Hatalı Estetik Ameliyat Tazminat Davası | Sonuç Taahhüdü

Hatalı estetik ameliyat tazminat davası, estetik amaçla yaptırılan bir tıbbi müdahalenin taahhüt edilen sonucu vermemesi veya hatalı uygulanması nedeniyle hasta tarafından hekime ve sağlık kuruluşuna karşı açılan maddi ve manevi tazminat davasıdır. Estetik ameliyatları diğer malpraktis (tıbbi kötü uygulama) davalarından ayıran temel özellik, hekim-hasta ilişkisinin hukuki niteliğidir: estetik işlemlerde hekim, hastalığı tedavi etmez, hastanın talep ettiği somut görsel sonucu taahhüt eder. Bu fark, güncel Yargıtay içtihadına göre ispat yükünü, kusur standardını ve hastanın sahip olduğu hakları kökten değiştirmektedir. Bu makalede hatalı estetik ameliyat tazminat davasının hukuki temeli, sonuç taahhüdü ilkesi, aydınlatılmış onamın estetik işlemlerdeki özel kapsamı, seçimlik haklar, görevli mahkeme, zamanaşımı ve manevi tazminat ölçütleri güncel içtihatlarla birlikte ele alınmaktadır. Tedavi amaçlı müdahaleler dahil tüm malpraktis türlerine ilişkin genel çerçeve için malpraktis tazminat davası rehberimize bakabilirsiniz.

1. Hatalı Estetik Ameliyat Tazminat Davası Nedir?

Estetik ameliyat, bir hastalığın tedavisi amacıyla değil, kişinin görünümünü iyileştirmek, güzelleştirmek veya gençleştirmek amacıyla yapılan tıbbi müdahaledir. Burun estetiği, meme büyütme-küçültme, liposuction, yüz germe, karın germe, saç ekimi, botoks ve dolgu uygulamaları bu kapsamdadır. Hatalı estetik ameliyat tazminat davası, bu işlemlerden birinin hatalı uygulanması, taahhüt edilen sonucu vermemesi veya hastanın önceden aydınlatılmadan bir riske maruz bırakılması nedeniyle açılan hukuk davasıdır. Bu dava türü, hekimin cezai sorumluluğundan (taksirle yaralama gibi) tamamen bağımsızdır; hukuk hâkimi, kusur ve zararı kendi bağımsız değerlendirmesiyle tespit eder ve TBK m.74 uyarınca ceza hâkiminin kusur değerlendirmesiyle bağlı değildir.

2. Estetik Ameliyatta Hukuki İlişki: Eser Sözleşmesi ve Sonuç Taahhüdü

Malpraktis tazminat davalarının çoğunda hekim-hasta ilişkisi 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 502 ve devamı maddelerinde düzenlenen vekalet sözleşmesi olarak nitelendirilir; vekalet sözleşmesinde hekim yalnızca özenli davranışı taahhüt eder, belirli bir sonucu garanti etmez. Ancak Yargıtay’ın yerleşik ve istikrarlı içtihadına göre, salt tıbbi zorunluluktan değil güzelleştirme amacıyla yapılan estetik müdahalelerde bu kural geçerli değildir; taraflar arasındaki ilişki TBK m.470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesi (istisna akdi) olarak nitelendirilir. Yargıtay 15. Hukuk Dairesi’nin bu konudaki temel içtihadı şöyledir: davacının burun estetiği, yüz gerdirme ve karnından yağ alma talebiyle başvurması hâlinde, istenilen ve kararlaştırılan amaca uygun güzel bir görünüm sağlanması taraflar arasındaki eser sözleşmesinin konusudur ve eser sözleşmesinin niteliği gereği yüklenici (hekim) sonucu garanti etmiş sayılır.

