Tebliğ mazbatası, tebligatın kime, nerede, ne zaman ve hangi usulle yapıldığını gösteren resmî belgedir. 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 23. maddesi ve Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik’in 35. maddesi uyarınca bu belgede tebliği çıkaran merci, muhatap, tebliğin konusu, teslim edilen kişinin kimliği, tebliğ tarihi ve tebliğ memurunun imzası gibi zorunlu bilgiler bulunmalıdır. Ancak mazbatadaki her eksiklik aynı hukuki sonucu doğurmaz. Tebliğ işleminin usulüne uygun belgelendirilmemesi, tutanağın gerçeğe aykırı düzenlenmesi ve muhatabın tebellüğ imzasını inkâr etmesi birbirinden farklı meselelerdir. Mazbatanın ispat gücü ve tebligatın geçerliliği, eksikliğin niteliği ile somut olayın özellikleri birlikte değerlendirilerek belirlenir.
Tebligatın yalnızca yapılması değil, kanunun öngördüğü biçimde belgelenmesi de hukuki güvenlik açısından zorunludur. Mahkeme kararına karşı kanun yoluna başvuru süresinin başlaması, icra takibindeki itiraz hakkının kullanılması veya bir idari işlemin muhataba bildirilmiş sayılması, çoğu durumda geçerli tebliğ tarihinin doğru tespitine bağlıdır. Bu nedenle tebliğ mazbatası, tebligat işleminin sonradan denetlenmesini sağlayan temel belgedir.
Tebliğ Mazbatası Nedir ve Ne İşe Yarar?
Tebliğ mazbatası, tebliğ memurunun yaptığı işlemleri kayda geçirdiği ve tebligatın gerçekleşme şartlarını belgelendirdiği resmî tutanaktır. Fiziki tebligatta genellikle tebliğ mazbatalı zarfın ilgili bölümünde yer alır ve işlem tamamlandıktan sonra tebligatı çıkaran mercie geri gönderilir.
Belgenin iki temel işlevi vardır:
- Belgelendirme: Tebliğ evrakının kime, hangi adreste, hangi tarihte ve hangi koşullarda teslim edildiğini gösterir.
- Denetim ve ispat: Tebligatın usulüne uygun yapılıp yapılmadığının yargı mercileri ve ilgililer tarafından incelenmesini sağlar.
Örneğin bir ödeme emrinin borçluya tebliğ edildiği ileri sürülüyorsa yalnızca posta gönderisinin çıkış tarihi yeterli değildir. Evrakın kime teslim edildiği, teslimin hangi hukuki usule dayandığı ve tebliğ tarihinin ne olduğu belirlenmelidir. Bunlar, fiziki tebligatta esas olarak tebliğ mazbatasından anlaşılır.
Bu denetim, tebligat hukukunun bilgilendirme ve belgelendirme ilkelerinin somut bir sonucudur. Usulüne uygun belgelendirilmeyen bir bildirim, muhatabın savunma ve başvuru haklarını doğrudan etkileyebilir.
Tebligat Kanunu m. 23 ve Yönetmelik m. 35
Tebliğ mazbatasının hukuki dayanağı, 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 23. maddesidir. Hükmün ilk cümlesi şöyledir:
7201 sayılı Tebligat Kanunu m. 23:
“Tebliğ bir mazbata ile tevsik edilir.”
Madde, mazbatada bulunması gereken bilgileri dokuz bent hâlinde düzenlemektedir.
Kanunun 23. maddesini, Uygulama Yönetmeliği’nin 35. maddesi tamamlar. Yönetmelik, kanundaki zorunlu kayıtları ayrıntılandırmakta; özellikle tebliğ tarihi ve saati, tebliğ yapılan kişinin sıfatı, tebliğ memurunun kimliği, tutanağın düzenlenmesi ve birden fazla adres yasağı bakımından açıklık sağlamaktadır.
TK m. 23’ün tarihsel gelişiminde iki değişiklik önemlidir. 4829 sayılı Kanun’la 2003 yılında tebliğ memurunun adı, soyadı ve imzasına ilişkin kayıt yeniden düzenlenmiştir. 6099 sayılı Kanun’un 6. maddesiyle 2011 yılında ise adres kayıt sistemine göre yapılan tebligatın mazbatada belirtilmesi zorunlu hâle getirilmiş; adreste bulunmama nedenine ilişkin kayıt da açıklığa kavuşturulmuştur.
Kanun ve Yönetmelik hükümleri birlikte uygulanır. Yönetmelikte yer alan ilave düzenleme ayrıntıları, Kanunun öngördüğü belgelendirme yükümlülüğünün uygulamadaki karşılığıdır. Bununla birlikte tebligatın hukuki geçerliliği değerlendirilirken normlar hiyerarşisi ve somut eksikliğin tebliğ işlemine etkisi göz ardı edilemez.
Tebliğ Mazbatasında Bulunması Gereken Bilgiler Nelerdir?
TK m. 23 uyarınca tebliğ mazbatası aşağıdaki dokuz temel unsuru içermelidir:
- Tebliği çıkaran merci: Tebligatı gönderen mahkeme, icra dairesi, noterlik veya diğer yetkili makamın adı.
- Tebliği isteyen taraf: Tebligatı talep eden tarafın adı, soyadı ve adresi.
