Zorla getirme kararı, ifadesi alınacak veya sorgusu yapılacak kişinin, gerektiğinde kolluk gücü kullanılarak yargı mercii önünde hazır bulundurulmasını sağlayan bir koruma tedbiridir. Uygulamada “ihzar müzekkeresi” olarak da bilinir ve Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 146. maddesinde düzenlenmiştir. Kural olarak kişiye önce meşruhatlı davetiye gönderilir; bu davete uyulmazsa zorla getirme kararı verilebilir. Tedbir, ifade alma veya sorgunun sona ermesiyle kendiliğinden kalkar; kişi işlem bitiminde serbest bırakılır. Zorla getirme kararı bir tutuklama veya gözaltı kararı değildir.
Zorla Getirme Kararı Nedir?
Zorla getirme, ceza muhakemesinin sağlıklı yürütülebilmesi için kişinin yargı mercii önünde hazır bulundurulmasını amaçlayan geçici nitelikte bir koruma tedbiridir. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını doğrudan etkiler; ancak tutuklama veya gözaltı gibi daha ağır müdahalelere göre ikincil ve sınırlı niteliktedir.
Tedbirin temel amacı, muhakemenin “yüzyüzelik” ve “vasıtasızlık” ilkelerini hayata geçirmektir. Yargı mercii, ilgilinin beyanını bizzat almadan vicdani kanaatini oluşturamaz. Nitekim Yargıtay 11. Ceza Dairesi, sanığın sorgusu yapılmadan mevcut kanıtlar tartışılarak delil takdiri suretiyle beraat kararı verilmesinin mümkün olmadığını; dosya ve UYAP incelemesinde sanığın sorgusunun yapıldığına ilişkin bir duruşma tutanağına rastlanmadığını, savunma alınmadan hüküm kurulduğunu tespit ederek kararı hukuka aykırı bulmuştur (Yargıtay 11. CD, E. 2021/9884, K. 2023/2797, 11.04.2023). Bu içtihat, zorla getirmenin yalnızca bir şekil şartı değil, savunma hakkının ve adil yargılanma hakkının tesisi için titizlikle işletilmesi gereken bir yükümlülük olduğunu gösterir.
Zorla getirme hukuken iki unsurun bileşimidir: hürriyeti kısıtlayıcı bir emir ve bu emri hayata geçiren fiili bir müdahale. Tedbir, ilgili muhakeme işleminin yapılması için gereken süre kadar uygulanabilir; işlem tamamlandığında kendiliğinden sona erer.
Zorla Getirme Kararının Şartları Nelerdir?
CMK m.146/1, zorla getirme kararı verilebilmesi için birbirinden bağımsız iki yol öngörür. Bunlar alternatiftir; ikisinin birlikte gerçekleşmesi gerekmez.
1. Yol: Çağrıya Uymama (CMK m.145)
Kural budur. İfadesi alınacak veya sorgusu yapılacak kişi önce davetiye ile çağrılır; davetiyede çağrılma nedeni açıkça belirtilir ve gelmediği takdirde zorla getirileceği yazılır (CMK m.145). Uygulamada buna “meşruhatlı davetiye” denir. Kişi bu çağrıya uymazsa zorla getirme kararı verilebilir.
2. Yol: Tutuklama veya Yakalama Nedenlerinin Varlığı
Hakkında tutuklama kararı verilmesi veya yakalama emri düzenlenmesi için yeterli nedenler bulunan şüpheli veya sanık hakkında, davetiye gönderilmeksizin doğrudan zorla getirme kararı verilebilir. Tutuklamanın koşulları CMK m.100’de, yakalamanınkiler m.90’da gösterilmiştir.
Bu istisna keyfi bir tercih olarak kullanılamaz. Doğrudan zorla getirme kararı verilebilmesi için, somut olayda tutuklama nedenlerinin (kaçma şüphesi, delilleri karartma şüphesi vb.) varlığı nesnel delillerle ortaya konulmalıdır. Şüphelinin adresi sabitse, daha önce çağrılara icabet etmişse veya suç tutuklama yasağı kapsamındaysa, doğrudan zorla getirme kararı verilmesi gereklilik ilkesine aykırıdır. Yargıtay, dosya içeriğine uygun düşmeyen, yasal ve yeterli olmayan bir gerekçeyle karar verilmesini bozma nedeni saymıştır (Yargıtay 2. CD, E. 2011/10086, K. 2012/45906, 14.11.2012). Aynı kararda, zorla getirme emrinin çıkmasına neden olmanın sanık aleyhine bir olgu gibi değerlendirilerek takdiri indirim uygulanmaması da hukuka aykırı bulunmuştur.
