Dernek Nasıl Kurulur?

Dernek, kazanç paylaşma amacı gütmeksizin en az yedi gerçek veya tüzel kişinin ortak bir amacı gerçekleştirmek üzere bilgi ve çalışmalarını sürekli olarak birleştirmesiyle kurulur ve kurucuların imzaladığı tüzük ile kuruluş bildiriminin, derneğin yerleşim yerinin bulunduğu ilin veya ilçenin en büyük mülki idare amirliğine (valilik veya kaymakamlık) verildiği anda tüzel kişilik kazanır. Önceden herhangi bir izin veya ruhsat alınmasına gerek yoktur; ancak kurucuların fiil ehliyetine sahip olması, tüzüğün kanunun emredici hükümlerine uygun düzenlenmesi ve kuruluş bildiriminin eksiksiz hazırlanması, sonradan açılacak bir fesih davasının önüne geçmek bakımından kritik önemdedir. Aşağıda dernek nasıl kurulur sorusunun cevabını, kurucu şartlarından tüzük zorunlu unsurlarına, tüzel kişilik kazanma anından idari denetim ve fesih sürecine kadar uygulamada karşılaşılan tüm aşamalarıyla ele alıyoruz.

Dernek Nedir, Hangi Unsurlardan Oluşur?

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 56. maddesi derneği, kazanç paylaşma dışında belirli ve ortak bir amacı gerçekleştirmek üzere en az yedi gerçek veya tüzel kişinin bilgi ve çalışmalarını sürekli olarak birleştirmek suretiyle oluşturduğu tüzel kişiliğe sahip kişi topluluğu olarak tanımlar. 5253 sayılı Dernekler Kanunu’nun 2. maddesindeki tanım da aynı unsurları taşır. Bu tanımdan dört kurucu unsur çıkar:

  • Kişi topluluğu: En az yedi gerçek veya tüzel kişi bir araya gelmelidir.
  • Kazanç paylaşmama: Dernek, üyelerine kâr dağıtmak amacıyla kurulamaz; bu yönüyle ticaret şirketlerinden ve kooperatiflerden ayrılır.
  • Belirli ve ortak amaç: Amaç hukuka veya ahlaka aykırı olamaz; aykırı amaçla dernek kurulamayacağı TMK m.56/2’de ayrıca vurgulanmıştır.
  • Süreklilik: Kurucuların bilgi ve çalışmalarını geçici değil sürekli biçimde birleştirmesi gerekir; bu unsur derneği, geçici birlikteliklerden (platform, girişim gibi) ayırır.

Herkes önceden izin almaksızın dernek kurma hakkına sahiptir (TMK m.57/1, 5253 s.K. m.3/1). Bu, Anayasa’nın güvence altına aldığı örgütlenme özgürlüğünün doğal bir sonucudur ve idarenin kuruluş aşamasında bir “izin” veya “ruhsat” verme yetkisi yoktur; idarenin rolü, aşağıda anlatılacağı gibi, kuruluş sonrası bir kanunilik denetiminden ibarettir.

Kaç Kişiyle Dernek Kurulur?

Dernek kurulabilmesi için asgari yedi kurucunun bir araya gelmesi kanuni bir zorunluluktur. Bu sayı gerçek kişi, tüzel kişi veya ikisinin karışımından oluşabilir; kanun bu noktada bir ayrım yapmamıştır. Kurucu sayısının yediden az olması, kuruluş bildiriminin doğrudan reddi anlamına gelmez ama aşağıda anlatılan idari inceleme aşamasında bir kanuna aykırılık olarak tespit edilir ve otuz günlük sürede tamamlanmazsa fesih davasına konu olur.

Kuruluş anında yediyi bulan kurucu sayısı, tüzel kişilik kazanıldıktan sonra yedinin altına düşerse dernek kendiliğinden sona ermez; bu husus aşağıda ayrı bir başlıkta ele alınmıştır.

Dernek Kurucularında Aranan Şartlar

TMK m.57/2 ve 5253 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası, dernek kurucularının fiil ehliyetine sahip olmasını şart koşar. Fiil ehliyeti; ayırt etme gücüne sahip, ergin ve kısıtlı olmayan kişilerin kendi fiil ve işlemleriyle hak edinip borç altına girebilme yeteneğidir. Bunun dışında kanun, iki grup için özel kısıtlama ve istisna öngörmüştür:

  • Kamu görevlileri: Türk Silahlı Kuvvetleri ve kolluk kuvvetleri mensupları ile kamu kurum ve kuruluşlarının memur statüsündeki görevlileri hakkında özel kanunlarındaki kısıtlamalar saklıdır (5253 s.K. m.3/1).
  • Küçükler: On beş yaşını bitiren, ayırt etme gücüne sahip küçükler, toplumsal/ruhsal/bedensel/zihinsel gelişimlerini, spor, eğitim ve kültürel varlıklarını korumak amacıyla yasal temsilcilerinin yazılı izniyle çocuk derneği kurabilir. On iki yaşını bitiren küçükler ise yasal temsilcilerinin izniyle çocuk derneğine üye olabilir, ancak yönetim ve denetim kurullarında görev alamaz. On sekiz yaşından büyükler çocuk derneklerine kurucu veya üye olamaz.

Yabancı gerçek kişiler bakımından da bir sınırlama vardır: TMK m.93 uyarınca Türkiye’de yerleşme hakkına sahip olan yabancı gerçek kişiler dernek kurabilir veya kurulmuş derneklere üye olabilir; onursal üyelik için bu koşul aranmaz. Kurucular arasında yabancı uyruklular bulunması halinde, Türkiye’de yerleşme hakkına sahip olduklarını gösterir belgelerin kuruluş bildirimine eklenmesi gerekir (Dernekler Yönetmeliği m.5/e).