- Muhatap: Tebliğ yapılacak kişinin adı, soyadı ve adresi.
- Tebliğin konusu: Gönderilen kararın, davetiyenin, ödeme emrinin veya diğer belgenin konusu.
- Tebliğin yapıldığı kişi: Evrakın kime verildiği; muhataptan başkasına teslim edilmişse o kişinin adı, soyadı, adresi ve TK m. 22 kapsamında tebellüğe ehil olduğu.
- Tebliğin yeri ve zamanı: Tebliğin nerede ve ne zaman gerçekleştirildiği.
- Tebliğ imkânsızlığı veya kaçınma işlemleri: TK m. 21 kapsamındaki işlemlerin yapıldığı, adreste bulunmama veya tebellüğden kaçınma için gösterilen sebep.
- Adres kayıt sistemi kaydı: Tebligatın adres kayıt sistemindeki adrese yapılması durumunda bu niteliğe ilişkin kayıt.
- İmzalar: Evrakı teslim alan kişinin imzası ile tebliğ memurunun adı, soyadı ve imzası.
Uygulama Yönetmeliği m. 35/1 ayrıca tebliğ saatinin, evrakı teslim alan kişinin sıfatının ve tebliğ memurunun ilgili kimlik bilgilerinin belirtilmesini öngörmektedir.
Bu kayıtların amacı yalnızca bir formu doldurmak değildir. Mazbata, tebligatın kanunun izin verdiği kişiye ve uygun yöntemle yapıldığını gösterecek açıklıkta olmalıdır. Örneğin muhatap yerine başka bir kişiye teslim söz konusuysa yalnızca bu kişinin adının yazılması her zaman yeterli olmayabilir; hangi sıfatla evrakı aldığı da denetlenebilmelidir.
Tebliğ Mazbatasını Kim, Ne Zaman ve Nasıl Düzenler?
Tebliğ mazbatasının hazırlanmasında tebligatı çıkaran merci ile tebliği gerçekleştiren memurun görevleri ayrıdır.
Tebligatı çıkaran merciin görevi
Mahkeme, icra dairesi veya diğer yetkili merci; tebliğin muhatabını, gönderilecek evrakın konusunu, adresi ve gerekli diğer sevk bilgilerini tebligat çıkarılmadan önce belirler. Yönetmeliğin 73. maddesi uyarınca tebliğ mazbatalı zarfın tebliğ mazbatası dışında kalan kısımları da tebligatı çıkaran merci tarafından doldurulur.
Tebliğ memurunun görevi
Tebliğ memuru ise bizzat gerçekleştirdiği işlemleri mazbataya kaydeder. Tebligatın hangi kişiye teslim edildiği, bu kişinin sıfatı, teslimin zamanı, imza veya kaçınma durumu ve gerekiyorsa yapılan adres araştırması tebliğ sırasında tespit edilir.
Uygulama Yönetmeliği m. 35/3 açıkça, ilgili mazbata bölümlerinin tebliğ memuru tarafından tebliğ yerinde düzenleneceğini belirtmektedir.
Tebliğ memurunun fiilen yapması gereken bir araştırma, tebligatı çıkaran merci tarafından önceden yazılmış matbu bir açıklamayla ikame edilemez. Örneğin henüz adrese gidilmeden, muhatabın bulunmadığına ve komşusundan bilgi alındığına ilişkin tutanağın düzenlenmesi, yapılması gereken işlemin gerçekten gerçekleştirildiğini kanıtlamaz.
Yönetmeliğin 35/2. maddesi, mazbatadaki alanların yetersiz kalması durumunda tebliğ memuruna usulüne uygun eklenti yapma imkânı tanır. Bu düzenleme, tebliğ sırasında gerçekleşen işlemlerin gerektiğinde ek tutanakla eksiksiz belgelenmesine yöneliktir.
Muhatap Dışındaki Kişiye Tebligatta Mazbataya Ne Yazılmalıdır?
Tebligatın doğrudan muhataba değil, onun adına tebellüğe yetkili başka bir kişiye yapılması mümkündür. Ancak bu durumda teslim alan kişinin tebligatı kabul etmeye hukuken elverişli olduğu mazbatadan anlaşılmalıdır.
TK m. 22, muhatap yerine kendisine tebliğ yapılacak kişinin görünüş itibarıyla on sekiz yaşından küçük olmamasını ve açıkça ehliyetsiz bulunmamasını şart koşar. Bunun yanında teslimi mümkün kılan özel hükmün koşulları da gerçekleşmiş olmalıdır.
Örneğin evrak aynı konutta oturan kişiye, işyerindeki yetkili çalışana veya kanunun izin verdiği başka bir kişiye teslim ediliyorsa mazbatada yalnızca “teslim edildi” açıklamasıyla yetinilmemelidir. Teslim alanın kimliği, sıfatı ve ilgili tebliğ usulünün uygulanmasını mümkün kılan durum açıkça gösterilmelidir.
Burada iki farklı sakatlık ortaya çıkabilir:
- Yetkisiz kişiye teslim: Evrak gerçekten teslim edilmiş olmakla birlikte teslim alan kişinin muhatap adına tebellüğ yetkisi yoktur.
- Belgelendirme eksikliği: Teslimin hukuken mümkün olup olmadığı, mazbatada gerekli kimlik ve sıfat bilgilerinin bulunmaması nedeniyle denetlenememektedir.