Bu ayrımın pratik sonucu çok önemlidir: vekalet sözleşmesinde davanın kazanılması için hekimin özen yükümlülüğünü ihlal ettiğinin (kusurunun) ispatlanması gerekirken, eser sözleşmesinde taahhüt edilen sonucun gerçekleşmemiş olması tek başına yeterlidir; TBK m.475 uyarınca yüklenicinin ayıptan sorumlu tutulabilmesi için ayrıca kusurlu olması bile şart değildir. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi güncel bir kararında bu ilkeyi açıkça formüle etmiştir: “Yüklenici, hangi yöntemi kullanırsa kullansın eserin ayıpsız olarak ortaya çıkması gerekmekte olup, eser sözleşmesinin niteliği gereği yüklenici sonucu garanti etmektedir.” Bu ilke Yargıtay tarafından meme küçültme-dikleştirme-kol germe, göğüs estetiği, burun estetiği, kol germe-liposuction gibi hemen her estetik işlem türünde tutarlı biçimde uygulanmaktadır.

TBK m.470: “Eser sözleşmesi, yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi, iş sahibinin de bunun karşılığında bir bedel ödemeyi üstlendiği sözleşmedir.”

TBK m.471/1: “Yüklenici, üstlendiği edimleri işsahibinin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle ifa etmek zorundadır.”

3. Komplikasyon mu, Malpraktis mi? Sınırın Estetik İşlemlerdeki Yeri

Uygulamada davalı hekimler sıklıkla ortaya çıkan olumsuz sonucun “komplikasyon” olduğunu, yani tıbbi standartlara tam uyulmasına rağmen öngörülemeyen bir risk gerçekleştiğini savunmaktadır. Vekalet sözleşmesine dayanan tedavi davalarında komplikasyon savunması, kusur bulunmadığını gösterirse davanın reddi için yeterli olabilir. Ancak Yargıtay, estetik ameliyatlarda bu savunmanın tek başına yeterli olmadığını istikrarlı biçimde vurgulamaktadır. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi’nin bir burun estetiği kararında, bilirkişi ve Adli Tıp Kurumu raporlarında hekime kusur atfedilmeyip durumun komplikasyon olarak nitelendirildiği bir olayda dahi, eser sözleşmesinde sonuç taahhüdü bulunduğu ve “komplikasyon olup olmaması tek başına sonuca etkili değildir” ilkesi vurgulanmıştır (Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2022/855, K. 2023/457, T. 07.02.2023). Aynı ilke kol germe ve liposuction ameliyatında da uygulanmış; ameliyat öncesine göre daha iyi bir görünüm elde edilmiş olmasının, vaad edilen sonucun gerçekleşmediği bir durumda yeterli sayılamayacağı vurgulanmıştır.

Bu noktada önemli bir istisna vardır: hasta, işlemin başarısızlık riskini ve olası revizyon ihtiyacını önceden ayrıntılı biçimde aydınlatılmış onam yoluyla kabul etmişse, mahkemeler davayı reddedebilmektedir. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi bir burun estetiği davasında, onam belgesinde ameliyatın %100 iyileşme sağlamayabileceğinin, tekrar müdahale gerekebileceğinin ve estetik bozulmalar olabileceğinin açıkça yazılı olduğu, hastanın bunu bizzat imzaladığı bir olayda davayı reddeden kararı onamıştır. Bu nedenle estetik ameliyat davalarında sonuç taahhüdü ile aydınlatılmış onamın kapsamı birlikte değerlendirilmelidir.