Fiil Ehliyeti Bulunmayan Kişinin Kurucu Gösterilmesinin Sonucu

Vesayet altına alınmış kısıtlı bir kişi fiil ehliyetinden yoksundur ve veli ya da vasisi aracılığıyla dahi genel nitelikte bir derneğin kurucusu olamaz (yalnızca çocuk dernekleri için yukarıdaki istisna geçerlidir). Böyle bir kişinin kuruluş bildiriminde kurucu olarak yer alması, tek başına kuruluş bildirimini yok hükmünde kılmaz; çünkü tüzük ve belgelerin mülki idare amirliğine tevdi edilmesiyle tüzel kişilik geçici olarak doğmuş olur. Ancak durum, mülki idare amirinin yapacağı inceleme sırasında iki farklı sonuç doğurur:

  • Kısıtlı kişi kurucu listesinden çıkarıldığında geriye kalan geçerli kurucu sayısı hâlâ yedi veya üzerindeyse, tespit edilen aykırılık yalnızca kurucu bilgilerine ilişkin bir noksanlıktır ve otuz günlük sürede kurucu listesinin düzeltilmesiyle giderilebilir.
  • Kısıtlı kişinin varlığıyla toplam sayı yediye ulaşıyor, ehliyetsizliği nedeniyle geçerli kurucu sayısı yedinin altına düşüyorsa, bu durum derneğin asgari kurucu şartına ilişkin esaslı bir sakatlıktır.

Her iki durumda da mülki idare amiri, aykırılığın giderilmesi için kuruculara otuz günlük kesin bir süre tanır; bu süre içinde kısıtlı kişinin kuruculuk sıfatı iptal edilip (gerekiyorsa) fiil ehliyetine sahip yeni kurucu eklenerek tüzük düzeltilmezse, süreç yargısal fesih aşamasına taşınır.

Kamu Tüzel Kişileri Dernek Kurucusu Olabilir mi?

TMK m.56 ve 5253 s.K. m.3, gerçek kişi ile tüzel kişi ayrımı yaparken tüzel kişinin özel hukuk tüzel kişisi mi yoksa kamu hukuku tüzel kişisi mi olduğuna dair bir sınırlama getirmemiştir. Bu nedenle bir belediye, üniversite veya diğer kamu tüzel kişileri şeklen dernek kurucusu olabilme ehliyetine sahiptir. Ancak Anayasa’nın 123. maddesi uyarınca kamu tüzel kişileri ancak kanunla veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kurulabildiğinden, bunların hak ve ehliyetleri özel hukuk kişilerinin aksine tam bir irade serbestisine değil, kendi kuruluş kanunlarında tevdi edilen görev ve yetki sınırlarına tabidir. Bu nedenle kamu tüzel kişisinin dernek kurucusu olma ehliyeti mutlak değildir, iki kümülatif şarta bağlıdır:

  • Kurulacak derneğin amacı ve faaliyet alanı, ilgili kamu tüzel kişisinin kanunla belirlenmiş görev ve yetki alanıyla doğrudan bağlantılı ve kamu yararına uygun olmalıdır. Örneğin bir belediye, kentin ortak ihtiyaçlarının karşılanması, tarihi dokunun korunması veya turizmin geliştirilmesi amacıyla kurulan bir derneğe kurucu olabilir; kendi görev sahasına yabancı, siyasi veya sektörel bir derneğe kurucu olması yetki aşımı teşkil eder.
  • Kurucu iradenin, kamu tüzel kişisinin yetkili organının (örneğin belediye meclisinin) usulüne uygun kararıyla oluşması gerekir; belediye başkanının tek başına dernek kurucusu olma iradesi göstermesi hukuken geçerli değildir.

Kamu tüzel kişisinin kamusal kaynaklarını, bütçesini veya imtiyazlarını bir dernek aracılığıyla Sayıştay denetiminden veya idari vesayetten kaçırma amacı taşıması kanuna karşı hile niteliğindedir ve bu şekilde kurulan kuruculuk, idari denetimde yetkisizlik sakatlığı olarak değerlendirilir.

Dernek Tüzüğünde Bulunması Zorunlu Hususlar

Her derneğin bir tüzüğü bulunur ve tüzük, kanunun emredici hükümlerine aykırı olamaz; tüzükte düzenlenmemiş konularda kanun hükümleri uygulanır (TMK m.58). 5253 sayılı Kanun’un 4. maddesi tüzükte yer alması zorunlu hususları tek tek sayar:

BentZorunlu Husus
aDerneğin adı ve merkezi
bDerneğin amacı, bu amacı gerçekleştirmek için sürdürülecek çalışma konuları/biçimleri ve faaliyet alanı
cÜyeliğe kabul ve üyelikten çıkmanın şart ve şekilleri
dGenel kurulun toplanma şekli ve zamanı
eGenel kurulun görev, yetki, oy kullanma ve karar alma usulü
fYönetim ve denetim kurullarının görev-yetkileri, seçim usulü, asıl-yedek üye sayısı
gŞube açılıp açılmayacağı; açılacaksa kuruluş, görev-yetki ve genel kurulda temsil usulü
hGiriş ve yıllık aidat miktarının belirlenme şekli
ıDerneğin borçlanma usulleri
jDerneğin iç denetim şekilleri
kTüzüğün ne şekilde değiştirileceği
lDerneğin feshi halinde mal varlığının tasfiye şekli

Yönetim kurulu bakımından kanun, tüzükte belirtilecek üye sayısının beş asıl ve beş yedekten az olamayacağını (TMK m.84), denetim kurulu bakımından ise üç asıl ve üç yedekten az olamayacağını (TMK m.86) emredici biçimde düzenlemiştir. Tüzük bu asgari sayıların altında bir düzenleme içeremez.