İki durumda da tebligatın usule uygunluğu tartışılabilir; ancak inceleme yöntemi aynı değildir. İlkinde teslim alan kişinin gerçek sıfatı, ikincisinde tebliğ işleminin usulünce belgelenip belgelenmediği öne çıkar.
Adreste Bulunmama ve Tebellüğden Kaçınma Hâlinde Mazbataya Hangi Şerhler Yazılır?
TK m. 21 kapsamında yapılan tebligatlarda mazbata, yalnızca tebliğin sonucunu değil, bu sonuca nasıl ulaşıldığını da göstermelidir.
TK m. 21/1 kapsamında adreste bulunmama
Muhatap veya onun adına tebellüğe yetkili kimse adreste bulunmadığında, uygulanması gereken usulün şartları araştırılmalı ve işlemler tutanağa geçirilmelidir.
Uygulama Yönetmeliği m. 30/1 uyarınca, adres kayıt sistemindeki yerleşim yeri adresine gerekli meşruhat verilerek çıkarılan tebligatlar dışında, tebliğ memuru adreste bulunmama sebebini bilmesi muhtemel kişilerden araştırır. Beyanları mazbataya yazarak imzalatır; imzadan kaçınma hâlini de tutanakla belgeler.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 18.11.2019 tarihli, E. 2018/1628, K. 2019/5363 sayılı kararında, adreste bulunmama sebebinin sorulduğu komşunun ismi belirlenmeden gerçekleştirilen TK m. 21/1 tebligatı usulsüz bulunmuştur. Kararda, adı tespit edilmeyen komşunun beyanının tebliğ memurunun işlemini denetlemeye elverişli olmadığı üzerinde durulmuştur.
Bu sebeple adreste bulunmama ve tebellüğden kaçınma üzerine muhtara teslim edilen evrakın mazbatasında, ilgili araştırmanın ve kapıya ihbarname yapıştırılması dâhil tamamlanan işlemlerin anlaşılması gerekir.
TK m. 21/2 kapsamında MERNİS adresine tebligat
Adres kayıt sistemindeki yerleşim yeri adresine TK m. 21/2 uyarınca yapılan tebligatta ise mazbatada bu özel usule ilişkin kayıt bulunmalıdır. Bu yöntemde, TK m. 21/1 bakımından öngörülen adreste bulunmama araştırması aynı şekilde aranmaz.
Dolayısıyla adres kayıt sistemindeki adrese özgü tebliğ şartları ile normal adres tebligatında uygulanacak araştırma yükümlülükleri birbirine karıştırılmamalıdır.
Muhatabın geçici olarak ayrılması
TK m. 20’de düzenlenen geçici ayrılma durumunda, bu yönde beyanda bulunan kişinin kimliği, sıfatı ve beyanı mazbataya geçirilir. Evrakın kabul edilmesi ile kabulden veya beyanı imzalamaktan kaçınılması farklı hukuki sonuçlar doğurabilir.
Bu durumda muhatabın geçici ayrılması nedeniyle uygulanan özel tebliğ tarihi, mazbatadaki kayıtlar üzerinden belirlenir. TK m. 20 kapsamında bazı hâllerde öngörülen on beş günlük sonuç, TK m. 21/1 uyarınca gerçekleştirilen olağan muhtara teslimin tarih kuralıyla karıştırılmamalıdır.
Tebliğ Memurunun Adı, Soyadı ve İmzasının Eksik Olması Tebligatı Usulsüz Kılar mı?
Tebliğ memurunun adı, soyadı ve imzası, TK m. 23/9 kapsamında zorunlu kayıtlar arasındadır. Bu bilgilerin bulunmaması, yapılan işlemin kim tarafından gerçekleştirildiğinin ve hukuken nasıl belgelendirildiğinin denetlenmesini engelleyebilir.
Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 16.01.2025 tarihli, E. 2024/5410, K. 2025/237 sayılı kararında, ödeme emrinin TK m. 21/2 uyarınca muhtara teslim edildiği ileri sürülmesine rağmen tebliğ memurunun adı, soyadı ve imzasının mazbatada bulunmadığı tespit edilmiştir. Daire bu nedenle tebligatı usulsüz kabul etmiş ve tebliğ tarihinin TK m. 32 uyarınca düzeltilmesi gerektiğine hükmetmiştir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 21.05.2025 tarihli, E. 2023/945, K. 2025/334 sayılı kararı da bu konuda önemlidir.
Karara konu uyuşmazlıkta, boşanma davasının gerekçeli kararının davalıya mahkeme kaleminde tebliğ edildiği belirtilmiş; ancak tebligat evrakında tebliğ memurunun adı ve soyadı bulunmamıştır. Hukuk Genel Kurulu, tebliğ işleminin bu hâliyle usulüne uygun belgelendirilmediğini kabul etmiştir.
Somut uyuşmazlık, gerekçeli kararın tebliği ve istinaf hakkından feragat bakımından önem taşımaktadır. Hukuk Genel Kurulu, usulüne uygun tebligatın gerçekleşmemesi nedeniyle feragate ilişkin değerlendirmenin de buna göre yapılması gerektiğine karar vermiştir.