4. İspat Yükü ve Bilirkişi İncelemesi

Estetik ameliyat davalarının eser sözleşmesi niteliğinde olması, ispat yükünü tedavi amaçlı davalara göre hastanın lehine kaydırır. Vekalet sözleşmesine dayanan davalarda hasta, hekimin özen yükümlülüğünü ihlal ettiğini (kusurunu) ispatlamak zorundayken, eser sözleşmesine dayanan estetik davalarında hastanın ispatlaması gereken şey, taahhüt edilen sonucun gerçekleşmediğidir; ayrıca kusur ispatına gerek yoktur. Bu fark, mahkemelerin bilirkişiden talep ettiği rapor türünü de değiştirir. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, bir dizi kararında, ilk derece mahkemelerinin yalnızca “hekime kusur izafe edilemeyeceği” yönündeki genel tıbbi kusur raporlarına dayanarak davayı reddetmesini, bilirkişi heyetinin dava konusu işlemin eser sözleşmesi niteliğini ve sonuç taahhüdünü gözetmeden rapor düzenlemiş olması nedeniyle bozmuştur; mahkemenin bilirkişiden istemesi gereken şey, hekimin kusurlu olup olmadığı değil, taahhüt edilen sonucun elde edilip edilmediğidir.

Bununla birlikte, Yüksek Sağlık Şurası veya Adli Tıp Kurumu raporlarında açık kusur tespiti varsa, bu durum davanın hastanın lehine sonuçlanmasını büyük ölçüde kolaylaştırır. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin bir kararında, Yüksek Sağlık Şurası’nın hekimi 8/8 oranında (tam) kusurlu bulduğu bir olayda, ilk derece mahkemesinin takdir ettiği manevi tazminatın zararın ağırlığına göre yetersiz kaldığı gerekçesiyle karar bozulmuştur.

5. Aydınlatılmış Onam: Estetik İşlemlerde Neden Daha Ağır Bir Yükümlülük?

Aydınlatılmış onam, tıbbi zorunluluk gerektiren tedavilerde de aranan bir yükümlülük olmakla birlikte, estetik ameliyatlarda daha ağır bir standartla değerlendirilir; çünkü hasta bir hastalığı tedavi ettirmek için değil, isteğe bağlı bir sonuç elde etmek için ciddi bir sağlık riskini göze almaktadır. Bu nedenle hekimin, işleme özgü tüm komplikasyon olasılıklarını, başarısızlık ihtimalini ve revizyon gerekebileceğini ayrıntılı biçimde anlatması ve bunu yazılı onamla belgelemesi gerekir. Aydınlatılmış onamın ispat yükü hekime aittir.

Uygulamada en sık karşılaşılan sorun, çok işlemli estetik operasyonlarda (örneğin aynı seansta burun, meme ve karın bölgesine yönelik ayrı işlemler yapılması) onamın yalnızca bir işlem için alınıp diğerleri için alınmamasıdır. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi’nin bir kararında, aynı operasyon kapsamında meme küçültme-dikleştirme için onam alınmışken kol germe işlemi için onam alınmamış olması, davanın hasta lehine bozulmasına gerekçe olmuştur. Benzer şekilde bir başka kararda, yüz gerdirme ameliyatı için onam formu dosyada bulunmasına rağmen aynı seansta yapılan karın yağ aldırma işlemi için onam kaydına rastlanmaması, “hekime izafe edilebilecek bir kusur” olarak nitelendirilmiştir. Bu içtihatların ortak sonucu, çok işlemli estetik operasyonlarda her bir işlem için ayrı ve o işleme özgü onam alınması gerektiğidir; genel ve tek bir onam formu yeterli değildir.