Tüzükteki Bir Maddenin Kanuna Aykırı Olması Ne Sonuç Doğurur?

Tüzük, kurucuların serbest iradeleriyle düzenlediği çok taraflı bir hukuki işlemdir, ancak bu irade muhtariyeti kamu düzenini koruyan emredici hükümlerle sınırlıdır. Tüzükteki bir maddenin kanunun emredici hükümlerine aykırı olması halinde, bu sakatlığın tüzüğün tamamına mı yoksa yalnızca ilgili maddeye mi sirayet edeceği sorusu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 27. maddesindeki kısmi hükümsüzlük ilkesiyle çözülür: sözleşmenin içerdiği hükümlerden bir kısmının hükümsüz olması diğerlerinin geçerliliğini etkilemez; ancak bu hükümler olmaksızın sözleşmenin yapılmayacağı açıkça anlaşılırsa sözleşmenin tamamı kesin hükümsüz olur.

Bu ilke dernek tüzükleri bakımından da geçerlidir. Kural olan, yalnızca kanuna aykırı maddenin kesin hükümsüzlük (butlan) yaptırımına tabi olmasıdır; tüzüğün diğer maddeleri geçerliliğini korur ve doğan boşluk TMK ile 5253 sayılı Kanun’un tamamlayıcı/emredici hükümleriyle kendiliğinden doldurulur. Örneğin genel kurul toplantı veya karar nisabını kanuni asgarinin altına indiren ya da üyelerin oy hakkını ortadan kaldıran bir tüzük maddesi geçersizdir, ama bu geçersizlik tüzüğün tamamını etkilemez.

Bu kuralın istisnası, kanuna aykırı hükmün derneğin varlık sebebini oluşturan, kurucuların üzerinde birleştiği temel amacı belirleyen esaslı bir unsur olmasıdır. Derneğin tüzükte belirtilen yegâne kuruluş amacının kanunun emredici hükümlerine, kamu düzenine veya ahlaka açıkça aykırı olması durumunda, amaç unsuru tüzükten ayrıştırılamayacağından tüzüğün tamamı kesin hükümsüz hale gelir. Buna karşılık idari, mali, usuli veya temsile ilişkin tüzük hükümlerindeki aykırılıklar, derneğin varlığını objektif olarak imkânsız kılmadığı sürece yalnızca ilgili maddeyi geçersiz kılar ve idari bildirim yoluyla giderilmesi mümkündür.

Kuruluş Bildirimi ve Eklenecek Belgeler

Dernekler Yönetmeliği’nin 5. maddesi uyarınca kurucular tarafından imzalanmış kuruluş bildirimi, derneğin kurulacağı yerin mülki idare amirliğine aşağıdaki eklerle birlikte verilir:

  • Kurucular tarafından her sayfası imzalanmış bir adet dernek tüzüğü,
  • Kurucular arasında tüzel kişi bulunması halinde bu tüzel kişilerin unvanı, yerleşim yeri, kuruluş belgesi ve yetkilendirilen gerçek kişiyi gösteren kararın örneği,
  • Kurucular arasında yabancı dernek veya kâr amacı gütmeyen kuruluş bulunması halinde, İçişleri Bakanlığı’nca kuruculuğa izin verildiğini gösteren yazılı beyan,
  • Kurucular arasında yabancı uyruklu bulunması halinde, Türkiye’de yerleşme hakkına sahip olduklarını gösterir belgelerin örnekleri.

Çocuk derneklerinde tüzel kişiler kurucu veya üye olamaz; kuruluş bildirimine kurucu çocukların yasal temsilcilerinin izni eklenir. Kuruluş bildirimi mülki idare amirliğince gün ve saat belirtilerek sivil toplumla ilişkiler birimine havale edilir ve başvuru sahibine belgelerin alındığına dair Alındı Belgesi verilir; ilçede yapılan başvurularda ilçe birimi, bildirimi ve tüzüğü yedi gün içinde il müdürlüğüne gönderir.

Dernek Hangi Anda Tüzel Kişilik Kazanır?

Dernekler, kuruluş bildirimini, tüzüğü ve gerekli belgeleri yerleşim yerinin bulunduğu yerin en büyük mülki idare amirine verdikleri anda tüzel kişilik kazanır (TMK m.59/1, 5253 s.K. m.5). Bu, uygulamada sıkça karıştırılan bir noktadır: tüzel kişilik, idarenin onayına veya tescile bağlı değildir; belgelerin fiziken teslim edildiği an tüzel kişilik doğar. Mülki idare amirliğinin altmış günlük inceleme süresi, bu tüzel kişiliği ortadan kaldıran değil, sonradan denetleyen bir süreçtir. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi’nin 28.03.2019 tarihli, E. 2018/784, K. 2019/3407 sayılı kararı bu anı tereddütsüz biçimde tespit etmiştir: “Dernekler, kuruluş bildirimini, dernek tüzüğünü ve gerekli belgeleri yerleşim yerinin bulunduğu yerin en büyük mülkî amirine verdikleri anda tüzel kişilik kazanırlar.”

Tüzel Kişilik Kazanılmadan Önce Yapılan İşlemlerden Kim Sorumludur?

