMK m.91/1).

Toplu olarak işlenen suçlarda, delillerin toplanmasındaki güçlük veya şüpheli sayısının çokluğu nedeniyle Cumhuriyet savcısı, her defasında bir günü geçmemek üzere gözaltı süresini üç gün uzatma emri verebilir. Uzatma emri gözaltına alınana derhâl tebliğ edilir (CMK m.91/3).

Gözaltına alma keyfi olamaz: bu tedbirin soruşturma yönünden zorunlu olması ve kişinin suç işlediği şüphesini gösteren somut delillerin bulunması şarttır (CMK m.91/2).

Zorunlu yol süresi bir “ek gözaltı süresi” değildir; yakalanan kişinin adli makama ulaştırılması için gereken teknik bir zorunluluktur. Yol süresinin fiilen gerekmediği veya çok daha kısa sürede ulaştırmanın mümkün olduğu hâllerde bu sürenin sonuna kadar kullanılması haksız gözaltı niteliğindedir. Süre, şüphelinin adli makamlara erişimini geciktirmek veya sorgu öncesi baskı kurmak amacıyla uzatılıyorsa, bu usuli bir hatanın ötesinde Anayasa’nın 19. maddesindeki kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlalidir ve tazminat sorumluluğu doğurur.

Toplumsal Olaylarda Kolluk Amiri Gözaltı Kararı Verebilir mi?

Evet — bu, standart gözaltı rejiminden tamamen ayrı ve istisnai bir düzenlemedir (CMK m.91/4). Yalnızca suçüstü hâlleriyle sınırlı olmak kaydıyla, mülki amirlerce belirlenecek kolluk amirleri savcı kararı olmaksızın gözaltına alma kararı verebilir:

  • 24 saate kadar — kanunda sayılan suçlarda,
  • 48 saate kadar — şiddet olaylarının yaygınlaşarak kamu düzeninin ciddi şekilde bozulmasına yol açabilecek toplumsal olaylar sırasında ve toplu olarak işlenen suçlarda.

Bu rejimin kapsadığı suçlar tahdidi olarak sayılmıştır: toplumsal olaylar sırasında işlenen cebir ve şiddet içeren suçlar; kasten öldürme, taksirle öldürme, kasten yaralama, cinsel saldırı, çocukların cinsel istismarı, hırsızlık, yağma, uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti, bulaşıcı hastalık tedbirlerine aykırı davranma, fuhuş, kötü muamele; Terörle Mücadele Kanunu kapsamındaki suçlar; 2911 sayılı Kanun m.33/1-a suçları; sokağa çıkma yasağını ihlal; Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu m.3 suçları.

Gözaltı süresi ile hâkim önüne çıkarma süresi karıştırılmamalıdır. Kolluk amirinin verebileceği gözaltı süresi yukarıdaki gibidir; kişi ise en geç 48 saat, toplu olarak işlenen suçlarda en geç dört gün içinde hâkim önüne çıkarılır. Gözaltı nedeninin ortadan kalkması veya işlemlerin tamamlanması hâlinde derhâl Cumhuriyet savcısına bilgi verilerek talimatı doğrultusunda hareket edilir.

İdari bir birimin adli nitelikte bir yetki kullanması söz konusu olduğundan, bu rejim sıkı şekil şartlarına tabidir ve hiçbir şekilde yargısal denetimin dışına çıkmak anlamına gelmez. Kolluk amiri, gözaltı kararını ve dayanak somut delilleri derhâl Cumhuriyet savcısına bildirmekle yükümlüdür.

Yakalamaya Nasıl İtiraz Edilir?

Yakalama işlemine, gözaltına alınmaya ve gözaltı süresinin uzatılmasına ilişkin Cumhuriyet savcısının yazılı emrine karşı sulh ceza hâkimliğine başvurulabilir (CMK m.91/5). Başvuruyu yapabilecek kişiler:

  • Yakalanan kişinin kendisi,
  • Müdafii (avukatı),
  • Kanuni temsilcisi,
  • Eşi,
  • Birinci veya ikinci derecede kan hısımı (anne, baba, çocuk, kardeş, torun, dede, nine).

