Seçilme hakkı, Anayasa’nın 67. maddesiyle güvence altına alınan ve yalnızca seçimlerde aday olmayı değil, seçildikten sonra milletvekili sıfatıyla yasama faaliyetine fiilen katılabilmeyi de kapsayan bir haktır. Milletvekili seçildikten sonra tutukluluğun devam etmesi, yasama dokunulmazlığının kapsamının belirsizliği, AYM ihlal kararlarının uygulanmaması ve seçilme hakkını kullanan kamu görevlisinin eski görevine dönememesi — bunların tamamı bu hakka yönelik müdahale olarak değerlendirilebilir. Bu makale, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkının kapsamını ve Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) bu konudaki yerleşik içtihadını ele almaktadır.
1. Anayasal Dayanak ve Hakkın Kapsamı
Anayasa’nın 67. maddesinde güvence altına alınan seçme, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı, demokratik temsilin temelini oluşturur. Yasama yetkisinin sahibi olan parlamento ve onu oluşturan milletvekilleri, anayasal sınırlar içinde toplumda var olan farklı siyasi görüşlerin temsilcileridir. Serbest seçimlerle halk adına karar alma yetkisi verilen milletvekillerinin asli görev alanı parlamento olup, bu görev alanı üstün kamusal yarar ve önem içerir.
Seçilme hakkı yalnızca seçimlerde aday olma hakkını değil, aynı zamanda seçildikten sonra milletvekili olarak parlamentoda bulunma hakkını da kapsar. Bu, kişinin seçildikten sonra milletvekili sıfatıyla temsil yetkisini fiilen kullanabilmesini gerektirir. Dolayısıyla seçilmiş bir milletvekilinin yasama faaliyetine katılmasına yönelik müdahale, yalnızca onun seçilme hakkına değil, aynı zamanda seçmenlerinin serbest iradelerini açıklama hakkına da yönelik bir müdahale teşkil edebilir.
Seçilme hakkı mutlak değildir; meşru amaçlarla sınırlanabilir. Anayasa’nın 67. maddesinde siyasi haklara “kanunda gösterilen şartlara uygun” olarak sahip olunacağı belirtilmiş, maddede bazı özel sınırlamalara yer verilmiş ve Anayasa’nın diğer maddelerinde de bu hakların kullanılmasına yönelik sınırlamalar öngörülmüştür. Ancak esas olan, halkın siyasi iradesinin engellenmemesi ve hakkın özünün etkisiz hâle getirilmemesidir.
2. Milletvekili Seçilmesi Sonrası Tutukluluğun Devamı
Bir ceza soruşturması kapsamında tutuklanan kişilerin, yargılamanın makul sürede bitirilmesini ve soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme hakları güvence altındadır. Ancak bu genel ilke, milletvekili seçilen bir kişi için ayrıca bir boyut kazanır.
Seçilmiş milletvekillerinin yasama faaliyetlerini yerine getirmelerini engelleyecek ölçüsüz müdahaleler, halk iradesiyle oluşan siyasal temsil yetkisini ortadan kaldırır ve seçmen iradesinin parlamentoya yansımasını önler. Bu nedenle tutukluluğun devamına karar veren mahkemelerin, milletvekilinin yasama faaliyetine katılma hakkını da değerlendirmeye almaları gerekmektedir.
3. Yasama Dokunulmazlığı ve Geçici 20. Madde
Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesi genel hükümdür: “Seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir milletvekili, Meclisin kararı olmadıkça tutulamaz, sorguya çekilemez, tutuklanamaz ve yargılanamaz.” Anayasa’nın geçici 20. maddesi ise bu genel hükme getirilen bir istisna hükmüdür.
Anayasa’nın 83. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca her dokunulmazlık statüsü bir yasama döneminde kazanılır ve dönem sona erdiğinde kaybedilir; tekrar seçilen milletvekili yeniden dokunulmazlık kazanır. Bu kural esastır ve geçerliliğini korur. Geçici 20. madde yalnızca 83. maddenin ikinci fıkrasına açık bir istisna getirmiştir; tekrar seçilen milletvekilinin dördüncü fıkra uyarınca yeniden dokunulmazlık kazanmasını engelleyen ayrı bir istisna bulunmamaktadır.
Yasama dokunulmazlığı, milletvekillerinin bir engelle karşılaşmadan yasama faaliyetlerine serbestçe katılmalarını sağlamaya yönelik anayasal bir koruma mekanizmasıdır ve temsili demokrasinin işleyişi bakımından önemli bir işleve sahiptir. Yeniden milletvekili seçilmenin geçici 20. madde kapsamında değerlendirilerek dokunulmazlığın tekrar kazanılmadığının kabul edilmesi, maddenin sözüyle çelişen ve anayasa koyucunun iradesine aykırı bir yorum olarak nitelendirilmiştir.
