Çocuğun Yurt Dışına Kaçırılması ve Lahey İade Davası

Çocuğun yurt dışına kaçırılması, bir ebeveynin çocuğu diğerinin velayet veya koruma hakkını ihlal ederek mutat meskeninden başka bir ülkeye götürmesi ya da orada haksız biçimde alıkoymasıdır. Türkiye’nin de tarafı olduğu 1980 tarihli Lahey Sözleşmesi ve onu iç hukukta uygulayan 5717 sayılı Kanun, bu durumda çocuğun mutat meskenine derhal iadesini kural olarak zorunlu kılar. İade davası bir velayet davası değildir: mahkeme velayetin esasına girmez, yalnızca çocuğun haksız götürülüp götürülmediğini ve dar sayıdaki ret sebeplerinden birinin bulunup bulunmadığını inceler. Süreç, Merkezi Makam (Adalet Bakanlığı) ve Cumhuriyet başsavcılığı eliyle yürür; başvuru 16 yaşından küçük çocuklar için ve her iki ülkenin de Sözleşmeye taraf olması hâlinde yapılabilir.

Bu rehberde uluslararası çocuk kaçırmanın hukuki çerçevesini; mutat mesken kavramını, hangi götürmenin haksız sayıldığını, başvuru ve dava sürecini, iadenin reddi sebeplerini (ağır risk, anne bağımlılığı, çocuğun itirazı), 7343 sonrası icra rejimini ve ceza boyutunu güncel Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi kararlarıyla açıklıyoruz.

Uluslararası Çocuk Kaçırma Nedir?

Lahey Sözleşmesi’nin kastettiği “kaçırma”, bir suç örgütünün fidye için çocuk kaçırmasını değil, ebeveynlerden birinin çocuğu diğerinin haklarını ihlal ederek yurt dışına götürmesini veya orada tutmasını ifade eder. İki temel biçimi vardır: haksız götürme (çocuğun mutat meskeninden başka ülkeye izinsiz çıkarılması) ve haksız alıkoyma (tatil, ziyaret gibi meşru bir amaçla götürülen çocuğun kararlaştırılan tarihte geri getirilmemesi). Her iki hâlin de iki unsuru vardır: eylemin, diğer ebeveynin (veya kurumun) velayet ya da koruma hakkını ihlal etmesi ve bu hakkın götürme/alıkoyma anında fiilen kullanılıyor olması. Fiili kullanım şartı belirleyicidir: velayet münhasıran bir ebeveynde ise ve diğerinin koruma hakkı fiilen mevcut değilse, onun iade talebi düşebilir (Yargıtay 2. HD, E. 2010/1671, K. 2010/4293, T. 09.03.2010). Sözleşmenin amacı çocuğu, tek taraflı ve hukuka aykırı bir yer değiştirmenin yarattığı fiili durumdan hızla kurtarıp, velayetin esasına karar verecek asıl yetkili makama — mutat mesken ülkesinin mahkemesine — geri döndürmektir.

Mutat Mesken Nedir, Nasıl Belirlenir?

Sözleşmenin tüm mekanizması “mutat mesken” kavramı üzerine kuruludur; iade, çocuğun mutat meskenine yapılır. Mutat mesken, nüfusa kayıtlı yer veya hukuki ikametgah değil, çocuğun fiilen ve sürekli olarak yaşamını sürdürdüğü, sosyal ve ailevi çevresinin merkezini oluşturan yerdir — çocuğun okulu, arkadaşları, dili ve günlük yaşam düzeni neredeyse orasıdır. Yargıtay bunu “en sıkı bağlılık” testiyle belirler ve tespitin belgelerle yapılmasını arar (Yargıtay 2. HD, E. 2024/6058, K. 2024/… , T. 2024). Kavramın en kritik özelliği değişmezliğidir: çocuğu haksız biçimde götüren ebeveynin, çocuğu yeni ülkede bir süre tutarak veya kendi yaşamını oraya taşıyarak mutat mesken yaratması mümkün değildir. Yargıtay, çocuğun Türkiye’ye getirilmesinin ve götüren ebeveynin Türkiye’de çalışıp yaşamasının çocuğun mutat meskenini değiştirmeyeceğini açıkça hükme bağlamıştır (Yargıtay 2. HD, E. 2025/4753, K. 2025/… , T. 2025). Aksi kabul, kaçırmayı ödüllendirir ve Sözleşmenin amacını boşa çıkarırdı.