Sulh ceza hâkimi incelemeyi evrak üzerinde yapar ve başvuruyu derhâl, en geç 24 saat dolmadan sonuçlandırır. Yakalamanın veya gözaltının yerinde olduğu kanısına varılırsa başvuru reddedilir; aksi hâlde yakalananın derhâl soruşturma evrakıyla birlikte Cumhuriyet Savcılığında hazır bulundurulmasına karar verilir.

Yakalama işleminin her türlü usuli eksikliği bu itiraza konu edilebilir. Kolluğun belgelendirme hataları işlemi hukuka uygun hâle getirmez; Anayasa Mahkemesi’nin belirttiği üzere yakalama tutanağı düzenlenmemiş olması bu işlemin mahiyetini değiştirmez (AYM, B. No: 2021/39196, 12.06.2024). Bu aşamada yakalama ve gözaltına itiraz konusunda deneyimli bir avukatla çalışmak, itirazın somut hukuka aykırılıklara dayandırılması bakımından belirleyicidir.

Serbest Bırakılan Kişi Aynı Nedenle Tekrar Yakalanabilir mi?

Hayır. Gözaltı süresinin dolması veya sulh ceza hâkiminin kararı üzerine serbest bırakılan kişi hakkında, yakalamaya neden olan fiille ilgili yeni ve yeterli delil elde edilmedikçe ve Cumhuriyet savcısının kararı olmadıkça bir daha aynı nedenle yakalama yapılamaz (CMK m.91/6). Bu, kişinin aynı olay üzerinden defalarca özgürlüğünden yoksun bırakılmasını engelleyen önemli bir güvencedir.

Yakalama Emri Nedir? Yakalamadan Farkı Nedir?

Buraya kadar anlatılan yakalama, fiili bir durumdan doğan “müzekkeresiz” yakalamadır. Yakalama emri (CMK m.98) ise önceden düzenlenen yazılı bir karara dayanan “müzekkereli” yakalamadır. Yakalama emri şu hâllerde düzenlenir:

  • Soruşturma evresinde çağrı üzerine gelmeyen veya çağrı yapılamayan şüpheli hakkında, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından,
  • Tutuklama isteminin reddi kararına itiraz hâlinde, itiraz mercii tarafından,
  • Kolluk görevlisinin elinden kaçan şüpheli/sanık ya da ceza infaz kurumundan kaçan tutuklu/hükümlü hakkında, Cumhuriyet savcıları ve kolluk kuvvetleri tarafından,
  • Kovuşturma evresinde kaçak sanık hakkında, re’sen veya savcı istemiyle hâkim veya mahkeme tarafından.

Yakalama emrinde kişinin açık eşkâli, bilindiğinde kimliği, yüklenen suç ve yakalandığında nereye gönderileceği gösterilir (CMK m.98/4). Yakalama emrine konu işlemin yerine getirilmesi nedeniyle emrin çıkarılma amacı ortadan kalkarsa, mahkeme, hâkim veya Cumhuriyet savcısı tarafından emrin derhâl iadesi istenir (CMK m.90/6).

Yakalama emri ile tutuklama arasındaki fark nitelikseldir: yakalama emri bir “hazır etme” işlemidir, amacı kişiyi adli makam önüne çıkarıp ifadesini almak veya sorgusunu yapmaktır. Tutuklama ise kuvvetli suç şüphesi ve kanunda sayılan tutuklama nedenlerinin varlığında hâkim kararıyla verilen, ceza infaz kurumunda infaz edilen bir “muhafaza” tedbiridir. Hukuk devleti ilkesi, yakalama emrinin fiilî bir tutuklamaya dönüştürülmemesini şart koşar.

Yakalama emri üzerine yakalanan kişi en geç 24 saat içinde yetkili hâkim veya mahkeme önüne çıkarılır. Bu süre içinde çıkarılamıyorsa, aynı süre içinde yakalandığı yer adliyesindeki (yoksa en yakın adliyedeki) SEGBİS üzerinden sorgusu yapılır veya ifadesi alınır (CMK m.94/1-2).

Yakalama emri bir hâkim kararına dayanıyorsa, bu karara karşı CMK m.267-268 çerçevesinde itiraz kanun yolu açıktır.

Taahhütle Serbest Bırakma Nedir?