Zorla Getirme Kararının İçeriğinde Ne Bulunur?
CMK m.146/2 uyarınca zorla getirme kararı şunları içerir:
- Şüpheli veya sanığın açıkça kim olduğu,
- Kendisiyle ilgili suç,
- Gerektiğinde eşkâli,
- Zorla getirilme nedenleri.
Kararın bir örneği şüpheli veya sanığa verilir (CMK m.146/3). Bu, kişinin özgürlüğünün neden kısıtlandığını öğrenmesini sağlayan temel bir güvencedir. Uygulamada ihzar müzekkeresi kolluğa en az iki nüsha halinde teslim edilir; biri kolluk evrakında kalır, diğeri zorla getirilen kişiye verilir.
Zorla Getirme Kararını Kim Verir?
Yetki, muhakemenin evresine göre değişir.
Soruşturma evresinde kural olarak yetki Cumhuriyet savcısına aittir. Savcı, şüphelinin ifadesinin alınması amacıyla zorla getirme kararı verebilir. Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin incelediği bir olayda, Cumhuriyet savcılığının şüphelinin ifadesinin alınması için çağrı tebligatı çıkardığı, tebligatın sonuçsuz kalması üzerine şüpheli hakkında zorla getirme kararı düzenlendiği tespit edilerek sürecin usulüne uygun işletildiği kabul edilmiştir (Yargıtay 4. CD, E. 2015/14391, K. 2015/31616, 18.06.2015). Soruşturma evresinde, şüphelinin sorgusunun yapılması gereken hâllerde veya savcının talebi üzerine sulh ceza hâkimi de zorla getirme kararı verebilir.
Kovuşturma evresinde yetki tamamen mahkemeye geçer. Mahkeme, sanığın hazır bulunmasına ve zorla getirme kararı veya yakalama emriyle getirilmesine her zaman karar verebilir (CMK m.199). Mahkemelerin sanığın duruşmada hazır bulunmasını sağlama yükümlülüğü bulunmaktadır (Yargıtay 6. CD, E. 2023/16631, K. 2025/6329, 16.06.2025).
Kolluğun zorla getirme kararı verme yetkisi yoktur. Kolluk yalnızca verilen kararı infaz eder.
Kimler Hakkında Zorla Getirme Kararı Verilebilir?
Zorla getirme yalnızca şüpheli ve sanığa özgü değildir. CMK m.146/7 uyarınca çağrıya rağmen gelmeyen tanık, bilirkişi, mağdur ve şikâyetçi hakkında da zorla getirme kararı verilebilir. Mağdur ve şikâyetçi bakımından çağrı ve zorla getirme, tanıklara ilişkin hükümlere tabidir (CMK m.233/2); yani bu kişiler tanık sıfatıyla dinlenmek üzere zorla getirilirler.
Tedbir, ifade alma ve sorgu dışındaki muhakeme işlemleri (teşhis, parmak izi alma, kan örneği alma, keşif, imza örneği alma gibi) için de uygulanabilir.
Tanıklar Bakımından Özel Durum
Tanıklar çağrı kâğıdı ile çağrılır ve çağrı kâğıdında gelmemenin sonuçları bildirilir (CMK m.43/1). Usulüne uygun çağrılıp mazeretini bildirmeksizin gelmeyen tanık zorla getirilir ve gelmemesinin sebep olduğu giderler takdir edilerek kamu alacaklarının tahsili usulüne göre kendisine ödettirilir (CMK m.44/1). Zorla getirme kararı; telefon, telgraf, faks, elektronik posta gibi iletişim bilgileri dosyada varsa bu araçlarla da tanığa bildirilebilir. Fiilî hizmette bulunan askerler hakkındaki zorla getirme kararı ise askerî makamlar aracılığıyla infaz olunur (CMK m.44/2).