Bu kararların ortak hukuki sonucu, tebliğ memurunun kimlik ve imza kayıtlarının basit bir idarî ayrıntı olmadığıdır. Bununla birlikte her tür belge eksikliğinin, olayın özellikleri incelenmeden aynı yaptırıma bağlanması doğru değildir. Özellikle tebliğ memuruna ilişkin asli kimlik ve imza eksiklikleri ile bir belgenin başka kayıtlarla açıklığa kavuşturulabilecek teknik belirsizlikleri ayrı değerlendirilmelidir.
Muhatap İmza Atamıyorsa Tebliğ Mazbatası Nasıl Düzenlenir?
Muhatap okuma yazma bilmediği veya başka bir nedenle imza atamadığı takdirde TK m. 24 ve Uygulama Yönetmeliği m. 37 kapsamındaki özel belgelendirme usulü uygulanır.
Bu durumda kanunda öngörülen parmak basma sırasına uyulması, işlem sırasında gerekli kişinin hazır bulundurulması ve yapılan işlemin mazbatada gösterilmesi gerekir. Muhatabın iki elinin bulunmaması durumunda evrakın kendisine verilmesi ve bu durumun kayda geçirilmesi de özel olarak düzenlenmiştir.
Mazbatada, kullanılan parmağın hangisi olduğu, olağan usulden ayrılma sebebi ve hazır bulunan kişinin kimliği belirtilmelidir. Bu kişi de tutanağı imzalar.
Muhatabın imza atamamasının otomatik olarak tebellüğden kaçınma sayılması doğru değildir. İmza atamama hâlinin nasıl belgelendirileceği, imza yerine parmak basma ve tanık huzurunda tebliğ usulüne göre belirlenir.
Tebliğ Mazbatasının Resmî Belge Niteliği ve İspat Gücü Nedir?
Tebliğ mazbatası, tebliğ memurunun görevini yerine getirirken düzenlediği resmî belgedir. Usulüne uygun düzenlenen mazbatadaki kayıtlar, aksi kanıtlanıncaya kadar esas alınır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 204. maddesi bakımından önemli bir ayrım bulunmaktadır:
- HMK m. 204/1: İlamlar ve düzenleme şeklindeki noter senetleri, sahteliği ispatlanmadıkça kesin delil sayılır.
- HMK m. 204/2: Diğer yetkili memurların görevleri içinde usulüne uygun düzenledikleri belgeler, aksi ispatlanıncaya kadar kesin delil niteliğindedir.
Tebliğ mazbatasının ispat gücü değerlendirilirken ikinci fıkradaki resmî belge rejimi önem taşır. Mazbatadaki maddi tespitlerin aksinin ileri sürülmesi için her durumda ayrı bir sahtecilik davası açılması veya yalnızca aynı kuvvette başka bir resmî belge sunulması zorunlu değildir.
Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 29.03.2023 tarihli, E. 2022/9325, K. 2023/2175 sayılı kararında, tebligat parçasındaki bilgilerin aksinin her türlü delille ispatlanabileceği belirtilmiş; bunun mutlaka eşdeğer resmî belgeyle kanıtlanması gerektiği yönündeki yaklaşım isabetli bulunmamıştır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 29.03.2023 tarihli, E. 2022/1035, K. 2023/272 sayılı kararında da tebliğ tutanağının resmî belge niteliği ve içerdiği kayıtların ispat etkisi ayrıntılı biçimde incelenmiştir. Hukuk Genel Kuruluna göre mazbatadaki kaydın gerçeğe uygun olmadığını iddia eden taraf, kural olarak bu iddiasını ispatlamakla yükümlüdür.
Bu iki sonuç çelişmez: Bir belgenin aksinin her türlü delille ispatlanabilmesi, ispat yükünün kendiliğinden karşı tarafa geçtiği anlamına gelmez. Mahkeme, sunulan delillerin somut uyuşmazlığı aydınlatmaya yeterli olup olmadığını ayrıca değerlendirir.
Şekli Eksiklik ile Maddi Gerçeğe Aykırılık Arasındaki Fark Nedir?
Tebliğ mazbatasına yöneltilen itirazların doğru değerlendirilmesi için üç durum birbirinden ayrılmalıdır.
1. Mazbatadaki şekli eksiklik
Şekli eksiklik, tebligatın usulüne uygun yapıldığını göstermek için gerekli bir bilginin bulunmaması veya kanunun emrettiği işlemin belgelendirilmemesidir.
Örneğin TK m. 21/1’e göre muhtara teslim edilen evrakta, muhatabın neden adreste bulunmadığına ilişkin araştırmanın yapılmaması veya mazbataya geçirilmemesi şekli usulsüzlüğe neden olabilir.
Bu tür uyuşmazlıklarda öncelikle mazbatanın kendisi incelenir. Kanunun aradığı zorunlu işlem belgelenmemişse ilgilinin ayrıca “komşuya gerçekte soru sorulmadığını” ispatlaması gerekmeyebilir. Çünkü sorun, belgenin içerdiği maddi bilginin yanlışlığı değil, gerekli işlemin usulüne uygun şekilde belgelendirilmemiş olmasıdır.
2. Mazbatanın maddi gerçeğe aykırı olması
Bu durumda tutanak biçimsel olarak gerekli bilgileri taşımakta, ancak kaydedilen olayın gerçekte yaşanmadığı iddia edilmektedir.