4. AYM İhlal Kararının Uygulanmaması
AYM, ihlalin ve sonuçlarının nasıl giderileceğine hükmederek kararı gerekli işlemlerin tesis edilmesi için ilgili mercilere gönderir. Bir temel hak ve özgürlüğün ihlal edildiğine karar verildikten sonra bu kararın gereğinin yerine getirilmesi, AYM’ye bireysel başvuruları karara bağlama yetki ve görevi verilmesinin zorunlu bir sonucudur. Nihai ve bağlayıcı karar verilemeyen bir başvuru yolunun etkili olduğu söylenemez.
Mahkemenin anayasal ve yasal yükümlülüğü, AYM’nin ihlal kararlarının “uygunluğunu” veya “yerindeliğini” sorgulamak değil, ihlalin sonuçlarını gidermek üzere ilgili usul hukukunun imkân ve gereklilikleri çerçevesinde yargısal işlemlere başlamaktır. Anayasa’nın 153. maddesindeki AYM kararlarının bağlayıcı olduğuna dair hükmün herhangi bir istisnası bulunmamaktadır; mahkemeler ve kamu gücünü kullanan diğer organlar bu kararları uygulamaktan veya gereğini yerine getirmekten kaçınamaz.
Anayasa, kamu makamlarına ve derece mahkemelerine AYM kararlarına direnme veya bağlayıcılığını tartışma yetkisi vermemektedir. AYM kararının uygulanmasının reddedilmesi ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılmaması, Anayasa ile açıkça çelişen bir yorum ve uygulamadır; seçilme hakkının ihlal edildiği yönündeki bir AYM kararına rağmen ihlalin giderilmemesi, aynı hakkın bir kez daha ihlaline neden olur (Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021).
5. Anayasa’nın 14. Maddesi ve Belirlilik Sorunu
Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Anayasa’nın 14. maddesindeki durumlar” ibaresi kapsamına giren suçların belirlenmesi konusunda takdir yetkisi yasama organına aittir. Böyle bir kanunun çıkarılmaması anayasal bir boşluk meydana getirmez; zira 83. maddenin ikinci fıkrasındaki dokunulmazlığın Meclisçe kaldırılması usulü tüm suçlar yönünden uygulanabilir.
Anayasa’nın 14. maddesi, temel hak ve özgürlüklerin hangi amaçlarla kullanılabileceğine ve Anayasa hükümlerinin bu hakları Anayasa’nın öngördüğünden daha geniş sınırlandıracak şekilde yorumlanmasını engellemeye ilişkin genel hükümler içerir. Madde, suç teşkil etsin ya da etmesin belli amaçlarla yapılacak tüm faaliyetleri kapsayan geniş bir alana sahiptir. Bu nedenle maddenin genel ifadelerinden hareketle “Anayasa’nın 14. maddesindeki durumlar” ibaresinin yargı organlarınca belirlilik ve öngörülebilirlik sağlanacak şekilde yorumlanması mümkün görünmemektedir.
Anayasa koyucu, bu ibarenin belirliliğini sağlama görevini kanun koyucuya vermiş, yorum yoluyla kapsamını belirlemek için yargı organına açık bir yetki vermemiştir. AYM’ye göre seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı yönünden ulaşılan ihlal, yasama dokunulmazlığına ilişkin olarak Cumhuriyet savcılıklarının veya derece mahkemelerinin Anayasa’ya uygun yorum yapmalarına imkân verecek açıklıkta bir Anayasa veya kanun hükmünün bulunmamasından kaynaklanmaktadır (Ömer Faruk Gergerlioğlu [GK], B. No: 2019/10634, 1/7/2021).
6. İstifa Eden Kamu Görevlisinin Kadroya Dönememesi
Siyasi haklar; seçimlerde oy kullanma, aday olma ve seçilme haklarının yanında siyasi faaliyette bulunma hakkını da kapsar. Milletvekili adayı olmak için istifa eden bir kamu görevlisinin tekrar eski kadrosuna atanamaması, kamu görevlilerinin seçimlerde aday olma yönündeki iradelerinin oluşumunu önemli ölçüde etkiler. Bu nedenle göreve geri dönme talebinde bulunan kamu görevlisinin eski kadrosuna atanmaması, seçilme hakkına yönelik bir müdahale oluşturur.