Zorla getirme, mahkeme için sadece bir yetki değil, delillerin eksiksiz toplanması bakımından bir görevdir. Yargıtay, hakkında zorla getirme emri düzenlenen ve davanın esası hakkında bilgi sahibi olan tanık bakımından, emrin sonucu beklenmeden hüküm kurulmasını eksik araştırma sayarak bozmuştur (Yargıtay 16. CD, E. 2019/5564, K. 2020/6562, 21.12.2020). Mahkemenin yalnızca karar çıkarması yetmez; kararın infaz edilip edilmediğini denetlemesi ve gerektiğinde adres araştırması yapması gerekir (Yargıtay 6. CD, E. 2018/1572, K. 2020/3086, 29.09.2020).
Tutuklu İşlerde Zorla Getirme
Tutuklu işlerde tanıklar için zorla getirme kararı verilebilir; karar yazısında bu yoldan getirilmenin nedenleri gösterilir (CMK m.43/1). Yani tutuklu işlerin ivediliği nedeniyle, tanığın çağrıya uymaması beklenmeden doğrudan zorla getirme yoluna gidilebilir.
Ancak bu yetki genişletilemez. Yargıtay bu sınırı net çizmiştir: tutuklu işlerde CMK m.43 ve m.236/1 uyarınca sadece tanıklar ile tanık olarak dinlenecek mağdur ve müştekiler için zorla getirme kararı verilebilir; davada tutuklu sanık bulunduğundan bahisle tutuklu olmayan sanık hakkında zorla getirme kararı verilemez (Yargıtay 11. CD, E. 2009/22368, K. 2012/15605, 20.09.2012). Bu ayrım, tedbirin bir cezalandırma aracına dönüşmesini engelleyen önemli bir güvencedir.
Zorla Getirme, Yakalama ve Gözaltından Nasıl Ayrılır?
Bu üç tedbir uygulamada sıkça karıştırılır; oysa amaç ve kapsam bakımından keskin çizgilerle ayrılırlar.
Yakalama emri (CMK m.98), şüphelinin/sanığın kaçması, saklanması veya çağrıya uymayacağına dair somut nedenlerin bulunması hâlinde başvurulan, kişinin özgürlüğünü daha geniş bir zaman diliminde kısıtlayan bir mekanizmadır. Zorla getirme ise belirli bir muhakeme işlemi (ifade, sorgu, tanıklık) için kişinin kısa süreli hazır bulundurulmasını hedefler. Zorla getirmede kişi yalnızca işlemin yapılacağı makama götürülür ve işlemin bitimiyle serbest bırakılır.
Gözaltı (CMK m.91) ile fark ise süre ve amaçta toplanır: gözaltı, suç şüphesi üzerine kişinin soruşturmanın tamamlanması için nezarethanede tutulmasıdır; zorla getirme ise bir getirme eylemidir, “tutma” eylemi değildir.
| Kriter | Zorla Getirme | Yakalama Emri | Gözaltı |
|---|---|---|---|
| Yasal dayanak | CMK m.146 | CMK m.98 | CMK m.91 |
| Amaç | Belirli işlem için hazır etme | Adli makam önüne çıkarma | Soruşturmanın tamamlanması |
| Ön şart | Kural: meşruhatlı davetiyeye uymama | Çağrıya gelmeme, kaçma, saklanma | Yakalama + somut delil + zorunluluk |
| Süre | İşlemin (ifade/sorgu) sonuna kadar | 24 saat içinde hâkim önüne | Kural olarak 24 saat |
| Sona erme | İşlem bitince kendiliğinden | Hâkim/mahkeme kararıyla | Savcı kararı veya süre dolumu |
Zorla Getirme Kararı Ne Kadar Sürer?
İki ayrı süre kuralı vardır ve bunlar karıştırılmamalıdır.
Makam önüne çıkarılma süresi (CMK m.146/4): Zorla getirme kararı ile çağrılan şüpheli veya sanık derhâl, olanak bulunmadığında yol süresi hariç en geç yirmi dört saat içinde çağıran hâkimin, mahkemenin veya Cumhuriyet savcısının önüne götürülür ve sorguya çekilir veya ifadesi alınır.
Tedbirin devam süresi (CMK m.146/5): Zorla getirme, bunun için haklı görülecek bir zamanda başlar ve hâkim, mahkeme veya Cumhuriyet savcısı tarafından sorguya çekilmenin veya ifade almanın sonuna kadar devam eder. Kanun burada mutlak bir üst sınır koymamış, işlemin bitmesini esas almıştır; işlem tamamlanınca tedbir kendiliğinden kalkar.