6. Yetkili Hekim ve Sağlık Kuruluşu Şartı

Estetik ameliyat davalarında hastaların gözden kaçırdığı önemli bir husus, işlemi uygulayan hekimin ve kuruluşun bu işlem için yetkili olup olmadığıdır. Sağlık Bakanlığı düzenlemelerine göre estetik ve medikal estetik işlemler yalnızca ilgili uzmanlık dallarındaki (örneğin Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi) hekimler veya Bakanlıkça onaylı sertifikaya sahip tabipler tarafından, sağlık kuruluşu niteliğindeki tesislerde yapılabilir; güzellik salonlarında tabip yetkisindeki tıbbi işlemlerin yapılması, tabip diplomasına sahip biri çalışsa dahi yasaktır. Yargıtay ve ilk derece mahkemeleri, uzmanlık alanı dışında estetik ameliyat yapan hekimleri “yetkisiz tıbbi müdahale” gerekçesiyle sorumlu tutmaktadır. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi’nin bir kararında, genel cerrahi uzmanı olan bir hekimin meme protez ve dikleştirme ameliyatı yapmasının mevzuata aykırı ve yetkisiz olduğu, bu nedenle işlemin ayıplı sayılması gerektiği tespit edilmiştir; Adli Tıp Kurumu da aynı olayda, estetik amaçlı meme cerrahisinin genel cerrahi uzmanınca yapılmasının güncel tıp yaklaşımına uygun olmadığını bildirmiştir. Bu nedenle estetik ameliyat öncesinde hekimin uzmanlık alanının ve işlemin yapıldığı kuruluşun mevzuata uygunluğunun araştırılması, sonradan açılacak tazminat davasında da önem taşıyan bir husustur.

7. Hastanın Seçimlik Hakları

Estetik ameliyatların eser sözleşmesi niteliğinde olması, hastaya tazminat talebinden bağımsız ek haklar da tanır. TBK m.474-475 uyarınca, teslim edilen eserin (sonucun) ayıplı olması hâlinde hasta şu seçimlik haklardan birini kullanabilir:

  • Ücretsiz onarım isteme: Masrafları hekime ait olmak üzere işlemin yeniden ve ücretsiz yapılmasını isteme (aşırı masraf gerektirmemesi şartıyla).
  • Bedelden indirim isteme: Ödenen ücretten, ortaya çıkan hata oranında indirim yapılmasını isteme.
  • Sözleşmeden dönme: Eserin hastanın kullanamayacağı veya hakkaniyet gereği kabule zorlanamayacağı ölçüde ayıplı olması hâlinde sözleşmeden dönme (bu hak daha sıkı koşullara tabidir).

Bu haklardan yalnızca biri kullanılabilir; biri seçildikten sonra diğerlerinden vazgeçilmiş sayılır ve seçim geri alınamaz. Hasta tüketici sıfatıyla 6502 sayılı Kanun m.15’e de dayanabilir; bu hükme göre ayıplı hizmette tüketici, hizmetin yeniden görülmesi, ücretsiz onarım, ayıp oranında bedelden indirim veya sözleşmeden dönme haklarından birini kullanabilir. Önemle belirtmek gerekir ki, seçimlik hakların kullanılması hastanın ayrıca maddi ve manevi tazminat talep etmesine engel değildir; iki talep birlikte ileri sürülebilir. Uygulamada ikinci (revizyon) ameliyatın bedeli, doğrudan maddi tazminat kalemi olarak da talep edilebilmektedir; İzmir 4. Tüketici Mahkemesi’nin bir kararında, hatalı meme ameliyatı sonrası gereken revizyon operasyonunun güncel tabip ücret tarifesine göre hesaplanan bedelinin maddi tazminat olarak hükmedildiği görülmektedir.

8. Zarar Kalemleri: Maddi ve Manevi Tazminat

Hatalı estetik ameliyat davasında talep edilebilecek maddi zarar kalemleri arasında ödenen ameliyat bedeli, revizyon/düzeltme ameliyatının maliyeti, tedavi giderleri ve işlem nedeniyle çalışamama süresine bağlı kazanç kaybı yer alır. Manevi tazminat ise TBK m.56 kapsamında, hastanın estetik müdahale nedeniyle çektiği acı, üzüntü ve ruhsal ızdırabın karşılığı olarak hükmedilir; estetik ameliyatlarda manevi tazminat talebi özellikle önem taşır, çünkü zarar çoğu zaman görsel/psikolojik niteliktedir ve hastanın günlük yaşamını, özgüvenini ve bazen mesleki durumunu doğrudan etkiler.

