Din ve vicdan özgürlüğü, Anayasa’nın 24. maddesiyle güvence altına alınan ve demokratik toplumun vazgeçilmez temellerinden biri olan bir haktır; kişinin inanç sahibi olma veya olmama, inancını değiştirme, açıklama ya da açıklamaya zorlanmama özgürlüğünü kapsar. Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuru yoluyla bu alandaki içtihadını başörtüsü yasaklarından ceza infaz kurumlarındaki dini kaynak taleplerine, zorunlu din eğitiminden dini cemaatlerin iç işleyişine, hac ibadetinin engellenmesinden dinî kıyafete yönelik müdahalelere kadar geniş bir yelpazede geliştirmiştir. Bu makale, Anayasa’nın 24. maddesinin koruma alanını, devletin negatif ve pozitif yükümlülüklerini ve ihlal hâlinde başvurulabilecek yolları AYM emsal kararları çerçevesinde ele almaktadır.
Anayasa Madde 24 — Genel Çerçeve ve Koruma Alanı
Herkes, vicdan, dinî inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir.
14 üncü madde hükümlerine aykırı olmamak şartıyla ibadet, dinî âyin ve törenler serbesttir.
Kimse, ibadete, dinî âyin ve törenlere katılmaya, dinî inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; dinî inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz.
Din kültürü ve ahlâk öğretimi ilk ve ortaöğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alır. Bunun dışındaki din eğitim ve öğretimi ancak, kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanunî temsilcisinin talebine bağlıdır.
Anayasa Mahkemesi, din ve vicdan özgürlüğünün demokratik toplumun temellerinden biri olduğunu vurgulamaktadır; dinin hem bireylerin hayatı anlamlandırmada başvurdukları temel kaynaklardan biri olması hem de toplumsal yaşamın şekillenmesinde önemli işlev görmesi bu özgürlüğün merkezi konumunu açıklamaktadır. Din ve vicdan özgürlüğü ancak tanıma, çoğulculuk ve tarafsızlık anlayışıyla temellendirilen bir demokraside korunabilir; devlet, toplumda var olan görüşlerden veya yaşam tarzlarından birini “yanlış” kabul etme yetkisine sahip değildir.
Din Özgürlüğünün İçsel ve Dışsal Alanı
Anayasa’nın 24. maddesi, din özgürlüğünün iki farklı boyutunu güvence altına almaktadır. İçsel alan; kişinin herhangi bir inanca sahip olması veya olmamasını, inancını serbestçe değiştirebilmesini, inancını açıklamaya zorlanmamasını, bunlardan dolayı kınanmamasını ve baskı altına alınmamasını kapsar. Dışsal alan ise öğretim, uygulama, tek başına veya topluca ibadet ve ayin yapmak suretiyle dinini veya inancını açığa vurma hakkını korur.
Bu ayrım özellikle olağanüstü hâl dönemlerinde önem kazanmaktadır: din özgürlüğünün dışsal alanında kalan ibadet özgürlüğü, Anayasa’nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, olağanüstü hâllerde dahi dokunulması yasaklanan çekirdek haklar arasında değildir. İçsel alan ise mutlak korumaya tabidir ve hiçbir koşulda sınırlandırılamaz.
Sınırlandırma Koşulları: Kanunilik ve Zorunlu Toplumsal İhtiyaç
Din ve vicdan özgürlüğüne yapılacak bir müdahalenin Anayasa’ya uygun sayılabilmesi için iki temel koşulun birlikte gerçekleşmesi zorunludur.
Kanunilik: Müdahalenin kanuni bir dayanağı bulunmalıdır. Anayasa’nın 13. maddesi, bir kanun hükmü olmaksızın yürütme ve idarenin bir hak ve hürriyeti ilk elden düzenleyici işlemle sınırlamasına izin vermemektedir. Bu ilke doğrultusunda Anayasa Mahkemesi, öğrencilerin başları açık biçimde üniversite eğitimlerini sürdürmeleri veya avukatların duruşmalarda başörtüsü takmamaları yönünde herhangi bir kanuni dayanağın bulunmadığını tespit etmiştir. AİHM’in “kanun ile öngörülmüş olma” kavramına yüklediği anlam ile Türk hukukundaki kanunilik ilkesinin tam olarak örtüşmediği; Anayasa’nın 13. maddesindeki kanunilik şartının daha katı olduğu vurgulanmaktadır (Tuğba Arslan [GK], B. No: 2014/256, 25/6/2014; Sara Akgül [GK], B. No: 2015/269, 22/11/2018).