Örneğin mazbatada evrakın muhataba bizzat teslim edildiği yazılı olmasına rağmen muhatabın tebliğ tarihinde başka bir yerde bulunduğu ileri sürülebilir. Yahut aynı konutta yaşadığı belirtilen kişinin gerçekte o adreste ikamet etmediği savunulabilir.
Böyle bir uyuşmazlıkta tutanağın aksi; somut olayın özelliklerine göre resmî kayıtlar, tanık beyanları, kamera görüntüleri, bilirkişi incelemesi ve diğer hukuka uygun delillerle ispatlanabilir.
Ancak bunların hiçbirinin her olayda tek başına yeterli olduğu söylenemez. Delillerin güvenilirliği, ilgili tarih ve tebliğ işlemiyle bağlantısı mahkemece değerlendirilir.
3. Hukuki değerlendirmeyi değiştirmeyen teknik belirsizlik
Bazen tutanakta okunaksız veya birbiriyle uyumsuz bilgiler bulunabilir. Bu durumda belgenin bütünü, ilgili resmî kayıtlar ve işlemin gerçek niteliği birlikte incelenmelidir.
Ancak tamamlanmamış bir usul işlemi ile açıklığa kavuşturulabilecek bir kayıt belirsizliği aynı şey değildir. Örneğin yapılması zorunlu bir adres araştırmasının hiç belgelenmemesi, yalnızca posta takip sisteminde teslim kaydı bulunduğu gerekçesiyle giderilmiş sayılamaz.
Dolayısıyla “mazbatada hata varsa bütün kayıtlar hükümsüzdür” yaklaşımı da “PTT kayıtlarında teslim göründüğü için mazbata eksiklikleri önemsizdir” yaklaşımı da isabetli değildir.
Tebliğ Mazbatasındaki İmza İnkâr Edilirse İspat Yükü Kimdedir?
Mazbatada tebligatın muhataba bizzat yapıldığı ve imzasının alındığı yazılıysa, imzanın kendisine ait olmadığını ileri süren muhatap kural olarak bu iddiayı ispatlamalıdır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 29.03.2023 tarihli, E. 2022/1035, K. 2023/272 sayılı kararında bu mesele doğrudan değerlendirilmiştir.
Somut olayda ödeme emri tebliğ mazbatasındaki imzanın borçluya ait olmadığı ileri sürülmüş, Adli Tıp Kurumu ve kriminal incelemelerde imzanın borçlunun eli ürünü olup olmadığı hakkında kesin bir kanaate ulaşılamamıştır.
Hukuk Genel Kurulu, imzanın borçluya ait olduğunun belirlenememesi ile imzanın borçluya ait olmadığının ispatlanmasını birbirinden ayırmıştır. Resmî belgede yer alan imzanın kendisine ait olmadığını iddia eden tarafın bunu ispatlayamadığı sonucuna vararak ilgili direnme kararını bozmuştur.
Bu kararın önemli sonucu şudur: Bilirkişinin imzanın aidiyeti hakkında kesin sonuca ulaşamaması, tek başına imza inkârının ispatlandığı anlamına gelmez.
İmza uyuşmazlığının aydınlatılması için kişinin ilgili döneme ait karşılaştırmaya elverişli imza örnekleri, resmî belgeler ve gerektiğinde uzman incelemesi kullanılabilir. Ancak bilirkişi raporu, diğer delillerle ve uygulanacak ispat yükü kurallarıyla birlikte değerlendirilmelidir.
Bu değerlendirme, mazbatanın biçimsel olarak usulüne uygun düzenlenmiş olduğu varsayımına dayanır. Tebliğ memurunun kimliğinin veya diğer asli belgelendirme unsurlarının eksik olduğu bir dosyada, yalnızca muhatabın imzayı inkâr etmesi üzerinden sonuca gitmek yeterli değildir.
Tebliğ Tarihi, Saat veya Tebliğin Konusu Eksikse Ne Olur?
Tebliğ tarihi
TK m. 23/6 uyarınca tebliğin ne zaman yapıldığı mazbatada belirtilmelidir. Tebliğ tarihi, dava ve takip işlemlerinde kanuni sürelerin başlaması bakımından belirleyici olabilir.
Tebliğ tarihinin yazılmamış, okunamayacak durumda bırakılmış veya birbiriyle çelişen biçimde kaydedilmiş olması, tebligatın usulüne uygunluğunu ve sürenin başlangıcını tartışmalı hâle getirebilir.
Bu durumda yalnızca evrakın postaya verildiği tarih esas alınamaz. Tebliğin kanunen hangi tarihte tamamlandığı, uygulanmış olan usule ve güvenilir kayıtlarına göre tespit edilmelidir.
Geçerli tebliğ tarihi belirlendikten sonra kanuni sürelerin başlangıcı ve son gününün hesaplanması ayrı bir değerlendirmeyi gerektirir. Tebliğ günü ile itiraz, istinaf veya başka bir başvuru süresinin ilk günü her zaman aynı değildir.
Tebliğ saati
Uygulama Yönetmeliği m. 35/1-e, tebliğ tarihinin yanında saatinin de yazılmasını öngörür. Bu nedenle saat kaydı gereksiz veya isteğe bağlı bir alan değildir.