2021 yılında eklenen CMK m.94/3, dar ama pratikte çok işe yarayan bir imkân getirmiştir. Buna göre, ifadesi alınmak amacıyla düzenlenen yakalama emri üzerine mesai saatleri dışında yakalanan ve belirlenen tarihte yargı mercii önünde hazır bulunmayı taahhüt eden kişinin serbest bırakılması, Cumhuriyet savcısı tarafından emredilebilir.

Bu imkânın üç sınırı vardır: (1) yalnızca ifade amaçlı yakalama emirlerinde uygulanır — emir bir tutuklama kararına dayanıyorsa uygulanamaz, (2) her yakalama emri için yalnızca bir kez kullanılabilir, (3) taahhüdünü yerine getirmeyen kişiye yakalama emrinin düzenlendiği yer Cumhuriyet savcısı tarafından bin Türk lirası idari para cezası verilir. Düzenlemenin amacı, gereksiz gözaltıların ve kişi hürriyetine yönelik orantısız müdahalelerin önüne geçmektir.

Yakalama Tutanağı Neden Önemlidir?

Yakalama işlemi bir tutanağa bağlanır (CMK m.97). Tutanakta yakalananın hangi suç nedeniyle, hangi koşullarda, hangi yer ve zamanda yakalandığı, yakalamayı kimlerin yaptığı, hangi kolluk mensubunca tespit edildiği ve haklarının tam olarak anlatıldığı açıkça yazılır. Tutanak, işlemin şeffaflık ve hesap verilebilirlik ilkeleri uyarınca denetlenmesini sağlayan temel belgedir; savunma açısından ilk kontrol edilmesi gereken evraktır.

Tutanaktaki belirlemeler işlemin hukuki niteliğini de tayin eder: yapılan kontrolün önleyici bir yoklama mı yoksa adli arama mı olduğu, tutanaktaki ifadelere göre değerlendirilir (Yargıtay CGK, E. 2019/342, K. 2021/414, 21.09.2021). Tutanakta somut suç şüphesi veya suçüstü hâli yeterince açıklanmamışsa, buna dayalı arama ve el koyma işlemlerinin meşruiyeti de tartışmalı hâle gelir.

Tutanağın hiç düzenlenmemiş olması ise yakalamanın gerçekleşmediği anlamına gelmez. Anayasa Mahkemesi, yakalama tutanağı düzenlenmemiş olmasının işlemin mahiyetini değiştirmeyeceğini belirtmiştir (AYM, B. No: 2021/39196, 12.06.2024). Yani kolluğun belgelendirme ihmali, kişinin anayasal haklarını ve buna bağlı taleplerini ortadan kaldıramaz; aksine işlemin ispatı bakımından idarenin aleyhine bir durum yaratır.

Hukuka Aykırı Yakalamanın Sonuçları Nelerdir?

Hukuka aykırı bir yakalama iki ayrı sonuç doğurur.

Delil yasağı: Anayasa m.38/6 uyarınca kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular delil olarak kabul edilemez. Bu anayasal buyruk CMK m.206/2-a ve m.217/2’de somutlaştırılmış ve mutlak delil yasağı olarak sisteme dâhil edilmiştir. Yakalama işleminin kendisi hukuka aykırıysa, onun devamı niteliğindeki arama ve el koyma işlemleri de hukuka aykırı hâle gelir — “zehirli ağacın meyvesi de zehirlidir”.

Yargıtay bu ilkeyi istikrarlı biçimde uygulamaktadır: usulüne uygun arama kararı veya yazılı emir bulunmaması hâlinde hukuka aykırı arama sonucu ele geçen eşyanın yasak delil niteliğinde olduğu (Yargıtay 7. CD, E. 2021/28632, K. 2025/9026, 16.06.2025); ilk bakışta görülemeyecek şekilde iş yerindeki masanın çekmecesinden arama kararı olmaksızın ele geçen kaçak sigaraların yasak delil sayılacağı ve CMK m.217’ye aykırı bu delilin hükme esas alınamayacağı (Yargıtay CGK, E. 2018/433, K. 2021/213, 25.05.2021) kabul edilmiştir.