Manevi tazminatın miktarı, hâkimin takdirine bırakılmıştır ancak bu takdir sınırsız değildir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, bir estetik ameliyat davasında ilk derece mahkemesinin taktir ettiği 5.000 TL manevi tazminatı yetersiz bularak bozmuş; kararında tarafların sosyal ve ekonomik durumları, olay tarihinde paranın satın alma gücü ve hükmedilecek tazminatın davacıyı zenginleştirmemesi, davalıyı da fakirleştirmemesi gerektiği ölçütlerinin somut olayda gözetilmediğini vurgulamıştır. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi de benzer şekilde, manevi tazminat miktarının kişilik hakkına saldırının niteliği, tarafların kusur oranı, sıfatı ve sosyal-ekonomik durumları esas alınarak, denetime elverişli ve objektif gerekçelerle belirlenmesi gerektiğini istikrarlı biçimde vurgulamaktadır. Bu içtihatlar, estetik ameliyat davalarında talep edilen manevi tazminat miktarının gelişigüzel değil, somut olayın ağırlığına orantılı ve gerekçeli biçimde belirlenmesi gerektiğini göstermektedir.

12. Yargı Paketi notu: 7589 sayılı Kanun (RG 31.07.2026) ile HMK m.107’deki belirsiz alacak davası yürürlükten kaldırılmıştır; bu tarihten sonra açılan davalarda talep, kısmi dava olarak açılıp HMK m.109/4 uyarınca tahkikatın sonuna kadar bir defaya mahsus artırılabilir ve artırılan kısım bakımından da zamanaşımı dava tarihinde kesilmiş sayılır. Değişikliklerin ayrıntısı için malpraktis tazminat davası rehberimize bakabilirsiniz.

9. Görevli Mahkeme ve Dava Şartı Arabuluculuk

Özel hastanede veya bağımsız çalışan hekim tarafından yapılan estetik ameliyat nedeniyle açılacak tazminat davasında görevli mahkeme, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun m.3/1-l uyarınca Tüketici Mahkemesidir. Bu kural, hekim-hasta ilişkisinin vekalet sözleşmesi mi yoksa eser sözleşmesi mi olduğuna bakılmaksızın uygulanır; Yargıtay istikrarlı biçimde estetik ameliyat sözleşmelerini de tüketici işlemi kapsamında değerlendirmektedir. Kamu hastanesinde (üniversite hastanesi dahil) yapılan estetik işlemlerde ise -nadiren de olsa- idarenin hizmet kusuruna dayalı tam yargı davası idare mahkemesinde açılır. Bu davada önce idareye başvurulması, başvurunun reddi veya 30 gün içinde cevap verilmemesi üzerine 60 gün içinde dava açılması gerekir.

Tüketici Mahkemesinde görülecek davalarda dava şartı arabuluculuk zorunludur; dava açılmadan önce arabuluculuk bürosuna başvurulması ve anlaşma sağlanamaması hâlinde düzenlenen son tutanağın dava dilekçesine eklenmesi gerekir. Değeri her yıl ilan edilen parasal sınırın altında kalan uyuşmazlıklarda ise dava yerine tüketici hakem heyetine başvurulması zorunludur; bu uyuşmazlıklarda arabuluculuk şartı aranmaz. Hekimin zorunlu mesleki sorumluluk sigortasına doğrudan dava açılması hâlinde ise görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemesi olup, bu davalarda da arabuluculuk dava şartıdır.