Zorunlu toplumsal ihtiyaç ve ölçülülük: Din özgürlüğü üzerindeki sınırlamanın demokratik bir toplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacına yönelik ve istisnai nitelikte olması gerekir. Müdahalenin bu ihtiyacı karşıladığının kabul edilebilmesi için amaca ulaşmaya elverişli olması, başvurulabilecek en son çare ve alınabilecek en hafif önlem olarak kendisini göstermesi gerekmektedir. Din özgürlüğüne yapılan bir müdahale zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamıyorsa ya da karşılamakla birlikte orantılı değilse demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun sayılamaz.
Dinî Kıyafet ve Başörtüsüne Yönelik Müdahaleler
Anayasa Mahkemesi, dinî inanç gereği giyilen kıyafete sınırlama getiren kamu gücü işlem ve eylemlerinin kişinin dinini açığa vurma hakkına bir müdahale oluşturduğunu kabul etmektedir. Bu türden müdahalelerin ihlal teşkil edip etmediğinin tespitinde zorunlu bir toplumsal ihtiyacın karşılanması ve kamu düzeninin korunmasına yönelik meşru amaçlarla makul bir orantılılık ilişkisi içinde olan, ilgili ve yeterli bir gerekçe gösterilebilmesi aranmaktadır. Ayrıca somut olayın niteliğine göre başvurucuların din ve vicdan özgürlüğü ile “başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması” ve “kamu düzeninin sağlanması” amaçları arasındaki menfaatler dengesinin tartılması gerekmektedir (Esra Nur Özbey, B. No: 2013/7443, 20/5/2015; B.S., B. No: 2015/8491, 18/7/2018).
Başörtüsü yasaklarına ilişkin kararlarda Anayasa Mahkemesi, eğitim hakkı ve ayrımcılık yasağı yönünden ihlal tespitinin ötesinde, din ve vicdan özgürlüğü bakımından da müdahalenin kanunilik ölçütünü karşılayamadığı sonucuna ulaşmıştır. Bu değerlendirmede AİHM’in Leyla Şahin/Türkiye kararına ve Türkiye’de öğrencilerin kılık ve kıyafetlerine ilişkin uygulamanın dayanağı hâline gelen Anayasa Mahkemesi’nin 1989 ve 1991 tarihli kararlarının, Anayasa’nın 13. maddesindeki kanunilik şartını taşıyan kurallar olarak kabul edilemeyeceği ortaya konmuştur.
Din Eğitimi ve Öğretiminde Ebeveyn Hakları
Anayasa’nın 24. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca din kültürü ve ahlak öğretimi, ilk ve ortaöğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer almaktadır ve bu derse muafiyet öngörülmemesi tek başına bir hak ihlali oluşturmaz. Ancak aynı fıkranın son cümlesi, din kültürü öğretimi dışındaki din eğitim ve öğretiminin ancak kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanuni temsilcisinin talebine bağlı olarak verilebileceğini öngörmektedir. Anayasa Mahkemesi, din eğitim ve öğretimini devletin din ve vicdan özgürlüğü kapsamındaki pozitif yükümlülükleri arasında görmekte; Anayasa’nın dinî hizmetleri toplumsal bir ihtiyaç olarak kabul ettiğini vurgulamaktadır.
Bu çerçevede belirleyici soru, verilen dersin “din kültürü öğretimi” sınırları içinde mi kaldığı yoksa bu sınırları aşarak isteğe bağlı din eğitimi ve öğretimi niteliği mi taşıdığıdır. Anayasa Mahkemesi, 2018-2019 eğitim ve öğretim yılına kadar yürürlükte bulunan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi (DKAB) dersi müfredatının, dinler hakkında yansız ve tanıtıcı bilgi verme amacındaki din kültürü öğretimi kapsamında değil, İslam dininin ve onun belirli bir yorumunun öğretimi kapsamında olduğunu tespit etmiş; bu dersin isteğe bağlı olarak verilmesi gerekirken zorunlu tutulmasının “ebeveynlerin eğitim ve öğretimde dinî ve felsefi inançlarına saygı gösterilmesini isteme hakkını” ihlal ettiğine karar vermiştir. Bu değerlendirme, AİHM’in Mansur Yalçın ve diğerleri/Türkiye ile Hasan ve Eylem Zengin/Türkiye kararlarındaki tespitlerle uyumludur (Hüseyin El ve Nazlı Şirin El [GK], B. No: 2014/15345, 7/4/2022).