Seçilme hakkı üzerindeki sınırlamanın demokratik bir toplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacına yönelik ve istisnai nitelikte olması gerekir. Müdahaleyi oluşturan tedbirin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığının kabulü için amaca ulaşmaya elverişli olması, başvurulabilecek en son çare ve alınabilecek en hafif önlem olarak kendini göstermesi gerekir. Bir hakka müdahaleyi haklı kılan meşru amacın varlığı, kamu otoritelerine bu hakkı tamamen ortadan kaldırma veya anlamsız kılacak ölçüde sınırlama yetkisi vermez.
Başvurucu, seçilme hakkını kullanmamış olsaydı sonraki mevzuat düzenlemesinin sağladığı imkânlardan faydalanabilecekken, sırf anayasal bir hakkını kullanması nedeniyle bu imkânlardan mahrum kalmıştır. AYM, seçilme hakkı üzerinde yaratılan bu caydırıcı etkinin, başvurucu ve benzer şartlardaki kamu görevlilerinin ülkenin siyasal hayatına katılımını engelleyici bir etkiye sahip olduğunu değerlendirerek ihlal kararı vermiştir.
Orantılılık ilkesi, sınırlamayla ulaşılmak istenen amaç ile başvurulan sınırlama tedbiri arasında aşırı bir dengesizlik bulunmamasını gerektirir. Kamu gücünü kullanan organların seçilme hakkına müdahale ederken, bu hakkın kullanılmasından kaynaklanan yarardan daha ağır basan korunması gereken bir menfaatin ve kişiye yüklenen külfeti dengeleyici mekanizmaların varlığını somut olgulara dayanarak göstermeleri gerekir.
7. İhlal Hâlinde Ne Yapmalısınız?
Milletvekili seçildikten sonra tutukluluğunuz devam ediyorsa: Tutukluluğa itiraz ederken, seçilme hakkının işlevsiz hâle geldiğini ve yasama faaliyetine katılımınızın engellendiğini somut biçimde ortaya koyun; daha hafif koruma tedbirlerinin uygulanabilirliğini vurgulayın.
Yasama dokunulmazlığınızın kaldırıldığı iddia ediliyorsa: Anayasa’nın 83. maddesindeki genel kuralın geçerliliğini ve geçici 20. maddenin dar yorumlanması gerektiğini savunmanızda öne çıkarın.
Lehinize verilen AYM kararı uygulanmıyorsa: İlgili mercie başvurarak kararın gereğinin yerine getirilmesini talep edin; uygulanmaması hâlinde bu durumu yeniden AYM’ye taşıyabilirsiniz.
Seçilme hakkınızı kullandığınız için kadronuza dönemiyorsanız: İdare mahkemesinde iptal davası açın; idarenin kararının sizi seçilme hakkını kullanmaktan caydırıcı bir etki yarattığını ve orantılılık ilkesine aykırı olduğunu vurgulayın.
İç hukuk yolları tükendiyse: AYM’ye bireysel başvuru yapabilirsiniz. Başvuru süresi, nihai kararın tebliğinden itibaren kural olarak 30 gündür ve hak düşürücüdür.
Sık Sorulan Sorular
Seçilme hakkı yalnızca aday olmayı mı kapsar?
Hayır. Seçilme hakkı, seçimlerde aday olma hakkının yanı sıra seçildikten sonra milletvekili sıfatıyla parlamentoda fiilen bulunma ve yasama faaliyetlerine katılma hakkını da kapsar; bu faaliyeti engelleyen ölçüsüz müdahaleler hem milletvekilinin hem de onu seçen halkın iradesine yönelik bir müdahale sayılır.
Milletvekili seçilen bir kişi hâlâ tutuklu tutulabilir mi?
Evet, ancak AYM’ye göre tutukluluğun devamına karar veren mahkemelerin, bu tedbirin seçilme hakkını işlevsiz hâle getirip getirmediğini özenle değerlendirmesi ve mümkünse hakkın kullanımına engel olmayacak daha hafif tedbirleri gözetmesi gerekir.
Yasama dokunulmazlığı her yasama döneminde yeniden mi kazanılır?
Evet. Anayasa’nın 83. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca her dokunulmazlık statüsü bir yasama döneminde kazanılır ve dönem bitince kaybedilir; tekrar seçilen milletvekili yeniden dokunulmazlık kazanır. Bu kuralın istisnası ancak Anayasa’da açıkça öngörülmüşse geçerlidir.
Yargı organı yasama dokunulmazlığına istisna getirebilir mi?