10. Zamanaşımı Süresi

Estetik ameliyat eser sözleşmesi niteliğinde olduğundan, eser sözleşmesinden doğan alacaklar bakımından TBK m.147/6 uyarınca beş yıllık zamanaşımı süresi uygulanır; ancak yüklenicinin (hekimin) edimini ağır kusuruyla hiç ya da gereği gibi ifa etmediği hâllerde bu istisna işlemez ve TBK m.146’daki on yıllık genel zamanaşımı süresi uygulanır. Yargıtay, tıbbi müdahaleden doğan taleplerde sürenin işlem tarihinden değil, hastanın zararı öğrendiği tarihten itibaren başlatılmasını kabul etmektedir (Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2023/396, K. 2023/194, T. 22.02.2023; Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, E. 2011/2343, K. 2011/11552, T. 14.07.2011). Sürenin başlaması için zararın varlığının öğrenilmesi yeterlidir; zararın bütün kapsamıyla kesinleşmesi beklenmez (Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, E. 2005/5697, K. 2005/13292, T. 16.09.2005).

Talep 6502 sayılı Kanun’daki ayıplı hizmet hükümlerine dayandırılıyorsa m.16 ayrıca dikkate alınmalıdır: kanunlarda veya sözleşmede daha uzun bir süre belirlenmedikçe ayıplı hizmetten sorumluluk, ayıp sonradan ortaya çıksa bile hizmetin ifası tarihinden itibaren iki yıllık zamanaşımına tabidir; ayıp ağır kusur ya da hile ile gizlenmişse bu süre uygulanmaz. Hüküm “kanunlarda daha uzun bir süre belirlenmediği takdirde” kaydını taşıdığından TBK’daki uzun sürelerin uygulanacağı savunulabilir; ancak bu tartışmaya hiç girmemek için davanın işlem tarihinden itibaren iki yıl içinde açılması en güvenli yoldur.

İstisnaen tedavi amacı ağır basan ve vekâlet sözleşmesi niteliğindeki işlemlerde süre TBK m.147/5 uyarınca beş yıldır. Öğrenme tarihinin belirlenmesi özellikle estetik ameliyatlarda pratik önem taşır; çünkü bazı komplikasyonlar (örneğin kalıcı deformasyon, doku sertleşmesi, asimetri) ameliyattan aylar hatta yıllar sonra belirginleşebilir. Sözleşmesel taleplerde öğrenme tarihinin esas alınması hastanın hak kaybını önler; ancak ayıplı hizmete ilişkin iki yıllık sürenin işlem tarihinden işlediği gözden kaçırılmamalıdır.

11. Uygulamada Sık Görülen Hatalı Estetik Ameliyat Türleri

Yargı kararlarına yansıyan hatalı estetik ameliyat uyuşmazlıkları büyük ölçüde şu işlem türlerinde yoğunlaşmaktadır: burun estetiği (rinoplasti) sonrası nefes darlığı, burun düşmesi veya planlanandan farklı görünüm; meme büyütme, küçültme ve dikleştirme ameliyatlarında protez kayması, asimetri veya double bubble deformitesi; yüz ve boyun germe ile göz kapağı estetiğinde asimetri, ptozis nüksü veya sinir hasarı; karın germe ve liposuction işlemlerinde istenilen incelmenin sağlanamaması; lazer epilasyon ve dolgu gibi işlemlerde yanık veya doku hasarı. Bu işlem türlerinin her birine özgü içtihat ve uyuşmazlık noktaları ayrı makalelerimizde incelenmiştir: hatalı burun estetiği, hatalı meme estetiği, hatalı liposuction ve karın germe, hatalı saç ekimi, hatalı botoks ve dolgu, lazer epilasyon yanığı ve diş estetiği. Her bir işlem türünün kendine özgü teknik riskleri ve tipik uyuşmazlık noktaları bulunmakla birlikte, yukarıda açıklanan sonuç taahhüdü, aydınlatılmış onam ve ispat yükü ilkeleri tüm bu işlem türlerinde aynı şekilde uygulanmaktadır.

Sıkça Sorulan Sorular

Estetik ameliyattan memnun kalmamak tek başına tazminat hakkı doğurur mu?