Lahey Sözleşmesi Hangi Durumlarda Uygulanır?

Sözleşmenin uygulanabilmesi için üç şart birlikte aranır. 1. Yaş: Çocuk 16 yaşından küçük olmalıdır; 16 yaşını dolduran çocuk Sözleşme kapsamı dışına çıkar. Bu sınır o kadar katıdır ki, çocuğun yargılama sırasında — hatta temyiz aşamasında — 16 yaşını doldurması hâlinde dava konusuz kalır ve “karar verilmesine yer olmadığına” hükmedilir (Yargıtay 2. HD, E. 2024/5180, K. 2024/… , T. 2024). 2. Karşılıklılık: Hem çocuğun götürüldüğü/alıkonulduğu ülke hem de mutat mesken ülkesi Sözleşmeye taraf olmalıdır; Türkiye 1980 Sözleşmesi’ne taraftır ve yüzden fazla devletle bu ilişki mevcuttur. 3. Zaman: Haksız götürme veya alıkoyma, Sözleşmenin ilgili devletler arasında yürürlüğe girmesinden sonra gerçekleşmiş olmalıdır. Bu şartların herhangi biri yoksa Lahey mekanizması işlemez; böyle hâllerde aşağıda açıkladığımız alternatif yollara (ikili anlaşmalar, diplomatik girişim, yabancı ülkede doğrudan dava) başvurulur.

Hangi Götürme veya Alıkoyma “Haksız” Sayılır?

Her yurt dışına çıkarma haksız değildir; haksızlık, velayet/koruma hakkının ihlaline bağlıdır ve üç tipik senaryoda farklı sonuç doğar:

Ortak velayete rağmen tek taraflı götürme: Evlilik sürerken veya boşanma sonrası ortak velayet varsa, bir ebeveynin diğerinin rızası olmadan çocuğu yurt dışına götürmesi haksızdır — velayet ortak olduğunda tek başına götürme kararı alınamaz. AYM, ortak velayet altındaki çocuğun bir ebeveynin rızası hilafına yurt dışına götürülmesini haksız kabul eder. Tek velayet sahibi olmayan ebeveynin götürmesi: Velayet münhasıran diğer ebeveynde ise, velayeti olmayan tarafın çocuğu götürmesi veya kişisel ilişki için aldığı çocuğu geri getirmemesi açık ihlaldir (Yargıtay 2. HD, E. 2023/6848, K. 2023/… , T. 2023 — Almanya’daki tek velayetin ihlali). Velayet sahibinin götürmesi: Velayet münhasıran kendisinde olan ebeveynin çocuğu başka ülkeye götürmesi ise kural olarak iade sebebi oluşturmaz; çünkü ortada ihlal edilen bir velayet hakkı yoktur — diğer ebeveynin yalnızca kişisel ilişki hakkı varsa, bunun ihlali Sözleşmenin iade mekanizmasını değil, aşağıda değindiğimiz kişisel ilişki mekanizmasını devreye sokar. Kritik ayrım budur: iade, koruma/velayet hakkının ihlaline bağlıdır; salt kişisel ilişki hakkının ihlali kural olarak iade doğurmaz.

İade Başvurusu Nasıl ve Kime Yapılır?

Çocuğu haksız biçimde götürülen veya alıkonulan ebeveyn, iki koldan hareket edebilir: doğrudan çocuğun bulunduğu ülkenin Merkezi Makamına ya da kendi ülkesinin (mutat mesken ülkesinin) Merkezi Makamına başvurabilir. Türkiye’de Merkezi Makam Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü‘dür. Başvuru; çocuğun ve ebeveynlerin kimlik bilgilerini, çocuğun bulunduğu yeri, götürme/alıkoymanın dayandığı olguları ve talebin hukuki temelini içerir. Merkezi Makamlar birbirleriyle koordineli çalışır: yabancı ülkedeki Merkezi Makamın ilettiği talep, Türkiye’de ilgili Cumhuriyet başsavcılığına aktarılır ve süreç başlatılır. Başvuru hakkı yalnızca velayet sahibiyle sınırlı değildir; koruma hakkı fiilen bulunan ebeveyn de başvurabilir. Başvuru için avukat zorunlu değildir, ancak sürecin teknik ve hızlı yapısı nedeniyle uzman hukuki destek pratikte belirleyicidir.