Hayır. AYM’ye göre yargı organı kural koyucu bir organ olmadığından yorum yoluyla istisna oluşturamaz; bir konuda açık istisna yoksa genel kural uygulanmak zorundadır.
AYM’nin ihlal kararına rağmen ilgili merci gereğini yerine getirmezse ne olur?
Anayasa’nın 153. maddesi uyarınca AYM kararları bağlayıcıdır ve bu bağlayıcılığın istisnası yoktur; mahkemeler ve kamu gücünü kullanan organlar kararın gereğini yerine getirmekten kaçınamaz. Uygulanmaması, aynı hakkın yeniden ihlali sonucunu doğurur ve bu durum yeniden AYM’ye taşınabilir.
Anayasa’nın 14. maddesi kapsamına hangi suçlar girer?
Bu konuda belirleme yapma yetkisi kanun koyucuya aittir; AYM’ye göre yargı organlarının bu ibareyi yorum yoluyla belirli ve öngörülebilir hâle getirmesi mümkün değildir, bu nedenle açık bir kanuni düzenleme bulunmadıkça bu belirsizlik hak ihlaline yol açabilir.
Milletvekili adaylığı için istifa eden bir kamu görevlisi eski görevine dönebilir mi?
Kural olarak dönebilmelidir; AYM’ye göre eski kadroya atanmama, seçilme hakkına yönelik bir müdahaledir ve bu müdahalenin zorunlu bir toplumsal ihtiyaca dayandığı somut biçimde gösterilmedikçe hak ihlali oluşturabilir.
Seçilme hakkına yapılan bir müdahalenin meşru sayılması için hangi koşullar aranır?
Müdahalenin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması, amaca ulaşmaya elverişli olması, en son çare ve en hafif önlem niteliği taşıması ve orantılı olması gerekir; bu koşullardan biri sağlanmazsa müdahale demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun sayılmaz.
Seçilme hakkımı kullandığım için maddi kayba uğrarsam ne yapabilirim?
İdari işleme karşı iptal davası açarak, kararın sizi seçilme hakkını kullanmaktan caydırıcı bir etki yarattığını ve orantılılık ilkesine aykırı olduğunu ortaya koyabilirsiniz; iç hukuk yolları tükendiğinde AYM’ye bireysel başvuru yapabilirsiniz.
AYM’ye bireysel başvuru ne zaman yapılabilir?
İç hukuktaki tüm olağan kanun yollarını tükettikten sonra, nihai kararın tebliğinden itibaren 30 gün içinde AYM’ye bireysel başvuru yapılabilir; bu süre hak düşürücüdür.
Milletvekilinin yasama faaliyetine katılamaması yalnızca kendisini mi etkiler?
Hayır. AYM’ye göre seçilmiş bir milletvekilinin yasama faaliyetine katılmasına yönelik müdahale, hem onun seçilme hakkına hem de kendisini seçen seçmenlerin serbest iradelerini parlamentoya yansıtma hakkına yönelik bir müdahale teşkil eder.
Seçilme hakkına yönelik bir müdahalede kanunilik neden önemlidir?
Çünkü Anayasa’nın 13. maddesi uyarınca temel hak ve özgürlüklere yönelik her müdahalenin kanuna dayanması zorunludur; yasama dokunulmazlığı gibi konularda belirsiz veya öngörülemez bir yorum, müdahalenin kanunilik şartını karşılamamasına ve doğrudan hak ihlaline yol açabilir.
Sonuç
Seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı, demokratik temsilin özünü oluşturan ve yalnızca aday olmayı değil, seçildikten sonra fiilen görev yapabilmeyi de güvence altına alan bir anayasal haktır. AYM içtihadı; tutukluluğun seçilme hakkını işlevsiz kılmaması gerektiğini, yasama dokunulmazlığına ilişkin istisnaların yalnızca Anayasa’da açıkça öngörüldüğü ölçüde uygulanabileceğini, AYM kararlarının bağlayıcılığının istisnasız geçerli olduğunu ve seçilme hakkını kullanan kamu görevlilerinin bu nedenle mağdur edilemeyeceğini ortaya koymaktadır.
Seçilme hakkınızın ihlal edildiğini düşünüyorsanız, sürecin doğru hukuki yollarla ve zamanında yürütülmesi büyük önem taşır. Hukuki süreçlerin yönetimi için İstanbul avukatı olarak büromuzdan destek alabilirsiniz.
Bu makale, Sarıoğlu & Sefer Hukuk Bürosu adına Av. Fatih SEFER tarafından hazırlanmıştır.
Osmaniye Mah., İsmail Erez Bulvarı No: 9/2, 34146 Bakırköy/İstanbul