Ceza İnfaz Kurumlarında Din ve Vicdan Özgürlüğü
Din ve vicdan özgürlüğü, demokratik toplumdaki vazgeçilmez önemi nedeniyle bu özgürlüğe müdahale edilebilmesi için her durumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın varlığının gösterilmesi gerekmektedir. Ceza infaz kurumlarında tutulan kişilerin okumak istedikleri kutsal kitaplara veya dinî kaynaklara müdahalenin gerekliliği ve ölçülülüğü değerlendirilirken kurumun belirli bir takdir payı bulunmakla birlikte, bu takdir payı Anayasa Mahkemesi’nin denetimine tabidir.
Demokratik bir toplumda, ceza infaz kurumunun düzeninin ve güvenliğinin sağlanması için din veya inancın kurallarını çiğneyecek ya da din özgürlüğünün özünü zedeleyecek nitelikteki müdahaleler bir çözüm yolu olarak kabul edilemez. Bir hakkın kullanılmasından doğabilecek sorunlar, hakkı tümüyle kullanılamaz hâle getiren tedbirler yerine hakkın barışçıl kullanımını sağlayacak tedbirlerle çözümlenmelidir. Kutsal kitapların bulundurulmasına, kurumun güvenliğinin sağlanması amacıyla sınırlama getirilebilse de bu müdahalenin ancak “bireyin menfaatleri ile toplumun genel menfaatleri arasında adil bir denge” kurulması hâlinde meşru sayılabileceği vurgulanmaktadır (Ahmet Sil, B. No: 2017/24331, 9/5/2018; Furkan Aktaş, B. No: 2017/27587, 11/12/2019; Ahmet Ünver, B. No: 2018/20787, 19/10/2022).
Dinî Cemaatlerin İç İşleyişine Müdahale
Din özgürlüğü, dinî toplulukların devletin keyfî müdahalesinden uzak biçimde örgütlenmesini de içermektedir. Devlet, dinî toplulukların iç işlerine demokratik bir toplumda zorunlu olmadıkça karışmaktan kaçınmak zorundadır. Bununla birlikte Anayasa’nın 24. maddesi devlete yalnızca negatif yükümlülükler değil, farklı din ve inanç grupları arasındaki menfaatleri uzlaştırmayı ve bu özgürlüğün rahatça kullanılabileceği bir ortamı sağlamayı içeren pozitif yükümlülükler de yüklemektedir.
Devlet bu yükümlülüklerini tarafsız biçimde yerine getirmek zorundadır; bu tarafsızlığın sağlanması için inanç gruplarının birbirleriyle ve devletle diyalog yollarının daima açık tutulması gerekir. Devlet, dinî cemaatlerle ilişkilerinde geniş bir takdir yetkisine sahip olmakla birlikte, prensip olarak dinî cemaatlerin liderlerini nasıl seçeceklerine ve kendilerini nasıl yöneteceklerine karışamaz. Bu tür uyuşmazlıklarda kamu gücünü kullanan organların ilk güçlüğü, ilgili dinî uygulama davranışının gerçekten var olup olmadığının tespitinde; ikinci güçlüğü ise bu davranışın söz konusu din veya inancın ilkelerine uygun gerçekleştiğinin ispatında ortaya çıkmaktadır. Devletin hangi hareket biçiminin bir dinin kurallarına daha uygun olduğuna karar vermesi, kişinin neye inanması ve nasıl davranması gerektiğine karışma tehlikesi doğurur (Levon Berç Kuzukoğlu ve Ohannes Garbis Balmumciyan [GK], B. No: 2014/17354, 22/5/2019).