Tüzük hazırlanıp imzalandığı andan kuruluş bildiriminin mülki idare amirliğine verildiği ana kadar geçen süre, uygulamada ön dernek safhası olarak adlandırılır. Bu safhada henüz bağımsız bir tüzel kişilik mevcut olmadığından, kurucular topluluğunun hak ehliyeti ve taraf ehliyeti yoktur. Kurucuların bu dönemde dernek merkezinin kiralanması, demirbaş alımı, hizmet sözleşmesi akdi gibi amaçlarla üçüncü kişilerle kurduğu ilişkiler, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 620. maddesi kapsamında adi ortaklık sayılır: “Adi ortaklık sözleşmesi, iki ya da daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri sözleşmedir. Bir ortaklık, kanunla düzenlenmiş ortaklıkların ayırt edici niteliklerini taşımıyorsa, bu bölüm hükümlerine tabi adi ortaklık sayılır.”

Bu nitelendirmenin doğrudan sonucu, TBK m.638/3’te düzenlenmiştir: “Ortaklar, birlikte veya bir temsilci aracılığı ile, bir üçüncü kişiye karşı, ortaklık ilişkisi çerçevesinde üstlendikleri borçlardan, aksi kararlaştırılmamışsa müteselsilen sorumlu olurlar.” Buna göre ön dernek aşamasında kurucuların tamamı veya yetkili kurucu temsilcisi tarafından akdedilen sözleşmelerden doğan borçlardan kurucular şahsi malvarlıklarıyla ve müteselsilen sorumludur; alacaklı üçüncü kişi borcun ifasını kurucuların herhangi birinden veya tamamından isteyebilir.

Kuruluş bildiriminin verilmesiyle dernek tüzel kişilik kazandıktan sonra, ön dernek borçlarının yeni tüzel kişiliğe geçmesi kendiliğinden gerçekleşmez. Bunun için iki yoldan biri izlenmelidir:

  • İşlemin açıkça kurulacak dernek adına ve hesabına yapıldığı sözleşmede belirtilmiş olmalı ve dernek, tüzel kişilik kazandıktan sonra yetkili organı (özellikle ilk genel kurul veya yönetim kurulu kararı) vasıtasıyla bu işlemi icazet vererek üstlenmelidir. Bu durumda borç nakli/sözleşmenin devri kuralları gereğince kurucuların şahsi sorumluluğu sona erer.
  • Dernek organları işlemi üstlenmeyi açıkça veya zımnen reddederse, işlemi yapan kurucu veya kurucuların şahsi ve müteselsil sorumluluğu devam eder; üçüncü kişiler bu işlemler için doğrudan dernek tüzel kişiliğine husumet yöneltemez.

Mülki İdare Amirinin İncelemesi ve 30 Günlük Düzeltme Süresi

Kuruluş bildirimi ve belgelerin doğruluğu ile dernek tüzüğü, alındı belgesinin düzenlendiği tarihten itibaren altmış gün içinde mülki idare amiri tarafından (bizzat veya sivil toplumla ilişkiler birimi eliyle) dosya üzerinden incelenir (TMK m.60/1, Dernekler Yönetmeliği m.6). İnceleme sonucunda üç ihtimal doğar:

  • Kuruluş bildiriminde, tüzükte ve kurucuların hukuki durumunda kanuna aykırılık veya noksanlık bulunmazsa, keyfiyet derhal dernek geçici yönetim kurulu başkanlığına yazıyla bildirilir ve dernek dernekler kütüğüne kaydedilir.
  • Aykırılık veya noksanlık tespit edilirse, giderilmesi derhal kuruculardan yazılı olarak istenir; tebliğden itibaren otuz gün içinde noksanlık tamamlanır ve aykırılık giderilirse aynı şekilde kütüğe kayıt yapılır.
  • Otuz günlük süre içinde aykırılık giderilmez veya noksanlık tamamlanmazsa, mülki idare amiri durumu Cumhuriyet savcılığına bildirir ve savcılık yetkili asliye hukuk mahkemesinde derneğin feshi davasını açar.

Bu otuz günlük sürenin işlemeye başlaması, bildirimin dernek adına tebligat almaya yetkili kişiye usulüne uygun tebliğ edilmiş olmasına bağlıdır; yetkisiz bir kişiye yapılan tebligat süreyi başlatmaz. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi’nin 07.05.2018 tarihli, E. 2017/8629, K. 2018/12216 sayılı kararında bu ilke şöyle vurgulanmıştır: “dernek kuruluş bildiriminin mülki amirliğe yapılması üzerine, TMK’nın 60 ve 62. maddeleri uyarınca derneğin kuruluş talebinin kabul edildiğine ilişkin yazılı bildirimin … dernek kurucularından olmakla birlikte dernek adına tebligat almaya yetkili kişiler listesinde adı bulunmayan …’a yapılan tebligatın geçersiz olması nedeniyle TMK’nın 62. maddesinde belirtilen altı aylık sürenin başlamadığı anlaşıldığından” bahisle, tebligatın usulsüzlüğünün hem otuz günlük düzeltme süresini hem de ilk genel kurul için öngörülen altı aylık süreyi başlatmayacağı kabul edilmiştir.