“Haklı görülecek zaman” ölçütü mutlak bir süre değil, somut olayın özelliklerine göre belirlenecek, ancak denetlenebilir bir süredir. Kişinin elde edilmesi, bulunduğu yer, götürüleceği yer, ulaşım koşulları gibi etkenlere göre değerlendirilir. Örneğin kişinin gece vakti bulunması ve adli makamların kapalı olması hâlinde sabah mesai başlangıcına kadar bekletilmesi bu kapsamda değerlendirilebilir. Ancak bu süre, kişinin keyfi olarak bekletilmesine veya yasal gözaltı prosedürleri işletilmeden hürriyetinden yoksun bırakılmasına gerekçe olamaz.
Günlü ve Günsüz Zorla Getirme Ayrımı
Uygulamada zorla getirme kararları infaz biçimine göre ikiye ayrılır:
- Günlü zorla getirme: Kişinin belirli bir gün ve saatte hazır edilmesi istenir; genellikle kovuşturma evresinde, duruşma günü için çıkarılır. Kolluk kişiyi duruşma saatinden makul bir süre önce muhafaza altına alıp doğrudan mahkemeye sevk eder.
- Günsüz zorla getirme: Zaman sınırlaması olmaksızın, kişi bulunduğu anda ilgili makama götürülür; genellikle soruşturma evresinde ifade alınması için çıkarılır. Günsüz zorla getirmede de kanunun öngördüğü tutulma ve serbest bırakılma sürelerine riayet edilmesi zorunludur.
Zorla Getirme Fiilen Gözaltına Dönüşürse Ne Olur?
Tedbirin en kritik sınırı budur. Zorla getirilen kişi yirmi dört saat içinde ilgili makamın huzuruna çıkarılamıyor, serbest bırakılmıyor veya işlem bittiği hâlde alıkonulmaya devam ediliyorsa, işlem yasal dayanağı olmayan bir fiili gözaltına dönüşür. Bu ise ancak kanunda öngörülen gözaltı prosedürü işletilerek yapılabilecek bir müdahaledir.
Anayasa Mahkemesi bu hususu tazminat hukuku açısından netleştirmiştir: kolluk görevlileri tarafından yakalanarak ifadesi alındıktan sonra gözaltına alınmaksızın serbest bırakılan kişilere dahi CMK m.141/1-e kapsamında tazminat ödenmesi gerektiği kabul edilmiştir (AYM, B. No: 2016/9532, 28.11.2019). Aynı kararda, bu tazminat hükmünün Anayasa’nın 19. maddesi kapsamında koruma altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik bir güvence olduğu vurgulanmıştır. Yani kişi fiilen nezarete konulmasa bile, hürriyeti kısa süreliğine kısıtlanmışsa tazminat hakkı doğabilir.
Kolluk Zorla Getirme Kararıyla Eve Girebilir mi?
Hayır. Zorla getirme kararı, kolluğa konuta girme yetkisi vermez. Anayasa’nın 21. maddesi ve CMK m.116-119 uyarınca konutta arama yapılabilmesi veya konuta girilebilmesi için hâkim kararı ya da gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde yetkili merciin yazılı emri gereklidir. Kolluğun adli görevleri sırasında konuta girme yetkisi (PVSK m.20), suçüstü hâlleri veya firari sanıkların takibi gibi spesifik durumlarla sınırlıdır.
Kişi konutunda ise ve dışarı çıkmayı reddediyorsa, kolluk zorla giremez; ayrıca bir arama veya konuta girme kararı temin etmesi gerekir. Aksi hâlde işlem ve varsa elde edilen deliller hukuka aykırı hâle gelir. Kişinin kamusal alanda bulunması hâlinde ise kolluk eşliğinde ilgili makama götürülmesi gerekir.
İnfazda Zor Kullanma Sınırı
Zorla getirme, kişinin iradesi dışında bir işleme tabi tutulmasını içerdiğinden kolluğa sınırlı bir zor kullanma yetkisi tanır. Ancak PVSK m.16 çerçevesinde bu zor, direnci kıracak ölçüde ve kademeli olmalıdır: bedeni kuvvet, maddi güç ve kanuni şartlar oluştuğunda silah kullanma yetkisi, zorla getirmenin amacını aşamaz. Zorla getirme bir cezalandırma aracı değil, koruma tedbiridir. Nitekim zorla getirme kararının ne şekilde infaz edildiğinin araştırılmaması, savunma hakkının kısıtlanması sayılarak bozma nedeni yapılmıştır (Yargıtay 4. CD, E. 2016/12291, K. 2017/13792, 02.05.2017). Ayrıca zorla getirme mutlaka fiziki zor kullanmayı gerektirmez; terime anlamını veren, potansiyel zorlamanın varlığıdır.