Olağanüstü Hâl Dönemlerinde İbadet Özgürlüğü
Din özgürlüğünün dışsal alanında yer alan ibadet özgürlüğü, olağanüstü hâllerde Anayasa’nın 15. maddesi çerçevesinde sınırlandırılabilir; ancak bu sınırlandırma Anayasa’nın 15. maddesindeki ölçülülük ilkesine tabidir. Buna göre alınan tedbir, olağanüstü durumu oluşturan tehdit veya tehlikeyi ortadan kaldırmaya elverişli ve gerekli olmalı; ulaşılmak istenen kamu yararı ile bireyin özgürlüğüne yönelik olumsuz etki arasında orantısızlık bulunmamalıdır. Bu değerlendirmede kamu makamları geniş bir takdir alanına sahip olmakla birlikte, alınan tedbirin bu takdir alanını aşıp aşmadığını incelemek Anayasa Mahkemesi’nin yetkisindedir.
OHAL koşullarında terör örgütüyle bağlantısı belirlenen kişiler yönünden yurda giriş-çıkışı sınırlandıran geçici tedbirlerin uygulanması, kamu düzeni ve güvenliğinin sağlanması amacına yönelik meşru sayılabilir; ancak bu tedbirin kişilerin özel durumlarıyla ilişkilendirilerek yeterli gerekçeyle ortaya konulması zorunludur. Sekiz yıl önce hac ibadeti için müracaat eden ve kendisine kura çıkmasına rağmen pasaportundaki tahdit nedeniyle bu ibadeti yerine getiremeyen başvurucu bakımından, kamu otoritelerinin aldığı tedbirin külfeti ile amacı arasında adil bir denge kurulmasına yönelik ilgili ve yeterli gerekçe sunulmadığından hareketle ihlal kararı verilmiştir (Murat Aydın (2), B. No: 2020/24924, 3/5/2023).
İhlal Hâlinde Başvuru Yolları
İdari itiraz ve iptal davası: Kamu kurumlarınca uygulanan başörtüsü yasağı, dinî kıyafet kısıtlaması veya pasaport tahdidi gibi işlemlere karşı önce idari itiraz, ardından idare mahkemesinde iptal davası açılabilir.
İnfaz hâkimliğine şikâyet: Ceza infaz kurumlarındaki dinî kaynak veya ibadet kısıtlamalarına karşı öncelikle infaz hâkimliğine şikâyette bulunulmalı, ret kararına karşı ağır ceza mahkemesine itiraz edilmelidir.
Eğitim idaresine başvuru: Din eğitimi ve öğretimine ilişkin uyuşmazlıklarda önce ilgili eğitim idaresine başvuru, ardından idare mahkemesinde dava açma yolu izlenmelidir.
Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru: İç hukuk yollarının tüketilmesinin ardından, kamu gücünün işlem, eylem veya ihmali nedeniyle din ve vicdan özgürlüğünün ihlal edildiği ileri sürülerek bireysel başvuru yapılabilir. Başvuru süresi son kesin kararı öğrenmeden itibaren 30 gündür.
AİHM başvurusu: İç hukuk yollarının tüketilmesinin ardından son kesin karardan itibaren dört ay içinde AİHS’in 9. maddesi kapsamında AİHM’e başvurulabilir.
Müdahale Türlerinin Karşılaştırması
| Müdahale Türü | Temel Ölçüt | Başvuru Yolu |
|---|---|---|
| Başörtüsü / dinî kıyafet yasağı | Kanunilik + orantılılık | İdare mahkemesi / AYM |
| Zorunlu din eğitimi (DKAB) | Din kültürü sınırının aşılması | İdare mahkemesi / AYM |
| Cezaevinde dinî kaynak talebi | Adil denge, özün korunması | İnfaz hâkimliği / AYM |
| Dinî cemaat iç işleyişine müdahale | Zorunlu olmadıkça karışmama | İdare/adli yargı / AYM |
| OHAL kaynaklı ibadet engeli | 15. madde ölçülülük testi | İdare mahkemesi / AYM |
Sık Sorulan Sorular
Din ve vicdan özgürlüğü hangi hakları kapsar?
Bu özgürlük hem içsel alanı (inanç sahibi olma veya olmama, inanç değiştirme, açıklamaya zorlanmama) hem de dışsal alanı (ibadet, ayin, öğretim ve uygulama yoluyla inancı açığa vurma) kapsar. İçsel alan mutlak korumaya tabidir; dışsal alan ise belirli koşullarda sınırlandırılabilir.
Üniversitede başörtüsü takmam engellenirse ne yapabilirim?