Kuruluşta Kanuna Aykırılık Giderilmezse Ne Olur? Fesih Davası

Otuz günlük sürenin sonuçsuz kalması üzerine açılacak fesih davasında aktif husumet ehliyeti (davacı sıfatı) münhasıran Cumhuriyet savcısına aittir; mülki idare amiri doğrudan mahkemeye başvuramaz, yalnızca durumu evrakıyla birlikte Cumhuriyet başsavcılığına intikal ettirir. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi’nin 17.04.2014 tarihli, E. 2014/2589, K. 2014/6030 sayılı kararı bu görev ve yetki ayrımını açıkça teyit etmiştir: “en büyük mülkî amir, yetkili asliye hukuk mahkemesinde derneğin feshi konusunda dava açması için durumu Cumhuriyet savcılığına bildirir.” Davalı taraf ise dernek tüzel kişiliğidir; dernek yönetim kurulu veya görevlendireceği temsilci vasıtasıyla davada temsil edilir. Görevli ve yetkili mahkeme, derneğin yerleşim yerindeki asliye hukuk mahkemesidir; Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 13.02.2025 tarihli, E. 2024/2672, K. 2025/870 sayılı kararında da “davanın esası hakkında ise davaya Asliye Hukuk Mahkemesinin bakmakla görevli olduğu” ilkesi doğrulanmıştır.

Fesih davası, kamu düzeninin korunması amacıyla kanunda açıkça öngörülen, bozucu yenilik doğuran (inşai) bir davadır. Mahkemece verilecek fesih kararı geçmişe etkili olmaksızın, kesinleştiği andan itibaren ileriye dönük olarak dernek tüzel kişiliğini sona erdirir ve tasfiye sürecini başlatır. Mahkeme, tarafların delilleriyle bağlı olmaksızın resen araştırma ilkesi çerçevesinde kanuna aykırılığın gerçekten var olup olmadığını ve otuz günlük sürenin usulüne uygun tebliğ edilip edilmediğini inceler; aykırılığın kanuni dayanağı bulunmadığı tespit edilirse dava reddedilir, aksi halde derneğin feshine karar verilir.

Yargılama Sürecinde Derneğin Faaliyeti Durdurulabilir mi?

TMK m.60’ın son cümlesi, Cumhuriyet savcısının mahkemeden derneğin faaliyetinin durdurulmasına karar verilmesini de isteyebileceğini düzenler. Bu, örgütlenme özgürlüğünü yargılama sonuna kadar askıya alan ağır ve istisnai bir geçici koruma tedbiridir; uygulanabilmesi sıkı şartlara bağlıdır:

  • Tedbir talebinde bulunma yetkisi münhasıran Cumhuriyet savcısına aittir; mahkeme re’sen, mülki idare amirliği veya üçüncü kişiler talebiyle bu tedbire karar veremez.
  • Savcının talebi bulunsa dahi mahkeme bunu otomatik kabul etmek zorunda değildir; Anayasa’nın 33. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 11. maddesinde güvence altına alınan örgütlenme özgürlüğü karşısında ölçülülük ve zorunluluk denetimi yapılır. Tüzükteki veya kurucuların durumundaki şekli, bürokratik veya usule ilişkin basit noksanlıklar faaliyetin durdurulmasını haklı kılmaz; tedbir ancak derneğin amacının veya fiili faaliyetinin suç teşkil etmesi, kamu güvenliğini veya düzenini ağır biçimde tehdit etmesi ve yargılama sonuna kadar açık kalmasının telafisi imkânsız zararlara yol açacağının ortaya konulması halinde uygulanabilir.

Tedbir kararı verildiğinde derneğin kapısına mühür vurulması veya faaliyet merkezinin geçici kapatılması söz konusu olur; bu süre boyunca dernek genel kurul toplantısı yapamaz, üye kaydı gerçekleştiremez. Davanın reddiyle tedbir kendiliğinden kalkar; kabulüyle ise tasfiye sürecine kadar devam eder.

Tüzel Kişilik Kazandıktan Sonraki Yükümlülükler: İlk Genel Kurul

TMK m.62 uyarınca dernekler, kuruluşun uygun bulunduğuna dair yazılı bildirimi izleyen altı ay içinde ilk genel kurul toplantılarını yapmak ve zorunlu organlarını (yönetim kurulu, denetim kurulu) oluşturmakla yükümlüdür. Bu sürede ilk genel kurul yapılmaz ve zorunlu organlar oluşturulmazsa, TMK m.87/2 uyarınca dernek kendiliğinden sona erer.

Kuruluştan Sonra Üye Sayısı Yedinin Altına Düşerse Dernek Kapanır mı?

Kuruluş anındaki asgari yedi kurucu şartı ile tüzel kişilik kazanıldıktan sonraki üye kaybı, birbirinden tamamen farklı hukuki rejimlere tabidir. TMK m.87, kendiliğinden sona erme hallerini sınırlı sayı (numerus clausus) ilkesiyle saymıştır ve bu sayımda “üye sayısının yediden aşağı düşmesi” diye müstakil bir sona erme sebebi yer almaz. Dolayısıyla üye sayısının yedinin altına inmesi, tek başına ve doğrudan derneği infisah ettirmez; dernek üyeliğe yeni kayıt yaparak, genel kurulunu toplayarak ve organlarını yeniden teşkil ederek hukuki varlığını sürdürebilir.