İdari Aşama: Başsavcılığın Sulh Girişimi ve Koruma Tedbirleri

5717 sayılı Kanun, dava açılmadan önce bir idari/sulh aşaması öngörür. Talebi alan Cumhuriyet başsavcılığı, öncelikle tarafları uzlaştırarak çocuğun rızayla iadesini veya dostane bir çözümü sağlamaya çalışır (5717 m.5); kaçıran ebeveyn çocuğu gönüllü olarak geri götürmeyi kabul ederse dava yoluna gerek kalmaz. Bu aşamanın hayati işlevi, çocuğun yeniden kaçırılmasını veya izini kaybettirmesini önleyecek geçici koruma tedbirlerinin alınabilmesidir (m.10): çocuğun yurt dışına çıkışının yasaklanması, pasaportuna tahdit konulması ve gerektiğinde çocuğun geçici olarak güvenli bir ortama yerleştirilmesi bu aşamada istenebilir. Sulh girişimi sonuçsuz kalırsa, başsavcılık resen iade davası açar — mağdur ebeveynin ayrıca dava açmasına gerek yoktur; devlet, Sözleşmeden doğan yükümlülüğü kendi eliyle yerine getirir.

İade Davası: Görevli Mahkeme ve Usul

Sulh sağlanamazsa Cumhuriyet başsavcılığı, davaname ile çocuğun bulunduğu yer aile mahkemesinde iade davası açar. Yargılama, çocuğun yüksek yararının gecikmeye tahammülü olmaması nedeniyle hızlandırılmış bir rejime tabidir: dava basit yargılama usulüne göre görülür, öncelikle ve acele ele alınır ve niteliği gereği adli tatilde de devam eder. Bu hız, Sözleşmenin ruhudur; AYM, iade davalarının makul sürede sonuçlandırılmamasını dahi başlı başına aile hayatına saygı hakkının ihlali sayar — zaman geçtikçe çocuk yeni ortama yerleşir ve iade fiilen imkansızlaşır. Mahkeme, tarafların koşullarını inceler, gerektiğinde sosyal inceleme raporu aldırır ve idrak çağındaki çocuğu dinler; ancak tüm bu inceleme, velayetin esasına değil, aşağıda açıkladığımız dar çerçeveye — haksızlık ve ret sebepleri — odaklanır.

İade Davası Velayet Davası Değildir

Bu, Sözleşmenin en sık yanlış anlaşılan ve en belirleyici ilkesidir: iade davasında mahkeme, çocuğun hangi ebeveynin yanında kalmasının daha iyi olacağına karar vermez. Lahey Sözleşmesi m.16 ve m.19 ile 5717 m.12, iade mahkemesinin velayetin esasına girmesini yasaklar; mahkeme yalnızca çocuğun mutat meskenine iade edilip edilmeyeceğine karar verir, velayeti ise iadeden sonra mutat mesken ülkesinin yetkili mahkemesi belirler. Yargıtay bu sınırı istikrarla korur: “iade davası velayet davası değildir” ve mahkeme, tarafların velayete ilişkin genel iddialarını (kim daha iyi ebeveyn, kimin maddi durumu daha iyi) tartışamaz (Yargıtay 2. HD, E. 2024/585, K. 2024/… , T. 2024). Bu ilkenin pratik bir uzantısı da şudur: kaçıran ebeveynin, çocuğu Türkiye’ye getirdikten sonra Türk mahkemesinden aldığı velayet veya geçici velayet kararı, iadeyi engellemez — Yargıtay, Türkiye’de açılan boşanma davasında alınan geçici velayet kararının iade bakımından bir önemi bulunmadığını açıkça belirtmiştir (Yargıtay 2. HD, E. 2021/3172, K. 2021/… , T. 2021). Aksi hâlde her kaçıran ebeveyn, Türkiye’de hızla bir velayet kararı alarak iadeyi bloke edebilirdi.