Evet, ancak belirli koşullarla. Estetik ameliyatlar eser sözleşmesi kapsamında değerlendirildiğinden, hekimin taahhüt ettiği somut sonucun elde edilememiş olması -ayrıca kusur ispatlanmasa dahi- tazminat talebi için yeterli olabilir. Ancak sonucun makul ölçüde elde edildiği, yalnızca hastanın sübjektif beklentisinin karşılanmadığı durumlar bu kapsamda değerlendirilmez.

Hekim “komplikasyon” savunması yaparsa dava reddedilir mi?

Estetik ameliyatlarda komplikasyon savunması tek başına yeterli değildir. Yargıtay istikrarlı içtihadına göre, eser sözleşmesinde sonuç taahhüdü esas olduğundan, ortaya çıkan durumun komplikasyon olarak nitelendirilmesi, taahhüt edilen sonucun gerçekleşmemiş olması gerçeğini ortadan kaldırmaz. Ancak hasta bu komplikasyon riskini önceden ayrıntılı biçimde aydınlatılmış onamla kabul etmişse, mahkeme davayı reddedebilir.

Estetik ameliyatta ispat yükü kimdedir?

Eser sözleşmesi niteliği gereği hastanın ispatlaması gereken şey, taahhüt edilen sonucun gerçekleşmediğidir; hekimin kusurlu olduğunu ayrıca ispatlamasına gerek yoktur. Buna karşılık aydınlatılmış onamın usulüne uygun alındığını ispat yükü hekime aittir.

Aynı operasyonda birden fazla estetik işlem yapılırsa her biri için ayrı onam gerekir mi?

Evet. Yargıtay içtihadına göre, aynı seansta yapılan farklı estetik işlemlerin (örneğin meme ve kol germe, ya da yüz germe ve karın yağ alma) her biri için ayrı ve o işleme özgü aydınlatılmış onam alınması gerekir. Yalnızca bir işlem için onam alınıp diğeri için alınmaması, hekimin kusurlu sayılmasına yol açabilir.

Genel cerrahi uzmanı estetik ameliyat yapabilir mi?

Estetik işlemler, mevzuata göre ilgili uzmanlık dalındaki (örneğin Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi) hekimler veya Bakanlıkça onaylı sertifikaya sahip tabipler tarafından yapılmalıdır. Uzmanlık alanı dışında estetik ameliyat yapan bir hekimin işlemi, yargı kararlarında “yetkisiz tıbbi müdahale” olarak nitelendirilmekte ve bu durum ayrı bir kusur unsuru sayılmaktadır.

Estetik ameliyat sonrası hangi seçimlik haklara sahibim?

Hasta, işlemin masrafları hekime ait olmak üzere ücretsiz onarımını, ödenen bedelden hata oranında indirim yapılmasını veya (ayıp ağırsa) sözleşmeden dönmeyi talep edebilir. Bu haklardan yalnızca biri kullanılabilir, ancak bunların kullanılması ayrıca maddi ve manevi tazminat talep etmeye engel değildir.

Hatalı estetik ameliyat davasında hangi mahkeme görevlidir?

Özel hastane veya bağımsız hekime karşı açılacak davada Tüketici Mahkemesi görevlidir. Kamu hastanesinde yapılan işlemlerde idare mahkemesinde tam yargı davası açılması gerekir. Yalnızca sigorta şirketine karşı açılan davalarda ise Asliye Ticaret Mahkemesi görevlidir.

Dava açmadan önce arabuluculuğa başvurmak zorunlu mudur?

Evet, Tüketici Mahkemesi veya Asliye Ticaret Mahkemesinde görülecek davalarda dava şartı arabuluculuk zorunludur. Arabuluculukta anlaşma sağlanamazsa düzenlenen son tutanak dava dilekçesine eklenerek dava açılır.

Hatalı estetik ameliyat davasında zamanaşımı ne kadardır?