Usulsüz Tebligata Dayanan Zorla Getirme Kararı Geçerli midir?
Hayır. Usulüne uygun davetiye tebliğ edilmeden doğrudan zorla getirme yoluna başvurulması (kanunda öngörülen istisnai hâller dışında) tedbiri hukuka aykırı hâle getirir ve savunma hakkını kısıtlar.
Yargıtay 11. Ceza Dairesi, sanığın dava ve duruşmadan haberdar edilmesi için ifadesinde bildirdiği en son ikametgâh adresine usulüne uygun bir tebligat bulunmadığını, dolayısıyla zorla getirme ve yakalama kararı verilmesine neden olmadığının anlaşılması gerektiğini belirtmiştir (Yargıtay 11. CD, E. 2017/13562, K. 2022/5253, 29.03.2022). Tebligatın usulüne uygunluğu 7201 sayılı Tebligat Kanunu’na göre belirlenir; tebligatın bilinen en son adrese yapılması gerekir ve bu düzenlemelere uyulmadan yapılan tebligat geçerli değildir (Yargıtay 18. CD, E. 2016/8930, K. 2016/17895, 22.11.2016).
Tebligat “bila tebliğ” iade edilmişse, bu kişinin çağrıya uymadığı anlamına gelmez; yalnızca tebligatın tamamlanmadığını gösterir. Bölge adliye mahkemesi içtihadında da, tebligat işlemleri usulünce yerine getirilip tanığın celbi sağlanamazsa ancak bundan sonra zorla getirme işleminin yerine getirilmesi gerektiği belirtilmiştir (Diyarbakır BAM 9. CD, E. 2023/217, K. 2023/524, 09.05.2023). Usulüne uygun çağrı yapılmadan yargılamanın sürdürülüp karar verilmesi de bozma nedenidir (Yargıtay 18. CD, E. 2015/30877, K. 2017/5342, 08.05.2017).
Zorla Getirme Kararı Ölçülülük İlkesine Tabi midir?
Evet. Anayasa’nın 13. maddesindeki ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılık alt ilkelerini içerir. Bir kişinin zorla getirilmesine karar verilmeden önce, daha hafif bir tedbir olan davetiye yönteminin sonuçsuz kalmış olması veya kanunda öngörülen istisnai şartların oluşması gerekir.
Anayasa Mahkemesi, kanuni yükümlülüğün yerine getirilmesinin önemi ile kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının önemi arasında denge sağlanmamış olmasını hak ihlali nedeni saymış; demokratik bir toplumda söz konusu yükümlülüğün derhâl yerine getirilmesini sağlamanın önemi ile özgürlük ve güvenlik hakkının önemi arasında bir denge kurulması gerektiğini belirtmiştir (AYM, B. No: 2021/39964, 20.12.2023). Kişi usulüne uygun davetle gelmeye hazırsa, adresi sabitse ve kaçma şüphesi yoksa, doğrudan zorla getirme kararı verilmesi gereklilik ilkesine aykırıdır.
Özgürlükten yoksun bırakma yalnızca dört duvar arasında tutulmayı değil, kişinin hareket serbestisinin iradesi dışında kısıtlanmasını da kapsar. Kolluğun kişiyi evinden alıp adliyeye götürmesi süreci de teknik anlamda bir hürriyet kısıtlamasıdır ve bu nedenle kanuni sürelere harfiyen uyulmalıdır.
Zorla Getirme Kararına İtiraz Edilebilir mi?
CMK m.146’da itiraz açıkça düzenlenmemiştir; ancak zorla getirme kişi hürriyetini kısıtlayan bir koruma tedbiri olduğundan, bu karara karşı itiraz kanun yolu işletilebilir. CMK m.267 uyarınca hâkim kararları ile kanunun açıkça gösterdiği hâllerde Cumhuriyet savcısının kararlarına karşı itiraz mümkündür.