Bir Yıllık Süre ve Yerleşme Savunması

Lahey Sözleşmesi m.12, başvurunun zamanına göre iki farklı rejim kurar. Bir yıl içinde yapılan başvurularda kural mutlaktır: mahkeme, ret sebeplerinden biri yoksa çocuğun derhal iadesine karar vermek zorundadır; takdir alanı dardır. Bir yıl geçtikten sonra yapılan başvurularda ise kaçıran ebeveyn, çocuğun “yeni çevresine yerleştiği” savunmasını ileri sürebilir ve bu ispatlanırsa iade reddedilebilir. Ancak Yargıtay bu savunmayı çok dar yorumlar: çocuğun yeni ülkede okula başlaması, dil öğrenmesi veya çevre edinmesi — yani zamanın doğal akışıyla oluşan alışma — tek başına yerleşme sayılmaz. Yerleşim savunması, iadeden kaçınmanın kolay bir aracına dönüştürülemez; “çocuğun yeni ortamına alışmış olması iadeden kaçınma sebebi değildir” (Yargıtay 2. HD, E. 2024/8322, K. 2024/… , T. 2024). Bu dar yorum, kaçıran ebeveynin yargılamayı uzatarak süreyi lehine çevirmesini engeller.

İadenin Reddi Sebepleri

İade kuraldır; ret, Sözleşmede sınırlı sayıda (numerus clausus) sayılan ve dar yorumlanan istisnalara bağlıdır. Başlıca ret sebepleri şunlardır: rıza veya icazet (m.13/1-a): velayet/koruma hakkı sahibinin götürmeye önceden rıza göstermesi veya sonradan icazet vermesi — bu hâlde ortada haksız bir götürme kalmaz; hakkın fiilen kullanılmaması (m.13/1-a): talep eden ebeveynin koruma hakkını götürme anında fiilen kullanmıyor olması (yukarıdaki E. 2010/1671); ağır risk (m.13/1-b): iadenin çocuğu fiziki veya psikolojik tehlikeye maruz bırakması ya da katlanılmaz duruma sokması; çocuğun itirazı (m.13/2): yeterli olgunluktaki çocuğun iadeye karşı çıkması; ve temel ilkelere aykırılık (m.20): iadenin, talep edilen devletin insan hakları ve temel özgürlükler alanındaki temel ilkeleriyle bağdaşmaması. İspat yükü, istisnayı ileri süren — yani iadeye karşı çıkan — taraftadır ve iddialar soyut kalamaz; özellikle risk iddialarının, mümkünse mutat mesken ülkesinin yetkili makamlarından sağlanan bilgi ve belgelerle desteklenmesi Sözleşmenin (m.13/son) aradığı standarttır.

Ağır Risk, Şiddet ve Anne Bağımlılığı

Pratikte en çok tartışılan ret sebebi m.13/1-b’deki ağır risktir ve Yargıtay bunu bilinçli olarak dar yorumlar: istisna, “son derece dar” uygulanmalıdır; ağır riskten söz edebilmek için çocuğu bekleyen şiddet veya taciz tehlikesi, kıtlık, salgın, savaş gibi olağanüstü durumların varlığı aranır (Yargıtay 2. HD, E. 2004/10536, K. 2004/… , T. 2004). Bu çerçevede iki nokta netleşmiştir. Ekonomik fark ağır risk değildir: çocuğun mutat mesken ülkesinde daha mütevazı koşullarda yaşayacak olması iadeyi engellemez; risk iddiasının ispatı, koşul farkının ötesinde somut bir tehlikeyi göstermelidir (E. 2025/4753). Şiddet sübut bulursa risk gerçekleşir: babanın çocuğa veya anneye yönelik şiddetinin kanıtlandığı hâllerde m.13/1-b istisnası gerçekleşir ve iade reddedilir (Yargıtay 2. HD, E. 2024/3089, K. 2024/… , T. 2024; E. 2017/6098).

Özel bir başlık, anneye bağımlılık çağındaki çocuklardır. Bu çizgi on yılı aşkın süredir istikrarlıdır: Yargıtay, küçük yaştaki çocuğun anneden koparılarak iadesinin doğuracağı riski daha 2013 yılında değerlendirmiş ve reddi onamıştır (Yargıtay 2. HD, E. 2013/18257, K. 2013/25158, T. 05.11.2013). AYM de anne sevgi ve şefkatinden mahrum kalmanın çocuğu ruhsal tehlikeye maruz bırakabileceğini m.13/b kapsamında kabul eder ve mutat meskenin belirlenmesinde çocuğun yaşını, anneyle geçirdiği süreyi ve annenin çocukla birlikte iade ülkesinde yaşama olanağını gözetir (AYM, Asiye Kovancı, B. 2022/25700, T. 06.03.2024). Ancak bu, otomatik bir ret sebebi değildir — burada içtihadın en önemli dengesi devreye girer.