Bununla birlikte saat bilgisindeki eksikliğin somut tebliğ işlemine etkisi ayrıca değerlendirilmelidir. Tebliğin günü, yeri ve kime yapıldığı hususlarının sabit olduğu bir olay ile tebliğin gerçekleşip gerçekleşmediğinin dahi anlaşılamadığı olay aynı değildir.
PTT veya UYAP kayıtları maddi bir olgunun açıklığa kavuşturulmasında yardımcı olabilir. Fakat bu kayıtların bulunması, Kanunun emrettiği asli belgelendirme yükümlülüklerini kendiliğinden ortadan kaldırmaz.
Tebliğin konusu
TK m. 23/4, tebliğin konusunun mazbatada yer almasını zorunlu tutar. Muhataba hangi hukuki işlemin bildirildiği anlaşılabilmelidir.
Bir mahkeme kararının, ödeme emrinin veya davetiyenin içeriğinin başka evrakla karıştırılması, özellikle kanun yolu ve itiraz sürelerinde ciddi uyuşmazlıklar doğurabilir.
Ancak tebliğin konusu değerlendirilirken yalnızca mazbatadaki bir kelime değil, evrakın bütünü ve ilgili dosya kayıtları birlikte incelenmelidir. Konunun yeterli biçimde belirlenebilir olup olmadığı somut olay üzerinden değerlendirilir.
Tebliğ Mazbatasındaki Eksiklikler Sonradan Tamamlanabilir mi?
Mazbata, tebliğ sırasında gerçekleşen işlemleri belgelendirmek için düzenlenir. Bu nedenle tebliğ yerinde yapılmayan bir araştırma veya gerçekleşmeyen bir teslim işlemi, sonradan tutanağa yazılmakla geçmişe etkili olarak gerçekleşmiş hâle gelmez.
Bununla birlikte üç ayrı durumun birbirinden ayrılması gerekir:
- Tebliğ sırasında usulüne uygun eklenti: Yönetmelik m. 35/2 uyarınca mazbata alanı yetersizse tebliğ memuru usulüne uygun ek düzenleyebilir.
- Mevcut kaydın açıklığa kavuşturulması: Belgedeki okunaksızlık veya belirsizliğin, güvenilir ve ilgili diğer kayıtlarla açıklanıp açıklanamayacağı somut olayda incelenebilir.
- Yapılmamış işlemin sonradan yapılmış gibi gösterilmesi: Tebliğ sırasında gerçekleşmeyen bir usul işleminin daha sonra düzenlenen açıklamayla geçmişe etkili olarak var sayılması mümkün değildir.
Özellikle tebliğ memurunun adı, soyadı ve imzası gibi zorunlu unsurlar yönünden Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 21.05.2025 tarihli kararı önemlidir. Bu kararda, mahkeme kaleminde gerçekleştirildiği belirtilen tebligatın tebliğ memuruna ilişkin zorunlu kayıtları taşımaması usulsüzlük nedeni olarak değerlendirilmiştir.
Dolayısıyla eksikliklerin tamamlanabilirliği hakkında bütün durumlara uygulanacak tek bir formül kurulamaz. Yapılması gereken, eksikliğin tebliğ işleminin hukuki şartlarına mı, işlemin belgelendirilmesine mi, yoksa mevcut bir kaydın açıklanmasına mı ilişkin olduğunu belirlemektir.
Tebliğ Mazbatasında Birden Fazla Adres Bulunabilir mi?
Hayır. Uygulama Yönetmeliği m. 35/5, tebliğ mazbatasında muhatabın birden fazla adresine yer verilmesini yasaklamaktadır.
Hükme göre mazbatada birden fazla adres bulunması durumunda evrak, tebligatı çıkaran mercie iade edilir.
Bu düzenleme, tebliğin hangi adreste yapılacağının açık olmasını ve tebliğ memurunun adres seçimi konusunda belirsizlikle karşılaşmamasını sağlar.
Örneğin aynı tebliğ mazbatasında hem muhatabın eski adresinin hem de güncel yerleşim yeri adresinin alternatif tebliğ adresleri olarak gösterilmesi uygun değildir. Tebligatı çıkaran merci, uygulanacak hukuki usule göre doğru adresi belirlemelidir.
Bu yasak, tebliğ memurunun araştırma sırasında öğrendiği yeni adresi Yönetmelik m. 30 kapsamında kayıt altına alma yükümlülüğüyle karıştırılmamalıdır. Yeni adresin usulüne uygun kaydedilmesi başka, tebligat çıkarılırken aynı mazbatada birden fazla tebliğ adresi gösterilmesi başkadır.
Elektronik Tebligatta Tebliğ Mazbatasının Yerini Ne Alır?
Ulusal Elektronik Tebligat Sistemi (UETS) üzerinden yapılan tebligatlarda, fiziki tebliğ mazbatasından farklı bir belgelendirme yöntemi uygulanır.
Elektronik Tebligat Yönetmeliği, elektronik tebligat işleminin sistem tarafından oluşturulan delil kayıtlarıyla belgelendirilmesini öngörür. Bu kayıtlar; tebligatın sistem tarafından teslim alınması, muhatabın elektronik tebligat adresine ulaşması, okunması ve usulen tebliğ edilmiş sayılması gibi aşamalara ilişkindir.
TK m. 7/a uyarınca elektronik tebligat, muhatabın elektronik adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılır. Muhatabın elektronik iletiyi daha önce açması, kanunda düzenlenen bu tebliğ tarihini kendiliğinden öne çekmez.