İtiraz süresi, kararın öğrenilmesinden veya tebliğinden itibaren yedi gündür (CMK m.268). İtiraz, kararı veren mercie verilecek bir dilekçe ile veya tutanağa geçirilmek koşuluyla zabıt kâtibine beyanda bulunmak suretiyle yapılır. Kararına itiraz edilen hâkim veya mahkeme, itirazı yerinde görürse kararını düzeltir; yerinde görmezse en çok üç gün içinde itirazı incelemeye yetkili mercie gönderir.
İtiraz mercii kararı veren makama göre değişir:
- Soruşturma evresinde sulh ceza hâkimliğince verilen karara karşı → yargı çevresindeki bir sonraki numaralı sulh ceza hâkimliğine,
- Kovuşturma evresinde mahkemece verilen karara karşı → o mahkemeyi denetlemekle görevli mercie (asliye ceza için ağır ceza mahkemesi, ağır ceza için başka bir ağır ceza dairesi),
- Cumhuriyet savcısının doğrudan verdiği zorla getirme emrine karşı → usuli eksiklikler veya ölçülülüğe aykırılık üzerinden sulh ceza hâkimliğine başvurularak işlemin denetlenmesi talep edilebilir.
İtiraz kural olarak kararın infazını durdurmaz; ancak mercii, işlemin geri bırakılmasına veya durdurulmasına karar verebilir. Zorla getirme kararının kaldırılması talebiyle yapılacak başvuruda, kararın yasal şartlarını taşımadığının somut olarak ortaya konulması bakımından koruma tedbirlerine itiraz konusunda deneyimli bir ceza avukatından destek almak belirleyici olabilir.
Zorla Getirilen Kişinin Hakları Nelerdir?
Hürriyeti kısıtlanan her birey gibi, zorla getirilen kişi de temel usuli güvencelerden yararlanır:
- Karar örneğini alma hakkı — zorla getirme kararının bir örneği kendisine verilir (CMK m.146/3),
- Nedeni öğrenme hakkı — özgürlüğünün neden kısıtlandığını bilme hakkı,
- Derhâl işlem görme hakkı — yetkili merci önüne derhâl (olanaksızsa yol süresi hariç en geç 24 saat içinde) çıkarılma,
- Müdafi yardımından yararlanma hakkı — şüpheli veya sanık sıfatındaysa avukat desteği,
- İşlem bitiminde serbest bırakılma hakkı — ifade/sorgu tamamlandığında tedbir kendiliğinden kalkar,
- Onur kırıcı muameleye maruz kalmama hakkı — zor kullanma yalnızca direnci kırmak amacıyla ve ölçülü olabilir,
- Tazminat hakkı — hukuka aykırı uygulama hâlinde CMK m.141 kapsamında.
Zorla Getirme Kararı Yerine Getirilemezse Ne Olur?
Kolluk, kararda belirtilen adreste kişiyi bulamazsa veya kişi adresten ayrılmışsa, bu durum köy veya mahalle muhtarı ile kolluk görevlisinin birlikte imzalayacakları bir tutanakla saptanır (CMK m.146/6) ve kararı çıkaran mercie gönderilir.
Bu tutanak salt şekli bir belge değildir. Tutanakta gidilen adres, komşu veya muhtar beyanları, kişinin adreste bulunmama nedeni ve yapılan araştırmalar somut verilerle yer almalıdır. Yalnızca “adreste bulunamadı” şeklindeki soyut ibareler mahkemenin denetim yükümlülüğünü yerine getirmesine engel olur. Yargıtay, zorla getirme emrinin işleme konulmadığına dair yetersiz tutanaklar karşısında mahkemenin ek araştırma yapması, gerektiğinde Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’nden de sorulmak suretiyle ilgilinin araştırılıp duruşmada hazır bulundurulmasına çalışılması gerektiğini belirtmiştir (Yargıtay 6. CD, E. 2018/1572, K. 2020/3086, 29.09.2020).
Bu tutanak, yargılamanın sonraki aşamasında yakalama emri çıkarılıp çıkarılmayacağına karar verilmesinde temel dayanak teşkil eder.
Hukuka Aykırı Zorla Getirme Nedeniyle Tazminat İstenebilir mi?
Evet. Kanuni şartlar oluşmadan veya usulüne uygun davetiye çıkarılmadan verilen ve infaz edilen zorla getirme kararı, CMK m.141 kapsamında devletin maddi ve manevi tazminat sorumluluğunu doğurur.