Anayasa Mahkemesi’nin iki güncel kararı bu dengeyi mükemmel gösterir. Bir yanda ret kararının anayasaya uygunluğu: İsviçre’den getirilen anne sütü çağındaki çocuğun iade talebinin reddinde AYM, derece mahkemelerinin anne sütü, annenin dönememesi ve baba riskini yeterli gerekçeyle değerlendirdiğini tespit ederek ihlal bulmamıştır (AYM, Turan Henden, B. 2022/75081, T. 18.12.2024). Öte yanda iade kararının ihlali: Hollanda’ya iade edilen 8-9 yaşındaki iki kız çocuğu bakımından AYM, önce 30.04.2025’te tedbirle iadeyi durdurmuş, ardından ihlal kararı vermiştir — çünkü mahkeme, babanın mutat mesken ülkesindeki (Hollanda) yaşam koşullarını araştırmamış, annenin yeni evliliğinden doğan bebekle kurulan kardeş birliğini ve çocukların anneden koparılmasının psikososyal etkisini değerlendirmemiştir (AYM, Ş.G., B. 2025/16250, T. 04.03.2026). İki karar birlikte okunduğunda ilke açıktır: AYM iadenin sonucunu değil, gerekçenin ve araştırmanın kalitesini denetler. Yeterli araştırmayla verilen ret de kabul de anayasaya uygundur; eksik araştırmayla verilen karar, hangi yönde olursa olsun ihlaldir. Bu nedenle iade davasında hem talep eden hem karşı çıkan taraf için kritik olan, iddiaları — özellikle mutat mesken ülkesindeki koşulları — somut belgelerle ortaya koymaktır. Nitekim çocuğun yaş küçüklüğünün ve anneye bağımlılığının tek başına ret sebebi sayılmadığını; Sözleşmenin, çocuğun anneden ayrılacak olmasının değil, geri dönüşte karşılaşacağı somut riskin varlığını aradığını belirten karşı görüşler de içtihatta yerini korur (E. 2013/18257, karşı oy).

Çocuğun İadeye Karşı Çıkması

Lahey Sözleşmesi m.13/2, görüşlerinin dikkate alınmasını gerektirecek yaş ve olgunluğa erişmiş çocuğun iadeye karşı çıkması hâlinde mahkemenin iadeyi reddedebileceğini öngörür. Ancak bu itiraz, çocuğun anlık tepkisi veya kaçıran ebeveynin telkininin ürünü olamaz; belirleyici olan, itirazın çocuğun bağımsız ve özgür iradesine dayanmasıdır. Yargıtay, çocuğun bağımsız iradesiyle oluşmuş, tutarlı ve somut gerekçelere dayanan iadeye karşı beyanını dikkate alırken (E. 2024/3089), bir ebeveynin etkisi altında oluşturulduğu anlaşılan beyana itibar edilemeyeceğini vurgular (Yargıtay 2. HD, E. 2023/6848). Bu ayrımın yapılabilmesi için çocuğun, ebeveyn baskısından uzak bir ortamda, uzman (psikolog/pedagog) aracılığıyla dinlenmesi gerekir; uzman değerlendirmesi yapılmadan çocuğun beyanına dayanılarak ya da tersine beyanı hiç alınmadan karar verilmesi, AYM denetiminde yetersiz gerekçe sayılır. Çocuğun görüşünün alınma usulünü ve idrak çağı ölçütlerini çocuğun görüşü ve sosyal inceleme raporu rehberimizde ayrıntılı işlemiştik.