Eser sözleşmesine dayanan taleplerde TBK m.147/6 uyarınca beş yıllık, hekimin ağır kusuru hâlinde on yıllık zamanaşımı uygulanır; Yargıtay bu sürenin hastanın zararı öğrendiği tarihten başlatılmasını kabul etmektedir. Ancak talep 6502 sayılı Kanun’daki ayıplı hizmet hükümlerine dayandırılırsa, işlem tarihinden itibaren iki yıllık sürenin (m.16) dolduğu savunması gündeme gelebileceğinden, davanın bu süre içinde açılması en güvenli yoldur.

Manevi tazminat miktarı nasıl belirlenir?

Hâkim, olayın oluş şekli, kusurun ağırlığı, tarafların sosyal ve ekonomik durumu ile paranın satın alma gücünü gözeterek manevi tazminatı takdir eder. Yargıtay içtihadına göre bu tutar ne davacıyı zenginleştirmeli ne de davalıyı fakirleştirmelidir; ayrıca kararın denetime elverişli, objektif gerekçelerle desteklenmesi gerekir.

İkinci (revizyon) ameliyatın bedelini talep edebilir miyim?

Evet. Uygulamada, hatalı estetik ameliyat sonucu gereken düzeltme/revizyon ameliyatının bedeli, doğrudan maddi tazminat kalemi olarak talep edilebilmekte ve mahkemelerce hükme bağlanabilmektedir.

Estetik ameliyat davası ile hekimin cezai sorumluluğu birlikte mi yürür?

Hayır, birbirinden bağımsızdır. TBK m.74 uyarınca hukuk hâkimi, ceza hâkiminin kusura ve zarara ilişkin değerlendirmesiyle bağlı değildir; kusur ve zararı kendi bağımsız bilirkişi incelemesiyle tespit eder. Yerleşik içtihada göre yalnızca mahkûmiyet kararında kesinleşen maddi olgu tespitleri hukuk hâkimini bağlar. Ceza davasında beraat edilmiş olması, hukuk davasında tazminat sorumluluğunu otomatik olarak ortadan kaldırmaz.

Sonuç

Hatalı estetik ameliyat tazminat davası, malpraktis davalarının en özgün alt türüdür; çünkü hekim-hasta ilişkisi burada eser sözleşmesi niteliğindedir ve hekim salt özenli davranışı değil, taahhüt ettiği somut sonucu ortaya koymakla yükümlüdür. Bu fark, ispat yükünü hastanın lehine kaydırır, komplikasyon savunmasının etkisini sınırlar ve hastaya tazminatın yanında ücretsiz onarım, bedelden indirim veya sözleşmeden dönme gibi ek seçimlik haklar tanır. Buna karşılık hastanın da, işlemin riskleri konusunda usulüne uygun ve işlem bazında ayrıntılı biçimde aydınlatılmış olması hâlinde, sonucun beklentiyi karşılamaması tek başına tazminat hakkı doğurmayabilir.

Estetik ameliyat mağdurları açısından dava sürecinde belirleyici olan noktalar; ameliyatın eser sözleşmesi niteliğinin doğru vurgulanması, onam belgelerinin işlem bazında incelenmesi, hekimin uzmanlık yetkisinin araştırılması ve bilirkişi raporlarının sonuç taahhüdü ilkesine göre değerlendirilmesinin sağlanmasıdır. Bu teknik ve çok yönlü süreçte doğru hukuki stratejinin belirlenmesi, davanın sonucunu doğrudan etkilemektedir. Konu hakkında ayrıntılı bilgi ve hukuki destek için İstanbul tazminat avukatı hizmetlerimizden yararlanabilirsiniz.

Bu makale, Sarıoğlu & Sefer Hukuk Bürosu adına Av. Fatih SEFER tarafından hazırlanmıştır.

Sarıoğlu & Sefer Hukuk ve Danışmanlık Bürosu
Osmaniye Mah., İsmail Erez Bulvarı No: 9/2, 34146 Bakırköy/İstanbul