Anayasa Mahkemesi, gözaltına alınmaksızın serbest bırakılan kişilere dahi CMK m.141/1-e kapsamında tazminat ödenmesi gerektiğini kabul etmiştir (AYM, B. No: 2016/9532, 28.11.2019). Dolayısıyla zorla getirme kararı üzerine kolluk tarafından alınıp adliyeye sevk edilen ve ifadesi alındıktan sonra serbest bırakılan bir kişi, süreç hukuka aykırı bir temele dayanıyorsa (örneğin tebligat usulsüzse) tazminat davası açabilir. Anayasa Mahkemesi ayrıca, haksız koruma tedbiri nedenine dayalı tazminat davasının reddedilmesi dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine hükmetmiştir (AYM, B. No: 2021/39964, 20.12.2023).
Tedbirin fiilen bir gözaltı işlemine dönüşmesi veya “haklı görülecek zaman” sınırının aşılması, tazminat miktarının belirlenmesinde dikkate alınacak temel unsurlardır. Devlet, ödediği tazminatı kusuru bulunan kamu görevlilerine rücu edebilir. Haksız koruma tedbirleri nedeniyle tazminat davasının şartları, süreleri ve başvuru mercileri ayrı bir konu olup ilgili makalemizde ele alınmaktadır.
Sıkça Sorulan Sorular
Zorla getirme kararı ile yakalama kararı aynı şey midir?
Hayır; zorla getirme belirli bir işlem (ifade, sorgu, tanıklık) için kısa süreli hazır bulundurmayı amaçlar ve işlem bitince kendiliğinden kalkar. Yakalama emri ise kaçan, saklanan veya bulunamayan kişi için çıkarılır ve daha ağır bir hürriyet kısıtlaması içerir.
Zorla getirme kararı GBT’de görünür mü?
Zorla getirme kararı, yakalama kararından farklı olarak genel kolluk sorgu sistemi üzerinden herkese açık şekilde görünen bir kayıt niteliği taşımaz; kararın infazı, kararı veren mercinin talimatının ilgili kolluk birimine bildirilmesiyle yürütülür.
Zorla getirme kararı verilirse tutuklanır mıyım?
Zorla getirme kendi başına bir tutuklama kararı değildir; kişi yalnızca ifade veya sorgu için makam önüne çıkarılır. Ancak ifade sonrasında, suçun niteliğine göre serbest bırakılmasına ya da tutuklama talebiyle sulh ceza hâkimliğine sevkine karar verilebilir. Uygulamada çoğunlukla ifade alındıktan sonra serbest bırakılır.
Kolluk zorla getirme kararıyla evime zorla girebilir mi?
Hayır; zorla getirme kararı konuta girme yetkisi vermez. Konuta girilebilmesi için ayrıca hâkim kararı veya yetkili merciin yazılı emri gerekir. Kişi evinden çıkmıyorsa, kararın yerine getirilemediği tutanakla tespit edilir.
Zorla getirilen kişi ne kadar süre tutulabilir?
Kişi derhâl, olanak yoksa yol süresi hariç en geç yirmi dört saat içinde çağıran makamın önüne çıkarılır. Tedbir, sorgunun veya ifade almanın sona ermesiyle kendiliğinden kalkar; bu sürenin aşılması işlemi fiili gözaltına dönüştürür ve hukuka aykırıdır.
Davetiye gelmeden zorla getirme kararı verilebilir mi?
Kural olarak hayır; önce gelmemesi hâlinde zorla getirileceği yazılı davetiye gönderilmelidir. Ancak hakkında tutuklama kararı verilmesi veya yakalama emri düzenlenmesi için yeterli nedenler bulunan şüpheli veya sanık hakkında davetiye gönderilmeksizin doğrudan zorla getirme kararı verilebilir.
Tanık mazeretsiz gelmezse ne olur?
Zorla getirilir ve gelmemesinin sebep olduğu giderler kamu alacaklarının tahsili usulüne göre kendisine ödettirilir. Tanık sonradan gelmemesini haklı gösterecek bir mazeret bildirirse, aleyhine hükmedilen giderler kaldırılır.
Bu makale, Sarıoğlu & Sefer Hukuk Bürosu adına Av. Fatih SEFER tarafından hazırlanmıştır.