İade Davası ile Velayet Davasının İlişkisi

5717 sayılı Kanun, iade davasının velayet yargılamasıyla karışmasını önlemek için net kurallar koyar. Bekletme (m.14): Türkiye’de görülmekte olan bir velayet davası varsa, iade talebi karara bağlanana kadar bekletilir — çünkü velayete karar verecek asıl yetkili makam, iade sonrası mutat mesken ülkesidir. Tefrik (m.15): iade talebi bir velayet davasıyla birlikte açılmış veya birleştirilmişse, iade talebi ayrılarak öncelikle karara bağlanır. Sonraki velayet kararının etkisizliği (m.13): iade başvurusundan sonra Türkiye’de alınan bir velayet kararı, iade talebinin reddine gerekçe yapılamaz. Bu üç kural birlikte, kaçıran ebeveynin Türkiye’de paralel bir velayet süreci yürüterek iadeyi etkisiz kılmasını engeller. İadenin kabulü hâlinde mahkeme velayete hükmetmez; reddi hâlinde ise çocuk Türkiye’de kalacağından velayete ilişkin düzenleme gündeme gelebilir. Velayetin değiştirilmesi ve genel işleyişini ayrı rehberlerde ele almıştık.

İade Kararının İcrası (7343 Sonrası)

İade kararının fiilen uygulanması, 7343 sayılı Kanunla değişen 5717 m.18 uyarınca artık icra daireleri eliyle değil, Çocuk Koruma Kanunu’nun ilgili hükümlerine göre yürütülür; iade işlemleri, çocuk teslimini üstlenen Adli Destek ve Mağdur Hizmetleri Müdürlükleri tarafından, uzman (psikolog, pedagog, sosyal çalışmacı) eşliğinde yerine getirilir. Düzenlemenin dikkat çeken özelliği, iade ilamlarının ÇKK’nın teslim hükümlerine göre — üstelik ayrıca teslim emri tebliğ edilmeksizin — icra edilebilmesidir; bu, sürecin hızını korur. İcra aşamasında da çocuğun üstün yararı esastır: idrak çağındaki çocuğun görüşü alınır ve iadenin çocukta yaratacağı sarsıntıyı azaltmak için kademeli alıştırma, uzman eşliğinde havalimanı teslimi gibi yöntemler uygulanır (Yargıtay HGK, E. 2018/946, K. 2021/1491, T. 23.11.2021). Çocuğun bulunamaması hâlinde kolluk desteğiyle adres araştırması yapılır (m.19). Yeni teslim sisteminin genel işleyişini çocuk teslimi rehberimizde ayrıntılı anlatmıştık.

Türkiye’den Kaçırılan Çocuk İçin Ne Yapılmalı?

Buraya kadar anlatılan mekanizma, Türkiye’ye kaçırılan çocuğun iadesine ilişkindir; ancak süreç ters yönde de işler. Çocuğu yurt dışına kaçırılan Türkiye’deki ebeveyn, Türk Merkezi Makamına (Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü) başvurur; Bakanlık, talebi çocuğun götürüldüğü ülkenin Merkezi Makamına iletir ve iade süreci o ülkede, o ülkenin usul hukukuna göre yürütülür. Bu nedenle yabancı ülkede yerel bir avukatla çalışmak çoğu zaman zorunlu hâle gelir; Türk Merkezi Makamı koordinasyonu sağlar, ancak yabancı mahkemedeki davayı yerel hukuk yürütür. Sözleşmeye taraf olmayan ülkeler bakımından Lahey mekanizması işlemez; bu hâllerde iki devlet arasındaki ikili adli yardım anlaşmaları, diplomatik ve konsolosluk kanalları ve gerektiğinde çocuğun bulunduğu ülkede doğrudan velayet/iade davası açılması gibi alternatif yollar devreye girer. Bu ülkelere kaçırma riski, önleyici tedbirlerin önemini daha da artırır.

Ceza Boyutu ve Önleyici Tedbirler

Uluslararası çocuk kaçırmanın bir de ceza hukuku yönü vardır; ancak burada yaygın bir yanlış anlama düzeltilmelidir: her kaçırma TCK m.234 anlamında suç oluşturmaz. TCK m.234, “çocuğun kaçırılması ve alıkonulması” suçunun failini dar biçimde tanımlar — suç, velayet yetkisi elinden alınmış ana veya baba ya da üçüncü derece dahil kan hısmı tarafından işlenebilir. Dolayısıyla velayeti devam eden bir eşin çocuğu götürmesi kural olarak bu suçu oluşturmaz; böyle bir uyuşmazlığın çözümü ceza hukukunda değil, yukarıda anlatılan Lahey/iade mekanizmasındadır. Buna karşılık velayet hakkı elinden alınmış ebeveynin veya sayılan hısımların çocuğu kaçırması suç teşkil eder; suç, çocuk geri verilene kadar devam eden kesintisiz (mütemadi) bir suçtur ve çocuğun 12 yaşından küçük olması veya fiilin cebir/tehditle işlenmesi hâlinde ceza artırılır.