Bu kural, ancak üye eksikliği derneğin zorunlu organlarını (özellikle beş asıl beş yedekten oluşan yönetim kurulunu) teşkil edilemez hale getirir veya olağan genel kurul art arda iki kez toplanamazsa istisnaya uğrar; bu durumda TMK m.87/2 ve /4’teki “ilk genel kurulun süresinde yapılamaması ve zorunlu organların oluşturulamaması” ile “yönetim kurulunun oluşturulmasının olanaksız hâle gelmesi” halleri fiilen gerçekleşmiş sayılır. Yargıtay 20. Hukuk Dairesi’nin 20.11.2017 tarihli, E. 2017/9925, K. 2017/9648 sayılı kararı, bu durumun tespitinde görevli mahkemeyi netleştirmiştir: “Bu halde uyuşmazlığın sulh hukuk mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerekmektedir.” Aynı ilke Yargıtay 17. Hukuk Dairesi’nin 09.07.2014 tarihli, E. 2014/11747, K. 2014/11012 sayılı kararında da “Her ilgili, sulh hâkiminden, derneğin kendiliğinden sona erdiğinin tespitini isteyebilir.” şeklinde tekrarlanmıştır; dava açma hakkı dernek üyeleri, yöneticileri, alacaklılar ve mülki idare amirliği dahil her ilgiliye tanınmıştır.

Kendiliğinden sona erme ile mahkeme kararıyla fesih arasındaki temel fark, fesihte tüzel kişiliğin inşai bir hükümle sona erdirilmesi, kendiliğinden sona ermede ise kanundaki objektif şartların gerçekleştiği anda infisahın kendiliğinden vuku bulması ve mahkemeden yalnızca mevcut durumun tespitinin istenmesidir. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi’nin 18.09.2023 tarihli, E. 2022/1431, K. 2023/4384 sayılı kararında bu davanın konusu “Uyuşmazlık, derneğin kendiliğinden sona erdiğinin tespiti istemine ilişkindir.” şeklinde tanımlanmıştır. Şartlar gerçekleştiğinde sulh hukuk mahkemesi davayı reddedemez; Yargıtay 8. Hukuk Dairesi’nin 08.06.2017 tarihli, E. 2017/1018, K. 2017/8644 sayılı kararı, “mahkemece davanın kabulü ile derneğin kendiliğinden sona erdiğinin tespiti yerine karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi, doğru görülmemiştir” gerekçesiyle aksi yöndeki bir kararı bozmuş; Yargıtay 8. Hukuk Dairesi’nin 22.03.2018 tarihli, E. 2018/946, K. 2018/9863 sayılı kararı ise yerel mahkemenin isabetli tespitini onamıştır.

Tespit kararı, derneğin sicilden tasfiyesiz silinmesi sonucunu doğurmaz; derneğin hak ve borçlarının tasfiyesi kanuni bir zorunluluktur. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi’nin 07.03.2024 tarihli, E. 2022/1056, K. 2024/1497 sayılı kararı, “tasfiye gerçekleşmeden derneğin dernek kütüğünden silinemeyeceği ve tüzel kişiliğini koruyacağı” ilkesini vurgulamış ve derneğin malvarlığı bulunmasa dahi mahkemenin bir tasfiye kurulu oluşturmadan karar veremeyeceğine hükmetmiştir.

Kurulacak Derneğin Adı Mevcut Bir Dernekle Benzerse Ne Olur?

5253 sayılı Kanun’un 29. maddesi, mevcut veya mahkeme kararıyla kapatılmış ya da feshedilmiş bir derneğin adının, amblem, rumuz ve benzeri işaretlerinin yeni kurulacak bir dernek tarafından kullanılmasını mutlak surette yasaklamıştır. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi’nin 05.03.2019 tarihli, E. 2019/474, K. 2019/2309 sayılı kararında bu yasağın “derneklerin, mevcut bir derneğin veya üst kuruluşun adını kullanmalarının yasak olduğu amir hüküm olarak düzenlendiği” belirtilmiştir. Bu yasağa aykırı hareket eden dernek yöneticilerine karşı öncelikle 5253 s.K. m.32/n uyarınca yazılı ihtar yapılır; aynı kararda mahkemenin “yöneticileri hakkında Dernekler Kanunu 29 ve 32. maddeler kapsamında işlem yapılıp yapılmadığı, açılmış ceza davasının bulunup bulunmadığını araştırıp … sonucuna göre karar verilmesi gerektiği” vurgulanmıştır. İhtara rağmen isim değiştirilmezse yöneticiler hakkında adli para cezası talepli ceza davası açılır ve ceza mahkemesi, yaptırımın yanında derneğin feshine de karar verebilir.

İdari-cezai yolun yanında, önceki dernek TMK m.24-26’daki kişilik haklarının korunmasına ilişkin genel hükümlere dayanarak asliye hukuk mahkemesinde adın korunması davası açabilir; bu davada ad üzerindeki hakkın tespiti, tecavüzün men’i, iltibasın ortadan kaldırılması ve varsa maddi-manevi tazminat talep edilebilir. İsim benzerliği değerlendirilirken ayırt edicilik esas alınır: Yargıtay 7. Hukuk Dairesi’nin 07.04.2011 tarihli, E. 2010/7870, K. 2011/2264 sayılı kararında, davacı derneğin daha önce kurulup tüzel kişilik kazandığı ve isimlerde farklı unsurlar bulunduğu tespit edilerek “TMK’nun 89. maddesi ve Dernekler Kanunu’nun 29. maddesine aykırılık bulunmamaktadır” sonucuna varılmıştır; demek ki iltibas ancak kamuoyunu fiilen yanıltacak düzeyde bir benzerlik bulunduğunda oluşur. Önceki dernek adını marka olarak tescil ettirmişse, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’na dayalı tecavüzün men’i ve haksız rekabet davaları da açılabilir; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi’nin 19.02.2021 tarihli, E. 2018/968, K. 2021/344 sayılı kararı, tescilli markası bulunan bir derneğin “zarar gören kişi sıfatıyla hükümsüzlük ve markaya tecavüzden kaynaklanan davaları açabileceği” ni kabul etmiş; aynı kararda derneklerin “TMK’nın 90. maddesi ve 6102 sayılı TTK 16. maddesi gereğince … tüzüklerinde belirledikleri amaçlarına ulaşmaları için gereksinim duydukları gelirleri temin etmek maksadı ile ticari bir işletme işletebilecekleri gibi, doğrudan şirket ortağı olmalarında da bir engel bulunmadığı” na, dolayısıyla kurumsal kimliğin marka hukuku yoluyla korunmasında hukuki yararlarının bulunduğuna işaret edilmiştir.