Tazminat hakkı: Hukuka aykırı yakalama, CMK m.141 kapsamında devletten maddi ve manevi tazminat isteme hakkı doğurur. Bu, Anayasa m.19’un son fıkrasındaki güvencenin yasal karşılığıdır. Anayasa Mahkemesi bu hakkın kapsamını genişletmiş ve tazminat yükümlülüğünün doğması için kişinin gözaltına alınmış olmasının şart olmadığını, suç isnadı kapsamında yakalanmış olmasının yeterli olduğunu belirtmiştir (AYM, B. No: 2021/39196, 12.06.2024). Aynı kararda, haklarında kovuşturmaya yer olmadığına karar verilen başvurucular lehine uygulanan yakalama tedbiri nedeniyle tazminata hükmedilmesi gerekirken davanın reddedilmesinin kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını ihlal ettiği değerlendirilmiştir. Yani gözaltına dönüşmeyen, birkaç saat süren usulsüz bir yakalama dahi tazminat sorumluluğu doğurabilir.

Anayasa Mahkemesi ayrıca CMK m.141 yolunun etkili bir iç hukuk yolu olduğunu, ancak mahkemelerin bu davalarda başvurucunun ileri sürdüğü ve davanın esasını ilgilendiren hususları tespit etmeden ve tartışmadan soyut ve genel ifadelerle davayı reddetmesinin adil yargılanma hakkını zedeleyeceğini vurgulamıştır (AYM, B. No: 2017/34502, 21.10.2021). Haksız yakalama, gözaltı ve tutuklama nedeniyle tazminat davasının şartları, süreleri ve başvuru mercileri ayrı bir konu olup ilgili makalemizde ele alınmaktadır.

Sıkça Sorulan Sorular

Vatandaş suçüstü gördüğü kişiyi yakalayabilir mi?

Evet; kişiye suç işlerken rastlanması veya suçüstü bir fiilden dolayı izlenen kişinin kaçma olasılığının bulunması ya da kimliğinin hemen belirlenememesi hâlinde herkes geçici olarak yakalama yapabilir, ancak zor kullanamaz ve yakaladığı kişiyi derhâl kolluğa teslim etmelidir.

Yakalanınca hemen avukat isteyebilir miyim?

Evet; müdafi yardımından yararlanma hakkı yakalandığınız anda doğar ve kolluk bu hakkı size derhâl bildirmek zorundadır. Avukat tutacak durumda değilseniz baro tarafından ücretsiz müdafi görevlendirilir.

Gözaltı süresi kaç saattir?

Bireysel suçlarda yakalama anından itibaren en fazla 24 saattir; buna 12 saati aşamayacak zorunlu yol süresi eklenebilir. Toplu olarak işlenen suçlarda savcı, her defasında bir günü geçmemek üzere süreyi üç gün uzatabilir.

Yakalanan kişinin ailesine haber verilir mi?

Evet; şüpheli veya sanık yakalandığında, gözaltına alındığında veya gözaltı süresi uzatıldığında Cumhuriyet savcısının emriyle bir yakınına ya da belirlediği bir kişiye gecikmeksizin haber verilir.

Yakalamaya kim itiraz edebilir?

Yakalanan kişinin kendisi, müdafii, kanuni temsilcisi, eşi ile birinci veya ikinci derecede kan hısımları sulh ceza hâkimliğine başvurabilir; hâkim başvuruyu evrak üzerinde inceleyerek 24 saat dolmadan sonuçlandırır.

Kolluk her yakalanana kelepçe takabilir mi?

Hayır; kelepçe ancak kişinin kaçacağına veya kendisinin ya da başkalarının hayat ve beden bütünlüğü bakımından tehlike arz ettiğine dair somut belirtiler varsa takılabilir. Rutin kelepçe uygulaması ölçülülük ilkesine aykırıdır.

Gözaltında darp edildiğimi nasıl ispatlarım?

Gözaltının başında ve sonunda yapılan hekim muayenesi bu açıdan belirleyicidir. Kişi sağlıklı hâlde gözaltına alınmış ve salıverildiğinde vücudunda yaralanma tespit edilmişse, yaralanmanın nasıl oluştuğunu makul biçimde açıklama yükümlülüğü devlete aittir.

Serbest bırakıldıktan sonra aynı suçtan tekrar yakalanabilir miyim?

Aynı fiille ilgili yeni ve yeterli delil elde edilmedikçe ve Cumhuriyet savcısının kararı olmadıkça aynı nedenle tekrar yakalama yapılamaz.

Bu makale, Sarıoğlu & Sefer Hukuk Bürosu adına Av. Fatih SEFER tarafından hazırlanmıştır.