Kaçırma gerçekleşmeden alınacak önleyici tedbirler, sonradan yürütülecek iade davasından çok daha etkilidir. Somut kaçırma belirtisi (pasaport çıkarma girişimi, bilet alımı, yurt dışı bağlantıları) varsa mahkeme, delil aramaksızın ivedilikle çocuğun pasaportuna tahdit konulmasına, yurt dışına çıkış yasağına ve çocuğun yerleşim yerinin değiştirilmesinin izne bağlanmasına karar verebilir. Bu tedbirler, boşanma davası içinde geçici velayetle birlikte veya bağımsız olarak istenebilir; geçici velayet ve kaçırmaya karşı koruyucu tedbirleri geçici velayet rehberimizde ayrıntılı işlemiştik. Ayrıca ortak velayette veya kişisel ilişki düzenlemelerinde, çocuğun yurt dışına ancak her iki ebeveynin yazılı onayıyla çıkabileceğine dair kayıtların karara işlenmesi, en etkili önleyici araçlardan biridir.

Son olarak, kaçırma bulunmayan ancak yurt dışındaki çocukla görüşmenin engellendiği hâller için ayrı bir yol vardır: Lahey Sözleşmesi m.21, kişisel ilişki (ziyaret) hakkının düzenlenmesi ve korunması için Merkezi Makam aracılığıyla başvuru imkanı tanır. Bu, iadeden farklı bir mekanizmadır — çocuğun iadesini değil, velayeti olmayan ebeveynin yurt dışındaki çocukla görüşme hakkının hayata geçirilmesini sağlar.

Emsal Kararlar

Yargıtay 2. HD, E. 2025/4753 — Çocuğun Türkiye’ye getirilmesinin ve götüren ebeveynin Türkiye’de çalışıp yaşamasının çocuğun mutat meskenini değiştirmeyeceği; ekonomik koşul farkının ağır risk sayılmadığı ve iadeden kaçınma istisnalarında ispat yükünün karşı çıkan tarafta olduğu.

[Kararın tam metni buraya eklenecektir.]

Yargıtay 2. HD, E. 2024/3089 — Babanın şiddetinin sübut bulduğu olayda Lahey Sözleşmesi m.13/1-b’deki ağır risk istisnasının gerçekleştiği; çocuğun bağımsız iradesiyle oluşan iadeye karşı beyanının dikkate alınması gerektiği.

[Kararın tam metni buraya eklenecektir.]

AYM, Ş.G. Başvurusu, B. 2025/16250, T. 04.03.2026 — Hollanda’ya iade edilen çocuklar bakımından, mutat mesken ülkesindeki yaşam koşulları araştırılmadan, kardeş birliği ve anneye bağımlılık gözetilmeden verilen iade kararının aile hayatına saygı hakkını ihlal ettiği; AYM’nin tedbirle iadeyi durdurabileceği.

[Kararın tam metni buraya eklenecektir.]

Yargıtay 2. HD, E. 2021/3172 — Kaçıran ebeveynin Türkiye’de açtığı boşanma davasında aldığı geçici velayet kararının, çocuğun mutat meskene iadesi bakımından bir önemi bulunmadığı; iade davasının velayet davasından bağımsızlığı.

[Kararın tam metni buraya eklenecektir.]

Yargıtay 2. HD, E. 2024/5180 — Çocuğun yargılama (temyiz) aşamasında 16 yaşını doldurmasıyla Lahey Sözleşmesi kapsamı dışına çıktığı ve iade davası konusuz kaldığından karar verilmesine yer olmadığına hükmedilmesi gerektiği.

[Kararın tam metni buraya eklenecektir.]

Sık Sorulan Sorular

Eşim çocuğumu yurt dışına kaçırdı, ne yapabilirim?

Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğüne (Türk Merkezi Makamı) başvurarak Lahey Sözleşmesi kapsamında çocuğun mutat meskenine iadesi sürecini başlatabilirsiniz; Bakanlık talebinizi çocuğun götürüldüğü ülkenin Merkezi Makamına iletir ve iade davası o ülkede yürütülür, bu nedenle yerel bir avukatla çalışmanız çoğu zaman gerekir.