Fiziki tebligatta teslim alanın imzası ve tebliğ memurunun tutanağı önemliyken elektronik tebligatta sistemin oluşturduğu kayıtlar belirleyici hâle gelir.
Bununla birlikte elektronik delil kaydı da hukuki denetim dışında değildir. Elektronik tebligatın usulsüz olduğu iddiasında sistem kayıtlarının bütünlüğü, doğru muhatap ve adres, tebligatın ulaşması ve ilgili teknik işlemler olayın niteliğine göre incelenir.
Hangi Hâllerde Ayrıca Tebliğ Mazbatası Düzenlenmez?
TK m. 23, fiziki tebligatın belgelendirilmesine ilişkin genel kuralı ortaya koymakla birlikte, mevzuatta ayrı mazbata düzenlenmesini gerektirmeyen özel hâller de bulunmaktadır.
Uygulama Yönetmeliği m. 61, aynı Yönetmeliğin 59 ve 60. maddeleri kapsamında gerçekleştirilen tebligatlarda ayrıca tebliğ mazbatası düzenlenmeyeceğini belirtir.
Bunlardan ilki, celse sırasında sıfatları usulüne uygun tespit edilen avukat kâtiplerine veya stajyerlerine sonraki celse gün ve saatinin bildirilmesine ilişkin düzenlemedir. Diğeri, vekille takip edilen davalarda vekillerin birbirlerine makbuz karşılığında tebligat yapabilmesidir.
Bu istisnalar, tebligatın belgelendirilmesi zorunluluğunu tamamen ortadan kaldırmaz. Yalnızca kanunun ve ilgili düzenlemelerin kabul ettiği farklı ispat biçimlerini ifade eder.
Dolayısıyla her tebligatın geçerliliğini yalnızca klasik PTT tebliğ mazbatasının bulunup bulunmamasına bağlamak doğru değildir. Öncelikle yapılan işlemin hangi tebliğ usulüne tabi olduğu belirlenmelidir.
Tebliğ Mazbatası Usulsüzse Hangi Hukuki Yola Başvurulur?
Mazbatada zorunlu bir kaydın eksik olduğu veya tebliğ işleminin gerçeği yansıtmadığı düşünülüyorsa öncelikle tebligatın tam örneği ve ilgili dosya kayıtları incelenmelidir.
Pratik değerlendirme şu sırayla yapılabilir:
- Uygulanan tebliğ yöntemi belirlenir: Doğrudan teslim, muhatap yerine teslim, TK m. 21 kapsamında tebliğ veya başka özel usul.
- Zorunlu kayıtlar incelenir: Tebliğ tarihi, adres, muhatap ve teslim alan kişinin kimliği, sıfatı, imzalar ve gerekli şerhler.
- İleri sürülen sakatlık sınıflandırılır: Şekli eksiklik, maddi gerçeğe aykırılık, imza inkârı veya başka bir hukuki sorun.
- İlgili deliller belirlenir: Tebliğ mazbatası, PTT kayıtları, UYAP kayıtları, resmî belgeler, gerektiğinde tanık veya bilirkişi delilleri.
- Doğru başvuru yolu ve süresi tespit edilir: İcra takibi, hukuk yargılaması, ceza yargılaması veya idari yargı bakımından uygulanacak kurallar ayrı ayrı değerlendirilir.
TK m. 32 gereğince, tebligat usulüne aykırı yapılmış olsa bile muhatap tebliğden haberdar olmuşsa kanunun öngördüğü şartlarla geçerli kabul edilir. Bu durumda muhatabın beyan ettiği öğrenme tarihi, tebliğ tarihi bakımından önem taşır.
Ancak tebliğ işlemindeki her eksikliğin otomatik olarak tebliğ tarihinin değiştirilmesini gerektirdiği söylenemez. Öncelikle gerçekten hukuki sonuç doğuran bir usulsüzlük bulunup bulunmadığı tespit edilmelidir.
Usulsüz tebligatın öğrenmeyle geçerli hâle gelmesi ve tebliğ tarihine etkisi, mazbatadaki şekli eksikliğin tespitinden sonraki ayrı hukuki meseledir.
İcra takiplerinde ise ödeme emri veya diğer takip evrakının usulsüz tebliği bakımından icra mahkemesine şikâyet yolunun şartları ve uygulanacak süreler değerlendirilmelidir. İcra ve İflas Kanunu’nun 16. maddesi ile somut şikâyetin niteliği bu aşamada önem taşır.
Hukuk veya idari yargılamada da tebligatın usulsüzlüğü, ilgili usul kanunlarının öngördüğü başvuru yolları ve süreler çerçevesinde ileri sürülür. Bu nedenle aynı mazbata eksikliğinin bütün yargı kollarında aynı başvuru sonucunu doğurduğu varsayılamaz.
Sık Sorulan Sorular
Tebliğ mazbatası resmî belge midir?
Evet. Tebliğ mazbatası, tebligat işlemini belgeleyen resmî tutanaktır. Usulüne uygun düzenlenmiş mazbatadaki kayıtlar aksi ispatlanıncaya kadar esas alınır.
Tebliğ mazbatasında mutlaka hangi bilgiler bulunmalıdır?