Sabıka Kaydı Olanlar Dernek Kurabilir ve Yönetici Olabilir mi?

Kasten işlenen bir suçtan hapis cezasına mahkûmiyetin kanuni sonucu olarak Türk Ceza Kanunu’nun 53. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi, kişinin dernek tüzel kişiliğinin yöneticisi veya denetçisi olmasını yasaklar. Ancak bu genel hak yoksunluğu, TCK m.53/2 uyarınca hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar sürer; infazın (bihakkın tahliye veya koşullu salıverilmenin) tamamlanmasıyla birlikte yönetici/denetçi olma yasağı kendiliğinden, herhangi bir mahkeme kararına gerek kalmaksızın ortadan kalkar. Kişinin genel kurul üyesi olması veya dernek kurucusu sıfatını taşıması bu yasağın kapsamında değildir.

Bu genel kuralın istisnası, 5253 sayılı Kanun’un 3. maddesine 7262 sayılı Kanun’la eklenen ek fıkradır: “26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesinde belirtilen süreler geçmiş veya affa uğramış olsa bile; 7/2/2013 tarihli ve 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun kapsamında yer alan suçlar ile Türk Ceza Kanununda yer alan uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (TCK m.188) veya suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama (TCK m.282) suçlarından mahkûm olanlar derneklerin genel kurul dışındaki organlarında görev alamazlar. Dernek organlarına seçildikten sonra yukarıdaki suçlardan mahkûm olanların görevi sona erer. Yasaklanmış hakların geri verilmesi kararı verildiği takdirde bu fıkra hükümleri uygulanmaz.”

Aşağıdaki tablo iki rejim arasındaki farkı özetlemektedir:

ÖlçütTCK m.53 (genel hak yoksunluğu)5253 s.K. m.3 ek fıkra (özel yasak)
KapsamKasten işlenen tüm suçlarYalnızca terörizmin finansmanı, uyuşturucu imal/ticareti, aklama suçları
SüreHapis cezasının infazı süresinceSüreyle sınırlı değil, af halinde de devam eder
Sona ermeİnfazın tamamlanmasıyla kendiliğindenYalnızca kesinleşmiş memnu hakların iadesi kararıyla

5253 sayılı Kanun’un ek fıkrası kapsamındaki yasağın bertaraf edilebilmesi için 5352 sayılı Adli Sicil Kanunu’nun 13/A maddesindeki yasaklanmış hakların geri verilmesi (memnu hakların iadesi) prosedürünün işletilmesi zorunludur. Bu maddeye göre süreler şöyle işler: cezanın infazı normal şekilde tamamlanmışsa, infaz tarihinden itibaren üç yıllık bir süre geçmesi ve bu süre boyunca kişinin yeni bir suç işlemeden iyi halli yaşadığı hususunda mahkemede kanaat oluşması aranır. Buna karşılık cezanın infazına genel af veya etkin pişmanlık dışında başka bir hukuki nedenle (örneğin özel af) son verilmişse, süre üç yıl değil, hükmün kesinleştiği tarihten itibaren beş yıldır; ayrıca bu beş yıllık süre, mahkûm olunan hapis cezasına üç yıl eklenmek suretiyle bulunacak süreden az olamaz. Karar, hükmü veren mahkemeden veya hükümlünün ikametgâhındaki aynı derecedeki mahkemeden talep edilir ve kesinleştiğinde adli sicil arşivine kaydedilir.

Kuruculuk bakımından bu yasağın pratik sonucu şudur: kuruluş aşamasında geçici yönetim kurulu oluşturulması zorunlu olduğundan ve kurucular kurulu ilk organ teşekkülüne kadar yönetim yetkisini kullandığından, bu üç özel suçtan mahkûm olan kişilerin kuruluş bildiriminde yönetim organı yetkisi üstlenmesi mümkün değildir; ancak genel kurul üyeliği ve kurucu sıfatı bu yasaktan etkilenmez.

Sıkça Sorulan Sorular

Dernek kurmak için kaç kişi gerekir?

En az yedi gerçek veya tüzel kişinin kurucu olarak bir araya gelmesi gerekir. Bu sayı, kuruluş sonrasında yedinin altına düşerse dernek kendiliğinden sona ermez.

Dernek kurmak için izin almak gerekir mi?

Hayır. Herkes önceden izin almaksızın dernek kurma hakkına sahiptir; mülki idare amirliğinin rolü kuruluş sonrası bir kanunilik denetimidir, önceden onay verme değildir.

Dernek ne zaman tüzel kişilik kazanır?

Kuruluş bildirimi, tüzük ve gerekli belgelerin yerleşim yerinin en büyük mülki idare amirine teslim edildiği anda, herhangi bir idari onaya gerek olmaksızın.

Kısıtlı (vesayet altındaki) bir kişi dernek kurucusu olabilir mi?

Hayır, genel nitelikte bir derneğin kurucusu olamaz. İstisna yalnızca on beş yaşını bitiren ayırt etme gücüne sahip küçüklerin, yasal temsilcilerinin izniyle kurabileceği çocuk dernekleridir.