Bu tür bir kısıtlamanın kanuni bir dayanağı bulunmadığı Anayasa Mahkemesi içtihadında açıkça tespit edilmiştir. İdareye itiraz ederek işlemin kaldırılmasını talep edebilir; olumsuz sonuç alırsanız idare mahkemesinde iptal davası açabilir, ardından AYM bireysel başvurusuna gidebilirsiniz.
Çocuğumun okulda aldığı din dersi zorunlu mu?
Din kültürü ve ahlak öğretimi Anayasa gereği zorunlu bir derstir ve muafiyet talep edilemez. Ancak bu dersin içeriği yalnızca dinler hakkında yansız ve tanıtıcı bilgi vermekle sınırlı kalmalı, belirli bir dinin veya yorumun öğretimine dönüşmemelidir. Müfredatın bu sınırı aştığını düşünüyorsanız idari başvuru ve dava yoluna gidebilirsiniz.
Cezaevindeyken istediğim dini kaynağı temin edemiyorum; ne yapabilirim?
Kurumda hâlihazırda bulunan bir nüsha varsa dışarıdan getirilecek nüshanın reddedilmesi, kurumun somut bir güvenlik gerekçesi göstermesini gerektirir. Soyut ya da kategorik ret kararlarına karşı infaz hâkimliğine şikâyet, ardından AYM bireysel başvurusu yoluna gidebilirsiniz.
Devlet dinî cemaatimin lider seçimine karışabilir mi?
Kural olarak hayır; devlet, dinî cemaatlerin liderlerini nasıl seçeceklerine ve kendilerini nasıl yöneteceklerine karışamaz. Ancak uyuşmazlık idari veya yargısal makamların önüne geldiğinde, ilgili dinî uygulamanın varlığı ve niteliği tespit edilirken devletin tarafsızlığını koruması gerekmektedir.
OHAL nedeniyle pasaportuma konulan kısıtlama hac ibadetimi engelledi; hakkım var mı?
Evet; kamu otoritelerinin aldığı tedbir ile bu tedbirin sizin özel durumunuzla ilişkilendirilerek gerekçelendirilmesi arasında adil bir denge kurulmalıdır. Bu denge kurulmadan uygulanan süresiz ya da yeterince gerekçelendirilmeyen kısıtlamalar din özgürlüğünü ihlal edebilir; idare mahkemesinde dava açabilir, ardından AYM bireysel başvurusuna gidebilirsiniz.
Avukat olarak duruşmada başörtüsü takmam yasak mı?
Hayır; Anayasa Mahkemesi, avukatların duruşmalarda başörtüsü takmasını yasaklayan herhangi bir kanuni dayanağın bulunmadığını tespit etmiştir. Bu yönde bir engelleme ile karşılaşmanız hâlinde idari başvuru ve gerekirse AYM bireysel başvurusu yoluna gidebilirsiniz.
Sonuç
Din ve vicdan özgürlüğü, Anayasa’nın 24. maddesiyle güvence altına alınan ve demokratik toplumun temelini oluşturan çok boyutlu bir haktır. Anayasa Mahkemesi içtihadı; içsel alanın mutlak korunması ile dışsal alana yönelik müdahalelerin ancak kanuna dayalı, zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılayan ve ölçülü olması hâlinde meşru sayılabileceği ilkesini başörtüsü yasaklarından din eğitimine, cezaevindeki dinî kaynaklara ve dinî cemaatlerin iç işleyişine kadar tutarlı biçimde uygulamaktadır. Devletin bu alandaki tarafsızlığı, farklı din ve inanç gruplarının eşit düzeyde korunmasının teminatıdır. Din ve vicdan özgürlüğünüze yönelik hukuka aykırı bir müdahaleyle karşılaştığınızda başvuru sürelerinin kısa olduğunu göz önünde bulundurarak alanında deneyimli bir avukattan destek almanız büyük önem taşımaktadır. Anayasal haklarınıza ilişkin hukuki danışmanlık için anayasa hukuku alanındaki hizmetlerimizi inceleyebilirsiniz.
Bu makale, Sarıoğlu & Sefer Hukuk Bürosu adına Av. Fatih SEFER tarafından hazırlanmıştır.
Osmaniye Mah., İsmail Erez Bulvarı No: 9/2, 34146 Bakırköy/İstanbul