TK m. 23 ve Uygulama Yönetmeliği m. 35 uyarınca tebliği çıkaran merci, talep eden taraf, muhatap, tebliğin konusu, tebliğin yapıldığı kişi, yer, tarih, ilgili özel işlem şerhleri ve gerekli imzalar bulunmalıdır. Yönetmelik ayrıca saat ve teslim alan kişinin sıfatı gibi bilgileri de düzenler.
Tebliğ memurunun adı ve soyadı yazılmamışsa tebligat geçerli midir?
Tebliğ memurunun adı ve soyadı zorunlu kayıtlardandır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 21.05.2025 tarihli, E. 2023/945, K. 2025/334 sayılı kararında bu bilgilerin bulunmaması, somut tebliğ işlemini usulsüz kılan bir eksiklik olarak değerlendirilmiştir.
Tebliğ mazbatasındaki imza bana ait değilse ne yapabilirim?
İmzanın kendinize ait olmadığını ilgili usul çerçevesinde ileri sürebilir ve imza incelemesi dâhil hukuka uygun delillerin değerlendirilmesini talep edebilirsiniz. Mazbata biçimsel olarak usulüne uygunsa imza inkârını ispat yükü kural olarak bu iddiayı ileri süren taraftadır.
Bilirkişi imzanın kime ait olduğunu belirleyemezse tebligat usulsüz sayılır mı?
Tek başına bu nedenle sayılmaz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 29.03.2023 tarihli, E. 2022/1035, K. 2023/272 sayılı kararına göre imzanın aidiyetinin belirlenememesi, imza inkârının ispatlandığı anlamına gelmez.
Mazbatanın aksini ispatlamak için sahtecilik davası açılması zorunlu mudur?
Hayır. Mazbatadaki maddi kayıtların aksinin ispatı için her durumda ayrı bir sahtecilik davası açılması gerekmez. Tebligat işleminin özelliklerine göre ilgili yargısal başvuruda her türlü hukuka uygun delil değerlendirilebilir.
Tebliğ mazbatasında saat yazmıyorsa ne olur?
Uygulama Yönetmeliği m. 35, tebliğ saatinin yazılmasını öngörür. Bu kaydın eksikliği hukuki inceleme gerektirir; sonuç, eksikliğin niteliği ve tebliğ işleminin diğer unsurlarının usulüne uygun belgelenip belgelenmediğine göre belirlenir.
Bir tebliğ mazbatasına iki adres yazılabilir mi?
Hayır. Uygulama Yönetmeliği m. 35/5 uyarınca muhatabın birden fazla adresi aynı mazbatada gösterilemez. Bu durumda mazbata tebligatı çıkaran mercie iade edilir.
Mazbata sonradan düzeltilirse tebligat geçerli olur mu?
Yapılmamış bir işlemin sonradan gerçekleşmiş gibi gösterilmesi mümkün değildir. Ancak tebliğ sırasında usulüne uygun eklenti yapılması ve mevcut bir kaydın başka delillerle açıklığa kavuşturulması farklı durumlardır. Somut eksikliğin niteliği belirleyicidir.
PTT sisteminde teslim edildi yazması tek başına yeterli midir?
Hayır. PTT kayıtları tebligatın durumunun belirlenmesinde önemlidir; ancak kanunun aradığı zorunlu tebliğ işlemlerinin ve bunlara ilişkin belgelendirmenin yerine kendiliğinden geçmez.
Elektronik tebligatta fiziki tebliğ mazbatası bulunur mu?
UETS üzerinden yapılan elektronik tebligatta belgelendirme, sistemin oluşturduğu elektronik delil kayıtlarıyla gerçekleştirilir. Bu nedenle klasik fiziki mazbata ile elektronik delil kaydı aynı belge değildir.
Sonuç
Tebliğ mazbatasının hukuki değeri, tebliğ işleminin usulüne uygun gerçekleştirildiğini ve belgelendirildiğini gösterebilmesinden kaynaklanır. TK m. 23 ve Uygulama Yönetmeliği m. 35’te belirtilen kayıtlar bu nedenle önemlidir. Muhatabın ve teslim alan kişinin kimliği, tebliğ memurunun adı ve imzası, tebliğin konusu, tarihi ve uygulanan özel usule ilişkin şerhler dikkatle incelenmelidir.
Yargıtay içtihatlarında tebliğ mazbatasının resmî belge niteliği kabul edilmekle birlikte, belgenin şekli eksikliği ile maddi içeriğinin gerçeğe aykırı olduğu iddiası birbirinden ayrılmaktadır. Usulüne uygun düzenlenen tutanağın aksi hukuka uygun delillerle ispatlanabilir; buna karşılık kanunun zorunlu tuttuğu bir işlemin hiç belgelenmemesi farklı bir usulsüzlük sorunu doğurur.
Bir tebligatın geçerliliğine ilişkin değerlendirmede belirleyici olan, mazbatada herhangi bir hata bulunup bulunmadığı değil, söz konusu hatanın hangi zorunlu hukuki şartı etkilediği ve bunun tebliğ tarihine veya muhatabın haklarına ne sonuç doğurduğudur. Özellikle kanun yolu ve itiraz süreleri söz konusu olduğunda mazbata, ilgili mevzuat ve somut dosya delilleri birlikte değerlendirilmelidir.
Yazar Avukat Fatih SEFER