Belediye veya üniversite dernek kurucusu olabilir mi?

Evet, ancak yalnızca kendi kanuni görev alanıyla doğrudan bağlantılı ve kamu yararına bir amaçla, yetkili organının (meclis, yönetim kurulu) usulüne uygun kararıyla.

Tüzükteki bir madde kanuna aykırıysa tüzüğün tamamı geçersiz mi olur?

Hayır, kural olarak yalnızca o madde geçersiz sayılır ve boşluk kanunun ilgili hükümleriyle doldurulur. Tüzüğün tamamının geçersiz olması, yalnızca aykırılığın derneğin amacı gibi tüzükten ayrıştırılamayacak esaslı bir unsura ilişkin olması halinde söz konusudur.

Kuruluş bildiriminde eksiklik tespit edilirse ne olur?

Mülki idare amiri eksikliğin giderilmesini kuruculardan yazıyla ister; tebliğden itibaren otuz gün içinde eksiklik giderilmezse durum Cumhuriyet savcılığına bildirilir ve savcılık asliye hukuk mahkemesinde derneğin feshi davasını açar.

Fesih davasını kim açar, hangi mahkemede görülür?

Davayı münhasıran Cumhuriyet savcısı açar; mülki idare amiri doğrudan dava açamaz. Dava, derneğin yerleşim yerindeki asliye hukuk mahkemesinde görülür.

Fesih davası sürerken dernek faaliyetine devam edebilir mi?

Kural olarak evet. Faaliyetin durdurulması ancak Cumhuriyet savcısının açık talebi ve mahkemenin ölçülülük denetimiyle, istisnai ve ağır durumlarda kararlaştırılabilir.

Tüzel kişilik kazanılmadan önce yapılan sözleşmelerden kim sorumludur?

Bu aşamadaki kurucular topluluğu adi ortaklık sayılır ve üçüncü kişilere karşı üstlenilen borçlardan kurucular şahsi malvarlıklarıyla müteselsilen sorumludur; borç, ancak dernek tüzel kişilik kazandıktan sonra yetkili organının icazetiyle derneğe geçer.

Yönetim kurulu ve denetim kurulu en az kaç kişiden oluşmalıdır?

Yönetim kurulu en az beş asıl beş yedek, denetim kurulu en az üç asıl üç yedek üyeden oluşur; tüzük bu asgari sayıların altında bir düzenleme yapamaz.

İlk genel kurul toplantısı ne zaman yapılmalıdır?

Kuruluşun uygun bulunduğuna dair yazılı bildirimi izleyen altı ay içinde. Bu süre içinde ilk genel kurul yapılmaz ve zorunlu organlar oluşturulmazsa dernek kendiliğinden sona erer.

Sabıka kaydı olan biri dernek kurabilir mi?

Kural olarak evet, kurucu olabilir ve genel kurula katılabilir. Ancak terörizmin finansmanı, uyuşturucu imal/ticareti veya aklama suçlarından mahkûm olanlar, süre veya af şartı aranmaksızın, memnu hakların iadesi kararı almadıkça derneğin genel kurul dışındaki hiçbir organında (yönetim kurulu dahil) görev alamaz.

Yönetici olma yasağı ömür boyu mu sürer?

Genel suçlarda hayır; hapis cezasının infazı tamamlanınca kendiliğinden kalkar. Ancak terörizmin finansmanı, uyuşturucu ticareti ve aklama suçlarında yasak, kesinleşmiş bir memnu hakların iadesi kararı alınmadıkça devam eder.

Üye sayısı yedinin altına düşerse dernek kapanır mı?

Otomatik olarak hayır. Ancak bu durum yönetim kurulunun oluşturulmasını veya genel kurulun art arda iki kez toplanmasını imkânsız hale getirirse, her ilgili sulh hukuk mahkemesinden derneğin kendiliğinden sona erdiğinin tespitini isteyebilir; mahkeme bu tespitle birlikte bir tasfiye kurulu da oluşturur.

Kurulacak derneğin adı başka bir dernekle benzerse ne yapılabilir?

Önceki dernek önce mülki idare amirliğine başvurarak yazılı ihtar istenebilir; ihtara uyulmazsa yöneticiler hakkında ceza davası açılabilir ve dernek feshedilebilir. Ayrıca asliye hukuk mahkemesinde adın korunması davasıyla tecavüzün men’i ve tazminat talep edilebilir; iltibas ancak kamuoyunu fiilen yanıltacak düzeyde bir benzerlik varsa oluşur.

Dernek kuruluşunun her aşaması — kurucu şartlarının doğru tespiti, tüzüğün kanuna uygun kaleme alınması, kuruluş bildiriminin eksiksiz hazırlanması ve idari inceleme sürecinin usulüne uygun takip edilmesi — sonradan açılabilecek bir fesih davasının önüne geçmek bakımından belirleyicidir. Kuruluş öncesi işlemlerden doğan şahsi sorumluluk riskinin yönetilmesi, tüzük taslağının hazırlanması veya idari süreçte karşılaşılan bir aykırılık bildirimine karşı otuz günlük sürede hukuki destek alınması için bir dernek kuruluş avukatından danışmanlık almak, sürecin sorunsuz ilerlemesini sağlar.

Av. Mehmet Sarıoğlu tarafından hazırlanmış; Av. Fatih Sefer tarafından incelenip yayına uygun bulunmuştur.
Sarıoğlu & Sefer Hukuk Bürosu, Osmaniye Mah., İsmail Erez Bulvarı No: 9/2, 34146 Bakırköy/İstanbul