İade davası velayet davası mıdır?

Hayır; iade davasında mahkeme çocuğun hangi ebeveynde kalacağına karar vermez, yalnızca çocuğun haksız götürülüp götürülmediğini ve dar sayıdaki ret sebeplerinin bulunup bulunmadığını inceler — velayete, iadeden sonra mutat mesken ülkesinin yetkili mahkemesi karar verir.

Çocuğun iadesi hangi durumlarda reddedilir?

Velayet hakkı sahibinin götürmeye rızası veya sonradan icazeti, hakkın fiilen kullanılmıyor olması, iadenin çocuğu ağır fiziki veya psikolojik tehlikeye maruz bırakması (şiddet, anne bağımlılığı çağındaki çocuğun anneden koparılması gibi), yeterli olgunluktaki çocuğun iadeye karşı çıkması ve iadenin temel insan hakları ilkeleriyle bağdaşmaması hallerinde iade reddedilebilir.

Velayet bende, çocuğu yurt dışına götürebilir miyim?

Velayet münhasıran sizdeyse çocuğu götürmeniz kural olarak iade sebebi oluşturmaz; ancak ortak velayet varsa diğer ebeveynin yazılı rızası olmadan götürmeniz haksız kabul edilir, ayrıca kişisel ilişki kararlarına konulan çıkış izni kayıtlarına da dikkat etmelisiniz.

Anne küçük çocuğu yurt dışına götürürse iade edilir mi?

Kural iadedir, ancak anneye bağımlılık çağındaki çocuğun anneden koparılarak iadesinin ruhsal tehlike oluşturacağı somut olayın koşullarıyla (çocuğun yaşı, anneyle geçirdiği süre, annenin iade ülkesinde yaşama olanağı, mutat mesken ülkesindeki koşullar) ortaya konursa iade reddedilebilir — bu otomatik değildir ve iddiaların araştırılıp belgelenmesine bağlıdır.

İade davası ne kadar sürer?

Dava basit yargılama usulüyle, öncelikle ve acele görülür ve adli tatilde dahi devam eder; kesin bir süre olmamakla birlikte Sözleşme hızlı sonuçlanmayı emreder ve makul sürede bitirilmemesi başlı başına hak ihlali sayılır, çünkü gecikme çocuğun yeni ortama yerleşerek iadeyi fiilen imkansızlaştırmasına yol açar.

Kaç yaşına kadar Lahey Sözleşmesi uygulanır?

16 yaşından küçük çocuklar için uygulanır; çocuk yargılama sırasında hatta temyiz aşamasında 16 yaşını doldurursa Sözleşme kapsamı dışına çıkar ve dava konusuz kalır.

Çocuğun kaçırılmasını nasıl önleyebilirim?

Somut kaçırma riski varsa mahkemeden çocuğun pasaportuna tahdit konulmasını, yurt dışına çıkış yasağını ve yerleşim yeri değişikliğinin izne bağlanmasını isteyebilir, ayrıca ortak velayet veya kişisel ilişki kararına çocuğun yurt dışına ancak her iki ebeveynin yazılı onayıyla çıkabileceğine dair kayıt konulmasını talep edebilirsiniz.

Uluslararası Çocuk Kaçırma Davalarında Hukuki Destek

Uluslararası çocuk kaçırma ve Lahey iade davaları; Merkezi Makam başvurusunun doğru kurgulanması, mutat meskenin belgelerle ispatı, ret sebeplerinin (özellikle mutat mesken ülkesindeki koşulların) somut delillerle desteklenmesi ve sürecin hızına ayak uydurulmasıyla kazanılan, teknik ve zamana duyarlı davalardır. Sarıoğlu & Sefer Hukuk Bürosu olarak çocuğun iadesi ve kaçırmaya karşı önleyici tedbir süreçlerinde ve boşanmanın çocuklara ilişkin tüm uyuşmazlıklarında müvekkillerimize İstanbul genelinde hukuki destek sağlıyoruz.

Adres: Osmaniye Mah., İsmail Erez Bulvarı No: 9/2, 34146 Bakırköy/İstanbul

Bu makale, Sarıoğlu & Sefer Hukuk Bürosu adına Av. Mehmet SARIOĞLU tarafından hazırlanmıştır. Genel bilgilendirme amaçlıdır; somut olayınız için hukuki danışmanlık alınız.